Çerkeslerin Anasayfası

Çerkeslerin Anasayfası

Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
Sistem saati: Pzr Şub 12, 2012 5:12 am


Anasayfa  |   Kayit Ol  |   Sohbet  |   Cerkes Muzik  |   CerkesBuL  |   Sozluk  |   Linkler  |   Kiril  |   Basinda Cerkesler  |   Sitene Ekle  |   iletisim  |  

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 2 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: ENVER PAŞA'DAN GÜNÜMÜZE BİR TÜRK(ÇE)LEŞTİRME PRATİĞİ
İletiTarih: Cum Ağu 06, 2010 5:28 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19670
Konum: MUDAREY-Гъубжь
Enver Paşa'dan Günümüze Bir Türk(çe)leştirme Pratiği

"Yerleşim Birimlerinin Adlarının Değiştirilmesi"

Türkiye’deki coğrafi yer adlarını etimolojik kökeni Türkçe olanlar ve olmayanlar şeklinde iki gruba ayırmak mümkündür. Bu isimlerin önemli bir kısmı 1940 yılından günümüze geçen süreçte değiştirilmiş, yeni isimler verilmiştir.

Bu değiştirme işlemleri hem Türkçe yer adlarında hem de Türkçe olmayanlarda uygulanmıştır. Ancak yer isimlerinin devlet tarafından tek taraflı olarak değiştirilmesi pratiğinin Karadeniz ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde belirgin bir şekilde yoğunlaştığı söylenebilir. Köylerin yeni isimleri henüz halk tarafından tümüyle benimsenmemiştir. Özellikle yaşlılar hâlen eski isimleri kullanmayı tercih etmektedirler.

Coğrafi yer adlarının değiştirilmesi konusunun tarihi 1910 yılına kadar gitse de , bu konudaki ilk resmi girişim 13 Mayıs 1913 tarihli İskân-ı Muhacirin Nizamnamesi’nin yürürlüğe girmesidir. 5 Ocak 1915’te Enver Paşa tarafından askeri birliklere gönderilen yazılı emirle savaş şartları kullanılarak Osmanlı topraklarında Ermenice, Rumca ve Bulgarca dillerinden coğrafi yer adlarının Türkçe isimlerle değiştirilmesi istenmiştir.

Bahse konu yazılı emrin yürürlükten kaldırıldığı 15 Haziran 1916 tarihine kadar çok sayıda köy ve kasaba ismi Türkçeleştirilmiştir. Dersim’deki Kızılkilise’nin Nazimiye, Muğla’daki Megri’nin Fethiye, Hüdavendigâr’daki (1918’de Bursa oldu) Atranos’un Orhanili, yine Bursa’daki Mihaliç’in Karacabey, İzmir’deki Ayasluğ’un Selçuk olması bu dönemin ürünüdür.

Milliyetçilik sorununun” Osmanlı açısından baş ağrıtıcı olduğu bu dönemde devlet eliyle coğrafi yerlerin isimlerinin değiştirilmesi girişimini, giderek sona yaklaşan imparatorluktan geriye kalan bakiyeyi “saf bir Türk ülkesi” yapmaya dönük iradenin tezahürlerinden biri olarak değerlendirebiliriz. (Cumhuriyet dönemi uygulamalarından soyadlarının Türkçeleştirilmesi konusu da bu bağlamda düşünülebilir.)

Milli Mücadele’yi yürüten kadrolar da gerek ideolojik formasyon gerekse de kadroların bileşimi açısından İttihatçıların devamı olduğundan aynı uygulama milli mücadele ve müteakiben cumhuriyet döneminde de kesintisiz devam etmiştir.

20 Aralık 1920 tarihli 117 sayılı yasa teklifiyle ülkedeki yer isimlerinin ‘millileştirilmesi’ ile ilgili yeni bir yasal düzenleme yapılmıştır. 1922’de bir dizi yerleşim yerinin adı ‘Türkçeleştirilmiştir.

Örnekse ; Van’a bağlı Müküs Bahçesaray, Ankara’daki İstanos (Zîr) Yenikent, Makriköy Bakırköy, Ayastefanos Yeşilköy, Sinasos Mustafapaşa, İmroz Gökçeada olarak değiştirilmiştir. 1923’te İzmit ilinin adı Kocaeli’ne, 1924’te Kırkkilise’nin adı Kırklareli’ne, 1927’de Bozok’un adı Yozgat’a çevrilmiştir. Artvin ilinde büyük kısmı Gürcüce olan yerleşim yeri adları “Meclis-i Umûmiyye-i Vilâyet” (İl Genel Meclisi) kararıyla 1925 yılında tümüyle değiştirilmiştir

1934-36 arasında Halkevleri yurt çapında 834 köye Türkçe isimler vermiştir. 1935’te binlerce yıllık ‘Dersim’ Tunceli yapılmıştır. 1937’de Mamuretülaziz’e bizzat Mustafa Kemal tarafından ‘bereket-bolluk’ anlamına ‘El’azık’ denilmiş, sonra Elazığ’a çevrilmiştir. 1939’da Sancak’ın adı ‘Hattai’ ve ‘Karay’ adlarının karışımından oluşan Hatay’a çevrilmiştir.

Ad değiştirme işlemleri İçişleri Bakanlığı’nın 1940 yılı sonlarında hazırladığı 8589 sayılı genelge ile yeniden gündeme gelmiş , yabancı dil ve köklerden gelen ve kullanılmasında büyük karışıklığa yol açtığı iddia edilen yerleşim yerleri ile coğrafi yer adlarının Türkçe adlarla değiştirilmesi uygulaması yeniden başlatılmış , bahse konu genelgenin yürürlüğünü müteakip valilikler tarafından yabancı dil ve köklerden gelen yer adlarına ilişkin dosyalar hazırlanarak bakanlığa gönderilmiştir.

Ancak bu çalışmalar 2. Dünya Savaşı sebebiyle uzun süre aksamış ve 1947’de Hatay ilindeki Türkçe olmayan Arapça yerleşim birimlerinin isimlerinin değiştirilmesi dışında çok fazla isim değişikliği yapılamamıştır. 1949 yılında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun yürürlüğe girmesini müteakip yer adlarının değiştirilmesi işlemleri güçlü bir yasal dayanağa kavuşmuş, ardından 1957 yılında da bir “Ad Değiştirme İhtisas Kurulu” kurulmuştur. Söz konusu kurulun çalışmaları çeşitli kesintiler olmakla birlikte 1978 yılında tarihi değeri olan yer adlarının da değiştirildiği gerekçesiyle kurulun faaliyetine son verilinceye kadar sürmüştür.

1956’da kurulan Ad Değiştirme İhtisas Komisyonu tarafından yaklaşık olarak 75 bin yerleşme yer adı incelenmiş ve bunlardan 28 bin kadarı değiştirilmiştir. Yine aynı kurul, 1965-1970 ve 1975-1976 yılları arasında tabii yer adlarını değiştirmeye dönük çalışmalar da yapmıştır. Bu çalışmalar sonucunda da 2000 kadar yer adı değiştirilmiştir. Kurul çalışmaları beş yıllık bir aranın ardından, 1983 yılında yayınlanan bir yönetmelik uyarınca yeniden başlamıştır ve 2000 yılına kadar 280 köyün ismi değiştirilmiştir.

Atkafası, Cadı, Çakal, Çürük, Deliler, Dönek, Haraççı, Hırsızpınar, Kaltaklı, Kansız, gibi anlamlarının “güzel” çağrışımlar uyandırmadığı düşünülen kelimelerden oluşan isimler Türkçe dahi olsalar değiştirilmiştir ancak bunlar sayıca azdır.

