KUZEY KAFKASYA'NIN ASKERİ VE SİYASİ TARİHİ




ANASAYFA  |   KAYIT OL  |   SOHBET  |   ÇERKES MÜZİKLERİ  |   ÇERKESBUL  |   SÖZLÜK  |   LİNKLER  |   KİRİL KLAVYE  |   BASINDA ÇERKESLER  |   SİTENE EKLE  |   İLETİŞİM

KUZEY KAFKASYA'NIN ASKERİ VE SİYASİ TARİHİ

KUZEY KAFKASYA'NIN ASKERİ VE SİYASİ TARİHİ

İleti PauKaF » Cum May 28, 2010 8:57 pm

Kuzey Kafkasyanın Askeri ve Siyasi Tarihi I -Özet-

ORTAÇAĞDA K. KAFKASYA


Kuzey Kafkas halklarının oluşum süreci ilk çağın sona erdiği, orta çağın başladığı tarih kabul edilen M.S. 375 yılına kadar aşağı yukarı kabaca tamamlanmıştır. Farklı kökenlerden gelip farklı isimler taşıyan topluluklar, yaşamın dayattığı, ortaklaşa üretim, trampe ederek tüketim, barınma ve dayanışarak korunma… süreçleri esnasında oluşturdukları ortak kültür etrafında sosyalleşerek bir konsolidasyona uğramıştır.

Bu tarihe kadar doğudan batıya ari ırktan göçler gerçekleşmişken; bu tarihten sonra yaklaşık 12. asra kadar sürecek olan Turani ırkların göç dalgası başlamıştır. Bu dalga Avrupa’daki gelişmelere doğrudan tesir etmiş, bu göçmenlerin bir kısmı da Kuzey Kafkasya’ya girmiş ve yerleşmiştir.

Bu yüzyılda Kafkas kavimleri olan Kemirguay, Kabardey, Şapsığ, Natukhay, Jane, Abzakh, Bjeduğ, Ubıh ve Abazaların ataları olan ilk kabileler, Azak Denizi’nin üst kısımları, doğusu ve Karadeniz boyunca aşağı doğru İngur nehrine kadar; içeride de Kuban Nehri ve daha doğuda Terek boylarına kadar olan bölgelere yayılmışlardı.

4. yy’da Kemirguay Prensi Lavristen’in, Bizans İmparatoru ile kurduğu samimiyetin bir sonucu olarak Hristiyanlığı ve Bizans kültürünü Kafkasya’ya getirmesi not edilmesi gereken bir tarihtir.

HUNLARLARLA TEMAS
M.Ö.375 tarihinde Kafkasya sınırlarına dayanan Hunlar, Don ve Volga Nehri’nin aşağılarına inerek Sarmatlar’ı kendine tabi kıldı.

M.Ö. 1. yy’da güneyden Hazar Denizi boyunca Kuzey Kafkasya’ya geçmiş olan Fars kökenli Alan unsurları da yenen Hunlar, esir aldıklarını kendi ordusuna katarak Avrupa içlerine kadar götürürken; bir kısmını da tekrar güneye doğru göç etmek zorunda bıraktı. Alanların Kuzey Kafkasya’da kalabilen bakiyeleri günümüzdeki Asetinler’in atalarıdır.
Hunların Kafkasya’da bundan başka bir aktiviteleri olmadı.

AVARLARLA TEMAS
Yine batıya giden Moğol kökenli Avarlar, 565 senesinde Volga nehrini geçerek bölgede hakimiyeti olan Bizans İmparatoru Jüstinyen’den toprak ve vergi istedi. Bölgede kalan Hun bakiyelerini yenip esir ettiklerini de Avar ordusuna dahil ettiler. Avarlar, Volga’dan Macaristan’a kadar olan bölgede büyük bir imparatorluk kurdu.
Avarlar, Kafkasya’da Azak Deniz çevresindeki Kemirguaylara baskı yaparak Taman Yarımadası ve Anapa çevresine çekilmeye mecbur bıraktı. Daha sonra da Abın nehrine kadar sürdü. Burada Prens Yınal komutasındaki Kabartay güçleri ile birleşen Kemirguay güçleri önce yenildilerse de, daha sonra Avar Hanı Bakan’ı burada ağır bir yenilgiye uğrattılar. Bu zaferle şöhreti artan Prens Yınal bu sayede bütün batı Kafkasya’yı kapsayan bir merkezi yönetim tesis etti.

HAZARLARLA TEMAS
8. yy’da Güneyden Derbent Geçidi üzerinden Kuzey Kafkasya’ya gelen Hazarlar yönetim merkezlerini Terek Nehri ağzında kurdu. Buradan, kuzeydeki ve güneydeki güçlerle pek çok çatışmalara giren Hazarlar, ilk zamanlar K. Kafkasya halkları ile dayanışma içinde bulundu. Peşi sıra Avarları ortadan kaldırıp, Azak denizinin doğusundan aşağıya doğru ilerleyerek Kuzey Kafkasya halklarına hükümranlıklarını kabul ettirmeye çalıştı.
957 tarihinde Kuban Nehri’nin kuzeyinde Adigeler’le Hazarlar arasında meydana gelen savaşta Adıgeler başarı kazanmışsa da, Prens Aliğyiko Kanşaka esir düştü. Bir müddet sonra Adigeler Rus Devleti ile yaptıkları ittifak sonrası Azof kalesine saldırıp Hazarları yenilgiye uğratarak Aliğyiko’yı da kurtardı.
Hazar Devleti, Peçeneklerin ve Rusların saldırıları sonucu 11. asırda sona ererken, Kafkasya için bu sefer Rus tehlikesi baş göstermeye başladı.

CENGİZ ORDULARI VE KAFKASYA MÜTTEFİK KUVVETLERİ
Bütün doğuyu işgal eden Moğol Hanı Cengiz Han’ın Cebe ve Sabutay komutasındaki bir kısım kuvvetleri 1222’de Güney Kafkasya’ya girdi. Bölgeyi yakıp yıktıktan sonra Kafkas Dağları’nın kuzeyine geçtiler.
Bu tarihte Kuzey Kafkasya’da henüz bir birlik görülmüyordu. Cengiz Han tehlikesinin ortaya çıkmasından sonra Kabartay Pşıları Apşokua ve Kadrışava’nın gayretiyle Adige, Çeçen, Asetin, Dağıstanlı ve Kıpçaklardan oluşan bir ordu oluşturuldu. Halk, Cengiz ordularının zulmünden korunmak için dağlara çıktı. Bilahare iki ordu Mezdog bölgesinde karşılaştı. Müttefik Kuzey Kafkasya kuvvetleri Cebe ve Sabutay kuvvetlerini yenilgiye uğrattı. Bunun üzerine Moğollar bir kısım ganimetler vererek Kıpçakları ittifaktan koparıp kendi saflarına geçirdi. Moğollar bu yeni destekle üzerine saldırdıkları Kuzey Kafkasya müttefik kuvvetlerini yenilgiye uğrattı. Pşı Abşuoka, Pşı Kadrışava, Pşı Kelemet gibi komutanlar öldürüldü. Baksan civarına çekilen ordunun son bakiyeleri Pşı Glakhiten komutasında kalmıştı. Cengiz orduları zafer sarhoşluğu yaşarken, Kuban bölgesinde bulunan Pşı Şevloh komutasındaki diğer ordu imdada yetişip, kalan müttefik askerlerini de yanına alarak düşmana ani bir baskın yaptı. Müttefik kuvvetleri gafil avlanan düşman ordusunu kırıp geçirdi ve Kafkasya’yı terke mecbur etti. Cebe ve Sabutay ise Güney Rusya’da kısa bir süre oyalandıktan sonra 1223’te Volga nehrini geçerek Asya’ya geri döndü.
Cengiz Orduları 1226 da Batu komutasında Volga nehrini geçerek geri geldi ve Güney Rusya’ya girerek Karpatlara kadar olan bölgeyi ele geçirdi. Volga nehri kenarında Saray’ı merkez alarak ve bölgedeki Türk unsurları da içine katarak Altınordu Devleti’ni kurdu. Ardından bölgedeki Rus Hanlıklarını kontrolüne aldı.
1277’de Altınordu Hanı Mengühan, beraberinde Rus kinyazları da olduğu halde Kafkasya’ya taarruz etti ve kanlı çatışmalar sonrasında Terek çevresine hakim oldu.

TİMURLENK ORDULARI
1388’de Asyadan gelip Hazar Denizi kuzeyinden Altınordu devleti üzerine yürüyen Timur, Altınordu Hanı Toktamış’ı mağlup etti.
Timur 1396’da bu sefer de güneyden gelerek bir kez daha Altınordu üzerine yürüdü. Altınordu Devleti Kafkasyalılarla ittifak yaparak, Timur ordularını Tetertop civarında karşıladı. Bu çatışmalarda Kafkasyalılar telafisi zor yaralar almıştır.
Bu çatışmaların ardından Kuzeye yürüyen Timur İkinci defa Altınordu devletini ağır bir yenilgiye uğrattı. Altınordu Astrahan’a çekilirken, Kırım ve Kazan Hanlıkları istiklallerini ilan etti.
Bu fırsattan istifade eden Kafkasyalılar Altınordu’nun işgal ettiği Terek Havzasını geri aldı.
Timur da Kafkasya’da fazla durmayarak seferlerine devam etti.

RUSLAR TARİH SAHNESİNDE
Orta Asya’dan başlayan kavimler göçü hep Hazar’ın ve Karadeniz’in kuzeyinden Avrupa’ya doğru olmuştur. Göçmenler bu güzergahta önlerine çıkan kavimleri yararak kuzeye ve güneye doğru yayarken, bir kısmını da içlerine alarak Avrupa’ya doğru sürüklüyordu. Bu geçişler esnasında Slav kavimleri de aynı şekilde üç yöne dağıldı.
864’de Kuzey Slavları Novgorot merkez olmak üzere devletleştiler. Devlet Merkezi 905’te Kiyef’e taşındı. Bu tarihten sonra Güney’e yönelerek Bizansa ve Hazar Denizi üzerinden Bakü çevresine akınlar yaptı (943).
954-973 yılları arasında Tumatarakan(Taman) yarımadasına girip burada Adigelerle savaştılar.
Kiyef’in ayakaltı konumu, Rusları daha aşağılara inmeye sevk ediyordu. Güneydeki Ruslar Volga nehri başını kendilerine merkez yaptı. Böylece Dinyeper bölgesinde Kiyef Prensliği; Volga havzasında Suzdal Prensliği isminde iki yönetim merkezi vücuda geldi. Bu iki Prensliğin çatışmalarının ardından 1169’da Kiyef tasfiye olurken, hakimiyet Volga’ya kaydı.
1147 tarihinde Moskova kurulmuştu. Kısa sürede prensliğe dönüşen Moskova gücünü artırdı ve 1341’de diğer Rus prenslikleri üzerinde de hakimiyet kurdu.
1452-1505 yılları arasında yaşayan III. İvan ayrı olan bu prenslikleri birleştirerek Büyük Rusya’ya hitap eden ilk imparator oldu. III. İvan Rusları, bir taraftan Timur’un dağıttığı Altınordu tabiiyetinden çıkarırken, diğer taraftan Kazan Hanlığını kontrolü altına aldı ve Kırımla ittifak anlaşması imzaladı.
IV. İvan (Grozni) zamanında (1533-1584) ise 1552’de Kazan, 1556’da Astrahan ortadan kaldırıldı. Böylece Kuzey Kafkasya, Kuzeyde Rus Çarlığıyla, K.Batıda ise Kırım Hanlığıyla yüz yüze kalmış oldu.


RUSLARLA İLK TEMAS
Kafkasya ile ilk fiili teması kuran İvan Grozni, Prens Temirko’nun kızı Pranses Mari ile evlenerek akrabalık tesis etti. Bunun üzerine 1567’de taraflar arasında yardım esasına dayanan bir dostluk anlaşması imzalandı. Kafkasyalıları bu dostluğa mecbur eden etken, Kırımlıların Kafkasya’ya karşı olan saldırgan tutumuydu. Bu ilişkinin bir sonucu olarak Slav Kazakları gruplar halinde Kafkasya’ya yerleşmeye başladı. Terek bölgesindeki Tarki’de, Rusya, İran ve Kafkasya arasında kullanılan bir ticaret bölgesi oluşturuldu. İzlediği siyasetle Kafkasya’yı Rus girdabına çeken İvan Grozni 1587’de ölünce, varisleri arasında taht kavgası başladı. Kavgayı kazanan Romanov hanedanı 1615 yılında devleti kontrol altına aldı.

TARKİ MUHAREBESİ
Bir müddet sonra Ruslar, İvan Grozni’nin sağlığında karşılıklı anlaşma ile bir ticaret merkezi haline getirilen Tarki’ye sahip çıkmak için Hazar Denizi kıyısına asker gönderdi. Bu oldubittiden rahatsız olan Kafkasyalılar Rusları bölgeden uzaklaştırma kararı aldı. Dağıstan ve Kabartay kuvvetlerinin iştirak ettiği 1595 tarihindeki baskında, Tarki’deki Rus kuvvetleri tamamen imha edildi.
Ardından Rus Çarı Boris Godunof’un, Gürcistan’ın talebi üzerine gönderdiği askeri birlikler de Dağıstan’dan geçerken gerçekleştirilen ani bir saldırı ile dağlıların kılıçları altında yok oldu.

ŞETKALE VE TEREK SAVAŞLARI
1604 te Ruslar iki koldan taarruza geçti: Doğuda Kizlar istikametine; batıda Şetkale (Stavropol) istikametine...
Doğudaki güçler Terek’in güneyinde Dağıstan kuvvetlerince karşılanıp durduruldu. Kabartay kuvvetlerince de kuzeyden çevrilen Rusların tamamı imha edildi.
Rus ordusunun batıya inen kolu da Şetkale’nin doğusunda Kuban kuvvetlerince durdurulunca, Rusların istila girişimi başarısızlıkla sonuçlanmış oldu.
Bu tarihten sonra kendi iç meseleleriyle uğraşa giren Ruslarla Kafkasyalılar arasında uzun süre savaş olmamıştır. Sadece, Kafkasya bölgesine yerleşmeye çalışan Kazaklarla alt düzeyde küçük çatışmalar olmuştur.

İSTİKRARIN MİMARI BİLGE: KAZANUKO JEBAĞI
Bu dönemde Kabartay bölgesinde fikirleriyle toplumu etkileyen Kazanuko Jabağı isminde bir bilge kişi tezahür etti. Ruslarca Kafkasya’nın Solon’u olarak tanımlanan Jabağı Kafkasyalılar arasında yasa hükmünde olan şhabze’yi yeniledi. Bununla birlikte bir de ideal bir devlet reisi yetiştirdi: Kaytoka Aslan Beg.
Aslan Beg daha 22 yaşında iken bir devlet adamında olması gereken bütün üstün vasıflarla donanmıştı. Nihayet günü geldiğinde milleti toplayan Jabağı, Aslan Beg’i devlet başkanlığına seçtirdi. Aslan Beg ilk olarak “İki deniz arasında bir devlet olur dedi” ve bu paralelde çalışmalarına başladı. Bu dönemde Kafkasya’yı kuvvetli ve birlik içinde gören 1. Petro, 1707’de Arslan Beg ile saldırmazlık anlaşması imzaladı.
Jabağı çok yaşamadı 1722’de öldü. Arslan Beg de Jabağı’nın ortaya koyduğu esaslar çerçevesinde çalışarak, özellikle Dağıstan hanlarının Ruslarla irtibat kurmaması için ülkenin diğer bölümleriyle bağlarını artıracak çalışmalar yaptı.
Ancak beş yıl sonra Arslan Beg de vefat edince birlik sarsıldı.

BU DÖNEMDE DAĞISTAN’DA DURUM
Bu dönemlerde Doğuda ve Dağıstan’da Arapların kurduğu beylikler vardı. O zamanki valiler ve reisler memlekette bir çeşit aristokrat sınıfı teşkil ediyordu. Bunların soyca Arap olanları da bulunuyordu, fakat yerli halk arasında artık erimişlerdi. Gerek batıda ve gerek doğuda hakim olan anarşik, baskıcı rejim hiç olmazsa iyi organize edilebilmiş olsaydı...
Doğudaki baskı daha açıktı, her tarafta genel bir kanun halini almış olan ”örf ve adetle” iş görülüyordu. Dağıstan’daki küçük hanlıkların her biri doğu despotizminin bir örneği idi. Dağıstan’ın yayla ve ova kısmına Tarko Şamhalı hakim bulunuyordu. Dağlarda ise pek çok köy ve kasaba bağımsızlıklarını muhafaza ediyor, eskiden beri tabi oldukları demokratik bir idare altında yaşıyorlardı. Bütün otorite ihtiyar meclislerine aitti, bunları birleştirecek bir lider ise henüz çıkmamıştı. Çünkü tehlike birleşmeye mecbur edecek kadar büyümemişti.

PETRO’NUN FAALİYETLERİ
Ruslar 1699 Karlofça anlaşmasıyla Azak Denizi’ni ele geçirerek Kafkasya’nın kuzeyine yerleşti. Bununla yetinmeyip Azak Denizi’nin doğusundan aşağıya sarkarak Kuban’a doğru yürüdü. Can nehri kenarında savunma hattı kuran Kırım-Kafkas kuvvetleri Rusları yendiyse de, Azak Kalesi’nden atamadı. Ruslar ancak 1711’de Prut yenilgisinin ardından Azak Kalesi’nden çıkartılabildi.
27 Temmuz 1722’de Rus kuvvetleri, bugünkü adı Mahaçkale olan Agrahan’ı işgal etti. Şamhal Adil Giray teslim oldu. 27 Temmuz’da da Derbent işgal edildi.
Şirvan üzerine yürüdüklerinde Osmanlı kuvvetleri yardıma gelince Ruslar Bakü’de durmak zorunda kaldı. 1724 yılında Osmanlı ve Ruslar arasında yapılan anlaşma ile Şirvan memleketinin Bakü dahil yukarıdaki bütün toprakları Ruslara verildi.
Çar Petro 1725’de öldü. Dağıstanlılar Rusları kuzeyden sararak Rusya’yla irtibatını kesti. Nadir Şah da Osmanlı ile ittifak yapınca zor durumda kalan Ruslar işgal ettikleri yerleri boşaltarak 1735 yılında geri çekilmek zorunda kaldı.

KIRIM VE İRAN SALDIRILARI
Şirvan Hanının isteği üzerine, Kırım Han’ı, Kafkasya’nın step bölgelerinde yerleşik Kazak ve Rus askerlerini temizlemek için kendi başına bir operasyona başladı. Bunun üzerine Nadirşah da Şirvan üzerine saldırdı. Şah, Osmanlı- Şirvan ve Kırımlılardan oluşan müttefik kuvvetlerini mağlup ederek Şirvan topraklarını eline geçirdi. Şah, Dağıstan’a çekilen Şirvan Şahı Surhay Han’ın peşine düşerek takip etti. Dağıstanlıların korumasına giren Şirvanlılar ve Kırımlılar, Kuzey Batı istikametinde geri çekilmeye başladı. Fakat geri çekilme esnasında Kırımlılar sebepsiz yere Çeçenlerin üzerine saldırdı. Çeçenlerin de karşılık vermesi üzerine büyüyen savaşta Kırımlılar tam bir hezimete uğradı.

ORTA KAFKASYA’YA RUS SALDIRILARI (1737)
Petro’nun yerine geçen Anna İvanova 1737’de komutanı Prens Hamburski’yi Kizlar’a gönderdi. Orta Kafkasya’dan yol almaya çalışan Hamburski, Çeçen ve Kabartaylar’ın karşı taarruzuyla ciddi bir yenilgiye uğratıldı.

GÜNEYDEN İRAN SALDIRILARI (1742)
Osmanlı-Rus anlaşmasıyla Şirvan Hanlığı’na ait Bakü, Derbent ve Hazar kıyısının Ruslara bırakılmasını Nadir Şah kendisi için tehdit olarak gördü. 1742’de Nadir Şah Şirvan ülkesinin kendisine bırakılmasını istedi. Kabul edilmeyince de süratle hareket ederek Derbent, Gazikumuk ve Çohu’yu ele geçirdi, Surhay Han’ı esir etti. Bunun üzerine Kuban bölgesi haricindeki Kafkas kuvvetleri toplanarak karşı taarruza geçti ve Nadir Şahı büyük bir yenilgiye uğrattı.
Bu dönem sonunda Kafkasyalılar düşmana kendilerini göstermişti. Bu arada Batı Kafkasya’da büyük bir kitle İslam dinine girmişti. Böylece Ruslarla bir de din farkı oluşmuştu. Ruslar Azak denizinin kuzeyinden Tarki’ye uzanan hattı kontrollerine alarak, Kafkasya’nın kuzeyini tamamen kontrolleri altında tutar olmuştu.
1794 Belgrad muahedesiyle Ruslar Kırım’ı tahliye ile Azak Kalesi’ni askerden arındırmış, Kafkasya’nın istiklalini de tanımıştı.

BÖLGEYE KOZAK İSKANI
Haziran 1762’de tahta II. Katerina çıktı. İlk evvel Dinyeper kıyısındaki büyük miktardaki Zaparoj Kozakları Kafkasya bölgesine iskan edildi. Mezdog’a kadar olan bölge 6 kale ile takviye edildi. Büyük Katerina’nın başa gelmesinden sonra 1763 yılında patlayan savaş bütün Terek Havzasında 14 sene devam etti. Hükümet merkezi Kizlar’dan kalktı, Terek Kozakları bu nehrin aşağısındaki eski yurtlarına döndüler. 450 Kazak ailesi Sulak nehrinin üzerine yerleştirildi. Kabardey’in ikinci derecedeki reislerinden Kutçakin Ortodoks olmuştu. Mezdog’da bir istihkam yapıldı. Bu kale Kutçakin’in emrindeki 50 ailenin muhafazasına verildi. Kalede bir Ortodoks kilisesi de vardı ve çok kuvvetli bir ileri karakol vazifesi görecekti. Aynı zamanda Asetin kabileleri arasına Hıristiyanlığı yaymak için misyonerler gönderildi.
Ruslar Mezdog bölgesine yerleşmekle Kafkasya’nın doğusuyla batısını birbirinden ayırmış oluyorlardı.

KÜÇÜK KAYNARCA ANLAŞMASI
1769’da Osmanlı Rus harbi başladı. 1774’de Osmanlılar Tsemez’e asker çıkarttıysa da yenildi. Ruslar Taman yarımadasını ve Tsemez’i işgal etti. Bu gelişmelerden sonra Çeçen ve Kabartaylardan oluşan Kafkas kuvvetleri Kizlar ve Mezdog bölgesine; Kuban bölgesindeki Adige kuvvetleri de Taman Yarımadası’ndaki Rus kuvvetlerine saldırıya başladı. Bu saldırılar netice verdi ve Rus kuvvetleri Don mıntıkasına çekilmek zorunda kaldı.
Fakat, Ruslarla-Osmanlılar arasında imzalanan Küçük Kaynarca anlaşmasında, anlaşma maddesinin öznesi olan Kafkasyalılar muhatap bile alınmadan haklarında kararlar alındı. Buna göre, Osmanlı Belgrad anlaşmasıyla tanıdığı Kafkasya’nın istiklalini artık tanımaktan vazgeçiyor, Kafkasya’nın batı kısımlarını Rusya’ya bırakıyor ve Azak Denizi’nin Rusya’nın malı olmasını kabul ediyordu.
Ruslar harbin son bulmasının ardından topladıkları kuvvetlerle tekrar saldırıya geçti ve Taman yarımadası ile Kizlar mevkiini 1776 yılında tekrar ele geçirdi.
Aynı yıl İmparator Naibi olarak Kafkasya’ya atanan General Potemkin, Kırım ve Gürcistan’ı Rusya’ya bağladı. Terek ve Kuban mevkiinde yeni cepheler oluşturdu. Böylece Kafkasya’nın kuzeyinde tam bir kuşatma oluşturulmuş oldu. Ayrıca Leçi Kazakları
Kuban cephesinde istihdam edilmeye başlandı.
1779’da Batı Kafkasya’da 14 bin kişilik atlı kuvvet hazırlayan Kafkasyalılar Kuban bölgesindeki Rus askerlerine ani bir saldırı düzenledi. İki gün içinde ciddi zafer kazanarak işgal edilen yerler ele geçirdi ise de Terek cephesinden gelen Rus kuvvetleri durumu tersine çevirdi.
Bu taarruzlarla Kafkasyalılar, Kaynarca antlaşmasının fiili bir kıymeti olmadığını ve mücadeleye devamda kararlı olduklarını göstermiş oldu.

FERAH ALİ PAŞA’NIN GELİŞİ
Kırım’ı kaybeden Osmanlı Devleti Ruslara ikram ettiği Kafkasya’ya yardım etmek zorunda olduğunu anlamıştı. Kafkasya’da iki zümre teşkil etmişti: Natukay Prensi Zanıko Muhammed Geri’in yanında yer alan grup Osmanlının yardımını isterken; Kalabatukolarla birlikte olan grup ise Rusların şiddetini celb edeceği gerekçesiyle buna karşı çıkıyordu. Zanıko Muhammed Geri, Bab-ı Ali ile bir ahitname imzalamış ve bunun ardından 1779’da Ferah Ali Paşa heyeti Kafkasya’ya gönderilmişti. Ferah Ali Paşa bir üs vazifesi görecek Anapa Kalesi’ni imar ile Soğucak ve Tsemez yerleşim birimlerini oluşturdu. Tarikat mensubu olan Ferah Ali Paşa bölgenin İslamlaşmasına da önemli katkılarda bulundu.

KIRIM’IN İLHAKI
1783’de Potemkin Kırım’ı, Taman Yarımadası’nı ve Kuban’ın kuzey bölgesini işgal ve ilhak etti. Bu durumu bir beyanname ile ilan edilen bu emr-i vaki Osmanlılar tarafından zaruri olarak kabul ve tasdik edildi.
Taman’ın alınmasıyla Kerç boğazı tamamen kotrol altına alınırken, Kırım’ın alınmasıyla Kafkasya denizden de tehdit altına girmiş oluyordu.

GÜRCİSTAN’IN RUS HİMAYESİNE GİRMESİ
Hıristiyan bir ülke olan Gürcistan, Osmanlı ve İran Devletlerinin mücadele alanı olmuştu. Rusya bu durumdan istifade ederek bu ülkeye yakınlaştı. Gürcistan Kralı II. İrakli Haziran 1783’te Rusya’dan himaye istedi. Gürcistan’ın bu talebi derhal yerine getirildi.
Gürcistan’ın ele geçirilmesiyle Kafkasya Güneyden de çevrilmiş oluyordu.
Rusların Kafkasyalılara, Gürcistan’la bağlantı kurmak için yol yapmalarına izin verilmesi teklifi, toplanan Milli Meclisce reddedildi. Rusların birliği bozmak için Çerkes beylerini ayartma girişimi de sonuçsuz kaldı.

RUS TAARRUZLARI
Ruslar 1783 yılı ilkbaharında büyük kuvvetlerle taarruza başladı. Hedeflerinde Orta Kafkasya vardı. Maksatları Kafkasya’nın doğusu ile batısını birbirinden ayırmaktı. General Slotilof komutasındaki kuvvetler Çeçen mıntıkasının batı kısımlarını; Potemkin ise Kabartay bölgesini baskı altında tutuyordu. Çeçenler Terek bölgesini tahliye edip Sunja bölgesine çekildi. Dağıstanlılar ise Güney cephesini açmak üzere Gürcistan’a taarruz etmiş, Alazan bölgesini ele geçirmişti.

MÜRİDİZM
Rus baskıları artınca birlik fikirleri de kuvvetlenmeye başladı. Bu çalışmanın başını da tarikatler çekiyor, direniş ruhunu ateşleyerek canlı tutuyordu. Kafkasya’daki tarikatler sadece zikr ve murakabe ile meşgul tarikatlere benzemiyordu. Doğrudan mücadele tarikatlarıydı. Şeyh komutan, müridler de savaşçı grubu vaziyetindeydi. Halkı doğrudan mücadeleye sevk ve teşvik ediyordu. Bu dini heyecan, bu tarihe kadar tam teessüs edememiş olan siyasi birlik için de çok müsait bir zemin teşkil ediyordu. Bunun için biraz zamana ihtiyaç vardı fakat düşman bu zaman ve fırsatı hiçbir zaman vermedi.
Tarikatlar Çeçenistan’da çabuk kökleşirken Dağıstan’da böyle olmadı. Dağıstan’da hanlık otoriteleri vardı. Tarikat yapılanması ise bu hanlık otoritesini zayıflattığı için hanlar karşı çıkıyordu. Bu yüzden hanlar ile mücadele etmek gerekiyordu. Çeçenistan’da ise bu gibi otoritelerin olamasının bir neticesidir ki dini ve milli bir kahraman zuhur etti. Hatip ve mütefekkir bir vatansever olan Şeyh Mansur halkın başına geçerek mücadele meydanına indi.

İMAM ŞEYH MANSUR
Ruslar Kafkasyalıların hazırlanmakta olduklarını anlamışlardı. 1785’de doğuda bir süvari alayı ile topçu müfrezesini ileri sürdüler. Rus kuvvetleri Aldi Köyü’ne kadar indi. Burada Kabartay kuvvetleri sağdan, Çeçen kuvvetleri ise soldan ve arkadan hücum ederek Rus birliğini son neferine kadar imha edip 6 adet topa el koydu.
İmam Mansur Rusların şaşkınlığını fırsat bilerek 15 bin kişilik Kafkas kuvvetleriyle bu sefer Terek cephesinden taarruza geçti. Bu taarruza mukavemet edemeyen Ruslar Maniç Gölü’nün arkasına kadar çekildi. Kizlar ve Mezdog hattı da Kafkas kuvvetlerinin eline geçti.
Bu yenilgilere cevap vermek isteyen Ruslar 30 Ekim 1785’de General Tükelli komutasındaki kuvvetlerle Mezdog yönüne taarruza geçti. Mansur’un kumandasında Kafkas kuvvetleriyle Tetertop mevkiinde çok kanlı bir savaş başladı. Avar ve Çeçenler büyük zayiat verdi. Bu arada Ruslar ayrı bir koldan daha Çeçenistan’a sarkmaya başlamışlardı. Gerek fazla zayiat vermeleri, gerekse de sarkan Rus kuvvetlerini karşılamak niyetiyle Kafkasyalılar yavaş yavaş savaş meydanını terk ederek çekilmeğe mecbur kaldı.
Ruslar Mezdog mıntıkasını ele geçirmeye muvaffak oldu fakat Çeçenistan’a ve Daryal geçidine ulaşmayı başaramadı. Bu arada Kabartaylar Ruslarla barış yaptı.
İmam Mansur önce Anapa’ya, sonra Karadeniz sahilindeki Çerkesler arasına çekildi. Kuban kıyılarından kuzeye saldırılarını hiç ara vermeden buradan sürdürdü.
Mezdog’un işgali ciddi bir tehdit oluşturuyordu. Osmanlılar ile Ruslar arasında da gerginlik artıyordu. Bunu gören Kafkasyalılar düşmana fırsat vermemek için erken saldırı kararı aldı. Düzenlenen harekatla Ruslar, Kabartayda Aleksandrovski ve Novosirtava mevkileri, Kuban bölgesinde de Meya Nehri gerisine atıldı. Bu saldırılarla düşman Karadeniz kıyılarından uzaklaştırılmış oluyordu.
1786’da cereyan eden muharebeler neticesinde Ruslar olumsuz bir pozisyona düştü. Ruslar karşısındaki Osmanlı-Kafkas cephesini, özellikle Kuban bölgesini kendisi için ciddi bir tehdit olarak görüyordu. 18. asrın sonuna kadar Kafkas-Rus mücadeleleri bu mıntıkada cereyan etti. 1787’de Ruslar büyük bir taarruza karar verdi ve 3 koldan Kuban’a saldırdı. Jilehoy’da büyük bir meydan savaşı oldu. Rusların Rebinder ve Palakin tarafından yönetilen kolları yenilerek geri çekilmeye mecbur edildi. Fakat General Radyef’in kuvvetlerinin yetişmesiyle denge Ruslar lehine dönmeye başladı. Ağır zayiat veren Kafkasyalılar 20 km batıya çekilerek yeni bir cephe oluşturdu, fakat ağır zayiat vermiş olan Rus kuvvetleri de bu yeni cepheye saldırmaya cesaret edemedi. Birkaç yıl sonra 10 bin kişilik taze kuvvetle takviye edilen Rus birlikleri 22/Eylül/1789’da taarruza geçti. Kanlı bir savaşın ardından Kafkas kuvvetleri Anapa istikametine çekilirken; Ruslar da aldıkları ağır zayiat sonrasında takibi bırakmış olsa da, Kafkasya’nın içlerine kadar girmiş oldu.
Bu olayın peşinden Anapa kalesine yaptıkları taarruzlarda başarılı olamayan Albay Tükelli komutasındaki Rus kuvvetleri büyük bir zayiat vererek geri çekilmek zorunda kaldı.
Ruslar 1789’da Bibekof komutasında bir kez daha taarruza geçtiyse de başarılı olamamış, savaşçıların bir kısmı ölmüş, bir kısmı esir alınmış, bir kısmı da komutanlarına isyan ederek perişan halde kaçıp gitmiştir.

BATTAL PAŞA’NIN İHANETİ
Kafkasyalılar, Osmanlıdan istediği desteği bir türlü alamıyordu. Dağlılara pek çok vaade bulunuluyor fakat bir şey yapılmıyordu. Nitekim Ferah Ali Paşa’nın ayrılmasından sonra yerine tayin olunan Battal Hüseyin Paşa Trabzon’da oyalanıyor, vazifesinin başına gitmekte gecikiyordu. 1789 senesi gelmiş ve henüz tahta çıkmış olan III. Selim hemen vazifesi başına gitmezse Battal Paşa’yı idam edeceğini bildirdi. Bunun üzerine Battal Paşa birkaç yüz kişi ve 2000 ücretli askerle Tsemez’den karaya çıkıp Anapa’ya girdi.
Bu sırada Bibekof’un kaleye yaptığı kuşatma, içerdekilerin mukavemeti ve dışarıda Kafkasyalıların yaptıkları saldırılarla bozguna uğratıldı. Bu başarı Kafkasya’da büyük bir sevince sebep oldu.
Anapa’da önemli bir kuvvet toplanmıştı. Fakat Battal Paşa adı gibi pek battal bir adamdı, bir türlü harekete geçmiyordu.
1790’da Kaptanı Derya Amiral Gazi Hasan Paşa yüzden fazla gemiyle Anapa önüne gelince ve beraber getirdiği Mahmud Haseki’nin “hemen hareket etmediği takdirde Battal Paşayı idama görevli” olduğunu duyunca yola çıktı. . Kafkasya’nın doğu bölgesinde Terek kenarındaki Gumkale hedef seçilmişti. Yola çıkıldı, 12 saatlik yol 63 saatte gidildi. Battal Paşa Kuban nehrini geçince birliği durdurdu ve işte padişahın emri yerine geldi diyerek ileriye gitmeyeceğini söyledi. Halbuki doğuda dağlara çadır kurmuş binlerce dağlı onun birliklerini bekliyordu. Şeyh Mansur da aynı şekilde bölgede hazırlanmış Battal Paşa’yı bekliyordu. Fakat Battal Paşa hazineyide yanına alarak aniden Ruslara sığındı. Ordu başsız kaldı. Çerkesler başsız kalan Türkleri himaye etti. Rus saldırılarında epey zayiata uğransa da Anapa Kalesi’ne geri dönüldü.
O kadar emekle ve hayalle hazırlanan askeri harekat Battal Paşa’nın ihanetine kurban gitmişti.
Bu olay sonrası Kafkasyalıların Osmanlıdan ümidi iyice kesildi.

ANAPA MUHAREBESİ
Kalenin yeni muhafızı Sarı Abdullah Paşa da önceki gibi Trabzondan ayrılıp görevinin başına gelmiyordu. 1791 Temmuzunda Ruslar Anapa’ya taarruz başlattı. İmam Mansur ve savaşçıları da kaledeydi. Kanlı bir savaş oldu. 14 gün 14 gece süren savaşta Ruslar 93 subay ve 4 bin askerini yitirirken, Kafkasyalılar da çok zayiat vererek savunma ve taarruz güçlerini iyice kaybetmişti. 15.nci gece kalenin Derviş Tepesi mevkkindeki Trabzon askerini gafil avlayan Ruslar buradan içeri girdiler. Kanlı bir boğuşma sonrasında büyük vatansever Şeyh Mansur Ruslara esir düştü. Ruslar buna kaleyi ele geçirmekten daha çok sevindi. İmam Şeyh Mansur bilahare hapsedildiği Şilizelburg Kalesi’ndeki hapishanede işkence ve kötü şartlar altında hayatını kaybetti.
O gün zayi edilen imkanlara bakıldığında, eğer Osmanlı Ordusu düzenli olsaydı, başında dirayetli ve namuslu komutanlar olsaydı, Kafkasyalılara gereken önem verilseydi, Rusların Don ve Volga arasındaki yerlerden Kuzeye sürülmelerinin işten bile olmadığı görülecektir. Anapa’nın kaybedilmesi ve dolayısıyla İmam Mansur’un esir düşmesi de Baddeley’in “nezaketle” söylediği gibi, ”Osmanlıların gösterdiği kayıtsızlık ve dikkatsizlik yüzünden” olmuştu.

YAŞ ANTLAŞMASI
10 Ocak 1792 tarihinde, Osmanlı Devletiyle Rusya arasında Yaş Barış Antlaşması imzalandı. Tamamı on üç madde olan bu antlaşmaya göre, Kırım ile Taman’ın ilhakı ve Kuban Nehrinin hudut tayini hakkındaki antlaşmalar yine eskisi gibi kalıyordu.
Yaş Muahedesi ile Kafkasya’nın istiklali teyid ve Rusların Gürcistan’ı terki temin ediliyordu. Ruslar bu anlaşmayı imzalamakla hem zaman kazanmaya çalışıyor; hem de Osmanlıyı bu vesile ile Kafkasya’dan uzaklaştırmaya çalışıyorlardı.
Fakat Kafkasyalılar pes etmedi. Haberciler çıkartılarak bütün Kafkas kabileleri seferberliğe davet edildi. Davete bütün feodal beyler icabet etti.
Anapa’yla birlikte Tsemez’i de ele geçirmiş olan Ruslar Adige saldırılarının yeniden yoğunlaşmasıyla Anapa’ya çekilmek zorunda kaldı.

KALMUK-KAZAK SALDIRILARI
1796’da Kalmuk reisi Dudukunba Kazak ve Kalmuklardan 50 bin kişilik bir ordu hazırlayarak Kuban ve Terek istikametinde taarruza geçti. Düzlükte bir süre mukavemet gösteren Kafkasyalılar bu büyük güç karşısında tutunamayarak dağlara çekildi. Dundukunba 1 yıl süreyle bulunduğu bölgede her yeri yaktı yıktı. Bir yıl sonra Kafkasyalılar Dundukunba’ya akın ve baskınlar düzenlemeye başladılar. Bu saldırılarda yıpranan ve daha fazla tutunamayan Dundukunba işgal ettiği yerleri tahliye ederek geri çekildi. Ancak bu bir sene zarfında Kafkas saldırılarından korunmuş olan Ruslar istihkamlarını takviye etmişlerdi.

GÜRCİSTANIN 2. KEZ İŞGALİ
Bütün bu gelişmeler olurken konjonktürü müsait gören İran Şahı Ağa Mehmet Şah Azerbaycan ve Gürcistan’a tecavüzlerde bulunmaya başlamıştı. Önce Azerbaycan’ı işgal etmişti. Tehdidin artması üzerine Gürcüler Ruslardan yardım istedi. Bunun üzerine General Zobof idaresindeki Rus kuvvetleri 1785 Mayıs’ında Derbent’i işgal ederek güneye yürüdü. Burada Bakü, Şomahi ve Şuşa mıntıkalarını işgal ettikten sonra Gürcistan’a girdi. Bu sırada Katerina’nın ölmesiyle, Ruslar, Gürcistan hariç diğer işgal bölgelerini terk ederek Kizlar mevkiinde toplandı(1796).

Rusların Gürcistan’da olması Kuzey Kafkasya için ciddi bir tehlike oluşturuyordu. 1800 yılında Avar ve Cungutay Han’a bağlı Dağıstan kuvvetleri Gürcistan üzerine yürüdü. İngur nehri önünde meydana gelen şiddetli çarpışmalarda Ömer Han ve Cungutay Han şehid düştü. Başsız kalan Kuzey Kafkasya kuvvetleri savaş meydanını terk etti. Bu savaşta iki tarafta büyük zayiat verdi. Öyleki Gürcüler 50 sene bu kayıpların matemini tuttular. Bu olay Kuzey ve Güney Kafkasyalılar arasında da düşmanlık doğmasına sebep oldu. Gürcistan Kralı Jorj himayeyi kafi görmeyerek Ruslardan tamamen ilhak istedi. 16 Şubat 1801’de Çar 1. Aleksandr, Gürcistan’ın ve beraberinde Abhazya’nın Rusyaya tamamen ilhak edidiğini ilan etti.
Ama Abhazlar bu kararı kabul etmedi. Ruslar, 10 senelik bir mücadelenin ardından sadece sahil şehirlerini o da kısmen kontrolleri altına alabildiler. Ruslar Abhazya’da gerçek kontrolü ancak 1864’de sağlayabilmiştir.
Bu harekatla Ruslar Güney Kafkasya’da üs kurmuş ve Anapa’ya kadar olan sahil şeridini komple kontrolleri altına almış oluyorlardı.

KAFKAS GÜÇLERİNİN DON KUŞATMASI VE VEBA SALGINI
1800’lü yılların başı Avrupa’nın Fransa ve Napolyon’la çok meşgul olduğu yıllardı. Ruslar da kendi iç yapısına sirayet etmemesi için ilgilerini Avrupa’ya kaydırmıştı. Bu fırsattan istifade etmek isteyen Kafkasyalılar umumi bir taarruz başlattı. Taarruza Dağıstan hariç bütün Kuzey Kafkasya kabileleri iştirak etti. Hazar Denizi sahillerindeki Şamhallar Rus hakimiyeti altıdaydı.
Plan yapıldı: mütahkem yerler muhasara altında tutulurken, Don ve Maniç hattında ilerlenecek, bu yerlerin Rusya ile irtibatları kesilecekti. Plan başarıyla uygulandı ve Ruslar 1807 yılına kadar bu bölgede bloke edildi.
Bu arada daha önce Gürcistan’a yerleşmiş olan Rus birlikleri bu bölgede düzenledikleri harekatlarla Güneyde İranlıları, Genç, Erivan, Bakü, Azerbaycan hanlıklarını mağlup ederek bu mıntıkalara tamamen yerleşti. Güneyden Abhazya’ya doğru yaptıkları hamlede ise başarılı olamadı.
1807’de Astrahan’da çıkan veba salgını Maniç hattındaki Kafkas Ordusuna, bu vasıtayla da Anavatana sirayet etti. Kafkas Ordusu Maniç hattını bozmaya mecbur kaldı.
Bu fırsatı kaçırmayan Rus orduları General Bulgakof komutasında saldırarak Çeçenleri Terek’in güneyine attı. Kabartaylar üzerinde de baskı kurarak bu saldırıda Çeçenlere yardım gelmesine mani oldu.

ARİSTOKRASİYE BAŞKALDIRI
1809’da Osmanlı ile Rusya arasında Bükreş anlaşması imzalandı. Burada da Kafkasya yine Kafkasyalıların bilgisi dışında pazarlık mevzuu yapılıyordu. Ruslar, Kafkasya’ya, Napolyon Moskova’dan çekildiği 1813 yılına kadar ciddi bir taarruzda bulunmadı.
Bu arada, Kuban mıntıkasında aristokratlar aleyhine meydana gelen kalkışmada bir kısım asilzadeler ve bunların yandaşları Ruslara tabi oldu. Böylece milli birlik bir kez daha darbe aldı, Kuban sakinleri arasına Rus nüfuzu girdi. Fakat Ruslar Napolyon’un saldırılarının sürüyor olması sebebiyle bu fırsatı pek değerlendiremedi.
Rus nüfuzu Dağıstan’da da güçlüydü. Avar Hanları ülkeyi Rus talepleri doğrultusunda yönetiyordu. Bu da halkta hanlara karşı olan öfkeyi artırıyordu.
Ruslar Güney Kafkasya’da tam hakimiyet kurmuştu. Tesirleri görülüyordu. Bu tesirlerin neticesi olarak Şervaşidze Hanedanının muvaffakatıyla Ruslar 9 Temmuz 1810’da Sohum’u işgal etti. Hanedandan Sefer Bey Hıristiyanlığı kabul etti ve çocuklarını da Rusya’ya tahsile gönderdi. Rus işgalini kabul etmeyen Abhaz halkı ve asilzadelerin bir kısmı yurtlarını terk ederek Kuban bölgesine yerleşti ve mücadelelerini burada sürdürdü.

YERMELOV’UN KATLİAMLARI
Napolyon Moskova’dan geri çekildikten sonra bu cephede şöhret bulmuş General Yermelov Çar Naibi olarak 300 bin kişilik kuvvetle Kafkasya’ya tayin edildi. Tehlikenin büyüklüğünü gören Kafkasyalılar 1819’da düşmana ciddi taarruzlarda bulundularsa da Yermelov bu saldırıları göğüsledi.
Ruslar tam 8 sene hazırlık yaptıktan sonra 1822’de taarruza geçti. Dağlılar dağ eteklerinde şiddetli mukavemet gösterdi. Ruslar ellerine geçirdikleri bölgelerdeki yerleşim birimlerini ve insanları yakarak tahrip ediyordu. Kafkasyalıların cansiperane karşı koyması sebebiyle Rus güçleri Terek’in iki yakasını işgal ettikten sonra durmak zorunda kaldı.
Ancak Çeçenistan’a saldıran diğer bir kol Çeçenleri Sunja nehrinin güneyine atmağa muvaffak oldu. Dağıstan’da da Indrey mıntıkasını ele geçirdi.
Bu arada Abhazya’da Sohum Rusların elinden alınmışsa da uzun süre korunamadı. Peşi sıra Ubıhların da katılımıyla yapılan saldırıda Sohum hariç bütün Abhazya Ruslardan temizlendi.
(I. BÖLÜMÜN SONU)


kafkasevi
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
morpic.com - çerkes - kafkasya - tubidy - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski
PauKaF
PauKaF
Site Admin
Site Admin
 
İleti: 20618
Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
Konum: MUDAREY-Гъубжь

Re: KUZEY KAFKASYA'NIN ASKERİ VE SİYASİ TARİHİ

İleti sskp » Çar Haz 23, 2010 4:34 pm

Yüzlerce yıl savaşın ve zulmmün olmadığı bir gün yaşayamamış ecdadımız, bu şartlarda bile kendi öz benligini ve aslaletini kaybetmektanse canını kaybetmeyi tercih etmiş...

Peki ya şimdi?
sskp
sskp
Azimli Üye
Azimli Üye
 
İleti: 291
Kayıt: Çar Şub 03, 2010 3:24 pm
Konum: qayser

Re: KUZEY KAFKASYA'NIN ASKERİ VE SİYASİ TARİHİ

İleti mukakohakan » Çar Haz 23, 2010 5:15 pm

Peki ya şimdi?
..........................
şimdide sel gider kumu kalır ve kalan sağlar bizimdir.kimseyi zorla çerkes yapamayız adetlerimiz yerinde duruyor layık olanlar alır kullanır.olmayanlarda roman kültürünle yaşarlar. biz çerkes miliyetçileri and içtik yaşadığımız sürece çerkesis
mukakohakan
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
 
İleti: 1579
Kayıt: Çar Eyl 24, 2008 7:23 pm


TARİH

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


cron