Çerkeslerin Anasayfası

Çerkeslerin Anasayfası

Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
Sistem saati: Pzr May 27, 2012 1:01 am


Anasayfa  |   Kayit Ol  |   Sohbet  |   Cerkes Muzik  |   CerkesBuL  |   Sozluk  |   Linkler  |   Kiril  |   Basinda Cerkesler  |   Sitene Ekle  |   iletisim  |  

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 6 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: ÇERKES SÜRGÜNÜ 21 MAYIS 1864
İletiTarih: Pzr Nis 19, 2009 10:23 am 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь
Çerkes Sürgünü: 21 Mayıs 1864



Kafkasya, kuzeyiyle ve güneyiyle tarih boyunca stratejik önemi olan bir coğrafyadır. Bu nedenle de sürekli saldırılara ve işgallere sahne olmuştur. Esas itibariyle dağlık bir ülke olan Kafkasya’da yerleşim yerleri genellikle yüksek yaylalar ve derin vadilere yayılmıştır. Yüksekliği fazla olan bu dağ silsilesi, bölgedeki insanların tarihlerini, kültür ve karakterlerini başkalarından farklı kılmıştır.

Askeri açıdan büyük ölçüde savunma imkanı sağlayan dağlar, kültür ve etnik bakımından bölünmüş bir coğrafyanın doğmasına sebep olduğu gibi Kafkasyalıların birleşmesini de önleyen bir faktör olmuştur.

Esas konumuza geçmeden önce üç kavramın anlamını bir daha hatırlayalım.

GÖÇ: İşgal ya da başkaca bir zorlayıcı nedenlerle topraklarında eskisi gibi rahat yaşama olanağı kalmayan bir halkın veya halkların başka yörelere veya ülkelere kendi kararlarıyla gitmeleridir.

SÜRGÜN: İşgal edilen ülkedeki insanların tümüyle ve zorla topraklarından çıkartılması ve başka yerlere gönderilmesi ve yerlerine başka halkların ikamesidir.

SOYKIRIM (Jenosit): İşgal edilen topraklardaki halkları planlı bir şekilde ve bir daha toparlanamayacak şekilde toptan yok etmek, imha etmek ve yerlerine işgalcileri veya yandaşlarını yerleştirmektir.

İlk çağlardan başlamak üzere medeni alemin ağırlık merkezlerinden biri olan Akdeniz havzasının siyasi ve ekonomik hayatında Kırım ile Kafkasya’nın müstesna bir yeri bulunmaktaydı. İpek yolu, doğuya uzanan transit ticaret güzergahının kritik geçitleri ve kavşağı olan Kırım ve Kafkasya, aynı zamanda tarım, hayvancılık ve yer altı kaynaklarıyla ihmali mümkün olmayan bir konumdaydı.

Rusların güneye inmesine set görevi yapan ve aynı zamanda Kırım ve Kafkasya’yı doğrudan yöneten Altınordu Devleti ile Ruslara karşı sağlıklı bir Devlet Politikası oluşturup uygulayamayan Kırım’ın, Slavları birleştirip önemli bir güç haline gelen Ruslar tarafından yıkılmasıyla beraber tehlike çanları Çerkesler için çalmaya başlamıştır.

1556’da tahta geçen Çar 4. İvan’dan başlayan ve I.Petro’yla giderek güçlenen ve batıdan aldığı silahlarla ordusunu geliştiren Rusya’nın Karadeniz sahiline sıcak sulara inme emelinin gerçekleşebilmesi için ortadan kaldırılması gereken en önemli engel Kuzey Kafkasya’dır ve neye mal olursa olsun be mesele halledilmek zorundadır.

İşte bu nedenle Kafkas-Rus Çarlığı arasındaki savaşlar ta 1556’larda başlamıştır. Çar 4.İvan (Korkunç İVAN) önce Kabardey topraklarına saldırır. Prens TEMİROKA, kızı MARİA’yı Çar İVAN’a eş olarak verir. Bu vesileyle bir süre barış dönemi yaşanır. Ancak 4.İvan öldükten sonra savaşlar yeniden başlar ve zaman zaman ara verilerek tam 306 yıl sürer. 1556-1762=206 yıl hazırlık dönemi, 1763-1845 =82 yıl sürekli savaşlar ve 1846-1864=18 yıl sonuç savaşları olarak cereyan eder.

Ruslar, çok arzuladıkları Hazar Denizi, Karadeniz sahili ve Kafkasya’yı ele geçirebilmek için 306 yıl, bıkmadan usanmadan ve 1.500.000 asker kaybına rağmen saldırdılar. Her yıl Kafkasya’nın etrafındaki çemberi biraz daha daralttılar. Modern cihazlarla donatılmış ve devre dışı kalan her askerin yerine daha fazlasının konulabildiği böylesi bir güce karşı koyan Çerkeslerin artık bu topraklarda tutunması söz konusu değildi.

Daha önceleri Kazan ve Kırım’da en acımasız şekliyle uyguladıkları ve artık klasik bir yöntem haline gelen, “kaçırmak veya göçürmek istiyorsan, evleri, tarlaları yak-yık,kaçmaktan ya da aç kalıp ölmekten başka bir seçenek bırakma...” metodu 1857’den itibaren Kafkasya’da en acımasız şekliyle sahnelenecektir

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ÇERKES SÜRGÜNÜ 21 MAYIS 1864
İletiTarih: Pzr Nis 19, 2009 12:42 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь
Göçlerin tarihçesi ve siyasal nedenleri

Türkiye'ye yönelik Çerkes göçleri, küçük gruplar halinde 19.yüzyılın ilk yarısında da yapılmıştı. Örneğin 12 Haziran 1828'de Anapa'nın Rusların eline geçmesi üzerine, kentteki Adıge'lerin bir bölümü de Türkiye'ye göç etmişti.

Türkiye'nin Karadeniz kıyılarına yerleşen, tarım ve ticaretle geçinen 370 Adıge ailesi vardı. Ayrıca K'emguy derebeylerinden Kaplan-Girey, Şubat 1847'de 1.619 kişisi ile birlikte İstanbul'a yerleşmiş, kölelerinin bir bölümünü de satmıştı.[1]

Bu gruplar Çerkesya ile ticari,vb ilişkilerini de sürdürüyorlardı.

Göçlerin temel nedeni ise, Rus emperyalist politikasıdır. Adıge sürgününde Osmanlı, İngiliz ya da Fransız'ları da sorumlu sayan görüşler vardır. Ama asıl sorumlu olanı Rus hükümetidir. Kırım Savaşı, Rusya açısından Çerkesya'nın stratejik önemini somut bir biçimde ortaya koymuştu. Büyük Rus birlikleri, Adıgeler ile İmam Şamil kuvvetlerinden duyulan kaygılar nedeniyle, İngiliz ve Fransızlarla savaşmak üzere, Kırım'daki cepheye sürülememişti.

Bu da Karadeniz yoluyla Türk ve Batı dünyasına açık bir kıyı ülkesi olan Çerkesya'nın stratejik önemini ortaya çıkarmıştı. Burada güvenilmeyen, yıllardan beri Rusları uğraştıran, inatçı, Rus egemenlik alanı içinde bağımsız bir ada oluşturan, kültürlü ve üstelik de Müslüman olan bir nüfus bulunuyordu.

Fırsat bulduklarında Adıgeler, deniz yoluyla batıdan yardım alabilecek ve hızla kalkınabilecek bir konuma ve toplumsal yapıya sahiptiler.[2] Adıge tarımı ve hayvancılığı da, çağına göre çok ileri durumdaydı.[3] Ortodoks Hıristiyan'ların koruyuculuğunu üstlenen yayılmacı Rusya, kendi politik çıkarları açısından, bütün bir Rusya'daki Müslüman nüfus yanında,özellikle Batılı ülkelere açık olan,yani Karadeniz kıyısında ya da yakınında yaşayan Müslüman toplulukları (Adigeler, Abazalar, Nogaylar ve Kırım Tatarları,vb) gerekirse yok etmek ya da iyice etkisizleştirmek istiyordu. Bunlar Rus makamlarınca görüşülen ve üzerinde durulan konular idiler.[4]

Bu amaçla, yani Kuzey Kafkasya halklarının Türkiye'ye göç ettirilmesi programına geçerlik ve ivedilik kazandırmak için, General M.T.Loris - Melikov 1860'da İstanbul'a gönderildi. Amaç, Kuzey Kafkasya Müslüman nüfusunun Türkiye'ye transferinin Rusya açısından yaşamsal bir önem taşıdığını İstanbul'daki Rus büyükelçisine kavratmak idi.[5]

Bu doğrultudaki Rus diplomatik girişimleri sonucu Osmanlı hükümeti, Rusya'dan, özellikle Kuzey Kafkasya'dan gelecek bir Müslüman nüfusu kabul etmeyi ilke olarak benimsedi ve karşılıklı göç komisyonları devreye sokuldu; ilk aşamada, yani 1860-1861 yıllarında 10 bin Kabartay [6] ve buna ek bir Müslüman Oset nüfusunun Osmanlı topraklarına göç ettirilmesiyle işe başlandı.

Kabartay ve Osetleri göçe zorlamak için derebeylerinin ve köylülerin topraklarına el konuyor, küçük köyler kaldırılıp daha büyük köylerde birleşmeye zorlanıyordu.Ruslar göçü teşvik için bazı ajan ve derebeylerine gizlice para da veriyorlardı.Kabartayların öncülüğünde başlatılmış olan bu göç olayına, daha sonraları İstambulak'o (İstanbul'a Göç; İstanbul Yolculuğu) adı verilmiştir.

Kabartay ve Müslüman Oset göçlerinin başlatılmasının bir başka nedeni de, daha batıdaki Adıge nüfusuna yönenlik etnik temizlik ve dış sürgün ya da deportasyon olayını gizleme ve olası tepkileri geçiştirme kaygısıydı. Irkçı ve yayılmacı Rus yönetimi, insanlığa karşı bir suç işlemekte olduğunun elbette bilinci içindeydi.

Daha sonra 22 bin Çeçen ve onlarla birlikte, yine bazı Müslüman Osetler de Türkiye'ye gönderildiler[7]. Bu tür yöresel, kısmi ve etnik coğrafyayı kökten yok etmeyen göçler, aralıklarla 20.yüzyıl başlarına değin sürdü. Bu tür göçlere, Dağıstan halkları, Abhazlar, Karaçaylılar, vb de katıldılar.


Adıge'lerin Sürgün Edilmesi


1860 yılı başlarında, Rus egemenlik alanı içinde, ele geçirilememiş bir ada biçiminde ve çözümlenmemiş bir sorun olarak, sadece Adıge ya da Çerkes sorunu bulunuyordu. Dış kışkırtmalarla da alevlendirilen ve yüreklendirilen bir Çerkes direnişi vardı. Ruslar bir türlü Çerkesya'ya söz geçiremiyor ve boyun eğdiremiyordu.

Özellikle Karadeniz kıyısı boyunca ve doğuda Byelaya (Şhaguaşe) Irmağına değin yayılmış olan demokratik Çerkes (Abadzeh, Natuhay, Şapsığ, Hak'uç, Vıbıh, Aibga, Ahçipsov, Ciget ve Pshu) toplulukları başkalarına boyun eğmeye alışık değildiler ve özgür yaşamlarını sürdürmek istiyorlardı.

Yarı feodal Adıge toplulukları (Bjeduğ,K'emguy,Mahoş,Yegerukay,Kuban Kabartay,Besleney,vd) ise,1859'da Ruslara boyun eğmişlerdi.Ruslar batıya doğru ilerleyerek Şhaguaşe (Byelaya ya da Belaya) Irmağına ulaşmış,Adıgeleri dar bir dağlık alana sıkıştırmış,verimli tarım topraklarının hemen tamamını ele geçirmiş ve yaşamsal önemdeki ekonomik kaynaklarını da yok etmiş bulunuyorlardı.

Rus tarafında sorunun çözümü konusunda,öteden beri iki farklı görüş vardı: Çerkesleri topraklarından sürerek yok etmek; Çerkeslerin dostluğunu kazanarak sorunu, zaman içinde barışçı yollarla çözmek. Sürgün tezini, ilk kez, 1857'de, Rus Kafkasya Ordusu Kurmay Başkanı General Milyutin öne sürdü, Adıgelere boyun eğdirmek için, Adıgelerin en az bir bölümünün kuzeydeki Don Havzası yöresine sürülmesini önerdi, ama Rusya'daki diğer Müslümanların da tepkisini çekebileceği ve yeni sorunlara yol açabileceği kaygısıyla öneri sakıncalı bulundu [8].


Karşıt görüş olarak, General Filipson, Karadeniz kıyısındaki Çerkeslerin Türkiye ile ticaretlerinin serbest bırakılması halinde sorunun barışçıl yollarla da çözümlenebileceğini savundu [9]. Ama 1861'de Rusya'da demokratik reformlar çerçevesinde toprak köleliğinin (serflik) kaldırılmasıyla, büyük bir toprak isteği belirmişti.Karadeniz kıyısında yaşayan Vıbıh ve Cigetler (Abazin) ile içerideki Abadzeh toplululuklarının Türkiye ile erkek,özellikle haremler için kadın ihracına dayanan önemli bir köle ticareti vardı.Vıbıhların bir bölümü köleleri ve köle ticareti nedeniyle zengindi,bu nedenle zengin kişiler olan Vıbıhlar,yoksul kişiler olan Abadzeh,Ciget (Abazin) ve Abhazlar gibi kendi kölelerini değil,özellikle Abadzeh bölgesi köle tüccarlarından temin ettikleri köleleri,özellikle güzel köle kızlarını Osmanlı haremleri için Türk köle tüccarlarına satıyor,bu işten büyük paralar kazanıyorlardı.

Vıbıh zenginlerin etkisindeki Adıgelerin kıyıdaki konumlarını yitirmelerini kabul etmeyeceklerini,ayrıca 1861'de özgürlüğüne kavuşan eski Rus toprak kölelerinin (mujik) toprak gereksinimlerini de dikkate alan Kafkasya Ordusu Komutanı General Prens Baryatinski, Milyutin'in raporunu daha köktenci bir anlayışla ele alıp geliştirdi ve Çerkeslerin toplu olarak Osmanlı topraklarına göderilmesini, Adıgelerden boşalacak yerlere de Rus mujiklerin ve Kazakların yerleştirilmesini Çar'a önerdi.

İyi bir planlama yapılması halinde, sürülme olayının fazla bir sorun yaratmayacağı da öneride belirtiliyordu. Öneri, 1861'de bir devlet politikası olarak Rus hükümetince benimsendi.Tam bu sıralarda,belirleyici bir nitelikte,1855'te Çerkes köle ticaretini yasaklamış olan Osmanlı Devleti de,"Çerkes kölelerin kötü durumda olmadıkları" gerekçesiyle Çerkes köle ticaretini yeniden serbest bıraktı (Doç.Dr.İsmail Parlatır,Tanzimat Edebiyatında Köleleik,Ankara,1987,s.18-19).Bu da kuşkusuz Çerkes köle sahiplerinin bekleyebileceği sevindirici bir karardı.Adıge sürgününde köle sahipliğinin de önemli bir payı vardır.

Adıgeler Rus hükümetinin niyetini az çok kavramakta gecikmediler.Büyük bir felaketi önlemek için uzlaşma yolları aramaya başladılar. Bir yandan da, gerekirse sonuna değin direnmek amacıyla, Haziran 1861'de Abadzeh, Şapsığ ve Vıbıh bölgeleri birleşti.Soçi (Saçe/Шъачэ) yakınlarında bir Çerkes Ulusal Meclisi ile bu meclise dayalı ve 15 üyeli bir Meclis Yönetimi oluşturuldu. Yeni yönetim, sığınmacılarla birlikte 1 milyonun üzerinde bir nüfusu temsil ediyordu.

Eylül 1861'de Çerkes temsilciler, Maykop yakınlarındaki Hamketi (Хьамк1эт1ый) istihkamını ziyaret eden Çar II.Aleksandr ile görüştüler ve yerlerinden sürülmemeleri koşulu kabul edildiğinde uzlaşmak istediklerini belirttiler.Özellikle Vıbıhlar bu isteği vurguladılar ve Çar'a yazılı olarak koşullarını sundular.

Ama Adıgeleri sürmekte kararlı olan ve hiçbir ödüne yanaşmayan Çar,Çerkes temsilcilere: "Ya Türkiye'ye göç edin ya da Kuban Irmağı boylarında gösterilecek olan yerlere yerleşin, kararınızı da bir ay içinde General Kont Yevdokimov'a bildirin" dedi. 1 milyonu aşkın bir nüfusun binlerce yıldan beri yaşadıkları kıyı bölgesinden kaldırılıp Rus askerleri ile Kazak milisleri denetimindeki sıtma yatağı bir bataklık, bir ölüm tarlası olan Kuban Irmağı boylarına yerleştirilmesi önerisi, makul bir öneri olamazdı, sadece "yasak savma" kabilinden bir alternatif olabilirdi.

Bölgeye daha yakın bir alanda yaşayan bazı Abadzehler, Çar'ın toprak takası önerisini kabul etme eğilimi gösterdiler, ama kıyıda yaşayan Şapsığlar, özellikle direnişi hararetle savunan Vıbıhlar öneriyi ve Çar'ın diğer koşullarını (Tutsak askerlerin, sığınmacılar ile asker kaçaklarının koşulsuz teslimi,vb) kabul etmediler.Vıbıh zenginler çalışmaz,nüfusun dörtte birini oluşturan kölelerinin sırtından geçinirlerdi.

Rusya'nın 1861'de köleliği kaldırmış olması,Türkiye'nin de 1855'te yasaklamış olduğu Çerkes köle ticaretini,bir taktik olarak 1860'larda yeniden serbest bırakmış olması,bir Vıbıh-Rus uzlaşmasını da olanaksız kılıyordu.Vıbıhlar komşuları Abazalar (Abazin) üzerinde etkili oldukları gibi,Şapsığ ve Abadzehleri de birlikte savaşa yönlendiriyorlardı (bk.L.İ.Lavrov,Vubıkhlar Hakkında Etnografik Bir Araştırma,Kafkasya Gerçeği Dergisi,Samsun,1992,sayı 8,s.46-59;Doç.Dr.İsmail Parlatır,Tanzimat Edebiyatında Kölelik,Ankara,1987,s.18-19;V.T.Polovinkina,Çerkesya,Gönül Yaram,Ankara,2007,s.252-253).

Rus tarafının, yani Çar II.Aleksandr'ın katı tutumu sonucu bir uzlaşma sağlanamadı. Rus hükümeti 10 Mayıs 1862 tarihli, "Çerkeslerin Rusya dışına göç etmelerine izin veren" bir karar çıkardı. Ruslar 1856 Paris Antlaşması nedeniyle donanma bulunduramadıkları Karadeniz kıyısından çıkartma yapamıyorlardı.Bu nedenle Adıgeleri karadan müstahkem hatlarla çember içine aldılar ve çemberi kıyıya doğru daraltmaya başladılar.

Rusların bu iş için 300 bini bulan büyük bir askeri gücü görevlendirdileri bilinmektedir.1862'de, karların erimesiyle birlikte, Rus birlikleri harekete geçtiler,direnenleri öldürmeye,köyleri ateşe vermeye,boşaltılan yerlere Kazak stanitsaları (müstahkem köy) yerleştirmeye başladılar. Bir yıldan fazla süren sert ve kahramanca bir direnişten sonra, Ruslar, Temmuz 1863'te Abadzehleri, Ekim ayında da Şapsığları ateşkes istemek zorunda bıraktılar. Abadzehlerin bir bölümü Kuban boylarına yerleşmeye, bir bölümü de Türkiye'ye göç etmeye başladı.

Rus askeri hatlarından uzakta bulunan Vıbıhlar ise,Kırım Savaşı gibi bir Rus-Avrupa savaşı olacağını düşünerek,zaman kazanmayı ve beklemeyi yeğlediler. Ateşkes antlaşmasına göre, Şapsığlara kış koşulları ve herhalde Osmanlıların da istemeleri nedeniyle, 6 Mart 1864 günü akşamına değin yerlerinde kalma süresi verildi.Bu arada Adıgelere yönelik genel Rus askeri harekatı da, 6 Mart 1864 günü akşamına değin olmak üzere, geçici olarak durduruldu.

Rus askeri birlikleri 1864 yılı Şubat ayı sonlarında,yani karların erimesiyle birlikte harekete geçtiler.Ateşkes imzaladığı için artık direnmeyen Şapsığ toprakları üzerinden yürüyerek, Mart 1864'te henüz boyun eğmemiş olan Vıbıh bölgesine ulaştılar. Ruslar, Vıbıhlardan gelen anlaşma ya da uzlaşma isteklerini, zaman kazanma taktiği de sayarak reddettiler.19 Mart 1864'te Vıbıhlar bir direniş denemesinde bulunduktan sonra dağıldılar ve 24 Mart 1864'te ateşkesi kabul ettiler.

Ertesi gün, yani 25 Mart 1864'te Vıbıh bölgesinin merkezi durumundaki eski Navaginsk Kalesi de (Soçi), savaşsız Rusların eline geçti [10]. Ruslar, daha güneydeki dağlık kesimlerde yaşayan küçük Abaza (Abazin) topluluklarının barındıkları Aibga, Ahçipsov, Ciget ve Pshu yörelerini,yani şimdiki Gagra yöresini, Nisan ve Mayıs aylarında kontrol altına almayı,direnen Aibga topluluğuna 12 Mayıs 1864'te boyun eğdirmeyi başardılar; bu küçük toplulukları da,istavroz çıkarıp Hıristiyan olmayı kabul edenler dışında,bütün Çerkesleri göç ettirdiler ve işgal edilen bütün bu Çerkes topraklarını "Kuban Ordusu Yönetimine" verdiler [11].

Halk anlatımına göre,istavroz çıkaranlar "Sen kalabilirsin" denilerek sürgün dışı tutuldular,diğerleri askerler taraından süngü de kullanılarak gemilere bindirildiler.Ama Şapsığ ve Vıbıhların komşusu olup 1864'te Ruslara boyun eğmeyen ve dağlarda yaşayan Adıge Hak'uç topluluğu direnişini,yer yer 1870'li yıllara,tükeninceye değin sürdürdü (T.V.Polovinkina,Çerkesya,Gönül Yaram,Ankara 2007,s.281-285).


Sonuç olarak bazı Çerkes toplulukları tamamen silindiler: Vıbıhlar (Yaklaşık 100 binden 1880'de 80'e düştüler), Cigetler, Aibga, Ahçipsov ve Pshular (hepsi 17 bin kadardılar,silindiler)[12]. Bazıları da tükenme noktasına geldiler ya da iyice azaldılar: Abadzehler (Абдзах;1864'te 260 binden 1880'de 14.660'a ), Natuhaylar (240 binden 175'e), Şapsığlar (300 binden 4.983'e), Hak'uçlar 83'e,doğuda Kuban ve Laba ırmakları boylarında yaşayan yarı feodal topluluklar olan K'emguylar 80 binden 3.140'a, Bjeduğlar 60 binden 15.263'e düştüler, vb [13].


Çerkesya'dan Sürülenlerin Sayısı

Rus kaynaklarına göre, 1863-64 yılları süresince 418 bin kişi Türkiye'ye "göç" etmiştir. 1858-65 yılları arasında göç edenlerin toplam sayısı da 493 bindir. Bu bağlamda 45.023 Natuhay, 27.337 Abadzeh, 165.626 Şapsığ, 74.567 Vıbıh, 11.873 Ciget, 10.500 Bjeduğ, 30 bin Abaza (Abazin), 4 bin Besleney, 15 bin K'emguy, Mahoş, Yegerukay, 30.650 Nogay, 17 bin Kabartay ve 23.193 Çeçen Türkiye'ye yerleşmiştir[14].

1864 öncesinde tamamı 25 bin ile 100 bin arasında tahmin edilen [15] Vıbıhların,göçe katılım sayısının 74.567 olarak verilmesi, Vıbıh limanlarından Türkiye'ye gönderilenlerin sayısının 100 bin dolayında olduğu kanısını güçlendirmektedir.Ancak belirtilen bütün bu sayılar,Ruslarca kayıt altına alınmış ve büyük bir olasılıkla düşük tutulmuş olan tek bir tarafın görüşünü yansıtan sayılardır.

İngiliz savaş tarihçisi W.E.D.Allen'e göre, o zamanki Türkiye topraklarına yerleştirilmiş olan Çerkeslerin (Adıge) sayısı 600 binden fazladır [16]. Amerikalı Justin McCarthy, sürülen Çerkes ve diğer Kafkas topluluklarının sayısının 1.200.000 dolayında olabileceğini, bunun ancak 800 bin kadarının hayatta kalabildiğini belirtiyor.

Sağ kalan nüfusun 600 bini 1856-64 arasında, 200 bini de 1864 sonrasında göç etmiştir [17]. Şu durumda Allen ve McCarthy'nin 1864'te Türkiye'ye yerleşebilen nüfusa ilişkin tahminleri uyuşmaktadır. General İsmail Berkok'a göre ise, sayı 1 milyon kadardır[18]. Bütün bunlar, kuşkusuz tahmini sayılardır. Sayıyı daha az ya da daha çok olarak gösteren kaynaklar da vardır. Ancak, Adıge-Çerkes kaynakları, genellikle 1.500.000 sayısı üzerinde birleşmektedirler.

Sürgüne katılan nüfusun en az dörtte birinin yolculuk, kamp yaşamı ve yeni yerleşim yeri sırasında öldüğü kabul edilmektedir. Rusların doğrudan öldürdüğü Adıge sayısı ise 500 binden fazla olarak tahmin edilmektedir[19].

W.E.D.Allen'e göre, 1864 Çerkes sürgünü sırasında birkaç bin Abhaz da, Abhazya'dan bir "kaçış" biçiminde ayrılıp Türkiye'ye sığınmıştır[20].

Sürgün olayının bindirme limanları kuzeyden güneye Taman, Anapa, Novorossiysk, Gelencik, Tuapse, Soçi, Kosta, Adler, Gagra, Sohum, vb gibi Karadeniz limanlarıdır. Çerkesya'yı boşaltma işi 1864 yılı Haziran ayı ortalarında tamamlanmış, kuzeyde Kuban Irmağı ağzından güneyde Bzıb (Psıbe) Irmağı ağzına (şimdi Abhazya'da) değin uzanan Karadeniz kıyıları ile hinterlandında tek bir Çerkes bile bırakılmamış, ülke ıssız ve korkulası bir cangıla dönüştürülmüş, bütün Çerkes yerleşim birimleri istisnasız ateşe verilip yakılmış,tarlalar atlara çiğnetilmiş ve meyve ağaçları bile askerlerce bir bir kesilmiştir.

Amaç,olası bir Adıge dönüşüne fırsat ya da dağlarda direnenlere,yani Hak'uçlara (Хьак1уцу),vb yararlanacakları hiçbir şey bırakmamak idi.

Orta Kuban ve Orta Laba ırmakları solundaki bataklık ovalara yerleştirilenlerle birlikte,bu yerlerde toplanmış olarak,geride sadece 80 bin kadar bir Adıge nüfusu kalmıştır[21].Bu 80 bin sayısı Adıge tarihçisi Samir Hatko'ya (Хьаткъо Самир) göre ertesi yıl,1865'de 51 bine düşmüştü.


İndirme Yerleri

Adıge sürgünü sırasındaki Rus politikası, Çerkes nüfusu bir an önce Rusya sınırları dışına göndermek ve onlardan ebedi kurtulmak biçiminde uygulanmıştır. Karadeniz kıyısına yığılan sivil nüfus, nine ve dedelerce de doğrulandığı gibi, Rus askerlerinin süngü ve dipçik darbeleriyle de zorlanarak, bazı durumlarda oturmaya bile yer kalmayacak biçimde ve yığınlar halinde gemilere doldurulmuştur.

Bu yüzden zayiat da büyük olmuştur. Osmanlı yönetimi ile koordineli olarak, Batum, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun, Sinop, kefken şimdiki Akçakoca, Burgaz, Varna ve Köstence'de göçmen kampları kurulmuştur. Bu yerler açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle, kısa sürede ölüm kamplarına dönüşmüştür.1864'te Türk yönetiminde olan Batum'a 70 bin, Trabzon'a ilk posta 24.700 (19 bini öldü), ardından 63.900 Çerkes (günde 180-250 kişi ölüyordu), Samsun'a da 110 bin Çerkes (günde ortalama 200 kişi ölüyordu) çıkarılmıştır[22]. Kısa bir süre içinde kampların çevreleri yer yer toplu Çerkes mezarlıklarına dönüşmüştür.

1863'te daha çok Natuhay ve Abadzehler ile yarı feodal topluluklar,1864'te ise Şapsığ, Hak'uç, Vıbıh ve Cigetler göç etmişlerdir. Bu arada salgın hastalıklar nedeniyle İstanbul'a göçmen sokulması yasaklanmış, sevkiyat Balkanlar'a yönlendirilmiştir.

Kuzey Anadolu limanlarına çıkarılan göçmenler şimdiki Ordu, Samsun, Tokat, Amasya, Sinop, Yozgat, Düzce, Adapazarı, Kocaeli, vb gibi, o zamanlar boş durumda olan yerlere yerleştirilmiştir. Çerkeslere küçük ölçekli ve dağınık yerler tahsis edilmiş, belli yerlerde öbeklenmelerine, özellikle toplulaşmalarına fırsat tanınmamıştır.

Çünkü "Çerkeslerin kötü ve saldırgan kişiler oldukları" biçiminde etkili bir Rus dezenformasyonu vardı. Osmanlı yönetimi de Çerkeslerin toplu bir etnik güç olmasını istemiyordu. Toplu yerleşim, sadece İç Doğu'daki Uzunyayla yöresinde (Kabartay, Hatukay, vb) küçük ölçekte gerçekleşebilmiştir. Sonuç olarak Kuzey Anadolu'ya yüzbinlerce Çerkes yerleştirilmiştir. Bunlara toprak ve hayvan verilmiş, parasal yardım da yapılmıştır.

Balkanlar'da özellikle Tuna Irmağının güney boylarında şerit gibi uzayan ve yer yer toplulaşan Adıge yerleşmeleri oluşmuştur. Köstence, Varna, Silistre, Rusçuk, Plevne, Vidin, Niş, Burgaz, Kazanlık, Eski Zağra, Filibe, vb yörelerde, şimdiki Kosova, Makedonya, Arnavutluk ve Trakya gibi yerlerde irili ufaklı Çerkes yerleşim birimleri oluşmuştur.

Adıgeler çoğunca köy köy ya da öbek öbek, dağınık halde yeni yerlerine yerleştirilmişlerdir. Şapsığ ve Abadzehler, daha çok etnik Adıge köyleri oluştururken, Vıbıhlar başka etnik kökenli köylere de yerleşmişlerdir.Şapsığ ve Abadzehler Gümüşhane,Bingöl ve Bitlis gibi ücra yerler de dahil şimdiki Türkiye'nin 50 kadar iline,Irak, Ürdün,Suriye, Lübnan,İsrail,Kıbrıs,Mısır,Libya (Mısrata kenti ve çevresinde ),Tunus,vb yerlere,Vıbıhlar da,daha az sayıda olmak üzere onların içlerine ya da yakınlarına yerleşmişlerdir.

Kabartay, Bjeduğ, K'emguy, Besleney, Abaza ve Nogay gibi, daha önceleri Rus yönetimine girmiş olan yarı feodal toplulukların göçleri daha derli toplu olmuştur. Bunların soyluları mallarını elden çıkarıp köle ve taraftarlarını da yanlarına alıp, öncesinden belirledikleri yerlere göç etmişlerdir.

Kabartaylar , daha çok Kayseri (Pınarbaşı), Tokat, Sivas Yıldızeli, Kahramanmaraş, Adana, İçel,Eskişehir,Balıkesir Bandırma,vd illere,Besleneyler Amasya,Çorum,Ankara,Düzce,Sakarya Hendek,vd illere,Barakaylar Bilecik,Sakarya,vd illere,Abazalar Kayseri (Pınarbaşı),Adana,Sivas Yıldızeli,Sivas Şarkışla,Yozgat, Eskişehir,Bilecik,Bursa İnegöl,Kütahya, vd illere,Hatukaylar Kayseri Pınarbaşı,Bolu,vd illere, Bjeduğlar Çanakkale Biga'ya, sonraları Balkanlar'dan Suriye'ye, K'emguylar Bilecik Bozüyük'e,Kocaeli ve Düzce'ye,Mahoşlar Samsun'a,Nogaylar Adana ve Osmaniye taraflarına yerleşmişlerdir.

Balkanlar'daki Çerkes yerleştirmeleri sırasında, Osmanlı yönetimi Sırp ve Bulgar nüfusu rahatsız edici (toprağı Hıristiyan köylülerden alıp Çerkeslere verme,Hıristiyan nüfusa Çerkesler için ev yapımına yardım etme yükümlülüğü yükleme, angarya işleri, vb) davranışlarda bulunmuştur. Bu da, yönetimi aşıp Çerkeslerin aleyhine dönüşen tepkilere yol açmıştır[23]. Ayrıca Sırp ve Bulgar ayaklanmalarını bastırma işinde Çerkes milislerin de görev almış olması, tepkileri giderek düşmanlığa dönüştürmüştür.

1878 Berlin Antlaşması gereğince, Türkler ve diğer Müslüman topluluklar ayrı tutularak, sadece Balkanlar'daki Çerkes nüfusa, bütünüyle Osmanlı Devleti'nin Asya ve Afrika'daki topraklarına sürülme cezası verilmiştir.

Bugün Anadolu'nun Marmara, Ege, Akdeniz, İç,Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki ana Çerkes nüfusu, daha çok bu Balkan muhacirlerinin torunlarından oluşmaktadır. Balkanlar'dan sürülenler, ayrıca şimdiki Suriye, Lübnan, Filistin (şimdi İsrail), Ürdün, Irak, Mısır, Kıbrıs, Tunus, vb yerlere de götürülerek yerleştirilmiştir. Balkanlar'dan sürülenlerin sayısı üzerine 200 binden başlayıp 600 bine ulaşan tahminler yürütülmektedir.

Şimdi Balkanlar'da Bulgaristan'da 4 köy (Varna, 1.300) olduğu bilinmekte, ayrıca Romanya, Kosova ve Makedonya'da da küçük Adıge kalıntıları bulunmaktadır. Türkiye Trakyası'nda Kırklareli'nin Vize ilçesinde, Tekirdağ'da ve İstanbul'un Silivri ilçesinde, vb yerlerde varlığını korumuş bazı köy ve köy kalıntıları ile perakende gruplar da vardır.


1864 Sonrasındaki Göçler ve Nedenleri

Türkiye'ye gönderilmeyen ya da dağlarda saklandığı için gönderilemeyen çok küçük bir Çerkes nüfusu da (Şapsığ,Hak'uç,Vıbıh,Ciget,Abadzeh,vb) Orta Laba ve Orta Kuban ırmakları soluna götürülüp yerleştirilmiştir.Bu arada dağlara sığınmış olup saklanmaktan vazgeçenler de,fırsat buldukça Kuban boyundaki Çerkeslere katılmıştır.Buralarda stanitsalarda (Kazak köyü) yaşayan ve çoğunlukta olan Rus Kazakları tarafından denetlenen yarı feodal Adıge topluluklarının bazı kalıntıları (Bjeduğ,K'emguy,Kuban Kabartayları,vb) barınıyorlardı.

Bu nüfusa,iç sürgün yoluyla,özellikle Abadzeh ve Şapsığ nüfusu da eklendi.Bu yeni nüfusa Byelaya (Şhaguaşe) Irmağı ile Laba Irmağı arasındaki yerlere yerleşme,ama Laba'nın doğusuna (Base Ovasına) geçmeme talimatları verilmişti.Bu yerler,o zamanlar için yer yer bataklık,sivrisinek ve sıtma yatağı ölüm tarlaları halindeydi.

Dönemine göre ileri bir tarım ve çalışma tekniğine sahip olan Adıgeler,en uygun gördükleri yerlerde,gözetim altında köylerini kurdular.Ama her taraftan silahlı Rus Kazaklarının sıkı denetimi altındaydılar;ayrıca Rus topları da yıllarca Adıge köylerine çevrili tutulmuşlardı.Bu yerlerdeki Adıgelerin toplam sayısı 1864'te 80 bin kadardı [24].

Adıgelerce,imece usulüyle su tahliye arkları kazılarak bataklıklar kurutuldu,bentler ve sulama kanalları oluşturularak tarlalara su götürüldü.Rusya'daki sanayileşme hareketine koşut olarak,buğday ve mısır dışında,sanayi ürünleri olarak,özellikle tütün ve şeker pancarı ekimi önem kazandı.Hayvancılık,arıcılık,avcılık ve balıkçılıkta da becerikli olan Adıgeler hızla toparlanmaya ve zenginleşmeye başladılar.

Altın ve gümüş işlemesinde de,geleneksel olarak ileri ve çok usta kişiler olan Adıgelerin içinden kuyumcu,sarraf ve deri tüccarları zümresi oluştu (Adıge ataları Sind ve Meotlar'ın da altın işleme ve sanat alanlarında çok usta ve yetenekli oldukları arkeolojik kazılarla da kanıtlanmaktadır,bk.Vikipedi-Adigey,Ekonomi bölümü).Zenginleşme sonucu birçok Adıge Türkiye'ye gidip gelmeye ve akrabalarını aramaya başladı.

Ayrıca "Geguak'o-Vısak'o kup" (Джэгуак1о-усак1о куп) denilen şarkıcı ve oyuncu grupları da Türkiye'ye giderek,Türkiye'deki yakınlarını ve sanatçıları da Kakasya'ya davet ederek ilişkileri ve kültürel bağları canlı tutuyorlardı.Adıge nüfusu da,yaralarını sarıp hızla çoğalmaya başlamıştı.

Ama Rus makamları durumu kavramakta gecikmediler[25].1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı, Kuzey Kafkasya halklarına ilişkin Rus kaygılarını daha da arttırdı.Müslüman Abhaz, Adıge, Çeçen ve Dağıstanlılar arasında Türk yanlısı ayaklanma ve hareketlenmeler görüldü. Osmanlıların nostaljik yayılmacı özlemleri tükenmemişti.

Bu doğrultuda Adıgeler ve diğer Kuzey Kafkasya toplulukları da Türklerin doğal müttefikleri sayılıyor ve bunlar Osmanlı ajanları tarafından sürekli kışkırtılıyorlardı. Bu arada önlem alınmadığı takdirde,Karadeniz kıyısında ya da yakınında yaşadıkları için,en tehlikeli topluluklar konumunda olan Adıge ve Müslüman Abhaz nüfusu 100 yıl gibi bir süre içinde milyona ulaşabilecek ve Rusya açısından 1864 öncesi duruma yeniden dönülmüş olacaktı.

Kuzey Kafkasya'daki hızlı Müslüman nüfus artışı da Rus yöneticileri kaygılandırıyor ve azaltma çareleri aranıyordu. Ama, sonunda, Türkiye'ye yönelik göç ettirme programının,konjonktür gereği (Rus sanayici ve tüccarların muhalefeti sonucu) Kuzey Kafkasya ölçeğinde geniş tutulmayarak,sadece Orta Kuban ve Orta Laba solundaki,yani şimdiki Adigey Adıgeleri ile sınırlı tutulmasına karar verildi.

Yeni sürgünlere gerekçe olması için de,sözgelişi şimdiki Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti yerindeki Adıgeler (Kabartay ve Besleneyler) çalışkan,üretici,sadık ve yerini benimsemiş kişiler sayılırken, şimdiki Adigey Adıgeleri "tembel, Türkiye'de akrabaları olan,yerini benimsemeyen ve Türkiye'ye gitmek için can atan" kişiler olarak tanımlandılar[26].

Nitekim Kasım 1889'da Orta Kuban ve Orta Laba solunda yaşayan "Adıgelere ait 230 bin desyatin (250 bin hektar) tutarındaki verimli arazilerin alınıp 24 bin Adıge'nin Türkiye'ye göç ettirilmesine,onlardan alınacak toprakların da Kazak ve emekli askerlerden oluşacak 20 bin Rus erkeğine tahsis edilmesine" ilişkin bir hükümet kararı yürürlüğe sokuldu[27].

Bu tür sürülmeler sonucu olarak, Adıge nüfusu da son derece azaltılmış oldu. Örneğin 1865'te Adıge nüfusu, şimdiki Adıgey ve Karaçay-Çerkes yörelerini de kapsamak üzere,Kuban oblastı toplam nüfusunun üçte biri kadardı (107 bin). Oran 1890'larda onda birin altına düştü:1897'de,şimdilerde Adıge ve Çerkes (Kabartay ve Besleney) denilenlerin toplam nüfusu 43 bin olarak belirlendi.

Bu nüfusun 30 bin kadarı şimdiki Adigey ve Şapsığ bölgelerinde,kalanı da şimdiki Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti yöresinde bulunuyordu (1864 sonrası dönemde Adıgelere uygulanan baskılar için ayrıca bk.Tamara V.Polovinkina,Çerkesya, Gönül Yaram,Ankara,2007).

Sürgüne tabi tutulan Adıgeler bugün Türkiye,Irak,Suriye,Lübnan,Ürdün,İsrail,Mısır, Kıbrıs,Libya,Tunus,Kosova,vd ülkelerde;buralardan göç etmiş olarak da AB ülkeleri (Almanya,Fransa,Hollanda,Belçika,Avusturya,Bulgaristan,vb),İsviçre,ABD (New Jersey,NewYork City,California,vb),Kanada,Avustralya ve toplam 40 kadar ülkede yaşamaktadırlar.

Günümüzde,2002'de Adigey Cumhuriyeti ile Şapsığ yöresindeki ya da Rusya Federasyonu'ndaki (RF) Adige sayısı 131.769,Çerkes sayısı 60.517,Kabartay sayısı 519.958,Abaza (Abazin) sayısı 37.942,Gürcistan'dan tek yanlı ayrılan Abhazya'daki Abhaz sayısı da 100 bin dolayındadır.Diğer Kuzey Kafkas halklarının nüfusları da,RF'de ve 2002'de şöyleydi:Çeçen 1.360.253;Avar 814.473;Oset 514.875;Kumuk 422.409;İnguş 413.016;Lezgi 511.535;Dargi 510.156;Karaçay 192.182;Lak 156.545;Tabasaran 131.785;Balkar 108.426;Nogay 90.666;Rutul 29.929;Agul 28.297;Abhaz 11.367;Tsahur 10.366.RF içindeki toplam Kuzey Kafkasya yerli nüfusu 6 milyona,Gürcistan ve Azerbaycan'dakilerle 7 milyona yaklaşmakta,Diaspora (Türkiye,vb) ile birlikte,sayı,muhtemelen 10 milyonu aşmaktadır.

Rus makamları Adıgeler ile diğer Kuzey Kafkas halklarına uyguladıkları sürgünü ya da etnik temizliği,aradan 140 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına karşın,itiraf etmiş ve Adıgelerden özür dilemiş değildirler.

Olayı gizledikleri gibi,sürülen bu insanların Diaspora'daki torunlarının,Ata topraklarına dönüş isteklerini de kabul etmemekte, engellemelerde bulunmaktadırlar.1864 sürgünü,Rus yönetimlerince,Rus ve dünya kamuoyundan halen gizlenmekte,konuya bir tür sansür uygulanmaktadır.Rus makamları tarihi bir ülke olan Çerkesya'yı yok ettikleri gerçeği konusunda da derin bir sessizlik içindedirler.

21 Mayıs 1864'te Rusların Kbaada yaylasında düzenlemiş oldukları askeri tören ve dini ayin olayını,Rus milliyetçileri "Kafkas Savaşı"nın sona erdiği bir fetih günü olarak halen her yıl 21 Mayıs'ta Kbaada (şimdi Krasnaya Polyana)'ya da gidip anmaya ve kutlamaya devam etmektedirler.Bunu kınayan Çerkesler de,alternatif olarak ,21 Mayıs'ı Kuzey Kafkasya halklarının sürüldüğü ve Çerkeslerin soykırıma uğratıldığı bir Yas Günü olarak her yıl anmaktadırlar.


Abhaz ve Diğer Sığınmacılar

Abhazya, İmereti Krallığı (Açıkbaş Krallığı) ile birlikte Osmanlı korumasında iken, 1810'da feodal bir prenslik statüsü verilerek Ruslarca koruma altına alınmış ve Rusya'ya bağlanmış,bu bağlanma durumu 1812 Bükreş Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti tarafından da tanınmıştı. Abhaz yazarı Hayri Ersoy'un naklettiğine göre, Abhaz Prensliği'nin nüfusu 1858'de 94.023 idi[28].Rus korumasındaki bu Abhaz Prensliği , Çerkesya'nın Ruslarca işgal edilmesinin ardından, 1864'te,Rusya'daki genel demokratik reform programı gereğince lağvedildi ve Abhaz Prensliği arazisi "Sohum okrugu"na dönüştürüldü; 1861 reform programı çerçevesinde,üç yıllık bir gecikmeyle de olsa,1864'te,Abhazya'daki derebeyliği (feodal ayrıcalıklar) ve kölelik de kaldırıldı.

Bu gelişmeler üzerine Abhazya'da bir ayaklanma oldu[29] ve binlerce Abhaz Türkiye'ye sığındı[30]. 1866'daki toprak reformu sırasında da Türkiye'ye sığınmalar oldu[31]. Mayıs 1877'de Abhazya kıyılarına, şaşırtma amaçlı Osmanlı çıkartmaları yapıldı. Türkler ve destekleyicileri olan Abhazlar, Abhazya'nın kıyı bölümünü 4 aya yakın bir süre ellerinde tuttular.

Toprak sahibi bir bölüm Abhaz ise, iç kesimde, eski prens ailesi (Şervaşidze) önderliğinde Rusları destekledi. Savaşı Rusların kazanması üzerine, Osmanlılarla işbirliği içindeki Abhazların ön ayak olmasıyla 30 bin[32] ile 50 bin arasında değişen sayılarda bildirilen ve 1864-78 yılları arasında da,toplamı 100 bin ile 125 bin arasında tahmin edilen bir Müslüman Abhaz nüfusunun Osmanlı Devleti'ne sığındığı yazılmaktadır[33]. Bunlar şimdiki Düzce, Sakarya, Kocaeli, İstanbul, vd illere yerleştirildiler.

Feodal hiyerarşi,halen ve en çok Abhazlar arasında varlığını korumaktadır: Geleneksel Abhaz toplantılarında,toplum içi kan davaları ve yargısal konular,vb sorunlar görüşülmekte ve sorunların çözümlenmesine çalışılmaktadır.

Bu toplantılar soyluların ve önde gelen asil kişilerin yönetiminde yapılmakta,alınan kararlar uygulanmaktadır.Bu arada 2005 yılında RF'nin Soçi (Saçe) kentinde Abhaz Prens ailesinden (Şervaşidze ya da Çaçba ailesi) Denis Çaçkhalia'nın (Денис Чачхалиа) katılımı ile "II.Abhaz-Abazin Soyluları (ya da "Asiller") Kongresi" de (Abaza Duney.ru/nobles Congress) yapılmıştır (Ayrıca bk."Nart" dergisi,sayı 41-42,s.47;sayı 44,s.36-37).

1877 ayaklanması sonucu,Abhazya büyük ölçüde Müslüman Abhazlardan boşaldı ve Ortodoks Hıristiyan Abhazlar Abhaz nüfusunun çoğunluğu haline geldiler. 1886'da Sohum okrugunda (Abhazya), Fahrettin Çiloğlu'na göre 68.773 olan genel nüfus içinde 28.320[34], Hayri Ersoy (Siuktar)'a göre de 58.960 Abhaz kalmıştı[35].Bu 30 bin dolayındaki fark,30 bin kadar Samurzakan'ın,Ersoy tarafından Abhaz olarak,Çiloğlu tarafından da farklı değerlendirilmiş olmasından kaynaklanıyor olabilir. Her iki yazara göre 1926'da Abhazya'da 55.918 Abhaz bulunuyordu.

Oset sığınmacılar; Kars, Erzurum, Sivas, Yozgat, vd illere; Karaçaylılar Eskişehir, Afyon, Konya, Tokat (Reşadiye), Kayseri (Pınarbaşı),Sivas Yıldızeli,vd illere; Çeçenler; Sivas Yıldızeli, Konya (Beyşehir), Kahramanmaraş (Göksun), Mardin (Kızıltepe), vd illere; Dağıstanlılar; İstanbul, Yalova, Balıkesir, Sivas, Kahramanmaraş, Muş, Kars, Erzurum, Tokat, İzmir, Denizli, Çanakkale, Samsun, Trabzon, Kayseri , Sinop, Hatay vd. yerlere yerleştiler.

1877'deki Abhaz sığınmacılara ait bir mezarlık Kocaeli'nin Kandıra ilçesi Kefken mevkiinde, deniz kıyısında bulunmaktadır. Her yıl 21 Mayıs günü, bir Anıt Mezarlık haline getirilen bu yerde,Türkiye'deki Abhaz ve Kafkas (Adıge, vd) sivil toplum kuruluşları öncülüğünde toplanılmakta, dua edilmekte, gece ateş yakılarak ve denize çelenkler bırakılarak geçmişin üzücü anıları yaşatılmakta, ayrıca aynı gün İstanbul'da Üsküdar Kız Kulesi önünde toplanılıp sürgünde ölenler anısına Boğaz'a çelenkler bırakılmakta, daha başka yerlerde de benzeri etkinlikler düzenlenmekte, Çerkeslerin bulunduğu birçok ülkede de 21 Mayıs bir Yas Günü olarak anılmaktadır.

Bu anmalar her yıl düzenlenen bölgesel etkinlikler olan Kafkas İlkbahar Şenlikleri'nde de sürdürülmektedir. Buralarda da günün anlamına ilişkin konuşmalar yapılmakta,müzik,dans ve tiyatral gösteriler sunulmaktadır.Ayrıca her yıl,sürgünde ölenler ve Anayurt şehitleri adına Çanakkale'nin Biga ilçesinin Hacıköy ve Kocaeli Merkez ilçesinin Uzuntarla köylerinde anma toplantıları yapılmakta,İstanbul'un tanınmış eski mevlithanlarından,Adıge folkloru derlemecisi ve Adıgece mevlidi Adıge makamı dışında, Türkçe makama uyarlayıp kayda geçiren ve çoğaltan Adıge-Şapsığ asıllı Hafız Fahrettin Abatay (Guser)'in (doğ.1934) sesi ve daha başka hafızların,ayrıca her yıl Adigey'den gelen hafız ve konukların katılımı ile törenler yapılmakta ve Adıgece Mevlid okunmaktadır. Tıklayın-Abhazlar,Adigey,Krasnodar Kray,Şapsığ Ulusal Rayonu,Şapsığlar.

Genel Özet

21 Mayıs 1864; 300 yıl süren Kafkas - Rus savaşlarının sona ermesi ve Kuzey Kafkas halklarının sürgüne zorlanmasının başlangıç tarihidir. Bu tarihten sonra Çerkes toplulukları dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmışlardır. Sürgün süreci içerisinde birçok insan hayatını kaybetmiş, sürüldükleri topraklarda ise hastalık, açlık ve yoksulluk gibi problemlerle karşı karşıya kalmışlardır.

Sürgün yolunda çekilen çileler, yolda telef olanların feci durumları Trabzon'daki Rus konsolosunun, tehcir işlerini idare etmekte olan General Katraçef'e yazdığı raporda şöyle anlatılır: Türkiye'ye gitmek üzere Batum'a 70,000 Çerkes geldi. Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon'a çıkarılan 24,700 kişiden şimdiye kadar 19,000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63,900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir.

Samsun civarındaki 110'000 kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul'a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım." İşte bu suretle peş peşe sürüp gelen felaketlerin ve musibetlerin darbeleri altında inleyen ve eriyen bu kahraman ve faziletkar milletin bedbaht bakiyesi de Dobruca, Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk, Suriye, Irak gibi daima tehlikeye maruz bulunan ve daima emniyetsizliğin hükümran olduğu yerlere iskan edilmiştir

Modern tarihin en büyük kitlesel nüfus hareketlerinden biri olan Çerkes sürgünü (Henze, 1986: 247) esnasında deniz gibi kan akıtıldı. Gemiye binmek için aç bîilaç kıyıda yağmur çamur içinde, ölüm iniltileriyle bekleşenler, yanaşan gemiye üşüşüp taşıma kapasitesinin çok üzerinde biniyorlardı. Gemiler de daha fazla para alabilmek için çok yolcu alıyor, bu yüzden fazla yol almadan batan gemilere sık rastlanıyordu. 1864 Mayısında, Trabzon'daki Rus konsolosunun yazdığına göre 30 bin kişi açlık ve hastalıktan kırıldı. Gemilerde hastalık alameti gösteren olursa derhal denize atılırdı.

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ÇERKES SÜRGÜNÜ 21 MAYIS 1864
İletiTarih: Pzr Nis 19, 2009 12:44 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь
BÜYÜK ÇERKES SÜRGÜNÜ
Göç mü, yoksa sürgün mü?
Fethi Güngör



Göç [ing. Migration]: Birey ve grupların ekonomik, sosyal, kültürel vb. nedenlerden dolayı bir yerden başka bir yere gitmeleridir. (Kızılçelik-Erjem, 1994: 185)

Coğrafya başta olmak üzere, iktisat, sosyal psikoloji ve sosyoloji gibi göç olgusunu inceleyen disiplinler arasında konuya en geniş açıdan bakan bilim dalı sosyolojidir. ''Çünkü sosyolojik tahliller coğrafi değişmelerden ziyade sosyolojik boyut ve çerçevedeki değişmeleri dikkate alır. Örneğin, göçün ortaya çıkaracağı sosyal hareketlilik, göç sebepleri, uyum, göçe neden olan kararların oluşumu, göç sürecindeki ayıklama safhaları ve sonuçları ile göç edilen ülke ve göçe kaynak olan ülke halkları üzerindeki etkileri sosyolojinin ilgi alanı kapsamındadır." (Gezgin, 1994: 14)

Göç türleri incelenirken ele alınan ‘mesafe’ kavramı genellikle kıta içi ve kıtalararası göçlerle ilgilidir. Bir ülkenin milli sınırları içerisindeki nüfus hareketlerine iç göç, nüfusun ülke sınırları dışına yönelik yer değiştirmesine ise dış göç denir. Mahiyetleri itibariyle bu tür göçlerde fiziksel mesafe kavramının hiç bir önemi yoktur (Gezgin, 22).

Mecburi göçlerde (tehcir), göç kararı göç edenin iradesini dikkate almamaktadır. Zorunlu iskân politikaları yahut bir savaş veya doğal afet nedeniyle ortaya çıkan göçler mecburi göçlerdir. ''Göç edenin iradesine dayalı olmayan yer değiştirmeleri klasik anlamıyla göç saymama eğilimi de mevcuttur. Bu eğilimin nedeni ‘sürgün’ kavramının göç kavramından ayrı bir kriterle incelemeye tabi tutulması gereğine dikkat çekmek olmalıdır''. (Uysal, 1996: 141)

Yukarıdaki tanımlardan açıkça anlaşılacağı üzere, Çerkeslerin Kafkasya'dan Anadolu'ya gelişi bir sürgün olup, bu kütlesel nüfus hareketinin göç olarak isimlendirilmesi doğru değildir.

Çerkeslerin sürülme sebebi

Ekonomik, dini, siyasi ve kültürel sebepler yanında tarih boyunca en çok karşılaşılan sürgün sebebi savaşlar olmuştur. Kafkasya'dan Anadolu'ya kitleler halinde akan nüfus hareketinin de-siyasi ve dini boyutu da olmakla beraber en mühim sebebi iki asır devam eden Rus savaşlarının Çerkesler aleyhine mağlubiyetle sonuçlanmasıdır.

Sürgün güzergahı

1859-1864 yıllarında yurtlarından sürülen Çerkesler deniz yoluyla, Kafkasya'da, Taman, Tuapse, Anapa, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum vd. limanlardan bindirilip Osmanlı Devleti'nin Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Varna, Burgaz ve Köstence limanlarında indiriliyordu. 1865-1866 sürgünü ile Osmanlı-Rus harbinden sonraki 1878 tehciri kara yoluyla gerçekleştirildi. Doğu yolundan genellikle Çeçen, Dağıstan, Asetin, Kabardey muhacirleri göçürülmüştür. Daha sonraki tehcir de kara yoluyla yapılmıştır (Berzec, 1986: 114).

Sürgün yolunda çekilen çileler

Yolda telef olanların feci durumları Trabzon'daki Rus konsolosunun, tehcir işlerini idare etmekte olan General Katraçef'e yazdığı raporda şöyle anlatılır: ''Türkiye'ye gitmek üzere Batum'a 70.000 Çerkes geldi. Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon'a çıkarılan 24.700 kişiden şimdiye kadar 19.000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63.900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir.

Samsun civarındaki 110.000 kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul'a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım." İşte bu suretle peş peşe sürüp gelen felaketlerin ve musibetlerin darbeleri altında inleyen ve eriyen bu kahraman ve faziletkar milletin bedbaht bakiyesi de Dobruca, Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk, Suriye, Irak gibi daima tehlikeye maruz bulunan ve daima emniyetsizliğin hükümran olduğu yerlere iskân edilmiştir (Berkok, 1958: 529).

Çarın Kafkasya naibi olarak atadığı kardeşi Grandük Mişel, 1864 Ağustosunda Batı Kafkasya sakinlerine şu fermanı tebliğ etmişti: ''Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya'nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir:" (Berkok, 526).

işte bu yüzden, esaret ve tabiiyeti en büyük şerefsizlik addeden Çerkesler, güzel vatanlarını terk etmeye mecbur kalmışlardır. Meşhur Rus şair Lermontof bu hakikati bir şiirinde şöyle dile getirir: ''Bu insanlar yurtlarını ve babalarının mezarlarını neden terk ediyorlar? Düşman kuvvetinin zoru ile mi? Hayır! Düşman kuvvetlerinin beraberinde getirdiği esaret zincirinin korkusuyla!" (Berkok, 524).

Rus yönetimi, bölgenin yerli nüfustan arındırılarak boşaltılması hususunda zecri (zorlayıcı) tedbirler alma yanında bir takım kolaylıklar da sağlıyordu. Rus ordusundan ayrılıp gelen ve Osmanlı ordusunda görev alan General Musa Kunduk(ov) Paşa bakınız ne itiraflarda bulunuyor:

''Çeçen reisleri uzun münakaşalardan sonra göçü kabul edip nasıl gerçekleşeceğini sordular. Ben de Gürcistan üzerinden kara yoluyla gideceğimizi ve Rus ordusunun da her türlü kolaylığı ve yardımı yapacağını söyledim... Rus Generali Loris'e gidip 50 bin dönüm kadar olan arazime mukabil 45 bin altın ruble istedim. Derhal ödedi. Fakir muhacirlere sarf etmek üzere ayrıca 10 bin altın ruble daha istedim. Bunu az bularak 20 bin ödedi... Bu şekilde 25 Mayıs 1865'te, aralarında ailem ve akrabalarımın da bulunduğu 3 bin Çeçen aile ile birlikte göç ettik. Geride kalanların tehciri görevini Çeçen mıntıkası naibi reis Sa'dullah'a tevdi etmiştik." (Kundukov, 1978: 67-70).

Modern tarihin en büyük kitlesel nüfus hareketlerinden biri olan Çerkes sürgünü (Henze, 1986: 247) esnasında deniz gibi kan akıtıldı. Gemiye binmek için aç bîilaç kıyıda yağmur çamur içinde, ölüm iniltileriyle bekleşenler, yanaşan gemiye üşüşüp taşıma kapasitesinin çok üzerinde biniyorlardı. Gemiler de daha fazla para alabilmek için çok yolcu alıyor, bu yüzden fazla yol almadan batan gemilere sık rastlanıyordu. 1864 Mayısında, Trabzon'daki Rus konsolosunun yazdığına göre 30 bin kişi açlık ve hastalıktan kırıldı. Gemilerde hastalık alameti gösteren olursa derhal denize atılırdı...1858-1865 yıllarında 493.124 insanın gittiği Trabzon'da bir tek adamın 3050 cariye birden aldığı oluyordu...' (Avksentev, 1984: 61-62).

Üç milyon Kafkas insanını zorla yurdundan süren Rusya, bu mazlum ve mehcur (kendi kaderiyle baş başa bırakılmış, unutulmuş) millet üzerindeki siyasi emellerine son vermiş değildi.

Rus Hükümeti adına General Fadol, Musa Kunduk ile Gazi Muhammed'e şu teklifi sunmuştu: 'Afganistan hududunda Çerkeslerden müteşekkil bir devlet kurmak, Osmanlı Devleti'ndeki tüm Çerkesleri oraya göçürmek, kurulacak devletin Rusya'ya bağlı kalması şartıyla bütün masraflarının Rusya tarafından ödeneceğini garanti etmek.' Her ikisi de bu teklifi reddetmişti. Rusya bu proje ile Afganistan'ı işgal etmekte olan İngilizleri bertaraf etmeyi düşünüyordu. (Kundukov, 12) Göçürülen Çerkeslerin karşılaştığı dayanılmaz zorluklara şahit olan bazı Ruslar bile vicdan azabı duyuyordu. Musa Kunduk Paşanın hatıratına bir göz atalım:

"... insanların perişanlığını hayretler içinde temaşa ettiğimi gören istasyon yetkilisi koşarak yanıma geldi ve gözleri yaşla dolarak dedi ki; 'Ekselans, dünyada bu acıklı manzarayı seyredip de kalbi burkulmayacak insan var mıdır? Allah'tan korkmak lazım. Bu topraklar onların yerleridir. Ne hakla onları bir bilinmezin içine sürüyoruz? Nereye gittiklerini sorduğumda, Osmanlı Devleti'ne diyorlar. Ama nasıl ve ne zaman? Onları neler bekliyor, belli değil. Bu konularda hiç bir bilgileri yok.' (Kundukov, 62-63).

Tehcir sürecinde geri dönme eğilimi

21 Mayıs 1864'te dört asırlık Rus -Kafkas savaşının batı kesimde de mağlubiyetle sonuçlanmasıyla başlayan büyük tehcir süreci uzun sürmemiştir. Osmanlı Devleti'nden dönüp gelen bazı insanların anlattıkları, Paç'e Beçmırza'nın şiirleri, açlık, hastalık ve ölüm haberleri getiren gözyaşı ve hasret dolu akraba mektupları özellikle Kabardey'den göçün devam etmesini engellemiştir. (Berzec, 134 )

Hüseyin Paşa Osmanlı Devleti'nin göçe hazırlıklı olmadığını, bu konuda Çerkesler için hiç bir şey hazırlanmadığını, bu muhacirlerden ilk büyük grubun durumunun ağıt yakılacak derecede perişan olduğunu belirterek ‘önemle rica ediyorum, tehcir meselesinde acele etmeyelim’ demişti.

Tehcir büyük bir hızla devam ederken, bir taraftan da geri dönme eğilimleri baş göstermişti. Türkiye'deki Rus Elçisi İgnatiev'in 21.02.1872 tarihinde Rus Dışişleri Bakanı'na yazdığı gizli bir yazıda, Türkiye'ye göçürülmüş 8500 Çerkes ailenin katlandıkları dayanılması zor-şartlardan şikayetle Kafkasya'ya geri dönmek istedikleri bildirilmiştir. (Berzec, 198)

İskan edildikleri yerlere uyum sağlayamayıp geri dönmeye yeltenen muhacirlerin sayısı o kadar artmıştı ki, Osmanlı hükümeti tedbir alma ihtiyacı hissetmişti. 18 Kanun-ı sani 1789 tarihli emirname ile Çerkeslerin kaçmasına fırsat verecek her hareketin engellenmesi emredilmiş, bu hususta yabancı deniz nakliyat şirketlerine de gemileriyle tek bir Çerkes dahi taşımamaları’ resmi yazıyla bildirilmiştir. (BOA, Hariciye Nezareti , 122/64 )

Bandırma civarındaki Yeni Sığırcı köyüne iskân edilen 300 aileden 150'si, oradaki hayata uyum sağlayamayıp anavatana dönmüştür.
1911'de Hac dönüşünde Şam valisi ile görüşen Canıko Bako; on bin Çerkes o1duklarını, kendilerine hicret etmek istediklerini söyler, vali de memnuniyetle kabul eder. Canıko, Mehmet Hanaşe ile birlikte bir heyet halinde gelip daha önce iskân edilen köyleri gezer, perişan hallerine şahit olur. Kendilerinin iskân edilmesi için belirlenen Kerk tepelerini gezerler. Bu kayalıkları beğenmeyip Ağustos 1911'de deniz yoluyla İstanbul üzerinden geri dönerler, hiç kimse de hicret etmez. (Berzec, 130)

İstanbul'daki Çerkes Teavün Cemiyeti sekreteri hukukçu Tsağo Nuri 1913'te anavatana dönerek Kabardey bölgesinde değişik okullarda Çerkes Dili okutmaya başlamıştı. (Berzeg, 1995: 247)

1991'de kurulan Kafkas Halkları Konfederasyonu'nun (KHK) fahri başkanı Musa Şenıbe anlatıyor: "Annem anlatırdı; Dedem yolda (karşıdan gelen gemidekilerden) Türk'e gidenlerin hastalıktan kırıldığını öğrenince yanındakilerle birlikte denizin ortasından dönüp geri gelmiş.'' (Şenıbe, 1996).

Osmanlı Devleti'nin tehcir ve iskân politikası

Osmanlı Devleti'nin Kafkasya ile ilk temaslarını kurduğu 17. Asırdan itibaren ferdi göçler başlamıştı. Büyük göçten önce Osmanlı ordusunda görev almış yüzlerce subay ve bir kısmı vezirlik yapmış 300 paşa vardı. Osmanlı Devleti Kafkasya'yı hakimiyeti altına almak için bu üst düzey bürokratlardan yararlanmıştır.

Musa Kunduk Paşa şöyle anlatır: "Sadrazam ile görüştükten sonra Berzec Hüseyin Paşanın yanına gittim. Wubıkh Ali Paşa da (Hafız Paşanın kardeşi) oradaydı. Bu iki zat Çerkes muhacirlerinin vaziyetini yakından takip ediyordu. Hüseyin Paşa Osmanlı Devleti'nin göçe hazırlıklı olmadığını, bu konuda Çerkesler için hiç bir şey hazırlanmadığını, bu muhacirlerden ilk büyük grubun durumunun ağıt yakılacak derecede perişan olduğunu belirterek 'önemle rica ediyorum, tehcir meselesinde acele etmeyelim' demişti.'' Hüseyin Berzec Paşa 1866'da idam edilmiştir (Berkok, 517).

"Kuruluşundan beri iç problemlerini çözmede tehcir ve iskân metoduna sıkça başvuran Osmanlı Devleti, 9 Mayıs 1857'de tehcir kanununu çıkarmıştır. Bu arada Rus Çarıyla gizlice ittifak etmiştir... Göçenlerin mal, can ve hürriyetleri, sair tüm hakları sultanın garantisi altında idi. Her tür vergiden muaf olarak arazi verilmesi vaat edilmişti.

Anadolu'ya yerleşenler 12 yıl askerlikten muaf tutulmuştu. 1860 yılında iskân-ı Muhacirin Komisyonu kuruldu. Bunda ekonomik ve politik çıkarlar gözetilmişti. Buradan anlaşılıyor ki Çerkeslerin göçürülmesi, Osmanlı Devleti'nce planlanmış, sonraları gelişen fiili durumdan çok daha önce programlanmış bir iştir.'' (Karpat'tan naklen Berzec, 47)

Nefy ve iskân, yönetim politikalarından en barizleri olan Osmanlı Devleti (Barkan, 1949-50: 524 vd.) bu tehcir ile yüz yüze kalmış olduğu bir çok problemini halletmeyi de düşünmüştü. (Berzec, 120)

Rusya'nın iskâna müdahalesi

Binlerce yıllık öz yurdundan zulüm ve kanla sürdüğü milyonlarca insanı gittiği yerde de rahat bırakmayan Rusya, onların nerelerde iskân edileceğine de müdahale etmiştir. Rusya'nın 2 Mart 1878'de Osmanlı Devleti ile imzaladığı anlaşmada, Rus hududuna yakın yerlerde iskân edilen Çerkeslerin iç bölgelere götürülmesi hususu üzerinde durulmuştur (Berzec, 126). Nitekim öyle de yapılmış, 150.000 Çerkes bu sefer de Rumeli'den Anadolu'ya göçürülmüştür.

Sürülen Çerkes sayısı

Büyük tehcirle ilgili resmi istatistik bilgilerinin tamamına sahip değiliz. Ancak muttali olunabilen Rus, İngiliz, Fransız ve Osmanlı kayıtlarında 700 binden 2 milyona kadar değişen rakamlar mevcuttur. Osmanlıdaki nüfus hareketlerini inceleyen Obisni İrolitimo 1866'da muhacirlerin bir milyona ulaştığını belirtir (Nartların Sesi, 1980: 15).

Ünlü tarihçi Kemal Karpat, 1859-1879 arasında göçürülen Kafkasyalıların, çoğu Çerkeslerden oluşmak üzere 2.000.000 civarında olduğunu, sağ salim Osmanlı Devleti'ne ulaşan muhacir sayısının ise 1.500.000 olduğunu belirtir (Karpat, 1995: 69). Kafkasya'nın hürriyet mücadelesi konusunda değerli bir eser yazmış olan Hızal da tehcirin 1.500.000 Kafkasyalının yurdundan sürülmesiyle sonuçlandığını belirtir (Hızal, 1961: 49).

Ancak; Kafkasya'da yaşanan iç tehcirleri, Sibirya ve Orta Asya'ya sürülenleri, Balkanlardan Anadolu'ya, Bandırma civarından Güneydoğuya göçürülenleri, Yahudi -Arap savaşında Golan bölgesinin işgali üzerine Kunaytıra'dan sürülenleri de hesaba kattığımızda, kelimenin hakiki anlamıyla yurdundan sürülen Çerkes sayısı üç milyonu aşmaktadır.

Çerkes Muhacereti (Diasporası)

Çerkeslerin Kafkasya dışında en yoğun yaşadığı yerler, başta Türkiye olmak üzere, Suriye, Ürdün, Filistin, Mısır, Yugoslavya, bazı Avrupa ülkeleri ve Amerika gibi çok farklı ülkelerden oluşmaktadır. Varna'da halen dört Çerkes köyü vardır ve özel kıyafetlerini ve dillerini muhafaza etmektedirler. Trablusgarp'a (Libya) bir defada 1000 aile gönderilmiş olduğu arşiv belgesi ile sabittir. Irak, Endonezya gibi hiç tahmin edilmeyecek ülkelerde dahi Çerkes varlığına rastlanmaktadır. Mısır'da üç asırdan fazla hüküm süren Çerkes Memlükleri ise: ayrı bir araştırma konusudur.

Sürgünün açtığı derin yaralar

"Tehcir operasyonu, binlerce yıllık Kafkas tarihinin en mühim hadisesidir. Bu olay Kafkasyalıların sosyal yapısını, ekonomisini ve politikasını menfi yönde etkilemiştir."(Berzec, 129)

Aynı kanaati paylaşan ve 1864 büyük sürgününün Çerkes toplum yapısında son derece büyük tahribatlara yol açtığını belirten din bilgini Meretowkoe Nuh, Çerkes Tarihi adlı eserinde, gerek 1864'te, gerekse daha sonra devam ederek 1878, 1888, 1890 ve nihayet 1900 yıllarında Osmanlı Devleti'ne vuku bulan göç hareketlerini tenkit etmekte ve vatanın toplu şekilde boşaltılmasının meşru bir gerekçesi olmadığı görüşünü savunmaktadır (Mertuki, 1912: 34, 61).

Büyük Çerkes sürgününün Adıge toplumunun sosyal yapısını derinden etkileyen sonuçlarından biri de, çok sayıda Adıge insanının köle ve cariye olarak satılması olmuştur ki bu olgunun yansımalarını, Ahmet Midhat, Abdülhak Hamit, Sami Paşazade Sezai, Mizancı Murat gibi kendisi veya annesi Çerkes olan bir çok Osmanlı aydının eserlerinde açıkça görmek mümkündür. (bkz. Parlatır, 1987: 31 vd.)

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ÇERKES SÜRGÜNÜ 21 MAYIS 1864
İletiTarih: Cmt Eyl 25, 2010 10:40 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь
Osmanlı İmparatorluğu Sağlık Kurulu’na Rapor.

Samsun, 20 Mayıs 1864

Baylar, Samsun’a 6 gün önce geldim. Kentin ve talihsiz göçmenlerin içinde bulundukları durumu tarif etmeye sözcükler yeterli değil. Kentin hanlarında, harabe binalarında ve ahırlarında yığılan Çerkeslerden (8.000 ila 10.000 kadar) gayri, Irmak ve Dervent’teki kamptan gelen 30.000’i aşkın insan meydanları doldurmakta, caddeleri tıkamakta, sahipli arazilere girmekte, her yeri işgal etmekte ve gün boyu buralarda kaldıktan sonra ancak gün batımından sonra ortalıktan çekilmektedir.

Kapı eşiklerinde, dükkân önlerinde, yolların-meydanların orta yerlerinde, bahçelerde, ağaç diplerinde, her yerde, hasta, ölmek üzere ve ölmüş insanlar dolu. Göçmenlerin bulunduğu her yer, her sokak köşesi, uğradıkları her bir nokta bir enfeksiyon yatağı haline gelmiştir.


Karantina bürosunun birkaç adım ötesindeki ancak 30 kişi alabilecek bir depo binası önceki güne kadar hepsi hasta veya ölmek üzere olan 207 kişiyi barındırıyordu. Ben bu bulaşıcı hastalık yuvasını boşaltmayı üstlendim. Bu korkunç izbenin içine girmeyi hamallar bile reddetti.

Oradan, değerli iş arkadaşım Ali Efendi’nin yardımı ile çürüme halinde birçok ceset çıkarttım. Bu olay kentte kalmalarına izin verilen göçmenlerin acıklı durumu hakkında bir nebze fikir verebilir. Trabzon’da gördüklerim Samsun kentinin sergilediği ürkünç manzara ile kıyas kabul etmez.

Kamplar ise bundan daha az iğrenç bir manzara sergilemiyor. 40.000 ila 50.000 kişi, kesin bir yoksulluk içinde, hastalıkların saldırısı altında, büyük kısmı ölüp giderek, başlarının üzerinde bir çatıdan, ekmekten ve mezardan bile mahrum, buraya atılmış durumdadır.

Mutasarrıfı, donup kalmış ve böylesi bir acil durumda ne yapacağını bilemez durumda buldum. Ata Bey’in ne parası var ne de kredisi. Ölüleri kaldıran adamlara ödeyecek parası bile yok. Pazarda ona peşin parasız hiçbir şey verilmiyor. Kefen için birkaç metre kaput bezi bile. Göçmenlerle ilgilenecek hiç kimse yok. Ölüleri gömmek için bir düzenleme yok. At yok, araba yok, tekne yok, hiçbir şey yok.

Büyük çoğunluğu günlerdir bir şey yememiş olan göçmenleri beslemek için derhal çare bulmak gerekiyordu. Birçok mısır tüccarına ve özellikle de Bay Serkis Kirorkyan’a başvurdum. Onları Mutasarrıfla bir araya getirdim. Şimdi onların sağladığı unu kullanmaktayız. Benimle birlikte buraya gelen İsmail Bey her bir göçmene günde 50 Dram (yaklaşık 200 gr. Ç.N ) ekmek verilmesini gözetiyor. Ayrıca, bir miktar da hint mısır unu buldum ve bu kısıtlı olanaklarla 70.000 ila 80.000 sürgüne biraz rahatlık sağlayabildik.

İkinci sorumluluğum ölülerin kaldırılması için bir düzenleme yapmaktı. Bunun için karantina bürosunun sandığına başvurmam gerekti. Orada birkaç yüz lira buldum. Sonra kentin boşaltılması ve limandaki 11 gemi ve 7 büyük sandalda bekletmekte olduğum Çerkeslerin karaya çıkarılması için girişimde bulundum. Yolcular kentten birkaç mil uzaktaki Kumcuca’da karaya çıktılar. Buraya son üç günde kentteki kovuklardan çıkardığım 3.000 ila 4.000 kişiyi yolladım. Kentin boşaltılmasına devam ediliyor, ancak sandığın kaynakları da tükenmek üzeredir.

Çözmek zorunda olduğumuz sorun mutlak para ve polis gücü yokluğudur. Hükümet kargaşayı önlemek için parasal desteği ve bir polis gücünü sağlamakta acele etmelidir. Şu an burada, yiyecek ekmeği olmayan 70.000 ila 80.000 kişi bulunmaktadır ve bunların kargaşa yaratabilecek davranışlarını denetim altına alabilecek hiç kimse yoktur. Keşke Ekselans Büyük Vezir buraya gelip bu kadersiz kentin ve kampların sergilediği manzarayı görebilseydi.

Türk Hükümetinin bu kadar büyük bir nüfusu başka bir yere çabucak taşımasının kolay olmadığının bilincindeyim. Ne var ki, göçmenler için gerekli para miktarını yollayarak Mutasarrıfa yardımcı olabilecek de yalnızca Hükümettir. Parayla kent ve Irmak boşaltılır, göçmenler Kumcuca veya Dervent’te sağlıklı kamplara yerleştirilebilir, giyecek, çamaşır, sabun hemen satın alınabilir, erzak temini garanti edilebilir.

Bir kez daha yineliyorum: Burada 70.000 ila 80.000 göçmen var. Birkaç güne kadar bu sayı ikiye katlanacaktır. Böylesine büyük bir insan kitlesi nasıl denetlenebilir? Nasıl beslenir ve gereksinmeleri nasıl karşılanabilir? Bu göçün bu şekilde kendi haline bırakılması gerçek bir felaket olacaktır.

Limanda,10.000 Çerkes’i İstanbul Boğazı ağzındaki büyük limana taşıtmak amacıyla kiralamaya teşebbüs ettiğim 10 ila 20 büyük tekne var. Kaynak yetersizliği nedeniyle yola çıkmalarını ertelemek zorunda kaldım.

Sonuç olarak, Mutasarrıfın hiç parasının olmadığını belirtiyorum. Burada günlük ekmeğe gereksinimi olan 70.000 ila 80.000 kişi vardır ve burada yeterli unumuz olsa bile mevcut fırınlar yeterli olmayacaktır; peksimete gereksinimiz vardır. Açlıktan ölenler vardır ve dört gündür günlük tayınlarını alamayanların sayısı da çok fazladır.

Görevli sağlık müfettişi, Barozzi ,
“Çerkes Göçü”, The Times, 13 Haziran 1864, Sayfa 10


Report to the Board of Health of the Ottoman Empire, Samsun, May 20, 1864

http://www.circassianworld.com/Circassian_Emigrants.html
www.kafkasfederasyonu.org

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ÇERKES SÜRGÜNÜ 21 MAYIS 1864
İletiTarih: Cmt Eyl 25, 2010 10:43 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь
21 Mayıs 1864...

Çarlık Rusyası, 300 bine yakın asker ve modern silahlarla saldırmasına karşın 1856 yılına kadar Kafkasya'ya tam hakim olamadı. Özellikle Batı Kafkasya'da direnişler son dönemde çok çetin geçiyordu. 1856'da Paris Konferansı'nda Osmanlı ve Avrupalı müttefikler tarafından Kafkaslılar yalnız bırakıldı.

Paris Konferansı sonuçlarına göre Rusya, Kafkasya'da ne isterse yapabilecekti. 1859'da Şamil'in de teslim olmasıyla Doğu Kafkasya'da savaş hemen hemen bit­miş, Rusya bütün gücüyle Batı Kafkasya'ya saldırmaya başlamıştı. 1860-1864 yıl­ları arasında (ki bu savaşlarda bütün Kafkas boyları yer almışlardı) Batı Kafkas Cephesi yeniden kurulmuş ve çok çetin çarpışmalar olmuştu.

Çarlık acımasız bir vahşet uyguluyordu. Köyler yakılıyor, ekinler yok ediliyor, mallar yağmalanıyor­du. Halkın direncini kırmak için çar orduları halkı sürgüne tabi tutuyor, geri dönüş umutlarını kırmak için, gözleri önünde köylerini yakıyordu. Boşaltılan topraklara Kazak ve Rus köylüleri yerleştiriliyordu.

Bir yandan süregelen savaş, bir yandan sürgünler ve soykırım, 1864 baharına kadar devam etti. 1864 Mayıs ayında her boydan Kafkas savaşçıları, Soçi yakın­larında Aybgo Suyu yakınlarında yeni bir cephe açtılar. 7-11 Mayıs tarihleri arasında Ruslar’a büyük kayıplar verdirdiler. Bunun üzerine Kafkasya'daki Rus birlikleri dört koldan bu son cepheye saldırdılar. Çerkes güçleri ağır top ateşi altında günlerce dayandılar... Hepsi şehit olana kadar...

Ve 1864 yılının Mayıs ayının 21. günü Rus orduları Soçi yakınlarında Kbaada çayırlarında (şimdiki adıyla Krasnaya Polyana) büyük bir zafer şöleni ve resmigeçit yaparak, Kafkasya'nın düşüşünü kutladılar. General Yevdokimov, Kafkasya sorununun bittiğini Çar'a müjdeliyor, dağların yüksek noktalarında direnişi sürdüren küçük grupların da takip edilerek yok edileceğini bildiriyordu.

Yevdokimov'a göre kesin çözüm, Çerkesler'in topraklarından sürülerek denizin öteki yakasına kovulmalarıydı. Kuban ötesinde kalan ve boyun eğen halk bile onun gözünde zararlı ve tehlikeliydi. Onların da sürülmeleri gerekiyordu.

Ve böylece... 1864 yılı, sürgünün en yoğun olduğu yıl olarak tarihe geçti. Lapinski'ye göre, 10 Temmuz 1864'e kadar 200 binden fazla Çerkes, gemilerle Osmanlı limanlarına taşındı. Tarihçilere göre, Çar ve komutanlarının emriyle 19. yy.'da Osmanlı topraklarına 1.600.000 civarında Çerkes sürgün edildi.

İşte 21 Mayıs 1864, Çerkes halkının belleğine böyle kazındı. Çar ve orduları için zafer, Çerkesler için acının, hüznün, sürülüşün, bölünmüşlüğün ve ölümün günü...

21 Mayıs’lar, her şeye rağmen Çerkes halkının yaşama direncinin ifadesidir. Direniştir, başkaldırıdır, diriliştir. Tüm zalimlere inat, Çerkesya'nın yeniden var olma mücadelesidir.

21 Mayıs’lar, halkımızın belleğine kazınan tüm bu acıları, savaşları insanlık dışı uygulamaları dünyaya haykırmak istediğimiz gündür.

21 Mayıs’lar dün, bugün, yarın perspektifinde ulusal-kültürel kimliğimizi yaşa­ma ve yaşatma isteği ile geleceğe ışık tuttuğumuz günlerdir.

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ÇERKES SÜRGÜNÜ 21 MAYIS 1864
İletiTarih: Cmt Eyl 25, 2010 10:44 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь
“İnsanları yurtlarından söküp atabilirsiniz;

fakat yurtlarını kalplerinden asla...”


İnsanlık tarihinin en eski, en köklü, en bilinen coğrafyası, hemen tüm dünya dillerinde, tüm dünya masallarında, destanlarında yer alan ulaşılmaz, efsunlu, gizemli, atlas ve safir renkli düşler, mutluluklar ülkesi; Çerkes halklarının kutsal anayurdu. Doğudan batıya, kuzeyden güneye binlerce yıldır toplumların, uygar­lıkların gelip geçtiği, tarihi kavimler kapısı, sevgili KAFDAĞI!..

Tarihte eşi benzeri görülmemiş barbar bir jenosit ve sürgünle bu kutsal ata topraklarından koparılan, ikinci vatan saydıkları kırktan fazla ülkede dağınık bir şekilde yaşayan, evrensel barışın, dostluğun, kardeşliğin, insanlığa ne denli gerekli olduğunu, 21 yüzyıla da taşıyan Çerkes halkları; şimdilerde uğradıkları soykırımın, sürgünün 142. yılını, tüm ulusları, toplumları ve dinleri barışa ve kardeşliğe çağırarak, dünyada süregelen savaşların, yıkımların durmasını, gözyaşının ve akan kanın dinmesini umut ederek anmaktadır.

Bu ulusal yas gününde sürülmenin, parçalanmanın sonucu olarak Çerkes halkları, ulusal kimliğini oluşturan en önemli unsur olan anadilini kaybetmek üzere olduğu acı gerçeğiyle de karşı karşıyadır.

Bilindiği üzere;

- Dil, toplumların etnik konsomasyonlarında, uluslaşmalarında, var oluşlarını sürdürme çabasında en büyük güçtür.

- Dil, halkların, ulusların gömleğidir, giysisidir, zırhıdır. Çıplak kalan insan vücudu nasıl önce üşüyüp, hastalanıp sonra da ölür ise, dilini kaybeden ulus da ölür.

- Atalarımız bu tehlikeyi, Adıgecede, Abazacada... "Dilsiz ulus ölüdür" özdeyişi ile dile getirmişlerdir.

Halkımız, sürgünün 142. yılında anadilini, kimliğini, ulusal kültürünü yaşatmak zorundadır. 21 Mayıs’ın her yıldönümü bu anlamda, yeniden canlanma, ulusal değerlerine yeniden sahip çıkma anlamında anılmalıdır.

Anayurtları Kafkasya kadar dünyada tanınmayan, Kafkasya'nın otokton (yerli) halkları, batı ülkelerinde Caucausian, Circassian; Arap ülkelerinde Serkeş, Şerakise, Türkiye'de ise “ÇERKES” adıyla bilinmektedirler. Kafkasya'yı, MÖ. 5 binli yıllara dayanan eski tarih ve uygarlıkları ile Abaza, Adıge, Asetin, Çeçen, Dağıstan halkları ile yüzyıllardır Kafkasya'da yaşayan Karaçay ve Balkar halkları oluştur­maktadır. “Kafkasyalılık”, “Kuzey Kafkasyalılık” ve “Kafkaslılık” birleştirici isim olmuştur. Artık milliyet, boy, kabile, sülale, aile gibi birçok farklı alt kimliği koruyup, yaşatıy­or olmalarına karşın, “Kafkaslılık” üst kimliği her zaman güçlü bir birleştirici aidiyet duygusudur bu halk için..

Kafkasya, Kuzey ve Güney Kafkasya olarak coğrafi iki ana bölüme ayrılır. Güney Kafkasya'ya genel olarak Transkafkasya, Kafkas ötesi, Kafkas ardı denilmektedir. Oysa Kafkasya denilince akla, öncelikle Kuzey Kafkasya ana coğrafyası gelmektedir. Tarihsel olarak Kafkas uygarlığının beşiği burasıdır.

Güney'de yaşayan ve Kafkas uygarlığı ve kültür dokusunun bir parçasını oluş­turan otokton halklar da, kendilerini Transkafkasyalı olarak tanımlamazlar. Kafkasyalılık, onlar için de belirleyici bir kavramdır.

Kafkasya, güzel coğrafyası, verimli toprakları ve jeopolitik konumu ile tarih boyunca çeşitli halkların ve devletlerin ilgisini çekmiş, iştahlarını kabartmış, saldırılarına hedef olmuştur. Kafkaslılar, yüzyıllarca vatanlarını savunmak için sürekli savaşmak zorunda kalmışlardır. Kafkas tarihi, neredeyse bir “Savaşlar Tarihi”dir. Bu savaşlar, Kafkasya'da kalıcı bir devlet yapısının kurulmasını engellemiş, devlet geleneği prenslikler düzeyinde kalmıştır. Nüfus hareketleri, büyük kentlerin kurulmasını önlemiş, maden kültürünü yaratıp Anadolu'ya ve batıya taşımış, yazısı ve düzenli bir ordusu bulunan halklar iken, savaşlar ve işgaller sonucu modern toplumun bu tür ana kurumlarından yoksun kalmışlardır.

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 6 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  

Cerkez Muzikleri - Kafkasya - Cerkez - Google - Cerkez isimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Circassain - Cerkes.Net - Adigece Sozluk - Video - Sohbet - Cerkez Tavugu

Haberler Haberler Site haritası Site haritası SitemapIndex SitemapIndex RSS besleme RSS besleme Kanal listesi Kanal listesi
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
[ Time : 0.395s | 11 Queries | GZIP : On ]


Sitemizin hicbir kurum ve kurulusla iliskisi bulunmamaktadir.