"İntikam Değil, Adalet İstiyoruz!"TVC TV’de 09.07.2011 tarihinde Aleksandr Puşkov ile ‘
Dipnot’ isimli programda Çerkes soykırımı ve Çerkesya konu edilmişti.
Programda baştan sona Rusya için “
Büyük Çerkesya”nın tehdit algısı olarak değerlendirildiği anlaşılıyor. Ve “Çerkes Soykırım ve Sürgün”ü “Sözde” diye nitelenerek küçümseniyor.
Geçen 21 Mayıs öncesinde Gürcüstan’ın, Çerkes Soykırım ve Sürgününü tanımasının, Rusya’ya karşı açılmış savaşın, daha da ivmelenerek yükseltilmesi olduğu gerçeğinin altı çiziliyor.
Programda ayrıca, Çeçenya ve Dağıstan’dan, İnguşya ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetine doğru yayılan şiddet döngüsü ve Rusya Federasyonunun bu sarmalın içine çekilmek üzere olduğu da belirtiliyor.
Sanırım; Rus basını, ülke yöneticileri ve belki tarihçileri, 1800’lü yılların ortalarında, 1.5 milyon Çerkes(Adige/Ubıh) ile 200.bin Abaza’nın kendi yurtlarını, geçmişlerini, geleceklerini, evlerini, tarlalarını, bahçelerini, mezarlıklarını, limanlarını, teknelerini ve sahip oldukları her şeyi geride bırakarak, sadece seyahat etmek üzere ayrıldıklarını düşünüyorlar!
Böylesi güzel ve verimli bir ülkenin basit sebepler ya da olağanüstü bir durum olmasa, asla terk edilemeyeceğini anlamak istemiyorlar!
Ya da dünya kamuoyunun bunu böyle anlamasından oldukça tedirginler!
SSCB’nin dağılması ile parçalanmanın şaşkınlığını üzerinden atan Rusya, son yirmi bir yıldır Çeçen sorunuyla uğraşıyor. Bu zaman dilimi içinde, gerek Çeçen, gerek Rus ve gerekse de tüm Kafkas halkları çok acılar çektiler ve büyük kayıplar verdiler.
Çeçenya’nın Bağımsızlık ilanı, öncelikle Rusya federasyonunun da kendi içinde ikinci bir dağılışının başlangıç noktası gibi algılanmıştı.
Ruslar, özelde Kafkasya, genelde Rusya federasyonu içindeki Müslüman cumhuriyetlerde, bağımsızlık ateşinin bir kez yanarsa, bir daha söndürülemeyecek olduğunu düşünüyorlardı.
Onun için Çeçen direnişi, sert bir şekilde bastırılmaya çalışıldı. Ve etrafındakilere de “kötü örnek(!)” olmaması için her tür hukuki, politik, insani gerekçeler göz ardı edilerek müdahale edildi.
Sonuçta Çeçenya’da 200.binin üzerinde insan öldü, yaralandı ve kayboldu. On binlerce Rus askeri ve sivil yurttaşta yaşamını yitirdi.
Çeçen-Rus çatışması, salt askerlerin yaptığı bir savaştı kuşkusuz. Fakat salt askerlerin ölmediği, hatta ölenlerin çoğunun sivil kitleler olduğu bir noktaya geldi dayandı.
Şimdi burada en önemli soru, Çeçen direnişinin, bir ulusal direniş olmaktan çıkarak, giderek radikal ve dinsel bir direnişe dönüşüp, dönüşmeyeceği ve bölgede ki komşu diğer Müslüman halkları etkileyip etkilemeyeceği sorusudur! Zira savaş, acılar ve şiddet sarmalıyla, dinsel bir hüviyet kazanmaya doğru, önemli tazyikler gördü.
Çaresiz direnişçiler, Rus devlet mekanizmasının arkasında yuvalanmış şahinlerin uyguladığı terörün altında ezildikçe, kendi şiddet mekanizmasını en yüksek dereceye taşıdılar.
Bu olanlar bir yandan kendi iç savaşını yaratarak, Çeçen iç hesaplaşmasının yolunu açtı, diğer yandan ucunda sivillerin zarar gördüğü terör eylemleriyle, masum halkı karşı karşıya bıraktı.
Ve halk, Çeçen halkı, tarihte yaşayıp ta, göreceği zulümlerin belki en kötüsünü, üçüncü kez yaşayarak gördü.
Bir halk için bunca şeyleri yaşadıktan sonra her şey yeniden normalleşebilir mi? O olaylar zinciri içinde o kadar kötü anılar yer etmiştir ki belleklerde, gerçekten iki halkın doğal, mutlu ve birlikte bir yaşamı sürdürebileceğine dair hiçbir umut kalmamıştır artık. Yoksa değil mi?
Her evden bir ölü veya yaralı çıkmış bir ülke var karşımızda.
Hala on binlerce genç insan kayıp(Resmi rakamlara göre 2300’ün üzerinde).
Ve sözde(!) kendisine ait bir devletin askerleri tarafından evinden, işinden, tarlasından alınıp, kim bilir nereye, hangi şartlarda götürülmüş ve bir köşede kafasına kurşun sıkılmış onbinler?
Şimdi bu savaş, giderek müthiş bir hızla gelişerek, önüne geleni göğe fırlatan bir kasırga gibi biçerek ilerliyor.
Kasırganın ucunda Karaçay-Çerkes, Adigey, Stavropol ve Krasnodar toprakları var.
Zira Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’de şu anda bu kasırganın içine girmek üzere.
Gün geçmiyor ki tutuklamalar, çatışmalar, hapisler, hukuk ihlalleri haberleri ortaya çıkmasın. Peki Çerkesler’in istediği bu muydu?
Terör, hapis, işsizlik, dini çatışmalar vb. -Hayır!
Fakat gelmekte olan felaket ise ortada!
Acilen bu duruma müdahale etmek gerek.
Tarafları; giderek içinden çıkılmaz sonuçlar doğuracak belirsiz bir gelecekten korumak üzere bir şeyler yapmak gerek.
Çerkesya; öncelikle bir Çeçenya değildir.Kuzey Kafkasya’da iki ayrı ülkenin bazı koşulları birbirini andırsa bile, birbirinden tamamen farklı özelliklere sahip sorunlar söz konusudur.
Çeçenya, ayrılıkçı başkaldırıyı tamamen sindirmiş görünse de artık ülke, tamamen Çeçenler’in çoğunlukta olduğu bir ülkeye dönüşmüştür.
Unutmamalı ki! Bir zamanlar Çeçenya’da yaşayan 300.bin Rus ve Kazak artık yok. Korku ve savaş halinden yaşadıkları yerleri terketmiş bulunuyorlar.
Eninde sonunda Çeçenya, bir gün bağımsızlığına ulaşabilecektir. Sonuçta Rusya’nın bugün müttefiki olsa bile onlarda Çeçen olduklarını anımsayacaklardır. Tersi eşyanın tabiatına aykırı olur.
Oysa Çerkesya için bağımsızlık, bugün gerçekten ulaşılması zor bir hayaldir.
Zira Çerkesya; üç ayrı cumhuriyet ile Krasnodar ve Stavropol krayları arasında parçalanmış ve küçük adacıklar şeklinde bırakılmıştır.
Çerkesya’nın, ne nüfus yeterliği, ne ulusal devinim gücü vardır.
Her şeye rağmen Çeçenya, süregelen gerilla hareketine rağmen, bir ve bütündür.
Öyleyse Çerkesya umutsuz bir vakıa mıdır?
Öyleyse Çerkesya için hiçbir şey yapılamaz mı?
Yan gelip yatalım ve nasılsa bir şey ortaya çıkmayacağına göre hatta teslim mi olalım?
-Hayır! Bin kere, milyon kere hayır!
Mücadele etmenin tek bir yöntemi yoktur. Ve bir halkın varoluşu için bağımsızlık tek yol değildir.
Üstelik bir halkın özgürlüğü için, bağımsızlık yeterli olmadığı gibi, bağımsız her ulusta özgür değildir.
Öyleyse Çerkes halkının birlik ve özgürlük mücadelesinin yolu, şiddeti onaylamayan, ancak dinamik, barışçıl ve demokratik yöntemleri zorlayan bir yapıda olmalıdır.
Çerkes halkının bu iyi huylu mücadelesi, ırkçılık temelinde yükselmeyen, Rus, Çerkes ve diğer bölge halklarını düşmanlıklarla karşı karşıya getirmeyen temellere sahip olmalıdır.
Dünya o kadar geniş, o kadar büyüktür ki!
Çerkesya o kadar geniş, o kadar büyüktür ki!
Tüm onu seven, yücelten ve barışını isteyenler için yaşanılası bir memleket olabilir.
Çerkesler’in mücadelesi; geçmişte yaşanan ve bugünde süregelen haksızlıkların giderilmesi, yeni ve zalim bir savaşa yeniden yol açabilecek olan eşitsizliklerin ortadan kaldırılması içindir.
Onun için her 21 Mayısta, “
Sürgün ve Soykırımı anma” yürüyüşlerinde, ellerinde taşıdıkları dövizlerde, dil ve haykırışlarında Çerkesler şu sloganı bayraklaştırıyorlar; ”
İntikam değil, Adalet istiyoruz!”
Çerkes ulusal varlığı ve mücadelesi, akılcı ve duyarlı bir politika yükseltmektedir.
Bu mücadele olumlu ve pozitif karşılığını bulursa dünya barışına tehdit olma olasılığı giderek ortadan kalkacaktır.
Yeter ki sorunları olduğu gibi kabul edip, empatik yaklaşımlarla çözmeye çalışan politikacıların önü açılsın.
Ve Çerkes halkı, bugünden çok daha fazla, politik duyarlık gösteren aydınlarına cesaret vermeli ve ortaya çıkartmaya çalışmalıdır.
Kısaca hazırlık süresini iyi değerlendirip, seviyeli mücadele kalitesini sağlamalıyız.
Ha marje!
Ha gayret!
Semih Akgüncherkessia.net