|
TÜRKİYE’NİN FAY HATLARI
Etnik fay hatları (Türkçülük, Kürtçülük, Çerkescilik vb.), Laiklik fay hattı (Hâlâ mahiyeti anlaşılamayan bir fay),yıllardır Türkiye’yi sarsan ve gerekli doğru tedbirler alınmadığı takdirde daha pek çok sarsıntılara, depremlere, kırılmalara sebep teşkil edecek olan iki türlü fay hattının olduğu artık herkesin malumudur. Bir kısım faylar yer kürenin jeolojik yapısı gereği toprağın deriliklerinden gelen tabii fay hatları; bir kısmı da taaa başından beri T.C. Devleti’nin yanlış temeller üzerine kurulmasından kaynaklanan yönetim ve yaklaşımlardan dolayı zorla oluşturulan Türkiye toprakları üzerinde yaşayan insanlar ve devlet arasındaki sosyolojik ve tarihsel fay hatlarıdır.
Bu iki çeşit fay hattı ile ilgili tedbirlerin gereken hassasiyetler gösterilerek sağduyu ve özenle daha fazla geç kalınmadan günümüzün bilim ve teknolojisi ışığında alınması Türkiye’nin her yönden kalkınması, huzur ve güven içerisinde olması bakımından fevkalade önemlidir. Geç kalındıkça bu fay hatlarının kırılmasından doğacak depremlerin yol açacakları tahribatların da o oranda daha büyük olacağı eşyanın tabiatı gereği bilinmekte ve yaşanan olaylardan da açıkça görülmektedir.
Yıllardır depremler yaşandıkça, can ve mal kaybı görüldükçe jeolojik fay hatları üzerinde konuşulup tartışılır da bu fay hatlarından çok daha zararlı sonuçlar doğurması kaçınılmaz bir gerçek olan toprağın üstündeki sosyal ve tarihsel fay hatlarından doğru dürüst söz edilmez ne yazık ki! Hatta bu faylardan söz etmeye kalkışanlar olursa birileri tarafından derhal “Vatan haini ve bölücü” ilân edilirler!..
Bu kısa girişten sonra, gelelim fay hatlarımızın yapılarına ve özelliklerine:
Anadolu’nun jeolojik yapısı gereği fay hatlarına göz attığımızda şöyle bir tablo görülmektedir:
1- Kuzey Anadolu Fay Hattı: Saros Körfezi’nden Marmara Denizi’ne oradan İzmit Körfezi, Adapazarı, Düzce, Hendek, Bolu, Çankırı, Amasya, Tokat, Erzincan ve Erzurum’dan Van Gölü’nün kuzeyine kadar uzanan deprem kuşağı.
2- Batı Anadolu Fay Hattı: Büyük Menderes, Küçük Menderes, Gediz, Bakır Ovaları, Güney Marmara ve İç Batı Anadolu’yu içine alan deprem kuşağı.
3- Güneydoğu Anadolu Fay Hattı: Hatay, İskenderun, Kahramanmaraş, Malatya, Elazığ hattından Van Gölü’nün güneyine kadar uzanan deprem kuşağı.
Bu üç fay hattı üzerinde bulunan yerler I. Derece deprem tehdidi altındadır.
2. ve 3. derece deprem tehdidi altında olan yerleri de göz önüne aldığımızda Türkiye topraklarının % 92’si, nüfusunun % 95’i, sanayi kuruluşlarının kurulduğu yerlerin %92’si ve barajlarımızın büyük bölümü çeşitli derecelerde deprem görülebilecek araziler üzerinde yer almaktadır.
Söz konusu fay hatlarındaki kırılmalar neticesinde pek çok deprem felâketi yaşanmasına rağmen hâlen Türkiye’nin elle tutulur bir deprem politikası oluşturamadığı son yaşanan Van ve Erciş depremlerinde açıkça görülmüştür.
Eskiden deprem bölgeleri ve fay hatlarının nerelerden geçtiği bilinmezdi. Hatta depremden korunulabileceği dahi düşünülemezdi. Dolayısıyla şehirler rasgele yerlere, o günün şartlarına göre kurulmuşlar, yapılar da ona göre inşa edilmiştir. Ama şimdi artık öyle değil; yerin altı da yerin üstü de biliniyor. Depremden korunulabileceğinin bilinmesinin yanı sıra alınması gereken tedbirler de biliniyor. Durum böyle olduğu halde hâlâ depreme karşı gereken tedbirleri alamamışız ve depremden-depreme, deprem politikalarını konuşuyoruz ve o konuşmalar da konuşulduğu gibi kalıyor. “…meli, …malı, …cek, …caklı…” söylemlerin ötesine hâlâ geçilebilmiş değil.
Şu husus artık herkes tarafından biliniyor ki: Japonya örneğinde olduğu gibi, yapılaşma depremden korunabilecek kalitede olursa bu felâketten korunmak mümkündür. Fakat her türlü felâketten korunmak sadece maddi tedbirlerle mümkün değildir. İşin bir de manevi tedbir yönü vardır ki; beklide bu her şeyden daha önemli bir husustur. O halde Türkiye de depremlerle kaybedilen can ve malların ağıdını yakmaktan kurtulmak ve gönül huzuru içerisinde halkını evlerinde yaşatmak istiyorsa bu konuda bilimin ve teknolojinin gereklerini yerine getirmelidir. Aksi takdirde “Allah korusun” daha çoook ağıt yakarız!..
Gelelim ikinci önemli sosyolojik ve tarihsel fay hatlarına.
Bu fay hatları jeolojik fay hatlarından çok daha önemli ve tehlikelidir. Çünkü devletin ve milletin varlığı-yokluğu, birliği-beraberliği ve kardeşliği sözkonusudur. Kısacası Türkiye Cumhuriyeti’nin devleti ve milletiyle istikbali meselesidir. Zira geçtiğimiz son 75–80 yıllık tarihimizde oluşturulan bu sun’i-yapay fay hatlarındaki kırılmalardan dolayı bu milletin çekmediği kalmadı neredeyse. Çünkü aynen jeolojik fay hatları üzerinde kurulan şehirlerin yanlış yapılanması gibi Türkiye’nin yapılanması da yönetimi de gerçeklerden ve bilimden (Tarih, sosyoloji, psikoloji, pedagoji bilimlerinden) tamamen soyutlanarak sosyolojik ve tarihsel fay hatları oluşturacak yanlış mantık üzerine oturtulmuş ve bu fay hatlarının oluşabileceği hiç hesaba katılmamıştır. Çünkü bu kuruluşta ve yapılanmada sosyoloji, psikoloji, etnoloji, pedagoji ve tarih bilimlerine hiç mi hiç itibar edilmemiş; “Biz yaptık oldu!” anlayışıyla kararlar alınmıştır.
Nasıl ki; jeolojik fay hatlarının yerlerini değiştirmek mümkün değilse toplumun da sosyolojik, etnik ve kültürel değerlerini, inanç ve ahlâki değerlerini vb. sosyal, kültürel değerlerini “Ha” deyince değiştirmek mümkün değildir. Değiştirilmesi halinde de faydadan çok zararlara yol açmaktadır. Çünkü eşyanın tabiatına müdahale eşyaya da etrafa da zarar vermektedir.
Ne yazık ki, Türkiye kuruluşundan bu güne kadar bu yanlışı yapmış ve olmazları oldurmaya çalışmıştır. Devlet yapılanması ve yönetiminde yanlışlarından dönülmemesi ve olmazlardaki ısrarların neticesinde bu gün hem Türkiye genelinde hem de muhtelif halk katmanlarında birçok sosyal ve tarihsel fay hatları oluşmuş durumdadır. Beklide bu faylar halkımızı daha kolay yönetebilmek, yönetimi ellerinde bulunduran elit kesimin işlerini kolaylaştırmak adına bilinçli olarak da oluşturulmuş olabilir! İşte sun’i olarak oluşturulan bu sosyal, kültürel ve tarihsel fay hatlarından bazılarını şöyle sıralamak mümkündür:
1- Etnik fay hatları (Türkçülük, Kürtçülük, Çerkescilik vb.)
2- Laiklik fay hattı (Hâlâ mahiyeti anlaşılamayan bir fay),
3- Irkçılık fay (Ya sev ya terk et!) hattı,
4- Alevilik –Sünnilik fay hattı,
5- Haksızlık ve Hukuksuzluktan kaynaklanan fay hattı,
6- Atatürkçülük fay hattı,
7- Sömürücülük (Emeğin karşılığının verilmemesinden doğan) fay hattı,
8- Bizden olanlar – Bizden olmayanlar fay hattı,
9- İrticacılar, şeriatçılar- İlericiler- Gericiler fay hatları vb. gibi pek çok fay hatları oluşturulmuştur.
Türkiye, bu gün bu fay hatlarından kaynaklanan sıkıntıların sancılarını çok yönlü olarak çekmektedir. Sadece etnik kökeni inkârdan ve ırkçılıktan hortlayan PKK Terör Örgütünün başımıza açtığı gaile sürecinde kıyılan canın, akıtılan kan ve gözyaşlarının, ülkeye verdiği maddi zararın, daha da önemlisi birlikte yaşama ve kardeşlik iradesine verdiği tahribatın haddi hesabı yoktur. Diğer fay hatlarındaki kırılmaların da yıllardır bu halkın bünyesinde gizli gizli yaptığı tahribatların bundan geri kalır yanı yoktur!
Jeolojik fay hatlarında meydana gelen depremden korunmak nasıl bilim ve teknolojinin ışığında mümkün ise yaşamakta olduğumuz sosyolojik ve tarihsel fay hatlarının kırılmalarından doğacak zararları da bilimin, sevginin, saygının, hoşgörünün, dini ve ahlâki değerlerimizin ışığında asgariye indirmek ve ortadan kaldırmak mümkündür. Başta siyasi partilerimiz ve bürokratlarımız olmak üzere; yeter ki, yanlışlarda ve hatalarda ısrar edilmesin.
Van ve Erciş depremlerinde halkımızın gösterdiği dayanışma ve gönüldeşlik, anlayanlar için çok şey ifade etmektedir. Demek ki; bu millet yanlış yönetimlerden kaynaklanan veya kasten üretilen bütün bu sun’i fay hatlarının üstesinden gelebilecek samimiyete, akla, hoşgörüye, maneviyata ve iradeye sahiptir.
Dersim Katliamı’nın gündeme gelmesi dolayısıyla Sayın Başbakanımız Recep Tayip ERDOĞAN’ın devlet adına özür dilemesinin fevkalade önemli bir adım ve erdemlilik olduğunu, akl-ı selîm herkesin bu duruş ve yaklaşıma destek vermesi gerektiğini düşünüyorum. Bu özür dilemenin T.C. Devleti’nin halkına ve insanlarına karşı işlediği diğer zulümlerin ve haksızlıkların da (Örneğin; Etnik kimlikleri ve kültürleri inkâr ve etmek, halkın inanç ve manevi değerleriyle savaşmak, Çerkes Ethem’e ve İskilipli Atıf Hoca’ya yapılan haksızlıklar vb.nin) bundan böyle düzeltileceği müjdesinin habercisi olmasını temenni ediyorum.
Bu vesileyle, depremlerde vefat edenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, geride kalan depremzedelere de baş sağlığı dileklerimi sunuyorum. Bu felâketin acılarını dindirmek için çaba gösteren devlet erkânına, dua eden, maddi ve manevi destek veren halkımıza da şükranlarımı sunuyorum.
Rabbim bu ve benzeri bütün felaketlerden ülkemizi, milletimizi, İslâm Âlemini ve bütün insanlığı korusun ve sun’i fay hatlarının bertaraf edildiğini Türkiye Halkına göstersin.
Âmin.
28.11.2011
Mükremin ÖNER
_________________ Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski
|