ETHEM BEY DOSYASI




ANASAYFA  |   KAYIT OL  |   SOHBET  |   ÇERKES MÜZİKLERİ  |   ÇERKESBUL  |   SÖZLÜK  |   LİNKLER  |   KİRİL KLAVYE  |   BASINDA ÇERKESLER  |   SİTENE EKLE  |   İLETİŞİM

ETHEM BEY DOSYASI

Re: ETHEM BEY DOSYASI

İleti PauKaF » Çar Eyl 01, 2010 7:22 pm

Çerkes Ethem'i doğru anlamak

"Beni ihanetle itham edenlere soruyorum: Ben ne zaman, hangi tarihte ve mevzide esasen müdafaa ettiğim cepheden bir adım dönmüşümdür, bir tek kardeş kanı dökmüşümdür?"
Çerkes Ethem

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecini ana hatlarıyla da olsa incelemiş olan bütün araştırmacıların hem fikir oldukları bir konu var: Kurtuluş Savaşı'nın hayati öneme sahip aşamaları geçildikten sonra M. Kemal'in önderliğindeki Ankara ekibi tarafından (Çerkes Ethem) hain ilan edilip tasfiye edildi. O günden bu güne epeyce şey söylendi ve yazıldı. Yazılanlarda doğrular olduğu gibi yanlışlar da var.

Çerkez Ethem'i Çerkez Ethem yapan süreç ağırlıklı olarak Kurtuluş Savaşı'nın 1919-1920 yıllarıdır. Çerkez Ethem esas olarak bu süreçteki tutumları ve mücadelesiyle tarihsel bir kişilik halini almıştır.

Çerkez Ethem Kafkasya'dan Anadolu'ya sürgün edilmiş ve Bandırma'nın Emreköy isimli köyüne yerleşmiş Çerkez (Şapsığ) bir ailenin beşinci erkek çocuğu olarak 1886 yaılında dünyaya gelmiştir. Babası Ali Bey'in ekonomik durumu fena sayılamayacak bir düzeydedir. Çerkez Ethem'in İlyas ve Nuri ismindeki iki ağabeyi Rumlarla girilen çatışmalarla ölmüşlerdir.

Diğer iki ağabeyi Reşit ve Tevfik, babaları Ali Bey tarafından Harbiye'ye gönderilmişlerdir. Çerkez Ethem de ağabeyleri gibi Harbiye'ye gitmeyi çok arzular. Ancak babası Ali Bey "Çakır" diye hitap ettiği en küçük oğlu Ethem'in sürekli olarak yanında kalmasını ister. Çerkez Ethem 19 yaşına geldiğinde babası Ali Bey'in düşüncesi bedel-i nakdi vererek onu askere göndermemektir.

Bu durumu hisseden Çerkez Ethem Bandırma'dan İstanbul'a kaçar ve askerlik hayatına başlar. Başçavuş olarak terhis olur. Balkan savaşına çürük sulu Mahmut Paşa ismindeki Osmanlı Subsayı'nın yönettiği kolorduda subay vekili olarak görev alır ve Bulgar cephesinde yaralanır.

Teşkilat-ı Mahsusa ile ilk bağlantı

Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcında büyük ağabeyi Reşit Bey aracılığıyla Teşkilat-ı Mahsusa ile ilişki kurar. Teşkilat-ı Mahsusa ile ilişkili olduğu dönemde Ruslara, İngilizlere çeşitli yörelerde faaliyetler yürüttüğü bilinir. Ancak fazlaca bir detay yoktur. En somut bilgi Teşkilat-ı Mahsusa içinde yer aldığı dönemde Irak seferinde yaralandığı ve yaralı olarak Bandırma'daki baba evine döndüğüdür.

Çerkez Ethem'in kendisi de anılarında bu döneme ilişkin pek bir şey söylememektedir. Çerkez Ethem iyileştikten sonra Ege Bölgesi'nin sosyo-ekonomik yapısının bir sonucu olan ve ezilen yoksul kesimin toplumsal muhalefetinin aldığı bir biçim olan efeliğe ilgi duymaya başlar. Yerel otoritenin ve jandarmanın zulmüne karşı yoksul köylülerin taleplerini sahiplenir.

Teşkilatın emrinde kurtuluş mücadelesi

30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı açısından son derece ağır bir yenilginin kağıt üzerinde resmileştirilmesi olan Mondros Anlaşması Ahmet İzzet Paşa Hükümeti tarafından imzalanır. Anlaşmayla birlikte yenilmiş Osmanlı ordusu büyük ölçüde silahsızlandırılarak tasfiye edilmişti. İstanbul İngiliz emperyalistleri tarafından fiilen işgal altına alınmıştı.

Ayrıca emperyalist güçler Yunanlıların Batı Anadolu Bölgesi'nde nereleri işgal edeceklerini içeren haritalar çizmişler, Yunanlılar da işgal hazırlıklarına başlamışlardı. Fransızlar ve İtalyanlar işgal hazırlığında idi. Tüm bu gelişmeler karşısında İstanbul hükümeti sessiz kalıyor, emperyalist güçlerin ardı arkası kesilmeyen isteklerine, dayatmalarına boyun eğmekten başka çıkar yol bulamıyordu.

Gelişmeler karşısındaki tepki, Anadolu'da halktan ve halkın tepkilerini sahiplenen efelerden gelen tepkilerden ibaretti. (Ege'de Ethem, Demirci Efe, Yörük Ali, Çukurova'da ise Salih Bey'in faaliyetleri örnek olarak verilebilir.)

Emperyalist işgal sürecinin başlangıcındaki tablo bu idi. 15 Mayıs 1919'da Yunanlılar İzmir'e asker çıkartmışlar ve hızla Ege Bölgesi'ni işgal etmeye yönelmişlerdi.

Çerkez Ethem Kurtuluş Savaşı'na katılımını hatıralarında şöyle aktarıyor:

"Umumi Harbin neticesi olarak en ağır şartlarda Mondros Mütarekesi kabul ettirilmesine rağmen galip devletler mütareke hükümlerini bozmaya başlayınca, İzmir'de teşekkül eden gizli cemiyetin kararı ile ben ilk isyan bayrağını tam 2,5 yıl önce aşmıştım."

