“HAİN” ADAYLARI-150’LİKLERLozan’a bağlanan umut, aşırı milliyetçi
Türk akımına duyulan öfke, İtilaf devletlerinin SSCB ve İslami akımlardan uzak bir Türkiye’den ibaret gözüken menfaatleri,Çerkesler'den başka ırkçılığa karşı durabilecek güçte halkların olmayışı, duyarsız ve menfaatçi Kafkasyalılar , Çerkes Ethem sorunu, görmezden gelinen olaylar, kasıtlı kışkırtmalar , muhalefetin hainlik görüldüğü bir dönem, Çerkeslerin Düveli Muazzama Umumi Beyannamesi ve netice de zoraki hazırlanan, hain olan ve olmayanların birbirinden ayrılmadığı – maksadı ileride sorun çıkartabileceği düşünülenleri damgalamak olan bir
150’likler listesi.(
Listedekiler sınır dışı edildi, onlara uyanlar etnik baskı ile sürgüne uğradı, listeye sokulamayanlar İstiklal Mahkemelerince terbiye(!) edildi.)
Malum çevreler tarafından
Lozan Antlaşması, Ankara’nın etnik temizliği İtilaf devletlerine onaylatması, İtilaf devletlerinin de Anadolu’da etnik açıdan bir adalet gözetme niyetlerinin olmadığının göstergesi gibi sunulur.
Oysa bu durum dönemin Türkçü akımlarının bir yanılsatmasından ibarettir.Onların demek istedikleri şudur: “
Lozan ile de görüldü ki Avrupa’nın sizin haklarınızı savunma gibi bir derdi yok. Sizler bu ülkenin ve Türklerin adaletine muhtaçsınız.O halde başkalarına değil bize hizmet edin.”
Hem İtilaf devletlerinin hem de Türkiye’nin kazançlı çıktıkları Lozan , diğer Anadolu halkları ve azınlıkları için söylendiği gibi hiçbir gelecek temin etmemiş miydi acaba? Gelin Madde 39’a bakalım.
“
MADDE 39(…)
Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel, gerekse ticaret ilişkilerinde din, basın yada her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulamayacaktır.”
Bu gibi maddelere nazaran Lozan’da belirtilen temel hakların sadece Müslüman olmayan azınlıkları kapsadığı söylenmiştir.MBunun doğru olmaması bir yana, bu anlayışı kabul etsek bile bir etnik grubun tümden Müslüman olup olmamasına nasıl karar verilmektedir?
Müslüman bir
Çerkes olduğu gibi, belli bir kuruma bağlı
Hıristiyan bir
Çerkes de gayet tabii olabilirdi. Bu hakları Müslüman olan bir Çerkes kullanamaz ama Hıristiyan bir Çerkes veya Ermeni kullanabilecek mi demek isteniyordu?
Yoksa nüfus kağıtlarına din hanesinin, hatta babadan dolayı bir kimlik gibi “
İslam” adının yazılmasının nedenleri bu çarpık anlayışın kasıtlı ürünümüydü?
“
Müslüman olan Türk harici ırkların tek kimliği vardır oda Müslümanlıktır” anlayışını bu millete yutturmak bu kadar kolay olmasa gerekti. Bu anlayışın Lozan antlaşmasının hangi maddesiyle örtüştüğünü sanırım pek açıklayabilecek kimse çıkmaz.
Ankara hükümetinin düşünce yapısının altında yatanları az çok anladıktan sonra , konumuz üzere biz Çerkesler'i ilgilendiren
hain adayları (150’likler) listesine dönelim.
Lozan Türk Delegasyonu'ndan olan Rıza Nur Hıristiyan unsurlar meselesinde kendi hatıratında görüşlerini açıkça şöyle dile getiriyordu: “
Bu antlaşma sonuçları benim Türkçülük noktasında esas emelimdi. İngiltere Türkiye’yi parçalamaya alet ve vesile olan bir unsuru (Rumlar) Türkiye’den çıkartmak isteyerek bize hizmet etmiş oldu. Galiba Hıristiyanları bilahere kesilmekten kurtarmak fikrindeydiler.”
Lozan antlaşmasının hükümlerinden biride antlaşmayı kabul edenlerin bir genel af çıkartması yönündeydi.Ancak antlaşmayı kabul eden Ankara’nın bu affa şimdilik yanaşma derdi yoktu, çünkü içerdeki muhalifleri temizlemek amacını taşıyorlardı.İlk başlarda
600- 300 kişilik olarak çok önceleri hazırlanan
hain listesi Lozan dayatması nedeniyle en az karla 150’ye indirilmiş ve bir af görüntüsü verilmeye çalışılmıştı.
Peki kimler bu listeden çıkarıldı da geriye sadece 150 kişi kalmıştı?
Rıza Nur hatıratında sadece adedi belirlediğini, isimlerin ise
Mustafa Kemal tarafından kararlaştırıldığını söylemiştir.Bu durumun geçerliliği kanımca vardır çünkü, bu liste hain oldukları ispata gerek duyulmayanlardan arınmış bir liste görüntüsündeydi ve Mustafa Kemal’in asıl maksadına uyan bir listeydi.
Mustafa Kemal bu listeyle hem listeye alınmayan muhaliflerden hem de listeye alınan ilerde
muhalif olabilecek kişilerden kurtulmuş olacaktı.Dolayısıyla bu son listenin büyük çoğunluğu ilerde muhalif olması düşünülen kişilerden müteşekkildi.Asıl amaç eskiden hainlik yapanlar ve mutlak cezası olacaklardan çok, ilerde muhalif olabilecekleri bertaraf etmekti.
Cumhuriyet tarihine “
Yüzellilikler” diye geçen kişilerin listesine baktığımızda bunların Mustafa Kemal’in otoritesini beğenmeyen yada gelecekte ona muhalefet edebilecek kişiler olduğu hemen görülmektedir.
Atatürk’e muhalif olmak neden hainlik olarak algılandı?Bu listenin hazırlanması konusu bir gizli oturumda tartışılırken Dahiliye Vekili Fethi Bey’in
Hıyanet-i Vataniye de bulunan kişiler ile birlikte muhalif kişi ve gazeteleri de beraber anması sonucu huhalefette olmak vatan hainliği olarak algılanmış ve bugüne kadar da böyle devam etmiş oldu.
İzmir Çerkes Kongresi ile
Çerkes Ethem ve avanesi ibareleri listede direk göze çarpan sınıflandırmalardı.
Ancak, 150’den fazla olduğu düşünülen kişileri nasıl bu listeye sığdırabilecekleri konusunda baya bir zorlanmışlardı.Kendilerinden geçmiş bir halde hazırladıkları liste 149’da kalmış (
23 Nisan 1924), onanmak üzere önüne gelen listeye Mustafa Kemal ayak üstü köylü gazetesi sahibi Refet’i de katmış ve listeyi 1 Haziran 1924’te onamış oldu.
Sonra ki iş Ankara hükümeti’nin ordusundan bile faal olarak görev alan İstiklal Mahkemelerine kalmıştı.Listeye alınanlar direk tasfiye edilecek, listeye sokamadıkları ise 1925 yılında Lozan Antlaşmasının maddelerine aykırı olarak çalışmaya meydan verecek Tahrir-i Sükun kanunu ile İstiklal Mahkemelerinde cezaya çarptırılacaklardı.(
Bunların çoğunluğu muhalif basın organlarından kişilerdi.)
Oysa bu listeler Lozan’dan çok önceleri hazırlanmaya başlamıştı.
Bunlar içinde kimler yoktu ki? Sevr ve Mondros Antlaşmalarını imzalayanlar sanırım bu durumdan bihaberlerdi. Özellikle
Rauf Orbay’ın sonu merak konusuydu?
Rauf Bey böyle bir listenin hazırlandığı haberi kendisine ulaşınca direk karşı çıkar.Zaten buna gerek kalmayacaktı çünkü öncede bahsettiğim gibi, hükümet için geçmişte kötülük yapanlar değil, gelecekte yapabilecekler önemliydi.
Listeye alınan bir Kürt’ün adı konusunda yaşanan tartışma çok ilginçtir ve
Çerkes Ethem konusunda bizlere ipucu vermektedir. İsimler vekillere sunulurken Denizcilik Bakanı Kürt Hamdi’nin adı geçer. Listeyi okuyan Ferit Bey : “
İsterseniz bu Kürt adını kaldıralım.Hamdi Paşa diyelim” der, ancak vekillerden “
hayır, hayır” sesleri gelir.(
Soysal İlhami-150 likler-sf.43)
Listeye Müslüman olmayan grupların,kişilerin girip giremeyeceği konusu bile tartışma konusu olur.Vekillerin Lozan’ı pek anlamadıkları buradan belli oluyordu.
Sonuçta
86’sı Çerkesler'den oluşan liste Mustafa Kemal’in onayıyla 7 Haziran 1924’te Resmi gazetede yayınlanır.
Birinci bölüm sonuİkinci Bölüm : Muhalif ve Yandaş ÇerkeslerSoner Daur
Cerkes.Net