Çerkeslerin Anasayfası

Çerkeslerin Anasayfası

Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
Sistem saati: Cmt May 26, 2012 5:20 pm


Anasayfa  |   Kayit Ol  |   Sohbet  |   Cerkes Muzik  |   CerkesBuL  |   Sozluk  |   Linkler  |   Kiril  |   Basinda Cerkesler  |   Sitene Ekle  |   iletisim  |  

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 13 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1, 2
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: Re: DEMOKRATİK AÇILIMIN NEDENSELLİĞİ ve BEKLENTİLERİMİZ
İletiTarih: Per Mar 04, 2010 11:22 pm 
Çevrimdışı
Acemi Üye
Acemi Üye

Kayıt: Çar Arl 23, 2009 12:59 am
İleti: 180
Reicshtag Yangını ve B. Ferdi

1933 yılında meydana gelen ve Hitler’i iktidara getiren olay olarak bilinen “Reicshtag Yangını” Avrupa kamuoyunu uzun süre meşgul etmişti. Yangın sonrası gelişmeler baş döndürücü nitelikteydi. Olay, Komünistlerle Naziler arasında bir siyasal hesaplaşmaya dönüştü. Yangın mahallinde bulunan kundakçı, Hollanda Komünist Partisi üyesi Marius van der Lubbe anında tutuklandı. Lubbe yangını çıkardığını itiraf etti. Ancak bu itiraf tatmin edici değildi. Çünkü bu bireysel bir kundaklama eylemi olamazdı. Lubbe bu konuda sabıkalıydı. Hollanda’da daha önce ideolojisi adına üç ayrı kundaklama olayı daha gerçekleştirmişti.

Yangın, komünist bir ihtilalin işareti olarak görüldüğünden dolayı derhal büyük çaplı tutuklamalara girişildi ve Alman Komünistleri gözaltına alındı. Tutuklanan isimlerden biri de Bulgar Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi Georgi Dimitrov’du. Dimitrov’un evinde yapılan aramada bir harita üzerindeki Reicshtag binası kalemle işaretlenmişti. Ayrıca haritanın yanında bir de “B. Ferdi” imzalı bir zarf bulunmuştu. B. Ferdi, Komünist Enternasyonal (Komintern) İcra Kurulu Başkanı ve Avrupa Sorumlusu’ydu.

Mahkemede Dimitrov’un önüne ele geçirilen deliller konuldu. Yangın emrini B. Ferdi vermişti. Ancak Dimitrov “B. Ferdi” adında kimseyi tanımadığını, olayın bir “faşist komplosu” olduğunu söyledi. Ancak kitapta yer alan bilgilere göre Dimitrov ve Şefik Hüsnü 1922 yılından beri çok iyi tanışıyorlardı.

Doktor ve Baron kitabının yazarına göre, B. Ferdi o zamanlar Komintern İcra Kurulu Başkanı ve Avrupa Sorumlusu da olan Doktor Şefik Hüsnü’yle aynı kişiydi. Reicshtag Yangını ile ilgili tutuklananlar arasında Şefik Hüsnü’de bulunuyordu. Kitaptaki iddiaya göre Şefik Hüsnü’nün inanılmaz bir şekilde hapishaneden çıkması ise Thule’nin eseri.

Şefik Hüsnü hapisten çıkar çıkmaz tekrar Baron Rudolf von Sebottendorff kimliğini tekrar kullanıyor. Şefik Hüsnü’nün hapishaneden çıkmasına Ankara’dan da destek geliyor. Günümüzde “sol tarih” yazanların bu olayları bilerek gizlediğini belirten İlhami Yangın, Şefik Hüsnü’nün hapisten çıktıktan sonra Komintern belgelerini Almanya dışına kaçırdığının yalan olduğunu, buna dair tek bir belgenin bulunmadığını vurguluyor. Ayrıca Şefik Hüsnü’nün tutuklananlarla altı ay yatması da imkânsız. Çünkü böyle bir durum olsaydı mahkemeye çıkması gerekirdi. Şefik Hüsnü, tutuklananların konulduğu ünlü Mobait Hapishanesi’nde ancak iki hafta kalmış ve Ankara’dan devreye giren Şefik Hüsnü’nün Paşa babasının arkadaşları tarafından kurtarılmıştı.
Baron Rudolf von Sebottendorff ileDoktor Şefik Hüsnü arasındaki benzerlikler

Doktor

* Şefik Hüsnü’nün yurt içinde ve dışında bilinen kimlikleri ve isimleri:
Mazhar, Dr. Schefik Hüsnü von der Velden, Tahir, Keramet, Tayfur, Ferit, Ferdinand, Ferdi, Mecit, Mejid, Shafik .

*Doktor Şefik Hüsnü, hekim olarak Balkan Savaşı’na katılmış, üsteğmen
(Mülazım evvel) olarak terhis olmuş. İkinci Dünya Savaşı’nda Dr. Şefik
Hüsnü Yüzbaşı rütbesiyle Sivas’ta orduya katılmış geçirdiği bir ameliyattan
sonra 1941 yılında terhis olmuş. Yani Baron gibi çürüğe ayrılmasına yetecek bir hastalığı da var, ülser.

*Şefik Hüsnü Deymer,’in babası kayıtlara göre Hüsnü Paşa’dır. Ancak hangi Hüsnü Paşa olduğu bilinmiyor. Bazı kayıtlarda ise Hukukçu ve Müteahhit olarak geçiyor.

*Şefik Hüsnü:“Arkaya dayalı seyrelmiş ak saçları altındaki geniş alnı, üst dudağı ileri kaydırmış kırmızı kılcal damarlı burnu, traşlı yanakları, sade, temiz giysilerin de kazandırdığı saygın, ağır başlı konumu, küçük yumuşak elleri, ince parmakları ucunda biraz uzunca kesilmiş pembe tırnaklarıyla, güler yüzlü görünümü içinde, bir emekli büyükelçi ya da benzeri bir yüksek bürokrat değil de, komünist parti önderi olduğuna kolay inanılmazdı.
Konuşmaya başlayınca, söylediklerinin özü olmasa, sözcükleri özenle seçişinde, ağır ağır söyleyişindeki o soylu, diplomatça biçem daha da arttırabilirdi kuşkunuzu! Ya o tam bir Fransız vurgulamasıyla kullandığı Fransızca sözcükler! Esrarlı ya da gizemli (Gizemli sözcüğü yoktu daha) demez söz gelimi, misterieus, der! Yetenek değil, talent, tutku değil
ambition… Mürebbiyelerle yetişmiş, öğrenimini Fransa'da sürdürmüş,
Selanikli sivil Paşaoğlu.”

* "Bir gün Beyoğlu Çiçek pasajında birahanelerden birine uğramıştım. Gözlüklü, keçi sakallı biri ile karşılaştım. Onu hemen tanıdım. O da beni tanıdı. Bu kişi Şefik Hüsnü'ydü. O tarihlerde ben yurt dışında biliyordum. Bu bakımdan durumu biraz yadırgadım.

* "Şefik Hüsnü, pembe paşa çocuğu yüzünden hiç tükenmeyen uslu iyimserliği ile gülümsedi. Tanınmamak için uzattığı sivri 'müsyü' sakalını sıvazladı. Sarı 'Makedonya bıyıklarının' arasından, dost Selanik şivesiyle yavaşça fısıldadı." (Dr:Hikmet Kıvılcımlı.. Şefik Hüsnü; yaşamı, yazıları, yoldaşları, Sosyalist Yayınlar: 3 İstanbul, 1994)


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: DEMOKRATİK AÇILIMIN NEDENSELLİĞİ ve BEKLENTİLERİMİZ
İletiTarih: Per Mar 04, 2010 11:29 pm 
Çevrimdışı
Acemi Üye
Acemi Üye

Kayıt: Çar Arl 23, 2009 12:59 am
İleti: 180
Thule ile ilgili bu çizgideki bilgilere biraz ara verip bir amerika seyahati yapalım ve orada thule bağlantısı arayalım.

Na-Dené Dil Ailesinde Dillerin Sınıflandırılması Üzerine Teoriler
Na-Dené Dil Ailesi, Alaska’dan başlayarak kıtanın batı kıyısı ile Meksika’nın içlerine dek geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika nüfus verilerine göre bu dil ailesine üye, yedisi ölüsü (Tsetsaut, Nikola, Kwalhioqua, Umpqua, Galis, Wailaki ve Eyak) yirmi dokuzu halen konuşulan (Haida, Tlingit, Ahtna, Tanaina, İngalik, Koyukon, Kuçin, Tahltan, Sekani, Kunduz, Çipevya, Slavey, Hare, Dogrib, Karier, Babin, Çilkotin, Sarsi, Tolowa, Tututni, Kokil, Hupa, Matol, Kato, Navaho, Batı Apaçi, Hikariya Apaçi ve Çirikahua) toplam otuz beş dil bulunur. Krauss ise araştırmasında kırk beş dil sayar.
Na-Dené dil ailesi, birer dilin üye olduğu Haida ve Tlingit öbekleri yanında, geniş bir coğrafyaya yayılmış olan Atabaskan öbeği olmak üzere üç ana gruba ayrılır.
Haida öbeği neredeyse sadece Kanada ve Alaska’da konuşulur, bu öbekte tek bir dil vardır; Haida dili. Tlingit öbeği ise iki dili içerir Tlingit ve Eyak dilleri. Eyak dili günümüzde konuşulmamaktadır.
Atabaskan öbeğine bağlı dillerse, Alaska ve Kanada’nın Pasifik sahilinden güneye, Meksika’nın kuzey eyaletlerine dek yayılmıştır. Kültürel açıdan birbirine benzeyen Haida ve Tlingit grubunun aksine Atabaskan dillerinin konuşan halklar arasında kültürel bir çeşitlilik gözlenir. Güneyde, Amerika Birleşik Devlerinin Arizona Eyaleti ve New Meksiko’dan, kuzeydeyse Alaska’daki Yukon vadisine dek bu dağınık coğrafyada, Atabaskan dillerini konuşan göçebe, yerleşik birçok değişik tarzda yaşam biçimini benimsemiş topluma rastlanır.
Goddard (1996) ve Mithun (1999) ölü olanlarla birlikte toplam kırk beş Na-Dené dili saymaktadır. Son yıllarda bu önerme kabul görmeye başlamıştır. Goddard, Mithun’dan tek bir farkla ayrılır. O, Eyak dilini Atabaskan dillerine daha yakın bir ilişkisi olduğunu vurgular. Goddard ve Mithun tarafından benimsenen sınıflandırmada özellikle Atabaskan koluna bağlı dillerin bazılarının lehçe mi, yoksa ayrı bir dil mi olduğu tartışılmaktadır.
Otuz bir Kuzey Atabaskan dili, Alaska’nın içlerinde Kuzey ve Kuzeybatı Kanada’da (Yukon ve Kuzeybatı Yönetim Bölgesi) İngiliz Kolumbiyası olarak da bilinen bölgelerde konuşulur (İngiliz Kolumbiyası, Alberta, Saskatchewan ve Manitoba). Bazı Atabaskan dilleri Kanada’da Kuzeybatı Yönetim bölgesinde resmi dildir (Çipevya, Dogrib, Kuçin ve Slavey).
Pasifik kıyısı ve güney Oregon ve Kuzey Kaliforniya’da ise yedi Atabaskan dili bulunmaktadır. Bunun dışında kuzey ve okyanus kıyısında konuşulan Atabaskan dillerinden yalıtılmış altı Güney Atabaskan dili bulunur; bunlar Apaçi ve Navaho topluluğudur. Bu dillerde Amerika Birleşik Devletlerinin güneybatısı ve Meksika’nın kuzeybatısının bir kısmında konuşulmaktadır.
Bazı dilbilimciler Eyak grubunu Atabaskan koluyla birleştirerek bir grup oluştururlar (Goddard’ın sınıflandırması), bu gruba Eyak-Atabaskan denilmektedir. Bazı dilbilimcilerse Na-Dené dil ailesi için onu oluşturan üç kolun ismini anarak adlandırır. (Atabaskan-Eyak-Tlingit).
Na-Dené Dil Ailesinin ayrıldığı kollar ya da alt-gruplar hakkında birçok görüş bulunmaktadır. Atabaskan kolu ilk başlarda coğrafi konuma göre sınıflandırılmıştı;

▪ Kuzey Atabaskan alt-grubu
▪ Pasifik Kıyısı Atabaskan alt-grubu
▪ Güney Atabaskan alt-grubu

Daha sonraları, özellikle Pasifik Kıyısı alt grubunda halkların kökenlerine göre bir sınıflandırma yapılma eğilimi oluşmuştur. Kuzey grubu ise sınıflandırma bahsinde oldukça problemlidir. Sınıflandırma alanında 1973 ve 1982 yıllarında Krauss tarafından iki önemli çalışma yapılmıştır. Krauss coğrafi sınıflandırmadan çok Atabaskan kabilelerinin kökensel ilişkisi üzerinde durarak bir sınıflandırma yoluna gitmiştir. Rice, Goddard (1996) ve Mithun (1999) Atabaskan Dilleri üzerine başka bir alternatif sınıflandırma üzerinde durdular;

▪ Güney Alaska alt-grubu
▪ Merkezi Alaska-Yukon alt-grubu
▪ Kuzeybatı Kanada alt-grubu
▪ Tsetsaut alt-grubu
▪ Merkezi İngiliz Kolumbiyası alt-grubu
▪ Sarsi alt-grubu
▪ Kwalhiokua-Tlatskanai alt-grubu
▪ Pasifik Kıyısı Atabaskan alt-grubu
▪ Apaçi alt-grubu

Kuzey Atabaskan alt-grubu konusunda bazı çelişkiler bulunmaktadır. Kwalhioqua-Tlatskanai alt-grubu bazen Pasifik Kıyısı Grubu altında değerlendirilmektedir. Krauss, bu tek dilden oluşan kolun Pasifik Kıyısı Grubu dillerine daha yakın olduğunu belirtir.
Başka bir sınıflandırmaysa Jeff Leer tarafından Tuttle ve Hargus’un ardılı olarak 2004 yılında yapılmıştı;

▪ Alaska (Ahtna, Dena’ina, Deg Hit’an, Koyukon, Kolçan, Aşağı Tanana, Tanacross, Yukarı Tanana, Gwich’in, Han)
▪ Yukon (Tsetsaut, N. Tutchone, S. Tutchone, Tagish, Tahltan, Kaska, Sekani, Dunneza)
▪ İngiliz Kolumbiyası (Babin-Witsuwit’en, Dakelh, Çilkotin)
▪ Doğu (Dene Suline, Slavey, Dogrib)
▪ Güney (Tsuut’ina, Apaçi, Pasifik Kıyısı Atabaskan)

Zaman içinde, Atabaskan Dilleri üzerine ayrıntılı, ayrıntılı olduğu kadar da tartışmalı bir sınıflandırma biçimi benimsenmiştir. Fakat bu listelerde bazen dil olarak kabul edilenler başka listelerde lehçe olarak anılabilmektedir. Tuttle ve Hargus’un sınıflandırılmasına alternatif olarak, başka bir sınıflandırmada ise Krauss’undur ki bu da en genel geçer kabul edilen sınıflandırmadır. Krauss, kırk beş Na-Dené dili sayar;

○ Haida Kolu; Haida Dili
○ Tlingit-Eyak Kolu; Tlingit Dili ve Eyak Dili
○ Atabaskan Kolu;
▪ Kuzey Atabaskan Grubu;
▪ Güney Alaska alt grubu; Ahtna Dili, Tanaina Dili (Dena’ina)
▪ Merkezi Alaska – Yukon alt grubu; İngalik Dili (Deg Hit’an), İnnoko Dili (Holikaçuk), Koyukon Dili, Kolçan Dili (Yukarı Kuskokwim), Aşağı Tanana Dili (Tanana), Tanacross Dili, Yukarı Tanana Dili, Güney Tuçon Dili (Tutchone), Kuzey Tuçon Dili, Kuçin Dili (Kutchin ya da Gwich’in), Han Dili (Hän)
▪ Kuzeybatı Kanada alt grubu; iki alt kola yarılır; A – Tahltan-Tagiş-Kaska alt kolu; Tagiş Dili, Tahltan Dili, Kaska Dili, Sekani Dili, Kunduz Kabilesi Dili (Dunneza ya da Beaver) B – Slave-Hare alt kolu (Güney ve Kuzey Slavey); Slavey Dili (Slave), Dağ Dili, Bear Gölü Dili, Hare Dili, Dogrib Dili, Çipevya Dili (Dene Suline, Chipewyan)
▪ Tsetsaut alt grubu; Tsetsaut Dili
▪ Merkezi İngiliz Kolumbiyası alt grubu; Babin Dili (Babine veya Kuzey Karier), Karier Dili (Carrier ya da Dakelh), Çilkotin Dili (Chilcotin ve ya Tsilhqot’in), Nikola Dili (Nicola, Stuwix)
▪ Sarsi alt grubu; Sarsi Dili (Tsuut’ina, Sarcee ya da Tsuu T’ina)
▪ Kwalhiokua–Klatskanie alt grubu; Kwalhiokua Dili (Klatskanie, Kwalhioqua)
▪ Pasifik Kıyısı Atabaskan Grubu – Kaliforniya Atabaskan alt grubu; Hupa Dili (Hoopa-Chilula), Matol Dili (Mattole ya da Bear Nehri), Eel Nehri Dili
▪ Oregon Atabaskan alt grubu; Yukarı Umpqua Dili, Tututni Dili (Rogue Nehri), Galis Dili (Galice-Applegate), Tolowa Dili (Tolowa)
▪ Güney Atabaskan (Apaçi) Grubu – Ova Apaçi alt grubu; Ova Apaçi Dili (Kiowa-Apache), Batı Apaçi alt grubu iki alt kola ayrılır; A – Çirikahua-Meskalero alt kolu; Çirikahua Dili (Chiricahua), Meskalero Dili (Mescalero), Navaho Dili (Navajo), Batı Apaçi Dili (Coyotero Apache), Doğu Apaçi alt grubu; Hikariya Dili (Jicarilla) ve Lipan Dili.

Na-Dené dillerinde de, Amerikan Yerli dillerinin birçoğunda rastlanan çokbireşimlilik özelliği karşımıza çıkar. Bu özellik başka dillere tek bir tümceyle çevrilebilen bir anlatının, neredeyse yekpare tek bir kelime tarafından ifade edilmesi olarak açıklanabilir. Tüm kavramlar, kökler, eylemler birbiri içine geçerek söylenir. Çokbireşimlilik Na-Dené dillerde, yine bir Kuzey Amerika yerli dil ailesi olan Algonkin dillerinde olduğu kadar abartılı bir biçimde karşımıza çıkmamaktadır.
Bunun yanında titrem (ton) söylenişi aynı kelimeleri anlamca ayırmak için Na-Dené dillerinde rastlanan bir olgudur. Bu dil ailesine bağlı dillerin bazılarında yüksek ve alçak titreme rastlanır. Bunun yanında Na-Dené dillerinde yüksek ve alçak tona göre kimi dilleri ayrıştırmak mümkündür. Örneğin, Kuçin ve Apaçi dillerinde alçak, Çipevya dilinde ise yüksek tona rastlanır. Na-Dené dillerinde etken ve edilgen eylemler arasında kesin bir ayrım vardır. Adlardan eylem türetilebilir. Eylemde zamandan çok görünüş, çatısına önem verilmesi de bu dil ailesi için karakteristik özelliklerden biridir.
Tekrar kurulmuş Ön-Atabaskan Dilinde dişyuvasıl, dişyuvasıl sürtünmeli, gırtlaksı, sızıcı, damaksıl, art damaksıl, çift dudaksıl, hışırtılı, küçül dil ünsüzleri yanında belirgin bir şekilde ayrışan yarı kapantılı, soluklu veya soluksuz, gırtlaksı, ötümlü veya ötümsüz ünsüzlere rastlanır. Tekrar kurulmuş olan Ön-Atabaskan Dilinde 40 ünsüz bulunduğunu Cook (1981), Krauss ve Golla (1981), Krauss ve Leer (1981), Cook ve Rice (1989) belirtmiştir. Ön-Atabaskan dilinde hemen tüm Atabaskan dillerinde karşımıza çıkan uzun ve kısa ünlü ayrımı bulunmaktadır.

Böyle bir incelemede adı geçen "atabaskan'lar" kimlerdir?

İndiana Üniversitesinden Amerikalı Profesör Denis Sinor Sibirya
Türklerinden Tunguz kabileleri ve Yukagir'lerin Tunç çağı evrelerinden
beri Kızılderililerle ortak bir kültüre sahip olduklarını tespit
etmiştir.


Huş ağacından oyulmuş kayıklar
Pirok yani deri ağaç kabukları örtülerek yapılmış barınaklar
ya da Kızılderililerin yarı küresel (Wigwam) veya konik(tepec) çadırları tipinde ortak kültürler önünde yarık bulunan hafif giysi türleri
makosenler
karlı ormanlarıntemel ulaşım aracı kayak gibi donanımlar tespit etmiştir.
(Erken iç Asya Tarihi- Prof. Dr. Sinor- S. 102)"
(Tanrının Türkleri- Cilt.1- S.314- Semih Tufan Gülaltay)


"Sümer Tanrıçası İnanna'yı sembolize eden İnanna'nın "Ay kayığı"
simgesi olan hilal şeklindeki boğaza takılan kolyeye Tork denilmektedir. Anadolu'da Hitit devleti kurulmadan evvel yaşayan Tork-lar (Torkom) Hitit devleti sonrası kralları Pamba devrinde Hititlere boyun eğmek zorunda kalmışlardı.
(The Hitites-Gurney-Pelican-U.S.A.) (Age. Sayfa:315)


"Tork isimli Tanrıça İnanna timsali kolyeyi tıpkı Torkom'lar gibi Bozok (Etrak) kabileleri olan sarışın Kızılderili kabilelerinden Navajo'lar Şanı'lar Ocibya'lar kemikten yapılmış olarak boyunlarına takmaktadırlar. Bu "Tork"ları Çokta Kızılderilileri hilalin ortasına
yıldız koyarak göğsü kaplayan geniş bir Ay yıldız kolye olarak
kullanırlar.
(H.C. Tanju- Tunçderililer- S.68)" (Age. Sayfa:315)


"Sümer alfabesinde "Tork" timsali C hilal "N" harfi yerine geçer.
Fin-ogur dilinde de "Tork" kelimesi boğaz boyun anlamına gelen C
hilal ile sembolize edilirdi."
(Age. S.315)


"Mayalar kendi dillerine aynı bizim ifademizle "Mayanca"
demektedirler. Maya'ların Orta Amerika'daki önemli yerleşim
yerlerinden olan "Yuka-tan" isminin Türkistan'ın Yok-Tan bölgesinden
gelme olduğu anlaşılmıştır. Bu bölge Sümer Türklerinin Mezopotamya'ya
göçmeden evvelki yerleşim sahası idi...


Tahiti adasına ayak basan Captan Cook Kızılderililerin başlarına
taktıkları çiçekten başlığa Türk adı verdiklerini 1769 yılında tespit
etmiştir.
(Papau Mailu Language- D'Argingy- Luzac- New Guiness) (Age.
S.315)


"Fiji adalarında Rotuma yerlilerinin dillerinin Altaik dil olduğu
tespit edilmiştir. Ayrıca Endonezya adalarının dillerinin de Altay
dillerinden olduğu anlaşılmıştır."
(H. Cemil Tanju-Tunç derililer. S.106) (Age.s.316)


"Doktor kelimesi yerine "Ah-men" kırık çıkıkçıya "Kak-bak" şifacı
hekime"Ah-bak" çocuk doğurtan ebeye "ilk-alan-zah" derlerdi." Bütün
Altaylılar gibi Kızılderililer birbirlerine amca baba teyze hala
ağabey diye hitap ederler. Maya Kızılderililerinde 1878 yılında el
öpme adeti tespit edilmiştir.
(Tunç derililer. S.162) (Age. S. 316)


"Mohavk Kızılderilileri uzun eşek oyunu da dahil 12 Anadolu oyununun
11 tanesini bilmektedirler. Güreş ise bütün Kızılderili kabilelerinde
dua ile başlanılan en önemli ata sporu olarak tatbik edilmektedir."


"Brezilya ormanlarında Zakuma Kızılderililerinde güreş rakiplerden
birisi can verene kadar devam eder. Bizdeki "Kırkpınar" efsanesinde de
pehlivanlar can verene kadar güreşmişlerdir."


"Anadolu Türklerinin parmaklar arasına sicim gererek oynadıkları sicim
oyunu Atabaşkan ve Keçuva kabilelerinde de oynanmaktadır. Üstelik
figürler ve isimler de aynıdır. Eğer Anadolu'da bir figüre yıldız
deniliyorsa Kızılderililerde de yıldız denmektedir."
(Tunç derililer. S. 181) (Age. S. 316)


"İnka'lar kök sülalesine "Ay-ullu" yani ulu soy demekle beraber kendi
yöneticilerine Kur-Hakan demekteydiler. İnka'lar çocuklarına bir
kahramanlık gösterene kadar ad vermezlerdi. Ad verme işlemi merasimle
yapılırdı.
(Dede korkut destanlarından Boğaç Han destanı hatırlanırsa
orada da çocuk bir kahramanlık gösterdikten sonra ad almış ve bu ad
alma işlemi de bir törenle gerçekleştirilmiştir.M.K.) bir kişi ölene
kadar bir düzine ad ve nam sahibi olabilirdi. "


"Mayalarda buluğ çağına eren çocuklara ok ve yay verilirdi. Kafkasya
Türklerinde hala yaşatıldığı üzere kadın kocasını adı ile çağırmaz
"Evin büyüğü" "çocukların babası" gibi sıfatlar kullanırdı. Kına
yakma bütün Kızılderili kabilelerinde Anadolu ve Orta Asyalı
Altaylılar gibi uygulanmaktadır. Beşik kertmesi töresi aynı şekilde
yaygın bir töredir." (Age. S. 317)


"İnkalarda aşağı sınıftan yani "Kara budun"dan olan birisi bir boğayı
öldürmeden evlenme hakkı kazanamazdı. "


"Mohavk ve Atabaşkan kabilelerinde Kore Türkleri olan İlu'lar gibi
nişanlı kızlar saçlarına nişan tüyü takarlar."


"Loğusa kadın bütün Altaylılar gibi kutsal sayılır. Loğusanın kırkını
yaparlar. Ölülerini bütün Altaylılar gibi silahları ve atı ile
birlikte "Kur-gan"lara gömerler. Kan davası bir töre olarak
uygulanır."


"Cenaze merasimlerinde bütün Altaylılar gibi ölü ağlayıcıları
tutarlar.
(Anadolu'da Ankara yöresinde bu gelenek "Yasçı Tutmak"
olarak yakın zamana kadar uygulanmaktaydı. Son zamanlarda azalmış
durumdadır. Aynı gelenek yine Ankara il sınırları içindeki Kürt
köylerinde de uygulanmaktaydı ve halen uygulanıyor. M.K.)


Mayalar ölüm yıl dönümünde "Yıl aşı" verirler cenaze törenlerinde erkekler
yüzlerine kara boyalar sürerlerdi." (Age. S. 317)


"Toltek Kızılderililerinin gebelik ve bereket tanrısı "aaa Katlı Poka"
(aaa katlı boğa)dır. Kızılderililerde cennet ve sırat köprüsü kavramı
vardır. Cennete Vakui (Akui- Altından ırmaklar akan yer) derler."


"Siu Kızılderilileri'nin 1870 yılı sonlarında Papıti Muhave Kalamat
Şoson Irok gibi kabilelerinde "Hu" çekerek Bektaşi semahlarına
benzeyen ayinler yaptıkları tespit edilmiştir.
(Tunç derililer.s.246)"


"İnkalarda Kopuz benzeri bir saz kullanıldığı tespit edilmiştir. Aztek
ve Mayalar "Ç-şıra" (şıra) isimli içki içerler. İnkalar ise bu içkiye
"Çira" derlerdi." (Age.318)


Kızılderili ve Türk Dillerinde Kullanılan Ortak Kelimeler


"Toplam 600 lehçeden oluşan Kızılderili lehçelerinin ortak büyük
kütlesi Atabaşkan Kızılderililerinin dilidir. Bu dil Altay
dillerindendir. Bu dil diğer dillerin ortak buluşma noktası
niteliğindedir. Bazı örnekler:



Yatkı : Ev yatılan yer


Dodohişça : Dudak


Lı-ık : Vatan ili


Tamazkal : Hamam temiz kal


T-sün : Uzun


Hogan : Kerpiç ev Hopan


Missigi : Mısır


Tepek : Tepe


Hu : Selam


Tete : Dede


Türe : Türe Töre


Atış-ka : Ateş


Yanunda : Yanında


Aş-köz : Yemek


Tapa : Tuba


Yu : Su yu-mak yıkamak


İldiş : Dişleme


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: DEMOKRATİK AÇILIMIN NEDENSELLİĞİ ve BEKLENTİLERİMİZ
İletiTarih: Per Mar 04, 2010 11:59 pm 
Çevrimdışı
Acemi Üye
Acemi Üye

Kayıt: Çar Arl 23, 2009 12:59 am
İleti: 180
THULE QUAARNAK mı ZUL KARNEYN Mİ?

Farkına varmışsınızdır , iki kelime lehçe farklılığına rağmen aynı kelimelerdir. Şimdi gelin Fethullah Gülen'in kendi ağzından Zulkarneyn'i okuyalım.

http://tr.fgulen.com/content/view/3312/18/

Zülkarneyn hâdisesine gelince, bu isim Kur'ân'da bizzat zikredilir. 'Sana Zülkarneyn'i sorarlar' (Kehf, 18/83) âyeti bunu ifade etmektedir.

Ancak isim zikredilmekle birlikte, Zülkarneyn'in kimliği yine kapalı kalmaktadır ki, bu vak'ada da diğer hâdiselerdeki gibi meçhuliyet devam etmektedir. Ona Topal Filip'in (Philippos) oğlu Büyük İskender diyenler vardır. Halbuki Zülkarneyn, Hz. İbrahim devrinde yaşamıştır. Hatta bazı rivayetler, Hz. İbrahim ile Zülkarneyn'in görüşmelerinden bahsetmektedir. (İbn Kesir, el-Bidâye, 2/95-98) Bu itibarla Milat'tan 300 sene kadar önce yaşamış olan Büyük İskender asla Zülkarneyn olamaz. Zülkarneyn'in Himyer'den olması ihtimal dâhilindedir. Çünkü Yemen lisanında isimlerin başına 'Zülmenar', 'Zülyesar' vs. gibi 'zü' getirilmesi âdeti vardır. Durum böyle olunca şark ve garptan maksat, baştan sona Afrika olabilir. Zülkarneyn'in oradan Çin'e uzanmış olması da mümkündür. Yukarıda söylediğimiz gibi yine ışıklar bulanık ve yine teşhis tam değildir. Acaba bu Zülkarneyn kimdir?

Hz. Ali'den gelen bir rivayette, Zülkarneyn'in salih bir insan olduğu söylenmektedir. Peygamberliği ise şüphelidir. Durum böyle olunca da, böyle biri, katiyen gittiği yere sefahat götüren sarhoş ve ayyaş İskender olamaz. Hem Hz. İbrahim gibi ulülazm bir peygamber, İskender gibi birine sarılıp onu bağrına basmaz.

Bir kere daha tekrar edelim; Zülkarneyn'in kim olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz bir husus varsa, o da onun, bir hakikatin temsilcisi olduğudur. Zaten bizim için mühim olan da böyle bir hakikatin keşfidir. Zülkarneyn, sebeplerle çepeçevre kuşatılmış ve kendisine Cenâb-ı Hak tarafından 'müknet-geniş imkanlar' verilmiş bir insandır. Onu, hiçbir hâdise sarsamaz. O, hayatın bütün ünitelerinde tam bir salahiyet sahibidir. İçtimaî hayatı bütün teferruatıyla bilir. Onun iktisadî hayatı ve askerî hayatı da en az bunlar kadar ileridir. Ve o aynı zamanda bir ibadet insanıdır. Bu yönüyle de tam bir zâhiddir. Bütün sebepler seferber edilmiş ve onun emrine verilmiştir. Binaenaleyh yerinde irşad ekipleri çıkarır, onları yürütür, yerinde de cihanı fethetmek için hem şarka hem garba seferler tertip eder.

Evvela batıya gider, güneşin battığı yere ulaşır. Burası öyle bir yerdir ki, onun, artık bir adım daha atması mümkün değildir. Çünkü bir ihtimal o Atlas Okyanusu'na ulaşmıştır. Burada Zülkarneyn, güneşin bulanık bir balçık içinde battığını görür. Belki de bu görüntü, denizin buharlaşmasından meydana gelen bir görüntüdür veya bu tasvirin hakikati tamamen Kur'ân'ın bakış ve değerlendiriş ufkuna aittir.. evet semalar ötesinden vahiy yoluyla gelen Kur'ân, o âlemden görünen manzarasıyla böyle bir tablo tasvir etmektedir. Semanın yüzünde küçük bir göz gibi duran güneş, yeryüzünün gözü durumunda olan okyanusa batarken gök ehli tarafından, Kur'ân'ın tasvir ettiği şekilde görünür. Onun içindir ki, Kur'ân bu tabloyu anlatırken 'fi aynin hamietin' demiştir.

Daha sonra o, şarka azm-i râh eder. Dünyanın şarkını da fethetme niyetindedir. Fakat bütün seferlerinde sebeplere riayet ederek hareket eder. Burada bir topluluk görür ki, bunlar adeta uryandırlar. Bu üslup, ya bulundukları yerin çoraklığını ya da üzerlerine elbise dahi giymeyen kavmin bedeviyetini işaretlemektedir.

Derken Zülkarneyn'in yolculuğu, bir seddin bulunduğu yere kadar devam eder. Orada bir kavim görür ki, bunlar ya ibtidaî bir dille konuşuyorlardır veya dilleri ibtidaî değil de fakat Zülkarneyn bu dili tam bilmemektedir. Onlar, Zülkarneyn'e müracaat ederek Ye'cüc ve Me'cüc istilasına karşı kendilerini korumasını ve bunun için de ona haraç vermeye hazır olduklarını arz ederler. Zülkarneyn, haracı kabul etmez. Ama seddi kendi imkânlarıyla yapacağı sözünü verir onlara.

Yukarıdaki hâdisede, Hz. Musa ile Hızır'ın buluştukları denizin neresi olduğunu bilmediğimiz gibi bu seddin de nerede olduğunu bilmemekteyiz. Meçhuliyet burada da devam etmektedir. Zira bu hâdiseler, sadece bir devreye ve bir mahalle mahsus hâdiseler değildir. Her devirde ve her yerde olması mümkün hâdiselerdir ve kahramanları da belli şahıslara münhasır olmamalıdır. Belki bu kahramanlar, dünyanın değişik yerlerine serpiştirilmiştir. Hz. Adem'den beri devam eden ve kıyamete kadar da devam edecek olan her türlü şuurlu cemaatleşme bu hakikatin bir parçasıdır ve Cenâb-ı Hak, bu hususu bir sır olarak sürdürmektedir.

Bu set hakkında da çeşitli rivayetler var; bazıları bu seddin, meşhur Çin Seddi olduğunu söyler. Onlara göre bu set, Çinlileri Türklerden korumak için yapılmıştır. Bazılarına göre ise Azerbaycan-Ermenistan arasında Dağistan'daki Demirkapı seddidir. Belki de bu set, Ural dağlarındaki settir veya hiçbiri değildir de Bering Boğazı'ndaki geçit noktasıdır. Bütün bunlar bizim bilgimiz dışındadır. Bunların ne olup-olmadığını bilmediğimiz gibi, bu seddin keyfiyetini de kesin olarak bilemiyoruz. Bildiğimiz bir şey varsa o da şudur: Zülkarneyn, şarktan garba gün be gün bir hakimiyet tesis etmiş ve öyle bir set yapmıştır ki, bu seddin tuğlaları demirden, sıvası da bakırdandır. Bu inşa, bugünün teknik ve sanayiinden çok daha ileri bir teknikle yapılmış olmalıdır. Günümüzde yapılan bazı araştırmaların neticesi bizlere bu mevzuda bir fikir verebilir. Kendisine her türlü 'müknet' verildiğine göre tekniğin bu kadar zirvede oluşunu istiğrab etmemek (garipsememek) gerektir.

Zülkarneyn, diğer taraftan zâhir ve bâtın ilimlerinin hepsini kendinde toplamış zü'l-cenâheyn bir zattır. Aslında bu temsil keyfiyetine ulaşmadan cihan çapında böyle bir manevraya kalkışmak da doğru değildir. Doğru olmayan bir başka husus da bu merhaleye durup dururken gelineceğini zannedip pasif beklemektir.

Fütüvvet ruhu, bir güç ve kuvvet kazanıp her şey yapabilecek seviyeye gelince gerektiği şekilde disipline edilememişse, güce dayanma gibi bir hevese dahi düşebilir. İşte o zaman karşısına Hz. Musa ile fetâsı Yuşa b. Nun çıkar ve nazarlar daha ziyade ledünne çevrilir. Maddî planda yapılan ve olan işleri kendilerine isnad edip duran insanlar, ilm-i ledün sayesinde işin hakikatini anlar ve hayra ait bütün fiillerin hakiki sahibi olan Cenâb-ı Hakk'a verirler. Demek ki, ister fert ister cemiyet, maddeten kuvvet kazandıkları ölçüde manevî beslenme olmazsa dünyevîlik kaçınılmaz olur. Bu cümleden olarak bir hareketin temsilcileri maddî güç arttıkça gecelerini ihya ederek atmosferlerini aydınlatmıyor ve gündüzlerinde de evrad ü ezkarla ruhanîleşme peşinde değillerse, onlar bir mânâda düşüşe geçmiş ve kaybetmeye başlamışlar demektir. Bu bir iç kokuşma ve bir çöküştür.

Bunların dışında Kehf sûresinde anlatılan bir hâdise de, bağ ve bahçe sahibi iki kişinin durumudur. (Bkz: Kehf, 18/32-34) Mağara devrinden sonra böyle bir imtihan devresine işaret gibi görünen bu hâdise de çok mühimdir. Servet sahibi olmak, bağ ve bahçe edinmek, elbette bir suç ve günah değildir. Ancak bunlar, insanın gönlünü çeliyor ve yapılması gereken insanlık adına büyük ve mühim işlerin ihmal edilmesine sebebiyet veriyorsa o zaman mahzurludur. Bu kıssada iki arkadaştan biri bu imtihanı vermiş diğeri ise kaybetmiştir. Demek oluyor ki, elenmeler her devrede devam etmektedir. Kimisi işin başında kaybederken, kimisi de işin ortasında veya sonunda kaybetmektedir. Buradan, ipi göğüsleyinceye kadar (yani ruh bedenden ayrılıncaya kadar) insanın kazanmak veya kaybetmekle yüz yüze bulunduğunu çıkarabiliriz.

Alemşümul hakimiyet devresi ise Zülkarneyn'le anlatılmış olmaktadır. O devre, dünya muvazenesinde bir yer almak, mutlak mânâda söz sahibi olmak ve daima haksızlığın önünde bir set gibi durmak zamanıdır. Yol, usulünce takip edilirse, Cenâb-ı Hakk'ın tevfik ve yardımıyla o hedefe de varılabilir.

Zülkarneyn olma, evvela mağarada Ashab-ı Kehf olmaktan başlar. Bu arada saffetini koruyanlar, ledünniyata sımsıkı bağlı olanlar ve işin başındaki hasbîliklerini sonuna kadar götürenler, bence işte fütüvvet cemaati onlardır ve insanlığın makus talihini de onlar değiştirecektir. Bağa, bahçeye, mal ve servete takılıp kalanlar, yazlığına kışlık ve kışlığına yazlık eklemeye çalışanlar ve en kıymetli sermayeleri olan ömürlerini böyle lüzumsuz arzu ve isteklerin arkasında koşarak tüketenlerin ise Zülkarneyn olmaya hakları ve liyakatleri yoktur.

Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen hadisede Zulkarneyn , batıya güneşin battığı yere gitmiştir , gittiği yer sonradan yazacağım gibi Amerika'da Missipi eyaletindeki bataklıklara ve Atabaskan
kabilesi ile karşılaşmıştır. Günümüzde Fetullah Gülen'de kendini Zulkarneyn zannederek Missipiye değil Pensilvanya'ya gitmiştir!


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 13 ileti ]  Sayfaya git Önceki  1, 2

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 6 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  
cron

Cerkez Muzikleri - Kafkasya - Cerkez - Google - Cerkez isimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Circassain - Cerkes.Net - Adigece Sozluk - Video - Sohbet - Cerkez Tavugu

Haberler Haberler Site haritası Site haritası SitemapIndex SitemapIndex RSS besleme RSS besleme Kanal listesi Kanal listesi
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
[ Time : 0.629s | 11 Queries | GZIP : On ]


Sitemizin hicbir kurum ve kurulusla iliskisi bulunmamaktadir.