Çerkez Ethem bu sözleri 1921 yılını ilk ayında söylediğine gere 2,5 yıl önce derken kastettiği yıl 1918 yılının 2. yarısı olması gerekiyor. Çerkez Ethem'in anlattığı şeyler içerisinde irdelenmesi gereken bir başka konu da sözünü ettiği gizli örgüt konusudur. Bu örgütün Teşkilat-ı Mahsusa olması büyük olasılıktır.

Tartışmalı fidye olayı

Çerkes Ethem'le ilgili çalışmalarda farklı yorumlara ve tartışmalara neden olan bir fidye olayı vardır. Çerkez Ethem 12 Şubat 1919 tarihinde İttihatçı olduğu söylenen İzmir Valisi Rahmi Bey'in oğlunu kaçırır ve 50 bin lira fidye alır.Önce bu konuda yapılan değerlendirmeleri aktaralım.

Doğan Avcıoğlu: "Çerkezler ile Müslümanların en içten koruyucusu olan Büyük Britanya'ya manevi bağlılık ve saygı duygularını göstermeyi başaramayan Ethem Bey, İngilizlerin tutukladıkları valinin oğlunu kaçırarak İngilizlere saygı göstermektedir. (Milli Kurtuluş Tarih C.2 Sayfa.576)

İzmir'de karaya çıkan Yunan askerlerine ilk kurşunu sıkmakla ünlenen gazeteci Hasan Tahsin ise olaya ilişkin olarak "Çerkez Ethem Bey ve arkadaşları Rahmi'nin İttihak ve Terakki uğruna kullanacağı bu altın bombayı elinden alarak kansız ve arızasız bir biçimde şu zavallı vatanın selametle ilerlemesine güçleri ölçüsünde hizmeti düşünmüşler. (Doğan Avcıoğlu Milli Kurtuluş Tarihi, c.2, sayfa 579)

Çerkez Ethem Olayı isimli kitapta Cemal Şener de, Çerkez Ethem'in kaçırma olayını, Demirci Efe'nin Derviş Ağa isminde bir kişinin oğlunu kaçırmasına özenerek kişisel nedenlerle gerçekleştirmiş olabileceğini öne sürüyor. (Aynı kitapta) Çerkez Ethem'in o sıralar İttihatçı düşmanı kesilmiş olduğunu bu olayın da bundan kaynaklanmış olabileceğini belirtmektedir. Bu son derece subjektif bir değerlendirmedir.

Çerkez Ethem'in kendisi ise konuya ilişkin şu açıklamayı yapıyor:

"Seyyah haldeki kuvvetlerimin iaşelerini kendi yöntemlerimle temin ederdim. Bir yerde kaldığımız zamanlarda İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalinden önce Müdafa-i Hukuk ve işgalden sonra reddi ilhak ve daha sonraları Müdafa-i Milliye Cemiyetleri vasıtasıyla askerlerimi beslerdim.

Maaşlarını da bu cemiyetler vasıtasıyla verirdim. İşgalden önce Yunan tehlikesi belirdiği zaman İzmir Valisi Rahmi Bey'den 50 bin Lira isyanları bastırma sırasında Adapazarı tüccarlarından Arapzade bilmem kimden, bir de Karacabey eşrafından birisinden 5 bin Lira almıştım.

Cephaneleri teşvik etmek kuvvetlerimi tutmak, itilaf devletlerinin işgalindeki Afyon ve Kütahya mühimmat depolarından gizlice cephane alabilmek için bana para lazım." (Ç. Ethem Anıları Berfin Yayınları, sayfa 8)

Rahmi Bey'in oğlunun kaçırılıp fidye alınması olayının doğruluğu ve yanlışlığı bir kenara kabul edilmesi gereken gerçek, Ethem'in henüz Yunan askeri İzmir'e çıkmadan önce birtakım hareketlilik ve faaliyetlilik içinde olduğudur.

Ethem anılarında "Yunan tehlikesi belirdiği zaman" diyerek olayı hangi amaçla gerçekleştirdiğini açıklamaktadır. Avcıoğlu'nun eylemin İngilizlere saygı gösterisi için yapılmış olduğu şeklindeki değerlendirmesinin tutarlı bir yanı yoktur. Çerkez Ethem o sıralar kendi ifadesi ile Yunan tehlikesine karşı isyan bayrağı açmış durumdadır.

Yunan tehlikesinin ardındaki gücün İngilizler olduğu çıplak olarak ortada dururken Çerkez Ethem'in savaşmayı planladığı yüzün arkasındaki yüze saygı gösterisinde bulunabileceğini düşünmek büyük bir subjektifliktir.

Ethem'in babası Ali Bey'in ekonomik durumunun iyi bir düzeyde olduğu başka kaynaklarca da doğrulanmaktadır. Çerkez Ethem'in kişisel nedenlerle gerçekleştirmesi için bir sebep yoktur. O dönemlerde Çerkez Ethem'in hızlı bir İttihatçı düşmanı olduğu da tartışma götürür bir konudur. Çerkez Ethem'in kendisi böyle bir gelişmeden hiç söz etmemektedir. Daha sonraki süreçteki ilişkiler iddia edildiği gibi hızlı bir düşmanlık değerlendirmesini doğrulamamaktadır.

Çerkez Ethem'in Anadolu'ya geçişi

Yunanlıların İzmir'e asker çıkarttığı yerel ve giderek Ege Bölgesinde irili ufaklı çatışmaların ve direnişlerin yaşandığı günlerde M. Kemal ve daha sonra Ankara ekibini oluşturacak olan kimseleri büyük çoğunluğu İstanbul'daki hükümet değişiklikleri ile kah sarayla, kah İngilizlerle pazarlık içerisinde kendilerine çıkış yolları aramakla meşguldü.

İşgalin ve direnişlerin yaygınlaşması üzerine bir kısmı parça parça Anadolu'ya geçmeye başlamışlardır. Parça parça Anadolu'ya geçenlerden biri Çerkez Ethem'in Teşkilat-ı Mahsusa günlerinden tanıdığı Rauf Orbay'dır.

