[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/session.php on line 2167: Array to string conversion
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/session.php on line 2167: Array to string conversion
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/session.php on line 2167: Array to string conversion
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/session.php on line 2167: Array to string conversion
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/functions.php on line 4370: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /includes/functions.php:3542)
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/functions.php on line 4372: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /includes/functions.php:3542)
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/functions.php on line 4373: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /includes/functions.php:3542)
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/functions.php on line 4374: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /includes/functions.php:3542)
 YURTSEVERLİK




ANASAYFA  |   KAYIT OL  |   SOHBET  |   ÇERKES MÜZİKLERİ  |   ÇERKESBUL  |   SÖZLÜK  |   LİNKLER  |   KİRİL KLAVYE  |   BASINDA ÇERKESLER  |   SİTENE EKLE  |   İLETİŞİM

YURTSEVERLİK

YURTSEVERLİK

İleti PauKaF » Pts Oca 23, 2012 6:55 pm

Yurtseverlik

Tarihe göz atarsak, imparatorlukları parçalayan, devletleri karıştıran ana unsur olan ulusal, etnik yapıların çok güçlü motivasyonlar içerdiğini görürüz.

Etnik, kültürel, tarihi ve inanca dayalı farklılıklar, çelişkiler, huzur ve emniyet arayan, duyarsız ve bir şey yitirmediğini düşünen tuzu kuru çoğunluğun umutlarını söndürmüştür.

Onlara göre, milyonlarca yılda, atalarımızın üreterek bugünlere getirdiği tüm temel ve insani değerler önemli değildi.

İnsanı, hayvandan ayıran değerlerin çoğu da 'Tek tipleştirilen', 'Ayrıntıları yok edilen' ve 'Hepsi şaşırtıcı biçimde birbirine benzetilen', yozlaştırılmış değerlerdi.

Dahası başkalarının değerleriydi!

Dikkat edin! Etrafımızda aynı aksanla konuşan ne kadar çok çocuk var. Aynı giyim-kuşamı, aynı yiyecekleri, aynı düşünme kalıplarını, hiç sorgulamadan, benimseyip, paylaşan. Hiç olmadığı halde kendini aynı hissedenler ve kendi özünü yitirenler!

Ayrıntıları görmeyen, özelliklerini kaybeden ve geçmişten getirdiğini geleceğe taşıyamayanlar, yavaş bir intihara süründüklerini ne zaman göreceklerdir?

Çünkü bu gaflet; ağır gelişen bir ölüm uykusuna dönüşmektedir.

Bir dil, bir kültür, bir yurt, bir ulus, bir gelenek, bir ruh, yavaş yavaş dünyayı, yaşamı terk etmektedir.

Fakat bu yok oluşa direnişin tek yolu, mantıksız, sevgisiz ve ölçüsüz sertlik değildir.

Uygar, barışçıl ve insani bir karşı çıkış, en doğru, en akıllı yoldur. Eğer taraflar, kendi kimliklerini yitirmeden, eskilerin deyimiyle itidalden uzaklaşmazlarsa, en iyi çözüm hemen biraz ötemizde!

Çok kültürlülük dönemi başlamazdan önce bazı ülkelerde yönetimler, kendi ülkelerine yönelen göçmenlere ya da farklı aidiyetlere sahip halk gruplarına, başlangıçta dillerini öğretip, yaşam tarzını benimsemesi için ısrar ediyorlardı.

Fakat zaman içinde bu gruplar, kendilerini ayırmak ya da farklılıklarını korumak istediler.

Kentlerin içinde bu tür grupların kendilerine ait yerleşim yerleri oluştu. Belki gettoları. Ve onlar da kendi dillerini ve kültürlerini buralar da korumaya çalıştılar.

Örneğin Gabriel Garcia Marquez "Latin Amerika'nın büyük gücü; kültürüdür. Bir kuruş harcamadan Amerika'yı değiştiriyoruz, dilini, mutfağını, müziğini, yaşam tarzını değiştiriyoruz. Sizi bir Latin ülkesine dönüştürüyoruz" demiştir.

Çerkesler de XIX.yy. boyunca sürgün oldukları anayurt topraklarından, diasporada ki yeni ülkelerine geldiler. Bu kısa tahmin edilebilen bir süreçti, ancak umulduğu gibi olmadı, uzadı gitti.

Onları anayurtlarından edenler, o kadar çok korkuyor, geri dönüşlerinden o denli ürküyorlardı ki, giderken ve gittikten sonra, Çerkesler'e ait evleri, çiftlikleri, ekinleri ve bahçeleri yakıp, yıkmışlardı. Öyle ki gidenlerin mezarları bile bu yıkımdan nasibini almıştı.

Nedeni çok açıktı! Tekrar geri dönüşleri istenmiyordu.

Onları anımsatan her şey yok edilmeye çalışıldı.

Ve bir coğrafyadan silinirken, Çerkes halkının tarihsel belleği de silinmeye çalışıldı.

Çerkesya da, Çerkesler'e ait hiçbir şey bırakmamak istiyorlardı. Direnenleri öldürdüler ya da ülkelerinden zorla kovdular.

Sadece ülkenin doğusunda sindirilmiş küçük bir azınlık, sembolik olarak kalmıştı. Orası da ülkenin batısına göre verimsiz, dağlık ve zor koşullara sahip bölgeleriydi.

Batıda yaşayanları da bu bölgelere doğru göç etmeye zorladılar. Suni parçalara ayırıp, küçük adacıklar içine hapsettiler.

Çerkesler, sürgün gidip, yerleştikleri yeni yurtlarında, diaspora da ise, kalış süreci uzadıkça, değişmeye, dağılmaya, kendi özlerini yavaş yavaş yitirmeye başlamışlardı.

Tabii değişme süreci salt Çerkesler de olmadı, gittikleri yerleri de değiştirip, dönüştürdüler.

Acılı bir süreç de olsa farklı özlerin, teri terine, kanı kanına karıştı.

Yine de önemli bir nüfus, anayurt özlemini unutmadı ve içlerinde yaşattılar.

Dönüş özlemi, anayurt sevgisi, bu Çerkesler'in de ideolojik yapılarını etkiledi.

Hiçbir şey eskisi gibi değilse de, geçmişten yalıtılmış değildir.

Çerkesler de, Ruslar da mutlaka çok değiştiler. Anayurt ve diaspora Çerkesler'i de.

Bugün geçmişte olanların yenilenmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur. Olmasına engel olmanın yolları da tümüyle kapalı değildir.

Bugün dünyanın farklı ülkelerinden giderek kitleselleşen bir Çerkes muhalefeti ses vermektedir.

Kitleler, anayurtlarına duydukları özlemi, politik bir kalıba dökmeye başlamışlardır. En büyük Çerkes diasporasına sahip Türkiye'nin bu tür gelişmelere sessiz kalması beklenmemelidir.

Abraham Lincoln, 28 yaşında genç bir avukatken bir konuşmasında şöyle demiş:

"Tehlikenin yaklaştığı nasıl belli olur? Yanıtını vereyim: Tehlike gelecekse içimizden gelecektir, dışarıdan gelemez. Kaderimizde yıkılma varsa bunu yapan biz olacağız. Özgür insanların oluşturduğu bir ulus olarak ya hep yaşayacağız, yahut da intihar ederek öleceğiz".

Lincoln, yüz elli yıl öncesinden geleceği düşünerek, bir toplumun yok oluşunun içeriden geleceğini doğru tahmin etmişti.

Lincoln'ın ölümünden yüz elli yıl sonra biz de kendi kendimize şu soruyu soralım:

"Biz Çerkesler; ulusal bir varlık olarak yaşamayı hak ediyor muyuz?

Yoksa sessizce intihara doğru mu sürükleniyoruz?"

Çünkü bir ulus, kendisi istemediği, arzulamadığı ve içeriden çürümediği sürece, parçalanıp, yok olamaz.

Tüm Tek Tanrılı inançların öğretilerine göre, ruh bedenden ayrılınca ölüm gerçekleşir ve bedensel parçalanma süreci başlar.

Bu uluslar için de aynen böyledir.

Yurtseverlik bir ulusun ruhudur.

Ulusu canlı, dinamik, ayakta tutan, paslanmaz kılan odur.

Yurtseverlik bir ulusun vicdanından sökülüp atıldığında, ulusun mensupları kendi halkına sevgisini, saygısını ve sadakatini kaybettiğinde, ulus parçalanır ve yok oluş süreçlerine girer.

Yurtseverlik; 1930'ların Avrupa'sında gördüğümüz gibi ulusa tapınç olayı, baskı ve şiddetseverlik değildir.

Yurtseverlik; aşağılık, üstünlük kompleksleri ile hareket etmek, başka ulusları küçümsemek ve hükmü altına almaya çalışmak anlamına gelmez.

Yurtseverlik; insanın, ülkesine, toprağına, halkına, özgürlüğüne, geçmişine, kahramanlarına, edebiyatına, diline, kültürüne, gelenek ve göreneklerine duyduğu saf idealistik bir sevgidir.

Fransız tarihçi ve düşünür Ernest Renan ulusu şöyle tanımlar:

"Ulus yaşayan bir ruhtur. Bu ruh iki şeyden oluşur. Geçmiş ve gelecek .

Biri zengin anılardan oluşan mirasın paylaşımı, diğeri de birlikte yaşama arzusu ve bu mirasın değerince korunması için gösterilen iradedir.

Birey gibi ulus da geçmişteki savaşların, fedakarlıkların ve bağlılıkların bir sonucudur. Bunları gelecekte de yapma kararlılığı, ulus olmanın ön koşuludur.

Ortak çıkarlar doğal olarak insanlar arasında güçlü bir bağdır. Fakat bir ulus meydana getirmeye yeter mi? Hayır.

Yurttaşlığın duygusal bir yönü vardır. Hem vücut, hem ruhtur."

Sadece finansal bir güç ile ulus yaratılamaz.

Sadece kaba kuvvet ile bir orduya dayanarak da.

Sadece anayasa ile de.

Sistem, sadece, bir ulusal varlığı ortaya koymaya yetmez. Mutlaka teknik olarak ulusal birlik bağlarını güçlendirir, güçlendirecektir.

Ulus sadece adıyla, varlık hakkı kazanamaz.

Fakat ulus adıyla, anayasasıyla, finansal gücüyle, sistemiyle ve daha başka birçok organı ve işlevi ile ortaya çıkar.

En önemlisi; Ulus olabilmenin yegane koşulları, ulusal ruh, var olma arzusu, aynı amaç etrafında toplanma, bir arada yaşama ve birbirine tutunma isteğidir.

Anayasa, yurttaşlarının yüreğinde başlar. Yurtseverlerin yüreğinde atmaya başlar.

Eğer bir ülke, bir ulusun doğum belgesi, nüfus kaydı gibi algılanıyorsa, ülke ile ulus adı özdeşleşmiş ise, ulusal varlığını, uluslar arası arenada hissettiriyorsa gerçekte vardır.

Hangi alt-etnik(kabile, boy vb.) kökenden gelirse gelsinler, hangi inanışa sahip olursa olsunlar, bir ulus oldukları konusunda ısrarcı ve istikrarlı bir çizgide yürüyorlarsa, çevresinde böyle bir kanaat oluşturuyorlarsa, ulus da olmuşlar demektir.

O ulus, bugün için tutsak da olsa, sömürge de olsa, dağıtılmış da olsa, kendini ulus gibi hisseden her halka, net olarak ulus demekteyiz.

Ulusun en önemli işlevlerinden biri toplu hareket edebilme kapasitesidir. Birey ve grupların, olaylar ve olgular karşısında birbirine benzer tepkiler verebilmesidir.

Nasıl, bedenin her hangi bir yerine iğne batırıldığında, bütün beden o acıyı hisseder ve tepki gösterir, işte öylesine etki-tepki, algı ve süreçlerini kendinde toplayabilen halk topluluklarına ulus diyoruz.

O ulus, binbir parçaya dahi ayrılsa, dünyanın farklı yerlerinde olmalarına rağmen, birbirine paralel davranırlar.

Bildiğimiz gibi aylardır, Suriye'de bir iç savaş sürmektedir. Kanlı ve tüketen bir savaşın önemli öznelerinden biri de Çerkesler'dir.

İki ateş arasında, kendilerine ait olmayan bir savaşın arasında, taraf ve telef olma durumuyla karşı karşıya kalmışlardır.

Dünyanın her tarafında yukarıda dediğimiz şekilde, bir etki-tepki süreçleri yaşadık.

Dünyanın farklı ülkelerinde ki Çerkesler, Suriye'de ki kardeşlerinin güvenli şekilde tahliye edilerek, anayurtlarına yerleştirilmesini dile getiren bildiriler yayımladılar.

Şimdi sıra biz Türkiye Çerkesler'in de. Bizler de "ÇERKESYA PLATFORMU" olarak: 29 OCAK 2012 Pazar günü, saat 15.00'da İstanbul-Beyoğlu'nda, Galatasaray Lisesi önünde buluşacağız ve ses vereceğiz.

Suriye Çerkesler'i sadece ve sadece anayurtları Çerkesya'ya yerleşmelidirler. Atalarının geldikleri tarihsel bölgelere. Üç cumhuriyet ile de sınırlanmadan.

Rusya Federasyonunun, Türkiye'nin, Birleşmiş Milletlerin ve dünya kamuoyunun dikkatini Suriyeli Çerkesler üzerine çekeceğiz.

Tüm Çerkesler'i ve onları kardeş bilenleri yürüyüşe katkı vermeye çağırıyoruz. Bu barışçıl çağrıya mutlaka destek verin.

Bir gün başkalarının ve hatta bizim de desteğe gereksinimimiz olabileceğini unutmadan...

Semih Akgün
http://cherkessia.net/author_article_detail.php?article_id=3458
PauKaF
PauKaF
Site Admin
Site Admin
 
İleti: 20494
Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
Konum: MUDAREY-Гъубжь

MAKALELER

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir