[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/session.php on line 2167: Array to string conversion
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/session.php on line 2167: Array to string conversion
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/session.php on line 2167: Array to string conversion
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/session.php on line 2167: Array to string conversion
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/functions.php on line 4370: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /includes/functions.php:3542)
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/functions.php on line 4372: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /includes/functions.php:3542)
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/functions.php on line 4373: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /includes/functions.php:3542)
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/functions.php on line 4374: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /includes/functions.php:3542)
 KAFKASYA’DA OLMAK




ANASAYFA  |   KAYIT OL  |   SOHBET  |   ÇERKES MÜZİKLERİ  |   ÇERKESBUL  |   SÖZLÜK  |   LİNKLER  |   KİRİL KLAVYE  |   BASINDA ÇERKESLER  |   SİTENE EKLE  |   İLETİŞİM

KAFKASYA’DA OLMAK

KAFKASYA’DA OLMAK

İleti PauKaF » Çar Arl 07, 2011 7:41 pm

KAFKASYA’DA OLMAK

Kültür kavramı, kişiden kişiye değişen görüş farklılıklarından ötürü değişik şekillerde ele alınan bir kavramdır. Yapısalcılığın kurucusu ünlü Fransız antropoloğu Levi-Strauss da, bir göstergeler sistemi gibi ele alır kültür olgusunu. Levi-Strauss'a göre, biz öncelikle bilinç değil, dilin, kültürün ve eğitimin ürünü olan toplumsal yaratıklarız.

Levi-Strauss'a göre; özellikle dil, evrensel insan gerçeklikleri, insan olma niteliği sayesinde bütün insanlar tarafından paylaşılır ve yapının her düzeyinde gözlemlenebilir hale gelir. Antropolog, kültür olarak adlandırdığımız şeyin istediğimiz zaman parçalarından birkaçını atıp yerine başka parçalar koyabileceğimizi ve bu şekilde kendi bireysel, kültürel ve etnik kimliklerimizi değiştirip inşaa edebileceğimizi, kültürü her defasında yeniden değiştirebileceğimizi söylemektedir.
Kültür ve dil olgusunun bizdeki izdüşümlerine bakıldığında ise; Çerkes toplumunda kültürün oldukça değişik bir yapı gösterdiği söylenebilir. Modern bir toplum olduğu yadsınamaz olan Çerkesler, Khabze adlı belli başlı görünmez sınırlar çerçevesinde yumuşak bir denetleme mekanizması ile yaşamaktadır. Bu öyle bir mekenizmadır ki, toplumun hoş karşılamayacağı durumlar kişi tarafından net birşekilde bilinmektedir. Bu, asırlardır süregelen yapısını bozmadan nesiller yoluyla düzenlenmesi gereken bir toplumsal normlar sistemini ifade etmektedir.
Buradan hareketle, Ağustos ayında gerçekleştirdiğimiz Adigey gezimizi yaşananlarla anlatmak yerine orada yaşadığım duyguları tarif etmeyi deneyeceğim.

Kafkasya’da olmak, Levi-Strauss’un bahsettiği gibi, kültürün ne kadar ürünü olduğumuzla alakalı bir durum. Hepimizin hayatta, zaman ve mekandan bağımsız olarak sıklıkla yaşadığı yabancılık duygusunu unutturan bir duygu. Antropoloğun da bahsettiği gibi, hiçbirşey bir insanın kendi özünden kopmamasını mecburi kılıyor aslında. Ne milliyetçilik ne de onunla ilintili bir durum bu. Bu insanın ancak kendi kökeniyle, eskilerden miras olarak devraldığı geçmişi ile yaşayabileceğinin bir ispatı.

Kafkasya’da iken, diasporik bir toplum olan Türkiye’deki Çerkesler olarak yaşadığımız sıkışmışlık hissinin geçici dahi olsa azaldığını hissediyor insan. Kendimizi doğduğumuz günden beri çoklukla misafir hissettiğimiz zamanlardan ayrı olarak, bu insanları uzun zamandan beri tanıyor ve onlarla yaşıyor olduğumuz fikri kaplıyor benliğinizi.

