Çerkeslerin Anasayfası

Çerkeslerin Anasayfası

Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
Sistem saati: Cmt May 26, 2012 1:22 pm


Anasayfa  |   Kayit Ol  |   Sohbet  |   Cerkes Muzik  |   CerkesBuL  |   Sozluk  |   Linkler  |   Kiril  |   Basinda Cerkesler  |   Sitene Ekle  |   iletisim  |  

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 3 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: DIŞARIDAN BİRİ
İletiTarih: Çar Ağu 10, 2011 8:54 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь
“DIŞARIDAN BİRİ” -1

“Türkiye’de Çerkesler “Diaspora’da geleneğin yeniden icadı” Çerkes olmayan değerli bir bilim adamının, Sayın Prof. Ayhan Kaya’nın, 2011 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları arasında kitabı. Merakla beklemiştim yayımlanmasını. Kaf-Fed’in Abant’ta gerçekleştirmiş olduğu “Ortak Akıl Toplantısı”nda modeatörümüz olan Sayın Kaya ile tanışınca merakım ile birlikte beklentim de büyümüştü.

Ancak, yakınlarda anavatan ziyaretinde bulunan Sayın Seyfullah Gücükatalak arkadaşımızın armağanı okuduğumda üzülerek söyleyebilirm ki hayal kırıklığına uğradığım. Doğrusu daha bilimsel bir yaklaşım, daha titiz bir araştırma, daha gerçekçi çözümlemeler bekliyordum.

Sayın Kaya ile kendi uzmanlıklarını ilgilendiren konularda tartışmayı göze alışımı, kimilerinin "Hatam yine haddini aştı" diye yorumlayacaklarını bilmiyor değilim. Buna karşın kesinlikle söyleyebileceğim şey, Sayın Kaya’nın Çerkesler özelinde yeterli araştırma yapmadıkları, kolay ulaşılabilecek kaynakları bile gözardı ettikleri ya da sadece danışmanlarının bilgileriyle yetindikleridir. Üzülerek belirtmeliyim ki bu da, kitabın inandırıcılığını azaltmış değerini de bir hayli düşürmüştür.

Doğal ki böylesine kesin yargıda bulunan birinin yapması gereken, bu yargıyı kanıtlayacak sistemik, derli toplu bir incelemedir. Ancak böylesi bir inceleme çok kolay olmayacak, çok da zaman alacaktı. Derli toplu ve özlü çalışma için yeterli zamanım omadığından eleştiri konusunda izninizle sizler için belki de daha zor, ancak kendim için daha kolay olan yöntemi seçtim. Kitabı baştan alacak, okuyacak ve elim değdikçe de katıldığım-katılmadığım konuları, bu bölümlere ilişkin düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.

Kapak, nefis bir seçim, İthaf, duygu, sevgi yüklü..

“Erzincan’a gitmek üzere Kayseri Uzunyayla’dan hareket eden bir düğün alayı”nın 27 Mayıs 1317 ( 3 Ekim 1899) tarihini taşıyan resim, başlıbaşına bir belge ve kapak için nefis bir seçim. “Sürgünle birlikte Karadeniz’in hırçın sularında karanfile dönüşen her bir Çerkes’in anısına” ithafı da Sayın Kaya’nın biz Çerkeslere duyduğu sevgi ve sempatinin olduğu kadar, sürgünün acısını Çerkes halkı ile paylaştığının kanıtı.

Dolayısıyla, sadece kapak resmi ve bu ithaf yazısınının Çerkesler olarak Sayın Kaya’ya sempati duymamız ve teşekkür etmemiz için yeterli olduğunu düşünüyorm. Eleştirilerimin de konumuzla ilgilenen Çerkes olmayan bir uzmana yeterince yardımcı olamadığımızın üzüntüsü, izleyeceğini umduğumuz çalışmaların daha sağlıklı olması için bir katkı olarak değerlendirilmesini diliyor ve umuyorum.

“Araştırma’nın Öyküsü ve yöntemi”

Bu bölümde sayın yazarın bizler için emniyetçe sorgulandığını öğreniyoruz. Saygımız biraz daha büyüyor. Yine bu bölümde Sayın Kaya’nın Çerkes sözcüğünün tanımı konusunda, Kaf-Fed yöneticileri, moderatörü olduğu Ortak Akıl Toplantısı sonuç bilidirisi ve de Ankara çerkes Derneği Tüzüğü ile aynı görüşte olmadığını, bilimsel yanının öne çıktığını görüyoruz:

“...Yabancılar Dairesi’ görevli Komiserin yanına götürüldüm. Komiser beni görür görmez kim olduğumu sorduktan sonra henüz herhengi bir şey sormadan doğrudan, biraz da sert bir üslupla “Hocam, nedir bu Çeçenler hakkında yaptığınız çalışma? Hakkınızda şikayet var izinsiz anket çalışması yapıyormuşsunuz” dedi. Bunun üzerine neye uğradığımı pek de anlamadan biraz sakinleştim. Davetin içyüzü biraz belli olmuştu. Bir hayli ithamkar olan bu soru karşısında gayet soğukkanlılıkla “Sayın Komiserim, benim yaptığım araştırma Çeçenler hakkında değil Çerkesler hakkında” dedim. Komiser ise bunun üzerine hemen “Ne farkeder, ha Çerkes ha Çeçen” şeklinde bir cevap verdi. Ben ise “Efendim, işte benim de çalışmam tam da bu tür kimlik farklılıklarının diasporada nasıl yaşandığını anlamaya yönelik bir çalışma. Neden son dönemlerde Çerkesler ile Çeçenler arasında giderek derinleşen bir kimlik yarılması olduğunu da anlamaya çalışıyorum” şeklinde biraz bilimsel bir üslup kullanarak Komiser’in oldukça genelleştirici olduğunu düşündüğüm düşünce tarzına itiraz ettim. Bunu üzerine komiser “Tamam hocam tamam, yan tarafa geçin arkadaşımız ifadenizi alsın” dedi.”

Yazarımızın, “Çerkes diasporası çalışmam için oldukça anlamlı bir neden teşkil etti” dediği Çerkes gazeteci Sayın Fuat Uğur’un Radikal Gazetesi Pazar ekindeki yazısından yaptığı alıntıyı ben de çok sevdim: “ Türkiye’deki insanlar, Türkiye dışında yaşayan Türk diasporasına ne kadar hassasiyetle eğiliyorsa, anlamaya çalışıyor ve onları büyük ölçüde destekliyorsa aynı hassasiyeti Türkiye’de yaşayan diasporik gruplara ve her türlü azınlığa göstermelidir.” Özetle diyebiliriz ki Sayın Uğur insanların birbirlerini anlayabilmeleri için “empati” yapmaları gerektiğini vurguluyor. Yaklaşımı sevdim çünkü benim de yıllardan beri yazılarımda, diaspora Çerkesinin anavatana ilişkin politika geliştirirken mutlaka, ama mutlaka empati yapması gerektiğinin altını çiziyorum. Bu empati yapılamadığında sağlıklı bir politika oluşturulamayacağını ve anavatan ile diasporayı biribirinden uzaklaştıracağını yineleyip duruyorum.

Kuzey Kafkasya Halkları’nın kültürel bir Çerkes üst kimlikleri olduğunu, olabileceğini savunan dostlarına karşın Sayın Kaya, bunun mümkün olmadığını bizim de desteklediğimiz şu sözcüklerle vurguluyor:

“Etno-kültürel kimliklere bakıldığında çok önemli bir noktanın altını çizmek geekiyor. Bu araştırmada açıkça görüldü ki, Türkiyedeki Çerkes diasporasında homojen bir Çerkes kültüründen söz etmek mümkün değil. Bu tür diasporik kimlikleri homojenleştirmek büyük ölçüde hatalı bir yaklaşımdır.” (Hani aslında bildikleri, bizlerin dile getirdiği gerçeği bir de konun uzmanı vurgularsa, olur a, önemsenir diye altını ben çizdim. nh)

“...Ulusal, bireysel, siyasal, toplumsal ya da etnik, tüm kimlikler “Ötekinin” tanıma, tanımama ya da yanlış tanıma tutumları tarafından belirlenir. (Taylor. 1994; s.25). Kimliklerimizi ancak, başkalarının bizim tavır ve davranışlarımıza verdiği tepkiyi deneyimleyebildiğimizde inşa edebiliriz. Dolayısıyla “öteki” ile diyalog olmaksızın kimlik inşa etmek mümkün değildir.”

Ben, Sayın Kaya’nın Taylor’dan alıntı bu tümcelerini de çok önemsedim. Yıllardır savunduğumuz, savunduğumuz için “ruhumuzu satmışlıkla” ödüllendirildiğimiz(!) bir yaklaşım. Oysa günümüzde, Türk’e tepeden bakarak Türkiye’de Çerkes kimliği oluşturmayacağı, Rus’un ezeli ebedi düşman olduğunu yineleyip durarak Rusya Federasyonu’nda uluslaşılamayacağı çok açık değil mi? Bu da sağduyulu her insan için anlaşılabilir olduğuna göre, diyaloğu önemsenmeyişinin, hamasi söylemlerin nedeni, gerçekte halkımız için bir gelecek kurgularının olmayışı denemez mi?

Sayın Kaya’nın “Bu bir hipotezdir ve yanlışlanabilir de.” dediği şu tümceleri ben de kuşku ile karşıladım, katılamadım, kendi içinde çelikili buldum:

“...Bu tasarımların tözle veya özle çok ilgisi yoktur. Bütün kimlikler zaman içerisinde sosyal-ekonomik, politik ve coğrafi koşullara bağlı olarak değişir veya olduğu gibi korunur. Değişse de değişmese de, bunu belirleyen asıl unsur köklerden ve geleneklerden ziyade yaşanılan koşullardır. Dolayısı ile değişen veya tözselleşen (olduğu gibi korunan) kimliklerin, bireylerin tercihleri doğrultusunda şekillendiğini söylemek mümkündür.”

Bir kez sürekli değişen "sosyal-ekonomik, politik ve coğrafi koşullara bağlı olan...” kimliğin değişmeden korunması pek olanaklı görünmüyor. Değişim konusunda ben, Kaf-Der'in yayınlamış olduğu “Türkiye Çerkesleri’nde sosyo-kültürel değişme” adlı kitapta kültürün -elbette ki kimliğin de- değişiminin kaçınılmaz olduğunu açıklayan Sayın Cahit Aslan’ın smylediklerini daha doğru buluyorum:

"... Bir kere değişmezlik eşyanın tabiatına aykırıdır. Çünkü her şey hareket halindedir, değişmek zorundadır. Yalnız aralarında bir fark vardır, o da değişmenin niteliği, değişmenin hızı ve değişen birimlerin tüm yapıya olan etkisidir.

Değişmeyi bir kültür için problem haline getiren değişmenin ardından bir çözülmenin gelip gelmediğidir. Ya da değişen birimin kültür bütününe bozucu etkide bulunup bulunmadığıdır. Değişmenin bir problem haline gelmesinin bir diğer yönü de, o'nun olan ile olması gereken arasındaki çelişkisidir. Toplumların normal koşullarında olan değişimi, kendi iç çelişkilerinin bir ürünüdür ve olması gerekeni yansıtır. Yani olan aynı zamanda olması gerekendir. Şayet olan, olması gerekenden uzaklaşıyorsa normal değişim sürecinden sapma var demektir. Göç (zorunlu göç-sürgün) buna en açık bir örnektir. Çünkü göç, kültürleri uymak zorunda veya bir süreliğine çatışmak zorunda bırakan yeni bir sosyal hayat alanıyla bir sosyal yapıyla yüz yüze getirmektedir. Diğer taraftan yeni sosyal mekan da kendi değişimini yaşamakta ve bu da değişimin boyutlarının anlaşılmasını biraz daha zorlaştırmaktadır. Her şeyden önce Çerkesler de değişmek zorundadır. Yalnız çözülmeden kültürel kimliği sürdürerekten.”

Katılmadığım diğer konu kökler ve geleneklerin değişimde hemen hiç etkili olmadığı düşüncesi. Çok uzun sürelerden beri aynı coğrafayada yaşayan halkların aralarındaki kimlik çatışması değişimde kökler ve geleneklerin çok önemli olduğunun kanıtı değil mi? Anlamakta zorlandığımız konu da kimlik değişiminde içinde yaşanılan koşulları kökler ve gelenekleri yok sayacak kadar temel unsur olarak gören yazarın “Dolayısı ile değişen veya tözselleşen (olduğu gibi korunan) kimliklerin, bireylerin tercihleri doğrultusunda şekillendiğini söylemek mümkündür.” ümcesinin temel yaklaşımı ile çeliştiğinin farkında olunmaması...

Sayın Kaya’nın İtalyan Maksist Antonio Gramsci’nin entellektüel yaklaşımı üzerine kurguladığı paragraflar da çok ilginç ancak Türkiye Çerkes Diasporası gerçeğine de çok uzak...

Nasılını kısmetse gelecek yazıda irdeleyelim...


Dr. MEŞFEŞŞU Necdet Hatam
necdet@circassiancanada.com
circassiancenter.

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: DIŞARIDAN BİRİ
İletiTarih: Pts Ağu 15, 2011 7:24 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь
“DIŞARIDAN BİRİ” -2

Organik Entellektüeller

Sayın Kaya İtalyan Maksist Antonio Gramsci’nin entellektüel yaklaşımını şu tümcelerle aktarmış:

“...İtalyan Marksist Antonio Gramsci’nin iki farklı entellektüel tanımlaması vardır. (Gramsci, 1971) Bir tanesi profesyonel entellektüeller, diğeri ise organik entellektüellerdir. Profesyonel entellektüeller bizim kalem efendisi olarak tanımlayabileceğimiz, siyasal iktidar ile dirsek temasında bulunan, bir anlamda siyasal iktidarın çıkarlarını yansıtan ve temsil eden “memur” diyebileceğimiz entellektüellerdir.

Organik entellektüeller ise, özellikle azınlıklar diyebileceğimiz, kadınlar, çocuklar, gençler, etnik, kültürel, dinsel azınlıklar gibi kendilerini kamusal alanda ifade edemeyen grupların sorunlarını ve taleplerini kamusal alana taşıyan entellektüellerdir. Bu entellektüellerin söz konusu gruplarla organik bağları vardır. “

Bu alıntıyı ben de benimsedim ancak, Sayın Kaya’nın şu değerlendirmesini çok sığ buluyorum:

“Çerkeslerin, Kürtlerin ve Alevilerin son yıllardaki küreselleşme, modernleşme ve kentleşme süreleriyle birlikte kendi organik entellektüellerini yetiştirmeye başladıklarını görüyoruz. Kaf-Der’in gerçekleştirdiği yayınlar, Nart dergisi ve İstanbul’daki Çivi yazıları, Nart Yayınları ve benzeri yayınlar ile birlikte son yirmi yılda bu alanda inanılmaz bir zenginliğin ortaya çıktığı görülmektedir.”

Evet bu ne sığlık, bu ne denli bilgi yoksunluğu, anlamak güç. Oysa gerçekçi bir değerlendirme, son yıllarda özellikle Kaf-Kur’dan Kaf-Der’e geçildikten sonra organik entellektüellerin değil, profesyonel entellektüellerin sayısının arttığını. Dahası, üzücüdür ki çok sayıda organik entellektüelimizin de profosyonel entellektüele dönüştüğünü ortaya koyacaktır.

Sayıları daha da çok artanlar ise adları kendilerinde saklı “sanal entellektüeller” ve sevgili Rağıp Mete’nin deyimi ile “tatlı su Çerkesleridir”. Bunlara “dönemsel Çerkesleri” de eklememek kendilerine haksızlık olacaktır.

Sayın Kaya, Çerkeslerle olan dostluğunu etkisinde kalmış olmalı ki, konu Çerkesler olunca bilimsel kimliğinden uzaklaşmış, büyük olasılıkla danışmanlarının verdiği bilgilerle yetinmiş ve olanın tam tersi bir çıkarımda bulunmuştur. Üzülmemek elde değil, Sayın Yazar, dönüşü bir “dönüşçülük” oyunu sanacak kadar dönüşün ruhundan uzak, izin verildiği ölçüde Türkiye mozayiğinin bir parçası, yok olduğu ölçüde Türkiye’ye temel, gerekli görülen zaman diliminde göreve sürülen güdümlü demokrat, yol gösterildiğinde yürüyüp dur dendiğinde zınk diye duran ve güya olmazsa olmaz gördükleri mücadelde cepheye gitmeyi göze alamayan aydınımsıları, “organik entellektüel” payesi ile ödüllendirmiştir.

Oysa bilindiği gibi organik entellektüellerin alamet-i farikası- ayırıcı özelliği halktan yana, düzene karşı olmalarıdır. Bedel ödemeyi göze almalarıdır. Sıklıkla bedel de ödemeleridir. Bunları bildiğini sandığımız Sayın Kaya Çerkes entellektüelleri bağlamında Kaf-Der öncesi ve sonrasını karşılaştırmış olsaydı eğer, çalışmasının bilimsel yönünü neredeyse sıfırlayan bu büyük yanlışı da yapmaktan kedisini korumuş olacaktı.

Çünkü bizim bir altın kuşağımız var bilgi, bilinç, çalışkanlık ve özveride hala yakalayamadıklarımız ve yakalayamayacaklarımız... Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyetini kuranlar...Çerkes Kadınları cemiyetini Kuranlar.. Çerkes Numune Mektebini açanlar, Ğhuaze gazetesi Diyane dergisini yayımlayanlar... Alfabeler düzenleyenler....anadilde kitaplar yayımlayanlar... Bunları koltuklarının altına alıp anavatana taşıyanlar... Bilgi ve görgülerini anavatanın gelişimine sunanlar... anavatanda siyasi çalışmalarda yer alanlar ve kimi okullardan atılarak, kimi Türkiye’ye dönmek zorunda bırakılarak kimileri de yok edilerek bedel ödeyenler...

Diyelim ki bunlar Osmanlı’nın son dönemi... Peki 1946 da günümüz tatlı su Çerkeslerinin, salt adına takılarak dudak büktüğü Dosteli Yardımlaşma Derneğini kuranlar... 1952 de derneğin adına Kafkas’ı ekleyenler.. Kafkas, Yeni kafkas dergilerini yayımlayanlar... Daha sonra, on iki yıl boyunca yokluk içinde Kafkasya Kültürel Dergi’yi yayımlayan rahmetli İzzet Aydemir ağabeyimiz... Latin harfleri ile Adığece “Vatan Düşüncesi” adlı boyutları küçük içeriği büyük şiir kitapçığını yayımlayan Sefer Ersin Berzeg...

Altın Kuşağın izindeki “Çerkeslerin 68 kuşağı... “ Aylık ilk siyasi gazetemiz “Kamçı”... “Nartların Sesi” bülteni... Aynı dönmde birçok derneğimizin çeşitli adlarla yayımladıkları bültenler...Dönüşün amentüsü “Yamçı” dergisi... Yayın politikasının derneğe zarar verebileceği ön görülerek dernek sahipliğinden alınıp bağımsız çıkması uygun görülen “Nartların Sesi” gazetesi... “Nıbceğhu” dergisi... Murat Özden kerdeşimizin yayımladığı ve hapis yatarak bedelini ödediği “Çerkes Ulusal Sorunu” kitabı...

On iki Eylül öncesi derneklerimizin birlik çalışmaları... 5 Kasım 1977'de Ankara derneğimizdeki dernekler arası toplantı sonrası, birlik çalışmalarının engellenmesi amacıyla Emek durağında otobüs bekleyen Çerkeslerin taranması, arakadaşlarımızın yaralanması, Tsey Mahmut Özden’in katladilmesi... 14.06.1979 -Mersin 'Kafkas Kültür Derneğine silahlı saldırıda bulunulması, Ali Öğe’nin katledilmesi... Şehitlerimizin cenazelerinin kaldırlıması sırasında yaşananalar... Derneklerimizin uğradığı saldırılar... gençlerimizin yollarının kesilmesi, hırpalanmaları...
Böylesi bir ortamda bile Sovyetler Birliği Elçiliği’ni ziyaret edebilenler... Teksir makinaları ile çoğaltılan alfabeler... Açılan okuma yazma kursları... anavatanı ziyaretler... Anavatandan getirilen görsel materyalin derneklerde halkımızla paylaşılması... ve 1979’de anavatana kesin dönüş başvuru dilekçeleri...

Şimdilerde Mıyekhuape’de birlikte olma mutluluğunu yaşadığımız sevgili kardeşimiz Nihat Bidanuk’un on iki Eylüle’e beş kala, bir pazar günü alınabilen vize ile İstanbul Karaköy Limanı’ndan anavatana yolcu edilebilmesi... Yolcu ediş sonrası yaşadığımız başımıza ne gelebileceği korku ve kuşkuları...

On iki Eylül sonrası tutuklamalar, özellikle de Dönüş’ün önde gelenlerinden İsmel Özdemir ve Huvaj Fahri’nin sorgulanmaları... Başka sorgulamalar, tutuklamalar mahkumiyetler... Yeniden toparlanma çabaları.. Varolma mücadelemizde hep öncü olan Ankara’daki Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’mizin 25 kuruluş yıldönümü kutlamaları... Kafdağı dergisi... Kafkasya Gerçeği dergisi Sevgili delioğlanımız, rahmetli Gusar Sönmez Baykan ve Marjesi... Marje’nin, yayım dillerinin Türkçe ve Çerkesçe olduğunu onaylatması onuru...

Ve... 1987 de kararı alınıp 1989 Ekiminde yine öncü derneğimiz Ankara’daki Kuzey Kafkasya Kültür Derneği ev sahipiliğinde, Sayın Aslan Arı başkanlığında ve Rahmetli Süleymen Yançatoral’ın büyük katkıları ile gerçekleştirilen, bir hafta süren Sürgünün 125. Yılı Kültür Haftası (anma etkinlikleri)... Bu toplantının sürgünden bu yana farklı ülkelerde yaşayan Çerkeslerin delegelerini bir araya getiren ilk genel kurul olma özelliği... Dünyadaki değişim rüzgarını arkasına alan bu genel kurulun anavatan dahil Çerkeslerin yaşadığı her ülkede ulusal hareketlere yeniden bir ivme kazandırması... Türkiye Çerkes Diasporasının ve bu diasporanın Almanya’daki temsilcisi Yedic Batıray kardeşimizin önemli katkılarda bulunduğu 1990 Hollanda Dünya Dernekler arası toplantısı... Ankara’da belirlenen yol haritasına vurgu yapılarak Mayıs 1991’de Nalçik’te Dünya Çerkes Birliği kurulması kararı... 1990 Ürdün Dernekler arası toplantısı..

Türkiye’de üçüncü dernekler arası toplantıda 16 Şubat 1991’de Kaf-Kur’un kurulması ve Kaf-Kur delegelerinin DÇB kurucu Genel Kurulunu’na Türkiye Çerkes Diasporasını temsilen katılmaları...

Perestroika ile birlikte çok daha önce Suriye ve Ürdün’den anavatana dönmüş olanalara Türkiye Diasporası dönüşçülerinin katılmaya başlaması...

Benim de unutmuş olabileceklerim, bilmediğim ancak her biri ayrıca incelenmeye, üzerinde kitap yazmaya değer sayısız süreç... Bu süreçlerle birlikte yaşadığımız duygu karmaşaları sevinçler, travmalar, üzüntüler, yüreklerimizi dağlayan erken kayıplarımız...

Ve her şeye rağmen mutluluklar....

Evet Sayın Kaya bunları ve bir kez daha altını çizerek benim de bilmediklerimi, yaşayıp unutuğum bir başka yaşayanımızın anımsayabileceği çok önemli olaylardan söz etmeyen gerçek organik entellektüelleri anmayan bir çalışma “Türkiye’de Çerkesler” adı verilebilir mi? Verilmesi haksızlık olmaz mı?...

Yoksa Türkiye Çerkes Diasporası’nı derinden etkileyen, etkileri hala sğren bu olayların görmezden gelinmesinin nedeni hemen her önemli kavşakta en büyük rolü dönüşçülerin oynamış olması mı?

Ben kitabın adını duyunca, saygın bilim adamı kimliğiniz ile tüm dönemleri kapsayan bir araştırma olacağı sevincini yaşamış beklentisine girmiştim. Çünkü kendi deyimizle “dışardan biri “, olarak yazacaklarınızın, tarihimizi kendileri ile başlatan “Tatlı Su Çerkesleri”, kerameti kendilerinden menkul “Eski-Yeni yetme”leri uyaracağı, gerçekleri görmelerine yardımcı olacağı umudunu taşıyorum...


Elimiz değdikçe sürecek...


Dr. MEŞFEŞŞU Necdet Hatam
necdet@circassiancanada.com
circassiancenter

Dışarıdan Biri - 1

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: DIŞARIDAN BİRİ
İletiTarih: Pts Ağu 29, 2011 10:20 am 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь
“DIŞARIDAN BİRİ” -3

Türkiyeli Çerkes Çemberini kıramamışlar gbi düşünen Sayın Ayhan Kaya’nın “Türkiye’de Çerkesler” araştırmasını (!) okudukça, şaşkınlığım da artıyor. Gerçeklerle çarpıtmalar ustalıkla harmanlanmış gibi...

Örneğin; Osmanlı döneminde kurulan derneklerimizi kapatan, kurucularını kovuşturan, açılmış okulları, yayımlanan dergileri kapatan Türkiye Cumhuriyeti’nin, millet anlayışı ile Osmanlı millet anlayışının birmiş gibi sunulması:

“İlerleyen kısımlarda da ayrıntılı olarak anlatılacağı üzere, ulus devlet inşa süreci açısından bakıldığında, Osmanlı millet sistemini devralan Türkiye Cumhuriyeti Müslümanlık-Sünnilik-Türklük üzerine kurulu bir ulus inşa sürecine girerken müslüman unsurları bu tanımın içine asimile etmeye çalışmış, sahip olduğu bütünselci kültür nosyonunun sonucu olarak müslüman olmayan unsurları, bu tanımın dışında bırakmaya özen göstermiştir. Dolayısıyla Türkiye’de Müslüman unsurlara yönelik uygulanan “asiamilasyon-entegrasyon” süreçleriyle, Müslüman olmayan unsurlara yönelik uygulanan “segregasyon” süreçleri biribirine paralel olarak işlemiştir. Türkiye Cumhuriyet’nin uluslaşma süreci bir anlamda Osmanlı millet sisteminin bir devamı niteliğinde olduğundan, Çerkesler de çoğunluk müslüman olduklarından ‘Türk’ kavramı içerisine asimile edilmeye çalışılmışlardır. Yakın zamana değin Türk çoğunluk içerisinde Çerkeslerin, farklı bir etnisiteden geliyor oldukları gerçeği bu nedenle gözardı edilmiş olsa gerek.”

Şimdi;

Türkiye Cumhuriyeti’nin asimilisyaon politikasından söz ediliyor olsa da TC.nin Osmanlı Devlet sistemini devraldığı söylenebilr mi?

Peki sayn Kaya, Lozan Antlaşması’nın, “Türkiye, bu kesimin bundan önceki maddelerindeki hükümlerin, Türkiye’nin Müslüman olmayan azınlıkları ile ilgili olduğu ölçüde, uluslararası nitelikte yükümler meydana getirmelerini ve Milletler Cemiyeti’nin güvencesi (garantisi) altına konulmasını kabul eder” diyen 44. Maddeden bihabermiş gibi, müslüman olmayan unsurların, gösterilen özen sonucu bu tanımın dışında bırakıldığını söyleyebilmiş olmasına şaşılmaz mı? Dahası Sayı Kaya, TC’ne vatandaşlık bağları ile bağlı herkesin ‘Türk’ tanımı içine alındığını, farklılığın tanınan haklarda olduğunu bilmiyor olabilir mi? Bu durumda konuya ilişkin anımsatma yapmak ayıp olur mu?

Anlamakta güşlük çektiğim konulardan bir de Sayın Kaya’nın, “Diğer bir deyişle, Türk milleti dendiğinde aslında kast edilenin pratikte daha çok ‘Müslüman, Sünni ve Türk’ olduğu görülmektedir.” tümcesini, Alevilerin ‘Türk sayılmadıkları’ anlamında mı yoksa ‘Türk sayılmamaları gerektiği’ anlamında mı kurguladığıdır. Eğer Alevilerin ‘Türk’ sayılmadıkları anlamında ise Alevilerin, kuruluşundan beri devletten yana, devlet partisi CHP’den yana ağırlık koymuş olmaları gerçeği nasıl açıklanabilecektir?

Sayın Kaya, diaspora tanımlarını da biraz karıştırmış gibi. Örneğin yirmibeşinci sayfa ile birlikte yeni bölüm şöyle başlıyor:

Diaspora Yunanca bir sözcük olup, dağılmak, yayılmak anlamına gelir. Tarihteki klasik örnekleri Yahudi, Ermeni ve Rum diasporalarıdır. Bu gibi klasik diasporalarda zorunlu göç temel kriterdir.

Ancak, bize de doğru gelen bu tanımın hemen devamındaki Modern Diaspora tanımını, yeniden okuduklarında öyle sanıyorum ki kendileri de anlamakta güçlük çekeceklerdir:
Modern diaspora kavramı günümüzde göçmen, misafir işçi, sığınmacı, mülteci, ve benzeri şekillerde yurtsuzlaşmış grupları ifade etmek için kullanılır”.

Peki, sığınmacı mültecinin Türkçesi değil midir? Peşpeşe sayılmaları, anlamlarının farklı olabileceği kuşkusunu doğurmuyor mu? Ancak daha önemlisi sığınmanın önemli bir nedeni de zorunlu göç değil midir? Bu gerçekler görmezden gelinip “misafir işçi” ile “sığınmacı” nasıl “ve benzeri şekiller” parantezine alınabilir?

Okumayı sürdürelim.

Aynı bölümdeki şu yargı, yukarda söylenenlerle çelişmiyor mu? Daha önemlisi ve üzücü olanı Çerkes Sürgününün, saygın bir bilimadamına yakışmayacak şekilde çarpıtıldığı izlenimi taşımıyor mu?

“Bu açıdan bakıldığında, 19. Yüzyılın son çeyreğinde Rus saldırılarına maruz kalan ve Osmanlı İmparatorluğu topraklarına sığınmak zorunda kalan Çerkeslerin göçü bir tür zorunlu göçtür veya diğer bir deyişle “sürgündür” ve bu nedenle Çerkes diasporası daha çok geleneksel diaspora özellikleri taşır.”

Peki, Çerkesler, Osmanlı topraklarına “sığınmak” zorunda kaldıklarına ve yukarıdaki tanım da sığınmacıları, modern diaspora saydığınıa göre Çerkes diasporasının geleneksel diaspora özelliklerini taşıdığının söylenmesi bir çelişki değil midir? Gerçekte rahatsız olduğumuz çarpıtma olmasa bu çelişkler klavye sürçmesi olarak da geçiştirilebilirdi. Ancak çarpıtma gelecek kurgumuzu çok derinden etkileyecek kadar önemli. Kendilerinin de moderatör olduğu Abant’taki Kaf-Fed Ortak Akıl toplantısında, dünya güçlerinin gücü ve politikaları, Sayın Kaya, Sayın Taymaz, Sayın Alankuş, Sayın Çelikpala, Sayın Besleney ve hemen her konuşmacı tarafından o denli güzel ve gerçekçi olarak dile getirilmişti ki, tam yeri gelmişken Çerkes Sürgünündeki dünya güçleri etkisinin es geçilmesini, “bilinçli bir çarpıtma” gibi değerlendirmek üzülerek söyleyeyim ki haksızlık olmayacaktır.

Bir başka acı gerçek, Sayın Kaya’nın olayımızı çarpıtan ne ilk ne de tek bilim adamı olduğudur. Anımsayacaksınız daha yakınlarda ortak dostumuz Sayın Prof. Erol Taymaz da Kaf-Fed sitesinde bulabileceğiniz “Yalnızlığın Yanlışlığı” adlı yazısında benzeri çarpık bir yargıda bulunmuştu. Sayın Kaya’nın muhtemelen okumuş olduğu bu yazıda Sayın Taymaz da Sayın Kaya gibi dönemin dünya güçlerinin, elbetteki Osmanlı’nın etkilerini es geçmişti:

Çerkesler, (...) Son olarak Çarlık Rusya'sının yayılmacılığına karşı yüz yıldan fazla direnmiş, fakat sistemli ve sürekli bir şekilde uygulanan kolonyalist politikalara yenik düşüp yurtlarından kitlesel olarak sürgün edilmişlerdir...”

Biz de CC de yayınladığımız ve Sayın Kaya’nın muhtemelen okumadığı “Yanlışlığın Yalnızlığı” adlı yazımızda Sayın Taymaz’ı şöyle yanıtlamıştık:


“Çerkes (Adige Abaza ve Wubıh) sürgününde asıl etken elbetteki Çarlık Rusya’sının kolonyalist politikasıdır. Ancak Osmanlı İmparatorluğu ve diğer büyük bölge güçlerinin etkisi gözden uzak tutulduğu için eksiktir.

Bizce olayın özeti birkaç cümle ile şudur:

- “En güçlü olmak, koşullar elvermiyorsa, bir diğerinin en güçlü olmasını engellemek” dünya dünya olalı beri, büyük devletlerin evrensel, temel ilkesidir.

- Günümüz dünya güçleri nasıl ki dünyanın çeşitli bölgelerinde, kendi çıkarları için bölge halklarını hiç önemsemeden savaşıyor, halkları da savaştırıyorlarsa, döneminde Kafkasya’da asıl savaşanlar, yok olması pahasına bizleri savaştıranlar dönemin dünya güçleri idi.

- Halklarımızın kaderini çizen büyük güçler arasındaki antlaşmaların hiçbirinde Kafkas halklarından birinden birinin imzasının olmayışı savımızın en kesin kanıtıdır.

Birçok tarihçinin belirttiği gibi bu devletler. Kafkas halklarını hiçbir zaman özne olarak kabul etmemiş hep nesne olarak görmüşlerdir.

- Savaşın asıl nedeni, Çarlık Rusya’sının genişleme, en büyük olma temel kuralı gereğince sıcak denizlere inme, Hindistan ticaret yollarını ele geçirme ve sayılabilecek daha bir çok nedenle Kafkasya’yı, özellikle de Kuzey-Batı Kafkasya’yı ele geçirmek istemesidir.

- Osmanlı, İran, İngiltere, Almanya ve Fransa’nın asıl amacı Çarlık Rusya’sının genişlemesini, büyümesini önlemektir. Başlarda Kafkas halklarının Rusya’yı durdurabileceği sanılmış, yardım edilir gibi yapılmış ancak Rusya’yı Kafkasya’da durdurmanın mümkün olmadığı görüldüğünde de savunma hattı olarak Osmanlı topraklarını seçmişlerdir. Böylece Osmanlı’nın güçlendirilmesi gündeme gelmiştir.

- Dolayısı ile savaşın son bulmasından çok önce, özellikle Kuzey-Batı Kafkasya halklarının Osmanlı topraklarına göçürmek planları ve antlaşmaları yapılmıştır.

Özetle Çerkes'siz bir Kuzey-Batı Kafkasya amaçlayan Çarlık Rusya’sı itmiş, bu coğrafyadaki insanların gücüne ihtiyacı olan Osmanlı Devleti çekmiş, gücü takviye edilmeyen Osmanlı Devleti’nin Rusya’nın daha da büyümesini engelleyemeyeceği tehlikesini gören Avrupa ülkeleri de sürgünü desteklemişlerdir.

Sürgünümüzde rol alan devletlerin varislerine yüksek sesle “çeşitli ülkelere dağıttığınız halklarımızı anavatanına dönüşünü sağlamalısınız” deme hakkını da verecek, Anavatana dönüşe katkılarını sağlayacak bu yaklaşımın ön plana çıkartılmamış olması ayrıca şaşırtıcıdır.”

Ayrıca, Sayın Taymaz’ın, Çarlık Rusyası’nın kolonyalist politikasını sürgün yani klasik diaspora oluşumu nedeni sayışını, Sayın Kaya’nın, modern diasporaların bir nedeninin de kolonyalizm olduğu görüşünün gerçekte çelişik değilken çelişir göründüğü de mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Gerçekte ise çelişki yoktur çünkü kendi özelinde her iki yargı da doğrudur. Sayın Kaya kolonyalizmden, zorlama sonucu olmayan çeşitli nedenlerle anavatanını terk eden toplulukların, başka coğrafyalarda koloniler oluşturmasını anlıyor. Sayın Taymaz ise Çarlık Rusyası’nın, Çerkeslerin sürgünü ile sonuçlanan kolonileştirme politikasını.

Asıl anlaşılması güç olan ise tarih olarak Çerkes sürgününden çok daha önce ortaya çıkan ve temelinde köle ticareti gibi bir insanlık ayıbı olan Amerika’daki Afrikalıların gönümüzün kapitalizm sonrası yeni diasporaları ile bir tutulması:

“Safran’ın tanımlamaya çalıştığı şey daha çok eski diasporalardır. Bu tanımlama günümüzde, Amerika’daki Afrikalı,Britanya’daki Güney Asyalı e karayipli, Almanya’daki Türk ya da Fransa’daki Cezayirli diasporik topluluklara ilişkin yapılacak tanımlamalar ile örtüşmez. Bu yeni diasporaları açıklamak için ...”

Bir de, dönemin kolonyalist batı ülkelerinin Kuzey Amerika deneyimi, koca bir kıtanın yerli halklarını tümden yok eden bambaşka bir kolonyalizm örneği değil midir?

Kitapta, başka bölümlerdeki görüşlerle de çeliştiği söylenebilecek önemlisi, paradigması dönüş olanların katılamayacağı, günümüz Çerkes somutuna uzak, alıntı ya da özgün birçok görüş vurgulanmış.

Örneğin, ...Bu nedenle bugünkü diasporalar, geleneksel diaspora kavramıyla açıklanamazlar. (Cliford: 1994; s.306). Cliford daha ileri giderek küresel kapitalizmin ve uluslararası iletişimin bu denli yoğunluk kazandığı günümüzde artık ‘geri dönüş mitinden’ söz etmenin mümkün olmadığını söyler:

‘Günümüzde diasporaların varlığı, Safran’ın sözünü ettiği gibi sadece anavatana geri dönüş isteği veya bir vatana aidiyet ile açıklanamaz. Geri dönüş isteğinin ve aidiyet hissinin yanısıra yurtsuzlaşma deneyiminin verdiği acı, adaptasyon sürecinde karşılaşılan sorunlar ve muhalif olmanın getirdiği ortak bilinç de diasporanın oluşumunda önemli etkiye sahiptir.’

Bu tanımın, Çerkes Diasporasının konu edildiği bir kitaba alınması ve önemsenmesinin nedeninin bir çarpıtma çabası olmadığı söylenebilir mi? Gerçekte, Çerkes diasporasını diaspora olarak ayakta tutan başka hiçbirşey değil sadece ve sadece “Anavatana Dönüş Miti”dir. Bu mitin gerçekleşme olasılığı bittiğinde asıl, zaten pek sorunlu olmayan adaptasyonun ne denli hız kazandığı görülecektir.

Peki buna ne dersiniz:

“Kreselleşmenin sağladığı ulaşım ve iletişim hizmetleri aracılığıyla Türkiye ya da farklı coğrafyalarda yaşayan Çerkes diasporası, diasporada kendi anavatanlarını yaratma şansına sahip olurlar.”

Ne kadar büyük bir yalan değil mi? Bizim yaşadığımız, küreselleşmenin sağladığı ulaşım ve iletişim olanaklarının, Türkiye ve diğer coğrfyadaki Çerkes diasporalarına anavatanımn bir parçası olduklarını duyumsattığıdır. Güçlü bir anavatan olmadığında bir hiç olduklarını anlayan, kavrayan içselleştirenlerin sayısının gittikçe arttığıdır. Çünkü “Ana sütü ile beslenmeyenler büyük de olsa güçsüzdir”

Nitekim sayıları bilmem kaç milyonları bulduğu söylenen Türkiye diasporasının, Adığey’deki sel felaketzedeleri için topladığı ve alayu-vala ile başbakana sunulan miktar sadece otuz bin dolardır. Bursa Çerkes Kültür Derneği ve İnegöl Çerkes-Adığe Kültür Derneği yöneticileri “ayıptır” uyarılarımıza karşın tatile gönderdikleri çocukların uçak bilet paralarını anavatana ödetmeyi ayıp saymamışlardır.

Sayın Kaya, Çerkeslerin anavatanın yardımı ile Türkiye’de vatan yaratabilecekleri yalanına nokta koymaz konuu şöyle sürdürür:

“Anavatandan gelen TV programları, radyo programları, müzik kasetleri, video kasetleri,halk dansları öğretmenleri, ziyaretçileri siyasetçiler, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri gibi unsurların yardımı ile diasporada yartılan bu vatan (duymayan Türkiyeli Çerkesler duyun artık bir vatanınız var) anavatanın ritmini, renklerini, müziğini ve görüntüsünü yansıtır. Yaratılan bu görüntü, zaman içinde birtakılm geleneklerin, ritüellerin, adetlerin ve pratiklerin kaybolacağı kaygısından ötürü sürgünün ilk yıllarında atalarının getirdiği otantik, kültürel pratiklerle adeta bire bir aynıdır. Burada gerçekleşen durum hemen her diaspora örneğinde gerçekleştiği bilinen kültürel refikasyon (refication), diğer bir deyimle kültürel donma haldir.”

Bir kez anavatandan gelen kültür ögelerinin sürgün yıllarındaki ile birebir aynı olduğunu
söyleyebilmek sürgün sonrası sıkıntıları, Ekim devrimini, kollektivizasyonu, İkinci dünya savaşını yaşamış anavatanın hiç değişmediğini savunmak anlamına gelmez mi? Bu da çok saçma değil mi? Donma Hali, diasporaların yaşamın değişim gerçeği ile bağdaşmaan bir yanılgılarıdır. Kendi kültürlerini üretemedikleri için değişimin yozlaşmayı getirdiğini de yaşadıkları için kendilerinin olanını dondurabilecekleri yanılgısıdır.

Ayrıca anavatandan diasporaya gelen her kesin amacı Çerkeslerin diasporada vatan kurmaları değil anavatana dönmeleri değil midir? Diasporaya ulaşan her mesaj misafirliğin bitirilmesi gereğinin altını çizmiyor mu? Diasporaya ulaştırılan kültürel ürünler, bu ideye, Çerkeslerin ulusal ideası dönüşe katkıda bulunacağı umudu ile taşınmıyor, iletilmiyor mu?

Peki köy köy dolaşarak araştırma yapmış Sayın Kaya değişimden bu kadar habersiz olamayacağına göre, konusunun uzmanı koca profesör, bu denli bilimden uzaklaşmayı, bilimsel sığlıkla suçlanmayı neden göze alır?

Bizce, Sayın Kaya’nın bunları göze almasının nedeni, “Kendi paradigmalarına göre düşledikleri Türkiye’nin kurulmasında anvatana dönecek olan, ya da anavatana dönüşü önceleyen Çerkesin değil de diasporada bir anavatan yaratılabileceğine inandırılmış Çerkesin katkısının daha büyük olacağı gerçeği ve halkalrın yok oluşu pahasına da olsa bu safsataya inanan ya da inanır gibi olan Çerkes aydınımsılarının sayılarının az olmadığını görmesidir.”

Evet kitabı okuduğunuzda sizler de tüm bu saçmalıkları ve daha altı çizilebilecek birçok saçmalığı göreceksiniz. Ama ben artık okuyacak ama yazmayı sürdürmeyeceğim. Çünkü doğrusunu söylemek gerekirse yoruldum ve kitabı fazla önemsediğim duygusuna da kapıldım. Sizler de yorulduysanız sevinebilirsiniz. Çünkü bu yazı dizisinin dördüncüsü olmayacak.

Herş şeye karşın, tüm samimiyetimle kitaptan çok yararlandığımı söyleyebilir. Her Çerkes aydınının eleştirel bir gözle kitabı mutlaka okumasını da öneririm.


Dr. MEŞFEŞŞU Necdet Hatam
necdet@circassiancanada.com
circassiancenter

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 3 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  

Cerkez Muzikleri - Kafkasya - Cerkez - Google - Cerkez isimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Circassain - Cerkes.Net - Adigece Sozluk - Video - Sohbet - Cerkez Tavugu

Haberler Haberler Site haritası Site haritası SitemapIndex SitemapIndex RSS besleme RSS besleme Kanal listesi Kanal listesi
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
[ Time : 0.860s | 11 Queries | GZIP : On ]


Sitemizin hicbir kurum ve kurulusla iliskisi bulunmamaktadir.