|
Boğaza nazır tepeden güneşin batışını seyrediyorum. Ufuktaki kızıllık gittikçe koyulaşıyor. Birazdan İstanbul'da akşam olacak. Babalar,gün boyu ter döktükleri işlerinden hızlı adımlarla evlerine gidiyorlar. Ve birazdan bir vuslat yaşanacak. Çocuklar sevinçle babalarının kucağına atacak kendini. Güleryüzlü hanımlar hasretle sarılacak kocalarına, Yıllar sonra karşılaşmışlar gibi...
Bense bu akşam kızıllığının, İnsanların ruhunda burkuntu yarattığı şu dakikalarda, Kafkasya'yı düşünüyorum...
Biz birazdan sofralarımıza oturup, Çoluk çocuğumula neşe içinde yemeklerimizi yiyeceğiz. Ama Kafkasya öksüz, Kafkas dağları yetim, Evlatlarım burada olsaydı, Kırlarımda dolaşsaydı, Irmaklarımdan su içseydi diyor. Kafkas dağları annenin,babanın, Yavrusuna kavuşması gibi vuslatı bekliyor..
Kafkasyanın asil evlatları ceugler,worşerler yapacaktı, Adigabze hikayeler destanlar anlatacaktı dedeler torunlarına. Xabzelerimizin en ince,en estetik,en zarif enstantaneleri yaşanacaktı, Şen şakrak ve kimi zamanda insanın içine işleyen, Duygulu woredlerimiz yankılacaktı Kafkasya köylerinde...
Kafkasya evlatlarını yitirmiş acılı bir ana,baba... Evlatları çok uzaklarda,öksüz,yetim,yalnız. Annesini babasını kaybeden yetim ve öksüz çocuklar gibi, Birbirlerine sarılıyorlar üşümemek için. Ama ne fayda, Gurbet soğuk,gurbet karanlık, Gurbet hicran dolu. Ve Kafkasya dağları eskisi gibi yalçın değil, Eskisi gibi coşkun değil ırmakları, Eskisi gibi sert değil rüzgarları...
O kara günde koparıldı evlatları Kafkasyadan. Herbiri atlarını farklı yönlere sürdüler. Kimisi kendisine kucak açan Türklerle birlikte Çanakkale'de savaşıyordu, Kimisi seyyar milisler kurmuş halkı ayaklandırıyor, Kimisini ise;Ürdün'de Suriye'de İngilizlerle, Fransızlarla savaşırken görüyorduk. O günlerde xabze adına, Adige adına hiç bir şeye rastlamak mümkün değildi bu diyarlarda.
Pşevu Ethem Bey onlardan,o yiğitlerden biriydi. Hepsi üç beş wunago,üç beş wunegoştular.
Çok heyecanlıydılar, Bir an önce harekete geçip kuvvetlerini kuracak ve düşmanın tepesine ineceklerdi. Ama türlü engeller yollarını kesiyor, Harekete geçecek üç beş kuruş para ve silah tedarik etmekte sorun yaşıyorlardı. Kafkasya'da,anavatanlarında rahat bırakılmadıkları gibi burada da rahat bırakmadılar. Yerli isyancılar, Satılmışlar rahat vermediler. Ama başardılar,amaçlarına ulaştılar. Milis kuvvetleri toparladılar ve hainleri, Kendi vatanlarını,kendi vatanına ihanet edenlerden kurtardılar.
Çünkü onlar zulümlerden gelmişlerdi, Sürgünlerden gelmişlerdi, Dönmeye değil, Çünkü dönebilecekleri bir yerleri yoktu artık... Çünkü... Vatanları esirdi artık...Ölmeye gelmişlerdi...
Uçsuz bucaksız Kafkasya bozkırlarından göç etmek zorunda kalmışlardı, Artık anavatanlarına dönüş onlar için bir hayaldi, Bir ütopya,bir ideal. Bu yeni vatanlarını kaybetmeye tahammüleri yoktu, Başka başka diyarlara göç etme takati kalmamıştı bedenlerinde. Ve bu topraklarda şimdi yeni bir destan yazılıyordu Kafkasyanın yiğit evlatları tarafından...
Savaştılar...savaştılar...savaştılar...ve bir çoğu geriye dönmedi... Ethem yaralanmış babasının yanına dönmüştü aslında. Babası onu ölümüne kucaklamış, En küçük oğluna kavuşmak Kafkasya'ya kavuşmuş gibi diriltmişti onu. Ama serde yiğitlik vardı bir kere, Kanda yiğitlik vardı. Öyle hasta yatağında ölmek istemiyordu,hazmedemiyordu. Memleketin her köşesinde onur,haysiyet ve ırz adına Can alınıp can verilirken, O yataktaydı ve ona acı veren yarası değil Cephede olmayışıydı.
Kalktı hemen, Babasıyla vedalaştı Kendini ait hissettiği yere döndü,cepheye. Yunan ordusuyla ölümüne muharebeler, Canını hiçe sayan yiğit askerleri ile ölümüne bir mücadele. Ve..ve yine sırtından vurdular onu.. Kendi anavatanında vurdukları gibi, İkinci vatanında da vurdular, Mensubu olduğu milletin adını, Adının önüne koyarak vurdular... Kendi anavatanlarından koparılmış bu yiğit insanları, Birde burada Ethem'i satarak, Damgalayarak hançerlediler...
Ethem hala bir yaradır, Bu yetim,bu öksüz milletin içinde. Haklı iken sesini duyuramama, Kandırılma,oyuna getirilme, Şahsi menfaatlere kurban edilme, Satılma ve ihanet...
Sürgün,yine sürgün... Bir daha vurdular onu, Hemde en derin, En kanayan yarasının üstüne sapladılar hançeri, Onunla birlikte yetim ama onurlu bir milletin vicdanınıda vurdular...
O şimdi çok uzaklarda, Tek başına,üzgün,kırgın... Şimdi Kafkas dağlarından kopup taaa sana kadar gelen, Hoyrat rüzgarlar kabrinin başında hüzünlü woredler söylüyor. Kardeşlerin hakkını almak için, Canını dişine takıyor...
Dağları,ovaları,yayları, Irmakları,köyleri ile bizlerden hala izler taşıyan, Vatanımızda görkemli bir izde sen bıraktın... Şimdi çok uzaklarda, Bir abide gibi duruyorsun bir tepenin yamacında... Tatlı tatlı esen meltemler okşuyor kabrinin üstündeki otları, Bir de boynu bükük kardeşlerin.. Sen,hayallerdesin,gönüllerdesin...
Hala atlar uçsuz bucaksız Kafkasya topraklarında dört nala koşuyor, Ama hiç biri 150 yıl önce koparılan evlatlarına yetişemiyor.. Ama Kafkasya, Evladı elinden alınmış bir ana gibi, Bir gün,bir gün, Vuslat türkülerini söyleceği anı bekliyor...
Thambilmisx Ali Aslan
|