Kırılma Noktalarımız ve Restorasyon Süreci (2) SÜRGÜN MÜ? / GÖÇMEN Mİ? Elbette Çerkesler Sürgün bir halktır.
Önceleri Çerkesler özelinde bu sorunun belirli bir cevabı yoktu. Bunun en önemli nedeni ise Çerkes aydınlarının sürgün oluncaya dek halkın geçirdiği süreçleri, yeni yetişen nesillere yeterince anlatmamış-anlatamamış olmalarıdır.
Çerkesya’dan gelen birinci nesiller geldikleri bu coğrafyada da, Osmanlının yıkıntısının ağırlığını aynı zamanda da başka bir varoluş savaşının içinde bulmuşlardır kendilerini. Bundan ötürüdür ki Çerkesya sürgününün anıları, gelinen yeni yerde, halka büyük yük tutan yeni acıların-kayıpların eklenmesi ile süratle eskitilmiş, halk Çerkesya direnişini ve Çerkesya da yitirdiklerini yeni kuşaklara anlatmakta tembelleşmiştir. Aslında sürgünün getirdiği dağıtılmışlık ve sefalet şartları nedeniyle buna pekte vakitleri olmamıştır.
Osmanlının yıkımı ve peşine kurulan Türkiye’nin kurulması aşamasında cereyan eden savaşlarda sürgün
Çerkeslerinin ilk nesilleri de büyük kayıplara uğramışlardır.
Bunun diÄŸer bir ÅŸekli ise
değişen rejimde, eskinin değerlerine, tarihine yönelen bastırmaya ve yok saymaya harcanan olağan üstü devlet çabasıdır. Yeninin sürekli kutsanması eskinin dışlanması sonucunda sadece Çerkesler değil bu coğrafyanın hemen tüm halkları geçmiş anlamlandırmada bugün epeyi zorluk çekmektedir.
Bugün anısına abideler yapılan, her yıl gezi turları düzenlenen Çanakkale savaşları bile 1980'lere kadar üzerinde oturulup düşülünen, anıtlar dikilen olaylardan değildi. Keza Sarıkamış vakası bile üzerinden 50 yıla yakın bir süre geçtikten sonra ancak 1960’larda resmen tanınmıştır. Okul kitaplarında ise yakın geçmişin acıları; birinci dünya harbinde müttefikimiz olan Almanlar yenildiği için bizde yenik sayıldık türünden saçmalıklarla geçiştirilmiştir. Osmanlının yıkılışı dış güçlerin işi ise de, tarihten silinmesi iç güçlerin başarısıdır.
Çerkeslerin bu coğrafyada varlığının ana kaynağı şüphesiz
21 Mayıs 1864Çerkes Sürgünüdür.
Bu konuya Kafkas Sürgünü ve benzeri genel pencerelerden bakmaya çalışmak Çerkes halkının geçmişte yaşadığı acılara saygısızlık, Çerkeslerin vatanlarını savunmadaki mücadelesini hiçe saymakla eş anlamlıdır.
Çünkü Çerkesler vatanlarını ve özgürlüklerini savundukları savaşları doğrudan ne Osmanlı, İngiliz desteği nede diğer herhangi bir Kafkas halkı ile birlikte ircaa etmediler,
yalnız başlarına işgale karşı koydular.
Bugün eğer 21 Mayıs Sürgünü anılacaksa bu ‘’
Çerkes Sürgünü’’ şeklinde anılmalıdır.
Türkiye de kendini sürgün olarak nitelendiren başka bir Kafkas Halkı ?! var ise, onlarda kendi sürgün anma programlarını kendilerince icra etmelidir. Fakat bilinmelidir ki,
Türkiye de Çerkesya harici sürgün gören başka bir millet yoktur.
Diasporada hem Sürgünlerin hem de Göçmenlerin var olduğunun ayırdına inmek, Sürgün Çerkeslerin varoluş davalarında, ileri ki aşamalarda, özellikle uluslar arası hukuk mücadelesinde faydası görülecek bir gelişmedir.
DÖNÜŞ MÜ? KALIŞ MI? Elbette Dönüş.
Dönüş rakibi bütün programların hepsi kooperatif kalışçılıktır.
Çerkesler şartları elverdiğinde Çerkesya ya gidip yerleşmelidir. Veya yerleşmek isteyenlere destek vermelidir. Hatta Çerkes sivil toplum kuruluşları yalnızca bu yönde çalışma yapmalı, dönüşü fiiliyata dökecek soylu ve sorumlu organizasyonlar kurmalıdır. Kültürel hamallığa artık bir son verilmeli, Çerkesya için ekonomik ve siyasal mücadeleye girilmelidir.
Çerkeslerin sürgünde var oluş çabalarının nihai amacı bir gün vatanlarına geri dönebilmek düşüncesi olmalıdır. Bugün bu amacı gerçekleştirebilmek hiç kolay değil, fakat eski ideolojik kamplaşma zamanlarındaki gibi imkânsız da değildir. Yeter ki anavatan ve diaspora Çerkesleri el ele verebilsin.
Diğer düşüncelerin hepsi kalışçılık veya şartlı vatanseverlik limitindedir.
Çerkes siyasasının temsilcilerinin limoni şekline göz atmak tezimizi destekleyecektir.
Tabanın en dip ve uç kesiminde artık Çerkes defterini kapamış Turancılar yer almaktadır.
Çerkes halkının varlığını ve kimliğinin korunması gibi bir sıkıntıları yoktur. Onlara göre Kafkasya, Turan ülküsünün küçük bir parçasıdır. Kafkasya veya Çerkesler konusu, ancak detay olarak ara sıra akla geldiğinde veya Kafkasya da ki kimi grup veya halkların arada bir Rus karşıtı pozisyon almaları zamanında dillendirilir.
Yani bayramdan bayrama….
Bir üst katman Beyaz Türkler veya Milliyetçi Sol/Ulusalcılardır.
Üst egemenler gölgeler tiyatrosu; Bu gruba mensup kravatlı, eğitimli, görece kültürel birikimli ve devlet kademelerindeki çeşitli görevlerden emekli kategorisine dâhil olanların Çerkes düşün dünyasına tesir edip, biçimlendirme gayretinin ana mecrası; ‘
’Bu devleti biz kurduk, şimdi kalkıp nereye gideceksiniz’’ şaşkınlığıdır.
Ama asıl vizyon; Türkiye de Türk de yoktur, merak etmeyin. Biz bu ismi devleti kurarken herkes için icat ettik, lütfen alınmayın şeklinde tercüme edilebilecek absürt yaklaşımdır.
Devamında ‘
’Çerkes merkes bırakın bu işleri, sizler bizlere özenin, devletin nimetlerinden sizde yararlanın, hatta yeter ki biraz kıpırdanın da bize benzemeye çalışın, çünkü bizler, bize benzeyecek olanları himaye ilişkilerimiz çerçevesinde söz konusu nimetlerden yararlandırabiliriz, buna gücümüz var’’ şeklinde halka göz kırpan patronaj imajıdır. Türkiye’nin son yıllarda geçirdiği liberal küreselleşme atakları ile tasfiye edilmek üzeredirler, gerçekçiliklerini kaybetmişlerdir.
Dinamik kalışçılar; Bu versiyonun en kalabalık katmanı bu günün
Birleşik Kafkascıları olarak gözükse de diğer büyük dernek/vakıf vb. gruplarla aralarındaki fark; ancak soğan zarı kadardır.
İdeolojik altyapı resmi, sol/ulusal beyaz Çerkeslerden beslense de, toplumsal kalabalığın alt yapısı muhafazakâr tabandan, ideolojik direktörlüğünü yürütenler ise Türk Milliyetçiliğinden emekli eski
ülküdaşlardır.Zaten bu ülke genelinde son zamanlara dek kimin neyi savunduğunun pek belli olmaması, hangi söylemin dünya literatüründe hangi anlama denk düştüğünün pek araştırılıp öğrenilmemesi neticesinde, toplumsal kalabalıklar, her şeyi halktan iyi bildiklerine emin olanlar tarafından evrilip bir nevi düşünsel mutasyona uğratılmaktadır.
Zaten ülkede uygulana gelen ve adına çağdaşlaşma denen ideolojik ithallerin ana mecrası kendine özgü bir gelişim değişim çizgisine sahip olma arzusundan çok, son kertede geçmişle bağları kopartarak toplumsal değişimi yaratma isteğidir. Burada dünya halkları tarafından benimsenen herhangi bir sosyal fikirden, literatüre geçmiş bir -izm den bahsetmek zaten mümkün değildir.
Kalışçılığa kılıf biçmek görevi bu muhafazakâr görünümlü kitlenin, birleşikliği savunan fakat hemen her yerde ayrıştırıcılık-kışkırtıcılık inşa eden Kafkas Ulusalcısı görünümündeki aydınlarının üstüne yıkılmış gözükmektedir.
İdeologları son dönem Rusya-Kafkasya perifesindeki gelişmelere bir anlam verememekle birlikte, tabana da Kafkasya da savaş harici bir gelişim sürecinin ve buna katılımın nasıl becerilebileceği konusunda bir olgu sunamamaktadır.
Kısaca özetlenecek olursa bu kitlenin manipülasyoncuları; Kafkasya da savaş zamanları, savaşın tarafı olarak Rus Düşmanlığı üzerinden kışkırtıcılık yapmak ya da değişik platformlarda Çerkeslerin Kafkasya ya dönüş konusu gündeme geldiğinde kalış için bin türlü kara propaganda ve spekülasyon yapmakla görevlerini tamamlamış sayılırlar. Haricen başka bir konuda fikir beyan etmeleri söz konusu değildir.
Kitle, bağıllarından süratle kopmakta ve esaslı bir
Çerkes kimlik restorasyonu arayışına yönelmektedir. Buna karşın yönetim kesimi
Çerkesya konusunda manevra yapmakta, pozisyon alma gayretindedir.
Statükocu kalışçılar; Eskinin sol tandans takınan fakat 90’larda Kafkasçılığın yaratıcı misyonunu icad edip kullanan hakim grup, ana kitle kurumu. İkizine çok benzer fakat daha sessiz ve diplomatik dilde, neredeyse tamamen kurulumuna katkı sunan
Abhaz-Abhazya ya endeksli söylemlerle gündemdedir.
Zaten ikizi de bu grubun bünyesinden hayat bulmuştur. Ayrılma nedenleri yüzeyseldir.
İdeolojik değil, pratik nedenler ayrışma sebebidir. Kısaca bir arada duran beyazların birbiri yanında diğerinin renklerinin biraz griye çalmasından ibaret bir tonlama sorunları vardır. Çeçenistan konusunda pasif dışlamacı, Abhazya konusunda ise aktif sahiplenmecidir.
Kendi beyaz Kafkasyalıların Abhaz kanadının güdümündedir. Çerkesler özelinde ve Çerkesya ile ilişkilerde, ne de diasporanın var oluş nedenlerinde herhangi bir sözü ve vaadi yoktur.
Türkiye’nin demokratikleşmesi ile bu grubun kendine özel içerikteki Çerkes tanımlamasının bütün sorunları hal olmuş sayılacaktır. Kısa vadede değişim yapması imkânsızdır. Eğer ekonomik bağlamda Kafkasya ile iyi ilişkiler kuramaz ise birkaç yıl içerisinde işlevsiz kalıp dağılacaktır.
Dönüş ama sadece Çerkesya (
Adıge Federal Cumhuriyetlerine ) ya dönüş.
Dönüşün başka herhangi bir bölgeye yapılmasının teşviki Çerkes halkının geleceğine suikastla eş anlamlıdır. Abhazya veya herhangi başka bir yere Çerkes göçünün teşviki, uzun gündem teşkil eden Çerkes halkının, insani ekonomik gücünün başkaları yararına kullanılması, kullandırılması gayretinden başka bir şey değildir.
Ferdi istekler genel içeriği bağlamaz, isteyen istediği coğrafya ya gidebilir. Burada söz konusu olan, Çerkes toplumunda politik gerçeklik olarak Çerkesya harici başka bir yere göç politikasının dayatılması veya dillendirilmesinin sakıncasıdır.
Çerkesya harici hiçbir yer somut olarak Çerkeslere vatan olamaz.
Çerkes siyasanının son üst çeyreğinde ise Dönüşçüler ve artık Repriyantlar vardır.
Dönüş sorunda asıl mesele finans kaynaklarının bulunarak, geri dönüş için ekonomik, sosyal hayat organizasyonlarının tasarlanıp uygulamaya geçilmesi, bunun yanında RF’nin bu konuda destek ve davetinin siyaseten sağlanması sorunudur. Son zamanlarda içerikleri tam netleşmesede RF, Çerkeslerle bu tür bir yakınlaşma içerisine girmekte, kanunlar esnetilmektedir.
Diasporada halkın en az 1/3 dönüşçüdür. Proje uygulamaları kısa vadede mümkün olmamakla birlikte önümüzdeki 5-7 yıl içerisinde önemli mesafeler alacaktır. Mesafe almadaki en büyük problem ise Kafkasya da ki yerel yönetim elitlerinin olumsuz, vurdumduymaz tutumu dolayısıyla dönüşcü kitlenin derde derman olacak şekilde RF devlet ve siyaset mekanizması ile gerektiği kadar irtibatlaşmamasıdır.
ÇERKES SİYASAL DİSİPLİNİNİNDE NİSPİ SAPMALAR Adıge – Abhazcılık Ve Belirtisiz Nesnesi Osetçilik ile Wıbıh DenklemiSorunlu Çerkes kimlik tanımlamalarının içbükey denklemini Adıge-Abhazcılık ve belirtisiz nesnesi Osetçilik oluşturmaktadır. Son varyanta indirgenen ve kabul edilmiş şekli ile halka benimsetilmeye çalışılan olgunun geçerli bir tarihsel tezi mevcut değildir.
En başta göz ardı edilen, Çerkesler ile Abhaz-Osetlerin arasında, Abhazlar ile Osetlerin kendi aralarında Kafkasya kıta sahanlığında ki mevcut coğrafi-fiziki uzaklıkları, dini-siyasi eğilimlerinin tarihsel dönemler de birbirinden faklı geçirdikleri aşamalarına değinilmeksizin geliştirilen teoriler, rasyonellikten öte RF nezdinde katma değerli pratik iş birliğinin son bir gayretle teoriye götürülmesinin bir sonucudur.
Kafkas diasporasının Türkiye siyasal sisteminde var olması sorunu ve paralelinde de Kafkasya da kalan Çerkes ve Abhaz nüfusun var olma şartlarındaki benzerlikler halkların politik temsilcilerini zorunlu bir dayanışma içerisine sürüklemiştir denilebilir.
Şöyle ki, Kafkasya ayağında kalan Çerkesler, SSCB nin çöküşü arifesinde Rusya sınırları dışında yer almakla birlikte, Rusya nın nüfuz bölgesinde yer alan Abhazya’nın-G.Osetya’nın, Gürcistan ile olan egemenlik sorunlarına Rusya nın müdahale isteğine paralel davranarak, hatta Rusya’nın müdahalesi için zemin oluşturarak, kendi var oluş sorunlarının bölgede RF için yarattığı tehlikeleri, Abhazya-Osetya meselelerinde Rusya ya verdikleri açık destek ile dengelemişlerdir. Bu çalkantılı dönemde konumlarını koruma gayretinde başarıya ulaşmış gözükmektedirler.
Rusya ya verilen mesaj açıktır. Ayrıca Rusya’ya verilen ‘’
birlikteyiz’’ mesajı, iç işlerde ona sorun çıkartmama garantisini de içermektedir. Fakat Rusya nın tahminlerden öte müdahil olarak Abhazya’yı görece özgürleştirmesi, Çerkeslerinde RF sınırları içerisinde kalmak kaydıyla kendi iç mevzuatında bazı düzenlemelere gitmesine imkan sağlar maiyettedir.
Çerkesyanın kurulması talepleri Çerkeslerin, Rusya’nın insafa geleceğine olan inançla dondurucudan çıkartılan ulusal kaygı içeren sorunların gelişim vaadini sunmaktadır.
Merkez ile güven bunalımını Abhazya üzerinden aşan Çerkeslerin bundan sonra sorunlarını çözmede asıl itici güçleri merkezin bölge temsilcileri ve komşu halklar ile olan hesaplaşmaları şeklinde gözükecektir.
Diasporada ise sorun daha tekniktir. Fakat son zamanlarda büyük dernek grubunun Çerkesliği Adıge-Abhaz-Oset şekline indirgemesi ve toplu organizasyonlarında bu üç halkın bayrağını açmasının nedeni Rusya ile ekonomik işbirliği arayışının bir göstergesi, aynı zamanda Türkiye içinde geçmişten gelen organik, feodal, hiyerarşik, birbirini destekleyen bürokratik eğilimin mevcudunun resmen ilan edilmesinden başka bir şey de değildir.
Wıbıh sorunu. Çerkeslerin diaspora ayağının, üzerinde en az konuşulan fakat en can sıkıcı sorunudur. Wıbıhler Çerkes halkının ve Çerkesyanın ezeli bir parçası olmakla birlikte, 90’lardan itibaren kimi Wıbıh kökenli kanaat önderlerinin yoğun çabalarıyla kısmen de olsa Çerkes tanımlama grafiğinden çıkartılmaya uğraşıldı. Bunu yerine ‘
’Abhazlarla çok yakın şeklinde ‘’ girizgahı olan ayrı bir Wubıh kimliği inşa edilmesi gündeme geldi. Wubıhler eğer Abhazlarla çok yakın iseler neden hep Çerkesce konuşmaktalar acaba?
İlginç olanı bu zorlamayı yapanların, bir yandan bütün Kafkas halkları arasında birleşmeyi bütünleşmeyi savunmaları, öte yandan aynı çatı altında savundukları görüşlerle taban tabana zıt şekilde Çerkes (Adıge) kimliğine karşı gizli parçalama gayretidir.
Abhazya’nın, Çerkes Wıbıh’lara kolay vatandaşlık edindirmesi ise bu yolda gidenlerin artık temel resmi dayanağı olmuştur. Aslında bu imtiyazın kaynağı, bu günkü Abhazya’nın 1/3 kesimi olan kuzey bölgesinin Çerkes sürgününden çok sonra 1939 da Abhazya sınırlarına dahil edilmesidir.
Yani bu bölge aslında zaten Wubıh Çerkeslerinin toprağıdır, Çerkesyanın sürgün ile doğal nüfusundan arındırılan güneydeki bir kesimidir.
Wıbıh Adıgeleri sorununda alınan mesafenin bir yönü ile Kabardey Adıgelerine de uyarlanmak istenmekte, bunun açık işaretleri görülmektedir. Çerkesler politika bilmezliklerinden olsa gerek, Wıbıhları kendinden kopartmak isteyenlerin işlettiği siyasi sürece karşı doyurucu bir cevap verememişse de, aynı oyunun Kabardeyler ayağında sahnelenmesine bu defa gerektiği şekilde karşı koymaya hazırdırlar.
ÖTEKİLEŞTİRME Mİ? KENDİNE YABANCILAŞMA MI? Bireylerin kendi arasındaki ilişkilerinden itibaren, toplumlar ve devletlerarası ilişkilere varıncaya dek, insanı ilgilendiren hemen tüm ilişki biçimlerinde temel hareket noktası saygı ve tanınma isteğidir. Adalet ve kamu duygusu gibi politik erdemlerin kaynağında da bu tanınma ihtiyacı psikolojisi ile kabul görme isteği yatar. Çerkeslerin bir bütün olarak dünya halkları tarafından tanınıp, saygı duyulmayı istemesi, Çerkeslerin komşularını ezmeye veya onları ötekileştirmeye çalıştıkları anlamına gelmez. Bunu böyle sananlar sadece aptallar ile Çerkesleri tek bir millet olarak görmek istemeyen sinsi Çerkes düşmanlarıdır.
Birilerini veya bütünün bir kısmı ötekileştirebilmek için evvela, zamanın belirli bir kesiti boyunca o diğerleri ile ortak bir payda da bir arada bulunmanız gerekir, eğer bu yoksa veya net değilse, şu an ki zaman kıstasında, yönetim veya temsiliyet olarak hâkim unsur olarak sizin olmanız gerekmektedir.
Ancak ondan sonradır ki siz, yasalarınız, yönetmeliklerinizin veya bu zamana kadar süregelen iç dinamiklerinizin aksinde birilerini ‘’öteki’’ilan ederek dışlamaya ve/veya kendinizi ayrıştırmaya soyunabilirsiniz.
Yasalarınız öyle olmaması gerektiğini yazdığı halde, siz yasalarınızın tam tersi istikamette, karşınızda bir öteki yaratma gayreti gösteriyorsanız bu durumda, ötekileştirmeye meylettiğiniz anlamına gelir.
Örnek olarak; Kendinizi sosyal-hukuk devleti olarak yaşadığınız halde, toplumunuzun bir kısmının, kılık kıyafet yüzünden yüksek öğretim hakkından mahrum bırakmanız, o grubu ötekileştirme gayretinizin bir soncudur. Hâlbuki yasalarınız herkesin eşit eğitim alma hakkı olduğunu, diğer bir değişle, eğitim hakkının kısıtlanamayacağından bahseder. Sosyal-hukuk devleti şu beş şeyi tüm vatandaşlarına eşit şekilde sunmak zorundadır. Eğitim, Sağlık, Güvenlik, Adalet, Seçme ve Seçilme hakkı…
İkincisi, eğer türdeş olmayan fakat benzer nitelikleri paylaştığınızı düşündüklerinizle, gelecek hedefi somut belirlenmemiş bir bağıntınız varsa buna zaten özdeşleşme denemez.
O halde günün şartlarının gereği, herkesin kendi geleceğine koşma ihtiyacı belirdiğinde, birbirinize veda etmek, diğerini ötekileştirmek anlamına gelmez.
Yani bir düğün için gece toplanmışsanız, yemiş içmiş eğlenmişseniz saatler ilerleyip düğün bittiğin de, artık sahnede dans ettiğiniz herkesle akraba olmuş sayılmazsınız.
Gözyaşı dökmeye gerek yoktur. Tatlı anılar gecenin serinliğinde bir süre daha ısıtır sizi üzülmeyin...
Çerkesler diğer Kafkas halkları ile geçmişte bir defa olsun ortak bir anayasal dilde anlaşmamışlardır.
Çerkesler var olduğu kabul edilen soyut tanımlamalara dayanarak, geleceklerini güven altında olduğunu göremedikleri için, kendi kaderlerini kendileri birleştirmek durumundadırlar. Öncelik sıralamasını da kendileri belirleyecektir. Bu Kafkasya da komşu halklarla, özellikle kötü ilişkilere sebebiyet vermeyeceği gibi, yaşantıda diasporada ki Kafkas kökenli diğer halklarla mücadele edileceği anlamını da içermez.
Bu programa ötekileştirme babında karşı çıkanlar Çerkeslerden önce; Kafkas adına kurulmuş sivil toplum kuruluşlarından ayrılarak kendi kurumlarını kuran diğer halkların temsilcilerine karşı çıkmalıdırlar.
Zira Türkiye de her türden ayrışmayı Çerkesler değil, diğer halklar başlatmıştır.
Bir diğer down sendromlu davranış ise; Çerkes temsiliyetinin, ana kitle Çerkesler olarak yeniden temellendirilmesine verilen amaçsız tepkilerdir.
Türkiye deki mevcutlarının Adıge veya Çerkes ismi ile değiştirilmesi tartışılan derneklerin, bu yola girmesine sitem edenlerin savunmaları ilginçtir. Olmayan Çerkes şovenizminden şikâyete tutunda, mikro milliyetçilik yaftalamasına kadar bir dizi karalama kampanyası halen yürürlüktedir.
En tirajı komikler ise; ‘’benim yarım Abhaz, yarım Çerkes ben ne yapacağım şimdi’’ diyenlerdir.
On yıllardır var olan Abhaz derneğine nasıl gidiyorsan, yeni kurulan Çerkes derneğine de öyle gidersin, demekten başka çare yoktur.! Bir de RF nin Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinde halen süren idari savaşlara diaspora Çerkeslerinden bazılarının zaman zaman verdiği tepkiye, ‘’benim yarım Karaçay, yarım Çerkes benim için sözün bittiği yer burasıdır’’ türünden saçmalama örneklerine veya aynı konu öznesinde bu kardeş kavgasıdır diyerek Çerkes toplumunu pasifize etme gayretindeki kimi dernekçi söylemlerin sahiplerine ise akıl, mantık, izan çizgisinde cevap vermek gerçekten zordur.
Kafkasya da ki hemen her milletin, hemen her sorununda söz ebeliği yapan veya hemen her çatışma alanının üzerinde esip gürleyenler, iş gerçekçi mücadeleye gelip dayandığında, söz Çerkeslerin Çerkesya da bir arada yaşama gerekliliğine gelindiğinde, taşeron maskeleri artık işe yaramaz şekilde düşmekte, olup bitenleri soyut tanımlamalarla kendilerince geçiştirmeye çalışmaktadırlar.
Türkiye de izlenen tasfiye süreçlerinin sonunda yakın gelecekte olacak gelişmeler bu simaların ardındaki gerçekleri daha net ve apaçık görmemizi sağlayacaktır. Çerkesler özelinde bunca hengameye neden olan psikolojik mücadele çalışmalarının varmak istediği tek sonuç Çerkes halkının kendine yabancılaşmasının sağlanmasından başka bir şey değildir.
Ulusal kimlik içe dönük bir olgu değil, dışa dönük bir simgedir. Dış dünya ya verdiğimiz bir mesaj, bizim dışımızda olup bitene vereceğimiz derli toplu bir tepki, dışarıdakine kendimizi fark ettirdiğimiz, kabul ettirdiğimiz, anlattığımız bir nüanstır.
Çerkeslerin başkalarını ötekileştirme gücü ve isteği zaten yoktur.
Ancak kendilerini ‘
’yenileme gücü’’ ve ‘’
yetkisi’’ vardır.
Ve bunu bütün engelleme çabalarına rağmen kullanacaklardır.
Devam edecek…. Hatko Vuralcherkessia.net