Rauf Orbay, Çerkez Ethem'e Salihli civarında işgalin önünde barikat görevi görecek bir cephe oluşturma görevi verir. İzmir Valisi Rahmi Bey'in oğlunu kaçırıp 50 bin Lira fidye isteyen Çerkez Ethem'i İngilizlere saygı göstermekle suçlayan Doğan Avcıoğlu adeta kendini yadsıma pahasına Çerkez Ethem'in Salihli cephesini oluşturmasını şöyle aktarıyor:

Ethem 8 arkadaşıyla Salihliyle gelir. Orada çetecilikle yetişmiş Drmalılardan bazıları ile birleşir. Balıkesir, Gönen, Kırmanti, Bandırma ve Bursa'da sözünü geçirdiği Çerkezlere haber gönderip çağırır. Ve kuvvetlerine katar. İttihatçı diye İstanbul hükümetince peşine düşüldüğünden Akhisar bölgesinde dolaşan Serenli Parti Pehlivan da Ethem'in hizmetine girer. Böylece güçlenen Ethem kuvvetini arttırmak çabasındadır. (Doğan Avcıoğlu Milli Kurtuluş tarihi, c.3, sayfa 1117)

Ethem'in de kabul ederek ve oluk oluk kan akıtarak oluşturduğu Salihli cephesi o sıralar Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongreleriyle uğraşan M. Kemal ekibinin ciddi bir nefes almasını sağlar. Çünkü Salihli cephesi ile birlikte her geçen gün biraz daha genişleyen işgal cephesinin önüne önemli bir set çekilmiştir.

Salihli cephesinin oluşumunu bir başka yönünde cepheyi oluşturan Çerkez Ethem'i sonraları Ankara ekibini oluşturacak olan M. Kemal ve arkadaşlarıyla da resmi birlikteliğini başlangıcı olmasıdır.

Ankara'nın Ethem'e yegane kurtarıcı olarak sarılması

Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya padişahın donattığı yetkilerle ve İngilizlerin onayıyla çıkmasına karşılık, Anadolu halkının kendiliğinden işgal karşıtı bir eğilim içerisinde olduğunu görünce hızlı bir Milli kurtuluşçu kesilir. Rüzgar öyle esmektedir. Ayrıca rüzgar büyük ölçüde kendiliğindencidir. Merkezi bir önderlikten yoksundur.

Mustafa Kemal Paşa kendisine tek otorite haline getirecek bir stratejiyle işe koyulur. Amasya Tamimi, Erzurum, Sivas Kongreleri Ege'de işgalcilere karşı çetelerin, efelerin oluşturduğu barikatlar sayesinde Ankara'da merkezi bir oluşum ortaya çıkarmayı başarır. Ne var ki oluşturulan bu merkezciliğin en küçük bir askeri gücü yoktur. Bütünüyle masa başı bir oluşum halindedir.

Bunun farkında ve bilincinde olan M. Kemal Paşa bu önemli açığı ustaca kapatacak ya da handikap olmaktan çıkaracak yolu da bulmakta gecikmez. Anadolu'nun çeşitli yörelerinde işgale karşı direniş yürütmekte olan yerel güçleri iletişim ve haberleşmesini Ankara üstlenir. Ankara'nın bu iletişimi üstlenmesiyle birlikte bütün bilgiler, gelişmeler Ankara'da birleşmeye başlar. Bilgileri gelişmeleri kendisinde merkezileştiren Ankara yavaş yavaş kendisini mücadelenin direnişin merkezi olarak lanse etmeye başladı.

Mustafa Kemal Paşa Erzurum ve Sivas Kongreleriyle siyasi bir otoritenin Ankara'da oluşumu faaliyetlerini yürütürken Anadolu'nun ağırlıkla Ege Bölgesi olmak üzere çeşitli yörelerinde Kuvay-i Milliye adı altında yerel direnişler kendiliğinden giderek güçleniyordu. Bu gelişim işgalci emperyalistleri, İstanbul hükümetini ürkütmüş olacak ki birbiri ardına iç isyanlar patlak vermeye başladı. Bunların en önemlilerini inceleyelim.

Anzavur Ahmet isyanı

"Salihli komutanı Ethem Beyefendiye (10 Mart 1920)

Biga civarında kuvvetlerimizi bozmayı başaran Anzavur melunu birkaç gün önce Gönen üzerine ilerleyerek Kaymakam Rahmi Bey alayını yenmiş... Esir ettiği subayları ve askerleri halife adına yemin ettiriyor. Sonra serbest bırakıyor. Böylelikle zihinleri karıştırıyor. Ve Kuvayı Milliye aleyhine tahrik ediyor.

Durumu tehlikeli gören kolordu komutanlarımız Yusuf İzzet Paşa Bandırmadan çekilmiş Anzavur ise Bandırma'ya girmiştir...Asilerin Balıkesir'i ellerine geçirmeleri Yunanlılarla ilişki kurmalarına olanak sağlayacaktıki, bunun ne kadar vahim bir sonuç doğuracağını tahmin edebilirsiniz...Bu yüzden bizzat ve herhalde kafi bir kuvvetle ve süratle Balıkesir'e hareket ediniz. 28. Tümen Komutanı Albay Kazım Bey. (Çerkez Ethem Hatıralarım Berfin Yayınları sayfa 19-20)

Kuvayi Seyyare komutanı Çerkez Ethem bu telgrafı aldıktan iki gün sonra Balıkesir'e ulaşır. 9-10 saat süren bir yoğun çatışma sürecinden sonra Anzavur Ahmet'in kuvvetleri büyük bir bozguna uğrar.

Anzavur kuvvetlerinin dağıtılmasından sonra kısa bir süre sonra Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü ile Çerkez Ethem arasında şu telgraf konuşması geçer:

"İnönü: Merhaba Ethem Bey! Nasılsınız iyisiniz inşallah. Gazanız mübarek olsun.

Ethem: Merhaba Efendim. Teşekkür ederim. Ben iyiyim. Siz nasılsınız?

İnönü: Genel durumumuz iyi değil. Mustafa Kemal Paşa ve Reşit Bey yanımdalar. Makine başındayız. Size genel durumu izah ederken bazı acı haberlerde vereceğim.

Ethem: Söyleyiniz efemdim. Acı da olsa gerçeği bilmek daha iyidir.

İsmet Bey: Sizinle şu görüşmeyi temin edebilmek için çok zorluğu uğradık. Bazı yerlerde şimendifer tellerinden yararlandık. Birçok yerde itibarımız yoktur. Merkezde ise kuvvetimiz kalmadı...Bulunduğunuz yerde ikinci derecedeki işleri tümen komutanı Kazım Bey'e bırakarak Geyve Boğazı'nda Ali Fuat Paşa'nın yardımına koşmanızı rica ederiz.

Ethem: Yarın Geyve'ye hareket edeceğim.

Çerkes dediği gibi yapar. Geyve'ye ulaşır ulaşmaz hemen bir taarruz planı yapar.
Çerkez Ethem'in kuvvetleri ile İstanbul hükümetinin olan İnzibatiye Kuvvetleri arasında Geyve Boğazı'nın gerisinde şiddetli bir çatışma yaşanır. Kuvay-i Seyyare büyük bir başarı kazanır.

Düzce isyanı

Çerkez Ethem kuvvetlerinin büyük bir kısmı ile birlikte Adapazarı muhitinde bulunurken Düzce yöresinde İstanbul hükümeti yanlısı yeni bir ayaklanma belirir. Çerkez anında isyan büyümeden müdahalede bulunabilmek için Hendek üzerinden Düzce'ye hareket eder.

Çerkez Ethem kuvvetlerinin bu ani müdahalesi ile duruma kısa sürede hakim olunur. Çerkez Ethem biran önce Yunan cephesine dönmek istemektedir. Tam bu esnada Ankara'dan Ali Fuat Paşa aracılığıyla Çerkez Ethem'e bir telgraf gelir.

Telgrafta Çapanoğullarının ayakladıkları bu yüzden acilen Yozgat'a gitmesi istenmektedir. Çerkes Ethem ise bir an önce Yunan işgalinin devam ettiği Batı Cephesine dönmeyi arzulamaktadır. Telgrafı Ethem'in ağabeyi Reşit'in Adapazarı'na gelmesi izler.

Reşit Bey de kardeşi Çerkez Ethem'in Yozgat'a gitmesinde ısrar etmektedir. Çerkes Ethem'in batı cephesinde aldığı haberler, Yunanlıların işgali yayma hazırlıklarını yoğunlaştırdıkları yönünde idi.

Buna rağmen Çerkez Ethem Ankara'nın ve ağabeyi Reşit Beyin ısrarlarına dayanamaz. Birliklerinin bir kısmını Yunan saldırısını karşılamak üzere Salihli'ye gönderirken kendi de Ankara'ya geçer.

Ethem Atatürk'ün yüksek konuğu

Ankara'da Ethem başta Mustafa Kemal olmak üzere iltifatlarla karşılanır.

Çerkes Ethem'in Ankara'ya gelişini Halide Edip Adıvar şöyle anlatır:

"Ethem Ankara'ya silahlı kuvvetleriyle girdiği zaman sokaklar doldurulmuştu. Adamları arasında kadınlar da vardı. Ethem büyük şevkle karşılandı. Mustafa Kemal paşa otomobilini ona verdi. Bu Ankara'da bulunan tek otomobildi. Ethem TBMM'e geldiği zaman coşkunlukla karşılandı."
(Dağa Çıkan Kurt)

Çerkes Ethem Ankara'da Mustafa Kemal Paşa'nın özel konuğudur. Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü Çerkez Ethem'i ziyarete gelirler. Sohbet konusu mevcut durum ve Yozgat isyanıdır. Bu toplantıda Çerkes Ethem ile İsmet İnönü ilk kez yüzyüze gelmektedirler.

Konuyu İsmet İnönü açar. Bizim Yozgat dolaylarındaki ayaklanışı ne yazık ki kökünden söndürecek bir gücümüz kalmamıştır. Bu gerçeği acı da olsa aramızda açığa vurmalıyız. (H.İzzettin Dnoma, Kutsal İsyan c.7 sayfa 219)

Ankara'da gerçekleşen bu toplantı ve tartışmaya ilişkin olarak Çerkes Ethem hatıralarında oldukça ayrıntılı bilgi verir:

"İsmet Bey: İstirahate olan ihtiyacınıza rağmen ziyaretçiler üşüşmeden mevcut önemli sorunlar hakkında lütfen görüşmelere başlayalım. Bilhassa malum olan şu isyan meselesi hakkında yolumuzu ve kararımızı tespit edelim ki, istiharati kalp ve sukuneti fikirle hem istiharatinizin teminine ve hem de diğer musahafemize sıra gelsin.(....) Son istirhamımız üzerine, Eskişehirden cepheye sevkiyatınızın geri bıraktırılmasına dair emir vermeye herhalde unutmamışsınrızdır."

Çerkes Ethem: Evet, cepheye olan asker sevkiyatımız zaten genel değil. Yozgat cihetine ilişkin düşüncenizi dikkate alarak kuvvetlerimin çoğunu Eskişehir'de tutuyorum.

Zaten Ankara'yı ziyaretler maksadım da daha çok benim önemsiz gördüğüm ve sizin pek çok önem verdiğiniz Yozgat cihetindeki isyanın derecesini hakkıyla anlamak, sonra Yunan cephesine dair tehlike arzeden şüphelerimle mukayase ederek ona göre çok önemlisini tercih ederek, yahut mümkün mertebe her iki ciheti de ihmal etmeyerek hatasızca bir karar vermemiz içindir.

Fevzi Paşa: Biz hiç ihtimal vermeyiz ki, Yunan ordusunun ciddi bir taarruzu karşısında bulunmuş olalım. Eğer Yunanlıların öyle bir niyeti ve yeteneği olsaydı, bu taarruzu 3 aydır devam eden iç ihtilallerimizin şiddetli geçen safhaları sırasında yapmaları lazım gelirdi.

İsmet Bey: Bununla beraber biz cepheleri de ihmal etmek taraftarı değiliz. Asıl gaye ve amacımız vatanı düşman ayağından temizlemektir. Yunan ordusu en tehlikelisidir. Bu böyle olmakla beraber, iç sorunlarda çok önemli bir esas teşkil eder. Bizim Yozgat ve civarındaki isyanı kökünden söndürmeye maalesef bir kuvvetimiz kalmamıştır.

Not: Bu yazı C.Kutay'ın Çerkez Ethem Dosyası'ndan özetlenmiştir.(Fehim Taştekin)
kafkas.org.tr
PauKaF
PauKaF
Site Admin
Site Admin
 
İleti: 20494
Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
Konum: MUDAREY-Гъубжь

Re: ETHEM BEY DOSYASI

İleti serkann » Cum Eyl 24, 2010 8:11 pm

ETEM BEYİ Bİ HAYİN OLARAK AKSETTİREN BAŞTA İSMET PAŞA VE ARKASINDA Kİ SÜRÜNÜN İKİ ELİM AHİRETTE YAKASIN DA OLUCAKTIR...
Kartallar Yüksek Uçar !


Resim
serkann
Acemi Üye
Acemi Üye
 
İleti: 127
Kayıt: Cmt May 22, 2010 8:05 pm

Re: ETHEM BEY DOSYASI

İleti PauKaF » Cmt Kas 13, 2010 7:36 pm

ÇERKES ETHEM VE MADALYONUN DİĞER YÜZÜ

Resim

Bugüne kadar gerek günlük hayatımızda gerekse çeşitli tartışma forumlarında, çeşitli sitelerde kısacası internet portallarında bahsi açılan ancak konunun üzerindeki hassasiyet sebebiyle fazlaca konuşulmayan ÇERKES ETHEM hakkında bizde farklı bir açıdan bakarak bilgiler ve belgeler toparlayarak sizlere sunmak istedik.

Konu hakkındaki karmaşıklığa belki bir nebze faydasının olacağını ümit etmekteyiz. İsminin başında sırf HAİN! kelimesi geçtiği için rahatsız olanlarımız ya da tam tersi adının başında ÇERKES geçtiği için ona sahip çıkanlarımız ve birde hakkında nasıl düşünmesi gerektiğini bilmeyenlerimiz şeklinde fikir bölünmesi önümüzde bir gerçeklik olarak durmakta.

Elbette bizler zamanın isyan bölgesi olan DÜZCE-HENDEK yöresi çocukları olduğumuz için gerek büyüklerimizden dinlediklerimiz gerekse günümüz iletişim çağının imkanları ile edindiğimiz bilgiler bir çok hemşerimizin hoşuna gitmeyecektir.

Ancak madalyonun iki yüzü olduğunu hatırlatacağız sizlere. Bu olayın iki farklı yönü bulunmakta. (1). ETHEM VE (TURAN) DAVASI. Bu konuda ki samimiyetinden, verdiği mücadeleden, kahramanlıklarından elbette şüphe yoktur ve yeterince dile getiriliyor bu.

O yüzden biz daha çok madalyonun diğer yüzünü sergilemek istedik. (2). ETHEM VE İSYANCI! ADİGE-ABHAZLAR. Bu derlediğimiz bilgiler kaynak gösterilerek aşağıda sizlerle paylaşılacaktır.

Ağırlıklı olarak ETHEM'i yeren konulardır. Çünkü gereksiz yere kendi milletini astığı, ölçüyü kaçırarak hemen hemen tüm (ABHAZ-ADİGE) köylerini yaktığı bölgenin insanlarının anılarında hala tazeliğini korumaktadır.

İngilizlerin desteğini arkasına alan, Padişah'ın Halifelik sıfatından ve Şeyhülislâm fetvasından yararlanan İstanbul yönetimi, M. Kemal Paşa'nın Ankara'da Birinci TBMM'ni açma çabalarını engelleme gayreti içine girer. Adapazarı, Düzce, Bolu ve Gerede’yi içine alarak Kızılcahamam civarına, bir taraftan da Taraklı, Mudurnu, Göynük, Beypazarı üzerinden Ayaş çevresine kadar yaygınlaşan isyanlar, Millet Meclisi'ni çepeçevre kuşatmıştı ve olaylar Ankara’da büyük endişe kaynağı olmuştu.

Ortaya çıkan bu ayaklanmalarda İngilizlerin ve İstanbul hükümetinin tertipleri ve kışkırtmaları etkili olmuştu. İngiliz uçaklarından Şeyhülislam mühürlü “Bolşevikler geliyor!” yazılı broşürler atılıyordu. Kışkırtılan halk Kuvay-ı Milliye'ye karşı silahlı eylemlere başlamıştı.

Buna paralel olarak, Düzce'de de 13 Nisan 1920'de Saray yanlısı bir ayaklanma başlamıştı. Ayaklanmanın lideri, Sefer Berzeg’ti. Sefer Berzeg henüz on dokuz yaşında iken, Süvari Birliği Komutanlığı yapan babası Mehmet Talustan Bey ile gönüllü olarak Balkan Savaşı'na katılmış ve babası Mehmet Talustan Bey, Sefer beyin gözleri önünde Çatalca’da atının üzerinde Bulgarlara karşı savaşırken başından vurularak şehit düşmüştü.

Sefer Berzeg, kişisel nüfuzu ile yörenin ileri gelen kişilerini bir araya getirerek Düzce'de geçici bir yönetim kurar. Sefer Berzeg/Kaymakam, Maan Ali/Jandarma Komutanı, Koç Bey de Belediye Başkanı olur.

Mustafa Kemal Paşa ile Samsun’a çıkarak Kurtuluş Savaşı’nı başlatanlar arasında yer alan ve Paşa'nın yakın çalışma arkadaşı olan, Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey de isyancılara Milli Mücadele'nin önemini anlatmak için yirmi atlıyla Gerede’ye gelir.

Fakat öfkeli halk “Ahali ve Padişah nerede ise biz de oradayız” diyerek onu taşlayıp, atından indirir ve yüzüne tükürüp, dövmeye başlar. Binbaşı Hüsrev Bey ve arkadaşı Trabzon Milletvekili Osman Bey, boyunlarına zincir takılıp, elleri de kelepçelenerek, önce Gerede, daha sonra da Düzce hapishanesine götürülür.

Sefer Berzeg, Binbaşı Hüsrev Bey ve Osman Bey'in idamını önler. Onlara eniştesi olan Çilimlili Mehmet Ağa vasıtası ile yiyecek, içecek, temizlik malzemeleri ve kendi giysilerinden gönderir. Daha sonra da Albay Refet Bey'in Mudurnu’daki Karargahına yani milli kuvvetlere teslim eder.

Ayaklanmayı bastırmak için Ethem Bey kuvvetleri de 26 Mayıs’ta Düzce’ye girmek üzere Mudurnu'ya gelmiştir. Kan dökülmesini istemeyen Sefer Berzeg ve arkadaşları, Ankara Hükümeti'nce Mudurnu’ya gönderilen Albay Refet Bey ve Kuvay-ı Milliye Komutanı Ethem ile de görüşerek kardeş kanı dökülmesini engellemeye çalıştı.

Sefer Bey, Refet Bey’le buluşur ve teslim olmayı kabul eder. 4000 Çerkes atlısı ile Kuvay-ı Milliye'ye katılacağını ilan eder. Durum Ethem’e bildirilir, Ankara anlaşmayı onaylar. Mudurnu’da Refet Bey, Sefer Berzeg’i uyarır: Ethem’e güvenmemesini ve Düzce’ye dönmekte acele etmemesini söyler. Sefer Bey dinlemez, döner. Ethem hiç çatışma çıkmaksızın Düzce’ye girer ve anlaşmaya aykırı olarak Sefer Bey’i ve çoklarını tutuklar.

Bu durumdan haberdar olan, M. Kemal Paşa, 26 Mayıs akşamı Ethem Beye acele bir telgraf çekerek hiç kimsenin idam edilmemesini ister.

Postane memuru Tahsin Bey, telgrafın, M. Kemal Paşa'dan geldiğini bildiği için yalınayak ve koşa koşa doğru Gürcü Osman Bey'in evindeki karargaha götürür. Fakat Ethem Beyin hamamda olduğunu söylerler. Hemen hamama gider. Ethem Bey, belinde bir peştamal sarılı olduğu halde hamamdan çıkar. Adamlarına telgrafı okutur. Telgrafın içeriğinden haberdar olan Ethem Bey postacıya telgrafı yarın karargaha getirirsin der.

Ethem 27 Mayıs 1920’de sabaha karşı Sefer Berzeg, Maan Koç Bey, Kesebiy Abdulvahhap Bey’le birlikte on beş kişiyi çınar ağaçlarına, bir kişiyi de hanın kapı girişine astırır. Kendisi de Sefer Bey'in idamını izler. Sefer Bey idam edildiğinde 28 yaşındadır ve kırk günlük bir bebeği vardır.

Resim

GÖRGÜ TANIKLARINDAN...

Görgü tanıklarından o zamanlar 15 yaşında olan ve Düzce'nin Arap çiftliği köyünden, Turkav Celal Esen’in 92 yaşında iken anlattığına göre: Ethem Bey‘in dayı tarafından akrabası olan Hamt-ı Kazbek "bu deli çocuk yanlış bir şey yapmasın” diye sabahın erken vaktinde Hatip Köyü'nden şehre gelir.

Ancak olan olmuş, ağaçlarda asılmış insanlar sallanmaktadır. Dehşetle irkilir. Hamt-ı Kazbek, asabi, gözü kara bir kişidir. Yeğeni olan Ethem Bey'in yanına çıkar; Sen milletine ne yaptın? (Wi tlepkhım sıd yapş’ağer?) Utanmadın mı Allah’tan korkmadın mı, der.

Ayrıca Sefer Bey'in yeğeni Jale Hanım'ın anlattığına göre; yine Düzceli olan bir imamın asılış olayı da şöyle gerçekleşmiştir.

Kuvay-ı Milliye'nin adamları, sabah vakti yaşlı bir imamın evine giderler ve hemen giyinip dışarı çıkmasını isterler. Yaşlı imam korkudan ve aceleden mestlerini ters giyer. Mahallenin çocukları da imamın mestlerini ters giydiği için, yürümekte güçlük çektiğini görüp, gülüşerek grubu takip ederler. Bir de bakarlar ki, imamın boynuna ip geçirilmiş hanın kapı girişine asılıyor.

Resim

Halk arasındaki yaygın bir söylentiye göre ikisi de Çerkes asıllı olan, Ethem paşa ve Sefer Berzeg arasında delikanlılık dönemlerinden kalma bir kırgınlık vardır. M. Kemal Paşa'nın bile tasvip etmediği halde gerçekleşen idamlar da siyasi olmayıp, bu kırgınlığa dayandırılmaktadır.

Nuriye Hanım'ın beyi Çilimlili Mehmet Ağa benim babamdır. O zamanlar, M. Kemal Paşa'nın Bolşevik olduğu, Müslümanlığın yasaklanacağı gibi Şeyhülislam imzalı mühürlü ve hatta Albay İsmet’in kırmızı renk bant bulunan Bolşevik şapkası giydiğine varıncaya kadar yazılı broşürler uçaklardan atılıyor ve elden ele dolaştırılıyordu.

Maalesef insanlar iki arada bir derede kalmışlardı. M. Kemal Paşa'nın bile; " Kuvay-ı Milliye'ye inanmayanlar da inananlar kadar haklıydılar" sözünü unutmamak gerekir. Onun için bu mesele hakkında pek konuşmak istemiyorum.

Yalnız şunları da söylemeden geçemeyeceğim. Annem anlatırdı; dayım Sefer Bey, Düzce hapishanesinde tutuklu bulunan Binbaşı Hüsrev ve Osman Bey'in hayatını kurtarmış hatta onların gömleklerini bile anneme kolalattırmıştı.

Sefer Bey'in hanımı Nuriye Hanım Eskişehirli Abaza asıllı, Brakiy bir ailenin kızıydı. Kendisini Burak olarak ifade ederdi. Ünlü karikatürist Ersin ve Sezgin Burak kardeşlerin akrabasıydı. Ethem Bey'in yengemi genç kızlığında çok istediği, fakat yengemin ve ailesinin bu evliliğe razı olmadığı da doğrudur.

O zamanlar İstanbul’a giden Sefer Bey, Sirkeci'de, Vakıf Han'ın altındaki, Borsa Kıraathanesi'nde otururdu. Sefer Berzeg ve Ethem Bey bu konu hakkında, tartışırlar. Ethem Bey, Sefer Bey'e ''beni ötede beride çekiştiriyormuşsun'' diyerek sataşır ve adı geçen kıraathanenin içinde herkesin gözü önünde kavga ederler.

Ethem'in, ardı ardına yargısız idamlar yaptığı herkesçe bilinmektedir. Oldu bitti ile Düzce'de yaptığı infazlar da bu kavga olayından kaynaklanmıştır. Hatta bu sebepten yengem Nuriye Hanım hayatı boyunca Sefer Bey'in idamından hep kendisini sorumlu tutmuştur.

Bu konular unutulacak gibi değildir. Sefer Bey sanki dün asılmış gibi, acısı hala içimizde saklıdır. Sefer Bey idam edildikten sonra bu husus evde tabu idi ve hiç konuşulmazdı. Babam kendi adamlarından olan Esat Bey'in kardeşi Hüseyin'i Yunanistan’a Ethem’i vurması için göndermişti.

Ancak Hüseyin buna muvaffak olamadı. Sefer Bey'in kız kardeşinin yani annemin adı da Nuriye idi. Ethem atının üzerinde bizim evin önünden geçerken, annem yumrukları ile evin camına vurarak “katil herif!” diye avazı çıktığı kadar bağırdı.

Bileğinin bir damarı ve sinirleri kesildi. Bu yüzden annem sağ elinin parmaklarını hiçbir zaman tam olarak kullanamadı. Sefer Bey'i asılı olduğu ipten kim alırsa onu da asacağız dediler. Fakat asarlarsa assınlar diyen Seyis, Mustafa ağabey ve Esat amca cesedi almak için gittiklerinde, Sefer Bey'in çok kıymetli olan yüzüğünün, parmağının derisi yüzülerek çalındığını gördüler. Cenazesi eski Düzce mezarlığına gömüldü, orası otopark yapılınca da kemikleri şehir mezarlığındaki annesinin mezarına nakledildi.

Resim

Çerkes Ethem "Anılarım" adlı kitabında, Sefer Bey'in idam edilmesi konusunda şöyle demektedir: İdam hükmü benim yaşadığım zamanların zorunlu önlemlerindendi.

Bununla beraber ben ikinci, üçüncü derecedeki suçluların idam edilmesine asla taraftar olmazdım. Daha çok ıslah edilmeleri gereğine önem verirdim. Düzce ihtilalı heyeti üyelerinden Sefer Bey için bazı şefaatçiler bana gelmişlerdi. Kendilerine yanıtım; "Hüküm ve af keyfiyeti, vicdanından başka şey tanımayan Divan-ı Harp'e aittir." Olmuş ve Divan-ı Harp'in adli olan idam hükmünü imzaladım.

Resim

MEHDİ NÜZHET ÇETİNBAŞ (Ajans Kafkas röportajından)

"Çerkesler çok büyük travmalar yaşadı. Anzavur'la birlikte hareket eden Bandırma, Manyas, Gönen yöresindeki Çerkes köyleri tamamen tehcire tabi tutuldu. Halbuki Çerkeslerin büyük kısmı Kuvayi Milliye'nin içerindeydi.

Hain Çerkes Ethem gibi yaftalar Demokles’in kılıcı gibi tepemizde sallandırıldı. Ama çok enteresan paradokslar yaşıyorsunuz. Çerkes Ethem'i hain ilan edenlerin içinde Çerkesler var. Birçok Çerkes'i ipte sallandıranların tepesinde Kılıç Ali'yi görüyorsunuz, Çerkes kendisi. Çerkes Ethem Düzce isyanını bastırıyor, 70 küsur Çerkes'i parkta çınar ağaçlarına asıyor.

Bana göre Ethem haindir. Ama Türkiye Cumhuriyeti'ne ihanet etmemiştir, Çerkeslere ihanet etmiştir. Ethem, Çerkes toplumunu mahveden, Çerkes toplumunun yüz karası bir haindir.

Tarih kitapları Çerkes Ethem'e hain dediği için biz ona refleks olarak sahip çıkıyoruz. Kim için hain Çerkes Ethem, kime ne yapmış? Çerkeslerin dışında hiç kimseye ihaneti olmamıştır. Çerkes Ethem'in hayatının hiçbir anında Çerkeslik ile en ufak, tırnak ucu kadar alakası olmamıştır.

Çerkes Ethem, Enver Paşa'yla, kardeşi Nuri Paşa'yla Türkistan'a giden ordunun içindedir. Kendisini Türkçülüğe adamış, ‘Büyük Türk Dünyası'nı kurmaya çalışan, böyle bir insan. Özeleştiri olarak söylüyorum bunları. Çerkes Ethem'e iadeyi itibar diyorlar… Hiçbir zaman imza koymam böyle bir şeye. Çerkes Ethem'in hangi Çerkes'e faydası olmuş, Çerkeslik için ne yapmış? Bunun anlatılması lazım.’’

Sonuç olarak bizimde halk arasında söylenenlerden derlediklerimizle tüm bunlar örtüşmektedir. Öyle ki Ethem Düzce’ye girmeden önce tüm halk Ethem’le anlaşma yapıldığını, meydanda toplanan yaşlıların ‘Dilimizden anlayan kendi oğullarımızdır onlarda. Bizi ancak bizden biri anlar’ diyerek oturup mutabakat sağlanıp anlaşma yapılacağını düşündüklerinden, Düzce’de kendisine en ufak bir mevziden silah atılmamış tam tersine Ethem’i karşılama düşüncesiyle hareket etmişlerdir.

Tüm bunlara karşılık olarak Düzce’de idamlar ve birçok ADİGE-ABHAZ köyü ateşe verilmiştir. Örneğin Abhaz köyü olan Saz köyün de, öncülüğünü yine Saz köylü olan Bazakal Bazba’nın yaptığı Çerkes Ethem ve adamları tarafından beklenmeyen bir hamle ile(köy hocasının evi hariç) tüm evler acımasızca ateşe verilmiştir.

Ethem kuvvetleri köye gelmeden köyden çekilen Saz köylüler tüm Düzce’de olduğu gibi direniş göstermemiştir. Büyüklerin anlattığına göre Büyük Bıçkı’nın sırtlarına doğru ormanlardan geri çekilmişler. (Hayatta kalmak için hariç) Olası bir çatışmaya girmemek için bu bölgenin daha uygun olacağını düşünmüşlerdir.

Ancak o durumda bile Ethem güçlerine karşı koyabilmeleri olanaksızdır. Bu hamle zaten çoğu kadın ve çocuktan oluşan gurubun can güvenliğini sağlamak idi. Bu durumdan kurtulabilen sadece Guma köyü olmuştur. Mevcut saldırılara 1000 rakım olan coğrafi avantajıyla beraber, tüm ulaşım yollarının başına makineli tüfek mevzileri kurulması Ethem ve kuvvetleri’nin zaiyat vererek geri çekilmelerini sağlamıştır. Kısa süre sonra da Ethem’in Yunan macerası başlamış ve köyler başka saldırılardan kurtulmuştur.

Düzce-Hendek ayaklanmalarının gerçek sebebi bazı tarih kitaplarında olduğu gibi değildir maalesef. Burada yaşayan Abhaz-Ubıh-Adige kökenliler Kafkasya’da ki topraklarını zorunlu ve geçici olarak bırakıp Osmanlı topraklarına geldiklerinde hiç zaman kaybetmeden Türk ordularına katılarak Osmanlı donanmaları ile birlikte Ruslar’a karşı savaş vermişler, sadakatleri ve cesaretleri ile kendilerini ispatlamışlardır.

Osmanlı’da rütbeler almışlar, devlet yönetiminde aktif siyasi rol oynamışlar, mevcut yapının korunması için kan dökmüşler, sarayla ve hatta hanedan ailesi ile yakın akrabalık ilişkisi kurmuşlardır. Bunların her birini bu topraklara geldiklerinde ve henüz gelmeden öncede gönül bağlılıkları olan insanlara ve Halife’ye bağlı kalmak adına yapmışlardır.

Hem de ilk geldiklerinde gördükleri tüm olumsuzluklara rağmen. Bulundukları yere sahip çıkma duygumuz sadece Osmanlı topraklarında değil Ürdün, Suriye, Mısır vb birçok ülkede ispatladığımız bir olgudur.

Elbette ki zamanın kargaşasında, iletişiminde günümüzdeki gibi olmadığını da düşünerek, çeşitli provakasyonların bol olduğu, Düzce kaymakamının ‘’kızlarını cariye yapacağım’’ gibi haddi aşan sözleri, Ankara hükümetinin halkın en dokunulmazı olan İslam’ı ortadan kaldıracağı halk arasında zirve yapmışken, isyancılar! yaftası yapıştırılanların o savaş ortamında mevcut sisteme ve akrabalıkları olan Halifelik yanlısı harekete girişmelerine isyan değil olsa olsa sadakat denmesi daha doğru olacaktır.

Resim

BERZEG SEFER BEY KİMDİ?(1892)

Berzeg Sefer Bey, 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Kafkasya'dan göç eden bir Vubıh ailesine mensuptur. 1892 yılında Düzce'de doğdu. Babası Mehmet Talustan Bey, Balkan Savaşı'na Kafkas göçmenlerinden kurulu bir gönüllü birliğinin başında katılmış ve Çatalca'da Bulgarlara karşı savaşırken ölmüştü. Sefere genç yaşında bu savaşa gönüllü olarak katıldı.

Birinci Dünya Savaşı'nda da askerliğini inzibat eri olarak yaptıktan sonra Mondros Mütarekesi'nden sonra Düzce'ye döndü. Hürriyet ve İtilaf Fırkası'na mensuptu. Buna karşın, üçüncü Damat Ferit Paşa Hükümeti'nin Kuvay-ı Milliyecilerin girişimiyle iktidardan düşürülmesinden sonra muhaliflerin Düzce ve Adapazarı yöresindeki Kafkas göçmenlerini Kuvay-ı Milliye ve İstanbul Hükümeti aleyhine örgütleme girişimlerine karşı çıktı.

Ancak Damat Ferit Paşa'nın tekrar iktidara gelmesi ile İstanbul hükümetince Şeyhülislam fetvaları ile kışkırtılan Kafkas göçmenleri arasında Kuvay-ı Milliye'ye karşı silahlı eylemlerin de başlaması üzerine, halktan gelen bu harekete katılma zorunluluğunu duydu.

Kişisel nüfusu ile Maan Koç Bey, Maan Ali Bey, Kesebiy Abdülvahab Bey gibi yöredeki Kafkas göçmenlerinin ileri gelen kişilerini bir araya getirerek Düzce'de geçici bir yöresel yönetim kurdu ve düzeni sağlamaya çalıştı.

İstanbul ile Ankara'daki Kuvay-ı Milliyecilerin bazılarıyla ve Adapazarı'ndaki Karzeg Sait Bey ve arkadaşları ile ilişki kurdu. Ankara hükümetince yöreye gönderilen Rafet Bey (Bele), Çerkes Ethem gibi Kuvay-ı Milliye Komutanları ile de görüşerek kardeş kavgasını önlemeye çalıştı.


KAYNAKLAR

1-) Adıvar, Halide Edip, Türk’ün Ateşle İmtihanı, Atlas Kitabevi, İstanbul,1995.
2-) Önal, Sami, Hüsrev Gerede'nin Anıları, Literatür Yayınları, İstanbul, 2003.
3-) http://www.paukaf.com/viewtopic.php?f=126&t=2378 01/06/ 2008 Saat,15,00
4-) Şanda, Maksut, Köprübaşı Köyü, Mehmet Ağa Çiftliği, Düzce, 2008
5-) Jale Kuyumcu, Eski Düzce Belediye Başkanı Merhum Süleyman Kuyumcu'nun Eşi
6-) Sabahattin Özel, Atatürk ve Atatürkçülük, Derin Yayınları, İstanbul 2006. s.105
7-) Çerkes Ethem, Anılarım, Derfin Yayınları, İstanbul, 2005. s.37
8-)www.nahitserbes.com
9-)Adil Cengiz(rahmetli.Asugba) Rahmi Cengiz-Kenan Cengiz-(Asugba)Fikri elmas-(rahmetli Fikret elmas)(Asugba)


YAKINDA; II. DÜZCE AYAKLANMASI,ÇERKES ETHEM VE ANZAVUR OLAYI

HAYBABAANZA ABZİARAZI


AHAKUYTRA
PauKaF
PauKaF
Site Admin
Site Admin
 
İleti: 20494
Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
Konum: MUDAREY-Гъубжь

Önceki

TARİH

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir