[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/session.php on line 2167: Array to string conversion
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/session.php on line 2167: Array to string conversion
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/session.php on line 2167: Array to string conversion
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/session.php on line 2167: Array to string conversion
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/session.php on line 2167: Array to string conversion
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/session.php on line 2167: Array to string conversion
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/functions.php on line 4370: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /includes/functions.php:3542)
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/functions.php on line 4372: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /includes/functions.php:3542)
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/functions.php on line 4373: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /includes/functions.php:3542)
[phpBB Debug] PHP Notice: in file /includes/functions.php on line 4374: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /includes/functions.php:3542)
 DEVŞİRME




ANASAYFA  |   KAYIT OL  |   SOHBET  |   ÇERKES MÜZİKLERİ  |   ÇERKESBUL  |   SÖZLÜK  |   LİNKLER  |   KİRİL KLAVYE  |   BASINDA ÇERKESLER  |   SİTENE EKLE  |   İLETİŞİM

DEVŞİRME

DEVŞİRME

İleti aliadige » Cmt Şub 25, 2012 9:56 pm

DEVŞİRME

Doğmuşum sürgün evine, umut olmuşum. Çat pat Türkçesiyle ilk ninem almış beni kucağına. “Dene nexum gıteznen” diyerek öpmüş yanağımdan. Ne bilsin garip; dilimi konuşamayacağımı, şiirimi yazamayayacağımı, türkümü söyleyemeyeceğimi. Babam pek ortalarda gözükmemiş, xabze böyleymiş ve hala varmış.

Derken “blage” lerim doluşmuş odaya. Herkes bana uzun ömür, bereketli kazanç, iyi bir meslek dilemiş. Ama kimsenin aklına kendi vatanımda, dilimle, kültürümle, milletimle özgür bir hayat sürmemi dilemek gelmemiş.

Gelmemiş çünkü, koparılmışız köklerimizden, fazla seçenekleri de yokmuş zaten, ya benliksiz ve kimliksiz yaşamak, ya da yok olmak. Ait olmadıkları bu yere yaşayabilmek için sığınmışlar ve benlikleri pahasına yok olmamayı seçmişler.

Hızla akıp geçti zaman, yumurta içindeki civciv misali adige xabzeye göre büyüdüm ve okul çağına geldim. O zamana kadar pekte haşir neşir olmamıştım başkalarıyla. İlk şoku kabuğumu terk eder etmez yaşadım. Tokat gibi çarpmıştı suratıma yabancı olduğum. Bütün bildiklerim yalandı yada yeni dünyamda bana yalan söylüyorlardı.

Güvercin gibi titriyordu küçücük bedenim, yüreğim yerinden fırlayacaktı neredeyse. Ait olduğum millet birinin şahsında hainlikle suçlanıyordu, kahramanları görmezden gelinerek. Oysa dedem böyle anlatmamıştı onu, “ar mıuxateme memeleketir di’ıjteım” dememiş miydi? Beynimde şimşekler çakıyordu, dudaklarım kuruyor, nabzım yükseliyor, suç işlemiş ve yakayı ele vermek üzereymişim gibi bir duygu kaplıyordu içimi.

Günler haftalar birbirini kovalarken ben de yeni “benliğimi”, yeni “kimliğimi” öğreniyordum. Meğer ne kahramanmış atalarımız, üç kıtada at koşturmuş, dünyaya bedelmiş, dünyanın en zeki, en üstün ırkıymış. Çocuk aklımla hoşlanmıştım bu hikayelerden. Yeni kimliğime ısınıyordum, dedem cahildi! Nereden bilsindi gerçekleri! Hem bizde “Kafkas Türkü” değilmiydik?

İleriki zamanlarda bu yeni kimliğimle daha da bütünleşmiş ve benimsemiştim. Herşey yolundaydı, yeni kimliğim uğruna varlığımı, herşeyimi feda edebilirdim. Dedemin ve nimenin öğrettiği adigebzeyide hemen hemen unutmuştum. Gerekte yoktu zaten! Bana yeni kimliğimi giydirenlerin çizdiği sınırlar içinde yaşadığım sürece bütün kapılar bana açıktı.

Kendimi bir anda yeni kimliğimin en büyük savunucusu olarak bulmuştum. Şiirler okuyor, kompozisyonlar yazıyordum edebiyat derslerinde. Hocalarım kalemimin çok güçlü olduğunu, milli duygularımın coşkun birer ırmak gibi kalemimden fışkırdığını söyleyip beni motive ediyorlardı.

Bir süre kendime yarattığım bu “yalan” hayatı yaşadım. Artık bilinçlenmiş ve olgunlaşmıştım. Dedemin anlattıkları, ilkokul çağına kadar yaşadığım ortam film şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Sanırım “yeni kimliğim” yalandı ve ne kadar uğraşsamda oturmamıştı, eğreti duruyordu üzerimde.

Çünkü qafe duyunca hüzünleniyor, şeşen duyunca neşeleniyor, düğün olunca koşa koşa gidiyordum hala. Kandırılmıştım, elde edebileceklerim gözümü kör etmiş, benliğimi çalmıştı. Ailemden, kültürümden, dilimden koparılmış, birilerinin canının istediği gibi yetiştirilmiştim. Kısacası “devşirme” idim.

Kimliğimi, dilimi kaybettiğimi, kandırıldığımı, devşirildiğimi farkettiğimde yediğim tokat ilkinden daha yıkıcıydı. Uğruna herşeyimi adadığım değerlerin hiçbiri benim değildi. Ben benim olduğunu sanıyordum.

Tabiki bu değerlerle bir sorunumuz yok ve saygılıyız ama bizim değerlerimiz değil. Ne olduğu belli olmayan “ucube” bir yaratık olduğumu düşünmeye başladım. Konuştuğum dil, yaşadığım kültür, yediğim yemek, tuttuğum takım, desteklediğim parti, hayranı olduğum sanatçı vs. hiç biri benim değildi.

Önceleri babamı suçladım. Neden bana sahip çıkmamıştı? Neden benliğimi kaybetmeme göz yummuştu? Neden beni “devşirmelerine” izin vermişti? Müthiş bir kin duydum babama. O an aklıma bir filozofun sözü geldi, “önce ekmek, sonra ahlak.” Ve şairin dediği gibi; “bilmezlikten değil fıkaralıktan.” Dedem, ninem, annem, babam görevini yapmıştı. Hayata tutunmuşlar ve bizleri dünyaya getirmişlerdi.

Onlar “adigelepq” ın yok olmasına izin vermediler, neslimizi devam ettirdiler. Şimdi sıra bizde. Dilimizi, kültürümüzü, benliğimizi, kimliğimizi geri almak bize düşüyor. Bunları geri kazanabilirsek, belki “geri dönüş” planları, hayalleri gündeme gelir ve kendi vatanımızda yaşama idealimiz hayat bulur.

Benliğimizi geri alamaz ve yok oluşunu seyretmeye devam eder isek; hiçbir zaman özgür olamayız. Kafkasya topraklarını bize bağışlasalar dahi, kimliksiz ve ucube bir toplum olarak yaşamaya devam ederiz.

Benliğimizi nasıl geri alacağız?

İsterseniz Fin kültürünü ve hayranlık uyandıran gelişimini anlatan Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabının yazarı Grigory PETROV'a kulak verelim;

"Millet cansız bir kil tabakasından ibarettir. Eğer ona bir sanatçının eli değmeyecekse, sonsuza dek şekilsiz ve hareketsiz kalacaktır. Ama Cesar (Sezar), Napoleon, Büyük Petro, Sokrates ve Muhammed gibi bir sanatkar, bir büyük adam, bir önder, bir kahraman çıkıp da bu kili eline alacak olursa, ona istediği şekli verebilir.

Ne zaman bulut kümesi, elektrik oluşturursa yıldırım da kendiliğinden oluşur. Eğer bulutlar elektrikle yüklü değilse, hiçbir zaman şimşek veya yıldırım oluşmaz, yalnızca bulut nemli bir buhar halinde kalır.Milletler de böyledir. Eğer bir millet büyüklük ve kahramanlık özelliklerini taşıyorsa ondan yıldırımlar doğar, kahramanlar çıkar. Eğer halk kitlesi nemli bir buhar yığınından ibaretse, hiçbir güç ondan yıldırım çıkartamaz.

Ülkenin refah ve mutluluğunun ve toplumun onur ve şerefinin halkın iradesine bağlı olduğunu kanıtlayan çarpıcı bir örnek olması açısından küçük ve yoksul bir ülkeyi gösterebiliriz. Burası iki milyonluk bir nüfusa sahip olan Finlandiya'dır."

Duydunuz mu?

Yüklü mü acaba bizde de elektrik, yoksa nemli bir buhar yığınından mı ibaretiz? Bizi alıp yoğuracak, şekil verecek, şimşekler çaktıracak sanatkarlarımız yok mu?

Ben Çerkesim diyen herkes, irkilip kendine gelmedikçe, bedel ödemeyi göze almadıkça, bir şeylerden vazgeçmedikçe, yalnızca nemli bir buhar yığınından ibaret kalacağız.

Thambilmish Ali ASLAN
CERKES.net
Geriye dönen adam
aliadige
Çaylak Üye
Çaylak Üye
 
İleti: 22
Kayıt: Cum Ağu 06, 2010 10:15 pm

Re: DEVŞİRME

İleti PauKaF » Pzr Şub 26, 2012 11:53 am

elinize sağlık ali bey
PauKaF
PauKaF
Site Admin
Site Admin
 
İleti: 20494
Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
Konum: MUDAREY-Гъубжь


MAKALELER

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir