Çerkeslerin Anasayfası

Çerkeslerin Anasayfası

Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
Sistem saati: Pzr Åžub 12, 2012 4:07 am


Anasayfa  |   Kayit Ol  |   Sohbet  |   Cerkes Muzik  |   CerkesBuL  |   Sozluk  |   Linkler  |   Kiril  |   Basinda Cerkesler  |   Sitene Ekle  |   iletisim  |  

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 3 ileti ] 
Yazar Mesaj
 Ä°leti baÅŸlığı: KIRILMA NOKTALARIMIZ VE RESTORASYON SÜRECİ
İletiTarih: Per AÄŸu 26, 2010 6:44 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19670
Konum: MUDAREY-Гъубжь
Kırılma Noktalarımız ve Restorasyon Süreci (1)


"Hakikat güçlüdür, kendi başına bırakılınca daima galip gelir…"

Thomas Jefferson



Biraz geriye dönüp soğuk savaş yıllarına baktığımızda dünya ülkelerinin ve halklarının iki süper gücün etrafında kümelenmiş olarak yaşadıklarını görürüz. Kapitalist batı ve Komünist doğu ile birde bu iki kutbun etki alanına almaya çabaladığı üçüncü dünya ülkeleri vardır.

Sovyetler birliğinin yıkılması ile birlikte bu durum değişti. Hangi ittifakın ülkesi veya hangi tarafın halkı olmak yerine, herkes kendine ‘’ne olduğunu’’ ve karşısındakine de ‘’kim olduğunu ’’ sormaya başladı.

Kim olduğumuza verdiğimiz yanıt; gelişim çizgisinde ileride alacağımız şeklin ve yeniden şekillenen dünya tarihinde özne olarak yer almamızın, hangi klasmanda duracağımızın, kimlerle işbirliğine gideceğimizin de işaretini veriyor.

Kim bizim gibi değil sorusunun cevabı ise politik çerçevenin yeniden çizilmesini mümkün kılmakta, o çerçeve dâhilinde yenilenen uluslararası norm ve kavramlarla yeni ve farklı bir ilişkiler ağını kurmayı –en azından bunu denemeyi- mecburi hale getirmektedir.

Politik konseptlerin geliştirilmesinde de algılamaların önemli bir rol oynadıklarından hareketle, Çerkes siyasal elitlerinin algılamaları doğrultusunda çıkar tanımları yaparken kullandıkları kavramların, Çerkeslerin gerçekçi politika hedefleriyle ilintisine de atıfta bulunulmalıdır.

Eğer bu algılar eskimiş bir sistemin kalıntıları olduğu düşünülüyorsa, geçerliliğini yitiren değer yargılarının yerine akılcı yöntemlerin başat olduğu yeni yönelişlerin hâkimiyetinde restore edilerek dünyanın genel seyri ile uyumlu hale getirilmesi elzemdir.

Böyle bir hedefleme şimdiye değin ciddi anlamda ortaya koyulamadığı içindir ki diasporada Çerkeslerin kendi sorunlarını ilgilendiren bir siyaset oluşturma çabası da olmamış, nedense Kafkasya ve Çerkesler ana mecrasındaki algılamalar sürekli soyut bir şekilde tutulmuş, Çerkesleri doğrudan ilgilendiren hiçbir konuda netleşmeye izin verilmemiştir.

Soğuk savaş sonrası durağan olan diaspora ülkeleri son yıllarda küreselleşme ivmesi ile hayli hareketli hale gelmiş, sorgular ve algılar hanesi sürekli değişmektedir. Bu Çerkesler nazarında kendine has ‘’Kırılma Noktaları’’ oluşturmaktadır.

Bu soğuk savaş stili düşünceyi donuklaştıran statik söylem sahibi merkezlerin giderek sönmesine ve oradan açığa kaçan enerjinin kısım kısım halkın gündeminde yeni bir Çerkes özneli sosyal politikaların doğmasına yani ‘’Çerkes Restorasyon’’ sürecinin açığa çıkmasını sağlamaktadır.



KIRILMA NOKTALARI

ÇERKES Mİ? – ADIGE Mİ? / ÇERKESYA MI? – KAFKASYACILIK MI?


İkisi birden Çerkes=Adıge ama yalnızca Çerkesya !

Türkiye Çerkes diasporasın da vuku bulan Çerkes etnik isminin, Kafkas halkları toplamı olarak genelleştirilerek kullanıma sunulması çabalarında, birbiri ile ilintili ve sıralı üç değişik toplumsal yapılandırma çalışmasının derin izlerini taşıdığı görülebilir.

Birincisi, İTF (İttihat ve Terakki Fırkası) tarafından uygulanan Türk Milliyetçisi devlet programları ve oradan da büyük Türk Devleti kurulması fikrine evrilen Turancılık ideolojisidir.

Türkiye’de kendini ‘’Kafkas Milliyetçisi’’ olarak adlandıran grupların kullandığı, içeriği slogandan öteye gitmeyen argümanların, İttihat terakki partisinden bu yana Anadolu da temellendirmeye çalışılan Turancılık fikriyatının küçük bir kopyasının olduğu aşikardır.

Adriyatik’ten Çin settine kadar Türk dünyası tezi, Kafkasyacılar da Hazardan Karadeniz’e birleşik devlete dönüştürülerek, Kafkasya; Turancı dünyanın bir şubesi haline getirilmiştir.

Her yıldönümün de kendileri tarafından kutlanan 11 Mayıs Kafkasya Cumhuriyeti gerçekte hiç var olmamış, Osmanlı devletinin birinci dünya savaşı sonuna doğru, Rus Çarlığının Ekim ihtilalı ile savaş dışı kalmasından istifade ederek, Azerbaycan ve Dağıstan’a girmesi ile buralarda mevcut kısmi yerel kuvvetlerden oldukça zayıf bir kuvvette Çeçen-Dağıstan hükümeti kurması ile neticelenen olaylardır.

Bu geçici hükümet, Osmanlı devletinin savaşta yenildiği için imzaladığı teslim anlaşması gereği kısa sürede Kafkasya bölgesini boşaltmak zorunda kalması nedeniyle, İran üzerinden bölgeyi ele geçiren İngilizlerin isteği doğrultusunda Çar ordusunun sağlam kalan kanadı olan General Denikin kuvvetleri ile Kızıl Orduya karşı birleşmiş fakat onlarda yenilerek kısa sürede dağıtılmışlardır.

Dağıstan’dan kaçmak zorunda kalan Osmanlı kökenli bir kısım subayda İstanbul’a gitmek için geldikleri Trabzon limanında tutup Şimali Kafkasya adında bir devlet kuruverdiklerini ilan etmekten geri durmamışlardır.

Ziya Gökalp’ın Turancı ve dönemin Enver paşa şiirleri, ‘’ Kafkaslar da kaymak yiyelim’’ türküsü ile coşturulanların sonu hazin olmuştur. Ama bu türküyü halen dilinden düşürmeyenler vardır.

Tarihin kanunnamesi yoktur. Yani ilerleyen tarih sürecinin, geçmişte meydana gelmiş belirli şartları, tekrar sizin önünüze koyacağının hiç bir garantisi yoktur. ‘’Osmanlı veya Türk orduları ile birlikte Kafkasya’nın kurtarılabileceği’’ düşüncesini bir özlem olarak ve birazda çarpıtarak halkın politik bilincine dönüştürme çabaları maalesef efsane babında halen devam etmektedir. Burada alınması istenen diğer bir sonuç ise maalesef Çerkes halkının yeni yetişen nesillerinin kimlik kargaşasına düşürülerek asimile edilmesini kolaylaştırma isteğidir.

İkinci etki alanı ise Türkiye cumhuriyetinin ulusal bir devlet olabilme stratejisiyle geliştirdiği ve Anadolu halklarının durumu açısından Fransız nasyonalizmi ile Alman faşizmi arasında bıçak sırtı dengede duran toplumsal değişim projesidir.

Kafkasyacılık çok fazla dikkatle bakmaya gerek duymadan bile görüleceği üzere, üniter formanın Türkiye de yaşayan herkes Türk’tür ulusalcı anlayışı, Kafkasyacılarda Kafkasya da yaşayan herkes Çerkes’tir e kolayca dönüştürülmüştür. Bu dönemde resmi ideoloji ile çekişmemek anlamında Çerkesler, Kafkas Türkleri olarak tanımlanarak resmi hiyerarşideki yerlerini almıştır.

Yumuşama dönemlerinde ise alt kimlik, üst kimlik oyalamasına tutularak, pilav üstü kuru fasulye Çerkes tanımını halkın bilincine reva gördüler.

Üçüncü etki alanı ise soğuk savaş pratikleri denilebilecek siyaset metodudur. İkinci dünya savaşı sonrasında SSCB’nin askeri ve ideolojik yayılma alanında bulunan Türkiye, çareyi Nato’ya girerek batı bloğunun koruma şemsiyesine sığınmakta bulmuştu.

Fakat batı, Türkiye devleti ile birlikte Anadolu coğrafyasının sosyal politik arenasına büyük müdahalelerde bulunarak halkı antikomünizm etrafına birleştirmek uğruna bu müdahaleleri gizli açık faaliyetlerle elli sene sürdürmüşlerdir. SSCB coğrafyası ile alakalı halklar olan Kafkas halklarına özel önem verilmiş, bu bağlamda Çerkesler de özel olarak komünizm karşıtı, aynı zamanda Turancı olarak yetiştirilmiştir.

Bu çalışmalarda Alman BDN sini kuran, Türk MİT ini yeniden yapılandırıp teşkilatlandıran, CIA dış operasyonlar birimini kuran, dünyanın baş düşmanı olarak gördüğü SSCB topraklarını, ikinci dünya savaşında istihbarat komutanlığı yaptığı için çok iyi bilen eski SS Generali Gehlen’in özel yeteneklerinden bolca yararlanıldığı kuşkusuzdur.

Resmi dış politika tezi ‘’antikomünizm’’ ekseninde faaliyet gösterirken, bu Çerkesler özelinde daha basite indirgenerek Kafkasya politikaları ‘’Rus Düşmanlığı’’ üzerine oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu kısır ve kıraç düşüncede ısrar eden geri tipolojiye sahip kimselere ve gruplara ne yazık ki Türkiye diasporasın da rastlamak hala mümkündür.

Soğuk savaş sonrası geçen 20 yıllık zamana bakarak geç kalınmış olsa dahi bilinçli Çerkes insanları, gittikçe karmaşıklaştırılan ve asimilasyona hizmet eden sorunlu kimlik tanımlamasını Çerkes=Kafkas Halkları içeriğinden çıkartarak, Çerkes=Adıge tabiatına geri getirebilmiştir.

İlk başlarda resmi ideoloji taşıyıcıları olan Kafkasyacılar tarafından yoğun çabalarla karşı konulan bu doğal olgu, kısa zamanda kendi zeminini bularak, olması gerektiği üzere kolektif bilince yerleşmiştir.

Kafkasyacılarda, Çerkes tanımını hak ettiği üzere Adıge’lere bırakarak, coğrafi bir yer adlandırması olan Kafkasyalı teriminde kendilerince karar kılmışlardır.

Fakat bu kesim içersinde fitne odağı olarak faaliyet gösteren, mikserlik yapmak için görevlendirilen insan sayısı az değildir. Uyuz köpeğin kendi etrafında dönerek kuyruğundaki pireleri ısırmak istemesi gibi, karıştırıcılık rolünü benimsemiş kimi Kafkasyacı sözcüler; bu sefer dönüp Çerkes=Adıge‘nin yapısal olarak yanlış olduğunu, Çerkes kelimesinin tamamen terk edilerek Adıge teriminde karar kılınması gerektiğini kara propaganda konusu olarak işlemeye devam ediyorlar.

Buradaki ana amaç ise, tüm kuşatmalara rağmen Türkiye’de bir kimlik sahibi olmayı isteyen Çerkesleri, kendileri dışında hemen hiçbir millet tarafından bilinmeyen, ulusal dillerinde Çerkesin karışlığı olan Adıge kelimesinin dar anlamı içerisine hapsetmektir.

Böylelikle Çerkesler dış dünya ile iletişimde büyük sorunlar yaşayacakları gibi, dış dünya envanterinde yer alan Çerkesler ile ilgili tarihi metin ve objeleri de peşinen reddetmiş olacaklardı. Ama en önemli vurgun ise Çerkeslerin milli kimliklerine dayalı bir siyaset geliştirmesinin önüne geçilmiş olacaktır.

Çözüm üreten siyaseti geliştirememiş Çerkesler ise diasporik olarak kalmaya mahkum oldukları gibi, çıkar çevrelerinden ve onların güdüm merkezlerinin etkisinden de kurtulamayacaklardır.

Çerkes kimliğini ve içeriğini, Çerkesliği tarihi-siyasi-kültürel bir özne görememe hastalığını, kendi lehimize bir teşhis-tedavi aşamasını içeren özenli bir restorasyona tabii tutarak giderilmesi son aşamasındadır. Anavatan Çerkesya Çerkesleri ile diaspora, aynı eksende hareket ederek, Çerkesya fikrinin etrafında birleşerek bu restorasyonu tamamlayacaktır.

ÇERKESYA MI? / KAFKASYA MI?

Her şeyden önce Çerkesya, tarihi veya güncel olarak sınırları belli, kimlik sabitesine sahip bir ulusun topraklarını işaret eden ülkesel bir terimdir. Çerkesler tekmili birden hepsini içine alan ve sınırları uluslar arası antlaşmalarla kesinleştirilmiş bir ülkeden gelmeseler de, tarihi veriler ışığında apaçık görülen ve bunu destekleyen birkaç adet uluslararası antlaşmada tarihi Çerkes coğrafyası tanınmış ve resmiyet kazanmıştır.

1711 Prut, 1739 Belgrat, 1739 Küçük Kaynarca, 1829 Edirne, 1856 Paris, 1858 Berlin vb. anlaşmalara Çerkesya (Çerkezistan) değişik şekillerde konu olmuş, Çerkeslerin 13 Haziran 1861 tarihli Çerkesya bağımsızlık bildirisini de başta Osmanlı devleti ve İngiltere dahi tanımıştır. Daha öncesinden de zamanın Çerkesya yöneticileri Osmanlı ve diğer batılı devletlere yazdıkları mektuplarda Çerkes ve Çerkesya anlamına gelen kendi ülkelerinden elbette bahsetmişlerdir.

Çerkeslerin yaşadığı yer, tabii olarak Çerkesyadan başka bir mevkii olabilir mi?

Çerkes toplumunun tarihi ve kültürel aynı zamanda siyasal bir özne olduğunu bildirmek, diğer bir değişle mesele millet olduğumuzun farkındalığına sahip çıkmak ise eğer, milletin kaynağı da ‘’mülkiyettir’’ demek yanlış olmayacaktır. Zira Çerkeslerin tarihi mülkü Kafkasya değil ‘’Çerkesya’’ dır.

Kafkasya ise sınırları muğlak ve jeopolitik gereği sürekli değiştirilen, coğrafi özellikleri fazlasıyla çeşitlilik gösteren, içerisinde yaşayan halkları ile bunların etnik oluşumları çok farklı türde meydana gelen, bu halkların kültürel-siyasal-dini motifleri ve yönelişleri birbirlerinden çok çok farklı olan geniş bir alanı kapsayan coğrafi bir terimdir.

Tarihin hiçbir döneminde Kafkasya halkları bir arada bulunmadıkları gibi, Kafkasya ya geliş süreçleri ve nedenleri de birbirinden ayrı gelişmiştir. Kafkasyalılık ise dünya üzerinde kült bir kavram değil, Pamir den Pirenelere uzanan dağlı halklar zincirinde bir halkadır. Kafkasya da bölgenin kültürel özelliklerini meydana getiren asli unsur ise atlı kültür birikimine sahip Çerkeslerdir.

Bu konuda halkımızın tercihi elbette Çerkesya olacaktır. Anavatan Çerkesleri yaptıkları eylemlerle bu konuda ki kararlarını vermiştir. Fakat her olayda olduğu gibi Çerkes irade dairesini ifsada uğratmak isteyen müfsitler, ayan beyan söylenen bu gerçeği de görmezden gelerek, gençliğimizi kendilerine sipariş olarak yazdırılan kitapları referans göstererek şaşırtmaya, kendi uydurdukları Kafkasyacılık masallarında uyutmaya veya geçmişteki soğuk savaş döneminde piyon olarak nemalandıkları makro boyutlu Great Game türü nesnel hizmetçilik işlerinde kullanılmak üzere, gençliği Rus düşmanlığı diskurunda devşirmeye çalışmaktalar.

Çerkesya fikrinin kışkırtıcı, zararlı, hatta Çerkesler için yasaklı olmasını isteyenler, sadece Çerkesya fikrinin artık tarihe karışan ulus devlet modelinin eskimiş taklidi olacağını söylemekle yetinmekteler.

Fakat aynı kişilerin Abhazya veya Çeçenistan cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının en çoşkulu savunucularından olması tuhaf değil mi? Çeçenler veya Abhazlar kendileri için değil de Çerkesler için mi vatan yaratmaya çabalamaktadırlar?

Çerkesya isminden rahatsızlık duyanların, Abhazya veya Osetya adlandırılmasından da rahatsız olmaları gerekmez mi? Çerkesya fikrinin Çerkes hainler oligarşisinin hesaplamalarında derin denklemi bozduğu aşikardır.

Çerkesya Çerkeslerin hayat alanıdır. Ne Türkiye ’nin demokratikleşmesi, ne liberalleşmesi, ne Kafkasya hakları diasporasının Türkiye de bürokrasi kadrolarında nemalanmak için sıkı fıkı birleşmesi, Çerkeslerin gelecek kaygılarını gidermeye yetmeyecektir.

Anayurda RF nin siyasi ekonomik destek ve teşvikinde planlı dönüşün başlatılması ile, tarihi Çerkesyanın 5 ayrı bölgesinde yaşayan Çerkes halkının, başta RF kanunları olmak üzere, uluslar arası hukuk normlarına göre ve ortaya konan ulusal iradenin isteği doğrultusunda dağıtılmış halkın idari sınırların birleştirilmesi bu gelecek sorunun giderilmesinde belli başlı etken iki faktördür.

Zaten gelinen şu noktada, Türkiye de diaspora, bürokrasisinin icadı olan Resmi Çerkeslik görüşünden halkların kopuşu bir bir gerçekleşmiştir. Bu kopuşun nesnel nedenleri Kafkasya bölgesindeki siyasi iklimlerle doğrudan alakalıdır.

1990 lara gelindiğinde SSCB içindeki etnik kimliğe dayalı özerk idarelerin varlığının öğrenilmesi diaspora halklarında bir tür uyanışın doğmasına sebep olduğu gibi, SSCB sonrasında ise başta Çeçen-Abhaz-Osetler olmak üzere kimi halklar Kafkasya da ki soydaşlarının değişen siyasi-idari durumlarına paralel olarak, diasporada milli kimliklerini restore ederek temsiliyet mekanizmalarını kendi kimlikleri özelinde geliştirip bütünlemişlerdir.

Bu konjonktürün diasporaya yansıması ayrı sivil toplum kuruluşlarının kurulması ile neticelenmiştir. Fakat Çerkesler özelinde inisiyatif alınarak toplumsal temsiliyetin oluşum süreci halen sonuçlandırılamamış gözükmektedir.

Bütün fikir egzersizlerinin nihai amacı aslında Çerkeslerin diaspora ayağında kendi özlük haklarını temsil edecek mekanizmaların oluşturulmasına gidecek yolu açmak, bu irade oluşumu ekseninde halk desteğini aramak ve sağlamaktır.


Devam edeceğiz….


Hatko Vural
cherkessia.net

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 Ä°leti baÅŸlığı: Re: KIRILMA NOKTALARIMIZ VE RESTORASYON SÜRECİ
İletiTarih: Pts Eyl 06, 2010 10:06 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19670
Konum: MUDAREY-Гъубжь
Kırılma Noktalarımız ve Restorasyon Süreci (2)

SÜRGÜN MÜ? / GÖÇMEN Mİ?

Elbette Çerkesler Sürgün bir halktır.

Önceleri Çerkesler özelinde bu sorunun belirli bir cevabı yoktu. Bunun en önemli nedeni ise Çerkes aydınlarının sürgün oluncaya dek halkın geçirdiği süreçleri, yeni yetişen nesillere yeterince anlatmamış-anlatamamış olmalarıdır.

Çerkesya’dan gelen birinci nesiller geldikleri bu coğrafyada da, Osmanlının yıkıntısının ağırlığını aynı zamanda da başka bir varoluş savaşının içinde bulmuşlardır kendilerini. Bundan ötürüdür ki Çerkesya sürgününün anıları, gelinen yeni yerde, halka büyük yük tutan yeni acıların-kayıpların eklenmesi ile süratle eskitilmiş, halk Çerkesya direnişini ve Çerkesya da yitirdiklerini yeni kuşaklara anlatmakta tembelleşmiştir. Aslında sürgünün getirdiği dağıtılmışlık ve sefalet şartları nedeniyle buna pekte vakitleri olmamıştır.

Osmanlının yıkımı ve peşine kurulan Türkiye’nin kurulması aşamasında cereyan eden savaşlarda sürgün Çerkeslerinin ilk nesilleri de büyük kayıplara uğramışlardır.

Bunun diğer bir şekli ise değişen rejimde, eskinin değerlerine, tarihine yönelen bastırmaya ve yok saymaya harcanan olağan üstü devlet çabasıdır. Yeninin sürekli kutsanması eskinin dışlanması sonucunda sadece Çerkesler değil bu coğrafyanın hemen tüm halkları geçmiş anlamlandırmada bugün epeyi zorluk çekmektedir.

Bugün anısına abideler yapılan, her yıl gezi turları düzenlenen Çanakkale savaşları bile 1980'lere kadar üzerinde oturulup düşülünen, anıtlar dikilen olaylardan değildi. Keza Sarıkamış vakası bile üzerinden 50 yıla yakın bir süre geçtikten sonra ancak 1960’larda resmen tanınmıştır. Okul kitaplarında ise yakın geçmişin acıları; birinci dünya harbinde müttefikimiz olan Almanlar yenildiği için bizde yenik sayıldık türünden saçmalıklarla geçiştirilmiştir. Osmanlının yıkılışı dış güçlerin işi ise de, tarihten silinmesi iç güçlerin başarısıdır.

Çerkeslerin bu coğrafyada varlığının ana kaynağı şüphesiz 21 Mayıs 1864Çerkes Sürgünüdür.

Bu konuya Kafkas Sürgünü ve benzeri genel pencerelerden bakmaya çalışmak Çerkes halkının geçmişte yaşadığı acılara saygısızlık, Çerkeslerin vatanlarını savunmadaki mücadelesini hiçe saymakla eş anlamlıdır.

Çünkü Çerkesler vatanlarını ve özgürlüklerini savundukları savaşları doğrudan ne Osmanlı, İngiliz desteği nede diğer herhangi bir Kafkas halkı ile birlikte ircaa etmediler, yalnız başlarına işgale karşı koydular.

Bugün eğer 21 Mayıs Sürgünü anılacaksa bu ‘’Çerkes Sürgünü’’ şeklinde anılmalıdır.

Türkiye de kendini sürgün olarak nitelendiren başka bir Kafkas Halkı ?! var ise, onlarda kendi sürgün anma programlarını kendilerince icra etmelidir. Fakat bilinmelidir ki, Türkiye de Çerkesya harici sürgün gören başka bir millet yoktur.

Diasporada hem Sürgünlerin hem de Göçmenlerin var olduğunun ayırdına inmek, Sürgün Çerkeslerin varoluş davalarında, ileri ki aşamalarda, özellikle uluslar arası hukuk mücadelesinde faydası görülecek bir gelişmedir.


DÖNÜŞ MÜ? KALIŞ MI?

Elbette Dönüş.

Dönüş rakibi bütün programların hepsi kooperatif kalışçılıktır.

Çerkesler şartları elverdiğinde Çerkesya ya gidip yerleşmelidir. Veya yerleşmek isteyenlere destek vermelidir. Hatta Çerkes sivil toplum kuruluşları yalnızca bu yönde çalışma yapmalı, dönüşü fiiliyata dökecek soylu ve sorumlu organizasyonlar kurmalıdır. Kültürel hamallığa artık bir son verilmeli, Çerkesya için ekonomik ve siyasal mücadeleye girilmelidir.

Çerkeslerin sürgünde var oluş çabalarının nihai amacı bir gün vatanlarına geri dönebilmek düşüncesi olmalıdır. Bugün bu amacı gerçekleştirebilmek hiç kolay değil, fakat eski ideolojik kamplaşma zamanlarındaki gibi imkânsız da değildir. Yeter ki anavatan ve diaspora Çerkesleri el ele verebilsin.

Diğer düşüncelerin hepsi kalışçılık veya şartlı vatanseverlik limitindedir.

Çerkes siyasasının temsilcilerinin limoni şekline göz atmak tezimizi destekleyecektir.

Tabanın en dip ve uç kesiminde artık Çerkes defterini kapamış Turancılar yer almaktadır.

Çerkes halkının varlığını ve kimliğinin korunması gibi bir sıkıntıları yoktur. Onlara göre Kafkasya, Turan ülküsünün küçük bir parçasıdır. Kafkasya veya Çerkesler konusu, ancak detay olarak ara sıra akla geldiğinde veya Kafkasya da ki kimi grup veya halkların arada bir Rus karşıtı pozisyon almaları zamanında dillendirilir.

Yani bayramdan bayrama….

Bir üst katman Beyaz Türkler veya Milliyetçi Sol/Ulusalcılardır.

Üst egemenler gölgeler tiyatrosu; Bu gruba mensup kravatlı, eğitimli, görece kültürel birikimli ve devlet kademelerindeki çeşitli görevlerden emekli kategorisine dâhil olanların Çerkes düşün dünyasına tesir edip, biçimlendirme gayretinin ana mecrası; ‘’Bu devleti biz kurduk, şimdi kalkıp nereye gideceksiniz’’ şaşkınlığıdır.

Ama asıl vizyon; Türkiye de Türk de yoktur, merak etmeyin. Biz bu ismi devleti kurarken herkes için icat ettik, lütfen alınmayın şeklinde tercüme edilebilecek absürt yaklaşımdır.

Devamında ‘’Çerkes merkes bırakın bu işleri, sizler bizlere özenin, devletin nimetlerinden sizde yararlanın, hatta yeter ki biraz kıpırdanın da bize benzemeye çalışın, çünkü bizler, bize benzeyecek olanları himaye ilişkilerimiz çerçevesinde söz konusu nimetlerden yararlandırabiliriz, buna gücümüz var’’ şeklinde halka göz kırpan patronaj imajıdır. Türkiye’nin son yıllarda geçirdiği liberal küreselleşme atakları ile tasfiye edilmek üzeredirler, gerçekçiliklerini kaybetmişlerdir.

Dinamik kalışçılar; Bu versiyonun en kalabalık katmanı bu günün Birleşik Kafkascıları olarak gözükse de diğer büyük dernek/vakıf vb. gruplarla aralarındaki fark; ancak soğan zarı kadardır.

İdeolojik altyapı resmi, sol/ulusal beyaz Çerkeslerden beslense de, toplumsal kalabalığın alt yapısı muhafazakâr tabandan, ideolojik direktörlüğünü yürütenler ise Türk Milliyetçiliğinden emekli eski ülküdaşlardır.

Zaten bu ülke genelinde son zamanlara dek kimin neyi savunduğunun pek belli olmaması, hangi söylemin dünya literatüründe hangi anlama denk düştüğünün pek araştırılıp öğrenilmemesi neticesinde, toplumsal kalabalıklar, her şeyi halktan iyi bildiklerine emin olanlar tarafından evrilip bir nevi düşünsel mutasyona uğratılmaktadır.

Zaten ülkede uygulana gelen ve adına çağdaşlaşma denen ideolojik ithallerin ana mecrası kendine özgü bir gelişim değişim çizgisine sahip olma arzusundan çok, son kertede geçmişle bağları kopartarak toplumsal değişimi yaratma isteğidir. Burada dünya halkları tarafından benimsenen herhangi bir sosyal fikirden, literatüre geçmiş bir -izm den bahsetmek zaten mümkün değildir.

Kalışçılığa kılıf biçmek görevi bu muhafazakâr görünümlü kitlenin, birleşikliği savunan fakat hemen her yerde ayrıştırıcılık-kışkırtıcılık inşa eden Kafkas Ulusalcısı görünümündeki aydınlarının üstüne yıkılmış gözükmektedir.

İdeologları son dönem Rusya-Kafkasya perifesindeki gelişmelere bir anlam verememekle birlikte, tabana da Kafkasya da savaş harici bir gelişim sürecinin ve buna katılımın nasıl becerilebileceği konusunda bir olgu sunamamaktadır.

Kısaca özetlenecek olursa bu kitlenin manipülasyoncuları; Kafkasya da savaş zamanları, savaşın tarafı olarak Rus Düşmanlığı üzerinden kışkırtıcılık yapmak ya da değişik platformlarda Çerkeslerin Kafkasya ya dönüş konusu gündeme geldiğinde kalış için bin türlü kara propaganda ve spekülasyon yapmakla görevlerini tamamlamış sayılırlar. Haricen başka bir konuda fikir beyan etmeleri söz konusu değildir.

Kitle, bağıllarından süratle kopmakta ve esaslı bir Çerkes kimlik restorasyonu arayışına yönelmektedir. Buna karşın yönetim kesimi Çerkesya konusunda manevra yapmakta, pozisyon alma gayretindedir.

Statükocu kalışçılar; Eskinin sol tandans takınan fakat 90’larda Kafkasçılığın yaratıcı misyonunu icad edip kullanan hakim grup, ana kitle kurumu. İkizine çok benzer fakat daha sessiz ve diplomatik dilde, neredeyse tamamen kurulumuna katkı sunan Abhaz-Abhazya ya endeksli söylemlerle gündemdedir.

Zaten ikizi de bu grubun bünyesinden hayat bulmuştur. Ayrılma nedenleri yüzeyseldir.

İdeolojik değil, pratik nedenler ayrışma sebebidir. Kısaca bir arada duran beyazların birbiri yanında diğerinin renklerinin biraz griye çalmasından ibaret bir tonlama sorunları vardır. Çeçenistan konusunda pasif dışlamacı, Abhazya konusunda ise aktif sahiplenmecidir.

Kendi beyaz Kafkasyalıların Abhaz kanadının güdümündedir. Çerkesler özelinde ve Çerkesya ile ilişkilerde, ne de diasporanın var oluş nedenlerinde herhangi bir sözü ve vaadi yoktur.

Türkiye’nin demokratikleşmesi ile bu grubun kendine özel içerikteki Çerkes tanımlamasının bütün sorunları hal olmuş sayılacaktır. Kısa vadede değişim yapması imkânsızdır. Eğer ekonomik bağlamda Kafkasya ile iyi ilişkiler kuramaz ise birkaç yıl içerisinde işlevsiz kalıp dağılacaktır.

Dönüş ama sadece Çerkesya ( Adıge Federal Cumhuriyetlerine ) ya dönüş.

Dönüşün başka herhangi bir bölgeye yapılmasının teşviki Çerkes halkının geleceğine suikastla eş anlamlıdır. Abhazya veya herhangi başka bir yere Çerkes göçünün teşviki, uzun gündem teşkil eden Çerkes halkının, insani ekonomik gücünün başkaları yararına kullanılması, kullandırılması gayretinden başka bir şey değildir.

Ferdi istekler genel içeriği bağlamaz, isteyen istediği coğrafya ya gidebilir. Burada söz konusu olan, Çerkes toplumunda politik gerçeklik olarak Çerkesya harici başka bir yere göç politikasının dayatılması veya dillendirilmesinin sakıncasıdır. Çerkesya harici hiçbir yer somut olarak Çerkeslere vatan olamaz.

Çerkes siyasanının son üst çeyreğinde ise Dönüşçüler ve artık Repriyantlar vardır.

Dönüş sorunda asıl mesele finans kaynaklarının bulunarak, geri dönüş için ekonomik, sosyal hayat organizasyonlarının tasarlanıp uygulamaya geçilmesi, bunun yanında RF’nin bu konuda destek ve davetinin siyaseten sağlanması sorunudur. Son zamanlarda içerikleri tam netleşmesede RF, Çerkeslerle bu tür bir yakınlaşma içerisine girmekte, kanunlar esnetilmektedir.

Diasporada halkın en az 1/3 dönüşçüdür. Proje uygulamaları kısa vadede mümkün olmamakla birlikte önümüzdeki 5-7 yıl içerisinde önemli mesafeler alacaktır. Mesafe almadaki en büyük problem ise Kafkasya da ki yerel yönetim elitlerinin olumsuz, vurdumduymaz tutumu dolayısıyla dönüşcü kitlenin derde derman olacak şekilde RF devlet ve siyaset mekanizması ile gerektiği kadar irtibatlaşmamasıdır.


ÇERKES SİYASAL DİSİPLİNİNİNDE NİSPİ SAPMALAR

Adıge – Abhazcılık Ve Belirtisiz Nesnesi Osetçilik ile Wıbıh Denklemi

Sorunlu Çerkes kimlik tanımlamalarının içbükey denklemini Adıge-Abhazcılık ve belirtisiz nesnesi Osetçilik oluşturmaktadır. Son varyanta indirgenen ve kabul edilmiş şekli ile halka benimsetilmeye çalışılan olgunun geçerli bir tarihsel tezi mevcut değildir.

En başta göz ardı edilen, Çerkesler ile Abhaz-Osetlerin arasında, Abhazlar ile Osetlerin kendi aralarında Kafkasya kıta sahanlığında ki mevcut coğrafi-fiziki uzaklıkları, dini-siyasi eğilimlerinin tarihsel dönemler de birbirinden faklı geçirdikleri aşamalarına değinilmeksizin geliştirilen teoriler, rasyonellikten öte RF nezdinde katma değerli pratik iş birliğinin son bir gayretle teoriye götürülmesinin bir sonucudur.

Kafkas diasporasının Türkiye siyasal sisteminde var olması sorunu ve paralelinde de Kafkasya da kalan Çerkes ve Abhaz nüfusun var olma şartlarındaki benzerlikler halkların politik temsilcilerini zorunlu bir dayanışma içerisine sürüklemiştir denilebilir.

Şöyle ki, Kafkasya ayağında kalan Çerkesler, SSCB nin çöküşü arifesinde Rusya sınırları dışında yer almakla birlikte, Rusya nın nüfuz bölgesinde yer alan Abhazya’nın-G.Osetya’nın, Gürcistan ile olan egemenlik sorunlarına Rusya nın müdahale isteğine paralel davranarak, hatta Rusya’nın müdahalesi için zemin oluşturarak, kendi var oluş sorunlarının bölgede RF için yarattığı tehlikeleri, Abhazya-Osetya meselelerinde Rusya ya verdikleri açık destek ile dengelemişlerdir. Bu çalkantılı dönemde konumlarını koruma gayretinde başarıya ulaşmış gözükmektedirler.

Rusya ya verilen mesaj açıktır. Ayrıca Rusya’ya verilen ‘’birlikteyiz’’ mesajı, iç işlerde ona sorun çıkartmama garantisini de içermektedir. Fakat Rusya nın tahminlerden öte müdahil olarak Abhazya’yı görece özgürleştirmesi, Çerkeslerinde RF sınırları içerisinde kalmak kaydıyla kendi iç mevzuatında bazı düzenlemelere gitmesine imkan sağlar maiyettedir.

Çerkesyanın kurulması talepleri Çerkeslerin, Rusya’nın insafa geleceğine olan inançla dondurucudan çıkartılan ulusal kaygı içeren sorunların gelişim vaadini sunmaktadır.

Merkez ile güven bunalımını Abhazya üzerinden aşan Çerkeslerin bundan sonra sorunlarını çözmede asıl itici güçleri merkezin bölge temsilcileri ve komşu halklar ile olan hesaplaşmaları şeklinde gözükecektir.

Diasporada ise sorun daha tekniktir. Fakat son zamanlarda büyük dernek grubunun Çerkesliği Adıge-Abhaz-Oset şekline indirgemesi ve toplu organizasyonlarında bu üç halkın bayrağını açmasının nedeni Rusya ile ekonomik işbirliği arayışının bir göstergesi, aynı zamanda Türkiye içinde geçmişten gelen organik, feodal, hiyerarşik, birbirini destekleyen bürokratik eğilimin mevcudunun resmen ilan edilmesinden başka bir şey de değildir.

Wıbıh sorunu. Çerkeslerin diaspora ayağının, üzerinde en az konuşulan fakat en can sıkıcı sorunudur. Wıbıhler Çerkes halkının ve Çerkesyanın ezeli bir parçası olmakla birlikte, 90’lardan itibaren kimi Wıbıh kökenli kanaat önderlerinin yoğun çabalarıyla kısmen de olsa Çerkes tanımlama grafiğinden çıkartılmaya uğraşıldı. Bunu yerine ‘’Abhazlarla çok yakın şeklinde ‘’ girizgahı olan ayrı bir Wubıh kimliği inşa edilmesi gündeme geldi. Wubıhler eğer Abhazlarla çok yakın iseler neden hep Çerkesce konuşmaktalar acaba?

İlginç olanı bu zorlamayı yapanların, bir yandan bütün Kafkas halkları arasında birleşmeyi bütünleşmeyi savunmaları, öte yandan aynı çatı altında savundukları görüşlerle taban tabana zıt şekilde Çerkes (Adıge) kimliğine karşı gizli parçalama gayretidir.

Abhazya’nın, Çerkes Wıbıh’lara kolay vatandaşlık edindirmesi ise bu yolda gidenlerin artık temel resmi dayanağı olmuştur. Aslında bu imtiyazın kaynağı, bu günkü Abhazya’nın 1/3 kesimi olan kuzey bölgesinin Çerkes sürgününden çok sonra 1939 da Abhazya sınırlarına dahil edilmesidir.

Yani bu bölge aslında zaten Wubıh Çerkeslerinin toprağıdır, Çerkesyanın sürgün ile doğal nüfusundan arındırılan güneydeki bir kesimidir.

Wıbıh Adıgeleri sorununda alınan mesafenin bir yönü ile Kabardey Adıgelerine de uyarlanmak istenmekte, bunun açık işaretleri görülmektedir. Çerkesler politika bilmezliklerinden olsa gerek, Wıbıhları kendinden kopartmak isteyenlerin işlettiği siyasi sürece karşı doyurucu bir cevap verememişse de, aynı oyunun Kabardeyler ayağında sahnelenmesine bu defa gerektiği şekilde karşı koymaya hazırdırlar.


ÖTEKİLEŞTİRME Mİ? KENDİNE YABANCILAŞMA MI?

Bireylerin kendi arasındaki ilişkilerinden itibaren, toplumlar ve devletlerarası ilişkilere varıncaya dek, insanı ilgilendiren hemen tüm ilişki biçimlerinde temel hareket noktası saygı ve tanınma isteğidir. Adalet ve kamu duygusu gibi politik erdemlerin kaynağında da bu tanınma ihtiyacı psikolojisi ile kabul görme isteği yatar. Çerkeslerin bir bütün olarak dünya halkları tarafından tanınıp, saygı duyulmayı istemesi, Çerkeslerin komşularını ezmeye veya onları ötekileştirmeye çalıştıkları anlamına gelmez. Bunu böyle sananlar sadece aptallar ile Çerkesleri tek bir millet olarak görmek istemeyen sinsi Çerkes düşmanlarıdır.

Birilerini veya bütünün bir kısmı ötekileştirebilmek için evvela, zamanın belirli bir kesiti boyunca o diğerleri ile ortak bir payda da bir arada bulunmanız gerekir, eğer bu yoksa veya net değilse, şu an ki zaman kıstasında, yönetim veya temsiliyet olarak hâkim unsur olarak sizin olmanız gerekmektedir.

Ancak ondan sonradır ki siz, yasalarınız, yönetmeliklerinizin veya bu zamana kadar süregelen iç dinamiklerinizin aksinde birilerini ‘’öteki’’ilan ederek dışlamaya ve/veya kendinizi ayrıştırmaya soyunabilirsiniz.

Yasalarınız öyle olmaması gerektiğini yazdığı halde, siz yasalarınızın tam tersi istikamette, karşınızda bir öteki yaratma gayreti gösteriyorsanız bu durumda, ötekileştirmeye meylettiğiniz anlamına gelir.

Örnek olarak; Kendinizi sosyal-hukuk devleti olarak yaşadığınız halde, toplumunuzun bir kısmının, kılık kıyafet yüzünden yüksek öğretim hakkından mahrum bırakmanız, o grubu ötekileştirme gayretinizin bir soncudur. Hâlbuki yasalarınız herkesin eşit eğitim alma hakkı olduğunu, diğer bir değişle, eğitim hakkının kısıtlanamayacağından bahseder. Sosyal-hukuk devleti şu beş şeyi tüm vatandaşlarına eşit şekilde sunmak zorundadır. Eğitim, Sağlık, Güvenlik, Adalet, Seçme ve Seçilme hakkı…

İkincisi, eğer türdeş olmayan fakat benzer nitelikleri paylaştığınızı düşündüklerinizle, gelecek hedefi somut belirlenmemiş bir bağıntınız varsa buna zaten özdeşleşme denemez.

O halde günün şartlarının gereği, herkesin kendi geleceğine koşma ihtiyacı belirdiğinde, birbirinize veda etmek, diğerini ötekileştirmek anlamına gelmez.

Yani bir düğün için gece toplanmışsanız, yemiş içmiş eğlenmişseniz saatler ilerleyip düğün bittiğin de, artık sahnede dans ettiğiniz herkesle akraba olmuş sayılmazsınız.

Gözyaşı dökmeye gerek yoktur. Tatlı anılar gecenin serinliğinde bir süre daha ısıtır sizi üzülmeyin...

Çerkesler diğer Kafkas halkları ile geçmişte bir defa olsun ortak bir anayasal dilde anlaşmamışlardır.

Çerkesler var olduğu kabul edilen soyut tanımlamalara dayanarak, geleceklerini güven altında olduğunu göremedikleri için, kendi kaderlerini kendileri birleştirmek durumundadırlar. Öncelik sıralamasını da kendileri belirleyecektir. Bu Kafkasya da komşu halklarla, özellikle kötü ilişkilere sebebiyet vermeyeceği gibi, yaşantıda diasporada ki Kafkas kökenli diğer halklarla mücadele edileceği anlamını da içermez.

Bu programa ötekileştirme babında karşı çıkanlar Çerkeslerden önce; Kafkas adına kurulmuş sivil toplum kuruluşlarından ayrılarak kendi kurumlarını kuran diğer halkların temsilcilerine karşı çıkmalıdırlar.

Zira Türkiye de her türden ayrışmayı Çerkesler değil, diğer halklar başlatmıştır.

Bir diğer down sendromlu davranış ise; Çerkes temsiliyetinin, ana kitle Çerkesler olarak yeniden temellendirilmesine verilen amaçsız tepkilerdir.

Türkiye deki mevcutlarının Adıge veya Çerkes ismi ile değiştirilmesi tartışılan derneklerin, bu yola girmesine sitem edenlerin savunmaları ilginçtir. Olmayan Çerkes şovenizminden şikâyete tutunda, mikro milliyetçilik yaftalamasına kadar bir dizi karalama kampanyası halen yürürlüktedir.

En tirajı komikler ise; ‘’benim yarım Abhaz, yarım Çerkes ben ne yapacağım şimdi’’ diyenlerdir.

On yıllardır var olan Abhaz derneğine nasıl gidiyorsan, yeni kurulan Çerkes derneğine de öyle gidersin, demekten başka çare yoktur.! Bir de RF nin Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinde halen süren idari savaşlara diaspora Çerkeslerinden bazılarının zaman zaman verdiği tepkiye, ‘’benim yarım Karaçay, yarım Çerkes benim için sözün bittiği yer burasıdır’’ türünden saçmalama örneklerine veya aynı konu öznesinde bu kardeş kavgasıdır diyerek Çerkes toplumunu pasifize etme gayretindeki kimi dernekçi söylemlerin sahiplerine ise akıl, mantık, izan çizgisinde cevap vermek gerçekten zordur.

Kafkasya da ki hemen her milletin, hemen her sorununda söz ebeliği yapan veya hemen her çatışma alanının üzerinde esip gürleyenler, iş gerçekçi mücadeleye gelip dayandığında, söz Çerkeslerin Çerkesya da bir arada yaşama gerekliliğine gelindiğinde, taşeron maskeleri artık işe yaramaz şekilde düşmekte, olup bitenleri soyut tanımlamalarla kendilerince geçiştirmeye çalışmaktadırlar.

Türkiye de izlenen tasfiye süreçlerinin sonunda yakın gelecekte olacak gelişmeler bu simaların ardındaki gerçekleri daha net ve apaçık görmemizi sağlayacaktır. Çerkesler özelinde bunca hengameye neden olan psikolojik mücadele çalışmalarının varmak istediği tek sonuç Çerkes halkının kendine yabancılaşmasının sağlanmasından başka bir şey değildir.

Ulusal kimlik içe dönük bir olgu değil, dışa dönük bir simgedir. Dış dünya ya verdiğimiz bir mesaj, bizim dışımızda olup bitene vereceğimiz derli toplu bir tepki, dışarıdakine kendimizi fark ettirdiğimiz, kabul ettirdiğimiz, anlattığımız bir nüanstır.

Çerkeslerin başkalarını ötekileştirme gücü ve isteği zaten yoktur.

Ancak kendilerini ‘’yenileme gücü’’ ve ‘’yetkisi’’ vardır.

Ve bunu bütün engelleme çabalarına rağmen kullanacaklardır.

Devam edecek….

Hatko Vural
cherkessia.net

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 Ä°leti baÅŸlığı: Re: KIRILMA NOKTALARIMIZ VE RESTORASYON SÜRECİ
İletiTarih: Cmt Eyl 18, 2010 10:13 am 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19670
Konum: MUDAREY-Гъубжь
Kırılma Noktalarımız ve Restorasyon Süreci (3)

GEÇMİŞ Mİ? AN MI? GELECEK Mİ?

Geçmişteki kırılmaların geleceğe sarkan ve geleceğin önünü tıkayan arızalı halleri ile buna bağlı kanaat önderlerinin akıl tutulmaları giderilmeli. Daha akıcı ve zamanın ruhuna uygun yapılanmalara gidilmeli.

İkinci dünya savaşı akabinde gelişen soğuk savaş zaman dilimi (1945–1991) bütün dünya haklarının gelişim yönlerinde bir dizi duraklamaya yol açtı. Sanayi devrimini izleyen, ulusal devletleşme, modernite, kapitalizm, emperyalizm vb. süreçlerin ilerlemesi soğuk savaş ile durdu.

Batının maddi olarak kesin üstünlüğü artık anlaşıldığında ise insanlığın ilerleme ve gelişme süreci yenilenerek yola tekrar koyuldu. Postmodern zamanlar denilen 21nci yüzyılın eşiğinde yaşıyoruz, bu zamana kadar hemen hemen hep batının oluşturup yazdığı bir tarihin sosyal nesneleri olarak kaldık.

Batı medeniyetinin bir parçası olan Rus Çarlığının, Çerkesya ve Kafkasya’yı işgali ile yok oluşun eşiğinde tarihi bir kırılma yaşadık. Uzun süre bu kırık geçmişimiz bizlere ayak bağı oldu, çünkü tarihi olayların kurbanı olarak hala bizi kurban edenlerin yazdığı tarih diliminde mücadele etmek zorunluluğundaydık.

Yani soğuk savaş diliminde kimse Çerkes sorunu için birbirinin hatırını kırmaz, Çerkeslerin de örgütlü olarak, gerek içinde yaşadıkları ülkelerin sosyal politik çalkantıları nedeniyle, gerek halkın fazla uyartılmış korkuları, gerekse resmi ideolojinin insani değerlerin tepesine binip ezdiği yıllarda bir varlık göstermeleri hayal olurdu.

Geleceğin ahlâki, liberal ve demokratik bir politik pratik için hep yeni tehditler getirmesine o kadar alıştırıldık ki, halkımız hakkında iyi haberlerin bile zor farkına varıyorduk.

Zaman artık değişti ve adına Küreselleşme denen postmodern devir başladı.

Bu günce, Çerkesler gibi parçalanmış halklar için siyasi,ekonomik, kültürel her alanda parçaları birleştirmek ve birbiri ile irtibatlaşabilme açısından çok önemli imkanlar sunuyor.

Anayurtta toplanma ulusal haklar ve uluslar arası hukukun lehimize çevrilebilecek olanaklarında faydalanmayı bilmek zorundayız. Ayrıca kitleselleşmenin önünü açan iletişim sektöründeki gelişmeler, ana akım düşünce hareketlerini süratle dünyanın merkez ülkelerine taşıyabiliyor, genel demokrasi ve özgürlük savunucularının mensubu oldukları ülkenin siyasal iktidarlar baskı unsuru olarak devreye sokulmasında çok etkili olabiliyor.

Yapmamız gereken geçmişimizi unutmadan, yaşadığımız anda attığımız her adımı gelecekte daha iyi ve bir arada yaşamak için atalım.

Geçmiş olmadan kendimiz hakkında anlam üretmez isek de, kendimizi tanımlayamaz olsak da, geçmişle hesaplaşmamızı bitirmeli, hayati hatalarımızı kabul etmeli, eksikliklerimizi tespit edip bu yüzyılda bari gidermeliyiz. Bunları ne mağdur, ne de mağrur psikolojisine sarılarak yapmalıyız. İkisi bir arada olacak şekilde, alabildiğince gerçekçi ve masallardan efsanelerden kimi dengesizlerin uydurmalarından uzakta geleceğimizi ve var oluşumuzu garanti edecek yöntemler üzerinde çalışarak, kendimizi kaybedilmiş geçmişimizden kurtararak, yeni bir geleceğe hep birlikte hazırlamalıyız. Artık kimse onun bunun yazdığı bir tarihin konusu olmak istemiyor, kendi çizdiği haritanın öznesi olarak yaşamak istiyor.

Bunu istemeyenler ise diğer büyük parça tarafından gönüllü olarak yutulacak olanlar, ya da eski meşrepte devam ederek büyük güçlerin desteğinde halka Rus düşmanlığı tesisinde devam edecek olanlardır.

Tarihin bize zannettirildiği gibi bağlantılı ve anlaşılabilir bir süreç olması hiç gerekmez ve bizim tarihin amaca yönelik bir gidişi olduğunu temellendirme yolundaki ilk denememiz Çerkesya fikridir.


DİN Mİ? / GELENEK Mİ?

Geçmişte Çerkeslerin İslami toplum düzenine ve şeriat hükümlerine yaklaşımları kabilelere göre farklılık gösteriyordu. Aristokratik düzenin kesin kez hâkim olduğu Kabardey Çerkeslerinde, Rus kanunları gelinceye kadar şeriat hükümleri geçerliydi. Prens ve soylular koyu şeriat taraftarıydılar. Çünkü şeriat mahkemeleri onların idaresi altındaydı ve şeriat hükümleri onların çıkarlarını koruyordu.

Nispeten demokratik toplum düzenine sahip olduğu iddia edilen Çerkes kabilelerinde ise soylular eski geleneksel düzeni savunuyor ve 1796 iç savaşından sonra kaybetmekte oldukları sınıf ayrıcalıklarını korumaya çalışıyorlardı. Oysa bu bölgelerde zenginleşmiş hür köylü tabakası şeriatı destekliyor, İslam sayesinde eski prens ve soyluların hâkimiyetini tamamen bitirebilmeyi umuyorlardı. İste bu ikili yapı ve sosyal dengenin bozulması yıllarca Çerkesya’yı dalgalandırmış, toplumun dayanışma ve milli bütünleşme düşüncesi edinmesine engel olmuştur.

Günümüzde ise Çeçenistan savaşları sonucunda Kafkasyanın doğusunda olduğu gibi Çerkesya bölgelerinde de radikal İslam’ın yerleşeceği ve toplumsal soruna yol açacağı zannedilmişti. Çeçenistan anayasasını feshederek Çeçen devletinin teorik varlığını ortada kaldıran, mücadeleyi daha üst boyutta dini sınırda devam ettirmeyi amaçlayan, vahabilerden ciddi ideolojik- maddi destek aldığı bilinen Kafkasya İmameti savunucuları, Kafkas halklarının kültürel pozisyonlarını, sosyal yaşam tarzlarını görmezden gelip, demokratik dış dünyanın radikalizme duyduğu tepkiyi dikkate almadıkları için mücadelelerinde yalnız kalmışlardır. Bunun böyle olması, RF içindeki Rus milliyetçisi kanadında gayet işine gelmektedir.

Bölgenin İslami mevkisi Çeçen veya Dağıstan ekolüne bırakılmamalıdır. Son zamanlarda Çerkesya cumhuriyetlerinde İslami yapıyı düzenleyecek yatırımlar yapılması sevindiricidir. Din olgusu en nihayetinde toplumsal ve ferdi vicdan meselesidir. Bütün dinler sadece Allah ile kul arasında olmayıp, sosyal ve siyasal organizasyonlar olarak karşımıza çıkarlar. Sorun, kaynağında bu organize dinamik yapılanma türlerinin toplumsal hayat içerisinde kendilerine yer bulamamsı nedeniyle aşırılığa kayma tehlikesidir.

Çerkes federal cumhuriyetlerinde dini hareketlenmeler, sadece Çerkesler için değil, Rus ve Kazaklar içinde söz konusudur. Adıgey de sağa sola dikilen haçlar ve bunları engelleyenler karşıt dini gruplar olarak karşı karşıya gelmemelidir. Çerkes federal cumhuriyetleri yöneticileri her dini inanışın şimdikinden daha rahat bir şekilde yaşama dahil olmasının ve kendini ifade etmesinin önünü açmalıdır.

Bazılarına göre din ve gelenek birbirine rakip pozisyonda değerlendirilse de Çerkes yaşantısında bu iki süper gücün birbiri önüne dikilmeleri sadece birkaç münferit durumlarda geçerlidir. Din ve gelenek birbirini tamamlayan aynı zamanda birbirinin aşırılıklarını törpüleyen iki ayrı toplumsal mekanizmadır. Birinin diğerine yeğ tutulamayacağı açıktır.

RESTORASYON SÜRECİ VE MİMARİSİ

Eğer ilki ekilmezse ikincisi biçilmez; sonuçlar sebeplere tabiidir.

Gerek diasporada gerekse anayurtta yaşayan ve depolitize durumda tutulan Çerkeslerin bu durumu artık sürdürülebilir değildir. Statükocuların, Çerkes kimliğinin ve onun sorunlarının siyasallaşması karşıtlarının bin bir atakla kasten elini kolunu bağladığı sivil toplum kuruluşlarının varlığının rahatlatıcı etkisinin giderek zayıflaması, nesiller arasında kültürel kesintiye sebep olduğu gibi, güncel sorunlar, kimlik erozyonu ve buna paralel giden gelecek kaygısı arasında sıkışan gerilimler aslında bir fay hattı işlevinde çalışarak bugünkü Çerkes toplumundaki sarsıntıların hem sebebi, hem de habercisi oldu.

Çerkeslik çözüm ihtiyacına yönelen bir siyasetin aktif edildiği bir ortamı bünyesinde hiç barındıramadı.

Ben kimim sorusunu kendine hiç sormamış, bu yüzden kendi düşünce tarihinden kopmuş, ayrıca herhangi bir düşünce disiplininden de nasibini almamış, böylelikle kendini ilgilendiren sorunlara bakışında başkaları tarafından önerilen kavramları kullanmaya alıştırılmış çaresiz bir durumdan bugünlere gelebildik.

Fakat önemli olan amatörce risk alarak gelip geçici işlerle toplumsal durumu dalgalandırmak değil, doğru tanımlar üstünde uzlaşarak gelecek için doğru refleksleri geliştirebilmektir. Anlık tepkisel duruşlardan çok zamana yayılan programlardan söz etmek gereklidir. Eğer Çerkesya, fikri olarak kendisini bir toplumsal hareket kategorisinde tanımlıyorsa, buna uygun projelendirmeleri zaman-fayda ekseninde yapmak zorundadır.

Restorasyon, asıl olanın aslına sadık kalınarak önce durum tespitinden geçirilip, verilerin sistemin sağlıklı bir şekilde ilerlemesini mümkün kılacak yenileştirmeleri de bünyesine dâhil etmesi anlamında kullanılmıştır.

Çerkesler olarak artık açık kapıları omuzlama türünden sapmalara kaymamak, bu çözümsüzlüğe meydan vermemek gerekir. Önümüzde, bu zamana kadar hiç olmamış bir dizi imkânlar silsilesi uzanmaktadır., Tarihin yeniden oynanması, bölgelerin yeniden şekillendirilme teşebbüsleri iletişim ve nakil maliyetlerindeki ucuzlamanın bir yansımasıdır.

Temsil mekanizmasındaki restorasyon, Çerkes kimliğinin açık ve net olarak tarihi-sosyal-siyasal bir özne olduğuna atfen değiştirilmelidir. Halihazırda mevcut dernek,vakıf vb. kuruluşların kendi bünyelerindeki tutucu çelişkiler ve dışa bağımlı çıkar ilişkileri neticesinde kısa vadede değişemeyeceği açıkça görülmüştür. Çerkesya fikrini savunanlara düşen, toplumsal toparlanma adına anayurttaki sivil toplum kuruluşlarının temsilcisi olarak diasporaya yeni yapılar kazandırmak durumundadır. İleriki zaman eşiğinde değişimin tutarlığı esasına göre eski kuruluşların revizyonuna daha rahat gidilebilir.

Demografik restorasyon, Çerkes halkının yok olma sürecini durdurabilecek en önemli faktördür. Çerkes federal bölgelerine nüfus transferinde diasporadan planlı bir girişim şimdiye kadar olmamıştır. Bunu yapabilecek yegane güç RF devleti ve anayurt yönetimleridir. Bunlarla ilişki kuvvetlendirilerek ihtiyaca cevap verecek düzeyde ama kalıcı projeler üretilebilir. Her türden barışçıl nüfus hareketinin temelinde ekonomi yatmaktadır. Üretim ve istihdam açısından sermaye birikimi, ne kadar önemli ise, sermaye birikimi açısından da ticari faaliyetler o kadar önemlidir. Ortadoğu coğrafyasında var olan Çerkes kökenli ticari figürlerin birbirine irtibatlanmaya çalışılması ile işe başlanabilir.

Kültürün özü olan, ister soyut isterse somut olsun bizi ilgilendiren her şeye bir anlam vermekten ibaret olan simgesel restorasyon zaten başarılı bir şekilde devam etmektedir. Çerkesliği işaret eden figürler her kanalda dolaşıma sokulmuştur. Örnek olarak son 21 Mayıs Taksim mitinginde kullanılan tarihi Çerkes bayrağı her kesimden insanımızı derinden etkilemiştir.

İdeolojik restorasyonun ana amacı dönüş ve Çerkesya fikri olmalıdır. Coğrafi veya sosyopolitik gerçekler ile bunları yorumlayarak görüş ve davranış geliştiren karar alıcılar arasında dinamik bir ilişki vardır. İdeolojiler, karar alıcıların algılarını etkileyen diğer faktörler –örneğin tarih– gibi mevcut gerçekliğin öznel olarak algılanmasını etkiler.

Yani karar alıcılar eldekini yanlışta olsa, koşullu olarak tam gerçekliğe tekabül eden bir biçimdeymişçesine algılayabilir. İdeolojilerin bu işlevi, amaca yönelik davranışlara yol açmak ve politik anlamda bu değerlere göre hedefler ortaya koymaktır.

Şimdiye kadar algıda seçici olamama durumları veya algıdaki yetersizlik nedeni ile, belirleyici nitelikleri ile değil de sadece yüzeysel vurgulamaları ile yarım yamalak savunula gelen; Kafkasyacılık, Adıge-Abhaz-Osetcilik vb. gibi kendi içinde sığ ve kısmen tutarlı doktiriner yaklaşımlar tamamen terk edilmelidir. Yerine tabiî ki Çerkes halkının tarihi özlemini ve gelecek kaygısını gidermede en üstünü olan Çerkesya fikri yer almalıdır.

Sonuç itibariyle de, kişinin ne istediği konusu, kim olduğu ile çok yakından ilgilidir.

Sen kimsin sorusuna verdikleri cevaplarla kendilerinden başka hiç kimseyi ikna edemeyen bir yığın insanın ezberleri, Çerkeslerin her türlü sosyal, politik ve hatta ekonomik sorununda tekrar karşımıza çıkıyor.

Çünkü geleceği kurmak veya kurtarmak kültürün değil siyasetin ilgisi içerisindedir.

Değişik halklar ile kültürel yakınlıklarla vurgu yapılarak toplum kimliğini basite indirgemek veya kültürel kimlik ile yetinilmesini öğütlemek Çerkeslerin sorunlarını çözmeye yetmemektedir. Kaldı ki çok zorlanıldığı taktirde herkesi herkese benzetmek pek ala mümkündür. Fakat her şeye benzetilen sonunda hiçbir şeye benzemez olup çıkmaktadır.

Çerkesler ise kendilerini özne-aktör-asıl olarak tanımlamadıkları müddetçe, kendi ilgilerini/menfaatlerini koruma adına rasyonel bir biçimde düşünmeleri ve rasyonel davranışlar sergileyebilmeleri mümkün olamaz. Buradan hareketle, ilgi/menfaat merkezli politika ile kimlik arasındaki bağın süratle yenilenmesi gerekmektedir.

Günümüz dünyası küresel hareket karakteri taşıyan liberal ekonomi politikalarının uygulanması çağını yaşamaktadır. Liberalizmin parçalanmış halkların derdine deva olacak türden garantici toplumsal bir yanı olmamakla birlikte, sınırları esnetmesi ve ilişkiler ağını sınırsız biçimde yeniden tasniflemesi cenderede tutulan halklar için umut kaynağıdır.

Liberalizm bir zamanlar milliyetçilikle el ele vererek sosyalizmi yıkmıştı, ama şimdiki ana hedefi tutucu milliyetçiliktir. Kapalı devre klasik milliyetçi söylemlerin batağına hiçbir şekilde kapılmadan, küresel işbirliği imkânlarından halkımız menfaatine azami ölçüde yararlanmak umudumuzdur.

Ama insan yalnızca ekonomik bir varlık olmadığı için tarihin saf ekonomik yorumları eksik ve yetersizdir. Bunlar özellikle bizim niçin demokrat olduğumuzu, yani halk egemenliği ilkesini ve insan hakları için hukuk devleti usulleri çerçevesindeki garantileri niçin savunduğumuzu açıklayamazlar.

Tarım toplumlarındaki feodal yapının yerini sanayi toplumlarındaki iş bölümü ve uzmanlaşmaya dayalı farklı sosyal yapıya bıraktığında beridir insanlar arasında işbirliği ilişkileri gelişmiştir. Bizlerde gerek anayurtta gerek onun diasporasında yaşayan insanlarımızın kendilerini güvende ve huzurlu hissettikleri bir yaşama kavuşmaları için söylenecek sözlere, yapılacak işlere, eklemelere ve önerilere daima açık ve katılımcı ruhunda olmak durumundayız.

Restorasyon süreci kendine özgü ritim ve işlemlerle tıkır tıkır işlemektedir. Bazen yoğunlaşan stresten bunalıp dayanamayanlar, sorumluluk ahlakı yeterince gelişmemiş olup ta yarı yoldan dönenler her davada illaki olmuş ve olacaktır, fakat Jan Guape’nin bir şiirinde dediği gibi ‘’sonunda biz güleceğiz sevgimizle büyüyeceğiz…’’


Not: 1-2-3 olarak bölümlendirdiğim yazılarımda yararlandığım kaynakçalar: S.Huntington – Medeniyetler Çatışması, O.Sevaioğlu – Hazar Bölgesi Çalışması, F. Fukuyama – Tarihin Sonu ve Son İnsan, E. Aygün – İslamiyet ve Kafkasya İncelemesi, G.Lyves – Coğrafya Savaşı


Hatko Vural
cherkessia.net

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 3 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi deÄŸiÅŸtiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  
cron

Cerkez Muzikleri - Kafkasya - Cerkez - Google - Cerkez isimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Circassain - Cerkes.Net - Adigece Sozluk - Video - Sohbet - Cerkez Tavugu

Haberler Haberler Site haritası Site haritası SitemapIndex SitemapIndex RSS besleme RSS besleme Kanal listesi Kanal listesi
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
[ Time : 3.966s | 11 Queries | GZIP : On ]


Sitemizin hicbir kurum ve kurulusla iliskisi bulunmamaktadir.