Çerkes-Abhaz Kardeşliğinde Gürcüler "Ne Yana Düşer Usta"?Başlıktaki infiale atfen; Edip Akbayram’ın inanmış sesinden ve sosyalist tınılarla hafızalarımıza yerleşen ‘’
çırak aranıyor’’ şarkısı, biraz arabesk çağrışımlar yapsa da, protest kulvarda kült şarkılar sıralamasında ki fiyakalı yerini kimseye kaptırmaz.
‘’Elim sanata düşer usta. Yürek acıya. Ölüm hep bana bana mı düşer usta? Sevda ne yana düşer usta?. Hicran ne yana?’’ hatırladığım kadarıyla böyleydi sözleri. Bir dönem Zülfü Livaneli şarkıya el atmışsa da, Adip Akbayram’ın karizmatik sesinden dinlemeye alışan inanmış kitle Livaneliye pek yüz vermemiş ve şarkı sahibine teslim edilmiştir.
Birisi bana, protest şarkı kimden duymak istersin diye sorsa tereddütsüz Adip Akbayram derim. Zira Livanelinin şarkı söyleme hali ruhuma hiç dokunmamakta olup, entelektüel yazar- çizer zevatın profesyonel anlamda şarkı söylemeye çalışmalarına da bir anlam verememekteyim. Velhasıl ruha dokunan isyankar şarkıların esas adamı Edip Akbayram dır diyerek girizgahı kapatıyorum.
Malumunuz, son günlerde Türkiye diasporasından bir grup Çerkes’in Gürcü diaspora bakanlığı yetkilileri ile görüşmesi üzerine, çeşitli platformlarda ve özellikle Çerkes milletinin çok sevdiği ‘’
facebook’’ namıyla bilinen sosyal paylaşım merkezlerinde hareketli günler yaşanıyor.
Kimi gruplar Gürcistan diaspora bakanlığı ile görüşen Çerkesleri, Çerkes-Abhaz kardeşliğini dinamitleyen ‘’
hain ve işbirlikçiler’’ olarak ilan ederken, karşı grupta da neden hain ilan edildiğini anlamayan ve anlasa da üstünde durmayan iki saf göze çarpıyor. Açık söylemem gerekirse ben anlamayanlar grubundanım desem daha doğru olur. Gürcülerle görüşen yirmi kişilik grup da hasbelkader bende vardım. Aslında o kadar tehlikeli bir iş yaptığımızı bilseydim belki biraz anksiyeteye kapılabilirdim. Zira daha önce hiç ‘’
hain ve işbirlikçi’’ olmamıştım. Ve işin kötü tarafı nasıl olunur hiç bir fikrim yoktu.
Konuyla ilgili olanların bildiği üzere, Gürcistan geçtiğimiz 20 Mayısta
Çerkes soykırımını kabul eden ilk Dünya devleti olarak kayıtlara geçmişti. Nedeni kimse için sır olmayan bu kabulün ertesinde
KAFFED zehir zemberek bir açıklamayla ‘’
hadi oradan siz kimsiniz ki, Çerkes soykırımını tanıyorsunuz’’ diyerek Gürcü devletini azarlamış, Çerkes milletini en güzel şekliyle temsil ettiğine bir kere daha iman etmiş olarak ve bu belayı da savuşturmuş olmanın rehavetiyle derin sessizliğine geri çekilmişti.
Böylesine içgüdüsel bir tepkiyi belki de beklemeyen Gürcistan, Çerkes diasporasının fiili örgütsüzlüğünü iyice anlayarak politikasını enformel gruplara kaydırmış olabilir. Politika yapmak isteyen her aklı başında veya meczup ülkenin bir yol haritası olduğunu hatırlatmayı, okuyanların zekasıyla dalga geçmek olarak anlaşılmaması ricasıyla bir kenara not edelim.
Gürcü yönetiminin yol haritasında soykırım kabulü sonrası birde soykırım anıtı projesi var. Bu projelerini de bir yandan devam ettiriyorlar ve hatırı sayılır miktarda uluslar arası sanatçıda soykırım anıtı projesi yarışmasına katılıyor. Ve Gürcülerle görüşen 20 kişilik grup, yarışma komisyonu üyeleri olarak
soykırım anıtı projesine manevi destek veriyor. Böyle bir projeye destek vermek ve Çerkes sorununu gündeme getirecek her ülkeye ayrımsız olarak diplomatik anlamda teşekkür edebilmek çok zor olmasa gerek. Hareketliliğe ve gidişata bakılırsa, yakın zamanda Dünya ülkelerinin bize neredeyse ‘’lütfen şu sorununuzla ilgilenin’’ diye çağrı yapmaları muhtemel görünüyor. Bizler ise adeta ‘’
gelinlik kız’’ gibi çekingen tavırlarla bu konuya talip olanların sabıkalarını araştırmakla malulüz. Oysa yer kürede sabıkasız ülke tahayyül etmek sanırım imkansız.
Çerkes gündemi Dünyada bir çoğumuzun sandığından daha fazla ilgi görmeye başladıkça ‘’
işbirlikçilik ve hainlik’’ nidaları format değiştirecek ve ehlileşecek. Keşke Gürcistan dışında birçok ülke bu sorunla ilgilense ve masanın diğer tarafında Çerkesleri görmek isteyen siyasetçiler ve devlet temsilcileri olabilse. İştahlı tartışmalara bakılırsa, Çerkes-Adıge siyasetinin oluşmaya başlamasının,
Çerkes-Abhaz kardeşliğini dinamitlediği yönünde ki bazı psikolojik algıları tetiklediği aşikar. Öte yandan alabildiğine flulaşmış ve muhayyer kalmış ‘’
Kafkas Kardeşliği’’ argümanı sahiplerinin, Çerkes-Adıge siyaseti adına yeni bir şey söylemesi beklenmezken, kendi sorunlarına sahip çıkmaya çalışan Çerkeslere dair kritik yapmak istemeleri fazlasıyla ironik olmaz mı?
Ve hal böyleyken kimilerinin Çerkes sorununda Gürcistanın veya Kenyanın ne yana düştüğünü sorgulaması oldukça manidar değil mi?
Kube Nurhan Fidancherkessia.net