Bunlardan ayrı olarak, vatanınızda akrabalarınızı bulup da onlarla ortak bir dil çerçevesinde konuşamadığınız o an anlıyorsunuz birçok şeyin anlamsızlığını ve Çerkeslik tanımının içinin dili konuşamadığınız zaman nasıl da bir anda boşaldığını. Boğazınızda bir yumru oluşuyor göz göze geldiğiniz zaman akrabalarınızla. ‘Sen bendensin, ben de senden, fakat ifade edemiyorum duygularımı, lütfen beni anla’ demek istiyor insan. Kendi vatanınızda bir misafir olarak bulunmak, hiçbir ortak dilde birbirinizi anlayamamak o ana kadarki tüm kabullenişlerinize dur diyor. ‘Ben ne yaptım, nasıl öğrenemedim.’ ‘Anne, baba, bunu bana niye yaptınız..’

Ayrıca, oradakilerin bizler gibi sabah kalkıp işe gittiklerini, kafelerde oturup muhabbet ettiklerini, kısaca bizimle benzer gibi görünen hayatlar sürdüklerini görünce o zaman anlıyorsunuz Çerkeslik dediğimiz olgunun içselleştirilmiş bir davranış ve normlar bütününü ifade ettiğini. Bu güzel insanlar, Çerkesce konuşuyor, Çerkes kalma çabasının verdiği zorluklarla başetmek yerine sıradan bir vatandaşın yaşadığı günlük telaşları yaşıyorlar. Onların çocukları kendi vatanlarında doğup, onlara ait bir kültüre doğacaklar. Dillerini az ya da çok, biliyor olacak, Adigey onlar için her zaman bir turistik geziden daha fazlasını ifade edecek. Laganaki Dağları’ndan karşı tepelere bakarken bunları düşündüm. Ne kadar da turist gelmişiz bu hayata. Bizlerin, olmadığımız birisi olmaya çalışmamız manasız. Bizler diasporik bir toplumuz ve bunu inkar etmemiz ne yazık ki olanaksız. Kendimizi Maykop’ta yaşayan ve hiç sürülmemiş bir toplum olarak görmemiz ne kadar gerçekdışı ise Türkiye’de kültüre dair hiçbir öğeyi dikkate almadan kültürümüzden habersiz yaşamak da o kadar imkansız bir durumdur. Birçok tartışmayı bir kenara bırakıp bu durumu nasıl daha ileriye taşıyabileceğimiz üzerinde durulması gerekn en önemli durumdur. Diasporik bir toplum oluşumuzla bir an önce yüzleşmemiz bir gerekliliktir.

Toplum olarak yapılması gereken, diasporik kimliğimizi yeniden tanımlamak olmalı. Gerçeklikle yüzleşip, olmadığımız bir Çerkeslik tanımının içine hapsolmadan. Çerkesliği olduğu gibi ve olduğumuz gibi, olması gerektiği gibi yaşayarak.

Levi-Strauss’un da altını çizdiği gibi bizler, Çerkesliğe ait öğeleri bozmadan, kültüre ait öğelerin yerlerini zaman zaman yumuşak bir biçimde puzzle’ın parçaları gibi hayatlarımızın zemininde oynatabiliriz ve oynatmalıyız, ki çağ gereği olanaksız bir durum yerine getirilmeden devam edeceğine daha olanaklı benzer, ikame öğelerle bu ritüeller binlerce yıl kültürümüzü, hayatımızı zenginleştirerek sürüp gitsin.

Varoluş değil, yaşamak erdemden değil midir? Salt Çerkes olmanın değil, Çerkesliği en insani, yaşanabilir ve diğer kuşaklara aktarımı imkanlı bir tarzda yaşamanın da olduğu gibi…

T’lişhe Cansu Denef Oktay
cherkessia.net
PauKaF
PauKaF
Site Admin
Site Admin
 
İleti: 20494
Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
Konum: MUDAREY-Гъубжь

MAKALELER

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir