Dönüşçülük Dönüşseydi Önceki yazılarımda “
Olmayacak Dualar” başlığı altında dönüşçülük anlayışı ve DÇB’yi işlemiştim. DÇB’nin Çerkes ulusal hareketini temsilen bir STK olarak ortaya çıktığını, içinde Abazaların da yer aldığını, muhalif ve talepkar karakteri ile ulusal politika ürettiğini, 2000 yılında hukuksuz bir devlet müdahalesi ile devletleştirilip yok edildiğini, bu tarihten sonraki varlığının göstermelik olduğunu anlatmıştım.
Muhatap devletin memurlarına teslim edilmiş bir örgütün ulusal politika üretemeyeceği, zaten üretmediği de on yıl boyunca açıkça görülmüştür. Esasen böyle bir iddiaları da yoktur. Bu dönemde gerek RF’nda gerçekleşen değişimler, gerekse Abhazya ve diasporasının kendilerine ayrı bir yol çizmesiyle ortaya çıkan durumun Adıgeler için de yeni bir pozisyon alma zorunluluğunu dayattığı açıktır.
Bu bağlamda, DÇB, Kaffed ve klasik dönüşçülük anlayışının durumu birbirleri ile doğrudan bağlantılıdır. Dönüşçü hareket oluştuğu dönemde ithal edip yapılandırdığı çarpık tarih mirasından kurtulup sürgün ve soykırımı kabul etmekte zorlanmıştır. Bunu kabul ettikten sonra da ifade etmekten ürkmüş, dile getirildiği ortamlarda bunun Çarlık sömürgeciliğinin doğurduğu acılar olduğunu, halkların bu işin içinde bir suçunun olmadığı gibi ifadelerle yumuşatarak, muhatabı belli olmayan, talep içermeyen ürkek, kişiliksiz söylemi sürdürmüştür. Bunun dile getirilmesinin dönüşe zarar vereceği korkusu hep taşınmıştır. Kaffed’in üzerinden atamadığı ölü toprağının nüvesini de bu anlayış oluşturmaktadır. 2000 den sonra anavatandaki devlet memurları ile birlikte uyumlu bir biçimde sürdürülen bu kişiliksiz tavrın, muhatap tarafından hiç hesaba katılmama, adam yerine konmama dışında hiçbir getirisi olmamıştır. Bundan sonra da olmayacaktır.
Ortaya çıktığı ve yükseldiği dönemi ele alırsak, dönüşçü hareket, bence diasporanın ürettiği en ciddiye alınabilir, ayağı yere basan ulusal harekettir. İçinde bulunan insanların çoğunluğunun ulusal kaygılarından, samimiyetlerinden, vatanseverliklerinden de zerrece şüphem yoktur. Önündeki en önemli handikap dönüşememiş, yeni şartlara uyum sağlayamamış, kurulan ilk teorinin çerçevesinde sıkışıp bir muhafazakar klik halinde kalmış olmasıdır. Bence bu yüzden bütünlüğünü muhafaza edememiş, tabanını da genişletememiştir.
Esasen dönüşe karşı çıkan pek kimse de yoktur. Bu anlamda ulusal kaygısı olan her Çerkes de bence dönüşçüdür. Dönüşün bir propoganda, ve ikna işi olduğu kanaatinde de değilim.
Dönüş iknadan çok, bir proje işidir. Bunun sosyal, ekonomik, hukuki ve politik zeminlerinin hazırlanması gerekmektedir.
Bunun detayları tamamen farklı ve geniş yazıların konusu olmakla beraber, temel sorun, dönecek insanların hukuki statüsünün güvence altında olduğu, adam yerine konduğu, geçiminin garanti altına alınabildiği ortamın hazırlanmasıdır.
Bu nedenle, artık dönüş anlayışının, sadakacı zihniyetten, muhatabından hak talep eden, kişilikli bir forma dönüşmesi zorunludur. Bu anlayışla diasporanın yeniden bağımsız örgütlenmesini sağlaması, bunu da muhatabın sultasından koruma refleksini geliştirmesi gereklidir.
Söz konusu yazılarımda yaptığım eleştirilere karşı Sn. Hatam büyük bir hışımla zurnasını (vuvuzelasını) çekip saldırıya geçmiş, yazılarımı satır, satır yorumlamaya çalışmış. Biletimi de hemen kesmiş. Aslında hiçbir cümleme cevap vermiyor. Sadece saptırmaya, kendince tercüme etmeye çabalıyor. Okuyucuyu bir bakıma aptal yerine koyuyor. Yıllardır DÇB ile birlikte çaldığı halkı uyutma senfonisine gürültü karıştırarak yine gerçekleri örtme telaşında.
Yıllardır vuvuzelasından ustaca uydurduğu aydınımsı, sürgünümsü, eski yeniyetmeler, vs. gibi kavramlara benim için de bir kavram eklemiş; “dönüşçülük yandaşı”. Bu konudaki ustalığına diyecek yok, ne de olsa sürgün dememek için “gönüllü sürgün”, “zorunlu göç” gibi ne idüğü belirsiz kavramları üreten gelenekten geliyor. Halbuki ben o bahsettiği dönüşçülüğün hiçbir şekilde yandaşı değilim. İlla bir yere konumlandıracaksa karşı tarafa koymalıydı bence. Zira o sadakacı, teslimiyetçi, kişiliksiz dönüşçülük anlayışının içinde veya yanında değil tam karşısındayım.
Artık bu aldatmacanın foyasının iyice açığa çıkmış olmasının telaşından olsa gerek cevap verme yerine hezeyanlarını sıralamış. Öncelikle dönüş ruhunu anlamamak ve cehaletle itham ediyor. Evet, ben Sn. Hatam’ın temsil ettiği dönüşçülük ruhunu hiç anlamadım, bu ruhla hiçbir ilgim yoktur, olmamıştır.
Cehalet meselesine gelince, ben Sn. Hatam gibi doktor olamadım. Cahillikten olsa gerek hiç tercih te etmedim. Ultrason cihazım da yoktu. Ne olabilirdim ki, olsam olsam bir bankada veya finans kurumunda basit bir yönetici olurdum. Bu cehalet rüzgarıyla daha iyi geçinirim diye anavatana döndüm. Cehalet peşimi bırakmayınca, Hatam’ın da, DÇB’nin de, RF’nun da ruhunu bir türlü anlayamadım. Anlayanları tebrik ederim.
Bütün projeleri çökmüş, cümlesini çok sevmiş. Benim buradan kastımın, ortaya çıkan yeni durumlara karşı yeni pozisyon almak zorunluluğu olduğu çok açıktır. Çöken benim projelerim değil, değişen koşullardır. Yerel cumhuriyetleri içi boş kaymakamlıklara ben mi çevirdim. Dönüş yasalarını, sürgün ve soykırım yasalarını ben mi ortadan kaldırdım. Dönüşün önündeki bürokratik engelleri ben mi kat kat arttırdım. Polis devleti uygulamaları ile yükseltilen radikal terör bataklığına ben mi soktum. Abazaları ben mi DÇB’den çıkardım. Abhazya’da 21 Mayısı ben mi kaldırttım. Adıgelere Abhazya’nın vatandaşlık vermemesini, sürgün ve soykırım söyleminden çark etmelerini, Çerkes sürgün ve soykırımının kabulü talebine karşı işbirlikçi zırvalamalarını ben mi sağladım vs, vs.
Kısacası şartlar tamamen değişmiştir. Yeniden değerlendime ve yeni şartlara uygun örgütlenme zorunludur.
Bu gerçekleri örtme, birşey olmamış gibi davranarak vaziyeti vuvuzela gürültüsünde idare etme çabası nafiledir. DÇB’yi de sizi de artık kimsenin kaale almadığını çok iyi biliyorsunuz. Zurnadan peşrev olmaz Sn. Hatam, vuvuzeladan hiç olmaz. Vuvuzelanızı bu kadar zorlamayın. Zaten yalama olmuş. Temelli yırtacaksınız.
“Sizin yapacağını en iyi iş de “anavatanınız sizin olsun, alın da başınıza çalın” diyerek cehenneminizden kaçmaktır. Uçak bileti de hediyemizdir.”
Sözünüze gelince, elde hazır bir biletin olması iyidir. Yalnız bu sözleriniz vuvuzelanızdan çıkan doğal bir ses mi, yoksa efendilerinizden gelen bir mesaj mı? Bu konuda mütereddidim. Bunu açıklığa kavuşturmanız gerekir. Ben birinci şıkkı kabul ederek cevap veriyorum.
Sn, Hatam. Yaşadığım ülkenin demokratik, özgür, hukukun işlediği, insanca yaşanır bir ülke olmasını isterim. Bunu talep ederek yaşama hakkım olduğumu düşünüyorum. Hele hele burası vatanımsa bu hak daha da güçlenir bence. Bu hak işbirlikçilerin, uşak ruhluların tekelinde değildir. Burada yaşamanın bedeli haklarımı kullanamamak olursa, buna gücüm yetmezse birgün, ben orada sürgünüm. Orası vatan mıdır, diaspora mıdır fark etmez.
Efendim, bu arada ilginç gelişmeler var. Çeçen başkan Kadirov kendisi için başkan denmesini istemediğini, president (başkan) yerine başka bir kavramın bulunmasını talep edip şaşkınlık yarattıktan sonra, ardından tüm bölge başkanları aynı görüşü art arda açıkladılar. Meğer tamamı kendilerine başkan denmesinden rahatsızmış. Aynı dertten muzdaripmiş garipler.
Kısa bir şaşkınlıktan sonra düşününce kendilerine hak verdim. Gerçekte olmadığınızı bildiğiniz halde, düşünün size her gün yüzlerce kişi sayın cumhurbaşkanım diye hitabediyor. Sizinle alay edildiğini hissetmez misiniz. Şu ana kadar iyi bile sabretmişler, bu zulüm altında insan yaşatılmaz.
Kadirovun, ne presidenti kardeşim, alay etmeyi bırakın, bizim gibilere president mi denir, gibisinden isyanını gündeme getirmesiyle yeni bir süreç başlamıştır. Artık bunca adamın sıkıntısını gidermek zorunludur. Ancak yerine konacak isim halen muamma ve problemlidir. Rivayete göre Cumhuriyetin başı veya Bölgenin başı gibi bir terim olabilirmiş. Lakin Cumhuriyetin başı zaten prezident olur. Bölgenin başı da hali hazırda mevcut.
Ortadakilere artık Cumhuriyet demekte mümkün olmadığına göre, bunlar bir şeyin başıdır ama neyin başı olduklarını kendileri de bilmiyor, biz de bilmiyoruz. Muhtarımsı desek Sn. Hatam’ın sahasına gireriz, üstelik başında bulundukları “şey” de köyümsü olur ki, fazla acıklı olur. Bu konuyu bence yine haftada bir kavram ürten Sn. Hatam çözebilir. DÇB’si ile birlikte kurumsal bir çözüm üretip, Rusya Bilimler Akademisine de tescil ettirirlerse bence büyük bir hizmet yapmış olurlar. Biz de hiçbirşey yapmıyorlar eleştirisini yapmaktan kurtuluruz.
Bu şeyin ne menem birşey olduğunu bilimsel bir temele kavuşturmak önlerini açacak, açıklığa kavuşturulması gereken bir sürü “şey” daha geniş bir faaliyet alanı getirecektir. Umarım Sezai de “şey” konusundaki uzmanlık desteğini dadasından esirgemez.
Örneğin, bu “şeyl”erin parlamentoları vardır, parlamento başkanları vardır. “Şey”in ihtiyar heyeti başı gibi kavramlar onları beklemektedir.
Bizimkiler sorunlarını çözecekler, öyle gözüküyor. Abhazya ile Güney Osetya’nın durumu ne olacak. Düşünün bir kere, Osetlerin yüzde doksanını temsil eden Kuzey Osetya’nın lideri ben şeyin başıyım derken, onda bir nüfusa sahip Kokoyti ben Devlet başkanıyım diyecek ve yan yana oturacaklar. Bu sıkıntıya ne kadar katlanabilirler ki. İlerde, abi bunaldık, bu “şey”i bizden de esirgeme, biz de “şey”in başı olmak istiyoruz diye dilekçe verirlerse şaşmamak gerekir.
Görüldüğü gibi pür nurdur o mevki. Biraz daha gayret gösterirlerse düm düz de olacaktır. Artık pür nur içindeki, o dümdüz mevkide hangi makamdan çalsanız uyar. Zurna peşrevi bile olur.
Kip İmdatcherkessia.net