Çerkeslerin Anasayfası

Çerkeslerin Anasayfası

Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
Sistem saati: Cum Şub 10, 2012 3:29 am


Anasayfa  |   Kayit Ol  |   Sohbet  |   Cerkes Muzik  |   CerkesBuL  |   Sozluk  |   Linkler  |   Kiril  |   Basinda Cerkesler  |   Sitene Ekle  |   iletisim  |  

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 3 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: ESKİ YENİYETMELER
İletiTarih: Cmt Tem 17, 2010 1:46 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
ESKİ YENİYETMELER

Son günlerde biliyorsunuz “Eski Yeniyetmeler” çıktı meydane. Her biri sadece birbirinden değil, herkeslerden –güya- merdane...

Eski Yeniyetmeler” mi kim?

Aslında çoğu bizlerle aynı ya da bizlere yakın yaşlarda. Peki niye mi yeniyetme? Akıl baliğ oldukları yıllarda başka kulvarlarda yüzüyorlardı ya. Havuzlarında su kalmadığı için çaresiz bizim havuza, suyu olan suyu çoğalan bizim havuza döndüler ya... Özetle “yeniyetme”likleri eski olmalarına karşın bizim kulvarda yeni olmalarından kaynaklı.

Evet, hala yüzülebilecek suyu olan tek havuz ulusal havuz ve tek kulvar da dönüş kulvarı. Ancak ne yazık ki pek kurallara uymuyorlar. Hamaset yaparak, hiç yağmadan sadece gürleyerek düşledikleri bile kuşkulu sonuçları elde edebileceklerini sanıyorlar.

Örneğin hayatının hiçbir döneminde derneklerimizde görev almamış, günümüzde bulunduğu kentteki insanlarımızı bile tanımayan kimileri, somutu bilmediği halkımıza yol haritaları çizmeye yelteniyor.

Kimileri de “Çırpınırdı Karadeniz...” türküsü eşliğinde denizin karşı kıyısına bakmak, buğulu gözlerle bakmak, sadece bakmak için toplanmış on binleri, Taksim’de yürüyen binleri, silahlı ulusal mücadele timleriymiş gibi yutturmaya kalkıyorlar.

Hedeflerinin “bağımsızlık” olduğunu yazabiliyorlar. Daha dün yaşanan bağımsızlık savaşlarında neden silahlarını kuşanıp siperlere girmediklerinin sorgulanmayacağından emin (hani tencere dibin kara seninki benimkinden kara örneği) atıp tutuyorlar.

Örgütçülüğü çok iyi bildiği havasını atan ve onların örgütçülüğü gerçekten bildiklerine inananlar bu konudaki en büyük yanlışı yapıyor, yapılanması gereği yapabilecekleri sınırlı bir STK’yı, DÇB’yi kimileyin bir parti, kimileyin bir ordunun yapabileceklerini yapmadığı için eleştiriyorlar.

Yani, derneklere ilişkin yasaları farklı, farklı dil ve kültürlere yaklaşımları benzemez, demokrasi anlayışları örtüşmez ülkelerde kurulu derneklerin üst örgütü DÇB’nin politik örgüt olma yolunda atacağı ilk adımın kendisini dağıtma sürecinin de ilk adımı olacağını bilmeyecek kadar örgütçülüğe uzaktırlar. Özetle az bildikleri konularda derin süsü verilmiş görüşler ileri sürerler. Bunları da “tabii yersen” diyen şu ünlü fındık reklamında olduğu gibi bizlerin yutmasını beklerler.

Bu arkadaşlarımızın bir diğer özelliği ünlü jargonlarıdır. Nasıl yer etmişse belleklerinde şöyle iki cümlecikte tanırlar birbirlerini. Aslında geçmişte olduğu gibi şimdi de ayrıdır dünyaları. Tartışma konusu somutlaştığında anlaşamayacaklarını kendileri de bilirler. Bir tek acıları ortaktır bunların. Daha önce yüzmeye çalıştıkları havuzlarının susuz kalmış olması. Çektikleri ortak acı ile ayrı şeyleri terennüm eder ama yakın dururlar birbirlerine ve de ağırlarlar birbirlerini...

En mahir oldukları konu geçmişi bilmedikleri halde biliyormuş gibi görünebilmeleridir. Eleştirmek istedikleri konuları bu arada ruhunu anlamadıkları dönüşü, eleştirilerinde haklı çıkabilecek şekilde tanımlarlar. Dönüşün ‘D’sini kavramamış dönüşçü geçinenlerin söz ve eylemlerini ‘dönüş’e yamamaya kalkarlar.

Nüfusları, örgütlülükleri, güçleri en önemlisi sorumluluk anlayışları, bedel ödemişlikleri, halkın, ulusal sorununu sahiplenmesi konularında Çerkeslerle kıyaslanamayacak olan Kürtlerin, bağımsızlık hedefini yanlış -ki ben de yanlış buluyorum- bulur ama kendi halkımız için bağımsızlık çığırtkanlığı yaparlar.

Bir de Allah var, dün yazdıklarını bugün unutsalar da kalem erbabıdırlar. Yalanı-doğruyu, düşü-gerçeği karıştırır, kimselerin yazmadığını yazıyormuş edası ile yazarlar da yazarlar. Kendileri okumadıkları, okunacak kadar ciddiye almadıkları yazılarımızda defalarca söylenmişleri ilk kez kendileri söylüyormuş gibi kostaklanarak yineleyip dururlar.

Çok yinelemeyi kendilerinin olmayan bir söylemi sahiplenmenin bir yöntemi olarak seçmişlerdir sanki... Dönemin dergilerini gerçekten görmemiş, okumamış gerçek yeni yetmeleri, umudumuz yeni yetmeleri, ayak seslerini duyduğumuz ‘Üçüncü Dalga’yı etkileyebildikleri de olur, ancak bu etkilenişin yoğun olmadığının kendileri de farkındadır. Yazılarını yanıtlamamızın nedeni de önemli oldukları değil, tanıyanları olarak, ne denli önemsiz olduklarını ‘Üçüncü Dalga’nın daha kolay anlamasına yardımcı olma sorumluluğumuzdur.

Ancak nedense kendilerinin o sıralar, başkalarına akıl vermekle meşgul olduklarını bir türlü itiraf edemezler. Ağabeylerinin kendilerini gaflette bıraktığını, kandırdıklarını, aldattıklarını, yineleyip dururlar. Biz olayları yaşamış olanları bile neredeyse inandıracak kadar kalem ustasıdırlar. En sık da Adige, Çerkes adlarının kendilerinden önce pek söylenip yazılmadığı üzerinde durular.

Halbuki, “Yamçı”da yapılacak küçük bir gezinti bu savlarının ne kadar temelsiz olduğunu kanıtlamaya yeterli olacaktır. Örneğin açalım Yamçı’nın, Kasım 1975 ilk sayısını. “Kuzey Kafkasya Halkları”, “Çerkesler bütün Kafkasyalılardır” gibi terim ve tanımlamaların hiç geçmediği ilk sayfalarda Adige ve Çerkes sözcüklerinin kullanımı şöyle:

“s.1: Çerkes Halkı’nın, (...) tüm Çerkeslerin anılarına saygıyla;

s.2: (...) muhaceretteki Adige halkının: (...) muhacerette Adige Halkı’nın yazgısından bir kesit (...) muhaceretteki Adige Ulusu için bugünden yarına bir yol çizdiriyor güneşe;

s.3: (...) Adige Ulusunun yetenekleri (...) Adige Ulusu (...) Adige kadrosunun azlığı (...) ve Yamçı imzası ile okuyucuya yönelik yazının son cümlesi:

s.5: Ulusal birlik ve beraberlikten doğan güçle tüm sorunlarımızı çözümleyebileceğimize olan inancımız ve güvencimiz tamdır”

Nart Sawsır (Rahmetli Süleyman Yançatoral) “Çağrı” başlıklı yazısında şöyle sesleniyor:

s.6: Dünyada hiçbir toplum Çerkesler kadar ulusal sorunlarına yabancılaşmamıştır. Tarihte emperyalist olmayan ve türlü siyasal sorunlar için bir maşa gibi kullanılan bizler, ulusumuzun geleceğini düşünmek zorundayız. Muhaceretteki geçmişleri bizim kadar olmayan Filistinlilerin “kendi kaderlerini tayin hakkı” konusundaki yiğit girişimlerini örnek alarak tüm aydın güçleri, partili partisiz tüm Çerkesleri, ulus, ulusal sorunlar, ulusumuzun geleceği asimilasyon, kendi kaderimizi tayin hakkı konularında demokratik tartışma forumu olan “Yamçı”da fikirlerini görüşlerini açıklamaya çağırırken tüm omuzdaşlara selamlar ve sevgiler.

Genel Yönetmen Sayın Fahri Huvaj da şunları söylemişti “Başlarken”de:

s.7-8: Ancak bu uyanış, muhaceret kesimini bekleyen asimilasyon çekincesine ne denli bir karşıt güç olabilecektir. Söz gelişi koşulların çaktırdığı bir kıvılcım olarak sönüp geçecek mi, yoksa “ulusal bilinç”e sürekli ışık tutan bir meş’alemi olacaktır?

Kuşkusuz bu uyanışı yararlı hale getirmek “ulusal bilinç”e ulaşmış bireylerden oluşan “kadro”nun “geçmiş, bugün, gelecek” üçlüsünün ışığında ortaya koyacağı olumlu çabanın ürünü olacaktır. Basit bir yaklaşımla bu üçlü ele alındığında şu görünüm çıkar ortaya:

Dün: salt kendi açımızdan gözlenirse, “ulusal bilinç” ve “ulusal çıkar” kavramlarından, hele bu kavramların bugünkü anlamlarından çok uzaktır. Bu dönem içinde bulunulan toplumların ulusal bütünlüğüne ters düştüğü sanılan, Adige Halkı’nın çıkarlarının savunulması yerine, onların statü üstünlüklerini onlardan daha çok koruyan eylemsiz bir tutum içinde geçirmişlerdir. Gerçekte geçmiş devrede; a-kendi halkımızdan, b- içinde yaşadığımız toplumlardan, c- dünya kamuoyundan istenmesi gerekenler somut olarak belirlenmemiş, “ulusal haklarımız” siyasal boyutları içeren bir ulusal sav biçimine dönüştürülememiştir.

Bugün dünya sömürgen güçlerinin çeşitli baskılarla şartlandırdığı, sosyo-ekonomi, kültür, özgürlük gibi temel haklarından yoksun bırakılmış halkların, ulusal bağımsızlığı amaçlayan tüm eylemlerinin temeli “kendi topraklarında kendi kaderini kendi tayin eden toplum” ilkesidir.

Günümüzde Adige ulusu, anayurt ve muhaceret olmak üzere birbirinden farklı iki dünyaya kendi istemi olmaksızın bölünmüştür. Doğaldır ki bu temel ilke bir uyanıştan umutlanan muhaceretteki Adige halkının da düşünce ve eylemlerinin temel ilkesi olacaktır yirminci yüzyılın üçüncü çeyreğini uğurladığımız yıl içinde.

Gelecek için söyleyebileceklerimiz ulus sorumluluğunu yüklenmesi gereken tüm aydınlarımızın görevidir kanımızca. Doğru ve yararlı bildiklerimizi birleştirmek için okumamız, eleştirmemiz ve birlikte yarınlara varabilmemiz umut ve dileğiyle...

Bu küçücük anımsatmadan sonra;

Dönüşçüler ‘’Adige’’, ‘’Adige halkı’’, ‘’Çerkes’’, ‘’Ulusal mücadele’’ derken sizler hangi kulvarlarda yüzmeye çabalıyordunuz?

Halkımızın geleceği sorumluluğunu ilk hangi yıllarda duydunuz?

Bu sorumlulukla ne gibi yazılar yazdınız, ne gibi eylemlerde bulundunuz?

Evet sayın “Eski Yeniyetmeler”; yukarıdaki soruları ve benzerlerini yanıtlamaya, tartışmaya böyle eskilerden başlamaya ne dersiniz?

Ha ne dersiniz?

Dr. MEŞFEŞŞU Necdet Hatam
necdet@circassiancanada.com
circassiancenter

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ESKİ YENİYETMELER
İletiTarih: Sal Tem 27, 2010 8:51 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
ESKİ YENİYETMELER -2

Eski Yeniyetmeler”i, özeleştiri yapmadıkları, doğruyu söylemedikleri, laf salatası yaptıkları, samimi olmadıkları için gündeme getirdiğimi anlamak istemeyenler de varmış. Doğrusu, saçmalıklarını çeşitli platformlarda yanıtlamaktan usanmadım da değil.

Ancak kendileri “yenilen güreşçi güreşe doymazmış” örneği, kendi bildiklerini okur, bilmediklerini de bildik edalarla yazarlar da yazarlar. Bu arada, özellikle de dönüşü ve DÇB’yi eleştirirken sapla samanı da karıştırırlar...

Dönüşü, dönüşün kendi ilkeleri, DÇB’yi, DÇB’nin kendisine biçtiği misyon üzerinden değil, kurguladıkları bir dönüş ve düşledikleri bir DÇB’yi eleştirir, gülünç durumlara düşerler.

Örneğin:

Anavatana dönüşü ancak ve ancak, cumhuriyetlerimiz ve ilgili ülkelerin katkılarını hem de muhalefet yaparak değil diyalog ile gerçekleştirebileceğini, sadece Rusya Federasyonu’nun değil Çerkes'in yaşadığı tüm ülkelerin yasalarına uyacağını kuruluşundan bu yana bangır, bangır bağıran DÇB’yi muhalif politika yapmadığı için eleştirirler.

Aynı kişiler, ancak gizli örgütlerin, partilerin üstlenebileceği bir misyon yükledikleri DÇB’yi hem bu misyonu yerine getirmediği için, hem de genel kurullara dileyen herkesin katılımına izin vermediği, konuşma hakkı vermediği için eleştirirler. Çünkü örgütlenme üzerine sayfalar dolusu yazsalar da örgütçülükten en azından koşullarımıza uygun örgütçülüğe uzaktırlar.

Sorumlulukları (!) da üretmek değil üretme çabası içinde olanları eleştirmektir. Hep sorar, ancak sorulanları ya hiç yanıtlamaz ya da yandan yanıtlarlar. Toplum önünde verdikleri sözlerin yerine getirilmediğinin anımsatılmasını sevmez, anımsatanlara kızabilirler.

Örneğin “şu oturma başvurusu kampanyası açmış olanlar nerede” dersiniz. Yandan yanıt; başvuruların çok zorlaştırıldığıdır. Üstelik bunlar; başvurular zorlaştırıldığında -ki gerçek değil üç günde başvuru yapılabiliyor- oturma izni başvuru kampanyasından vazgeçebilenlerin, söke söke haklarını alabileceklerine, “Bağımsız Çerkesya’yı” gerçekten amaçladıklarına inanılacağını umacak kadar naifdirler.

Başvurunun nasıl zorlaştırıldığını da açıklamazlar nedense. Kota mı yetmemiş, başvuru belgelerinin alımında mı sorun çıkmış, belgeler alınmış ta süresinde mi yanıtlanmamış ya da başvurular geri mi çevrilmiş benzeri hiç ama hiç bir açıklama yapmazlar. “Başvurular zorlaştırıldı” gerekçesi ile, başvuru konusunda hiçbir çalışmaları olmadığını, kampanyayı sadece sanalda açtıkları gerçeğini örtebileceklerini sanırlar.

Bir Ağustos Dönüş Bayramı’na, hani gruplar halinde katılacaktınız. İşte on ikinci Bir Ağustos’u kutluyoruz nerelerdesiniz'' dersiniz, bütün Çerkesleri bir araya getirecek ciddi (!) bir örgütlenme peşinde oldukları için olsa gerek duymaz, yanıt da vermezler.

Eski Yeniyetmeler” başka ülkelerin, başka halkların sorunlarını değerlendirirken alabildiğine gerçekçi olmalarına karşın, sıra kendi olayımıza geldiğinde gerçeklerden kopar, hamaset yaparlar.

Yıllarca dillerine pelesenk ettikleri, benim halen de temel doğrularımdan biri olan “somut koşullara göre somut çözüm” ilkesini hiç anımsamazlar.

Güya her şeyleri görüp kavradığı, anladığı halde yıllarca uyumuşken
-uyumadığını belgeleyebilirlerse sözümüzü geri alırız- hangi dürtü ile bilinmez birden uyanan ve kulağımıza çalındığı kadarı ile de gençler arasında bayağı heyecan uyandıran, dönüşçü değil “dönüşçülük yandaşı” sayın İmdat Kip’in yazdıklarını “olmayacak duaları” serisini noktaladığında irdelemeyi düşünüyorum.

Ancak bu arada sayın Kip ve Kip’ın yazdıklarını sorgulamadan gerçek kabul edenlere, DÇB’nin ne olduğu ne olmadığı, DÇB tarihinde 1995’in önemi, rahmetli Kalmık Yura’nın ne gibi olumlu gelişmelere imza attığı, hangi konularda devlete ne kadar muhalif olduğu, Abhazya sorununda gösterebildiği “muhalif etkinliği” Çeçen sorununda neden gösteremediği, ordular kurmuş olan Kafkas Halkları Federasyonu’nun neden ve nasıl yok olduğu, gibi konularda biraz fikir jimnastiği yapmalarını öneriyorum. Gerçekçi yaklaşılabilir nesnel olunabilirse sonuçların hiç de kendi sandıkları gibi olmayacağı ve kendileri için çok şaşırtıcı olacağından da eminim.

Sayın Kip ve alkışlayıcıları düşüne dursun bu yazıda sayın HABRAÇÜ Murat Özden’in yazdıklarına şöyle bir göz atalım diyorum.

Murat Bey benim sevdiğim bir arkadaş. Yazıya “Sevgili Murat” diye başlamadıysam eğer, Talebe bana yasakladığı içindir. Sayın Özden’i gerçekten severim, içeriğine katılmasam da Çerkes ulusal sorununu irdeleyen bir kitap yazdığı ve çok zor bir dönemde bunu yayımlayabilme yiğitliğini gösterdiği için.

Severim bu kitap için kendisine ödetilen bedelden yakınmadığı için. Bir de çok, gerçekten çok takdir ederim, dönüşçü olmadığı halde dönüşe çok büyük katkılarda bulunduğu için. Evet, ayrı bir yazı konusu yapmayı düşündüğüm, döneminin en çok okunan haftalık dergisi “Nokta”nın “Çerkesler Kafkasya’ya Dönüyor” kapağının ortaya çıkmasında büyük emeği olduğu için. Ancak tüm bunlar sorumluluklarımızı yerine getirmeyi, yanlış bulduklarımızı dile getirmeyi engellememeli değil mi?

Eh bu kadar yakından tanıdığım ve sempati duyduğum birini çok resmi olarak eleştiremeyeceğim için Telebe’yi de kızdırmayı göze alarak izninizle kendi tarzıma dönüyorum.

Sevgili Murat “Çerkeslerin Ulusal Politikası ve Örgütlenme Üzerine(1)” başlıklı yazını gel bir de birlikte okuyalım:

“Geçen yazımızda “Çerkesler için zaman en kötü ilaçtır, zamana karşı bir yarış içerisinde örgütlü mücadelemizi başlatmamız gerekiyor” demiştik.”

Bütün benliğimle katılıyorum.

“Hastalıklar ve travmalar için zaman en iyi ilaçtır denir. Ancak bu Çerkesler için maalesef en kötü ilaç. Çünkü zaman çok hızlı akıyor ve Çerkesleri hızla yok ediyor. Asimile ediyor. Şayet bizler bunu böyle seyretmeye devam edersek, uğruna mücadele edilecek Çerkes dili, kültürü ve ulusu kalmayacaktır.”

Sanırım diasporayı demek istemişsindir sevgili Murat. Çünkü anavatan kesimi bugüne kadar koruyup, geliştirdiklerini sizlerin katkısı olmadan koruyup geliştirebilmiştir.

Buna karşı mücadele edelim deniyor. Her kafadan bir ses çıkıyor. Konuşuluyor ama iş yapılmıyor.

Ne yapmamız lazım
?”

Evet bakalım uzun zamandır görüşmediğimiz, yazışmadığımız, politikamızı konuşmadığımız sevgili Özden’in kafasından ne sesler çıkacak?

Herkes bunu soruyor.

Cevabı hem çok kolay, hem çok zor.

Cevabı çok kolay dedik. Gerçekten davasına inanan, bedel ödemeye hazır insanları bir araya getirip Çerkeslerin ulusal politikasını ve örgütlenmesini oluşturabilirsek işimizin kolay olduğunu göreceğiz
.”

Gerçekten çok doğru ama inandığı bir davası olmayan ve bedel ödemeye hiç niyeti olmayanların başkalarını bedel ödemeye çağıramayacakları da çok doğru değil mi ya da ulusal mücadelede bir kez bedel ödemenin yeterli olmadığını bilmiyor olabilir misin sevgili Murat? Geride bıraktığımız kısa olmayan sürede “ulusun yeniden inşası” konusunda kimselerin bilmediği çalışmaların mı var acaba?

Çok zor çünkü bugüne kadar laf ürettik iş üretmedik. Laf ebeleriyle oyalanıp yol alamasak işimiz zor.”

Bak burada ayıp ettin sevgili Murat. Kendin ve çevren için bu doğru olabilir de... Ancak inan ki, görmek istersen eğer, laf üretenler yanında az da olsa iş üretenler de olduğunu ve siz laf ebelerinin iş üretenleri geçmişte olduğu gibi bugün de oyaladığınızı göreceksin.

Bir düşüncenin politika olabilmesi için asgari üç şart gerekmektedir:

1) Etrafında örgütlenilecek düşünce (ideoloji).
2) Bu ideolojiyi hayata geçirecek kadro.
3) Bu ideolojiyi hayata geçirecek araçlar. Örgüt (parti, cephe, dernek, şirket, vakıf...).

Eğer bu üç şart asgari koşullarda yerine gelirse bunun adı politika olur. Yoksa bu yazıda dergilerde ve sanal alemde çıkan yüzlerce yazıdan biri olarak kalır.

Yeni bir örgütlenme modeli önerirken bugüne kadar olan çalışmaları gözardı mı ediyorsun, diyenler olabilir.

Hayır, bugüne kadar olan birikimlerimizi muhafaza ederek, geliştirerek ve daha rantabl kullanarak yolumuza devam etmeliyiz.

Bugüne kadar söylenmiş olan her söz, yazılmış olan her harf, konulmuş olan her taş çok değerlidir.

Bugüne kadar davamıza ekmek veren herkes de çok değerlidir.

Peki söylenmemiş olan nedir?

Söylenmemiş olan, davamızı siyasallaştırarak muhataplarımıza (Rusya, Türkiye, Gürcistan, Ürdün, İsrail, Suriye, AB, ABD ve tüm uluslararası kuruluşlar) gerek demokratik yollardan, gerekse zor yoluyla anlatmak ve haklarımızı söke söke alacağımızı göstermektir
.”

Breh, breh, breh... Sevgili Murat, Türkiye’de kimliğini kabul ettiremeyenlerin, Çerkes olarak kendilerini tescil ettirme çabasına girişmekten korkanların, koca, koca ülkelerden haklarını söke söke alacaklarına gerçekten inanıyor musun? Peynir gemileri ne zamandan beri lafla yol almaya başladı diye sorsam alınır mısın?

Korkuyu yenmek işte budur!

Şimdi bir düşüncenin politika olması için üç şart gereklidir demiştik. Bunları irdelemeye başlayalım.

1) Etrafında örgütlenilecek düşünce (ideoloji):

Bugüne kadar söylenmiş her söz, yazılmış her harf, konulmuş her taş çok değerlidir dedik. Bunu dedikten sonra bugüne kadar ileri sürülmüş olan tezleri değerlendirelim.

Öncelikle Sovyetler Birliği'nin çöküp, Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla birlikte bütün ideolojiler de çöktü. Çerkeslerin söyleyegeldikleri tezler de yerle bir oldu. Yerlerine yenileri ikame edilemedi
.”

Bize göre bütün ideolojiler değil sevgili Murat, dönüş dışındaki bütün ideolojiler çöktü. Dönüşün ise hem olabilirliği hem de olmazsa olmazlığı daha net olarak ortaya çıktı. Bak senin de farkettiğin gibi Erhan da dönüşçü olmadı mı? Hem hanginiz dönüş dışında bir çözüm önerisi getirebildiniz. Benim senin yazıları okuduğum ciddiyette sen benim yazılarımı okumuş olsaydın, dönüşün çökmek bir yana nasıl gelişip serpildiğini de görecektin.

1. Tezimiz- Bağımsız Kafkasya idealiydi.”

Yanlış anımsıyorsun sevgili Murat, söylem, “Bağımsız Kafkasya” değil “Bağımsız Birleşik Kafkasya” idi. Bildiğin gibi bu yaklaşımı biz, dün de inanılan bir tez olarak görmemiştik, bu gün de bir tez olabileceğini düşünmüyoruz. Dahası geçmişte bu tezi savunanların Kuzey Kafkasya’da bağımsızlık savaşları verilirken nerelere saklandıklarını da merak ediyoruz. Yeni bağımsızlıkçı biri olarak biliyorsan ne ala, bilmiyorsan da öğren lütfen. Bakarsın gerekebilir...

“Komünizmin çökmesiyle birlikte mazlum milletlerin ayaklanıp bağımsızlığına kavuşacağı ve Kafkasya'nın da bağımsızlığına kavuşacağı üzerine kuruluydu bu tez. Ama Sovyetler Birliği'nin çökmesinden sonra bu sağlanamadı.

Ancak yirmi yıl önce bana 21 Mayıs'ta Taksim'den yürüyüp Rus Konsolosluğu'nun önüne gelip bağıracaksın deselerdi, herhalde kötü bir rüya gördünüz derdim.

Ancak 22 Mayıs 2010 tarihinde en sağcısından en solcusuna, en muhafazakarından en liberaline, dönüşçüsünden devrimcisine, Bağımsız Kafkasyacısına kadar samimi olan herkes Taksim Meydanı'nda toplandı.”

Sevgili Murat, Taksim Meydanı gösterilerinin, Bağımsız Kafkasya tezini güçlendirebileceği havasına girmezden önce bir de TBMM önünde Çerkes olduğunuzun tescili anlamına gelecek etnik sayıma destek mitingi düzenleseniz. Böylesi bir miting bağımsızlık mücadelesini göze alacakları değilse de biraz daha yiğit olanları, samimi olanları tanımamıza yardımcı olacaktır.

“Ne diyor Hapae Manifestom 2'de:

Her sürgünün kafasında olduğu gibi benim de zihnimde bir harita oluşuyor yavaş yavaş. Kabardey'i Adigey'e bir koridorla ve ve yine Adigey'i Tuapse'ye bağlayan başka bir koridorla Nalçik-Maykop-Tuapse hattında, kadim toprakların belki de beşte biri kadar bölümünü kapsayan bir federal bölge. Bağımsız olması şart değil (Neden?) ama şimdiki kaymakamlıklarla da olmaz."

Erhan kardeşim söylemeye sıkılsa da bağımsız Kafkasyacı olmuş
.”

Sevgili Murat CC’de, bir tıkla: http://www.circassiancenter.com/cc-turk ... _flash.htm erişebileceğin bir yazım var: “Flaş, flaş, flaş...” Bu yazıda belirttiğim gibi Rusya Federasyonu Çerkeslerin özellikle de Türkiyeli Çerkeslerin her istediğini yapmaya hazır.

Sonucun daha iyi olması için araştırmalar da yaptırıyorlar sürekli. Ancak Erhan’ın yeterli bulduğu koridorlu çözüm önerisini duyduklarında, “doğrusu hiç düşünememiştik, neden olmasın” dediler... “RF derin devletinin ne düşündüğünü, sen nerden biliyorsun” gibi saçma bir soru sormazsın sanırım.

Benim ne kadar derin olduğumu, derinlerle işbirliği yaptığımı duymamış olamazsın. İyisi mi sevgili Murat, sen Erhan’a yardımcı ol da kokmadan sıkılmadan asıl amacını söyleyiversin. Ne istediğiniz konusuna da bir karar verin artık Rusya Federasyonu için koridorların genişliğini belirlemek, Çerkesya’nın sınırlarını belirleyip bu sınırlar içinde Çerkeslerin çoğunluk olmasını sağlamaktan çok daha kolaydır çünkü.

Diasporanın her istediğini hemen yerine getirmek için neden hazır olduklarını mı sordun? Bunu artık tahmin edersin canım. Korkuyorlar Türkiye Çerkes diasporasından. İstediklerinizi gönüllü olarak vermezlerse, söke söke alabilecek kadar cesur, yetenekli ve de güçlü olduğunuzu biliyorlar artık. Laf aramızda ne denli keskin “gıyabi milliyetçi” olduğunuzu da...

Ancak bunun sıkılınacak bir tarafı yok. Bütün ulusal kurtuluş mücadeleleri bağımsızlığı hedefler. 68 ve 78 kuşaklarının solcularının en önemlisi sloganı "Bağımsız Türkiye" idi.

2010 yılının Çerkes Devrimcilerinin yurtseverlerinin, demokratlarının, milliyetçilerinin sloganı da pekala "Bağımsız Çerkesya" olabilir
.”

Yahu Murat’çığım genelde taraftar kazanmak isteyenler başarılı kişileri, kuşakları, politikaları örnek gösterirlerken sen kalkmış “Eski Yeniyetmeler” deyimimi haklı çıkartırcasına başarısızlıklarınızı örnek gösteriyorsun. Bu ne yaman çelişki böyle.

Anlaşılan size göre anavatan Çerkeslerinin “Bağımsız Çerkesya”yı amaçlamamalarının da tüm öngörülerinizin çökmüş olmasının da hiç önemi yok. “Halka rağmen halk için” diyen bir çizgiden geliyorsunuz ne de olsa.

2.Tezimiz- Dönüş çizgisi.

Dönüşçü arkadaşlarımız ve büyüklerimiz biraz yumuşamanın olmasıyla binlerce kişinin akın akın Kafkasya'ya döneceğini umuyorlardı ama maalesef beklenen dönüş olmadı. Gidenler ve hayalkırıklığıyla geri dönenler oldu
.”

Sevgili Murat, dönüş bizim sadece birinci değil tek tezimiz oldu. Hem neden bugün dahil hiçbir zaman benimsemediğin bir görüşü sahiplenir görünüp, bilmediğin konuları bilir gibi anlatırsın? Dönüşçüler, Sovyetler Birliği’nin yıkılacağını, yumuşama olabileceğini tahmin etmemişlerdi ki, politikalarını dönülebilir şartların oluşabileceği üzerine kurmuş olsunlar. Akın akın dönüleceğini düşlesinler.

Bunun böyle olmuş olması dönüşün bir gün olmayacağı anlamına gelmez.”

Hah gözünü seveyim ne güzel de söyledin. Hem sizlerin ünlü örneklerinizden biri değil mi bozuk bir saatin de günde iki kez zamanı doğru gösterdiği gerçeği.

Yapılması gereken anavatanda oluşmuş çok değerli kültür birikiminin diasporaya aktarılarak bilinçlenmenin yaratılmasıydı.”

Bak bu da yaman bir çelişki. Yani şimdi sen “Hapae’nin deyimi ile kaymakamlıklarımızın, boylarına poslarına bakmadan milyonların bilinçlenmesi için zorunlu ve diasporadaki milyonların oluşturamadığı çok değerli kültür birikimi oluşturabildiğini mi söylemek istiyorsun.

Türkiyeli Çerkeslerden daha büyük birikim sağlamışlarsa eğer biraz ayıp etmemişler mi? Hem çoğu üretime, salt Rusların hoşuna gitmek amacı ile bir çarpıtma eklemiyorlar mı? Sonra Çerkes onurunu nasıl gözardı edersin? Diasporanın onur timsali sayın Hapi bundan alınmaz mı?

Bugün Türkiye’de 91 adet Çerkeslere ait (tüm Kuzey Kafkasyalılar) kurum mevcuttur. Dernekler, vakıflar, konfederasyonlar, spor klüpleri dahil.

Her bir kurumun 200 üyesi olduğunu varsayarsak 18-20 bin üye yapar. Bu derneklerin tüm üyeleri dönse de Kafkasya'da bir yekun teşkil etmiyor
.”

Sevgili Murat, bu sayılar Kafkasya için de çok önemlidir inan. Bu kadar kişinin dönüşlerini sağlayabilirsen eğer, sorunu çözülmüş bil. Bu sayıdaki bir dönüşle emin ol, Türkiye’deki milyonlar daha bir güçlenirler.

Ancak dönüşlerini sağlayamayacağınızın zaten bilincinde olduğumuz için bu çok değerli yirmi binleri çok kolay testlerle sınayın derim. Hayır etnik sayıma destek mitingi gibi çok küçücük bedeller ödemeyi gerektirebilecek eylemlerle değil. Yayımlanan dergilere abone olmak gibi, derneklere üye olmak gibi, üyelik aidatlarını zamanında ödemek gibi, anavatanı turist olarak ziyaret etmek gibi hiç bedel gerektirmeyen konularla sınayın.

Sahi sen anavatanı görmüş müydün Murat?

En azından ben buradayken gelmiş olamazsın. Görecek kadar merak etmemek ile anavatanın bağımsızlığı için bedel ödemeye, hem de büyük bedeller ödemeye, haklarınızı yedi düvelden söke söke almaya hazır olmak nasıl bağdaşır, buna kimler inanır sevgili Murat.. Yapma Allah aşkına, yakışmıyor sana...

Ama diasporadaki bütün kurumlar çöker. Çerkes meselesinin çözüm noktası diasporadır ve Türkiye'dir. Öncü ve bilinçli kişilerin dönmesi Türkiye'deki 6 milyon kişinin kaybedilmesi demektir.”

Dönüşçü olmayan birinin dönüşün ruhunu kavrayamayacağını açıklayabilme olanağı verdiğin için teşekkür ederim sevgili Murat. Dönüşçüler, Türkiye’deki milyonların kaybedilmemesi için, anavatana yerleştikten sonra da öncü ve bilinçli kalabilecek kişilerin en kısa sürede anavatana dönüşünü gerekli görür.

Değişmez ilkemiz “mümkün olan en kısa sürede en çok sayıda insanın sağlıklı dönüşünü sağlamaktır.” Ayrıca yetersizlikleri her platformda dile getirilirken, yetersiz oldukları için yeni örgütlenmeler gerektiği yazılıp dururken dernekleri altı milyonun kaderi olarak algılaman da ilginç değil mi? Bak bu konuda “Talebe” ile anlaşabileceğini sanmıyorum. Zaten örgütçülüğü ondan daha iyi biliyormuş gibi yazıp durmana kızmıştır da...

Ama bu 20 bin kişiyi kadro haline getirip dernek duvarları arasında oynanan bir oyun olmaktan çıkarıp, Çerkesliği, işçilerin, köylülerin yoksulların da meselesi haline getirip, milyonları harekete geçirebilecek bir duruma getirdikten sonra mı konuşsak dönüşü?”

Bu öneriyi, dönüş karşıtlığının yeni versiyonu olarak algılarsam kızmazsın değil mi? Hem bu öneri “önce devrim sonra ulusal haklar” eski yaklaşımınızı andırmıyor mu? Bu yaklaşımın çöktüğünü sen kendin de itiraf etmedin mi?

Yahudilerin anavatanlarına dönüşü ve bir devlet kurabilmeleri 2 bin 500 yıl almıştır ve inanılmaz mali kaynaklar seferber edilmiştir. Bu mali kaynakları harekete geçirmek için de kafa yorsak olmaz mı?”

Kendinizi kiminle kıyasladığının sanırım farkında değilsin. Öküze özenen kurbağa gibi olamayın sakın. Tüm dünya güçlerini kendi çıkarı için kullanabildiğine inanılan bir halk ile geçmişte dünya güçlerinin oyununa geldiği tescil edilmiş, günümüzde de oyuna gelmeye meyyal bir halk....

Hapae kardeşim ne demiş Manifestom 2'de:

Bir de bahsettiğim coğrafyada demografiyi hiç olmazsa %50'ye getirecek diasporadan ciddi bir nüfus hareketi"

Erhan hem bağımsız Kafkasyacı hem de dönüşçü olmuş
.”

İşte ayrı düştünüz. Ne olcek şimdi?

“3. Tezimiz- Yaşanılan ülkelerdeki demokrasi ve devrim mücadelesinde yer alarak ulusal kimliğin ve hakların kazanılmasını savunanlar.

Özellikle 78 kuşağında buna inanan çok sayıda Çerkes Devrimcisi mevcuttu.”

Külliyen yalan.

Çerkes devrimcisi hiç olmadı.

Çerkes ana-babaan doğma devrimci çoktu elbetteki. Hatırı sayılır konumları da oldu ama bunların hiçbirinin Çerkesler için bir gelecek kurguları yoktu. Sen de çok iyi biliyorsun ki, Çerkes sorununun çözümü konusunda anlaşamadıkları için değil, Kürt sorununa bakış açıları farklı olduğu için birbirine kurşun sıkabilen farklı fraksiyonlarda yer aldılar. Nerede inanan Çerkes devrimcilerinin programı. Bu programı üyesi oldukları hangi grubun programına eklemleyebildiler. On iki Eylül darbesinden sonra nerede saklandı bu ulusal kimlik ve hakların kazanılmasını savunan Çerkes Devrimciler. “Bir göründün bir yok oldun, serap misali” şarkısını anımsatan günümüz Demokrasi İçin Çerkes Girişimcileri” gibiydi bence sözünü ettikleriniz...

“Ama Sovyetler Birliği'nin çürüyerek çökmesi, Çin üzerinden dünyanın en acımasız emek sömürüsü yapılarak bütün dünya emekçilerinin yoksullaştırılması, ideolojik anlamda her şeyi altüst etmiştir.

Bütün dünyada sosyalist bir devrimin olacağına inanan sol kesimin tezi tamamen belirsiz bir tarihe ertelenmiştir. Fakat yaşadığımız dönemde demokrasi nispi de olsa genişlemiştir. Geçmişte suç olan birçok şey artık suç değildir. Yasal anlamda kullanabileceğimiz birçok hakkımız olmasına rağmen kullanamıyoruz
.”

İşte sadece Türkiyelilik çemberini kıramamışlar için çok doğru bir söz. Ancak dönüşün yasal haklarını kullandığını, kullanmaya çalıştığını, kullanılması gereğini vurguladığını, daha olumlu yasalar önerdiğini, kabul ettirmeye çalıştığını görmezden gelmişsin yine.

Görülmesi, anlaşılması,kavranması, içselleştirilmesi gereken, Türkiye’deki yasal hakları kullanmaktan aciz bir topluluğun, yedi düvelden söke söke hak alma eylemlerine hiç girişmeyeceği, gelecek kurgusunun bu safsata üzerine kurulmaması gerektiğidir.

Çerkeslerin Türkiye'nin AB'ye girmesini, Rusya'nın demokratikleşmesini beklemeye tahammülleri yoktur. Birçok platformda sağ görüşlü insanlarımızla, sol görüşlü insanlarımızın Çerkeslik ortak paydasında birlikte hareket edebildiklerini görüyoruz.

Bu son derece önemli bir gelişmedir.

Yani bu güne kadar Çerkes halkının ürettiği üç çizgi, üç tez ortak hareket etmeye başlamıştır
.”

Allah korusun... Diğer iki çizgi ile birlikte olmak dönüşün temel ilkelerine aykırıdır. Dönüşçüler değil ancak dönüşçülük oynayan “dönüşçü yandaşları” sizlerle birlikte olabilir. Çünkü dönüşün ilkeleri sapasağlam ayaktadır. Bu ilkelerden uzaklaşan da artık dönüşçü değildir.

İşte bu üç tezi birleştirerek "Çerkes ulusunun yeniden inşası projesi" politikasının söylemini başlatıyoruz.

Ancak, içinde tohum olmayan yumurta ne kadar ısıtılırsa ısıtılsın, hangi tavuğun altına konulursa konulsun, civciv çıkaramaz.

Çerkeslerin de şartları ne olursa olsun, demokrasi de gelse, sosyalizm de gelse AB'ye de girilse, Rusya demokratikleşse de örgütlü yapıları olmadığı takdirde hiçbir şey yapabilmeleri mümkün değildir. Zamanın Çerkesler için çok kötü bir ilaç olduğunun bilinci ile mümkün olan en kısa sürede kadrolarını ve örgütlerini çıkarmalıdırlar
.”

İşte yine sana yüzde bin katlığım büyük bir laf. Gerçekten koşullar ne kadar elverişli olursa olsun tohumu olmayan yumurtadan hiç civciv çıkmayacağı gibi bence sizlerden de ne kadro olur ne de örgüt. Çünkü ulusal mücadelenin tohumu “gelecek kurgusu'' geçmişte sizlerde hiç olmadı bugün de olduğunu sanmıyorum.

Gelecek yazı kadro meselesi, Daha sonraki yazı örgüt ve örgütlenme üzerine, daha sonraki yazımız ise politikamızın ana hatları üzerine olacaktır.”

Diğer yazıların için de söyleyeceklerim olacak sevgili Murat.

Sağlıcakla, anavatanda görüşmek dileği ile...


Dr. MEŞFEŞŞU Necdet Hatam
necdet@circassiancanada.com
circassiancenter

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ESKİ YENİYETMELER
İletiTarih: Cmt Ağu 28, 2010 10:48 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
ESKİ YENİYETMELER -3

Anavatana dönebilenlerin sayısının çok az olmasını, dönüşün başarısızlığı gibi gösterenlere tepe tepe kullanacakları malzeme vereyim.

26 Ağustos 2010 Perşembe günü Federal Yabancılar Bürosu Sivil Danışma Kurulu toplantısında bu yılki başvuru sayısı açıklandı: 39

Yani içler acısı.

Anımsayanlarınız olacaktır; 2008 yılında Dönüş Bayramı nedeni ile Başbakanımız QUIMP'IL Murat ile yaptığımız toplantıda kotanın yetersiz kaldığı ısrarla belirtildiği için 2009’da sadece Adigelere bin 500 kişilik kota sağlanmıştı.

Durumu bilenlerimiz bunun çok fazla olduğunu kotayı dolduramayacağımız endişesini iliklerimize kadar yaşarken, sanal kahramanlarımızdan biri, kotayı nasıl olurda doldurabileceğimiz önerilerinden çok “efendim neden kota olsun” gibi bir çıkış yapmıştı.

Kahramandı ya...

Sanal kahramanlarımız, daha kolay ve kotasız vatandaşlık hakkını, çifte vatandaşlık hakkını daha başka birçok hakkımızı, hem de bu haklarımızı alacağımız devletin nezdinde değil de sanalda savunmayı, sorumluluklarını yerine getirmekle eş tutuyor olmalılar.

Dahası kendilerini, bu haklarımızı savunulması gerekli yerlerde savunan ve çok yavaş da olsa sonuç alabilenlerden daha yararlı oldukları daha ulussever, daha yurtsever olduklarına kendileri inandırmış, bizlerin inanmasını bekliyorlar.

Kotayı doldurma çabası mı?

Olmadı işte! Böyle perakende işlere ayıracak zamanları yok ki kahramanlarımızın. Eskiyeniyetmeleri de koyabilirsiniz aynı gruba.

Örneğin “Dönüş için proje gerekli, projesiz dönüş olmaz” dediklerinde arkasından projenin geleceğini sanırsanız aldanırsınız. Sayınımız en güç işi başarmış akıl vermiştir.

Gerisi emir kullarının işidir. “Kitlesel dönüş ancak devletler arası anlaşmalarla mümkün olabilir” der bir başka eskiyeniyetme, hemen ağırlayanları da olur. Dönülecek ülke ile diaspora ülkelerinin desteğini almanın dönüşün temel ilkelerinden biri olduğunu bilmezler.

İlk adımdan beri buna çalışıldığını ve bir hayli yol alındığını da görmezler. Bu sözü ettiğine göre devletlerarası anlaşmanın nasıl sağlanabileceğini anlatacağı yanılgısına kapılmayın sakın. Kendileri
büyük keşifte görevlerini layığı ile yerine getirmişlerdir nasıl gerçekleştirileceği sıradan dönüşçülerin görevidir.

Oturma izni başvurusu kampanyaları da Dönüş Bayramı coşkusu da anavatandakilerle anavatanda paylaşmak ta unutulmuştur. Tatilini anavatanda geçirmekse hiç akla gelmemiştir.

Böylesi sıradan işlerle uğraşılmadığı, verilen sözler tutulmadığı için de başvuru sayısı 2009’da kotanın onda birini bile doldurmamıştı. Kotanın gerçekçi olmadığı ayan beyan anlaşıldığı için de 2010 için kota 500 olarak belirlenmişti. Biliyorduk ki o da çoktu ve işte toplantıda başvuru yapanların sayısının sadece 39 olduğu ve yıl sonuna kadar da sayının 70 olabileceği ve doğal ki kotanın da azaltılacağı rapor edildi.

Dedim ya kahramanlarımıza göre değil böylesi herkesin başarabileceği küçük işler... Daha büyüktür projeleri... Uzaktan kumanda ile Çerkes'in olmadığı bir Çerkesya kuracaklardır.

Çerkesya için önce Çerkesya’da olmalısınız” diyenler mi? Mutlaka Çerkesya’yı istemeyenlerdir. Hem bilmez misiniz, dönüşün güçlükleri vardır. İş olanakları yeterli değildir, geçim zordur, dil bilmezlik, hele dönüşü eşe kabul ettirebilme...

Rusya Federasyonu’nun Çarlık Rusya'sı ile aynı zihniyeti taşıması... Ekseninin beliriin bir şekilde üniter yapıya kayıyor olması, sayılabilecek ve aşılamayacak daha birçok engel...

Engelleri aşma mücadelesini göze alan “kıdemli dönüşçüler”i caydıran, caydıramadıklarının arkasından “anavatanda yaşayabilmek uğruna rahat yaşamını bırakmaya değer miydi” diye ne denli ulussever olduğunu kanıtlayan sayın Hapi’nin dönüşü engelleme çabaları ve böylesi saçmalıkları hoş görebilen -sükut edildiğine göre- yurtseverler de işin cabası...

Ancak “bağımsızlık” dönüş kadar zor değil ki... Duymamış olamazsınız.

Rusya Federasyonu cumhuriyetlerimize bağımsızlık vermediyse nedeni, bugüne kadar barışçıl yollarla istemesini bilmedikleri içindir. Cumhuriyet yöneticileri ve halkları yersiz bir korkuya kapıldıkları içindir.

Halbuki böyle bir korkuya gerek yoktur. Dolayısı ile federasyon, bağımsızlığı ilke edinen diasporik kahramanlara minnettardır. Hem minnettarlığı lafta da bırakmamaktadır. Dolgun maaşla iş garantisi, çocuklarına istediği üniversiteden eğitim alma garantisi, eşini ikna edemeyenlere eş garantisi... Konut ve araba için uzun süreli ve ''sıfır'' faizle kredi. Aylık gelir durumuna göre taksitlendirme...

En önemlisi bağımsızlık verdiği Çerkesleri olası dış saldırılardan koruma ve sorun olduklarında Karaçay, Balkar ve Ermenileri hatta Kazakları süreceği garantisi...

Ancak bunlar 39 kişiyi unutturmuyor.

Epeyce can sıkıcı bir durum. Bu sıkıntı ile internette gezinirken kahramanlarımızın bildiğim ortak özelliklerinden birinin güzel bir anlatımına rastlıyorum. Hani hep yeni şeyler, kimselerin söylemediği, söyleyemediği şeyler söylüyorlar ya eskiyeniyetmelerimiz...

Bakın böylelerine ne güzel yanıt sayın Mustafa Armağan’ın, 14 Haziran 2005 günlü Zaman gazetesinde yayımlanan “Ölümünün 18. yılında Cemil Meriç” başlıklı yazısındaki şu bölüm:

“Klasiklerimizi yeniden okuma zahmetine katlanmadan herhangi bir konuda mesafe alabileceğimizi, hakikaten “yeni” bir şeyler söyleyebileceğimizi zannediyorsak aldanıyoruz.

Aslında birçok şey söylenmiştir bizden önce ve muhtemelen bizden de daha iyi, daha güçlü bir şekilde ve ne yalan söyleyelim, bizim söyleyebileceğimizden daha şık söylenmiştir. Bir yeniden okuma çabasının sonunda ulaşacağımız sonuç, büyük bir ihtimalle bu acılı cümle olacaktır.

Hem sonra “yeni” dediğimiz şey de nedir ki? Yeni bir şey söylemek sanki “eski” bilinmeden mümkünmüş gibi, eskiyi bilmeden yenilik yapılabilirmiş gibi, dahası yenilik zannedilen şeylerin gerçekten yeni olduğu eski göz önünde bulundurulmadan anlaşılabilirmiş gibi, bir yenin havucun peşinde sürüklenip gidiyor bu toplum…”

Ben de benzer yaklaşımı, 2000 yılında hazırladığım ve 2003 Genel Kurulu'nda kabul edilen DÇB ilkelerine temel olan taslağın başlangıcında şöyle dile getirmiştim:

Лъэпкъхэр дунаим къызытехьэгъэ апэрэ мафэхэм щегъэжьагъэу илъэпкъы фэшъыпкъэ, ащ рыгушхорэ, лъэпкъыр ыгъэлъэгэным, ыгъэдэхэным фэлажьэрэ лъэпкъыпсэ хэкупсэхэр щыIэу къырэкIо.

Halkların ulusların ortaya çıktığı ilk günlerden itibaren halkı ile övünen, onu yüceltmek, güzelleştirmek çabası içinde olan ulusseverler, yurtseverler hep olagelmiştir.

Ащ дакIоуи, ялъэпкъ фыряIэ лъэгъуныгъэм къыпкъырыкIэу,
къызыхэкIыгъэ лъэпкъым ыпсэ фэзгъэтIылъыгъэхэр зэрэмымакIэри зымышIэрэ щыIэп.

Buna koşut halklarına olan sevginin itici gücü ile halkı için canını verenlerin sayısının az olmadığını da bilmeyen yoktur.

Арышъ, «лъэпкъ Iофыгъохэм я зэшIохын къезгъэжьагъэр сэры, тэры» пIохэнэу щытэп.

Dolayısı ile ulusal sorunların çözüm çalışmalarını ben başlattım, biz başlattık dememek gerekir hiçbir zaman.

Ау мэхъу лъэхъэнэ зэблэкIыгъо, лъэпкъ насып къэгъэзэгъу.

Ancak değişim dönemleri ulusun şanslı olduğu dönemler de oluyor.

Джащ фэдэ лъэхъанхэм псэугъэ лъэпкъ унэшъошIхэр, лъэпкъым игъэсагъэхэр, лъэпкъ гулъытэ зиIэхэр, лъэпкъым щыщ хэтрэ зы цIыфи насыпышIоу плъытэн плъэкIыщт.

İşte böylesi dönemlerde yaşan halk yöneticileri, aydınları, halkın bilinçli insanları, halkın her bireyi şanslı sayılmalıdır.

Насып къэгъэзэгъухэм лъэпкъым фэблэжьырэм къыкIэкIорэр нэхь нэрылъэгъу.

Şanslı dönemlerde ulus için yapılan çalışmaların getirisi de daha açıkça görülebiliyor.

ЕтIани, яIэнатIэ, якъарыу, яшIэныгъэ елъытыгъэу, гулъытэу яIэм елъытыгъэу лъэпкъым фалэжьын фаер фэзымылэжьхэри щыIэх,
ыкIи ахэр гъэмысапхъэх.

Bununla birlikte yetkilerine, güçlerine,bilgilerine bilinçlerine göre halkı için yapması gerekenleri yapmayanların varlığı da eleştiriyi hak ettikleri de bir gerçek

Тхыдэми ыгъэкъончэщтых ахэр.

Doğrusu Tarih de mahkum edecektir böylelerini.

Тэ зыкIи щэч къытетхьэрэп; тилъэпкъ зыратэкъухьэгъэ
апэрэ мафэм къыщегъэжьагъэу лъэпкъыпсэ хэкупсэхэр зьфэлэжьэгъэ, зыкIэхъопсыгъэ, зылъыхъугъэ закъор, зы: ипхъахьитэкъу ашIыгъэ илъэпкъ ээфищэсыжыныр, ащ ичIыналъэ егъэгъотыжьыныр ары.

Biz hiç kuşku duymuyoruz ki halkımızın darmadağın edildiği ilk gönlerden beri yurtseverler, ulusseverler bir tek şeyi aradılar, bir tek şeyin özlemini duydular ve bir tek şey için çalıştılar: Darmadağın edilen halkını bir araya getirmek ata toprağı ile buluşturmak.

Evet ne denli üzücü de olsa ben daha ötesini göremiyorum. Kahramanlarımız için ise bu yeterli değildir, daha ötesi olmalıdır. Ama ilginçtir daha öteleri kendileri görmeli ancak kendileri değil,
birileri gerçekleştirmelidir. Kendileri ulus olmanın bir bedeli olduğunu bilmeli, söylemeli, ancak bedeli birileri ödemelidir. Neyleyeyim ki ben, oldum olası büyük düşünemem.

Anavatana dönüşüm sırasında sevgili AÇMIZ Hilmi ile “Marje” dergisi için yaptığımız konuşmanın bir bölümü de bu dar görüşlülüğümün kanıtı sanki:

“Marje. Sayın Başkan, okuyucularımıza sizin de görev aldığınızı söylediğiniz, Dünya Çerkesleri Derneği hakkında bilgi verir misiniz? Hatam.

Dünya Çerkesler Derneği’nin başlangıç noktasını, Ankara’da düzenlenen 125. Yıl etkinlikleri olarak alabiliriz. 125. Yıl etkinlikleri ve Dünya Çerkesleri Derneği’nin kuruluğunu, halkımızın anavatanına dönme çabasında bir dönüm noktası olarak kabul etmemiz mümkün.

Bir yıl sonra Hollanda’da benzeri bir toplantı yapıldı ardından Mayıs 1991 de anavatanımızda Dünya Çerkesleri Derneği kuruldu. 125. Yıl etkinliklerinde dünyanın her tarafından gelen Çerkesler, Çerkesliğin ancak anavatanda yaşatılabileceğini dünyaya duyurdular.

Konuya duyarlı herkesin de, anavatana dönüş konusunda çalışmasının gerekliliğini ortaya koydular. Dünya Çerkesleri Derneği’nin de temel felsefesi budur. Bu konuda pratikte bazı zorluklar ortaya çıkıyor. Diaspora insanını anavatanlarına götürürken, ekonomik olarak zorlanacağımız ortadadır. Dünya Çerkesler Derneği büyük bir amaç edinmiştir.

Bu amacın gerçekleşmesi için de ekonomik olarak desteklenmesi gerekmektedir. Bu konuda bir espri yapalım isterseniz: Siz de rastlamışsınızdır, büyüklerimiz, orta yaşlılarımız, gençlerimiz olarak tartışmayı gereksiz fedakarlık yapmayı severiz. Hepimiz gerekirse bu olay için kanımızı, canımızı verebileceğimizi yineler dururuz.

Bize şu an gerekmeyen kanını, canını vermeye hazır olan soydaşımız, nedense vaktini ve parasını vermeye hazır değildir.

Tüm bunlara rağmen, derneğin yapısının oturacağı, güçleneceği umuduyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.''

Kıssadan hisse mi?

Sayın “Eskiyeniyetmeler” altın kuşağın yayınları ile birlikte Kamçı ve Yamçı dönüşün klasikleridir, hep okunmalıdır. Yeniden okumalarınızın sonunda ulaşacağınız sonuç, büyük bir ihtimalle şu acılı cümle olacaktır:

“Klasiklerimizi yeniden okuma zahmetine katlanmadan herhangi bir konuda mesafe alabileceğimizi, hakikaten “yeni” bir şeyler söyleyebileceğimizi zannediyorsak aldanıyoruz.

Aslında birçok şey söylenmiştir bizden önce ve muhtemelen bizden de daha iyi, daha güçlü bir şekilde ve ne yalan söyleyelim, bizim söyleyebileceğimizden daha şık söylenmiştir.”

İtirazınız mı var deneyin şu TIME Seyın’in şu dörtlüklerinden daha güzelini:

Wızışışım ḱui xihaj - Dön kendinden olana karış
Wilhepqımq afelaj - Halkların için çalış
Wımılajew sıd bğuetın - Çalışmazsan ne bulursun
Çıle pçeuım wıuıtın - El kapısında durursun.

Thamıḉağuer zeppesıme - Zavallı olmayı benimsersen
Qıpfaş́eştım wıpesıme - Senin için yapılsın diye beklersen
Adıghağer meḱuedı - Adigelik yok olur
Qıdaferer pseḱuedı - Günahı da boynuna kalır...

Evet... Denemeye ne dersiniz?

Dr. MEŞFEŞŞU Necdet Hatam
necdet@circassiancanada.com
circassiancenter

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 3 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  
cron

Cerkez Muzikleri - Kafkasya - Cerkez - Google - Cerkez isimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Circassain - Cerkes.Net - Adigece Sozluk - Video - Sohbet - Cerkez Tavugu

Haberler Haberler Site haritası Site haritası SitemapIndex SitemapIndex RSS besleme RSS besleme Kanal listesi Kanal listesi
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
[ Time : 0.183s | 11 Queries | GZIP : On ]


Sitemizin hicbir kurum ve kurulusla iliskisi bulunmamaktadir.