Çerkeslerin Anasayfası

Çerkeslerin Anasayfası

Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
Sistem saati: Cmt May 26, 2012 5:20 pm


Anasayfa  |   Kayit Ol  |   Sohbet  |   Cerkes Muzik  |   CerkesBuL  |   Sozluk  |   Linkler  |   Kiril  |   Basinda Cerkesler  |   Sitene Ekle  |   iletisim  |  

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 13 ileti ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: DEMOKRATİK AÇILIMIN NEDENSELLİĞİ ve BEKLENTİLERİMİZ
İletiTarih: Per Mar 04, 2010 3:00 pm 
Çevrimdışı
Acemi Üye
Acemi Üye

Kayıt: Çar Arl 23, 2009 12:59 am
İleti: 180
Türkiye’de kafaları karıştıran ve görüldüğü kadarı ile de at izinin it izine karıştığı günler yaşıyoruz. Bir taraftan ergenekon , balyoz – sakal darbe planları , kozmik oda , yüksek yargı müdahaleleri , parti kapatma kovuşturmaları ,diğer taraftan demokratik açılım söylemleri ile her şey toz dumana karışmış vaziyette! Hükümet yanlısı medya , bir kısmı şeriatçılar , bir kısmı 2.ci cumhuriyetçiler kalanı liberal ılımlılar olmak üzere kendilerinden olmadığını bildikleri (nasıl bir fişlemedir gidiyor ya!) herkesi karalama kampanyası yürüterek, hem şeraitin , hem ordunun vesayetinden kurtarılmış demokratik cumhuriyetin hem de AB’ne eşitlenmiş etnik çözümlemelerin yaşanacağı ideal bir ülkenin portresini çiziyorlar. Orgenerallerden assubaylara , baş savcılara , rektör ve prof’lara , mit bölge başkanlarından , oda başkanları ve gazetecilere kadar tutuklanmayan kalmadı!
Bu kadar geniş bir kadronun yapısındaki bazı ayrıntılara dikkat eden Sayın Erol KARAYEL’in Masonlar –Ergenekon – Çerkesler başlıklı 7 bölümden oluşan araştırma yazısını mutlaka okumalısınız. Ve haliyle diğer araştırma yazılarını da!

http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/271
http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/273
http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/276
http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/299
http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/301
http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/319
http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/321

http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/322

http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/290
http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/44
http://www.kafkasevi.com/index.php/article/detail/137

Bu sitedeki diğer ilginç araştırmaları da okumalısınız...

Peki iyi güzel de bütün bunların biz Kafkasyalılar ile ilgisi nedir ? Kimin çomağı kimin tekerinde ise bize ne!

Gerçekten göründüğü kadarı ile olaylar Kafkasyalıları ilgilendirmiyor mu ?

Küçük ve önemsiz bir haber notu!!!!

“Bilindiği üzere bundan iki hafta kadar önce Kömürcü’nün kolundaki gamalı haç dövmeli tatil fotoğrafları internete düşmüş ve Nazi simgesi olarak algılanmıştı.
Bunun üzerine Kömürcü köşesinde şunları yazmıştı:
“Gamalı haç olarak bilinen sembolün gerçek adı ‘Öz kader çarkı’ ya da yaygın tanımla ‘Svastika’dır. Ve bu sembolün aslında faşizmle ya da Hitlerle de ilgisi yoktur.
Svastika sembolü eski çağlarda Hinduizm’de de yaygın olarak kullanılmasına rağmen, sembolün kökeni Mayalar, Sümerlilere kadar uzanır (M.Ö 4000).
Svastika, Orta Asya medeniyet abidelerinin üzerinde, Türkler’e ait çok sayıda kaya resmi, işaret, halı, kilim motifleri, çeşitli ev eşyalarında, damgalarda kullanılarak yüzyıllardan günümüze ulaşmıştır.”



MADALYONUN ÖTEKİ YÜZÜ...
Kömürcü’nün de ifade ettiği üzere Svastika’nın Türk kültüründe önemli bir yeri var.
Tabi Kömürcü’nün ifade etmediği şeyler de var. Svastika’nın Şaman kültürünün köklerine kadar uzanan uzun yolculuğunda Güneş Dil Teorisi’nin, ‘Bütün halkların atası Türk’tür’ tezinin de ayrı ayrı yerleri var.
Bu noktada Kazım Mirşan ve Haluk Tarcan ekolünün adlarını anmamak, onlara 'haksızlık' olur.
Ve üzerinde asıl durmamız gereken nokta: Thule örgütü!
Birçoklarımızın hiç duymadığı, simgesi gamalı haç olan bu karanlık örgütün Ergenekon ile bağları üzerine yazılıp çizilenler şaşırtıcı.
Aşağıdaki satırlarda uzun ve her satırı gizem taşıyan röportajını okuyacağınız Aydoğan Vatandaş, Kayıp Kitap-Barnabas’ın Sırrı’ adlı kitabında Ergenekon örgütü ile Hitler’i iktidara getiren Thule örgütü arasında şaşırtıcı bağlantılar kuruyor.
Kitapta Thule’nin Almanya’yı Hıristiyanlık öncesi Pagan köklerine götürmeye çalıştığı belirtilirken, Ergenekon’un ise Türkleri Şaman köklerine götürmeye çalışan bir örgüt olduğu, her iki örgütün kurucusunun da aynı kişi, Baron Rudolf Von Sobbettondorf olduğu anlatılıyor.

Ve anlamlı bir ayrıntı daha: Türkiye'de Tayyip Erdoğan'a Nazi yaftası yapıştıran Ulusalcı kesimin temsilcilerinin Hitler'in de güç aldığı Thule örgütü ile ‘simgesel’ bağlarının olması ne garip değil mi?
Bu bir tesadüf mü yoksa…
Yoksa’sına siz daha sonra bir ara cevap arayın.
Biz şimdi sizi Aydoğan Vatandaş röportajı ile baş başa bırakalım.
Kitabınızda Ergenekon ile Thule arasında şaşırtıcı bağlantılar kuruyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?
Evet. Ergenekon ve Thule’nin birbirine çok benzeyen örgütler oluğunu düşünüyorum. Thule, kurulduğu ilk günden beri karanlık bir örgüttü. Alman aristokrasisinden oluşan, karanlık amaçlar güden bir örgüttü. Arkalarında Germonerden adında bir başka örgüt vardı. Tapınakçılardan fazlaca etkilenmişlerdi. Okültist, simyacı ve Kilise karşıtıydılar. Sembol olarak gamalı haçı benimsemişlerdi.
Şaşırtıcı bir şekilde bu sembol daha sonra Nazilerin de resmi amblemi olmuştu. Ari ırkın üstünlüğünü ve pan-Cermenik bir Alman imparatorluğunun kurulmasını savunuyorlardı. Pagan antik Alman kültürünün yeniden uyandırılması en büyük hedefleriydi. Bu bağlamda Ergenekon’un da Türkleri İslam öncesi Şaman köklerine götürmek isteyen bir örgüt olduğunu değerlendirmek mümkün. Zaten basında çıkan kimi haberlerden bunun ipuçlarını da görebilmekteyiz.
İlginçtir ki Alman ordusu içinde nasyonal sosyalizmi örgütleyen Thule örgütünün kurucusu Baron Rudolf von Sebottendorff’tu. Uzun yıllar doğu ülkelerinde bulunmuş, araştırmalar yapmıştı. Baron Rudolf Von Sebottendorff hem Osmanlı, hem de Alman vatandaşıydı, hem Bektaşi hem de Mason’du. Akşam Gazetesi ‘Hitler`in arkasında bir Türk vatandaşı vardı’ başlıklı 1. sayfadan duyurdukları bir yazıya yer vermişti.
Kim yazmıştı o yazıyı?
Sanırım Serdar Turgut yazmıştı, Aytunç Aktındal'ı kaynak göstererek. Türk vatandaşı olduğu söylenen Baron, Almanya’da Hitler’i iktidara getiren bir örgüt kurabildiyse, 1933-45 yılları arasında Türkiye’de olduğuna göre, neden benzeri bir örgütü de Türkiye’de kurmuş olmasın? Baron herhalde Türkiye’de çelik çomak oynamadı!

Baron Mısır ve İstanbul’da da uzun süre kalmıştı. Bu gezileri sırasında simya, astroloji ve Kabala ve İslam sufizmi üzerinde çalışmalar yapmıştı.
Burada dikkatimi çeken bir başka nokta ise Baron ve adamlarının bir müddet sonra zamanın İçişleri Bakanı Şükrü Kaya vasıtasıyla o zamanki adıyla MAH bugünkü ismi ile MİT’le bağlantılarının olmasıydı. Şükrü Kaya o dönemin en kritik adamlarından biridir. O dönem Alman nüfuzunun Türkiye üzerinde en yoğun olduğu dönemdir. Varlık Vergisi’nin uygulandığı yıllar. Nazi etkisi açıktır. Bu döneme ışık tutan en değerli kitaplardan biri ise şu an nedense piyasada bulunmayan Uğur Mumcu’nun ‘40’ların Cadı Kazanı’ adlı kitaptır.
Baron o dönemde Türkiye’de ne yapıyordu?
Nisan 2006 tarihinde çok önemli bir kitap yayınlandı. Adı ‘Eski Türk Masonları’nın Uygulamaları.’
Kitabın yazarı Baron Rudolf Von Sebottendorf’tu. Kitabın yayıncısı ise Namık Kemal’in torunu Numan Menemencioğlu’nun yeğeni olan Kemal Menemencioğlu’ydu.
Menemencioğlu önsözde şöyle diyor:

‘Bu sıralarda Sebbottendorf Türkiye’de çalışıyordu. O sırada casuslukla ilgisi olup olmadığını bilmiyoruz ama Türkleri ve Türkiye’yi çok sevdiği eserin her sayfasında açıkça belli. İkinci dünya savasında ise Türkiye’de casusluk faaliyetlerinde bulunduğu kaydedilmiştir.’
Anti-Bolşevik bir Monarşist olan ve aynı zamanda Hilafetçi bir Osmanlıcı olduğu söylenen Sebbottendorf’un her ne kadar Nazilerle arası açılmışsa da, Hitler’in iktidara geçmesinde rolü kesin.
1897 yılında Mısır’ın İskenderiye şehrine gelen Sebbottendorf, Hüseyin Pasa ile görüştükten sonra 1900 yılına kadar, Hıdiv Abbas Hilmi’nin hizmetinde çalışmıştı. 1900 yılında İstanbul’a gelerek Hüseyin Fahri Paşa’nın Beykozdaki (Çubuklu) köşkünde misafir kalmıştır. Hüseyin Paşa hem Bektaşi, hem de Mason’du.

Aynı kitaba bir açıklama yazan, araştırmacı Erhan Altunay ise şöyle demektedir:
‘Bu bağlamda incelersek Sebbottendorf’un sözünü ettiği ‘Türk Masonları’nın aslında bu Masonik kuruluşlar ile alakası olmadığını görürüz. Sebbottendorf olsa olsa başka bir İslami tarikattan bahsetmekte, bu da büyük olasılıkla Masonlukla benzerlik gösteren Bektaşiliğin bir kolu olmaktadır.’84(Eski Türk Masonları’nın Uygulamaları, Hermes Yayınları, sf 102)
Kemal Menemencioğlu, Mehmet Sabahattin adlı bir yazarın konu ile ilgili bir makalesini tercüme eder ve kitaba koyar. Kitabin 111. sayfasında su ifadeler önemlidir:
‘Thule kısa bir surede komünist karşıtlığı ve milliyetçilik mucadelerinin odak noktası haline gelmişti.’ 85(Eski Türk Masonları’nın Uygulamaları, Hermes Yayınları, sf 111)
Yani tıpkı Ergenekon gibi.
Hilal ve Gamalı Haç dövmesi bu örgütün sembolü olabilir mi?
Bunu bilmiyorum. Ancak bilinçdışı, bilincin konuştuğu dili anlar. Bunun sebebi, bilinçdışı dili, bilincin tersine kelimeler kullanmaz, onun dili sembollerdir ve iletişim tarzı yazılı kelime veya konuşma değil, imgelemedir. Bunun kuşkusuz bir anlamı vardır. Dolayısıyla bu tür sembollerle kişiler aslında farkında olarak ya da olmayarak faaliyetlerine büyüsel-törensel bir anlam yüklemek istemektedirler.
Bu bağlamda Almanya’da birbiri ardısıra yaşanan Türklere yönelik Nazi bağlantılı kundaklama olaylarının zamanlamasının özel bir anlamı var mı?
Son derece ilginç bir durum doğrusu. Üstelik de ilginç olan bununla da sınırlı değil.
Görgü tanığı küçük bir kız çocuğu elinde baston olan bir adamı olay yerinden uzaklaşırken görmüş, kendisine ‘ne yaptığını sorusuna ise ‘ben Almanım’ yanıtını aldığını aktarmış.
Şimdi, Hrant Dink cinayeti ile Ergenekon örgütü suçlanıyor. Bu suikastla ilgili klip yapan bir genç vardı, elinde ise bir asa bulunuyordu hatırlarsınız.
İki olay arasında, örgüt sembolizmi bakımından bir bağlantı var galiba...
Bu mümkün görülüyor.
Öncelikle bu genç, o asayı neden eline almıştır? Bu davranış bilinçli mi yoksa bilinçaltı ya da bilinç dışı bir davranış mıdır?

Üzerinde Trabzonspor armalı eşofmanı, Türk Bayrağı’nın önünde "amatörce" poz veren bu genç neden elinde bir "asa " tutar? Nerden gelmiştir aklına bu? Bu yaşta genç bir adam için bu tür bir asa kolayca bulunacak birşey midir?
Bu genç aslında asayı yani sihirli değneğini eline aldığı zaman bilinçaltına iradenin devreye geçmesi gerektiğini söylüyor. Zira asa iradeyi temsil eder.

Bu gencin tamamen milliyetçilik duygularıyla verdiği bu pozda bu Asa o çocuğun elinde sanki bir emanet gibi durmaktadır.

Sizce Ergenekon muvazzaf askerlerden destek alıyor mu?
Ben Ergenekon’u tarihsel kökleri olan, ideolojik temelli, nasyonel sosyalist eğilimler taşıyan ama iktidarını kaybetmemek için hemen herkesle de ittifaklar kurabilecek bir örgüt olarak görüyorum. Kanımca Kemalist çizgiye değil daha çok Enverist çizgiye, İttihatçılara yakındır. İttihatçıların da Alman nüfuzu altında olduklarını, Enver’in Kafkaslar’da İngiliz aleyhtarı bir siyaset izleyerek Alman-Rus jeopolitiğine uygun bir konum aldığını biliyoruz. Demek ki Enver’le Mustafa Kemal arasındaki mücadele sadece liderlik mücadelesi değil aynı zamanda jeopolitik bir mücadeledir.
II. Dünya savaşı yılları arasında Alman etkisinde olan örgüt, değişen dünya konjonktürüne göre kendini yeniden tanımlamış olmalı. Dikkat ederseniz II. Dünya savaşı sonrasında Alman istihbarat elitinden bazı isimler de Amerika’ya gidip CIA’nın organizasyonunda görev aldılar. Türkiye’deki elit de Amerikan etkisi altında kaldı. Eşit olmayan 2 güç stratejik işbirliğine girdiğinde, bu, zayıf gücün güçlü olanın uydusu olmasıyla sonuçlanır.
Soğuk savaş süresince Ergenekon ve ABD arasındaki ilişkinin pozitif yönde seyrettiğini analiz edebiliriz.
Diğer taraftan, bu tür örgütlerde motivasyon çok önemlidir. Ergenekon her örgütte, her partide, her gazetede, her kurumda vardır. Devlet içerisinde bir paralel devlettir. Kanımca ordu içerisinde bazı kurumlarda da çok etkilidir. Özellikle de görevi zaten örtülü operasyonlar yapmak olan bir kurumda. Yani Türkiye’nin bir işgal durumunda yeniden organize olmasını sağlamakla görevli bir kurum barış zamanında her halde boş duruyor olmalıdır.
Özel Harp Dairesi’ni mi kastediyorsunuz?
Önceleri daha çok sol çevrelerin Gladyo, Kontrgerilla kavramları yaygındı ve Genelkurmay’a bağlı Özel Harp Dairesi ve Özel Harp Dairesi’nin atası sayılan Seferberlik Tetkik Kurulu için kullanılırdı. Sonraları Daire’nin adı Özel Kuvvetler Komutanlığı oldu.
Derin devletin daha çok bu kurumlarla irtibatlı olduğu düşünülürdü.
Sonra Deniz Kuvvetleri’nden emekli bir binbaşı, Erol Mütercimler, Ergenekon adlı bir örgütten bahsedince işler değişti. Derin devlet tartışmaları bu kez, Ergenekon kelimesi üzerinde yoğunlaştı.
Mütecimler’e göre soğuk savaş döneminde Komünizme karşı Avrupa’da kurulduğu söylenen Gladio örgütünün bizdeki karşılığı Ergenekon’du. Mütercimler’in adını merhum Memduh Ünlütürk Paşa’dan duyduğunu söylediği Ergenekon, ‘ülkeyi 1971'den sonra 12 Eylül'e kadar planlı programlı şekilde terörün, anarşinin içine sokmuştu. Sonunda gelinen noktada, artık sokağa çıkamayan, can güvenliği olmayan, beş dakika sonrasından emin olamayan Türk halkı darbeyi, askerleri yalvar yakar ister hale getirilmişti.
Mütecimler’in o yıllarda Ergenekon ile ilgili açıklamaları, Can Dündar’ın kitabından ayrıntılarıyla okunabilir. 2005 yılında ‘Derki’ adlı internette yayın yapan haber aktüalite dergisinde Dr. Mütercimler Metin Under’e şöyle der:
‘Altını çiziyorum, derin devlet diye birsey yoktur. Bizde derin devlet diye bir olgu yok. Ne var, çıkar çeteleri var. Devletin içinde kurulmuş çıkar çeteleri var. Bunlar çete, bunlar eşkıya.’ ()
Muhabir Metin Under dersine iyi hazırlanmıştır ve soruyu patlatır: ‘Ergenekon adlı Derin Devlet yapılanmasıyla ilgili bildikleriniz neler?’
Yanıt son derece ilginçtir. ‘Ergenekon bana Tümgeneral Memduh Ünlütürk tarafından anlatıldı. Açıklamayacağım. Çok büyük bir hadisedir. Toplam üç nüshası vardır. Birisi bendedir ve de ölene kadar gizli kalacaktır. Bir nüsha banka kasasında gizleniyor. Muazzam bir derin devlet örgütüdür. Ama ben ölene dek gizli tutacağım, açıklamayacağım. Benden sonra birileri doğru olduğuna kanaat getirirse açıklar.’ (hhttp://www.derki.com/sayfalar13/erolkomplo.html)


THULE ÖRGÜTÜ
Tüm bilimsel yasalara karşı amansız bir savaş açan Hitler, acaba bu gücünü nereden almaktaydı?. Bu büyülü ve gizemli gücün adı, Thule Örgütü idi. Bu örgütün kurucularından, şair ve gazeteci, Dietrich Eckart, 1920’lerde, mimar Alfred Rosenberg ve Karl Haushofer ile birlikte, Hitler’e, mistik Doğu’nun gizemlerini öğretmiş ve Hitler’in, o yıllarda bu örgüte katılmasını sağlamıştır.
Örgüt, adını “Thule Kornen”den almıştı. “Thule”, İzlanda efsanelerindeki batık bir kıtanın adıdır. Ayrıca, Grönland’ın batısında, halen bir Thule kenti bulunmaktadır. “Kornen” ise, hem yarımada, hem de “boynuz” anlamına gelmektedir.
“Thule Kornen”, Thule Yarımadası anlamına gelmekle beraber, Thule kentinin gerçek adı Qaanaak'tır. İki ismi beraber okuduğumuzda “Zülkarneyn” (K165) kelimesi açıkça görülmektedir.
Thule Örgütü’nün sembolü, çift boynuzlu Viking miğferidir. Kökleri, kayıp kıta “Mu” uygarlığına dayanan bu öğretinin temel taşları, insan psikolojisinin bilinmeyen yanları ve zaman boyutları idi.
Amaçları, “zamanda insan ve taşıt naklini” gerçekleştirerek, Dünya‘nın kaderini değiştirip üstün bir ırk meydana getirmek ve “üst zekâlılarla” diyaloga geçmekti.
En büyük hedefi, zaman yolculuğunu gerçekleştirerek Dünya’nın kaderini değiştirmek olan Thule Örgütü’nün, bu amaca ulaşacak teknolojiye erişebilmek için, tarih öncesi üstün Aryan uygarlığının yaşadığı Hindistan ve Tibet’e kadar uzandığı ve Hazreti Hızır’ın öğrencisi olarak zaman yolculuğunun sırrına eren Mevlana Halid-i Bağdadi’nin de, Mekke-i Mükerreme’de kendisine söylendiği üzere, Hindistan yollarına düştüğü ve Cihanabad’da irşad edildiği iddia edilir.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: DEMOKRATİK AÇILIMIN NEDENSELLİĞİ ve BEKLENTİLERİMİZ
İletiTarih: Per Mar 04, 2010 3:43 pm 
Çevrimdışı
Acemi Üye
Acemi Üye

Kayıt: Çar Arl 23, 2009 12:59 am
İleti: 180
Baron Rudolf von Sebottendorf (1875-1945?)

Yaşamının yarısı Türkiye'de geçen ve Türk vatandaşı olan Sebottendorf, Birinci Dünya Savaşında bir süre Kızılay'ın başkanlığını yaptı ve Balkan savaşlarında Türklerin yanında çarpışarak yaralandı. Türkiye'de Bektaşiliğe, Gülhaç'a ve Masonluğa giren Baron, 1924 yılında bu ünlü kitabı yazdı yazarak sırlarını açıkladı. Bir süre Almanya'da kalıp ünlü Thule örgütünü kurdu, ancak 1934 yılında Hitler'in emriyle Gestapo tarafından tutuklanıp toplama kampına gönderildi. Çok geçmeden Türk vatandaşı olması dolayısıyla Türkiye'ye iltica etti ve burada 1945 yılında esrarengiz bir şekilde öldüğü kaydedilir. Ancak ölmediğini iddia edenler vardır.


Bir zamanların Anadolu'sunda önemli ve günümüzdeki olayların ekimini yapan zat-ı muhteremdir.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: DEMOKRATİK AÇILIMIN NEDENSELLİĞİ ve BEKLENTİLERİMİZ
İletiTarih: Per Mar 04, 2010 3:52 pm 
Çevrimdışı
Acemi Üye
Acemi Üye

Kayıt: Çar Arl 23, 2009 12:59 am
İleti: 180
Barnabas İncili Genelkurmay`da mı?

2000 yıldır kayıp olan ve Hz. İsa`nın katibi Aziz Barnabas tarafından kaleme alındığı idida edilen Barnabas İncili ile ilgili çarpıcı iddia. İncilin Genelkurmay ve Veli Küçük bağlantısı:

Star gazetesi yazarı Aziz Üstel Hristyanlığı dünya çapında etkileyecek öneme sahip olan kayıp Barnabas İncili hakkında çok konuşulacak bir yazı kaleme aldı.


İşte o yazı:


Barnabas İncili ve illa da Veli Küçük Paşa!


Yıl 1981...Yer Şırnak, Uludere!..Avdan dönen köylüler bir mağaraya giriyor.


Babat Aşiret Reisi Korucubaşı Hazım Babat`ın babası Ferhat Babat bir kitap buluyor bu mağarada. Kitap elden ele dolaşıyor. Derken dönemin Malatya Milletvekili Hakkı Şengüler`in eline geçiyor. Parşömene yazılmış. Hiçbir şey anlamayınca papazlar alıyor ele. Onlar da çözemiyor hangi dilde yazıldığını. Derken filolog Hamza Hocagil`e gidiyor kitap.


Hocagil Aramice dilini sular seller gibi biliyor. Yani Hz. İsa döneminde konuşulan dili! Kitap, Aramice yazılmış ve Süryabi alfebesi kullanılmış. Kitabın ilk sayfası şöyle başlıyor:


`Ben Kıbrıslı Barnabius. Tespihe layık alemlerin rabbinden bir bütün olarak, Ruhu`l Kudüs`le Meşaha`ya vahyolunan tıpkı İsa`dan duyduğum gibi, sadakatle, 48 gök yılları sonunda, dördüncü nüsha olarak aynen yazıyorum!`


Hocagil, `Bu Kitap Barnabas İncili` diyor!


Yani 2000 yıldır kaybolan Hz. İsa`nın katibi, Aziz Barnabas yazmış.


Hocagil, İncil`le ilgili şunları söylüyor: `Lût kavmiyle ilgili bazı uyarıcı bilgiler vardı. Ancak bir ayet dikkatimi çekti: `Bir Peygamber gelecek, ona tabi olanlar, dolgun başaklar (!) gibi büyüyüp gelişecek!`


Buraya kadar her şey iyi..


Hocagil, tam İncil`in tümünü çeviriye başlayacakken, Jandarma gelip el koyuyor kitaba. Tam iki yıl kilit altında kalıyor. Sonra Genelkurmay Özel Harp Dairesi gelip alıyor İncil`i Jandarma`dan.


Hocagil işin peşini bırakmıyor; 1986`da Turgut Özal`a gidiyor, anlatıyor olan biteni. Turgut Bey de, özel harpçi Orgeneral Sami Karamısır`a gönderiyor. ` Önce beni sorguya çektiler. Amacımın ne olduğunu sordular? Ben saedece çeviriyle ilgilendiğimi söyledim...`


Ve 1987 yılında Özel Harp Dairesi Başkanlığı`nın kapısını çalıyor. Sami Karamısır Paşa`yla Hayri Ündül Paşa`nın bilgileri kapsamında çeviriye oturuyor. Çeviri parasını Harp Akademileri Komutanı Nahit Şenoğul Paşa ödüyor. Ancak İncil`in 19 sayfasını inceleyebiliyor. `Başımda Özel Harp Dairesine bağlı subaylar var.`


Ve 19`uncu sayfadan sonra, çeviri bitti yapı paydos diyorlar... Diyenler!


Ancak İncil`in son sayfasına da göz atıyor Hocagil. Aziz Barnabas, İncil`i dört nüsha yazdığını, birinin İsrail`de, diğerinin Arabistan Yarımadası`nda üçüncüsünün ise Kuzey Irak`ta, Zaho taraflarında olduğu belirtilmiş. `Bu son sayfada Hz Davut`un kendi eliyle yazdığı Arapça Zebur ve Hazreti Harun`un bakır levhalara yazdığı On Emir`in de nerede olduğuna ilişkin bilgiler de vardı!`


Ve karşınızda Veli Küçük!


Hocagil anlatmayı sürdürüyor: `Hz Davut`un sarayında bulunan İncil`i de tercüme ettim. Bu tercümeyi, Almanca ve İngilizce olarak, Yunanistan`daki Markos Yayıncılık için yaptım. Genelkurmay`daki İncil`le İsrail`de bulduğumuzun tek farkı tefsirli oluşuydu. Barnabas, Uludere`de bulunan İncil`e bazı şerhler düşmüştü. Çeviri parası olarak 15.000 dolar aldım!`


Peki, Hocagil`i Markos Yayıncılık ile tanıştıran kim? Adını son günlerde sıkça duyduğumuz, Ergenekon soruşturmasının başlıca kişileriden Adem Taşdemir.


Taşdemir şimdilerin hahamı Tuncay Güney`le birlikte `cürüm işlemek için örgüt oluşturmak` savıyla göz altına alınıp serbest bırakılmıştı. Dahası, Taşdemir, Veli Küçük Paşa`nın yaveriydi.` Hamza Hocagil`in bir başka savıysa Barnabas İncili`nin hala Genelkurmay`da olduğu!


Bu işi daha iyi çözebilmek için Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi`ne bakacaksınız. Hani şu cemaati olmayan, garip yere!


Örneğin Romanya`da büyükelçi`ken Hamdullah Suphi Tanrıöver, bu `Patrikhane` yaşasın, gelişip boy atsın diye, 1935`de, 70 kadar kızlı erkekli Hıristiyan gencini İstanbul`a getirir ve 1943`de bunların nüfus kağıtlarına Hıristiyan Türk Ortodoksu yazılır!


Ama başka kimse bu `Patrikhanenin kapısını çalmaz.` Rum Ortodoks Patrikhanesi varken. Türk Ortodoks Patrikhanesi ne de mene bir gareabettir, bi düşünün hele! Hangi akıllara ziyan asarıdır ve de gelecekte başımıza ne işler açmıştır! Bu 70 Hıristiyan genç de, bir süre sıkılır, toptan Müslüman olur. Tanrıöver köpürür:`Benim yetmiş gencime sahip çıkamadınız! Müslümanlığın kitabında yetmiş kişi mi noksandı!!` diye sinirlenir.


Bu Türk Ortodoks Patrikhanesi hala var tabi. Var da cemaati yok! Basın Sözcüsü Sevgi Erenol, `Ergenekon üyesi` olmakla suçlanıp tutuklandı! Boğaziçi Üniversitesi`ndeki Ermeni Sempozyumu`nu protesto edenler arasındaydı. Toprağı bol olsun, Hrant Dink`in 301`inci maddeden yargılandığı davaya da müdahil olmak istemişti.


Şimdi, bi yanda Barnabas İncili, öte yanda Veli Küçük Paşa`nın tercüme girişimleri. Ve de üçgenin öbür ucunu bağlayan, emniyet kayıtlarına göre `Ergenekon yapılanmasının merkez üssü olarak kullanıldığı` öne sürülen tuhaf patrikhane. Gerisini siz düşünün...Benim başıma ağrılar girdi çünkü!

http://www.tumgazeteler.com/?a=4569211


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: DEMOKRATİK AÇILIMIN NEDENSELLİĞİ ve BEKLENTİLERİMİZ
İletiTarih: Per Mar 04, 2010 4:26 pm 
Çevrimdışı
Çaylak Üye
Çaylak Üye

Kayıt: Per Mar 04, 2010 10:58 am
İleti: 9
Fethullah Gülen’le Ergenekon davası arasında bir bağlantı var mı?

Resmen yok gibi görünüyor, ancak birçok belge, tanık, ifade, bu iki isim arasındaki hesaplaşmayı ele veriyor.

Güney’i sorgulayan Ahmet İhtiyaroğlu, her konuda bülbül kesilen Güney’in, konu Gülen’e geldiğinde tedirgin olup terlediğini söylemişti.

Kendisinin de Fethullah Gülen oluşumu içinde yeraldığını söyleyen Güney ne demişti:

“Eskiden Gülen, Ergenekon’un bir alt yapılanmasıydı. Zamanla onu geçti. Emniyet’te güçlendi. 28 Şubat sonrası Ergenekon, Gülen oluşumunu tasfiye kararı aldı. Şimdi Gülen’le Ergenekon arasında çatışma var.”



* * *



Yani şimdi de tersi mi oluyor?

“Gülen oluşumu”, Ergenekon’u mu tasfiye ediyor?

Olup bitenlere bir de bu açıdan bakalım:

Mesut Yılmaz, NTV’deki Neden programında Gülen örgütlenmesini kastederek dedi ki:

“Bana bizzat Emniyet’ten gelen bilgilere göre Emniyet içinde ‘F tipi’ yapılanmalar oluyor. İstihbarat, tamamen F tipi(ymiş). Bu doğru ise, durum vahimdir. Her türlü manipülasyona açık olmak gerekir.”

Aynı programda CHP’li Hakkı Süha Okay da daha önce Aydınlık’ta yayınlanan bir belgeyi hatırlattı. 1999’da Emniyet’in hazırlayıp DGM’ye sunduğu bu belgede “Emniyet’teki F Tipi Örgütlenmenin Etkin Elemanları” listeleniyordu. Okay’a göre bu listede “Fethullahçı polisler” arasında sayılanlardan biri, bugün “Telekomünikasyon İletişim’in başındaki kişi”ydi.

O polisler Türkiye’yi dinleyen mevkilere terfi ederken, bu yapılanmayı tasfiye etmeye çalışanlar ne oldu?

2002'de DGM savcısı Nuh Mete Yüksel'e polisteki Fethullahçı yapılanmayı rapor eden Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan Ergenekon davasında tutuklu şimdi…

Nuh Mete Yüksel ise gizli kamerayla kaydedilmiş yatak görüntüleri olduğu haberi yayılınca görevden alındı.



* * *



Doğu Perinçek’in polis sorgusunu okudum:

“Emniyet’teki Fethullahçılar listesi” ona da sorulmuş.

“Partideki arkadaşlar getirdi” demiş Perinçek…

Üstelemiş polisler:

“Emniyet’teki Fethullahçı yapının ortaya çıkarılması için herhangi bir çalışma yaptınız mı?”

“Bu tür bilgileri toplarız” demiş Perinçek…

Sormuşlar:

“İddia ettiğiniz Fethullahçı yapılanmayla ilgili elinizde somut veriler mevcut mu?”

“AKP kapatma davası iddianamesinde de var” demiş Perinçek…

Yine sormuşlar:

“Savcıyı ve Emniyet teşkilatını zan altında bırakan bu tür ithamlarınızın amacı nedir?”

“Aydınlık Dergisi’nde Adil Serdar Saçan’la bir röportaj yapmışsınız. ‘Her yıl 100-150 bin öğrenci, cemaat üyesi olarak polis okulundan mezun oluyor’ diye başlık atmışsınız. Bu hayal mahsulü iddiayı dezenformasyon faaliyetiniz çerçevesinde mi başlık haline getirdiniz?”

Gülen’in Ergenekon’la ilgisi yoksa, niye ısrarla onu soruyorlar?



* * *



Ergenekon davası avukatları, Güney’in sorgu kasetlerinden Gülen’le ilgili bazı bölümlerin çıkarıldığını iddia ettiler.



Yine avukatların iddiasına göre Güney, sorguda Gülen’den “Fethullah Hoca” diye söz etmiş; kağıda geçirenler

bu ifadeyi “Fethullah Gülen” diye düzeltmişler.

Gülen’le ilgili ne yazılsa cemaat çevresi hemen tepki veriyor; ama görüldüğü gibi birçok veri, Güney’in bahsettiği “derin çatışma”yı ortaya seriyor.

Hep söylüyoruz:

“Ergenekon temizlenmeli…”

Ve hep ekliyoruz:

“Acaba temizlenen sadece o mu?”


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: DEMOKRATİK AÇILIMIN NEDENSELLİĞİ ve BEKLENTİLERİMİZ
İletiTarih: Per Mar 04, 2010 4:30 pm 
Çevrimdışı
Acemi Üye
Acemi Üye

Kayıt: Çar Arl 30, 2009 6:27 pm
İleti: 107
Yüzeysel olarak okumuştum daha önce de ama Çerkesler ile bağlantısını pek anlayamadım.
Çerkeslerin hepsi mason gibi gösterilmiş,ama Türklerde de mason var,Fransızlarda da.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: DEMOKRATİK AÇILIMIN NEDENSELLİĞİ ve BEKLENTİLERİMİZ
İletiTarih: Per Mar 04, 2010 4:37 pm 
Çevrimdışı
Acemi Üye
Acemi Üye

Kayıt: Çar Arl 23, 2009 12:59 am
İleti: 180
İsviçre'de, Montrö yakınlarındaki Caux kentinde tarihi bir şato... Umberto Eco'nun romanından çekilen "Gülün Adi" filminin sahnelerini andıran bir Ortaçağ dekoru. 1500 kişilik dev salonlar, antikalarla dolu uzun koridorlar. Ve ortalıkta dolaşan siyah cübbelerinin arasında kollarını kavuşturmuş; yaşlı papazlar... Burası bir kilise değil, Hiristiyanlık üzerine ulaslararası çalışmalarıyla tanınan, araştırmacı-yazar Aytunç Altındal'a göre "Moral Re-Armament"in, yani "Manevi Cihazlanma Derneği"nin karargâhı.


SON TOPLANTI 1994'TE


Altındal'a göre, bu karargâhta uzun yıllar çeşitli Türkler eğitim gördü. Son olarak da, l994'te ünlü bir kadın reklamcının organizasyonuyla, 20 başarılı Türk gazetecisi bir hafta ağırlandılar. Papazlar, Türk gazetecilerinin ayaklarını bile yıkadı... "Tüm bunlarda ne var?" denebilir. Altındal'a göre ise, "Çok şey var":


AB'NİN FİKİR BABALARI


"1920'de bir rahip tarafından kurulan bu dernek, 1936'da İngiliz İstihbaratı'nca gizli Nazi sempatizanı olmakla suçlandı. Yıkıcı faaliyetlerle bulunmakla da... İngilizler, derneği 'Beşinci Kol faaliyetlerinde bulunan 'yıkıcı kuruluşlar listesi'nin en başındaki ilk üçe soktular. Dernek, Hitler'in yenilgisinden sonra 1945'te Fransız ve Alman önde gelenlerini gizlice buluşturarak, 5 yılda 3 bin kişiyi biraraya getirdi. Avrupa Topluluğu'nun da nüvesi bu görüşmelerde atıldı. Derneğin ilkesi, Hiristiyan ahlakının üstünlüğü çerçevesinde katolikleri, protestanları ve Ortodoksları birleştirmekti..."
Aytunç Altındal, derneğin bugün de çok etkin olduğunu ileri sürüyor:

"Manevi Cihazlanma Amerika'da en etkili kurumlardan biridir. Bill Clinton yönetiminde çok etkilidir. Butros Gali, Zbigniew Brzezinski gibi ünlü şahsiyetler de derneği övüyor ve Clinton'dan özellikle İslam ve AT konusunda örgütle temas halinde olmasını istiyorlar. Yakın bir gelecekte derneğin Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde arabuluculuk görevine soyunduğunu görürseniz, hiç şaşırmayın!"


ÖNEMLİ TÜRKLER DE 'CİHAZLANMIŞ'


Aytunç Altındal bu iddialarını Sabah'ta yayınladığı "Mitler Doğmadan Önce" yazı dizisinde, "Türkiye ve Ortodokslar" adlı kitabında ve Aktüel'le yaptığı söyleşide dile getirdi. Altındal'a göre derneğin bir de Türkiye kolu vardı. "1950'lerde NeoNazi hareketler yeni isimler aldılar. 54-55'lerde İstanbul'u ve büyük şehirleri güzelleştirme dernekleri sardı. Birçok işadamının Avrupa ve İsviçre ile bağlantıları, bu dernekler aracılığıyla oldu" diyen Altındal. Türkiye'de Manevi Cihazlanma Derneği'nin de kurulduğunu açıkladı:


'27 MAYIS'TA ETKİLİ OLDULAR'


"Dernek, Caux'daki şatoda eğitilmiş Türkler tarafından 1958'de Ankara'da kuruldu. 40 kişilik kurucu kadrosunun toplantıları Bulvar Palas'ta yapılırdı. Derneğin onursal başkanı, dönemin İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay'dı. Ünlü mason Ekrem Tok ve İstanbul'da yaşayan bazı Alman, Avusturyalı ve Polonyalılar da üyeler arasındaydı. Bunların bir kısmı, geçmişte Nazi Partisi'nin babası olan gizli Thule örgütüyle sıkı ilişkileri olan kişilerdi. 27 Mayıs'ta çok etkili oldular. Dernek, Fener Patrikhanesi'ne Vatikan gibi 'Devlet içinde devlet' statüsü verdirmek için ugraştı, Menderes'e tavsiyede bulundu. 60'larda ordu içinde de etkiliydi..."
Aktüel, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Dernekler Masası'ndan derneğin kayıtlarını araştırdı. Aldığımız cevap, "Dernek 1967'de feshedilmiş. Evrakları da SEKA'ya gönderilmiş" oldu...


Manevi Cihazlanma Derneği'nin kurucu listesine ulaşmak mümkün olamadı. Kurucuların çoğunun yaşamadığını da öğrendik. Ama derneği çok iyi hatırlayan biri vardı: 27 Mayıs döneminin devrimci gençlik lideri Dr. Memduh Eren. 12 Mart döneminde sol cunta davalarından yargılanan ve ağır işkenceler gören Eren, dernekle ilgili duyduklarını şöyle anlattı:


CELİL PAŞA VE İKİ YAHUDİ AİLE


"Dönemin ihtilalci subaylarından, rahmetli Celil Gürkan Paşa'nın en yakın dostlarındandım. Paşa ve eşi 1972'de bana derneğin kendileriyle ilgilendiğini anlattılar. 1960'da; ihtilalden 10 gün sonra Celil Paşa Kıbrıs'ta görevli iken, İstanbul'dan komsuları olan iki Yahudi aile ziyaretlerine geliyor. Ve birlikte İsviçre seyahati yapmayı teklif ediyorlar. Paşa 'Mümkün değil. İhtilal oldu, görevimi terkedemem' diyor. Bunun üzerine İstanbul'daki 1. Ordu Komutanının telefon emriyle Celil Gürkan'a 3 ay izin çıkartılıyor. Gürkan ve eşi, Yahudi ailelerle beraber İsviçre'deki derneğin şatosuna gidiyor. Orada 15 gün boyunca, günde 6 saat ders altında, beyin yıkamaya maruz kalıyorlar. Sonunda da "Spor elbisesi alacağız' diye şatodan kaçıp Paris'e, yakınlarının yanına gidiyorlar..."


NAZİ LİDERİ TÜRKİYE'DE Mİ SAKLANDI?


Altındal'ın Sabah'taki dizisinde ortaya attığı bir çarpıcı iddia da, Hitler'e ve Nazi partisine kaynaklık eden gizli Thule örgütünün liderinin, 2. Dünya Savaşı'nda Nazi yenilgisinin ardından, "ölü" gösterilerek yıllarca Türkiye'de saklandığı... Peki Manevi Cihazlanma Derneği ile bu liderin gizlenmesi arasında bir bağlantı var mı? "İki olay paralellik arzeder" diyor Altındal. "Thule'nin lideri Rudolf von Sebottendorf, 1945-1957 arasında Türkiye'de 'Görünmeyen eller' tarafından korundu. Balıkesir ve Adana'da saklandı" diye de ekliyor. Peki saklayanlar kim? "Beni fazla zorlamayın. Ben de hir kitap yazıyorum. Önümüzdeki günlerde ABD'de çıkacak kitabımda bazi şeyleri açıklayacağım" diyerek bu soruyu yanıtlamıyor.
Aytunç Altındal'a, "Hem 'Dernek Nazi sempatizani' diyorsunuz, hem de üyeler arasinda Masonların da bulunduğunu söylüyorsunuz. Bu çelişkili değil mi? Yahudilikle masonluk arasında bir ilişki yok mu?" diye soruyoruz. Buna cevabı da şöyle:


"Dernek Yahudi aleyhtarıdır. Bünyesine hiç Yahudi almamıştı. Türkiye'deki şubesinde de Yahudi yoktu. Ayrica sanıldığınin aksine Yahudiler Masonları değil. Masonlar Yahudileri kullanır. Almanya'daki 24 bin masondan, sadece 400'ü Yahudidir..."


Dünyayı yönetenler arasında gerçekten insanlığın bilmedigi gizli örgütler de mi var? Bunların kolları Türkiye'ye de mi uzanıyor? Aytunç Altındal'ın bu sorulara cevabı "Evet!". Bu cevabın daha somut kanıtlarını öğrenmek için ise, ABD'de çıkacak kitabı beklemek gerekecek anlaşılan...


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: DEMOKRATİK AÇILIMIN NEDENSELLİĞİ ve BEKLENTİLERİMİZ
İletiTarih: Per Mar 04, 2010 5:17 pm 
Çevrimdışı
Emektar Üye
Emektar Üye

Kayıt: Çar Mar 25, 2009 10:05 am
İleti: 2395
iisgor kardeşim çok değerli uzun uzun yazılar bunlar.Bir ara vakit ayırıp okuyacağım.İnsanların,Kavimlerin,Milletlerin,Devletlerin yapılanmasında kendi çıkarları doğrultusunda sistemler oluşturan güçlerin çalışmalarını anlat yazılar olduğunu zannediyorum.Yahudisi,Hristiyanı kendi çıkarları için kendileri için düzenler kurma derdindeler,çalışma gayretlerindeler okey.

Onların sunduğu her sisteme itat etmek onlara esir olmak,onların sistemleri içinde onlara hizmet etmek bir bakıma okey...

Çocukca olack amma yine cevabım bana ne olacak Çünkü çıksaydı Müslümanlardan böyle akıllı adamlar.Hem onları kendi sistemlerine mecbur bıraksaydı hemde kendi içindeki halklara,kavimlere hakları dahillerinde haklar paylaşımı yapıp kendine bağlasaydı.

Bir ara dediğim gibi ben (Bizim) kendi derdimdeyim.Çözüm onlarda ya,buna bakarım...

Bizimkiler hla kardeşlik desinler,Müslümanlar kardeştir desinler dini vaazlar sonrası ya Türkleştirmeye,ya Araplaştırmaya baksınlar.Yok artık beş kuruşa beş köfte.Beni (Bizi)kullandıkları yeter.Artık beni (Bizi) tanıyanların,benim (Bizim Kavmi,kültürel,kimlik) haklarımızdan yana olanların yanındayım.Kendi şarkılarını söyleyenlerin,söyletenlerin değil,sende şarkılarını söyle deyenlerin yanındayım.

Bu şimdilik görüşüm.Tabi kimseyi bağlamaz amma artık tarihe bak kendin için yaşa tavsiyesini de yapmadan geçemeyeceğim.

Kuruluşta,Kurtuluşta canımı,kanımı feda edeceğim amma kuruluşta,kurtuluşta bu milleti (Anadolu) arkadan vuranlara kültürel,kimlik hakları verilecek.(Ruma,Ermeniye)...

Şuna karar verdim,artık anlıma enayi yazdırmayacağım.Gerekirse ölümü tercih edeceğim.

Herkese her halimizi tarihten buyana gözden geçirmesini istiyorum.

Bana direk benim sorunlarım olarak vaadleri olmayan siyasilere,cematlere,ideolojik hareketlere bundan sonra eyvallahım yok.Onun içinde Demokratik Açılımları hayata geçirmek isteyen, her yönetimin,iktidarın,siyasetin yanındayım sonuna kadar.Yoksa hiç biriyle göbeğim kesilmedi,gerekirse elimin tersiylede def ederim.

Selamlar.

_________________
Çerkes İsimleri Çerkes Kimdir

Çerkez Müzikleri - Kafkasya - Çerkez - Google - Çerkez İsimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Çerkes Sitesi - Circassain - Cerkes.Net - Çerkez Tavuğu - Adigece Sözlük - Sohbet


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: DEMOKRATİK AÇILIMIN NEDENSELLİĞİ ve BEKLENTİLERİMİZ
İletiTarih: Per Mar 04, 2010 8:58 pm 
Çevrimdışı
Acemi Üye
Acemi Üye

Kayıt: Çar Arl 23, 2009 12:59 am
İleti: 180
tuğraalp yazdı:
Fethullah Gülen’le Ergenekon davası arasında bir bağlantı var mı?

Resmen yok gibi görünüyor, ancak birçok belge, tanık, ifade, bu iki isim arasındaki hesaplaşmayı ele veriyor.

Güney’i sorgulayan Ahmet İhtiyaroğlu, her konuda bülbül kesilen Güney’in, konu Gülen’e geldiğinde tedirgin olup terlediğini söylemişti.

Kendisinin de Fethullah Gülen oluşumu içinde yeraldığını söyleyen Güney ne demişti:

“Eskiden Gülen, Ergenekon’un bir alt yapılanmasıydı. Zamanla onu geçti. Emniyet’te güçlendi. 28 Şubat sonrası Ergenekon, Gülen oluşumunu tasfiye kararı aldı. Şimdi Gülen’le Ergenekon arasında çatışma var.”



* * *



Yani şimdi de tersi mi oluyor?

“Gülen oluşumu”, Ergenekon’u mu tasfiye ediyor?

Olup bitenlere bir de bu açıdan bakalım:

Mesut Yılmaz, NTV’deki Neden programında Gülen örgütlenmesini kastederek dedi ki:

“Bana bizzat Emniyet’ten gelen bilgilere göre Emniyet içinde ‘F tipi’ yapılanmalar oluyor. İstihbarat, tamamen F tipi(ymiş). Bu doğru ise, durum vahimdir. Her türlü manipülasyona açık olmak gerekir.”

Aynı programda CHP’li Hakkı Süha Okay da daha önce Aydınlık’ta yayınlanan bir belgeyi hatırlattı. 1999’da Emniyet’in hazırlayıp DGM’ye sunduğu bu belgede “Emniyet’teki F Tipi Örgütlenmenin Etkin Elemanları” listeleniyordu. Okay’a göre bu listede “Fethullahçı polisler” arasında sayılanlardan biri, bugün “Telekomünikasyon İletişim’in başındaki kişi”ydi.

O polisler Türkiye’yi dinleyen mevkilere terfi ederken, bu yapılanmayı tasfiye etmeye çalışanlar ne oldu?

2002'de DGM savcısı Nuh Mete Yüksel'e polisteki Fethullahçı yapılanmayı rapor eden Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan Ergenekon davasında tutuklu şimdi…

Nuh Mete Yüksel ise gizli kamerayla kaydedilmiş yatak görüntüleri olduğu haberi yayılınca görevden alındı.



* * *



Doğu Perinçek’in polis sorgusunu okudum:

“Emniyet’teki Fethullahçılar listesi” ona da sorulmuş.

“Partideki arkadaşlar getirdi” demiş Perinçek…

Üstelemiş polisler:

“Emniyet’teki Fethullahçı yapının ortaya çıkarılması için herhangi bir çalışma yaptınız mı?”

“Bu tür bilgileri toplarız” demiş Perinçek…

Sormuşlar:

“İddia ettiğiniz Fethullahçı yapılanmayla ilgili elinizde somut veriler mevcut mu?”

“AKP kapatma davası iddianamesinde de var” demiş Perinçek…

Yine sormuşlar:

“Savcıyı ve Emniyet teşkilatını zan altında bırakan bu tür ithamlarınızın amacı nedir?”

“Aydınlık Dergisi’nde Adil Serdar Saçan’la bir röportaj yapmışsınız. ‘Her yıl 100-150 bin öğrenci, cemaat üyesi olarak polis okulundan mezun oluyor’ diye başlık atmışsınız. Bu hayal mahsulü iddiayı dezenformasyon faaliyetiniz çerçevesinde mi başlık haline getirdiniz?”

Gülen’in Ergenekon’la ilgisi yoksa, niye ısrarla onu soruyorlar?



* * *



Ergenekon davası avukatları, Güney’in sorgu kasetlerinden Gülen’le ilgili bazı bölümlerin çıkarıldığını iddia ettiler.



Yine avukatların iddiasına göre Güney, sorguda Gülen’den “Fethullah Hoca” diye söz etmiş; kağıda geçirenler

bu ifadeyi “Fethullah Gülen” diye düzeltmişler.

Gülen’le ilgili ne yazılsa cemaat çevresi hemen tepki veriyor; ama görüldüğü gibi birçok veri, Güney’in bahsettiği “derin çatışma”yı ortaya seriyor.

Hep söylüyoruz:

“Ergenekon temizlenmeli…”

Ve hep ekliyoruz:

“Acaba temizlenen sadece o mu?”



http://www.tabirci.com/xyorum.php?id=27107
“18.01.2010--Rüyamda nerdeyım bılmıyorum ama gökyuzunde dolunay var ben dolunaya bakarken dolunayın üzerinde Atatürk'un yüzü beliriyor. Sonra ayrıldıgım yerdekı genel müdürümle bırlıkte bir yerlere gidiyoruz. Benı öpüyor ama daha önce calıstıgım yerdekı baska baska arkadaslarımı göruyorum ve onların benı görmelerınden cekındıgımı hatırlıyorum. Tabı bu arada da saclarıma fön cektırmısım, ve manıkur yaptırmısım işe giderkende. Ayrıldıgım yerde güya calısıyormusum genel mudure o zaman ben bugunden sonra işe gelmıyım paramı da açıktan verırsınız dıyorum..”
“3- Rüyanız Atatürk'Ü maske olarak kullanan yöneticilerin sonunun geldiğine işaret etmektedir. Bazı etkili kurumlardaki iki yüzlü münafıklar devlet başkanı tarafından görevlerinden alınacak. Bu süreçte bir erkekten yardım ve destek göreceksiniz... Tabir Tarih: 05.02.2010 - 13:06:42”


http://www.tabirci.com/xyorum.php?id=27060
“Cayir gibi acik bir alanda bulunuyorum. Aniden iki tane savas ucagi ortaya cikiyor ve biraz ilerimizi bombaliyorlar. Yan tarafimda 30-40 tane agac yapragi sirali bir sekilde kademe kademe asagi dogru iniyor. Ben bundan uzerimize bomba yagacagini tevil ediyorum.
Kendimi yan tarafta ormanin icinde goruyorum. Ilerde bombalama baslamis, patlamalar uzerimize dogru geliyor. Korunmamiz gerekir diye dusunuyorum ve egri bir agacin altina saklaniyorum. Yan tarafta iri bir inek peyda oluyor, bu bombaymis. Ona cer cop atiyorum uzaklassin diye ama o inadina bana dogru yaklasiyor. Yaninda bir inek daha var. bu kizgin bir sekilde bana dogru bakiyor. etrafta holstein cinsi siyah-beyaz iri ineklerden olusan bir inek surusu var. Bunlarin arasindan annemi andiran yasli bir kadin "mehmeet, mehmeeet" diye bagiriyor.
Ben bu arada uc dal birden vermis bir agacin ortasindayim. Sanki agir yaraliymis numarasi yapiyorum. Dusman askerlerini gormuyorum ama etrafinda hissediyorum. Numarayi yiyorlar.
Daha sonra agabeyimle yan yaan yatiyoruz. Kaburgalarima dogru bir el atiyor, bundan huylaniyorum. Sanat okullariyla alakali birsey soyluyor bana.
daha sonra kendimi amerikada goruyorum. Buraya ust duzey insanlari daha dogrusu esirleri getirmisler, belli bir egitim vereceklermis.”

“Rüyanız askeri camiada ortaya çıkacak çok önemli haber, bilgi ve hadiselere işaret etmektedir.

Son günlerde ortaya çıkan ergenekon tarzı örgütlenmelerden daha fazlası ortaya çıkacak. Bu nedenle TSK üst yönetiminde bazı flash değişiklikler olacak.

Ortaya çıkacak olay ve bilgileri Türk Halkı arasında büyük huzursuzluğa ve endişeye sebep olacak.

Türkiye ekonomisini hedef alacak şekilde olaylar yaşanacak.

TSK kendi içindeki huzursuzluklardan kısa sürede kurtularak daha sakin ve başarılı işlere imza atacak.

Türkiye de her şey yoluna girecek, sorunlar çözülecek büyük bolluk ve zenginlik yaşanacak.

Hiç beklenmedik anda çok güzel gelişmeler olacak. Türkiye'nin komşularından bazıları zor duruma düşecek ve ülkemizden asker yardımı isteyecekler.

Türkiye kendi bölgesinde büyük itibar görecek. Siyasi ve askeri alanda büyük başarı sağlayacak.

Amerika siyasi ve askeri olarak kaygılı günler yaşayacak.

PKK terör örgütünün bir benzeri ortaya çıkacak. Bu örgüt başarılı olamayacak ve kısa sürede adaletin pençesine takılacaklar.

Türkiye de sanat tarih ekonomi ve sosyal hayat huzur bulacak.

İnsanların yüzü gülecek. Ülkemizde Sevgi ve barış hakim olacak.. Tabir Tarih: 22.11.2009 - 08:38:51”

http://www.tabirci.com/xyorum.php?id=26995
“Ben sanırım yurtdısı gibi bi yerdeyim yani evden uzakta bi yerde.

Gokyuzune bakıyorum ama gece. Sonra ay çıkıyor ama kıpkırmızı ve dolunay. Kocaman bi de.

Birden yakınlaşıp uzaklaşmaya gokyuzunde hareket etmeye başlıyor. Ama ateş sacar gibi kıpkırmızı.

Bi gariplik var diyorum sonra deprem gibi yer sallanıyor falan

Zaman duruyor. Saatler çalışmıyor vs. Herkes ay cekimden çıktı falan diye bağrısıyor. Acayip korkuyorum urkuyorum .”

“Rüyanızda yabancı yerde olduğunuzu görmeniz; içinde olduğunuz ve karar vermekte zorlandığınız bir duruma işaret etmektedir. Bu durumdan zarar görmeden çıkmak istiyorsanız tecrübeli insanlara danışın.

Rüyanızdaki gökyüzü, kıpkırmızı dolunay, dolunayın ateş saçması ülkemizde en önemli kurumların üst yönetimlerindeki değişikliğe işaret etmektedir.

Devlet başkanı bu kurumların başında bulunan kişilerin etkilerini azaltacak ve onları zarar veremez hale getirecek.

Bu süreçte kızgınlık ve dehşet senaryoları uygulamaya konulacak.Halk korku ve dehşet içinde olayları izlerken zarar görmeyecek.

Ülkemiz korktuklarından emin olarak güzel günlere doğru hızla ilerleyecek.

Devlet başkanının bu tasarrufu adalet eliyle de tecelli edebilir yetkileriyle de. O günlerde ülkede çok büyük kargaşa çıkarma girişimleri olacak.

Yer sarsılması benzeri olay halk hareketlerine işaret etmektedir. Bu kurumların içindeki illegal uzantılar halkı sokağa dökmek için çok çaba serf edecekler.

Tüm çabaları boşa çıkacak. Halk onları terk edecek ve evlerine çekilecekler.

Kim evine ve devletine sığınırsa korktuklarından emin olacak. Bu rüya ülkemizin yakın geleceğinde yaşanacak olaylara apaçık işaret ediyor.

Devlet yönetimini elinde bulunduranların bu günden önlem almaları, illegal unsurların zarar vermeleri, ülkemizdeki huzuru bozmaları engellenmiş olur.

Devleti yönetenlerin doğru ve hızlı istihbarat almaları, etkili emniyet kuvvetlerini hazır bulundurmaları acil ve elzemdir.

Ay çekiminden çıkması bir tür ihtilal girişimi anlamına gelebilir.

Devleti yönetenlerin bu süreçte kısa süreli de olsa kararsız kalmaları söz konusudur. Bu konuda yapılacak tek şey istişare, danışmaktır.

Devleti yönetenlerin bu sorunları ve girişimleri danışarak aşabileceği rüyanızdan anlaşılıyor.. Tabir Tarih: 06.12.2009 - 14:10:22”


Birileri rüya görüyor , birileri bu rüyaları tabir ediyor , birileri bu tabirleri emir telakki ediyor!

Son dönemde Türkiye gündemini belirleyen gelişmeler ile Fethullah Gülen Cemaati arasında sık sık bağlantı kuruluyor. Cemaatin emniyet, yargı, siyaset içinde örgütlenmesinin son dönem orduya karşı faaliyetleri belirlediği konuşuluyor.
Peki, bu iddialar ne kadar gerçek? Haberleşme nasıl sağlanıyor?
Rüya tabiri ve Gülen sitesi aynı kanaldan
Bu konuyla ilgili herkesi şaşırtacak bir örnek verelim. Örneğimizde şifreli bir haberleşme yöntemi kullanılıyor.
Önce kısa bir bilgilendirme…
Fethullah Gülen ile bilgilerin, videoların, yazıların, özel fotoğrafların, konuşmaların yayınlandığı özel bir site var.
Sitenin adı “www.fethullahgulenhasreti.com”.
Site, “Bünyamin İzzet” isimli “İzmir-Alsancak” adresli bir kişi adına kayıtlı.
Yine aynı kişi ve adrese kayıtlı bir site daha var “www.tabirci.com”.
Sitenin iletişim adresindeki yetkili ile görüşmemizde “fethullahgulenhasreti.com” sitesinin servis sağlayıcısının kendileri olduğunu ancak içeriğin bir hekim tarafından sağlandığını, “tabirci.com” un ise içerik ve servis sağlayıcısının kendileri olduğunu söyledi.
tabirci.com’a girenler rüyalarını belli bir ücret karşılığı yorumlatıyorlar. Kısacası bankaya belli bir ücret yatırdıktan sonra rüyanızı bu adrese gönderiyorsunuz. Site rüyanızın tabirini size yapıyor.
Site geçtiğimiz yıllarda Fethullah gülen’in Türkiye’ye gelişinin gecikeceğini de rüya tabiri yoluyla bilmesiyle tanınıyor.
Bu noktada şaşırtıcı bir bağlantı daha var.
Tabirci.com sitesinde Fethullah Gülen ile ilgili çeşitli rüyalar da yer alıyor.
Rüyalarında Fethullah Gülen’i görenler bu rüyalarını siteye gönderiyor. Site ise bu rüyaları yorumluyor.
Rüyaların tabirlerinde güncel olaylara ilişkin şifreler yer alıyor. Bu rüyalar daha sonra “fethullahgulenhasreti.com” sitesinde de yer alıyor.
http://www.odatv.com/n.php?n=cemaatin-s ... 2502101200


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: DEMOKRATİK AÇILIMIN NEDENSELLİĞİ ve BEKLENTİLERİMİZ
İletiTarih: Per Mar 04, 2010 9:14 pm 
Çevrimdışı
Acemi Üye
Acemi Üye

Kayıt: Çar Arl 23, 2009 12:59 am
İleti: 180
KİM BU AKP’DEKİ ERGENEKONCULAR?

Vakit yazarı Abdurrahman Dilipak, “derin gerçekleri” bilen bazı kişileri bildiklerini açıklamaya çağırdı. Abdülkadir Aksu, Mehmet Ağar, Hanefi Avcı, Ünal Erkan, Hayri Kozakçıoğlu, Mehmet Eymür gibi kimselere hitap ederek, “Yoksa birileri birilerinden Allah’tan korktuğundan daha mı çok korkuyor” diye sordu. “Aksu, AK Parti’deki, kendi teşkilatındaki Ergenekoncuları görmüyor, bilmiyor mu?” dedi. Sonunda da “Biz gözümüze, Masonları, Yahudileri, Mafiayı, Gladio’yu, Ergenekon’u o kadar çok yaklaştırdık ki; arkasında damarlarımızda dolaşan, nefsimize taht kurup oturan şeytanı göremiyoruz bile..” yorumunu yaptı.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: DEMOKRATİK AÇILIMIN NEDENSELLİĞİ ve BEKLENTİLERİMİZ
İletiTarih: Per Mar 04, 2010 11:05 pm 
Çevrimdışı
Acemi Üye
Acemi Üye

Kayıt: Çar Arl 23, 2009 12:59 am
İleti: 180
Sabetayistler ve Thule Gerçeği

Kırmızı Çizgi adlı aylık haber dergisinde, İlhami Yangın imzasıyla yer alan bilgiler Hitler’in bir Türk sayesinde iktidara gelmesini konu ediyor. Gazeteci İlhami Yangın’ın önümüzdeki günlerde, “Doktor ve Baron” adlı kitabında ayrıntısıyla yer alacak iddialar şöyle:

Hitler’i iktidara taşıyan Baron Rudolf von Sebottendorff’la Aydınlık Dergisi’nin Kurucusu Doktor Şefik Hüsnü aynı kişi. Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) efsanevi lideri ve Aydınlık Dergisi’nin Kurucusu Şefik Hüsnü ve Hitler’i iktidara taşıyan Thule adlı Masonik örgütlenmenin esrarengiz lideri Baron Rudolf von Sebottendorff’la ilgili bilgiler bir muamma halindeydi. Çünkü bu kişilerle ilgili bütün bilgiler Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından gizleniyordu.

Bu güne kadar yapılan bütün araştırmalara rağmen Şefik Hüsnü’nün ailesinin kim olduğu hakkında hiçbir bilgi elde edilememiş. Geçtiğimiz yıllarda “Ben Selanikliyim” adlı kitabıyla gündeme gelen Ilgaz Zorlu, Şefik Hüsnü’nün ailesi hakkında bilgi sahibi olduğunu iddia etmiş ne var ki iddiasının devamını getirememişti.

“Baron” olarak uyudu
“Doktor” olarak uyandı

“Doktor ve Baron” kitabına göre, önce Almanya’da Thule’yi kuran Baron Rudolf von Sebottendorff daha sonra Alman İşçi Partisi’ni kurdu ve Thule’nin gazetesini bu partiye devretti. Bu tarihten sonra masonlar arasında uzun süre “faaliyet göstermeme, gizlenme” anlamına gelen “uyku” dönemine geçen Baron ortadan kayboldu. Aynı tarihlerde Berlin’de Türkiye İşçi Çiftçi Fırkası (TİÇF) ve yayın organı Kurtuluş Dergisi kuruldu. Bu parti ve dergiyi Almanya’da talebe olan Türk gençlerinin kurduğu biliniyordu.

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu bu dönemde, Almanya’da bulunan bu gençlerin hepsi İttihat ve Terakki tarafından korunuyordu.

Bu sayede Türkiye’deki Sabetayistlerin çocukları, savaştan uzak tutulmuş olurken aynı zamanda Siyonizm için çalışmaları da sağlanıyordu. Türkiye İşçi Çiftçi Partisi ile Kurtuluş Dergisi’ni kuran kişi ise uykuya geçtiği iddia edilen ancak başka bir kimlikle çalışmalar yapan Baron Rudolf von Sebottendorff yani Şefik Hüsnü’den başkası değildi.
TİÇF bir süre sonra adına “Sosyalist” ibaresi ekleyerek, İstanbul’da “Türkiye Sosyalist İşçi ve Çiftçi Partisi” olmuş, Kurtuluş Dergisi ise bir süre sonra “Aydınlık” adını alarak yayınlarına devam etmiştir. Aynı tarihlerde Almanya’daki Alman İşçi Partisi de ismine “Sosyalist”
ibaresini eklemiş ve Alman Sosyalist İşçi Partisi (NSDAP) olmuştur.

Diğer yandan Thule’de Hitler’i NSDAP’nin başına monte ederek Almanya’da Faşizmin yükselişe geçmesinin zeminini hazırlamıştı. Thule’nin yönlendirmesiyle Hitler, 31 siyasi parti arasından tercihini Alman Sosyalist İşçi Partisi’ne kullandı ve ikbali bu sayede yakaladı.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 13 ileti ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  

Cerkez Muzikleri - Kafkasya - Cerkez - Google - Cerkez isimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Circassain - Cerkes.Net - Adigece Sozluk - Video - Sohbet - Cerkez Tavugu

Haberler Haberler Site haritası Site haritası SitemapIndex SitemapIndex RSS besleme RSS besleme Kanal listesi Kanal listesi
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
[ Time : 1.452s | 10 Queries | GZIP : On ]


Sitemizin hicbir kurum ve kurulusla iliskisi bulunmamaktadir.