Çerkeslerin Anasayfası

Çerkeslerin Anasayfası

Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
Sistem saati: Cum Şub 10, 2012 4:06 am


Anasayfa  |   Kayit Ol  |   Sohbet  |   Cerkes Muzik  |   CerkesBuL  |   Sozluk  |   Linkler  |   Kiril  |   Basinda Cerkesler  |   Sitene Ekle  |   iletisim  |  

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 22 ileti ]  Sayfaya git 1, 2, 3  Sonraki
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: KAFKASYA HALKLARI TARİHİ
İletiTarih: Per Ağu 19, 2010 9:50 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
ABHAZLAR:

Kuzeyden Kafkasya Dağları, Güneyden Karadeniz, Batıdan Psov, Doğudan İngur nehirleri ile sınırlanmış küçük ülkelerinde paleolitik çağlardan beri yaşayan Abhazlar, çağlar boyu birçok kavmin istilasına uğramalarına karşın varlıklarını koruyabilmişlerdir.

MÖ. 13. 12. yüzyıllarda kurulmuş olan Kolkhide Krallığı’nın maden metalurji merkezi olan Abhazya ve Abhaz halkı bu krallık MS. 2.yüzyılda Romalılar tarafından yıkılınca krallığın bünyesinde bulunan Laz ve Migrel halkları gibi Roma İmparatorluğu’nun egemenliğine girdi. Bu dönemlerde Abhazlar; Abazgi, Apsil, Sanıg ve Misimyan adı altında 4 ana unsurdan oluşuyordu.

MS. 4.yüzyılda Roma İmp.luğunun yerini alan Bizans, Kolkhide (Abhazya ve Lazistan) ülkesinin de yeni sahibiydi. MS.5.yüzyılda Egrisi ya da öbür adıyla Lazika Krallığı bünyesinde toplanan ve Bizans’a kısmî bir özerklikle bağlı olan halklardan Abazgiler 6.yüzyılda Egrisi birliğinden ayrılıp yine Bizans’a bağlı ve Egrisi Krallığı ile aynı statüde bir yönetim vücuda getirdiler.

6. ve 7. yüzyıllarda Güney Kafkasya Sasaniler yönetimindeki güçlü İran Devleti ile Bizanslılar arasında bir boy ölçüşme sahası oldu. Bu dönemde genellikle Gürcistan İranlıların ,Lazika ve Abhazya Bizanslıların egemenliğinde bulunuyordu. Yine 6. yüzyılın ilk yarısında Laz ve Abhaz halkları hristiyanlığı benimsedi. Bunda İmparator Jüstinyen’in büyük rolü vardı.

6. yüzyılın ortalarında (550) Abhaz kökenli halklardan Abazgiler, Apsiller ve Misimyanlar Bizans İmparatorluğuna karşı ayrı ayrı bağımsızlık savaşı verdiler. Abazgiler ve Misimyanlar çağın savaş devi Bizans’a karşı “Kafkasya bağımsızlık savaşları tarihi”nin belki de en büyük destanlarını yarattılar, ancak sonuçta yenilmekten kurtulamadılar. Her iki halk da bu savaşta nüfusunun önemli bir bölümünü kaybettiği gibi sağ kalanların büyük bir kısmı da savaşı kazanan Bizanslılar tarafından köle yapılıp satıldı. Baş kaldıran diğer Abhaz halkı Apsiller ise karşılıklı görüşme yoluyla savaşmadan ikna edildi.

MS. 7. yüzyılın otuzlu yıllarına doğru çağın iki devi İran ve Bizans’ı ürküten yeni bir güç ortaya çıktı. Bu, yeni bir dinin de temsilcileri olan Ortadoğu’nun Arapları idi. Yaklaşık iki asır birbirleriyle hiç durmamacasına savaşan İran ve Bizans oldukça yıpranmıştı. Araplar bunu fırsat bilip güneyden Bizans ve İran topraklarına saldırdılar. Özellikle İran, Araplara fazla karşı koyamadı. Arap orduları kısa bir sürede Kafkasya’nın güneyine ulaştılar. İran egemenliği altındaki İberya toprakları Arapların eline geçti (654). Önlerine gelen her gücü silindir gibi ezen Arap ordularının karşısında Bizans orduları da duramadı. Kendi derdine düşen Bizans, Arapların Lazika ve Abhazya’ya saldırmasına seyirci kaldı. Araplar halife Muaviye zamanında 680 yılında Konstantinopol (İstanbul)’u bile kuşattılar.

7.yüzyılın sonlarına doğru Arap orduları Lazika üzerine yürüdüler. Amaçları Kuzey Kafkasya’dan güneye inen yolları ele geçirip Hazarların güneye inmesini engellemekti. Hazarlarla, Abhazların politik-askeri ilişkileri vardı. Bu nedenle Arapların Abhazya’yı işgal etmeleri zordu. Arapların Abhazya topraklarına göz dikmelerinin bir nedeni de işgal altındaki Gürcistan ve Ermenistan topraklarından Araplardan kaçanların Abhazya’ya sığınmasıydı.

737 yılının ortalarında Mervan komutasındaki güçlü bir Arap ordusu, İberya prensleri Mir ve Arçil’i izleme bahanesiyle Lazika ve Abhazya üzerine yürüdü. Önce Lazika’yı işgal edip yağmaladılar. Sonra Abhazya’ya geçtiler. Önlerine gelen kale ve şehirleri yakıp yıkarak Anakopia önlerine geldiler.
Abhaz (Abazgia) ordusu Anakopia kalesinde Arapları durdurup şiddetli bir savunmadan sonra geri püskürttü. Komutan Sağır Mervan Güney Kafkasya cephesinde ilk yenilgisini Anakopia’da almış oluyordu.

Bizanslıların bu savaşta Abhazlara en küçük bir katkısı olmamıştı. İmparator, Abhaz hükümdarı Leon I ‘e ve İberya prensleri Mir ve Arçil’e birer mektup gönderdi. Abhaz kralına şöyle yazmıştı: “Abhazya yönetimini sana ve oğullarına bırakıyorum. Sana sığınan Gürcü hükümdarlarını ve vatandaşlarını korudun. Korumayı sürdür. Lazika topraklarına da zarar verme. Onlar senin yanındayken de,gittikten sonra da…”
Bu zafer bağımsız ve güçlü Abhaz Krallığının temel taşı olmuştur.Arap-Abhaz savaşları bundan sonra da sürdü.

Abhaz Krallığı kısa sürede Abhazya’dan başka Lazika, Batı ve Güney Gürcistan topraklarını ele geçirip Ermenistan Krallığına komşu oldu. Ermeni ve Abhaz Kralları uzun yıllar Gürcistan toprakları için savaştılar. 10.yüzyılda bu mücadeleler sürerken Abhaz Kralı Konstantin III’ün kızı Ermenistan Kralı’nın oğluyla evlendi. 904 yılında Ermenistan Krallığı yıkılınca tüm Gürcistan Abhazların eline geçti. Konstantin’in yerine geçen Georgi II’nin tarihçiler tarafından çizilen profili dindar, iyiliksever ve kahraman olduğunu göstermektedir. Ondan sonraki krallar içinde benzer profiller çizilmektedir. Bu krallardan Dimitri II tahta geçer geçmez, Georgi’nin oğlu Feodosi ile taht kavgasına girişti. Feodosi Abhaz Krallığı bünyesinde bulunan Gürcü feodalleri tarafından destekleniyordu. Dimitri II ölünce yerine yine Kör Feodosi geçti. Kör Feodosi dönemi Abhaz Krallığında kargaşalar ve huzursuzluklar dönemidir. Feodosi ülkeyi yönetememekteydi. Bunun üzerine Abhaz feodalleri Feodosi’yi tahttan indirip, kızkardeşi Grandukht’un oğlu Bagrat’ı Abhaz Krallığı tahtına geçirdiler. Grandukht Tao-Klarcet prensi Gurgen’in karısı ve Kartvelya Kraliçesiydi.

Bagrat III Abhaz yeğeni olmasına rağmen baba tarafından Kartvel olduğu için önce Abhaz Kralı, sonra da Abhaz-Kartvel kralı olarak anılmaya başlandı. Ancak Bizans, İran ve Arap kaynaklarında Bagrat ve sonrasında başa geçen krallara yine Abhaz kralları denmiştir. Nitekim Gürcistan tarihinin yüz akı olan Kraliçe Tamara’nın sanı bile; “Abhaz, Ran, Kahet Sometlerin Kraliçesi”dir.
Bagrat IV (1027-1072) Tiflis’i de Müslümanlardan aldıktan sonra kendini “Abhaz, Kartli, Kah ve Ran Kralı” ilan etti.
Selçuklu Devleti 1049 yılından itibaren bu ülkeye akınlar düzenlemeye başladı ve 1088’de Tiflis’i Abhazlardan geri aldı.

Bundari 1064 yılında Alparslan’ın Abhaz Kralı Bagrat Geyureg’i kendisiyle barış yapmaya zorladığını ve kızı ile evlendiğini söylemektedir.Abhaz Krallığı’nın kendi güçleri ile Selçukluları durduramayacağı anlaşılınca David II (1089-1125) Kuzey Kafkasya’da Hazarların yerini almış olan Kıpçaklardan kısmen hristiyanlaşmış bir grubu Daryal geçidi yolu ile Gürcistan’a geçirip Kahetya’ya yerleştirdi. Ancak bazı tarihçiler Kuzey Kafkasya’dan güneye geçirilen bu grubun Kıpçaklar olmayıp, Abhazların kardeşleri olan Kuzey Kafkasyalı Çerkes halkları olduğunu savunuyorlar.
David II bu göçmenlerden 50.000 kişilik bir ordu teşkil etti. Bu ordunun da yardımıyla önce isyan eden Gürcü prenslerinin isyanını bastırdı. Sonrada 1122 yılında Tiflis’i geri aldı.

10.yüzyılın başlarında Ermenistan Krallığı ile Abhaz krallığı arasında Gürcistana sahip olma uğruna zorlu mücadeleler sürerken Abhaz Kralı Konstantin III kızı Ermenistan kralının oğlu ile evlendi 904 yılında Ermenistan krallığı yıkılınca tüm Gürcistan Abhazların eline geçti sonra yalnızca Kartvelya da (asıl Gürcistan)değil Kahetya, Ertya ve Güney Kafkasyanın tamamında pozisyonlarını güçlendirdiler.Abhaz Kralı Konstantinin yerine geçen Georgi II.nin dönemin tarihçileri tarafından çıkarılan profilinde; gerçek bir kahraman, çok dindar ve iyilik sever biri olduğunu görüyoruz.Georgi II Çikondit de bir kiliseyi körlerin korunup bakıldığı bir merkez haline dönüştürmüştü.Abhaz Krallığı sınırları dahilinde olan Kartvelya 50.hükümdarı yaptı.Ancak Konstantinin Gürcistan hükümdarlığı ile yetinmeyip babasının yerine yani Abhaz Krallığı makamına göz koyduğunu açıkça belirtmiştir.Ancak bunu beceremeyince kendisine tabi olan feodallarla birlikte Gürcistandaki Uplistsikhe kalesine sığınmış ama burada da babasının gazabından kurtulamamıştır.Bu dönemde Abhaz Krallığının güney sınırlarının oluşturan bölgede Bizansın yönetimi altında Tao-Klarcet prensliğini görüyoruz.Bu prensliğin başında Gurgen bulunmaktadır.Bu ülkenin ikinci büyük lideri Aşot Kropalat Abhaz kralı George II'nin damadıdır.Kral damadını Gurgenin üzerine bir ordu ile yolladı ve Aşot Gurgene yenildi ve ona sığınmak zorunda kaldıGeorgiII i ölünce yerine oğlu Leon III geçerek iktidarını sağlamlaştıracak çalışmalara başladı.Bir tarihçi Tanrı onada babası gibi isim ve güç verdi dedi Leon güçlü bir ordu ile Agarvi ırmağını aşıp Kahetyaya girdi ancak amacına ulaşamadan hastalandı ve öldü.

1578 yılında Osmanlıların Sohum’u işgali ile Osmanlı yönetimine giren Abhazya yaklaşık 300 yıl Osmanlı idaresinde altında bulunmuş 1810 yılında bu defa Rusların Sohum’u işgali ile Rus egemenliği ne girmiş, ancak bu işgal Abhazların Ruslara karşı direnişlerini kıramamış Kafkas-Rus savaşlarının bittiği tarih olan 1864 yılına kadar Ruslarla mücadelesini sürdürmüşlerdir.Nitekim Kafkas-Rus savaşlarının son cepheside Abhaz kabilelerinden Ahçıpsı ve Ayıbgaların toprakları olmuş buraların düşmesiyle Kafkasyalıların mücadelesi kesin bir yenilgi ile sona ermiştie.Bu yenilgi sonucunda Abhaz haklıda kardeş Adige halkı gibi Rusların sürgününe uğramış Bzıp nehri ile Ubıkh ülkesi arasında kalan batı Abhazya Abazalarının tamamı 1864 yılında Osmanlı topraklarına göçürülmüştür.Yine 1866 da yapılan toprak reformunun oluşturduğu toplumsal huzursuzluk sonucunda Abhazya’nın dağlık Tzabal bölgesi tamamen boşaltılarak ikinci bir göç yaşanmıştır.Halkının yarısından fazlasını kaybeden Abhazya’da bağımsızlık tutkusu söndürelememiş, 1877-1878 Osmanlı rus savaşı sırasında Anadoluya daha önce göçürülmüş Abhazlardan oluşan bir gönüllü birliğin (takriben 1200 kişi) Osmanlı gemileri ile Sohum’a çıkması üzerine Rusya’ya isyan edilmiştir.Yaklaşık 4 ay süren bağımsızlık hareketine Osmanlılar söz verdikleri yardımı yapmayınca yalnız kalan Abhazlar direnişi bırakıp en son ve en acı sürgünü yaşamışlar bu son göçte 30.000 civarında Abhaz, Anadoluya göçmüştür.1864-1866-1878 yıllarında Osmanlı topraklarına yerleşmek zorunda kalan Abhazların sayılarının 125.000 olduğu tahmin edilmektedir.1875 yılındaki bu son göç dramından sonra Abhazya topraklarına Ruslar,Gürcüler ve Ermeniler tarafından yoğun bir kolonyolizasyon başladığını görüyoruz. Sürgün sonucu boşalan Abhazyanın verimli toprakları dört bir yandan akan göçmenler tarafından doldurulmaya başlandı.Özellikle Gürcüler bu değerli toprakları kimseye kaptırmak istemiyorlardı
Gürcü aydınları ve ileri gelenleri muhacerete giden abhazların topraklarına sahiplenmek ve bu konuda Ruslardan önce davranmak için Gürcü halkına Abhazyaya gidip yerleşme çağrısı yapmışlardır.
Abhazların sürgünden önceki etnik coğrafyaları bugünkü Abhazya Cumhuriyeti sınırlarından fazladır. Ciget (Asadz) Abhazlarının toprakları ve Kuzey Kafkasya’daki Abazin topraklarının Abhazya Cumhuriyeti sınırları dışında kalmıştır.
20.yüzyılın başlarında filizlenmeye başlayan Abhazya’daki sosyal demokrat örgütlenmeler Gudouta, Gagra ve Samurzakan bölgelerinde silahlı grupların oluşturulmasına ve nihayet 1905 yılında Rusya’ya karşı ayaklanmaya zemin hazırladı. Ancak bu bağımsızlık hareketi Çar birlikleri tarafından şiddetle bastırıldı.1917 Ekim devrimiyle Çar yanlıları ve Bolşeviklerin mücadelesine sahne olan Abhazya, sonunda 4 Mart 1921 de bir Sovyet yönetimi haline geldi.Çarlık Rusyasına özenen Gürcistan , Abhazya SSC üzerinde yayılmacı emeller beslemeye başladı.Gürcü olan Stalin’in gölgesine sığınarak bu düşüncesini 1931’de hayata geçirdi ve Abhazya SSC statüsü düşürülerek Gürcistan’a bağlı özerk bir cumhuriyete dönüştürüldü.Bir Gürcü şovenisti olan Migrel asıllı Beria ,Latin kökenli harflerden oluşturulmuş Abhaz alfabesini Gürcü alfabesiyle değiştirdi.

Gorbaçov’la gelen yeni dönemde Gürcistan’ın Abhazya’yı ilhak çabaları yeniden yoğunluk kazandı.Fanatik Gürcü milliyetçisi Gamsakhurdia iktidara gelir gelmez, Abhazya’nın Gürcü toprağı olduğunu ilan etti. Abhaz-Gürcü ilişkileri daha da gerginleşti. 1989 ve 1990 yılında Gürcistan iktidar organları ,1921 yılından 1989 yılına kadar geçen sürede alınan tüm hukuki kararları geçersiz kıldı.Gürcistan-Abhazya ilişkilerini de düzenleyen kararları da içeren bu uygulama sonucu Abhazya, Gürcistan’a yaptığı görüşme çağrılarının sonuçsuz kalması üzerine 25 Ağustos 1990 da egemenlik deklarasyonunu yayınladı.Bunu reddeden Gürcistan 1921 Anayasasına döndüğünü ilan etti. Abhazya parlemontosu da1925 Anayasına döneme kararı aldı. Buna göre Abhazya, egemen bir devlet olarak Gürcistan ile ittifak bazında birlik oluşturuyordu. Abhazya parlamentosu’nun 1925 Anayasasını yürürlüğe koyan kararında, Gürcistan ile ittifak projesi hazırlayacak grubun kurulması ile ilgili özel bir madde vardı. Bu projeyi 14 Ağustos 1992’de yapacağı toplantıda görüşecek olan Abhaz parlamentosu buna fırsat bulamadı.Çünkü bu tarihte Gürcistan karadan,denizden ve havadan Abhazya üzerine yürüdü. Ordu geleneği olmayan Gürcü birlikleri önlerine gelen yeri yağmaladı.

Resim
Diasporadan Abhaz Savaşına giden Adige savaşçılar


Abhazya, işgalci Gürcü birliklerine karşı zafer kazanarak topraklarını kurtardı ve kendi bayrağıyla beraber Birleşik Kafkasya bayrağını da göndere çekti. http://www.youtube.com/watch?v=Kww0pOm9pcQ (videonun 2:25nci dakikası)

Diasporadan ve diğer Kafkasyalı halklardan da(özellikle Çeçenlerden)bağımsızlık mücadelesinde destek alan Abhazya, günümüzde bağımsızlığının diğer ülkelerce tanınması yolunda çaba sarf etmektedir. En son Kabartay-Balkar Cumhuriyeti parlamentosu Abhazya’nın bağımsızlığını tanıma yolunda karar almıştır

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: KAFKASYA HALKLARI TARİHİ
İletiTarih: Per Ağu 19, 2010 9:51 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
ADİGELER :


Oldukça eski bir tarihe ve köklü bir kültüre sahip olan Adigeler, Kafkasya’nın yerli halklarındandır. Paleolitik çağlardan beri bu bölgede yaşamaktadırlar. Adigelerin Kafkasya dışından buraya geldiğine ilişkin herhangi bilimsel veya mitolojik veri mevcut değildir. Bir çok araştırmacı “Çerkes” tanımını da daha çok bu halk için kullanır.

“Adige” sözcüğünün etimolojisi hakkında değişik varsayımlar ortaya atılmasına karşın bu varsayımların hiçbiri bilimsel bir temele oturtulamamıştır. Tarihsel veriler , M.Ö. 6. yüzyıldan beri en yakın akrabaları olan Abhazlarla birlikte Kafkasya’nın tüm Karadeniz kıyılarını kapladıklarını göstermektedir. İslam Ansiklopedisine göre, Romalıların Abasgi veya Abaskoi adını verdiği Abhazlar İngur ile Kuban nehirleri arasında yaşarken Adigeler Don nehrine kadar yayılmışlardır.

En eski Adige destanlarında Azak Denizi ile Karadeniz’in ve Kuban ile Don nehirlerinin adlarını ısrarla tekrarladığı göz önüne alınırsa, Adigelerin kuzey sınırı saptanabilir.

Eski Rus kaynaklarında Adigelerin kuzey sınırları hakkında kısmen de olsa bilgiler vardır. Örneğin, 11. ve 12. yüzyıllardaki rus kaynaklarında Adigeler Taman Tarhanlığı’nın komşuları olarak gösterilir.

Çeşitli istilalar ve göçebe kavimlerin baskısı Adigelerin etnik coğrafyasının kısmen güneye çekilmesine neden olmuştur.Moğol istilası bunların en büyüğü ve en derin izler bırakanıdır.

15.yüzyılın ilk yarısında Kafkasya’yı gezen Cenovalı gezgin Interiano Georgio, Adige ve Abhaz halklarını bir tek halk olarak değerlendirip Kuzey sınırlarının Don Irmağına kadar uzandığını belirtir. Interiano’ya göre bu halkın güney sınırı Karadeniz kıyısını izleyerek İngur nehrine kadar ulaşır. Yine aynı gezgin Çerkeslerin karadan Tatarlarla komşu olduğunuda yazmıştır.

Evliya Çelebi ise etnografik sayılabilecek gezi yazılarında 17. yüzyılın ortalarında Kırım’dan Kafkasya’ya geçerken Taman Yarımadası’nın Çerkeslerle meskun olduğunu, buradan Kuban Irmağına kadar da Nogaylarla karışık yaşadıklarını, Adigelerin güneyinde Abaza vilayetlerinin bulunduğunu belirtir. Ayrıca doğu sınırlarının Çeçenistan ve Dağıstan’a kuzey sınırlarının ise Kalmukistan’a vardığını söyler. Adigelerin 18.yüzyılda hemen hemen aynı geniş coğrafyada yaşadıkları bilinmektedir. Yine Evliya Çelebi Çerkeslerin kökenini de şu şekilde açıklar; “Kureyş Araplarından adı Çerakis veya Cerkis olan bir kabile şefi, kısastan kurtulmak için Medine’den kaçıyor. Cerkis’in dört oğlu vardır. Uzun serüvenlerden sonra oğullarından birisi Arnavutluğa (Albania) yerleşir, Arnavutlar bunun soyundandır. İkincisi Karadeniz kıyılarını yurt edinir, Lazlar bu adamın torunlarıdır. Üçüncü oğul Abaza, kendi ülkesinde kalır, bundan da Abaza aşireti oluşur. Dördüncü oğul Serkes , Kafkasya’nın kuzeyine yerleşir. Ve diğer Çerkes aşiretlerinin atası olur. Serkes, büyük oğlu Besney’i kavmi üzerine hükümdar atadı. Bunun için bu Çerkeslere Besney derler.” Evliya Çelebi’ye göre Kabartay, Serakis’in oğlu idi. Kabartaylar bu kişiden türediler. Çerkes kavimleri , Şuğake ve Kabartay ülkesinde gelişmiş ve sonra çevreye dağılıp çoğalmışlardır. (Mehmet Güneş, Evliya Çelebi ve Haşim Efendi’nin Çerkezistan Notları, s.25, 54, 55, 58 )

Kırım hanlarından Fetih Giray’ın katiplerinden İbrahim Efendi, Çerkeslerin bir kabile olmalarına karşın ayrı adlarla anıldığını, ama özellikle Çerkes ve Abaza olarak tanımlandıklarını yazmıştır. Ayrıca Moğol istilasının onları Kafkas Dağlarını eteklerine sığınmasına yol açtığını, böylece sınırlarının daraldığını belirtir.

İngiliz J.S.Bell Çerkeslerle yakından ilgilenenler arasındadır. Bell de Çerkes adıyla Abhaz ve Adige halklarını tanımlar. Çerkesler hakkında kaleme aldığı eserinde haritalar vardır. Çerkezistan kavmi ve siyasi haritasında, Karadeniz’in bütün doğu kıyılarını kaplayan Çerkeslerin sınırlarının kuzeyde Taman Yarımadası, Azak Denizi; Güneyde Migrelya olarak göstermektedir.

Adige halkının etnik sınırları hakkında yazan tüm araştırmacılar aşağı yukarı aynı şeyleri söylemektedir. Sınırlarını bu şekilde belirlediğimiz Adigelerin nüfusları hakkında bir çoğu birbirini tutmayan epey doküman vardır. Eldeki verilerin bu denli farklı sonuçlar vermesinin en önemli nedeni, birbirine soy ve kültür akrabalığı ile bağlı olan Abhaz, Adige, Ubıh halklarının aralarında çok net sınırlar olmamasının araştırmacıları yanıltmasıdır. Buna rağmen itibar edilebilecek sayılar ortaya çıkmıştır. İngiliz Lord Ponsoby 1834 yılında Çerkesleri 4-6 milyon olarak gösterir(Bu araştırmacının Çerkes ismini sadece Adigeleri kapsayacak şekilde kullanmadığı zannedilmektedir) Şemsettin Sami, Kemus Alalam’da Çerkesleri 1 milyon olarak kabul eder. 19. yüzyılda Çerkes nüfusu hakkında en sağlıklı kaynaklar Ruslarındır. Ruslar ele geçirmeyi kafalarına koydukları Kafkasya hakkında oldukça bilimsel ve teknik araştırmalar yapmışlardır. Örneğin 1858 yılında yapılan bir araştırmaya göre Adigelerin erkek nüfusu 350.000 kişidir.Yaklaşık aynı dönemde yapılan başka bir tespite göre Adigelerin Şapsığ kolunun nüfusu 300.000 tahmin edilmektedir.

Rus hükümeti memuru Lulier’e göre Çerkeslerin Adige kolu 10 kabileye ayrılır:

1- Abzeh (Abadzeh)
2- Şapsığ
3- Natakaç (Natukay)
4- Kabartay
5- Besleney
6- Mahoş
7- Kemguy (Ç’emguy)
8- Hatukay (Hatkoy)
9- Bjeduğ
10- Zan

Bu memur, Çöbein , Hegaik, Hetuk gibi (Aslında Jane’leride saymak gerekir) kabilelerin de olduğunu ancak bunların diğer kabilelerin arasında eridiğini veya savaşlarda mahvolduğunu söyler.

Adigeler tarih boyunca Kafkasya dışındaki pek çok halklarla da ilişki içinde olmuşlardır. İlk Yunan Adige-Abhaz ilişkileri M.Ö. 8-5 yüzyıllar arasında Karadeniz’in kuzey kurulan ve 5.yüzyılda Bosforus Kimmerion Krallığının başkenti haline gelen Pantiakpie, Dioskurie (Sohun) ve Tanais gibi ticaret kolonileri devrinde başlar. Sözü edilen çağda yaşamış olan Sclak, yöre halkından “Kerketes” diye söz eder. Sonraki dönemlerde Strabon ve Plinus gibi Yunanlılarda aynı halkı “Sirakes” veya “Kerkete” adıyla tanımlarlar. Araplar 8.yüzyılda Kafkasya’da ağırlıklarını hissettirmeye başladıklarında Abhazlar “Abhazya Krallığı” olarak bağımsız ve güçlü bir devletti. Adigeler ve diğer Kafkasyalı halklar ise Hazar Krallığının bünyesinde bulunmaktaydı. Her iki devlette etnik oluşumları nedeniyle dostturlar ve işgalci Arap ordularına karşı birlikte savaşmaktaydı. Bu iki devlet iki yüzyıl kadar birlikte verdikleri savaşla Kafkasya’yı istilacıların yol geçen hanı olmaktan kurtarmışlardır.

Arap imparatorluğunun çökmesi ve Ortaasyadan gelen yeni göç dalgalarının baskısı ile Hazar devletinin yıkılması ,Avrupalılar için Kafkasya kapılarını açtı. Bu şekilde Adige ve Abhaz kıyılarına Cenevizliler yerleşti ve bir çok ticaret kolonisi kurdular.

13. yüzyılın ilk yarısında Dağıstan’ı ele geçirip Adige ülkesine geçen Moğol orduları Adigelerin tüm direnmelerine rağmen karşın Tana’yı ele geçirdiler. Sonra Azak denizi kıyısındaki ve Taman yarımadasındaki Ceneviz kolonilerini altüst ettiler. Bu tarihten sonra Adigeler uzun bir süre bu bölgede Moğollar tarafından kurulan Altınordu Devleti’nin yönetimi altında kaldılar. İlişkileri aslında dostluk temelindeydi. Hatta Altınordu hanlarının çocuklarının terbiyesi ve yetiştirilmesi bizzat Adigeler tarafından yapılıyordu.

Adige-Rus ilişkileri daha 10. yüzyılda başlamıştır. Bunun nedeni Taman Tarhanlığı üzerindeki karşılıklı hak iddialarıydı. Bu Tarhanlık üzerinde hak iddia eden Rus(Kiev) prensleri, Çerkes lideri Ridade ile kapıştılar. 1022 yılında Adige lideri Ridade ile Kiev prensi Vladimir’in oğlu Mistislav arasındaki düelloyu Mistislav kazandı.(Bu olayın anlatımında Gn.İsmail Berkok farklı görüştedir, aslında yenilen Mistislav’ın Hz.Meryeme yalvarmaya başlaması sonucu Ridade öldürmekten vazgeçince mücadele bitmiş, Mistislav da Ridade’nin dostluğunu istemiştir.) Bu olaydan sonra Prens Mistislav Tamurtakan’a yerleşti. 1030 yılında 6.000 kişiden oluşan birleşik Adige-Osetin ordusu Tamurkan kalesini kuşatarak ele geçirdi.

Adige ve Rus savaşları bu olaydan sonrada sürdü. Fakat Doğu Avrupa’yı istila eden Türk boyları Kiev Prenslerini daha kuzeye çekilmeye mecbur ederek, Rus Ulusu’nun oluşmasına yardımcı oldular.İyice zayıflayan Altınordu Devleti’nin bu zaafından yaralanarak varlıklarını iyice oturtan Ruslar, yeniden Adigelerle karşı karşıya geldiler. O dönemlerdeki Adigelerin Kabartay kolu, Ankofo Adaşey liderliğindeki bir heyeti Moskova Çarı İvan III.’e (1462-1505) gönderdi. Bizans İmparatorluğunun Osmanlılar tarafından ortadan kaldırılmasından sonra, Bizanslı prenseslerden biri ile evlenip Bizans’ın iki başlı kartalını, devlet arması olarak belirleyen ve bu şekilde kendisini Bizans’ın varisi ilan eden bu Moskova Çarının torunu Müthiş İvan IV. (1547-1584) , Kaberdey prenslerinden Timorok’un kızı Meryem ile evlenmişti. İvan, Adigelerle kurduğu bu akrabalık ilişkisini kullanarak Hazar Denizi civarında bir kale yapmıştır. Çerkesler bu kalenin kendi ülkelerini istila etmeye hazırlanan Rusların bu yoldaki ilk adımı olduğunu anlayınca tepki gösterdiler. İvan’dan sonra Rusların başına geçen Fedor ve Boris Gudinov zamanında(1594-1604) Hvorostin ve Buturlin’in kumanda ettiği Rus ordusu Adigeler tarafından perişan edildi. Bu olaydan sonra Adige-Rus ilişkileri dostluktan çıkıp tamamen savaş haline dönüşmüştür.

Çerkes-Rus ilişkileri sürekli kötüye giderken, Osmanlıların devreye girmeye başladığını görüyoruz. Osmanlılar 1475 yılında Kefe’yi, hemen sonra Tana(Azak), Menküp kalelerini ellerine geçirerek bu civardaki Venedik kalelerini ortadan kaldırdılar.Bu askeri harekat sonucunda Kırım Hanlığı’da Osmanlı himayesine geçti. Bu şekilde Adigelere komşu olan Osmanlılar, zor kullanmak yerine onları Müslümanlaştırıp duygusal olarak Halifeye bağlamak istediler. 1707 yılında Osmanlı-Adige kuvvetleri Terek Irmağı’nın aşağı mecrasına yerleşmiş olan Ruslar üzerine bir sefer düzenlediler. 1717 yılında ise bu sefer Rus orduları Kuban Adigelerine saldırdılar.

Rusların yenilgisi ile biten 1735-1739 Osmanlı-Rus Savaşı sonucu imzalanan Belgrad Antlaşması, Kabartay Çerkeslerinin özgürlüğünü tanıyordu.

Osmanlı-Çerkes ilişkileri bundan sonra da artarak sürdü.Rus yayılmacılığı bu iki halkı zorunlu olarak birbirine yaklaştırıyordu.


18.yüzyılın başlarından başlamak üzere Rusların Kafkasya üzerine akınları daha düzenli ve sistemli olmaya başladı. Sıcak denizlere ve Hindistan’a kestirmeden ulaşmak isteyen Çarlık Rusyası Kafkasya’nın fethini temel politikalarından biri olarak benimsemiştir. Petro I. Bu amaç doğrultusunda 1720 yılında Terek Irmağının aşağı mezrasında Rus köy ve kasabaları kurdu. 1735 yılında elindeki bazı toprakları İran’a bırakmak zorunda kalan Ruslar bu kayıplarını Çerkesler’den ve özellikle Adigelerden toprak alarak telafi etmek istemiş ve bu amaçla Kafkasya’ya saldırmışlardır. Ancak Ruslar bu savaşı kaybettiler. 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşına son veren Kaynarca Antlaşmasıyla Kırım bağımsızlığına kavuşmuştu. Kırım’ın bu bağımsızlığı ancak 9 yıl sürdü ve Ruslar tarafından tamamen işgal edildi. Dolayısıyla Kırım’a tâbi oldukları varsayılan Kuban Irmağının kuzeyindeki Adige ve Nogaylar, Svarov tarafından toptan kılıçtan geçirildi.

Soykırımdan kurtulabilen Adige ve Nogaylar, Kuban Irmağının sol sahiline iltica ettiler. 1768-1774 yılları arasında Kuzey Kafkasya steplerinin Çerkeslere açık olması Rusları ürkütmekteydi. Katerina II.’nin Mozdok (Mezdeg’u=sağır orman)’tan Azak Denizine kadar “Mozdok-Azak askeri hattı”nı kurarak bu bölgenin kuzeyinde kalan Çerkes ve Nogay topraklarına Rus-Kazak göçmenleri yerleştirdi.

1776 yılında General Potemkin, İmparator naibi olarak Kafkasya’ya gönderilmişti. Potemkin karargahını Kuma Nehri kıyısındaki Yekataringrat’da tahsis etti. General burada Kafkasya’nın istilası için gerekli siyasi ve askeri faaliyette bulunmaktaydı.

Potemkin, bir yandan Kırım’ı Rusya’ya bağlamak için bahane ararken, diğer taraftan Dinyeper havzasında çıkardıkları isyan sonucunda mağlup edilmiş olan Leçi Kazakları’nı Kafkasya’ya sürüyor ve zorla Kuban’a yerleştiriyordu.

Önceleri Osmanlılar tarafından pek fazla önem verilmeyen Çerkesler’in I.Abdülhamit zamanında birdenbire değer kazandığını görüyoruz. Ruslar Taman, Kuban, Dağıstan ve Gürcistan’a yerleşmeye başlamışlardır. Osmanlılar Rus yayılmacılığına karşı topraklarını koruyabilmek için bir Çerkes duvarı oluşturmaya karar verdiler. Çünkü Çerkesler gerektiğinde hemen hazır hale gelebilecek 80.000 kişilk bir ordu çıkarabilirlerdi. Osmanlı yöneticileri dindarlığı ve iyi ahlâkı ile tanınmış, aslen Kafkas kökenli Ferruh Ali Paşa’yı Çerkeslerle iyi ilişkiler kurmak ve onları Müslümanlığa davet etmek için 1781 yılında Kafkasya’ya gönderdi. Ferruh Ali Paşa, Soğucak Kalesinden başka Gelincik limanını ve Anapa’yı onararak yavaş yavaş Çerkeslere yakınlaşmış onlarla sıcak ilişkiler kurmuştur. Ancak Ferruh Ali Paşa çalışmalarını tamamlayamadan İstanbul’a geri çağrılmıştır. Bundan sonra da Çerkezistan’ın İstanbul’a bağlanması işinin suya düştüğünü görüyoruz.

Bu arada Rus-Çerkes savaşları bütün hızıyla sürmekteydi. 1787-1791 Osmanlı-Rus savaşlarında Ruslar ilk defa Kuban Nehrini geçtilerse de ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldılar. Çerkezistan’a gönderilen Osmanlı yardım kuvvetleri komutanı battal Hüseyin Paşa savaşmak yerine Anapa’da oturmayı uygun bulduğundan Çerkesler, dalga dalga gelen Rus ordularına karşı yalnız savaşıyorlardı. Ancak Selim III.ün emrindeki 30.000 kişilik güce Çerkes kuvvetleri de katılınca çok büyük bir ordu ortaya çıkmıştı. Ancak beceriksiz bir komutan olan Battal Hüseyin Paşa Rusların üzerine yürümek yerine daha küçük birliklerle onları denemeye kalkınca gönderdiği birlik yenilmiş, bu nedenle Çerkes beyleri ile arasında problemler çıkmış, Rus orduları da iyice yaklaşmıştı. Bunun üzerine birkaç adamıyla Ruslara iltica etti. Başsız kalan Osmanlı ordusu Çerkeslerin koruması altında hızla Anapa’ya çekilirken Çerkesler yine yalnız kalmıştı. Ruslar 1791’de Anapa’yı kuşattılar. 15 günlük direnişten sonra kale düştü ve kaleyi savunanlar katliamdan geçirildi. 1792’de yapılan bir antlaşma ile Kuban Ruslarla sınır kabul edildi ve Ruslar ellerine geçirdikleri bu yeni toprakları hızla kolonizasyona tabi tuttular. Aynı yıl içinde Kuban ırmağının sağ sahilini Kazaklarla iskan ettiler. Ayrıca 1794 yılında Adigelerin Bjeduğ kabilesi topraklarının bulunduğu bölgeye Yekaterinador (Krasnodar) kentini kurdular.
Aynı yıllarda Laba suyunun Kuban Irmağı ile birleştiği yerden başlayarak güneydoğuya, Terek’e ve Terek boyunca Hazar Denizi’ne doğru kaleler zinciri oluşturdular. Rusların bu çalışmalarını hızlandırmalarının nedeni ; Gürcistan Kralı Irakli’nin Rus egemenliğini kabul etmiş olmasıydı. Ruslar bu fırsatı değerlendirip Gürcistan’ı bir sıçrama tahtası yaparak, Anadolu ve İran’a ulaşmak istemeleriydi. Adigeler ve Dağıstanlılar yüzünden Gürcistan’a geçmeleri olanaksızdı.Güneye inmelerini sağlayacak Daryal Geçidi’ni ele geçirmeleri gerekiyordu.İşte Laba’dan Hazar’a kadar uzatılan bu yeni askeri hat sayesinde yolun emniyetini kolayca sağlayacaklar, ayrıca Kabartay Çerkesleri ile Dağıstan Çerkeslerini (Lezgi, Avar, Çeçen vb.) birbirlerinden ayıracaklardı! Bu hesaplarının ne kadar doğru olduğu, sonraki yıllarda Şeyh Şamil’in Dağıstan’daki direnişinde Ruslar’ın sözünü ettiğimiz yoldan sağladıkları sınırsız yararlarla ortaya çıkmıştır.

Kafkasya’yı güneyden kuşatan Ruslar için sıra Adigelerin Karadeniz ile ilişkisini kesmeye gelmişti. Bu Ruslar için çok önemliydi. Çünkü Onlara dışarıdan gelebilecek yardımları engelleyebilmek için Karadeniz denetim altına alınmalıydı. Bu amaçlarla 1830 yılında Abazalar’ın Gagra kentini ele geçirdiler. 1831 yılında ise Karadeniz kıyısında Gelincik kalesini yaptılar. 1837 yılında ise Karadeniz sahilini izleyerek yola çıkan Rus kuvvetleri 1838 yılında Soçi nehrinin denize döküldüğü yere çıkartma yapıp burada Novagin kalesini inşa ettiler. Bir başka Rus ordusu da Tuapse nehrinin ağzında Velyamen kalesini ve Sapsuğo nehri ağzında da Tengin kalesini yaptılar. Çemez suyu ağzında ise eski Soğucak kalesinin yerine sonraları Novorosisk adını alacak olan güçlü bir kale vücuda getirdiler. 1838 yılının Mayıs ayında Kuban nehri ağzından Migrelistan sınırına kadar olan Karadeniz kıyılarının bu kaleleri “Karadeniz Sahil Hattı” adıyla özel bir yönetime bağlandı.

Rusların yarım asırda yaptığı bu çevirme kaleleri Çerkeslerin 1840 yılındaki şiddetli saldırılarına bir yıl bile dayanamadı, aynı yıl içerisinde birer birer ele geçti. Osmanlı Devletinin özellikle Balkanlardaki yenilgileri sonucunda, 1829 Edirne Antlaşmasıyla Kafkasya üzerindeki hak iddialarından vazgeçmesi ve Kafkasya’nın bir anlamda Rus toprağı olarak kabullenmesi Çerkesleri hiç memnun etmemişti. Aslında Çerkesler kendilerini Osmanlı tebaası da saymıyorlardı. Çünkü Kafkasyalılar ile Osmanlıların ilişkisi, ortak düşmana ortak tavır şeklinde gelişmişti. Edirne Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti bu değerli müttefikini feda etmiş, Ruslara karşı kendi asli çıkarlarını korumaya çalışmıştı. Çerkesler bir muhtıra ile hem Babıâli’yi hem de İngiltere’yi uyardılar. Hemen ardından İngiltere ciddi tedbirler almaya karar verdi.

Edirne antlaşmasının Çerkezistan’la ilgili maddesini tanımayan İngiltere, 1837 yılında Başbakan Lord Palmerston’un bir notası ile Çerkezistan’ın bağımsızlığını resmen tanıdı.Çerkes ulusal sorunu bu şekilde yepyeni bir boyut kazanıyordu. Şeyh Şamil’in Adigeler gönderdiği naibi Muhammed Emin onların örgütlenmesini gözden geçirerek bazı yenilikler yaptı.

1841 yılında Abzah, Şapsığ, Ubıkh ve diğer kabilelerin ilk defa demokratik kurallar üzerinde kurulu birliği sağlandı. 1848 yılında toplanan Adegum konferansında Muhammed Emin Çerkeslere lider seçildi. Başta Zanıko Sefer Bey olmak üzere bazı Çerkes feodalleri bu birliği engellemek istedilerse de sonuç değişmedi.

1854 yılındaki yılındaki Kırım savaşı sırasında Osmanlı-İngiliz-Fransız güçleri ile iletişim kuran Çerkesler Anapa ve Sohum yolu ile silah ve teçhizat bile almışlardı. Ancak 1856 yılında yapılan Paris Antlaşması da ,Edirne Antlaşması gibi Çerkesleri müttefiklerince feda ediyordu. Bunun sonucunda Kırım Savaşı sırasında Gürcistan ve Azerbeycan’ın kuzey kısmını elinde bulunduran Rusya ,savaş bittikten sonra tüm güçleriyle Kafkasya’ya saldırdı. Bu saldırı korkunçdu, önlerine gelen tüm köyleri yakıyor,yıkıyor, ellerine geçirdikleri herkeside öldürüyorlardı. Aynı zamanda işi sağlama alıyor, Çerkeslerden boşalttıkları topraklara Rus göçmenleri yerleştiriyorlardı. 1859 da ,Şamil’den sonra Muhammed Emin de Rusların eline geçti. Onun yerine ulusal bir meclis kurma girişimi başarısız kalınca mücadele dağınık bir şekilde devam etti.

Natukhay Adigeleri 1860 yılında yenilip safdışı bırakıldı. Laba ve Bela Irmakları arasındaki topraklar Adigelerden tamamen boşaltılmıştı. Rus Çarı II.Aleksandr 1861 yılında Kafkasya’yı ziyaret ettiğinde Çerkes ileri gelenlerinden oluşan bir heyet, ondan Kafkasya’nın işgalinden vazgeçmesini istediler. Çar Aleksandr ise bu isteği soğuk karşıladı ve kesin olarak “Ya yeni gösterilen yerlere yerleşmelerini ya da Osmanlı’ya göç etmelerini” söyledi. Oysa ki daha savaş kaybedilmemişti ve Çerkesler hala hatırı sayılır bir güç olarak Rusların karşısındaydılar. Ancak Ruslar savaşı geçte olsa kazanacaklarını biliyorlardı ve Sn.Petersburg’da çoktan Çerkes Muhacereti ile ilgili bir komisyon kurmuşlardı bile…

Rus askeri harekâtı 1862-1863 yıllarında Pşekh ırmağı havzasına kaydırıldı. Ondan sonra Pşış Irmağına doğru, yani Abzeh Adigelerinin toprakları saldırıya uğradı. Yukarı Abzehler, Ubıkh ve Şapsığların bir kısmı bir yıl kadar direndiler. 1864 yılında Kafkasya dağ silsilesinin en yüksek sırtlarını aşan Ruslar Tuapse’ye çıkarak Şapsığları da tamamen safdışı bıraktı. Bunlardan sonra sıra, hâlâ kahramanca direnen Ubıkhlara geldi. Ruslar son hamleyi Mızımta Irmağı vadisinde yaptılar. Bu bölgede bulunan Ahçıpsı, Ayıbga ve Ciget Abazalarının üzerine yürüdüler. 1864 yılında Kbaada yaylasının Rusların eline geçmesi ile savaşlar sona ermiş oldu. Kafkasya'ya Çar Naibi olarak tayin edilmiş olan çarın kardeşi Granduk Michael, 1864 Ağustos'unda bütün Kafkasya'nın sağ kalmayı başarmış halkına şu Çar emrini tebliği etti: "Bir ay içinde, Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün halkı savaş esiri olarak Rusya'nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir!!.."
Bundan sonra Ruslar Karadeniz sahillerindeki Kafkasyalı yerleşimleri ortadan kaldırdılar. Bu bölgede oturan Adige, Ubıkh ve Ciget(Asadz Abazası) halklarının tamamını yerlerinden ettiler.Ubıkh ve Cigetlerin tamamı , Adigelerin %80’i Osmanlı topraklarına sürüldü.1864 sürgünü hakkında kullanılan bir çok tahmini sayıdan en çok kullanılanı 1.000.000 – 1.500.000 kişidir.

Sürgün sonrasında çeşitli nedenlerle ,( bataklıklara sığınan, Kazak stanitsalarının yakınlarına yerleştirilip kalan, Kuban ötesinde Rusların yerleştirdikleri yerlerden veya sonraki sürgünlerden geri dönen, hatta sürgün sırasında ormana sığınıp saklanan topluluklar vb.) anavatanda kalan Adigelerin Kabardey kolu Stavropol vilayetine, Abzeh, Şapsığ, Çemguy vb. batı Adigeleri ise Karadeniz vilayetine(günümüzdeki Krasnodar’a) bağlandılar.

1818 yılında kurulan K.Kafkasya Cumhuriyeti’nin bir üyesi olan Adigeler, bu devletin kısa ömürlü olmasından sonra tekrar başıboş kaldılar. 1917 Ekim Devriminden sonra da Kafkasya’da kurulan 3 özerk oluşum içinde yer aldılar. Bunlar; Adige Ö.B., Karaçay-Çerkessk Ö.B., Kabartay-Balkar Ö.Cumhuriyeti. Bu siyasi durum Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla farklılaşmış ve üç siyasi oluşum , Rusya Federasyonu’na bağlı cumhuriyetler haline gelmiştir.

Günümüzde T.C. sınırları dahilinde 3.000.000 civarında Adige olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca Suriye, Ürdün, Yugoslavya, ABD vb. bir çok ükede Adige toplulukları mevcuttur.( Bunların toplam miktarı da 1.000.000 civarında tahmin edilmektedir.) Kafkasya’daki Adige nüfusuda 500.000’i biraz geçmektedir(1989 nüfus sayımına göre 507.000)

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: KAFKASYA HALKLARI TARİHİ
İletiTarih: Per Ağu 19, 2010 9:51 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
ÇEÇENLER :


Çeçenler Doğu Kafkasya halklarındandır. Kendilerine Nokhçi, Nakhçi veya Nohçuo, Nahçuo, yaygın olarak da Nokhçuoy (Nohçoy) derler. Komşuları onları çok değişik adlarla tanımlarlar Örneğin Kumuklar Miçikis, Avarlar (Tavlılar) Burtel, Kaberdeyler Şeşen gibi. Gn. İsmail Berkuk ,”Tarihte Kafkasya” adlı eserinde Çeçenleri iki ana kabile kabul eder ;

1- Esas Nohçi’ler (Çeçen)
2- İnguş’lar (Galgay)

Çeçenler, İnguşlar ve Tuşlarla birlikte Vaynakh grubunu oluşturular. Bu grubun diğer iki üyesinden İnguşlar Kendilerine Galgay, Tuşlar ise Batsoy der. Çeçen, İnguş ve Tuşların oluşturduğu dil grubunu dil bilimcileri “Nakh” diye adlandırır.

Son zamanlara kadar Çeçenler’in hangi kökten geldikleri bilinmiyordu. Rus bilgini Krupnov , Nakh geçmişinin Gargarlar’a dayandığını ifade etmiş, Berkuk ise ; Şerametta’dan yola çıkıp Sarmatlar’dan geldiğini belirtmiştir. Arkeologlar ve dil bilimcileri Nakhların kolu olan Nakhçi Nokhço’ların M.Ö. beşbin yıllarında veya IV.-III. Yüzyıllarda Kafkasya’da bulunduklarını ,kendilerinden önce burada başka kavimlerin yaşamadığını doğrulamaktadır. Hatta Nakhlar’ın Önasya’dan Kafkasya’ya gelip yerleştiklerini ortaya koymaktadır. Bu göç iki koldan olmuştur. Derbent yolundan gelenlerin Çeçenler’le şimdiki Dağıstanlılar’ın , Doğu Karadeniz yolundan gelenlerin ise Çerkes kavimlerinin olduğu görüşü giderek taraftar toplamaktadır.

Varlığı bilinen, ama tarihi açıkça aydınlanamayan İber Kavkaz Devletinin asıl üyesinin şimdiki Çeçenlerin ataları olduğu reddedilmemektedir. Onomastik, toponomik ve hidrostik adlar bunu onaylamaktadır. Tarihte anılan Gargarlar, Duvaylar, Dzurdzuklar, Alaroidler, Cacaniler (Tsatsani) Ganariler, Pşawalar, Khavsurlar, Tuşlar, Mohevclar (Mohevtsler) günümüz Çeçenlerinin değişik kabilelerinin adları olarak kabul edilmektedir. Hatta Kharsur, Pşava ve Tuşların Gürcüleşmiş Çeçen oldukları bilinmektedir.Nakhçi veya Kisti, Kistü (Gürcülerin Çeçenlere verdikleri ad) adını ilk kez VII. Yüzyılda Ermeni tarihçisi M.Kagankatvatsi, Argvani Tarihi adlı eserinde anmıştır.Aynı tarihçi Çeçenlerin atalarının Ura adlı bir babanın soyu olan Utaoy’dan, Sadoy’dan, Gergaroy’dan çıktığını belirtmiştir. Günümüzde Urartologlar, Çeçenlerin Urartularla akraba olduklarını reddetmemektedirler, hatta Önasya’da devlet kuran Urartuların, yukarıda adı geçen Ura’dan neşet ettiğinde de gerçek payı vardır.

Bu durum Hurri-Urartu-Çeçence ilişkisini inceleyenlerce tasdik görmektedir. (İlginçtir ki Önasya’da kurulmuş Hitit İmparatorluğunda resmi ve yaygın diller Hattice ve Hurricedir, Hatti dilinin ise Adigece ile çok yakın ilişkisi, tüm Hititologlar arasında kabul edilmektedir.)

Ortaçağ’da hem Hazarlara hem de Alanlar’a karşı savaşan Çeçenlerin aydınlık tarihi müslüman oluşlarıyla başlar. Arap ve İran kaynaklarında , Deşt-i Kıpçak diye anılan Altınordu diğer adı ile Çuçi ulusu hanlarına karşı da Çeçenler mücadele etmişlerdir.

13. ve 14. yüzyıllarda Moğollara ve Timurlulara karşı vatanlarını korumak amacıyla karşı koyan başlıca ulus Çeçenler olmuştur. Dış saldırılara karşı diğer Kafkas halkları ile ittifak kurmaktan ve destek vermekten geri durmamışlardır. Camiü’t-Tevarilü’nde Reşüdiddin , kroniklerinde ise Gürcüler bunu doğrulamaktadır. Bu eserlerde çeçenler Duvay ve Cacani (Tsatsani) diye anılmışlardır.

1395 yılının Nisan ayında Altınordu hanı Toktamış’ın safına geçen Çeçenler, Timur’a karşı terek nehrinde en korkusuz savaşlarını vermişlerdir. Bu savaş ve bu dönemler Çeçen bilim adamlarınca incelenmiş ve halende incelenmektedir.

Terek savaşı bozgunundan sonra 1396yılında, Simsim bölgesinde Ğayurhan liderliğindeki Çeçenlerin Timur’la olan savaşları tarihin en şiddetlisi olarak anılır. Sonuçta bu savaş Çeçenleri yüzyıllarca geriletmiş, onların adeta dünya yüzünden silinmeleri noktasına getirmiştir.

16.18 yüzyıllarda Vaynakh tukumundan (Tukuam:kabile,boylar birliği) Çeçenler yeniden filizlenirken yazılı belgeler ve arkeolojik araştırmalar Çeçenlerin yerleşim yerlerini de ortaya koymuştur: Kafkas sıradağlarının doruklarından kuzeydeki Terek nehrine kadar olan mesafe ile doğuda Aktaş-Sulak tepelerinden batıda Terek nehrinin doğduğu mesafe.

18.yüzyıla doğru Nakh ulusu ikiye ayrılmıştır; Nokhçi, Ğalgay . Karabulaklar da (Erştkho/Erskho, İerştkho) etnik grup olarak Nohçilerden ayrılmışlardır. Bir üçüncü grup olan Cov-Baco(Tlov-Batso)lar da Nakh halkının koludur.

Çeçenler yeniden toparlanmaya çalışırken kuzeyden de sürekli kendilerine doğru Ruslar yaklaşıyordu. Hatta Terek boyunca Zaporaj Kazakları yerleştiriliyordu. Bu vahim durum karşısında Çeçen, Kumuk, Nogay ve kaçak Ruslar 1708 yılında Terki kalesini ele geçirdi. 1722 yılında Çeçen-Kumuk müttefik kuvvetleri Dağıstan’daki Endire köyünde bulunan Rus gücünü bozguna uğrattılar. 1732 yılında ise Çeçen ormanlarında Albay Kohan’ın birliğini yok ettiler.

Çeçenler yalnız Ruslarla savaşmadılar. Kırım hanlarına karşıda mücadele verdiler. 1735 yılında Kırım Hanı Kaplan Giray’ın 80.000 kişilik ordusu tarafından hezimete uğratılan Çeçenler kurultay toplayarak Kırım Hanlığını ülkelerinden söküp atma kararı verdiler. Daha sonra Ela Aydamirov’un etrafında toplanan Çeçenler bunu da başardılar.

1758 yılında General Frauendorf komutasında ülkeye giren Rus birliklerini, Dağıstan’daki Çeçenlerin yardımıyla püskürttüler.

Çeçenlerle Ruslar fiilen 1785 yılından başlayıp zamanımıza kadar aralıksız savaşagelmişlerdir.

Çeçenistan’da bu tarihten sonra ; Şeyh Mansur(Oççarma) , İmam Hadis, Taymi Biybuolt ve Şeyh Şamil(kendisi Ma’urulal asıllıdır) dönemlerinde bu mücadele tüm hızıyla devam etmiştir.

Rusların gerçekleştirdiği “Büyük Kafkasya Sürgünü”nden Çeçenler; Ubıh, Adige ve Abhazlar kadar zarar görmemiştir. Bundaki en önemli neden, Çeçenlerin Karadeniz kıyısında değil iç bölgelerde yaşıyor olmalarıydı. 1865 yılı yazının iki ayında 5000 Çeçen aile (23.057 veya 22.815 kişi) Osmanlı topraklarına göçmüştür. Bunların 2100’ü 1866-1868 yıllarında güçlükle geri dönebilmiştir. 1860-1870 yılları arasında ülkesine geri dönüş yapan Çeçen sayısı 5857 kişidir.


14 Nisan 1877 tarihinde Osmanlı-Rus Savaşı başlayınca Çeçenya’da isyan patlak verdi.Bu isyan genel hatlarıyla Albek Hacı yönetimindeydi. Birkaç bölgede daha başkaldırı hareketleri patlak verdi. Albek Hacı Çlebarloy’dan Tauzen’e gelip yerleştiği sıralarda Kafkasya’da bir haber yayıldı: Şamil’in oğlu Gazi Muhammed komutasındaki Türkiye’den gelen Kafkas göçmenleri Ordusu Terekkale şehrine girmişti. Bu yeni bir heyecan yarattı. Nitekim beyanatlara ve tellallara ilk uyan Controylu Süleyman oldu. Kendisini İmamın naibi ilan etti. Albek Hacıda onun gibi İçkeriye’ye geldi. Birliklerini düzenleyip Evtar ve Myrtup yanından geçerek Gudermes ve Bass köylerine geldi. Ancak burada kendisini General Smekalof’un beklediğini duyunca Controy Dargo’ya ve Bielgatoy’a geçti. Albek Hacı İçkeri’de tam hüküm sürüyordu. Rus birlikleri Viedan’da kuşatıldılar ancak yarma harekatında başarılı oldular. Vatanseverler Gn.Smekalof yönetimindeki Rusları tekrar kuşattılarsada yenildiler. Rusların başarısını sağlayan daima topçu ateşiydi. Bütün savaşlar topçu atışlarıyla kazanılıyordu. Rusların ekinleri yakması da halkı perişan ediyordu ve halk iki ateş arasında kalıyordu.

Bu sıralarda yeni bir şayia yayıldı: Musa Kundukh komutasındaki Çerkes-Çeçen kuvvetleri Terekkale ve Vladikavkaz’a gelmişti. Bu rivayete halk da inandı. Ancak tekrar başlayan ayaklanma Rus birliklerinin fazlalığı nedeni ile yine başarısız oldu. Gerçi Bass bölgesinde Uma Du, Tangay ve Abbas Paşa(Osmanlı ordusundan Dağıstanlı bir subay) Akho çayındaki savaşta Rusları yendiler ve Ruslar Elistanca köyünde de püskürtüldüler. Ancak sonuçta başarı sağlanamadı.

1901-1913 yılları arasında ismi duyulan Çeçen kahraman Abrek Zelimhan döneminde ise Çeçenya’da egemen olan ancak iktidar olamayan Ruslar, yerel yöneticiler kanalıyla halka zulüm yapmaya başlamışlardı. Ancak Abrek Zelimhan’ın kaçağa çıkmasından ve intikam almasından sonra bu tür zulüm hareketleri önlenmiştir.

Rusya’da Çar devrilip yönetimi Kerensky hükümeti devralınca, bu fırsattan yararlanan Kafkasyalılar; Birleşik Kafkasya Dağlıları Birliği Geçici Yönetimi’ni kurmuşlardı. 1-7 Mayıs 1917 de Vladikavkaz’da 500 temsilci toplayarak Kongre yaptılar. Burada bütün Kuzey Kafkasyalıların siyasi bir birlik olduğu, biri Birlik Meclisi diğeri de muhtarlıkların kendi meclisi olmak üzere iki meclis olacağı kararları alındı. 6 temmuz 1917’de açılan 2.kongrede Kuzey Kafkasya Dağlıları Cumhuriyeti’nin Yürütme Komitesi Başkanlığına Abdulmecid Tapa Çermoy getirildi. Bu cumhuriyet 11 Mayıs 1918’de bağımsızlığını ilân etti. Buna mukabil Rus baskıları da arttı. Çeçenler bir yıl General Deniken’in ordusuyla savaştı ve bu Çarlık Ordusunu yendi. Ancak kendileri de zayıfladı. Devletin ikinci yılında Kızılordu ile savaşmaya başladı. Zayıf düşmüş Çeçen askei yenildi. 1920 yılında Kızılordu , K.Kafkasya Dağlıları Cumhuriyeti’ni yıktı.

1921 de Kuzey Kafkasya Dağlıları ASSR kuruldu. Çeçenya bunun Özerk bölgesi oldu. 1924’de Çeçen ve İnguş Özerk bölgeleri oluşturuldu.

15 Ocak 1934’de Çeçen ve İnguş birleştirilip Çeçen-İnguş Özerk bölgesi oldu.


5 Ocak 1936’da ise Çeçen-İnguş ASSR kuruldu.

Ruslar, Almanlara yardım ettikleri iddiasıyla 23-24 Şubat 1944 gecesi Çeçen-İnguşlara soykırım uyguladılar. Kafkasya’nın bu vatansever, bir o kadar da inatçı ulusu, doğmamış çocuğu dahil Kazakistan’a sürüldü.

700.000 olan Çeçen nüfusu 1957’de vatanlarına döndüklerinde 200.000 kadardı( S.S.C.B. Yüksek Şurası 9 Ocak 1957’de aldığı bir kararla Çeçen-İnguşların vatanlarına dönmelerine izin verdi). Aynı yıl Çeçen-İnguş, ASSR statüsü kazandı.
26 Kasım 1990 günü Çeçen Halk Meclisi toplandı. Kurultay başkanlığına Gn. Cokhar Dudayev seçildi. Çeçenler bu kurultayda egemenliğini ilan etti. 6 Eylül 1991 günü de bağımsızlığını ilan eden Çeçenler 27 Ekim günü yapılan seçimde %92 oyla Cokhar Dudayev’i Cumhurbaşkanı seçtiler. Rus yönetiminin bu durumu tanımaması nedeni ile 1994-1996 yılları arasında kanlı çatışmalar ve daha sonrasında da fiilen savaş başladı. Fakat Çeçenler ,Ruslar karşısında büyük bir direniş göstererek Çeçenya’yı işgal eden Rus birliklerini yenilgiye uğrattılar ve Çeçenistan’dan çekilmek zorunda bıraktılar. Mevcut anlaşmalara ve uluslararası norm ve yasalara göre bağımsızlık ilanı meşru olmasına rağmen hiçbir devlet tarafından tanınmayan Çeçenistan, yeni kurulmuş bir devletin yaşayabileceği sorunların yanı sıra Rusya'nın ekonomik, siyasi ve askeri baskılarına da maruz kalmaktaydı. Federasyon ile özerk cumhuriyetler arasındaki yetki paylaşımını düzenlemeyi amaçlayan Rusya Federasyonu Anlaşması'nı imzalamamasına rağmen Rusya, Çeçen Cumhuriyeti'ni Federasyon'un bir parçası saymaya ve Rusya Federasyonu Anayasası'na bağlı görmeye devam etmiş; üstelik Çeçenistan'la diplomatik ilişkilerini geliştirmek isteyen devletlere engel olma noktasında çok katı bir tutum izlemiştir. Tüm bunların yanı sıra uygulanan ambargolar ve diğer yaptırımlar neticesinde Çeçenistan ekonomisi hızlı bir çöküş sürecine girmiştir.

6 Mart 2005'te Mashadov'un öldürülmesiyle birlikte Rusya'yla müzakereleri sürdürecek ılımlı lider ortadan kaldırılmış ve Çeçenistan mücadelesi çok daha sert çatışmaların yaşandığı yeni bir döneme girmiştir. Mashadov'un ölümünden sonra yerine Abdülhalim Sadullayev geçmiştir. Sadullayev, Mashadov'un izinden giden bir lider olmakla beraber, ortaya çıkan otorite boşluğu ve belirsizlik nedeniyle Çeçenistan'daki çatışmalar yoğunlaşmıştır.

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: KAFKASYA HALKLARI TARİHİ
İletiTarih: Per Ağu 19, 2010 9:52 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
DAĞISTANLILAR :

Nüfus sayımlarında ve diğer istatistiklerde Dağıstan halkları bu ana başlık altında toplanır. Terim aşağıdaki gurupları ihtiva eder :
Avarlar (Kendilerine “Ma’arulal” adı veren bu topluluğun tarihteki Avar veya Apar diye geçen Türk boyu ile bir ilgisi yoktur, “Avar” ismi dağlarda dolaşmalarından dolayı [“avare” olarak Türkçe ve diğer pek çok dilde de geçer] İranlıların taktığı bir isim olup, onlardan da Ruslar ve diğer çevre milletler alıp kullanmıştır. Ünlü Şeyh Şamil bu topluluğa mensuptur.) ,Darginler, Kumuklar, Laklar, Lezgiler, Nogaylar, Tabasaranlar, Tsahurlar , Rutullar ve Agullar. Gerekli görüldüğünde bu guruplar ayrı olarak listeye geçiriliyor. Ama eskiden ayrı olarak listeye geçen küçük guruplar artık tefrik edilmiyor. Bu küçük guruplar ise şunlardır : Andiler ,Arçinler , Bagulallar, Botlikler, Çamallar, Didoylar, Godoberinler, Kapuçinler, Karataylar, Hunzallar, Hvarşinler,Tindiler. Bunların tümü şimdi Avarlarla birlikte kaydediliyor. Kaytaklar ve Kubaçiler ise Darginler ile birlikte.

Kuzey komşuları olan göçebe kabileler ile güneyinde yerleşik büyük imparatorluklar arasında kalmış dağlarla kaplı bu ülkenin otokhtonları hakkında değişik tezler öne sürülmektedir. Bu tezlerle beraber bugünkü Dağıstan topluluklarının kökenlerini ve akrabalık ilişkilerini incelemek gerekmektedir. Dağıstan’da konuştukları dillere göre 3 ana unsur bulunmaktadır. Sayıca fazla olan unsurKafkas dillerini konuşan topluluklardır. Bunları üç ana sınıfa ayırabiliriz: 1) Avar (Maarulal) 2) Dargi-Lak 3) Lezgi-Tabasaran ve diğer Samur boyları. Sınıflamamıza rağmen bu toplulukların dilleri birbirlerine oldukça yakın akraba dillerdir. Dağıstanın otokhtonları bilinen tarih içinde en az 2.500 ile 3.000 yıl önce burada yaşamaktaydılar. Bazı tarihçilere göre bu süre öncesinden çok daha önceleri de bölgenin asli unsurları olarak vardılar. Bazı tarihçilere göre ise Mezopotamya’nın yukarı taraflarından sürülerek geldiler.Bir diğer görüş de değişik Önasya gruplarının Dağıstan ve Kafkasya’nın diğer bölgelerinden buraya göç ederek uygarlık kurdukları şeklindedir.(Ki aynı tezler Adige ve Hatti ilişkisinde de öne sürülmektedir.)
Tarihçilerin tümünün hem fikir oldukları konu Dağıstan’ın otokhtonlarının M.Ö. 6.yy. başlarında Albanya Federasyonu içinde bir arada yaşadıkları şeklindedir. Albanya bugünkü siyasi coğrafya göz önüne alındığında Azerbeycan Cumhuriyeti’nin kuzey bölümleri ile Dağıstan ve kuşkulu olarak Çeçenya’yı içine aldığı söylenebilir. Alban'lar ayrıca yazı diline sahip ilk Kafkas toplumudur. Albanca bugün Azerbeycan topraklarında Azeri ve Ermenilerce özümsenerek yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan Udi halkının konuştuğunun Udice’nin eski biçimidir. Udice diğer Dağıstan dilleriyle ilintilidir, ancak ayrı bir sınıflamaya sokulmaktadır. Bu arada Kuzey Kafkasya’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi Dağıstan’da arka arkaya Alan-Sarmat gibi Hint-İran kökenli göçebe toplulukları ile Hun-Avar-Bulgar gibi Fin-Ugur kökenli toplulukların istila ve yer yer yerleşmelerine tanık olur. Sürekli boğuşmalarla birlikte 4.yüzyılda Hristiyanlık ve Yahudiliğin ortaya çıktığı görülmektedir. 6.yüzyılda Moğol kökenli Hazarlar, Dağıstan’ı işgal ederek Hazar Hanlığını kurarlar. 8.yüzyılda ise Arap-İslam fetihlerinin dalga boyları Hazar Hakanlığına erişir. İslamiyet Dağıstan’a güneyden girer. İlkin Lakların başkenti Gazi kumuk’u merkez edinerek fetihleri ve İslamiyeti yayma işini sürdürürler. ( Dağıstan tarihinin en önemli olayı bölgenin Araplar tarafından ele geçirilişidir. Bölge M.S.664 ten itibaren Arap akınlarına uğradı. Ama ancak 8.yy. başlarında ,Halife Hişam zamanında,Derbentte bir üs kurabildiler. 4.ve 5. yy.larda bu bölge antik Arnavut devletine bağlı idi ve Hristiyanlık oradan Dağıstan’ın dağlarına ve ovalarına yayılmıştı.)

İslam gerek Dağıstan’ın yerli unsurları olan Kafkas kabilelerince gerekse de dinsel hoşgörü geleneğine sahip Hazar hakanlarınca reddedilir. Araplara karşı büyük bir mücadele yürütülür. Ancak İslamiyet çok hızlı biri biçimde yayılarak diğer dinleri kısa zamanda ortadan kaldıracaktır. 10.yüzyılda Dağıstan müslümanlaşmıştı. Fakat 15.yüzyılda dahi animistler azınlıklar halinde yaşıyorlardı. Yahudiler ise bugün dahi varlıklarını sürdürmektedirler.

Dağıstan’ın 2.etnik grupları yani Türkiler ise 10. yüzyılda kuzeyden bölgeye girdiler. Kıpçak kökenli topluluklar, kısa zamanda bölgenin kakozikleri ile karışarak Kumuk uluslaşmasını oluşturuyorlardı. 13.yüzyılda ise Moğol istilası Dağıstan’da onulmaz yaralar açtı. Özellikle Kumukların birçoğu öldürüldü, bir kısmı dağlara sığınarak yaşamlarını kurtardılar. Moğol istilası bittikten sonra önceden yaşadıkları düzlüklere geri dönen Kumuklar nüfuslarının az olması sebebiyle Lak, Avar, Dargi ,Çeçen ve Kabartay topluluklarından insanlarla nüfuslarını beslediler. Dağıstan’a çok sonra yerleşen Azeri, Terekeme ve Osmanlı Türkleri ise küçük bir azınlık olarak halen yaşamlarını sürdürmektedirler.

Dağıstan’da Yahudi varlığı ise; Asur İmparatorluğu’nun Yahudi devletlerini yıkmasından sonra, Yahudiler’in tarihi müttefikleri İranlılar’ca yerleştirilmesi neticesinde oluşmuştur. Bu yüzden 3. etnik grup yani Tatlar Yahudiler’le, İranlılar’ın karışması sonucunda oluşmuştur.

Dağıstan sırasıyla 15.yüzyılda Timur’un, 15.yüzyılın ikinci yarısı ile 16.yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun, 17.yüzyılda da Safeviler’in istilasına uğramıştır. Fakat söylediğimiz tüm istila dönemleri de dahil olmak üzere, Dağıstan’da fiilen 3 yerel prensliğin hâkimiyeti kesindi. Dargi topraklarında bulunan Mecalis başkent olmak üzere Khaytag Hanlığı merkezi Dağıstan’da kuzeyde Kumuk toprakları üzerinde başkent Tarki’de Tarki Şamhallığı ve güneyde Tabasarn Hanlığı. Bu üç hanlığın yanından daha küçük birçok hanlıklarda vardı. Bunların dışında Khunzakh’daki Avarların Gazi Kumuk’un güneyinde Kurin Hanlıkları bulunmaktaydı.

Dağıstan’da tarih boyunca en büyük etkiyi Miladın başlarında Alban ve Sarmat kültürü yaptı. Fakat 8.yüzyılda Arapların gelişiyle İslam kültürünün etkisi büyük oldu. Dağıstanlılar’ın batı komşuları Çeçen ve İnguşlarla olan ilişkileri adeta kendi içlerinde gerçekleşen ilişki kadar yakındır. Nitekim 1772’den itibaren Ruslar’ın Dağıstan sınır boylarında gözükmeye başlaması ile dağlı halkları mücadeleyi sürdürdüler. Bu karanlık dönemler içinde Dağıstan hakları iki işgalci güce karşı destansı bir mücadele verdiler. Bir yandan İran’a bir yandan Rusya’ya karşı verilen mücadele sürdürüldü. 1700’lü yılların sonunda Dağıstan’da İmamet ideolojik kalıplara dökülecek ve İslam; emperyalizme karşı savaşın bayraktarlığını yapacaktır. İmam Mansur’un Çeçen içlerinde başlayan mücadelesi Hamzat Bek, Gazi Muhammet ile devam edecektir. İmamların sonuncusu, Şamil ile başlayan gerilla savaşı Rusya Çarlığını zor durumda bırakır.

Koskoca Çarlık ordusu bir avuç yurtsever karşısında onulmaz yaralar alır. Ancak 1859 yılına kadar 30 yıldan fazla süren savaş Dağlıların gücünü tüketir. Dağlılar her iki taraftan da yüzbinlerce insanı telef eden savaşı mecburen bırakmak zorunda kalırlar. Şamil tutuklanır ve sürgüne gider. Rusya artık Dağıstan’ın tek hakim gücüdür. Fakat bu hakimiyet yer yer sekteye uğrar, ayaklanmalar birbirini takip eder. Bu ayaklanmaların en önemlilerinden biri 1877-1878 ayaklanmalarıdır.

Rusya’da devrim günlerinde Çarlık zor duruma düştüğünde kaybedilmiş olan bağımsızlığı yeniden kazanabilmek için Dağıstanlılar ayaklanırlar. 11 Mayıs 1918’de Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan edilir. Cumhuriyetin sınırları Karadeniz’den Hazar Denizi’ne kadar bütün Dağlı topraklarını kapsıyordu. Cumhuriyetin bağımsızlığını ilk tanıyan ülke Türkiye oldu. Ancak gerek Menşevik, gerekse Bolşeviklerin saldırları ve tazyiklerine dayanamayan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Hükümeti yıkıldı, yöneticiler ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar.

13 Kasım 1920’de Dağıstan Özerk SSC kuruldu. 1991’de SSCB dağılınca Rusya Federasyonu’na bağlı bir cumhuriyet oldu

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: KAFKASYA HALKLARI TARİHİ
İletiTarih: Per Ağu 19, 2010 9:52 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
KARAÇAY-MALKARLAR:

Karaçaylar, Kafkasya’nın Türkçe konuşan topluluklarından biridir. Linguistik delillere bakılırsa bunlar Kıpçak(kuman/polovtsian) kabileler grubunun soyundandır. Yakinen ilgili oldukları Balkarlar(Malkarlar) gibi Karaçaylarda muhtemelen kuvvetli bir Alan unsuru ihtiva etmektedir.Çünkü yerleştikleri bölge uzun yıllar Alanların işgali altında kalmıştır. Bu teori Megreli'nin bunları "Alanlar" diye adlandırmasıyla da desteklenmektedir. Dillerinin ve kültürlerinin güneydeki (Alanların soyundan gelen ) Osetyalılarla benzerlikler arzetmesi de bu bağlamda zikredilebilir.

17.yy. da bölgeye yapılan Nogay göçü ve Kırım Tatarlarının gerçekleştirdiği temaslar Karaçayların İslamı tanımalarına yardımcı olmuştur. Ancak mahalli rivayetler nihai noktada Karaçayların İslamı kabul etmelerinde 18.yy.da yaşamış İshak efendi isminde Kabartaylı hocanın çok büyük etkisi olduğunu belirtmektedir. 16. Yy. Ortalarından beri Terek nehri etrafında ve komşu Kabardiya’da çok büyük bir Rus varlığı bulunmakta idi. Fakat Karaçaylar 1828 yılına kadar Rus idaresine tabi olmadılar. Rus yönetimi büyük bir tepki ile karşılandı ve 1870'lere kadar gerçekleşen sayısız ayaklanmalar nedeni ile bir ara Ruslar, Karaçayları topluca Türkiye’ye sürgün etmeyi bile düşündüler(bu dönemde gerçekleşen Kırım Tatarları ve Batı Çerkeslerinin sürülüşüne benzer şekilde) Ancak böyle bir plan uygulamaya konulmadı ve Karaçaylar büyük çoğunluğuyla Kafkasya’da kaldılar.

Karaçay-Malkar halkı yüzyıllardan bu yana, Kafkaslar’ın en yüksek dağı olan Elbruz’un doğu ve batısındaki yüksek dağlık arazide Kuban, Teberdi, Laba, Zelençuk, Mara, Baksam, Çegen ve Çerek gibi ırmakların yukarı kısımlarında yaşamaktadır. Tarihi araştırmalar Karaçay-Malkarlılar’ın bu bölgede uzun yıllar egemenlik kuran çeşitli Türk kavimleri ile Kafkas halklarının karışımından ortaya çıkan bir Kafkas halkı olduklarını ortaya koymaktadır.

Karaçaylılar ve Malkarlılar(Balkarlar) birbirinden farklı dile, kültüre ve tarihe sahip iki ayrı halk değil, tersine aynı dil, kültür ve tarihi paylaşan bir Kafkas halkıdır. Karaçay ve Malkar adları bu halkın yaşadığı iki coğrafi bölgenin adıdır. Karaçay-Malkarlılar kendi dillerinde kendilerine “Tavlu” (dağlı) adını verirler.
Kabardeylerin Karaçay-Malkar halkına Adige dilinde “dağlı” anlamına gelen “Kuşha” adını verdikleri bilinmektedir. 19.yüzyılda Kafkasya’da bulunan Avrupalı gezgin J.Klaproth Kaberdeylerin Karaçaylılar’a “Karçaga Kuşha”, Malkarlılar’a “Balkar Kuşha” adını verdiklerini yazmaktadır.
Karaçay-Malkar halkının 15.yüzyıla kadar hangi etnik adla tarih sahnesinde boy gösterdiği kesin olarak bilinmemektedir. 1404 yılında Kafkasya’da bulunan başpiskopos Johannes de Galonifontibus ‘un Karaçay halkını “Kara Çerkesler” adıyla tanımladığı bilinmektedir. Daha sonraki yüzyıllarda Kafkasya’yı ziyaret eden Avrupalı misyoner ve araştırmacılar da Karaçaylılar’ı, Kara Çerkes adıyla tanımlamışlardır. 1635-1653 yılları arasında Kafkasya’da bulunan İtalyan misyoner A.Lamberti’nin eserinde Karaçaylı ve Kara Çerkes adlarının birlikte anılması daha önceki yüzyıllarda araştırmacıların Kara Çerkesler adını verdikleri halkın Karaçaylar olduğu konusundaki şüpheleri ortadan kaldırmaktadır.

Avrupa kaynaklarında Karaçay adı ilk olarak 17.yüzyıl başlarında geçtiği halde Osmanlı kaynaklarında Karaçay adına ilk olarak 16.yüzyılda rastlanır. 1582 tarihli bir fermanda Osmanlı hazinesinin Azak yolu ile Demirkapı-Şirvan’a ulaştırlmasında yardımlarından faydalanılan Karaçay beyi Kaziy oğlu Mirzabek’e hizmetlerinden dolayı gönderilen hediyelerden söz edilmektedir.
Rus kaynaklarında ise Karaçay adı ilk kez 1650 yılında geçer. Bu ad Gürcistan’dan Migrelya’ya giden Rus elçisi Fedot Elçin’in 1649’da yazdığı bir bildiride Karaçai şeklinde tespit edilmiştir.

Tarihi araştırmalar Karaçay-Malkar halkının ancak 15.yüzyıldan sonra Karaçaylı, Malkarlı, Çegemli gibi adlarla tarih sahnesine çıktıklarını göstermektedir. Bu yüzyıla kadar Karaçay-Malkar halkını oluşturan etnik unsurlarla ilgili bilgiler yeterince açık değildir.

Aslına Karaçay-Malkar halklarını kökeni ile ilgili 2 farklı görüş vardır; çeşitli bilim adamları Karaçay-Malkarlılar’ın ,Kafkasya’yı yüzyıllar boyunca egemenlikleri altında tutan bazı Türk kavimlerinin torunları olduklarında birleşirken, bazı bilim adamları ise Karaçay-Malkarlılar’ın Kafkasya’nın otokhton(yerli) halklarından olduklarını ve bunların zamanla dil açısından Türkleştikleri görüşünü savunmaktadırlar. Son yıllardaki araştırmalar, bu görüşlerin hepsinin de gerçeklik payı taşıdıklarını göstermektedir.Karaçay-Malkar halkının etnik yapısında kuzeyli eski Türk kavimleri ile birlikte Kafkasya’nın yerli halklarından bazı etnik grupların da önemli oranda payları olduğu anlaşılmaktadır.( Gerçektende Kafkasya’yı gezen J.Klaproth eserinde Karaçay-Malkarlıları tanıtırken şöyle der:”…bundan 32 yıl önce-1780- Kaberdey İshak efendi onlara İslamiyeti kabul ettirmiştir.Karaçaylılar Kafkasya’nın en güzel milletlerindendir.Siyah gözleri, belirgin güzel hatları ve mükemmel vücut yapıları vardır.Göçebe Tatar ve Nogaylarda görülen basık suratlar, çekik gözler onlarda görülmez. Moğol ırkları ile bir karışımları yoktur,Gürcülere benzerler…”)

Karaçay-Malkar halkının etnik yapısını oluşturan eski Türk kavimleri arasında Hunlar-Kara Bulgarlar, Hazarlar, Alanlar ve Kıpçaklar başta gelmektedir. Kafkasya halklarından ise Gürcü-Svan, Abhaz, Abazin Adige, Oset ve Kaberdeylerin Karaçay-Malkar halkının etnik yapısında önemli yerleri vardır.Hunlar’ın Orta Asya’dan Batı’ya göçerek MS.370-375 yıllarında İdil(Volga) ırmağını geçip, Kafkaslar’ın kuzeyinde Alanlar’ı boyundurukları altına aldıkları bilnmektedir. Batı Hunları’nın bir kolu olan Bulgar Türkleri’de 3-4. yüyıllarda Kafkasya’da Kuban bölgesine yerleştiler ve Kuban Bulgarları adıyla tanındılar. 558 yılında Kafkasya’ya gelen Avar Türkleri bir kısım Bulgar boyları ile birlikte Balkanlara göç ettiler. Kafkasya’da kalan Kuban Bulgarları Alan ve Adige kabileleriyle yaşamaya devam ettiler.
Kuban Bulgarları’nın Karaçay-Malkar halkının ilk ataları olduğu düşünülmektedir. Son yıllarda Karaçay’da ortaya çıkarılan Runik harfli Hun-Bulgar Türkçesi Yazıtlar bu görüşü desteklemektedir. Karaçay-Malkar halkının etnik yapısındaki önemli bir unsurun da Alanlar olduğu bilinmektedir. 18-19. yüzyıllarda bir çok gezgin Karaçaylıları Alan adıyla tanımlamıştır. Gürcü-Mingrel halkı bugün dahi Karaçay halkına “Alani” adını vermektedir. Osetler de Karaçay-Malkarlılara “As” adını verir.(As, Alanların diğer ismidir.)
Bütün bunların yanı sıra Karaçay-Malkar halkı bugün dahi birbirine “Alan” şeklinde hitab ederler.Günlük konuşmalarda “Alan” adının bir hitap biçimi kullanılması Karaçay-Malkarlılar arsında son derece doğaldır. Bunlar Karaçay-Malkar halkının etnik yapısında Alan unsurunun son derece önemli olduğunu göstermektedir.

Karaçay-Malkar halkının Karaçay kolunu oluşturan boylarının 17.yüzyıla kadar Elbruz dağının doğusundaki Baksan (Bashan) vadisinde yaşadıkları biliniyor. Burada yaşayan Kıpçak kökenli Karça, Navruz, Budyan, Adurhay, Botaş ve Abazin kökenli Tram soylarının, Kaberdeylerin baskısı sonucu Elbruz dağının batısındaki yukarı Kuban-Hurzuk vadisine göç ettikleri, bu arada kendilerine Kaberdey prenslerinden Tohçuk(Dohşuko) ve Tambiyler’in de katılmasıyla günümüzdeki Karaçay halkının çekirdeği oluştuğu anlaşılıyor.

1822 yılında Rus tabiyetinde oldukları ilân edilen Karaçaylılar buna isyan ettiler. Ruslar nihayet 1828 yılında Karaçay’ı istila ettiler.Bu istilaya şiddetle karşı koyan Karaçaylılar 1835-1837 , 1845-1846 ve 1853-1855 yıllarında Rusya’ya karşı ayaklandılar.

1864 yılında Kafkasya’yı kesin olarak eline geçiren Rusya, Kafkasya’da özel bir idari bölünmeye gitti: Kuban ırmağının yukarı kısmında, Elbruz’un batısında yaşayan bugünkü Karaçaylılar Kuban eyaletine, Orusbiy, Çegem, Bızıngı ve Malkar’da yaşayanlarda Terek eyaletine bağlandılar. Çarlık döneminde sadece Çerek vadisinde yaşayanlar Malkarlı olarak adlandırılırken , Sovyet döneminde, Terek eyaletine bağlanmış olan bütün dağlılara Malkarlı yada Balkar adı verilerek yapay bir Balkar ulusu oluşturuldu.

1943 yılına kadar Sovyetlere karşı bağımsızlık mücadelelerini sürdüren Karaçay-Malkar halkı İkinci Dünya savaşı sırasında Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle vatan hainliğiyle suçlandılar. 2 Kasım 1943’de Karaçaylılar, 8 Mart 1944’de Malkarlılar Kafkasya’dan çıkarılarak top yekün bir sürgüne maruz bırakıldılar. (tıpkı Çeçenler’de olduğu gibi). Bu sürgün sırasında toplam nüfuslarının yarıdan fazlasını kaybettiler. Orta Asya ve Sibirya’daki sürgün yerlerinde 14 yıl sürgün kalan Karaçay-Malkar halkı 1957 yılında affedilerek (!) Kafkasya’daki yurtlarına dönmelerine izin verildi.

Bugün toplam 250 bin nüfusa sahip Karaçay-Malkar halkı Kafkasya’da Rusya Federasyonu’na bağlı olan Karaçay-Çerkessk ve Kaberdey-Balkar Cumhuriyetlerinde yaşamaktadırlar. Kuzey Kazakistan, Sibirya ve Kırgızistan’daki sürgün yerlerinde de Kafkasya’ya dönemeyen 30 bin kadar Karaçay-Malkarlının yaşamakta olduğu bilinmektedir. Türkiye (13 köy), Suriye ve Amerika’da da 30 bine yakın Karaçay-Malkarlı yaşamaktadır

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: KAFKASYA HALKLARI TARİHİ
İletiTarih: Per Ağu 19, 2010 9:53 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
OSETLER (ASETİNLER) :

Osetlerin kökenleri konusunda çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Fakat en fazla kabul gören görüş; onların İskit ve Sarmatyan kabileleri ve özelliklede yerli Kafkas kavimleriyle kaynaşan Alanların neslinden gelmiş oldukları şeklindedir. 1888 de 941 yılına ait ve üzerinde Yunan karakterleri bulunan bir mezar taşı keşfedildi. Bulunduğu yerin ismi ile anılan ve Zelençuk yazısı denilen bu taşın üzerindeki yazıda kullanılan dil Alancadır ve modern Asetin dilinin kayda geçmiş en eski safhasını temsil ettiği kabul edilmektedir.

Günümüz Oset halkını daha iyi tanıyabilmek için önce İSKİT, SARMAT ve ALANLAR’a bir göz atmak gerekir.

İSKİTLER: Greklerin İskit dedikleri ve bütün Avrupa’nın bu adla tanıdığı İSKİT kavmini çoğu Avrupalı tarihçi İRAN asıllı kabul ederler. Eski devir coğrafyasında Karadeniz’in kuzeyinde uzanan sahayı Grek tarihçileri İskitya diye adlandırırlardı. İskit dili ile İran dili (eski İran dili) arasında yakın bir benzerlik vardır. Dil bilimci Willer, Güney Rusya’daki İskit kalıntılarını tasnif ederken bölgelere göre %10 ila %60 arasında değişen İran unsuruna tesadüf etmiştir.
SARMATLAR: İskitleri M.Ö. III. Yüzyılda aynı soydan gelen ve bir İskit kabilesi olan Sarmatlar egemenlikleri altına aldılar ve bu olaydan sonra İskitler tarih sahnesinden tamamen silindiler Sarmatlar kısa zamanda Ural Dağları ile Hazar Denizi hattı, Vistül Nehri ile Karpat Dağları arasında coğrafi bakımdan ayrılan geniş bir bölgeye hakim oldular.
Don nehri ile Azak Denizi hattının doğusuna Asya Sarmatyası, batısına da Avrupa Sarmatyası adı veriliyordu.
Herodot’a göre Asya Sarmatyasına SARMATEY , Avrupa Sarmatyası’na da SOROMATEY deniliyordu.
Bu tanımların etimolojik yapısının OSET diline ne kadar benzediği dikkat çekmiştir. Kelimelerin sonlarındaki TEY hecesini incelersek bunların (LER’den – LAR’dan) gibi birer iyelik zamiri olduğunu görürüz.
Hatta daha da ileri giderek Sarmatlara ŞERMET de denildiğini göz önüne alırsak, Osetlerle bariz ilişkisi olan İranlı MED’lerle, yine Oset dilinde baş anlamına gelen ŞER’i yan yana getirirsek MED’lerin başı veya baş Medler gibi bir anlam çıkarabiliriz.

ALANLAR: MS. I. Ve V. Yüzyıllarda, Ortaçağ’ın ünlü tarihçisi olan Romalı Ammian Martselin’e göre MS. I. Yüzyıldan sonra Güneydoğu Avrupa’ya bir Sarmat kabilesi olan ALANLAR geldi.
Martselin’e göre Alanlar uzun boylu, iyi görünüşlü ve genellikle saçları kumraldır. Bununla birlikte Alanların görünüşleriyle korku saldıklarını ve son derece savaşçı olduklarını savunur. Ammian Martselin veya Roma diliyle Ammianus Marsellinus , Alanları önce Hunlulardan ayırma çabaları gösteriyor. Hunları kısa boylu, sakat ve çirkin insanlar diye tarif ederken, Alanları uzun boylu, sarışın ve yakışıklı olarak tarif ediyor.
Yine ünlü yazarlardan Bernard Bachrach ise Alanların farklı kökenlerden oluştuğunu bu nedenle Martselin’le aynı görüşü paylaşmadığını söylerken, Ammian’ın sahip olduğu bilgilerin özel bir Alan grubuna ait olabileceğini ileri sürmüştür.

MS. IV. Yüzyıldan itibaren Alanlar Güney Ural etekleri, Kuzey Karadeniz kıyıları, Aşağı Volga Kıyıları, Don nehri ve K.Kafkasya ile Kırım civarında yaşamaya başladılar.
MS. I. Ve IV. Yüzyıllarda Alanların ekonomik uğraşıları hakkında fazla bilgiye sahip değiliz. Bir kısmının steplerde yarı göçebe şeklinde yaşadıkları bir kısmının da çiftçilikle uğraştıkları bilinmektedir.
Alanlar yazları hayvan sürüleriyle beraber otlak bakımından daha zengin olan serin ve nemli kuzey bölgelerde, kışın da güney bölgelerde yaşarlardı.
Alan yönetici ve asiller sınıfı, İSKİT ve SARMAT’larda olduğu gibi, ekip biçmeyi aşağılayıcı bularak asker ve savaşçı kalmayı tercih etmişlerdir.
Alanlar rüzgar ve soğuklardan korunmak için sulak yerlerde bolca yetişen kamışlardan yararlanmışlardır. Özellikle fazla kar yağmayan Hazar Denizi kıyıları Alanlar için iyi bir sığınak yeriydi.

Alanlar özellikle Kuban Nehri ve kollarının yer aldığı bölge ile, Don Nehri, Terek, Sunja Nehirleri ile Kafkas dağ eteklerinde yerleşmiş, Ortaçağ’da bazı Kafkas kavimlerini de bünyelerine alarak büyük bir gelişme göstermişlerdi. Aynı bölgede ALANYA adıyla anılan bir de krallık vardı.

Don, Kuban ve Sunja Nehirleri kıyılarında yapılan kazılarda bol miktarda Alanlardan kalma eserler bulunmuştur. 13. yüzyılda Asya ve Avrupa’yı kasıp kavuran Moğol istilasına kadar itibarlı ve güçlü yapılarını korumuşlardır. Ortaçağ’ın güçlü krallıklarından biri olan Alanlar, Gürcü, Abhaz, Laz, Pers krallıklarıyla ticari, politik ve askeri ilişkilerde bulunmuşlardı. Kuzey Osetya’da yapılan kazılardan anlaşıldığına göre İstanbul Boğazını kullanarak Yunanlılarla çok canlı ticaret yaptıklarını öğreniyoruz.
Alanlarda tarım ve hayvancılığın gelişmesi, ticari kazancın artması, Alanların akrabalık düzenlerinde olumsuz etkiler yapmış, mülkiyet eşitsizliğini ortaya çıkarmıştır. Yapılan kazılarda hem çok zengin hemde çok fakir Alan mezarlarına rastlanmıştır. Sosyal sınıflaşma da bu devirlerde meydana gelmiştir.
Kuzey Donets ırmağı kıyılarında açığa çıkarılan büyük binalar, kiliseler, yol ve atölyeler, eski yazıtlar ve bunlarla orantılı nüfus yoğunluğu bizlere Alan kültür ve yaşantısı hakkında yeterli bilgileri sunmaktadır. MS.72 yılında Alanlar en büyük seferlerini Midya(Medya) ve Ermenistan’a yaptılar. Bu savaşta Midya hükümdarı bozguna uğrayıp kaçtı, Ermenistan Kralı Tiridat ise esir olmaktan güçlükle kurtuldu. Alanlar batıya yaptıkları seferlerle Roma sınırlarıyla Tuna boylarına dayandılar. MS.224 yılında Roma İmparatoru 3.Gordiyan’ı Filipporol şehri yakınlarında müthiş bir bozguna uğrattılar.
Alan köy ve şehirleri 13.yüzyıl Moğol istilasında olduğu gibi 4.yüzyılda Hun, 8.yüzyılda Arap istila ve tahribatlarıyla uzun müddet normal gelişme seyrini takip edemedi. Alanlar tarihleri boyunca iki istila ve felaketle karşı karşıya kaldılar.Bunlardan ilki Hun, ikincisi Moğol istilasıdır.

Hunlardan kaçabilen Alanlar, Kafkas Dağlarının kuytu köşelerine çekilerek bugünkü Osetleri oluşturdular.

Batıya göç eden Alanlar ise Kuzey İtalya, Fransa ve Güney İngiltere’de İrlanda’da bazı bölgeleri işgal etmişler, bir kısmı da Trakya ve İstanbul’a yerleşmişler ve birkaç yüzyıl içinde tamamen asimile olmuşlardır. İstanbul’a yerleşen Alanlardan Ardabur (Osetçe Artıbur=Ateş sarısı) ve oğlu Asdar (Asbareg= As süvarisi) 420 yıllarından 460 yıllarına kadar Doğu Roma orduları komutanlığı yapmış,İstanbul’u yönetmişlerdir. Ardabur İstanbul’da Aspar ise Batı Roma’da Konsül seviyesine yükseltilmişlerdir. 450 yılında İmparator Theodosius öldüğünde Konstantinopol senatosu Aspar’ın tahta geçmesi için teşebbüse geçmiş, ancak Aspar süregelen ananelere ters düşeceği gerekçesiyle bu teklifi kabul etmemiştir.
Roma ordusunda kurulan Alan süvari alayları,pek çok Avrupa ülkesinde Roma hakimiyetini pekiştirmiş ve pek çok Alanca yöre ve bölge adını da Avrupada bırakmışlardır. Yine Alanlar Roma İmparatoluğu adına Güney Britanya’yı(İrlanda) işgal etmişler ve isyanları bastırmak,önlemek amacıyla tampon güç olarak oraya yerleştirilmişlerdir. Birkaç yüzyıl içerisinde yerli halkla karışarak dejenere olan Alanlar yerleştikleri bölgelerde kendi dillerinden izler bırakmış, Britanya kültürünü önemli ölçüde etkilemişlerdir.(örneğin; Londan=Osetçe gemi iskelesi,liman anlamına gelir) Bugünkü İrlanda müzikleri ve danslarında dahi Kafkas karakterlerini kolayca görmek mümkündür. Hatta Osetlerin kendi kendilerine “İron” dedikleri, yaşadıkları yerlere de kısaca “İr” dediklerini düşünürsek, “İrlanda” kelimesinin kökünün nereden türediğini kolayca anlamış oluruz.

13. yüzyılda Moğol prensi Batuhan yönetiminde önlerine çıkan tüm halklarla savaşan Moğollar Kafkasya’daki diğer halklarla birlikte Alanları da bozguna uğratarak bir kısmını kılıçtan geçirmiş, kalanlardan ellerine geçirebildiklerini önlerine katarak batıya sürmüşlerdir. Batuhan’ın süvarilerinden kurtulabilenler Kafkas dağlarının derinliklerine yerleştiler. Bir taraftan Kabardeyler, diğer taraftan Gürcüler tarafından izole edilerek uzun süre yaşadılar.
Moğollardan kurtularak Kafkas Dağlarının ücra köşelerine yerleşen Osetler mütevazi yaşamlarını 19. yüzyıla kadar devam ettirdiler.
Zamanla güçlenen Çarlık Rusyası’nın sıcak denizlere inebilme emelleri tüm Kafkasyalıların olduğu gibi Osetlerin de huzurunu kaçırmaya başladı. Bir bütünleşmeye gidemeyen ve düzenini kuramayan Osetler derebeylikler yönetiminden öte gidemedi. Dolayısıyla ülkesini düşmanlarına karşı savunacak gücü oluşturamadı. 1800’lü yıllardan itibaren Dağıstan’da başlayan dini kıpırdanışlar, Şeyh Şamil döneminde doruk noktasına ulaştı. Şamil’in oluşturduğu dini-politik güç içerisinde Osetler de maddi ve manevi güçlerini esirgemeden yerlerini aldılar.1859’da Şamil’in silah bırakmasıyla Kafkasya’nın özgürlük meşalesi de sönmüş oluyordu. 1864’de Kafkas sürgünleri başladı. Bir kısım Osetler fazla baskı görmeden yurtlarını terk ettiler. İlk Oset göçü Çar ordusunda Tuğgeneral rütbesinde görev yapan Oset asıllı Musa Kundukh Paşa önderliğinde 3000 Oset ailesi ile Osmanlı topraklarına oldu. İlk gelen bu insanlar Kars, Erzurum ve Muş yörelerine yerleştiler. Daha sonra bir kısmı buralardan tekrar Kayseri, Sivas, Tokat ve Yozgat vilayetinin Sarıkaya kazasına ve başka yerlere yerleştiler. Hatta bir kısım mülteciler Suriye’ye kadar gittiler. Günümüzde Osetlerin Türkiye’de en çok yaşadıkları iller; Başta İstanbul, Ankara, İzmir, Kayseri, Yozgat ve Sivas’dır. Türkiye’deki yaklaşık sayıları ise 20.000 kadardır.

Kafkasya’nın yerli haklarından olan Osetler 1918 yılında bağımsız bir cumhuriyet kurdularsa da uzun ömürlü olmadı. Sovyet iktidarı Osetya’yı ikiye ayırarak bir bölümünü Güney Osetya özerk yöresi adıyla 20 Nisan 1922’de Gürcistan’a diğer bölümünü Kuzey Osetya Özerk yöresi adıyla 7 Temmuz 1925’te Rusya Federasyonu’na bağladı. Daha sonra Kuzey Osetya Özerk Yöresi , 5 Aralık 1936 yılında Özerk Cumhuriyet statüsüne yükseltildi.
Mihail Gorbaçov döneminde Sovyetler’de başlatılan Glasnost(açıklık) politikasının S.S.C.B. halklarına getirdiği olanaklardan yararlanan Osetler yeniden bütünleşme çabalarına girerken, bu seferde Kuzey Osetya halkının, dış kışkırtmaların da etkisiyle, İnguşlarla başları derde girdi. Yüzyıllarca , huzur içine yan yana yaşayan bu iki kardeş ulusu nihayet birbirlerine düşürdüler. 2.Dünya Savaşı bittikten sonra 1944 yılında ülkelerinden sürülen Çeçen ve İnguşlardan boşalan köylere, savaş sonrası köy ve kasabaları Almanlar tarafından tahrip edilen Osetler zorla yerleştirilmişti. 1957 yılında tekrar yurtlarına dönen İnguşların köyleri tekrar boşaltılıp verilmiş, sadece birkaç köyde İnguş ve Osetler aşağı yukarı eşit sayıda yaşamaya başlamışlardı. Osetler ve İnguşların karşılıklı hak iddia ettikleri bu davalı topraklar, Moğol istilasından sonra Alanların yerleşme bölgesiydi. Daha sonra bu topraklara Çarlık ve Sovyet yönetimleri tarafından politikalarına uygun şekilde değişik zamanlarda, değişik uluslar yerleştirildi. 1859 yılında Kafkasya’nın düşmesiyle bu tarihte bölgeye Kazaklar yerleştirildiler. 1922 de İnguşlar burada iskan edildiler(bölgede kalma süreleri 22 yıl), 1944 yılında İnguşların sürülmesiyle bölge Oset iskanına açıldı. 1992 de Oset-İnguş çatışmalarının başlamasıyla bölgedeki ve tüm Osetya’daki İnguşlar boşaltıldı.

Dış etkenlerin oluşturduğu yapay idari ayrılık dışında Güney Osetya halen, B.D.T. Rusya Federasyonu içinde yer alan Kuzey Osetya Cumhuriyeti ile tam bir etnik, tarihi ve kültürel bütünlük oluşturmakta ve bu nedenle Kuzey ve Güney Osetya birleşmeye ve Kafkasya halkları arasındaki yerini almaya çalışmaktadır.

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: KAFKASYA HALKLARI TARİHİ
İletiTarih: Per Ağu 19, 2010 9:53 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
UBIHLAR:


Ubıhlar, araştırmacılar tarafından Adige halkı ile Abhaz halkı arasında, ama Abhazlara yakın bir halk olarak tanımlanırlar. T.Tatlok Ubıhların dil, gelenek, görenek bakımından Abhaz halkına sıkıca bağlı olduğunu belirtir. Tarihsel kayıtlarda Ubıhlardan ilk söz eden Evliya Çelebi'dir. Evliya Çelebi, Ubıhları bir Abaza aşireti olarak tanımlar. Bugün Soçi olarak adlandırılan sahil bölgesi halkına "Soçeler" der; onların bitişik komşusu ve soydaşı olarak Ubıhlardan ve memleketlerinden "Sadşe" diye söz eder. Evliya Çelebi'nin tanımladığı "Sadşe", Abhazca'daki ''Sadze"den başka bir şey değildir. "Sadze" ise, Ubıhların Abhazca'daki eski adıdır. Abhazlar günümüzde Sadze ismini Ubıhlarla yan yana yaşamış Ciget Abhazları için kullanırlar.
T.Tatlok Ubıhların Karadenize dökülen Khosta ve Soçi nehirleri arasında yaşadığını, doğu sınırlarından Ciget ve Ahçıpsı Abhazları ile komşu olduklarını, ayrıca Gagra ile Soçi arasında diğer Abhaz boyları ile de yakın ilişkileri olduğunu söyler. 19. yüzyılda Ubıh halkının batısında Pşade nehrine kadar olan bölgede Şapsığlar yaşamaktaydı. Evliya Çelebi, seyahatnamesinin 2.cildinde “Abhazistan(Abazia) dan söz ederken, bugünkü Adler’in (o zaman Arıdlar) kuzeyinde dağlar içinde Sadşe vilayeti vardır. Seydi Ahmet Paşa’nın ülkesidir. Kuzey tarafından Çerkes’le alıp verdikleri hesabıyla Çerkesce ve Abazacayı fasih bilirler. Yedi bin şeci bahadırlar. Bunların şerrinden Çerkesler ve Abazalar çekinirler. Arıd kavmi bunlara aman verdiklerinden Arıdlar iskelesine esir ve balmumu getirerek ticaret ederler” diye bahseder. Çelebi’nin sözünü ettiği Arıdlar bir Abhaz sülalesidir.

Ubıhlar belkide denizcilikle uğraşan tek Kafkasyalı kavimdi. Tarihlerinin bir döneminde "Haçapa" adını verdikleri 30-40 m.lik teknelerle Deniz ticareti ve korsanlık yaptıkları bilinmektedir.


Ubıhları, coğrafi konumları 1830 yılına kadar işgalci Rus tehlikesinden uzak tuttu. Bunda Osmanlı ile Rusya arasındaki statükonun da önemi büyüktü. Ancak Osmanlıların Ruslarla imzalamak zorunda kaldıkları Edirne Antlaşması bu statükoyu bozdu. 1829 yılında yapılan antlaşma Osmanlı Devleti için oldukça ağır şartlar içeriyordu. Bu ağır şartlardan biri de Karadeniz kıyılarındaki haklarının büyük bir kısmını Ruslara devretmeleriydi.
Edirne Antlaşması’yla elde ettikleri avantajları değerlendirmeyi amaçlayan Ruslar nihai hedefleri olan Sohum – Anapa kara bağlantısını gerçekleştirmek için hemen harekete geçtiler. Bu doğrultuda elbetteki ilk hedef Abhazya idi. Paskevif tarafından oluşturulan plan çerçevesinde General Gasse, 1830 yılında, 2000 kişilik piyade ve süvari ile Redut-kale’den harketle Sohum ve Gagra’ya çıkartma yaptı. Hemen ardından Gagra’da güçlü bir askeri tahkimat oluşturdular.

Ubıhlar ve Cigetler, üzerlerine bir çığ gibi düşen Rus tehlikesine karşı Adigelerle birleşerek yoğun bir direniş başlattılar. Nitekim şiddetli bir saldırı ile Gagra’daki Rus tahkimatını bozanlar da Ubıhlardır. Adige-Ubıh-Abhaz dayanışmasının tek cephesi elbetteki Gagra değildi. Yine 1830 yılında General Emmanuel tarafından kurulan Georgievskoe, Alfonskoe ve Alekseevskoe tahkimatlarına karşı da birlikte savaştılar.
1830 yılından 1836 yılına kadar Rus ordusu Karadeniz kıyısında herhangi bir harekatta bulunmadı. Ancak sürekli olarak tahkimatlarını güçlendirdi. 1837 yılında Çar I.Nikola’nın Kafkasya’yı ziyareti sonrasında bu ülkenin tümden ele geçirilmesi konusunda ciddi atılımlara giriştiler. Bu amaçla Ubıh topraklarında Golovinskoe, Navaginskoe, Suyateidukh gibi yeni tahkimatlar oluşturdular. Durumun ciddiyeti Ubıh liderlerinin gözünden kaçmamıştı. Şiddetle direnişe geçtiler. Bu kararlı savunma Rusların bir süre için bile olsa geri adım atmalarına neden oldu.

19. yüzyıldaki Ubıh askeri örgütlenmesi konusunda General N.Dubrovin şöyle yazıyor:”….Ubıhlar savaş boyunca liderlerine tam bağımlılık gösterirler.Lider insiyatif kullanmakta ve düşüncelerini yanındakilere açıp açmamakta tamamen özgürdür. Sefer halinde yalnızca ihtiyarlar ve çocuklar görev almazlar. Her savaşçı kendi silah ve erzağını yanında bulundurur. 800-3000 kişilik bir birlik oluşturulunca lider toplantı yerine gidip erzak kontrolü yapar. Denetlemeler sonucunda birlik ileri ve geri olmak üzere iki gruba ayrılır. Aynı köylerden cepheye gelenler 10-100 gruplar oluşturur. Bu grupların kendi aralarında seçtikleri birer liderleri vardır. Bu liderler asıl liderden aldıkları direktifler doğrultusunda gruplarını yönetirler. Ubıh ordusu iki saf halinde harekete geçer.Özellikle hava kararınca savaşırlar ve gün ağarınca bitirirler….”

Yine Aytek Kundukh, Ubıhlar’daki askeri örgütlenme için şunları yazar : “ O zamanki koşullara göre askeri örgütlenme biçimiyle diğer Dağlı halklardan ayrılan ve ilginç bir yetkinlik gösteren Çerkeslerin küçük kabilelerinden biri olan Ubıhkları burada vurgulamamak büyük bir haksızlık olur. Böyle bir askeri örgüt diğer Dağlı halklarda, hatta salt Çerkes kabilelerinin tümünde olsaydı, Rusyayla savaşımın sonucu da büyük bir olasılıkla bu denli korkunç olamazdı. Şamil’in sayıca çok sınırlı kuvvetleri arasında askeri düzeni ve disiplini kurmak için ne denli güçlükler çektiği herkesçe bilinmektedir. Bu bakımdan Ubıhlar bütün Dağlıların genel niteliğinden sayılan direngenlikleriyle değil, askeri düzenleri ve disiplinleriyle de her türlü övgüye layıktırlar. Genellikle akınlardaki cesaretleriyle sıyrılan Ubıhklar, Çerkesler arasında olağanüstü çaba ve direngenlikleriyle tanınmışlardır. Hatta Ubıhkların “ukaru” denilen ev yıkıcı özel bir askeri sınıfları da vardı… Savaşa gidişte ve savaşta güçlü bir disiplin egemendi. Oysa doğal zamanlarda Ubıhklar hiçbir hakarete dayanamaz ve hemen hançerle karşılık verirlerdi. Yüzer ve onar kişilik gruplara ayrılan seferi kuvvetlerin başlarında birer komutan bulunurdu. Aşçı,oduncu ve başkomutanla bağlantı kurmak için posta ve bağlantı erleri görevlendirilirdi. Gençler büyüklerin emrinde ve hizmetindeydi. Yiyecekler hesaplı ve kanılı harcanırdı. Sefer sırasında ikişer saflar halinde ve birbirlerine yakın olarak yürürlerdi. Yer değiştirmek yasaktı. Tehlikesiz yerlerde öncüler ve artçılar mensup oldukları kıtayla yürür, fakat tehlikeli yerlerde bunlar yarım km. ya da daha uzun bir mesafeyle ayrılırlardı. Öncüler kendi aralarında birkaç kişiyi keşif için daha da ileri yollardı. Bunlar gördüklerini gerideki öncülere, öncülerde komutanlığa bildirirlerdi. Karlı zamanlarda 5-6 kişilik bir grup her zaman olduğu gibi kayaklarla karı toplar ve orduya yol açarlardı. Geceleri konaklanacak noktalar sefere çıkılmadan önce özellikle kamufleye uygun yerlerden seçilirdi. Dört köşeli çadırlar kurulur ve tehlike durumunda hemen silaha sarılabilmek için çadırın bir yanı açık bırakılırdı. Konaklama yeri tehlikesiz yerdeyse ateşler yakılırdı….Ubıhklar askeri operasyona yorgun girmezlerdi.Asıl hedefe yetişmeden, son konakta bir gece, ya da 24 saat dinlenirlerdi. Ubıhklar yalnız geceleri sabaha yarım saat kaldığı zaman baskın yaparlardı.Devinimden önce bütün kuvvet üç kısma ayrılırdı.İlk iki grup öncü,artçı ve asıl kuvvetlerden oluşurdu.Ubıhklar her zaman bir topluluk halinde bulunurlardı, oysa diğer Dağlılar bu yöntemden yoksun idiler ve özellikle açık sahralarda daha iyi çarpışırlardı. Onlar önlerinde öncü, arkalarında artçılar olduğu halde, hemen her zaman iki sıra halinde taarruza geçerlerdi. Ubıhkların tutsaklara karşı davranışları çok insalcıldı. Kılık ve ayakkabılarını onlara verir, konaklarda kadınları erkeklerden ayırırlardı; kadınların koruyuculuğunu emirlerinde muhafızlar bulunan merhametli ihtiyarlara verirlerdi.Tabip yaralıları ve tutsakları muayene eder, gereksinmesi olanlara ilaç verirdi….”


Ubıhların ünlü liderleri; Şuruh Yikovue Duguj, Hacı Yikovue Mehmet ve Uordezau Yİkovue Zepş


Ruslarla savaştıkları dönemlerde Ubıh halkının liderliğini Berzeg ailesi üstlenmişti. Ünlü Hacı Grandük Berzeg de bu ailedendir. Hacı G.Berzeg’in otoritesi yalnız Ubıhlar arasında değil tüm Kafkasya’da tanınmış ve hatta Ruslar onun başını getirene ödül koymuşlardı. Kafkas savaşları boyunca Hacı G.Berzeg yalnız Ubıh topraklarını savunmakla kalmamış, bütün Kafkasya’nın Ruslara karşı birleşik bir savunma sistemi kurmalarını da savunmuş ve bu yolda çalışmalar yapmıştır.

Ubıhlar 1837 yılında Şapsığlarla birlikte Vulan nehri üzerindeki Mihailovskoe tahkimatlarına saldırdılar. Sonra Abhazların Ahçıpsı kabilesiyle birlikte Ruslara karşı direnmeyen Cigetleri tehdit ettiler. Çar ordularının saldırılarına karşı birleşme zorunluluğunu hisseden Batı Kafkasya halklarının kalplerinde bu hareket önemli sempati topladı. Bu özgürlük savaşı 1840 yılının yazında çok kötü bir ürün almanın ve uzun ve sert bir kış yaşamanın sonucunda hayvanların açlıktan ölmeleri ile darbe yedi. Daha kötüsü ise kıyılardaki Rus tahkimatları yüzünden Osmanlılarla olan ticari ilişkileri tamamen kesilmişti. Tüm bunlara karşın 1840 yılında altı hafta süren bir mücadele sonucunda dört Rus tahkimatını ele geçirdiler. Bunlar; Lazarevskoe, Golovinskoe, Velyaminskoe ve Mihailovskoe’dir.

Ubıhlar Truvalıların tahta ata hilesine benzer bir taktikle Lazarovskoe kalesini şöyle ele geçirmişlerdi: Şogen Musa’yı harekattan üç ay önce Ubıh mezaliminden kaçıyormuş gibi gösterip kaleye soktular. O da üç ay içinde kale ile ilgili oldukça önemli bilgiler edinip harekat gecesi kale kapılarını açmıştı. Dışarıda bekleyen 1200 kadar Ubıh, Şapsığ ve Natukhay için sonrası oldukça kolaydı. Harekat üç saat gibi kısa bir sürede bitirildiği gibi 184 Rus subayı da esirler arasındaydı.
Ubıhların bu başarıları ne yazık ki uzun sürmedi. Çünkü bundan sonraki savaşlarında Abhazlar da dahil olmak üzere diğer Kafkasya halklarından destek görmediler. Yalnızca Şapsığ ve Natuhaylarla birlikte savaştılar.

Ruslar geçen zamana içinde Ubıhları daha fazla önemsemeleri gerektiğini anlayıp bazı ilave tedbirler aldılar. General Raievsky’e verilen kesin talimatta Ubıhlara ait bütün mahsül ve ihtiyatların imhası emrolunmuştur. General Raievsky ise savunma bakanı Cheryshev’e verdiği raporda şöyle diyor: “…Ubıhlara karşı daha azimli hareket…Ubıhlar Cigetlerle birlikte olduğu sürece Abhazya’yı elde tutmamız oldukça zor.Bu nedenle önce diğer kabileleri tam denetim altına almalıyız.Sonra da Cigetlerle Abhaz kuvvetlerini birleştirerek kendi kuvvetlerimizin desteği ile Ubıhlara karşı harekata geçmeliyiz.”

Saldırgan Ruslara karşı girişilen savunma diğer Kafkas halklarının yeterli desteğini alamadığı için çabuk eridi. Bu arada Ubıhlarla daha önceleri işbirliği yapan Şapsığlarla Natukhaylar da pasif kaldılar. Birleşik kuvvetlerin yokluğu ve harekatın duraklaması Çar kuvvetlerinin 1840 Şubat ve Mart aylarında yeniden harekata geçmelerine neden olmuş ve Velyaminskoe ve Lazarevskoe kalelerinin harabeleri Mayıs ayında tekrar Rusların eline geçmiştir. Sözünü ettiğimiz bölgelerde intikam seferine çıkan Ruslar Psejvape nehri boyunca ilerleyerek 13 Şapsığ dağ köyünü yakıp yıkmış, ayrıca da ekili toprakları ve bağları yok etmişlerdir.

Ruslar yeni saldırılarında Ubıhları yalnız buldular. Artık cephede Şapsığlar yoktu… Başlarında Hacı Berzeg olduğu halde Abhaz kabilelerinin (Ciget, Ahçıpsı, Aibga vb.) yardımını sağlamaya çalıştılar.Bu çalışmaları Ubıhları Mızımta nehri yönünden vurmak isteyen Çar kuvvetlerinin Cigetlere baskısı ile daha çok önem kazandı. Hacı Berzeg toparlayabildiği 2500 kadar Ubıh ve Ahçıpsı’dan oluşan ordusuyla Bzıp nehri kıyılarında belirerek Dallar üzerine yürüdü. Fakat Ruslar ile iyi geçinmeyi prensip edinmiş olan Soçi civarındaki Avubla Ahmet’in liderliğindeki Ubıh kabileleri tarafından bu harekat önlendi.
Rus ordusu 1840 yılı Aralık ayı sonlarında Abhazların Dal kabilesine bir intikam seferi düzenledi. Bu sefer şiddetli direnişe karşın 1841 Ocak ayında başarıyla sonuçlandı. Dal halkı sürgün edildiği gibi köyleri ve evleri tamamen yakıldı.

9 Mayıs 1841 tarihinde önemli bir toplantı yapıldı. Bu toplantının amacı her iki taraf içinde tatminkar olabilecek bir uzlaşmaya varmaktı. Toplantıya Hacı Berzeg’e bağlı Ubıh delegeleri, Ubıhları yatıştırmakla görevli General Anrep, Avubla Ahmet ve onun Abhaz yandaşlarıyla Prens Mihail Şervaşidze (Çaçba) katıldı. Avubla Ahmet’in Rus tarafında yer almasıyla fikir ayrılıkları gündeme geldi. Bunun üzerine Vardan ve Şaki bölgesi halkı Ruslara direnen Ubıhları desteklediler. Avubla Ahmet’in Rus yönetimine bağlılık yemini etmesi üzerine Ubıh delegeleri toplantıyı protesto mahiyetinde terk ettiler. Böylece toplantı bir sonuca ulaşmadan bitmiş oldu (12 Mayıs 1841).
1841 yılının Haziran ayı başlarında Mihail Şervaşidze komutasındaki bir Rus birliği ile Hacı Berzeg kuvvetleri Mızımta nehri ağzındaki Svyatodukh kalesi yakınlarında karşılaştılar. Rus kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun üzerine zaman kazanmak amacıyla 4 Haziran 1841 tarihinde Ruslar’la bir antlaşma yapıldı. Bu bir tür saldırmazlık antlaşmasıydı. Ancak kısa zamanda işlevini yitirdi.
Ubıhklar Şapsığ, Abzeh ve Natukhaylarla Pşeha köyünde bir toplantı düzenlediler. Toplantıda, kafirlerle ilişki kurmamak, onlarla asla anlaşmamak, düşmandan gelecek her türlü teklife hiç düşünmeden hayır demek ve Rus kuvvetleri ülkeye girer girmez topyekun karşı koymak gibi kararlar alındı. Ancak bu girişim, somut şartların olmaması nedeniyle başarısız kaldı. Ubıhlar, ellerinde toplar da bulunmasına karşın Navaginskoe’ye giriştikleri ablukada başarılı olamadılar. Ruslar karşı bir harekatla Ubıhlar için oldukça önemli olan bazı toprakları ele geçirdiler. Bu olay Hacı Berzeg’in Ubıh liderliğinden ayrılmasına yol açtı. Lider değişikliği Ubıhların direnişine sekte vurmamış 1841-1846 yılları arasında tam 88 savaş yapılmıştır.

Aynı tarihlerde İmam Şamil komutasındaki Doğu Kafkas halkları Ruslara karşı önemli başarılar kazandılar. Hatta 1843 yılında Çeçenistan ve Dağıstan’da bir tek Rus askeri bırakılmamıştı. 1845 yılında Dargo’da Dağlıların Ruslara karşı kazandıkları muhteşem zafer Rusların moralini bozduğu gibi karşı tarafa da yoğun silah ve teçhizat kazandırdı. Çeçenistan ve Dağıstan’ın bağımsızlığını kazanan Şamil batıya Kaberdey bölgesine yürüdü. Bu başarılar Ubıhların da direnme azmini arttırdı.

1844 yaz aylarında Ubıhlar Şapsığlarla birleşerek yeniden harekete geçtiler. 1846 yılında Abhazya yönünde ilerleyerek Abhazları Ruslara karşı kışkırtmak istediler. 15 Ocak’ta Abhazlar Pitsunda kalesine saldırdılar. 4 Şubat’ta ise Sohum yakınlarından gelen Rus kuvvetleri ile Abhazlar arasında yeni bir çatışma çıktı. 1846 yılının Temmuz ayında bu kez Ubıh ve Şapsığlar 4000 kişilik bir kuvvetle Golovinskoe’yi 12 gün süreyle kuşattılar.
1845 yılında Şamil’in bir temsilcisi olan Süleyman Bey, Natukhay ve Abzehleri ziyaret ederek Adigeler arasında bir kuvvet teşkilini istediyse de bu gerçekleşemedi. Ancak çağrı Adigeler arasında etkili olmuş, kendi bölgelerinde daha aktif davranmalarını sağlamıştır. Şamil’in birleştirici çalışmaları bununla da kalmadı. 1848 yılında bu kez Muhammed Emin’i Adigeler arasına delege olarak gönderdi.

Ruslar üç yıl kadar Adige ve Ubıhları rahat bıraktılar. Her hangi bir askeri harekatta bulunmadılar. Ancak Kırım Savaşı sona erer ermez Çar orduları tekrar Kafkasya’ya yöneldi. Abhazya ve çevresi ablukaya alındı. Gagra’nın zaptı için çetin savaşlar verildi. Bu cephede Ubıhlar Sadzilerle birlikte omuz omuza savaşıyorlardı. Bu olayla ilgili olarak General Flipson 1859 Mayıs’ında şöyle demiştir: “Abhazya’daki durumda iyiye giden bir şey yok…Askerlerimiz kalelerinden,esir alınmak veya öldürülmek tehlikesiyle karşılaşmadan bir adım dahi atamıyorlar…Kısacası biz Abhazya’yı işgal ediyoruz ama idare edemiyoruz…”

Gunip Rusların eline geçip Dağıstan ve Çeçenistan’daki direniş bitince gözler Kuzey-Batı Kafkasya direnişine çevrildi. Bu önemli darbe vatanlarını korumaya kararlı olan Ubıh, Şapsığ ve Abzehleri birleştirdi. Haziran 1861’de Soçi vadisinde ünlü Çerkes liderlerinin katıldığı bir kongrede önemli kararlar alındı. Kutais askeri valisi Prens Gagarin bu toplantıyı şöyle anlatır: “Düşmanlarımı takdir etmeliyim. Çerkesler ne akıllarını, ne de kalelerini kaybetmediler. Aksine varlıklarını koruma amacıyla yabacılardan yardım almaya da karar verdiler. Esas rolü üstlenen Abzeh ve Ubıhlar kendi istekleri ile harekete geçtiler. Önce içişlerini düzenleyip merkezi otorite oluşturmaya yöneldiler…bu amaçla bir meclis(Parlamento) kurdular. Olayın önemini belirtmek için Sohum’dan İngiltere konsolusuna gönderdikleri mektup şöyle diyor:13 Haziran 1861 günü bütün Çerkesler ARAKHİAN kanununu yeniden kurmak ve bağımsızlıklarını ilan etmek için bir konsül kurmaya davet olundular. Olağanüstü bir birlik kurmaya, bu birlikten ayrılmamaya, ayrılanların şiddetle cezalandırılmasına oy birliği ile karar verdiler…Meclise Büyük ve Bağımsız Meclis adı verilmiştir. Meclisin kararına göre ülkemiz 12 bölgeye ayrılıyor ve her bölgeye bir müftü, bir kadı, bir muhtar ve bir de zaptiye tayin olunuyordu. Bu kişiler büyük meclisin adına meclisin kararlarını uygulayacaklardır. Çerkesya’da 100 hane için beş atlı, mahkemenin uygun göreceği vergileri vs. toplamak üzere tahsis edildi. Toplanan vergiler Tanrının rızasıyla ve Çerkes hürriyetinin temsilcisi olan Büyük Meclis tarafından memleketin yönetiminde en iyi,doğru ve yararlı şekilde kullanılacaktır.” Bu mektup cidden büyük bir tarihi değer taşımaktadır.

Kısa bir süre sonra Abzeh topraklarının her karışında kanlı çarpışmalar oldu. Ubıhların kahramanlıkları Çar’ın generallerini bile hayran bıraktı. Ubıhların en ünlü 60 ailesi bu savaşta tamamen yok oldu…Rusların büyük gücüne karşı 2000 kadar Ciget direndi.

1863 yılı sonunda Ruslar Abzehler’i teslime zorladılar. Şapsığ toprakları zaptolundu. 1864 yılı Şubat’ında ise Ubıhlar çember içine alındı. 6 Mart 1864 yılında Ubıh direnişi sona erdi. Çar II.Aleksandr’ın talimatı gereği Ubıhlar’a iki alternatif sunuldu: Ya Osmanlı topraklarına göçecekler ya da Kuban’da Ruslar’ın tespit ettiği bir yere sürüleceklerdi. Ubıhlar Osmanlı topraklarına sürgünü seçtiler. 21 Mayıs 1864 tarihinde Kafkasya valisi Grandük Mişel, St.Petersburg’daki Çar’a Kafkas savaşlarının bitişini duyurdu.

Günümüzde eski Ubıh yurdunda hiç Ubıh yaşamamaktadır. 19.yüzyılın efsane halkı Ubıhlar’ın torunları günümüzde Türkiye’de ve bazı Önasya ülkelerinde dağınık olarak yaşamaktadırlar. Ubıhça yaşayan dil olma özelliğini yitirmiştir. Ubıhça’yı bilen tek kişi kabul edilen Tevfik Esenç’in ölümünden sonra bu dil, tarihin karanlıklarına gömülmüştür. Ancak O henüz ölmeden önce Fransız dil bilimci Georges Dumesil, Ubıhça’yı kayda almış, Fransa’daki akademisinden yılda 6 kadar öğrenciyi Ubıh Dili konusunda eğitim almış olarak mezun etmenin hazzını yaşamıştır.
(Ölü dil Ubıhçayı, rahmetli Tevfik Esenç'in sesinden dinlemek için aşağıdaki linke tıklayınız)
http://www.youtube.com/watch?v=vRj-8oCm ... ed&search=

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: KAFKASYA HALKLARI TARİHİ
İletiTarih: Çar Oca 25, 2012 9:24 am 
Çevrimdışı
Çaylak Üye
Çaylak Üye

Kayıt: Cmt Oca 14, 2012 9:45 pm
İleti: 23
Dağıstan’a çok sonra yerleşen Azeri, Terekeme ve Osmanlı Türkleri ise küçük bir azınlık olarak halen yaşamlarını sürdürmektedirler.
==========================================================================================

Ulan qardaş bu nə??

Ya sizin tarihlə bilginiz yok, hər şeyi "kopyala-yapıştır" formasında eləyirsiniz, ya da ümumiyyətlə bilginiz yok!

Türklər Qafqazda 2,000 il bundan qabaq vardı!

Sizə bir sual hədiyyə: Qaraçaylar və Avarlar Qafqaz xalqı mı??

Azeri, Tərəkəmə, Osmanlı Türklərinə "azınlıq" derkən nəyi söyləməyə çalışırsan?!

Hal-hazırda Türklər Qafqazda ən nüfuzlu xaqdır! Özünüz də bunu məndən yaxşı bilirsiniz!! Nə biçim bir forum lan burası?? Heç bir delil göstermeden, istediyini yazarsan işimiz var demək... Bende sana Vikinglerin ve Samurai Zataochinin Afrikalı olduğunu söyleyirem!! Şimdi İnandınmı???


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: KAFKASYA HALKLARI TARİHİ
İletiTarih: Çar Oca 25, 2012 5:54 pm 
Çevrimdışı
Yönetici
Yönetici
Bramkhan

Kayıt: Pzr Ağu 19, 2007 8:54 pm
İleti: 3520
Konum: Çürüksu-TIW
Merhaba 123Türk123, hoşgeldiniz.

Geçenlerde sizin bir mesajınıza cevap yazıyordum fakat vaktim yoktu o sıra, kaydedip sonra devam ederim demiştim unuttum sonra.

Öncelikle şu mahalle ağzını bırakın lütfen.

Karaçaylar ve Avarlar Kafkas halkıdır, uzun dönemler önce Orta Asya'dan yerleşmiş Türk halkıdırlar. Kafkasya'ya çoğu halk bir yerlerden gelmiştir. Bunu herkes bilir ve garipsemez, size ne oluyor anlamadım doğrusu?

Biz Kafkasyalılar çok konuda kendimizi eleştiririz ama ucuz milliyetçilik yapmamak gibi iyi bir huyumuz vardır. Size tavsiyem boşuna uğraşmamanız.

Sizi burada görmek bize daima mutluluk verir, ama bu şekilde değil.

Selamlar.


_________________
Resim

cerkez çerkes kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz adiga abaza kuzey müzik music mp3 wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim ad köyleri düğün mahalli video kitap savaş haber güncel yeni dil sözlük çeviri kiril dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok bkd imam şeyh şamil adigey abhazya oset çeçen karaçay rusya siteleri indir dinle tarih türk


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: KAFKASYA HALKLARI TARİHİ
İletiTarih: Çar Oca 25, 2012 6:57 pm 
Çevrimdışı
Çaylak Üye
Çaylak Üye

Kayıt: Cmt Oca 14, 2012 9:45 pm
İleti: 23
Öncelikle sizi salamlayıram.

Çox sağ olun ki, mesajıma diqqət yetirib öz fikrinizi yazmısınız.

Amma dili fərqli olan bir xalq necə Qafqaz xalqı ola biler? Qaraçayların müasir Türkiye ləhcəsindən fərqlənməsi cümlələrdə ince sait yerine qalın, cingiltili samit, yerinə isə kar samiti daha geniş şəkildə işletmeleridir. Məsələn:

"Ben" sözündə "B" herfi kar samitdir. Qaraçaylar isə bunu "Mən" şeklinde işlədirler. Eyni ilə Azərbaycan türkləri kimi! Karaçay dilinin qramatik quruluşu Türkcə ilə uyğunluq təşkil edir. Buna sübut olaraq Azərbaycanın Şirvan və Qazax bölgələrindəki insanların "ev" sözünə "öy" deməsi kimi. Və bu Təkə Türkmənlərinə aid bir dialekdir. Qaraçay dilində isə bu "üy" şəklindədir.

Qaraçayların qramatik, leksik şəkilçileri Türkcə ilə tamamilə eynidir! Buna sübut olaraq: üy ev

üyler evler
üyüñ evin
üyügüz eviniz
üyüm evim
üyümde evimde
üylerigizni evlerinizin
üylerigizden evlerinizden
üylerigizdendi evlerinizdendi
üyügüzdeme evinizdeyim
üyügüzde memi? evinizde miyim?


Özünüzün gördüyü kimi cümlələrdə Türkcə ilə qrammatik uyğunluq var. Ən azından sözlərin sonuna artırılmış şəkilçilərə diqqət yetirməmiz bunu sübut edir!

Qaraçaylar Xəzər Türkləridir! Kiyev-Rus dövləti Xəzər Xaqanlığını dağıtdıqdan sonra Qaraçaylar yəni Xəzərlər güneye tərəf köç etmişlər.

Yuxarıda yazdığım dəlillərə əsasən Qaraçayların Türk olduğunu deyə bilərəm!


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 22 ileti ]  Sayfaya git 1, 2, 3  Sonraki

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: MSNbot Media ve 12 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  
cron

Cerkez Muzikleri - Kafkasya - Cerkez - Google - Cerkez isimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Circassain - Cerkes.Net - Adigece Sozluk - Video - Sohbet - Cerkez Tavugu

Haberler Haberler Site haritası Site haritası SitemapIndex SitemapIndex RSS besleme RSS besleme Kanal listesi Kanal listesi
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
[ Time : 0.373s | 12 Queries | GZIP : On ]


Sitemizin hicbir kurum ve kurulusla iliskisi bulunmamaktadir.