Bazı isim değişiklikleri ise mevcut adın yazı diline dönüştürülme çabasıyla sadece bir-iki harf farklılığından ibarettir. Şıh kelimesi içerenler şeyh, viranlar ören, ağlar ak, yörükler yürük haline dönüştürülmüştür. İçinde ağıl, kom, oba, mezrea, çiftlik gibi ekler ve/veya kökler bulunan adların hemen tamamı değiştirilmiştir. Ayrıca içinde kızıl, çan, kilise kelimesi olan köylerin isimleri de değiştirilmiştir.

Kürt, Gürcü, Tatar, Çerkes, Laz, Arap, muhacir gibi kelimeler içeren köy isimleri “bulundukları ortamda bölücülüğe meydan vermemek” gerekçesiyle değiştirilmiştir. Anadolu’da Arapça, Farsça, Kürtce, Lazca, Rumca, Ermenice, Gürcüce, Çerkesce vb. dillerde adlandırılan pek çok köyün ve yer adının olması tarihsel bir olgu olmasına rağmen , Türkçe bir anlam ifade etmeyen köy adları ile Arapça yahut Farsça kökü , eki olan isimler de değiştirilmiş , bunlara yeni adlar verilmiştir.

İsim değiştirme çalışmaları sırasında eski adı anımsatacak yenileştirmeler ile değiştirilecek ismin Türkçe anlamlarının verilmemesine dikkat edilmesi bakanlıkça kural haline getirilmiş olmasına rağmen bazı isim değiştirmelerde buna her zaman ve her yerde uyulmadığı dikkati çekmektedir. Örneğin Çinciva / Şenyuva (Rize), Sehrince / Serince (Urfa), Pervana / Pervane (Trabzon) örneklerinde olduğu gibi kimi köylere eski isimlerini unutturmayacak kadar benzeri isimler verilmiştir. Şemsi / Güneşli (Siirt), Telhınta / Buğdaytepe (Urfa), Telşair / Arpatepe (Mardin) örneklerinde olduğu gibi bazı köylerde ise eski adlar hemen tümüyle tercüme edilerek değiştirilmiştir.

Resim

Türkiye’de ismi değiştirilen köylerin sayısı 12 binden fazladır .Bir başka ifade ile ülkemizdeki köylerin kabaca % 35 kadarının ismi değiştirilmiş durumdadır. Aşağıdaki tabloda köy adı değişikliği uygulamasının illere göre dağılımı görülebilir.

Resim

20. yüzyıl başında Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sırasında yaşanan olayların travmatik etkisinden bir türlü kurtulamayan devlet bürokrasisinin , yer adlarının değiştirilen versiyonu yerine çoğunluğu etimolojik olarak Türkçe olmayan orijinal/ tarihsel versiyonunun kullanılmasına dönük güncel taleplere gösterdiği sert tepki , tarihsel yer isimlerinin toplumun belleğinde çok ötelere itilmiş olan bazı bilgilerin yeniden bilinç üstüne çıkarılmasına katkıda bulunması ve özenle inşa edilen resmi devlet söylemini zayıflatması ihtimalinden besleniyor gibi . Bu durumun 90 yıldır bir türlü inşası bitmeyen ulus-devletin derin kendine güven sorunu olarak okunması da mümkün...

Cumhurbaşkanının “Norşin Açılımı” üzerinden popülerleşen ve “Çerkeshöyük” başlığıyla Çerkeslerin ilgi alanına da girmeye başlayan konuya ; köy isimlerinin değiştirilmesinin hukuki altyapısı , Hasip Kaplan imzasıyla meclis gündeminde olan yasa teklifi ve güncel siyasi gelişmeler üzerinden sonraki yazıda devam ederiz…

Hakaşe Erkan Batır
cherkessia.net

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ENVER PAŞA'DAN GÜNÜMÜZE BİR TÜRK(ÇE)LEŞTİRME PRATİĞİ
İletiTarih: Cum Ağu 20, 2010 5:17 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19670
Konum: MUDAREY-Гъубжь
Enver Paşa'dan Günümüze Bir Türk(çe)leştirme Pratiği (2)


“Beni Ben Yapan İlk Şey İsmimdir”(*)

“Bu sokak
Luxembourg Sokağı'ydı eskiden adı
Bahçesinden dolayı
Bugün Guynamer Sokağı diyorlar ona
Savaşta ölen bir havacının adı verilmiş
Oysa
Bu sokak
Hep aynı sokak
Bahçe aynı bahçe
Ve hep Luxembourg
Terasları... heykelleri... havuzlarıyla…
Ağaçlarıyla
Yaşayan ağaçlarıyla
Kuşlarıyla
Yaşayan kuşlarıyla
Çocuklarıyla
Bütün yaşayan çocuklarıyla
O zaman düşünüyor insan
Düşünüyor gerçekten
Ölü bir havacı bizi aldatıyor mu yoksa.”

Jacques Prevert



“Enver Paşa’dan Günümüze Bir Türk(çe)leştirme Pratiği” başlıklı önceki yazıma devamla bu yazıda köy adlarının değiştirilmesi ile ilgili hukuki altyapı, Çerkeshöyük’ün başlattığı hukuki süreç bağlamında önceki yazıda bahis konusu yapılan tarihi süreçte adı değiştirilen köylerin idari işlemin geri alınması yoluyla değiştirilen eski isimlerinin iadesi yönündeki taleplerinin hukuki çerçevesi , Sırrı Sakık imzalı yasa değişikliği teklifi ve güncel siyasi gelişmelere değinilmektedir.

***

18/06/1949 tarihinde resmi gazetede yayınlanan 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 2. maddesi hükmü çerçevesinde ; il ve ilçe adları ancak kanunla , köy adları ise ilgili il idaresi yetkili kurullarının mütalası da alınarak İçişleri Bakanlığı kararıyla değiştirilebilmektedir.

Uygulamada herhangi bir köy adının değiştirilmesine ilişkin süreç ; köyde kayıtlı seçmenlerin yarısından bir fazlasının imzası ekli köy ihtiyar heyeti kararı ile köy muhtarı tarafından köy adı değişikliği istemli dilekçenin İçişleri Bakanlığı’na gönderilmek üzere köyün bağlı olduğu kaymakamlığa verilmesi, kaymakamlığın konuya ilişkin görüşünü ekleyerek dilekçeyi valiliğe , valiliğin de yetkili kurullarının konuya ilişkin görüşünü ekleyerek evrakı İçişleri Bakanlığı’na göndermesi ve İçişleri Bakanlığı’nın konuya ilişkin talebin kabulü ya da reddi yönünde karar vermesiyle işlemektedir.

İçişleri Bakanlığı’nın köy adı değişikliği talebini açıkça reddetmesi ya da 60 günlük süre içinde başvuruya cevap vermeyerek başvurunun reddedilmiş sayılması hallerinde idari yargıda bakanlığın tesis ettiği red işleminin iptali yoluna gidilebilmesi teorik olarak mümkündür. Ancak aynı yasanın “Türkçe olmayan ve iltibasa meydan veren köy adları, alakadar Vilayet Daimi Encümeni’nin mütalaası alındıktan sonra, en kısa zamanda İçişleri Bakanlığı tarafından değiştirilir.” hükmü gereği Türkçe olmayan bir köy adı değişikliği talebinin reddine ilişkin iptal davasının kabulü açık yasa hükmü gereği düşük olasılıktır. Kuşkusuz değişiklik sonucu kullanılması istenen köy adının Türkçe olup olmadığına yargılama sırasında mahkemece yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu karar verilecektir. Anayasa’nın 90. maddesi çerçevesinde Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaları öncelikli ve doğrudan uygulanabilir bir norm olarak değerlendirip 5442 sayılı yasanın 2. maddesindeki menfi hükmü dikkate almadan konuyu anayasal eşitlik ve ayrımcılık yasağı çerçevesinde değerlendirecek “cesur” bir yargıçlar heyetinden oluşan bir mahkemede görülürse davanız , davanın kabulü pekala hukuken mümkündür ancak “el yakma” olasılığı bulunan dosyalar konusunda yargı sistemimizin oldukça “muhafazakar” olduğunu belirtmem gerekir.

Açılacak iptal davasında ; 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 2. maddesinin 1982 Anayasası’nın kanun önünde eşitliği düzenleyen 10. maddesi , anayasanın 90. maddesi atfıyla Türkiye’nin taraf olduğu AİHS’nin kanun önünde eşitlik ve ayrımcılık yasağına ilişkin hükümleri ve yine Türkiye’nin taraf olduğu ayrımcılık yasağını düzenleyen BM sözleşmelerine aykırılığı ileri sürülerek bahse konu yasa hükmünün Türkçe olmayan yerleşim birimleri isimlerine ilişkin engelleyici düzenlemesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptali ile ilgili olarak dosyanın öncelikle Anayasa Mahkemesine gönderilmesi mahkemenin talebi kabulü halinde olanak dahilindedir. Hatırlatmak gerekir ki yargı sistemimiz Anayasa mahkemesine iptal talebiyle dosya göndermek konusunda da oldukça “çekingendir”. Davaya bakan mahkemenin dosyayı ilgili yasa hükmünün iptali talebiyle anayasa mahkemesine gönderdiğini varsayarsak CHP’nin yaptığı iptal başvurularını “jet hızıyla” görüşerek başvuru konusu yasanın iptali konusunda gerekçe bulmakta zorlanmayan Anayasa Mahkemesi’nin , mevcut üye bileşimi ve içtihatları dikkate alındığında yabancılık unsuru taşıyan ve Anayasa’nın vatandaşlık bağımız nedeniyle ailece hepimizin Türk olduğunu varsayan 66. maddesi ve üzgünüm(!) yine “anayasanın değiştirilemez maddeleri” üzerine kaleme alınacak “yaratıcı” bir gerekçe ile iptal talebini reddetmesi yüksek olasılıktır.

İdare mahkemesi tarafından davanın reddi ve yerel mahkeme kararının temyiz incelemesi sonucu red yönünde kesinleşmesi halinde iç hukuk yolları tükenmiş sayılacağından , AİHS’nin teminat altına aldığı “kanun önünde eşitlik” ve “ayrımcılık yasağı” ilkelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı tazminat davası açılması mümkündür.AİHM sözleşmeye taraf devletler yerine geçerek idari işlemlerin iptaline karar veremese de açılacak tazminat davasının gerekçesinde ihlali tespit ederek davalı devleti ihlal nedeniyle oluşan zararın tazminine mahkum edebilmektedir.

***

Sayın Adnan Mermerci’nin http://www.cherkessia.net/news_detail.php?id=3865 linkinden ulaşılabilecek sitemizde yayınlanmış bilgilendirme yazısından anlaşıldığı kadarı ile ; belli bir süre “Çerkeshöyük” şeklinde kullanılan köylerinin adının 5442 sayılı İl İdaresi Yasası’nın yukarıda atıf yapılan yabancı kökenli köy adları için düzenlenen menfi hükmü dayanak yapılarak “Gökçehöyük” olarak değiştirildiğini ve halen Gökçehöyük isminin kullanıldığını , Bilgi Edinme Yasası kapsamında bakanlığa yapılan başvuruya cevaben ilgili köy adının yabancılık unsuru taşıdığı gerekçesiyle değiştirildiği yönünde bakanlıkça bilgi verildiğini ve Türk Dil Kurumu kaynaklarına ve kurumun beyanına göre “Çerkes” kelimesinin “Türkçe kökenli bir özel ad” olduğu sonucuna varıldığından Çerkeshöyük isminin iadesi talebiyle bakanlığa yapılan başvurunun reddini müteakip ,bakanlığın red işleminin idari yargıda iptal davasına konu edildiği ve davanın devam ettiği anlaşılmaktadır.

Çerkeshöyük pratiğinde söz konusu olanın yukarıda yazının ilk bölümünde izah edilen köy adı değişikliği prosedüründen farklı olarak köy isminin “Gökçehöyük” olarak değiştirilmesine ilişkin idari işlemin geri alınması talebi ve görülen davanın da idari işlemin geri alınması talebinin reddine dair bakanlık işlemin iptali davası olduğunu tespit etmek gerekir öncelikle.

İdari işlemin, yapıldığı tarihten itibaren bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılması işlemine geri alma adı verilmektedir. Prensip olarak hukuka aykırı idari işlemlerin geri alınabilmesi söz konusu olabileceğinden ve Çerkeshöyük pratiğinde yargılama sonucunda “Çerkes” kelimesinin “Türkçe kökenli özel bir ad” olduğu sonucuna varılması halinde iptale konu idari işlemin hukuka aykırılığı sonucuna varmak mümkünse de , idari işlemlerin geri alınabileceği süreye ilişkin davayı gören mahkemece yapılacak değerlendirmeye göre davanın sonuçlanacağı kanısındayım. Şöyle ki: Yargıtay sakat bir idari işlemin idare tarafından ancak iptal davası süresi içinde(60 gün) ve iptal davası açılmış ise bu dava sonuçlanıncaya kadar (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 27.01.1973 tarih ve E. 72/6, K. 73/2 Kararı) geri alınabileceği görüşündedir. Danıştay ise bu tür bir nesnel süreyi yalnızca yanlış intibaklar konusunda benimsemiştir. (GÜNDAY, Metin: İdare Hukuku, s. 160 GÖZÜBÜYÜK, A. Şeref- TAN, Turgut: İdare Hukuku, s. 524.) Danıştay yanlış intibak dışındaki konularda geri almada süreye ilişkin belirleme serbestisini hala elinde tutmaktadır. Ancak bu süre tayini keyfi olmayıp dava konusu olayın özelliklerine göre değişecektir. (GÖZÜBÜYÜK, A. Şeref- TAN,: İdare Hukuku, s. 524) Danıştay idari işlemlerin hukuka aykırı bulunmaları halinde geri alınmalarını mümkün görse de , geri alma işleminin makul süre içinde hak ve nesafet kurallarını zedelemeyecek şekilde yapılması gerektiğini düşünmektedir.(Danıştay 8. D. 22.12.1993, E. 993/2193, K. 4343, Danıştay Kararları Dergisi, S. 90, s. 879).Kuşkusuz yerel mahkeme Çerkeshöyük köyünün isminin değiştirilmesine ilişkin idari işlemin “yok hükmünde” olduğu sonucuna varırsa , yok hükmünde olan işlemlerin üzerlerinden ne kadar süre geçerse geçsin her zaman geri alınabileceği Danıştay pratiği ve doktrine göre ihtilafsız olduğundan(GÜNDAY, Metin: İdare Hukuku, s. 161) davanın lehe sonuçlanması yüksek olasılıktır.

Sayın Adnan Mermerci’nin girişimi , konuyu diaspora gündemine getirerek tartışma zemini oluşmasına hizmet etmiş cesur bir girişim olması bakımından , davanın sonucu her ne olursa olsun her türlü övgünün üzerinde saygıdeğer bir girişim olarak takdir edilmelidir.

“Çerkes” kelimesinin etimolojik olarak Türkçe olması ya da olmaması tartışması bir yana bırakılarak , Çerkes’in/Adıge’nin etnik olarak Türk olmadığı tartışma dışı olduğuna ve yerleşim birimlerinin isimlerinin değiştirilmesi pratiğinin “Türkleştirme” pratiği olduğu da dikkate alınarak, Adıgelerin/Çerkeslerin etnik olarak Türk olmadığının altı çizilerek anayasal eşitlik ve ayrımcılık yasağına vurgu yapılarak hukuki ve siyasi mücadele yürütmek Adıge kimliğinin yeniden inşa sürecinde farkındalığı desteklemeye daha müsait bir zemin gibi gelmekte bana. Önerdiğim zeminin hukuken daha zor bir konu olduğu, yasal ve bürokratik engeller olduğu açık olmasına rağmen , asıl meselemiz köy adları (sülale/aile adları için de aynı durum geçerli) üzerinden aidiyet ve farkındalığı pekiştirmek ise , “yabancı olmadığımızı” ya da “Çerkes” kelimesinin Türkçe kökenli olduğunu ispat üzerinden önerilecek bir mücadelenin bana pek sempatik gelmediğini belirtmem gerekir.

Kaldı ki ; “Çerkes” kelimesinin etimolojik olarak “Türkçe” kökenli olduğu varsayılsa dahi, Türkiye’de Çerkeslerin yaşadığı ve ismi değiştirilen köylerin ezici bir çoğunluğunun ismi içerisinde “Çerkes” kelimesi bulunmaması bir yana doğrudan “Adıgebze” oldukları ve Türkçe olmadıkları (Hatohşukey, Kundetey, Şenıbey, Janbotey, Şıpşhable vb.) gözden kaçırılmamalıdır. Bahse konu köylerin isimlerinin Türkçe olmadığı açık olduğundan ,Çerkeshöyük’ün dayandığı argümanlarla bir hukuki süreç yürütmeleri teknik olarak da mümkün değildir.

***

24.04.2008 tarihinde Şırnak milletvekili Hasip Kaplan imzasıyla TBMM başkanlığına sunulan ve halen meclis gündeminde olan yasa teklifiyle , aralarında Çerkeslerin de olduğu “Türk” olmayan etniklerin “bölücülüğe meydan vermemek” gerekçesiyle değiştirilen yerleşim birimleri adlarının iadesini temin etmek üzere , 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 2. maddesine eklenecek bir bent ile Cumhuriyet döneminde adı değiştirilen yerleşim birimlerinin yeni adlarıyla eski adlarının birlikte yazılması ve kullanılması yönünde yasa değişikliği teklif edilmektedir.

Halen özellikle Diyarbakır çevresindeki pek çok Kürt köyünde tamamen halkın kendi kişisel girişimiyle ve kendiliğinden köy girişlerinde köyün değiştirilen adının bulunduğu tabelaların yanında değiştirilen Kürtçe eski adının bulunduğu tabelalar bulunmakta ve gerek bürokrasi gerekse de kolluk güçlerince bu konudaki fiili duruma müdahale edilmemektedir.

İçişleri Bakanı Beşir ATALAY’ın “açılım sürecinde” Kürtçe köy isimlerinin iadesine ilişkin taleplere olumlu baktıklarına ve bakanlığının bu konulardaki köy adı değişikliği başvurularını valiliklerin görüşü doğrultusunda ele alacağına ilişkin birazcık da “ipe un seren” ve 2011 genel seçimlerine kadar vakit kazanmaya dönük beyanları ve halen Diyarbakır çevresindeki pek çok Kürt köyünün Türkçe köy adı tabelalarıyla birlikte Kürtçe köy adı tabelalarının kullanılmasına üstü örtülü olarak müdahale etmemesinden anlaşıldığı kadarıyla; mevcut hükümetin köy adı değişikliklerinin de içinde olduğu ve devlet aygıtının sinir uçlarına dokunan diğer değişim taleplerine olumlu bakmakla birlikte , gerek referandum gerekse de 2011 yılında yapılacak genel seçimlerde makul bir kamuoyu desteğini arkasına almadan bu konularda yapacağı yasal ve anayasal değişiklik girişimlerinin, sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Anayasa Mahkemesi üyeleri dışında kimsenin kestiremediği “anayasanın değiştirilemez hükümlerine muhalefet” nedeniyle açılacak olası bir kapatma davasına “toslamasıyla” “tufaya gelmemek” için fiili durumları üstü örtülü destekleyerek genel seçimlere kadar HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin dönüşüm sürecine karşı direncini bir ölçüde kırarak (12 Eylül’de yapılacak referanduma bağlayarak konuyu Hapae Erhan’a selam ederimJ ) 2011 genel seçimleri sonrasında 1982 anayasası yerine yeni baştan bir anayasa yapmak şeklinde bir yol haritasıyla hareket ettiği söylenebilir.

***

İçinde yaşadığımız ve vatandaşlık bağı ile bağlı olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti’nin içinden geçtiği dönüşüm ve demokratikleşme sürecinde “geri döndürülemez” eşiğe yaklaşıldığını düşünüyorum. Biz Çerkeslerin de demokratikleşmeden payına düşeni almak için örgütlü yapıları öncülüğünde kendi talepler katologu ile sürecin aktif bir öznesi haline gelmesi gerekmekte. Şu ana dek Kürtlerin yaptığı mücadelenin bonusu olarak lutfedilen TRT’de yayınlanan sembolik ve kısa süreli haftalık yayın , henüz akıbeti belli olmayan Üniversitelerde Adıgebze Dil Eğitimi Bölümlerinin açılması ve derneklerde devam eden gerekli ve/fakat etkinliği tartışmaya açık Adıgebze okuma/yazma kurslarına “fit” ve bütün bunları kendi başarı hanesine yazan , içinden geçtiğimiz demokratikleşme sürecinde üç maymunu oynayan “acıklı” bir fotoğraf vermekte örgütlü yapılarımız.

Çerkes sürgün ve soykırımının Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınması, Anayasanın vatandaşlık bağımız nedeniyle hepimizin “Türk” olduğunu varsayan 66. maddesinin değiştirilmesi, İlköğretim ve lise düzeyinde devlet okullarında müfredata Adıgebze Seçmeli Dersler eklenmesi, Adıgebze Dil Eğitiminin de müfredatında yer alacağı kreşler , ilköğretim ve lise düzeyinde özel okullar açılmasının olanaklı hale getirilmesi, Üniversitelerde Adıgebze Dil Eğitimi verilecek yeni bölümlerin açılması, cumhuriyet döneminde ismi değiştirilen Adıge köylerinin isimlerinin iadesi ve soyadı yasasındaki engel hüküm kaldırılarak Adıgebze aile adlarının soyadı olarak kullanılmasının önünü açacak düzenlemelerin yapılması taleplerini de içeren geniş bir paketle demokratikleşme sürecinin aktif öznelerinden biri olmaz isek , Türkiye’nin demokratikleşme sürecinden kapsamı oldukça dar ve sınırlı dolaylı yararlar dışında biz Çerkeslere “ekmek çıkması” zor görünüyor bana…

Her Çerkes Köyü köyünün girişinde mevcut Türkçe tabelaların yanına üzerinde köyün değiştirilen Adıgebze isminin Latin alfabesiyle yazılmış şekli bulunan tabelaları dikerek , demokratikleşme sürecine Çerkesler cephesinden yeni bir pencere açılabilir örneğin… “Beni Ben Yapan İlk Şey İsmimdir”(*) haykırışıyla…




(*) Pamela Deil, Çocuklar için hazırlanmış Britannica Keşif Kütüphanesi isimli resimli kitaplar serisi,Boyut Yayın Grubu,1. Fasikül,BEN,Ocak 2010,3. Baskı, s.12

Hakaşe Erkan Batır
cherkessia

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 2 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  

Cerkez Muzikleri - Kafkasya - Cerkez - Google - Cerkez isimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Circassain - Cerkes.Net - Adigece Sozluk - Video - Sohbet - Cerkez Tavugu

Haberler Haberler Site haritası Site haritası SitemapIndex SitemapIndex RSS besleme RSS besleme Kanal listesi Kanal listesi
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
[ Time : 5.695s | 11 Queries | GZIP : On ]


Sitemizin hicbir kurum ve kurulusla iliskisi bulunmamaktadir.