Çerkeslerin Anasayfası

Çerkeslerin Anasayfası

Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
Sistem saati: Cum Şub 10, 2012 3:12 am


Anasayfa  |   Kayit Ol  |   Sohbet  |   Cerkes Muzik  |   CerkesBuL  |   Sozluk  |   Linkler  |   Kiril  |   Basinda Cerkesler  |   Sitene Ekle  |   iletisim  |  

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 19 ileti ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: ADİGE GELENEĞİ
İletiTarih: Sal Ağu 31, 2010 6:45 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
ADİGE YEMEK GELENEKLERİ
Vınereko Mir
Maykop, Adige Cumhuriyeti Devlet Basımevi, 2007
ADİGE GELENEĞİ (АДЫГЭ ХАБЗ)
Altıncı Sınıf
Adige Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir
.

Sevgili yavrularımız!

Sizler Adige ulusunun geleceğisiniz.Ulusumuzun ruhu,dilimiz ile geleneğimizdedir. Adige diline güç katacağınıza,Adige geleneğini yaşatacağınıza, böylece Adige yaşamını daha da ileri boyutlara taşıyacağınıza olan inancımız tamdır.

Kitabı hazırlayanlar


Yemek yeme ve sofra geleneği

Adige geleneğinde, yemek yeme, yemeği taşıma, sofra düzenleme ve toplulukları ağırlama geleneği kadar açık ve belirgin olanı yoktur diyebiliriz. Yemeğin hazırlanması sırasındaki dualardan (тхьалъэ1у) başlanarak, sofraya oturulana dek – insanların sofraya oturuş, yemeğe bakış, yemeği alış ve yemeği yeme biçimleri - her şey, geleneğe göre yapılır/uygulanır.

Ulusun yediği şeyler, beden yapısı, görünümü, sağlığı ve aklı. Bunlar, konun bir yönüdür. Başka bir yön de, ulusun ağılında ve bahçesinde bulunan her şeyin, onun sofrasında yer aldığıdır. Ulusun yedikleri, kendi ürettikleridir, sofrada bunların dışında hiçbir şey bulunmaz.

Adigelerin iş uğraşları ikiye ayrılır: Toprağı işleme ve hayvan besleme. Bu nedenle tarla ve hayvan ürünleri ve et, en eski çağlardan beri Adigelerin ürettikleri ve yedikleri besin maddeleridir. Bu da Adigelerin bir ulus olarak yeryüzünde belirmelerini sağlayan ulusumuz toprağının sunduğu bir bereketliliktir. Kuzeybatı Kafkasya (Çerkesya) dağlarının eteklerinde uzanıp giden düzlükler, dağ yamaçlarına yayılmış olan ormanlar ile dağ yaylaları, insanın gereksineceği bütün ürünleri üretmeye ya da elde etmeye elverişli idi.

Kafkasya birçok ürünün ilk yetiştiği, ilk anayurdu olan bir bölge. Kafkasya, -çok eski çağlardan beri- bir tahıl (фышъхьэ) üretme alanı/ambarı olarak ünlenmişti. Örneğin, yeryüzünde 600 değişik buğday türü bulunur, bu sayı içinden 200 tür Kafkasya kökenlidir. Adige yurdunda bir iki bin yıldan beri Çin menşeli ürünler yetiştiriliyor, Adige gıda ürünleri o dönemlerden beri gelişimini ve yayılmasını sürdürmüştür. Eski Adigeler, çok eski çağlardan beri, hayvan ve et ürünlerinin, buğday ile değil, akdarı (фыгу) ile daha uyuştuğunu ve damağa daha bir tat/lezzet kattığının bilincine erişmişlerdi.

Mısır bitkisi, XVII. yüzyılda Kafkasya’da yetiştirilmeye başlandı. Mısır, giderek diğer tahıl (гъажъо) ürünlerinin yerini aldı ve bir besin maddesi olarak ön plana çıktı. Böylece ekmeğin sabahları, akdarı ya da mısır kaçamağının (п1астэ) öğleyin ve akşamları et ve hayvan ürünleri ile birlikte yenmesi bir gelenek/alışkanlık haline geldi.

Eski Adigelerin erişmiş oldukları sanat anlayışı ile bilinç düzeyini de belirtmemiz gerekir. Günümüzde biyokimya bilimi tarafından da doğrulandığı gibi, bileşimleri gereği, akdarı ya da mısırın, et ve hayvan ürünleri ile birlikte tüketilmesi, insan sağlığı ve bedensel gelişim açısından, buğday ve diğer tahıl maddelerinden üretilen yiyeceklere oranla, çok daha uygun ve yararlıdır.

Adige yemek/sofra geleneğinin izlediği tarihsel yolculuğa değinecek olursak, en belirgin olan şey, ulusun elinden gelen ve üretmekte olduğu tahıl (фышъхьэ) ürünlerini, yani arpa, buğday, akdarı ve mısır gibi ürettiklerini, akıl ve bilgi süzgecinden geçirerek, daha uygun olanlarını ve daha beğenilenlerini saptayarak, değişik besin/gıda çeşitlerini karşılaştırarak, içlerinden seçme ve tercihler yaparak, ardından yöresel çeşniler de katarak, sonunda özgün bir yemek ve sofra kültürü oluşturuldu.

Adige ulusal sofra kültürünün, günümüz diyetisyen/besinbilimci ve hekimleri tarafından ilgiyle karşılanan yönü, değişik meyvelerin sofraya konuluş ve tüketiliş biçimidir. Adigelerin, en çok da Shapsugh, Abzegh ve Natukuayların meyve bahçeleri (чъыгхатэ) önem taşırdı. Adige bilinci, bahçe ve köy kıyısı meyvelikleri dışında, orman içi (мэз-чъыгхатэ) meyveliklerini oluşturma düzeyine erişmişi. Adigeler yabani elma ve armut ağaçlarını değişik ve üst kalite kalemler kullanarak aşılıyor, birinin gücüne öbürünün lezzetini/kalitesini ekliyor, kaliteli elma ve armut türleri elde etmeyi başarıyorlardı. Bu türler arasında soğuktan ve kardan zarar görmeyen, meçezen (мэчэзэн) adlı geç elma cinsi, ayrıca Nisan ya da Mayıs ayında olgunlaşan iri cins kış armutları da yer alıyordu. Adige meyve bahçeleri, yaz kış sofraya meyve koymaya olanak sağlıyordu.

En ilginç olan olgulardan biri de, 50 yıl öncesine değin, dünya tıp istatistiklerine göre, “ade hastalığı” (адэ уз/kanser), yani ur hastalığının, dünya halkları arasında, en düşük oranda görüldüğü topluluğun Adigeler olduğunun saptanmış olmasıydı. Rostov-na-Donu kentindeki Onkoloji (Urbilim/kanserbilim) Merkezi, durumu ilginç bulup Adige Özerk Oblastı’nda (şimdi Adige Cumhuriyeti) geniş bir inceleme ve araştırmada bulunmuştu.

Biliminsanlarının saptamalarına göre, o dönemin Adige genetik yapısı, o korkunç hastalığa/ura/kansere karşı koyacak genetik özelliklere sahipti. Biliminsanları bu farklı, bu ekstra özelliği, eski Adigelerin binlerce yıllık bir süreç içinde oluşturmuş oldukları yemek yeme geleneğine/kültürüne bağlamışlardı. Biliminsanlarının altını çizdikleri saptamalar arasında, tüm yıl boyunca yaş meyvelerin tüketilmekte olduğu, yemek aralarında bol ve sık sık meyve yendiği, çocukluktan ve ana sütünden başlanarak acı biberin (щыбжьый стыр) tüketildiği gibi bulgular yer almıştı.

Bu arada Adigeler arasında bambaşka ve değişik bir sofra geleneğinin/kültürünün yürürlükte olmuş olduğunu belirtmek de gerekir. Bir Adige sofrasına (1анэ) tek bir yemek çeşidi konurdu. Bu işin bir yönüydü. İkinci yön ise, yemek değiştirilecek olduğunda sofranın da değiştirilmekte olduğuydu. Bundan çıkarılması gereken şey, birinin bir önceki yemeği isteyemeyeceği ve geleneği bozamayacağı gerçeği idi. Sofradaki yenmemiş yemek sofra ile birlikte geri götürülür, ikinci bir yemek başka bir sofra üzerinde getirilirdi. Bu tür bir sofra usulü/geleneği yüzlerce yıllık geçmişi olan bir sürecin, bir birikim ve deneyimin ürünüydü. Birbirine uygun olmayan yemekleri geri çevirmek de uygun sayılmaz ve geri götürülmesinin söylenmesi uygunsuzluk olurdu.

Bugünkü sofralara konan, kural ve gelenek gözetmeyen değişik yemekler, istenseler bile, asla Adige sofralarında yer alamazlardı. Yemekten alıp almamak, yani yemekten yiyip yememek kişinin kendine kalmıştı, ancak sofra ve yemek geliş sırası evin hanımına ait olan bir yetki, bir görev idi.

Adigelerin yemek yeme kültüründe bulunan ana özellik ve kibarca tutum, ne denli yemek getirilmiş, götürülmüş olursa olsun, hepsinden birer lokma olsun alıp “teşekkür ederim, açlığımı giderdim” (“уятэпсмэ, мэлэк1ал1эр згъэупэбжьагъэба”) diyerek sofradan kalkmak olurdu.

Tıka basa doymuş olarak sofradan kalkmak Adige geleneğine ters düşen/ayıp sayılan bir davranıştır.

Şimdi başka bir özelliğe de değinelim. Adige ailesi içinde uygulanan sofra geleneği de farklıydı, aile içinde birlikte yemek yiyecek durumda olanlar gruplara bölünüyorlardı. Bölünme erkek ve kadın olarak ayrılmıyordu. Baba ile oğlun, ağabey ile küçüğünün, amca ile çocuğun, kaynana ile gelinin, yaşlı nine ile genç kızın ve benzerlerinin aynı sofrada yemek yemeleri geleneğe aykırı idi. Sonuç olarak bir aile için tek bir sofra kurmak, Adige geleneğine aykırı düşüyor, birden çok sofra kurmak gerekiyordu. Adige sofrası da bu yemek yeme usulüne göre düzenlenmişti. Yuvarlak Adige sofrası, çocuklar dışında, üç kişiden fazla kişinin oturamayacağı bir boyutta idi.

Sofra türleri

Adige sofrası düzenleme amacına göre farklılıklar gösterirdi.

1) Aile içi sofra.

2) Hayır sofrası.

3) Konuk sofrası.

4) Yol azığı.

5) Tarla yemeği (meş usır/мэщ1усыр)

6) Genç sofrası.

7) Düğün sofrası.

8) Ölü adına çıkarılan sofra (Хьадэ1ус 1анэр).

9) Ç’epşe sofrası (К1эпщэ 1анэр).

10) Çeşdes sofrası (Чэшлэс 1анэр).

Evin çalışan erkeğinin yemeğini yemek üzere her öğün eve gelmesi olanaksızdı. Bu bakımdan herkesin uyduğu ulusal kurallar vardı:Erkek, işi nedeniyle, yemek vakti bulunduğu yerdeki ailenin tuz ve kaçamağı (щыгъу-п1астэ) ile öğününü karşılardı. Bu durum Adige konuk ağırlama geleneği kapsamı içinde yer alıyordu. Yemek vakti gelen kişi o aile tarafından ağırlanırdı. Ancak böyle bir amaçla fazladan bir yemek de hazırlanmazdı. Adige kadını kaçamak (п1астэ) suyunu kaynatıp kaçamak ununu dökmeye başladığında, Tanrı'ya (Tha’ya) yalvarırdı: “Ya Rabbi, bu nimette payı olanı tez elden gönder, hayırlı bir yemek olsun, nimete güç/şifa kat!” diyerek.

Her evde, her evin hanımı (бысымгуащэ), sofraya buyuracak kişilerin hepsini içten karşılardı. Bu konuda farklı bir gelenek de vardı. Adige yaşlıları, gençleri şöyle diyerek eğitirlerdi: “Çüveninde koyacak unun yoksa sofra kurmaya kalkışma. Gelen konuğa yedirecek yiyeceğinin olmaması günahtır!” Adige evine kim gelirse gelsin, ne gibi bir işi olursa olsun, konuğa önce sofra götürülür, ardından ne istediği sorulur, elden geliyorsa isteği yerine getirilirdi.

Yemek vakti gelen konuğun kısmetiyle geldiği varsayılıyor, alelacele, “konuk evine (хьак1эщ) vakti geldiğinde yemek götürülür” denmezdi. Gelenek böyleydi ve herkes tarafından uyulurdu. Ev sahibi (bısım) evde olmadığında, yerine biri görevlendirilir, yemek vakti geldiğinde, konuğun elini yıkaması için konuk evine ibrik ve leğen götürürdü. Ancak konuk elini yıkayıp “ev sahibi dönünceye değin bekleyelim” diyecek olursa, ev sahibesi sofrayı biraz bekletirdi. Normal bir bekleme süresinden sonra sofrayı konuk evine gönderirdi. Niye derseniz, elini yıkamış olan birini fazla bekletmek yakışık almazdı. Konuk, gelenek gereği, “ev sahibini bekleyelim” demiş de olabilirdi.

Ancak, konuk, “Hayır, ziyanı yok, ev sahibini bekleyelim” diyerek elini yıkamaz, ibrik ve leğeni geri çevirecek olursa, o zaman konuğun kararlı olarak ev sahibini beklediği anlaşılır ve sofra gönderilmezdi.

Ancak, konuğun ve ev sahibesinin beklentilerinin aksine, ev sahibi dönmemiş ve yemek vakti de geçiyor olacak olursa, ev sahibesi ibrik ve leğeni gönderir, konuk da itirazsız elini yıkar ve sofra da konuğa götürülürdü.

Evin geçimini üstlenen erkeğe konuk sofrası sunulurdu. Ancak gelenek olduğu üzere, evin erkeği bir başına sofraya oturmayı sevmezdi. Acelesi yoksa, yiyeceği paylaşacağım biri gelmez mi acaba düşüncesiyle, birilerini biraz bekleyip otururdu. Ev sahibesinin bir çocuğu göndermesi durumunda, onu komşuyu yemeğe çağırmaya yollardı.

Ne olursa olsun Tanrı'nın nimetini, thağelıcı (bereketi) birileriyle paylaşmak isterdi. Bu konuda bir örnek öykü.

Bir öykü: Alt kademe Bjedugh beyi (pşı) Ah’ecegopş’ın (Ахэджэгопщ), beyliğini yitirmiş biri olarak, yaşlığında, Kafkas Savaşı sonrasında, K’emguy beyleri Boletokoların koruması altına girmiş olduğu anlatılır. Ancak Ayteçıkoların köyüne değil, Farze Irmağı sol yakasına yerleşir. Burada oluşan köye Pşıçev (Пщычэу) adı verilmişti. Böylece yıllar yılları izledi. Bir gün beyin evinde azık diye pek bir şey de kalmamıştı, tek bir yumurtayı kaynatıp yumurtalık (к1энк1ап1э) içinde, konuk evine, beyin önüne götürürler. Bey konuk evinden çıkmış, bahçe kapısında bekliyordu. Hizmetçisi de (унэ1ут) peşin sıra çıkmış, bir iki adım gerisinde duruyordu. Hayli zaman geçmiş, yumurta ile getirilen azığın soğuduğu bir sırada, beyin bir anlık bakışına denk getirerek, yaşlı hizmetkar beye şöyle der:

- Beyim (Зиусхьан), yemek seni bekliyor!
- Biliyorum ama bir başıma oturup nasıl yemek yiyeyim. Benimle yemek yiyecek birilerini göremez miyim, dedi bey.

Bey, bir başına, birilerinden kaçırıyormuş gibi oturup yemek yemeyi kendine yediremiyordu. Tek yumurta da olsa, Tanrı'nın verdiği nimeti birileri ile paylaşmak istiyordu. Bu davranıştan gelip geçenin beyle sofraya oturup durduğu gibi bir anlam da çıkmaz. Ancak sofrasındaki yemeğin yarısını gelecek başkaları da yesinler diyerek geri gönderirdi.

(Devamı var)

Not: Tire içindekiler çevirmene aittir. -HCY

CircassianCenter.Com

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ADİGE GELENEĞİ
İletiTarih: Sal Ağu 31, 2010 6:51 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
AİLE İÇİ SOFRA
Doç. Dr. VINEREKO Mir
Maykop, Adige Cumhuriyeti Devlet Basımevi, 2007
ADİGE GELENEĞİ (АДЫГЭ ХАБЗ)
Altıncı Sınıf
Adige Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir


Aile içi sofra, üç öğün üzerine, sabah çay sofrası, öğle ve akşam sofraları biçiminde, günde üç kez kurulurdu.

Sabah çay kahvaltısında Kalmuk çayı ve kaymak (щэташъхьэ); ilkbahar sonu ile yazın taze peynir (къое ц1ын), sonbaharda isli peynir (къое гъозагъ), kışın ve ilkbaharda kuru peynir (къое гъугъ), taze kaymak (щэтэ к1эфыгъак1) ve yeni dövülmüş tereyağı (тхъуогъак1) sofrada yer alırdı.

Sabah kahvaltısında, Kalmuk çayına sıcak şelam (1), thurıje haluj (2), haku haluj (3), guvıvbat (4), kabartılmamış/mayasız ekmek (хьалыгъу мык1умыпщ), kabartılmış/mayalanmış ekmek (хьалыгъу гъэтэджыгъэ), zetepşşıç’ (5), thujevıt (6) eşlik eder, bütün bu yiyecekler buğday unundan üretilirdi. Sabah çay kahvaltısında buğdaydan üretilen yiyeceklerin sofraya konmaları kaçınılmaz bir gelenekti. Ancak Kalmuk çayı ile birlikte yıkanmış mecac (7), hatık (8) ve ayrıca mısır şelamı da sofraya konabilirdi.

Kalmuk çayı Adige kahvaltılarından eksik olmayan bir içecek idi. Sabah vakti, çay ile ifade edilebilirdi: ”Çay içme öncesi” (щаешъогъу мыхъузэ), ”çay içme vakti konuklar geldiler” (щаешъогъу дахэм хак1эхэр щагум къыщепсыхыгъэх), ”çay içme vakti sonrasında yola koyuldular” (щаешъогъу ужым гъогу техьжьыгъэх), vb.

Adigeler Kalmuk çayını şş’orey (ш1орэй;kuzu kulağı), lebevıts (лэбэуц;K’emguylar “vılevıts-улэуц” derler;yerel laba otu) ve dadıv (дадыу) dedikleri bir bitki karışımından, yani bu üç otun birlikte kaynatılmasından elde ederlerdi. Kalmuk çayının içine tuz ve karabiber katarlardı. Kalmuk çayı bu işlemlerden sonra artık kaynatılmaz, süzülür ve kabarması beklenirdi.

Öğle yemeğinde akdarı ya da mısır unundan kaçamak (п1астэ) ile herhangi bir et yemeği yenirdi, et yemeğinin ardından et suyu yemeği (лэпсы) ve yoğurt da (щхыу;щэгъэпц1агъ) yenirdi. Daha sonra mevsimine göre yaş meyveler servis edilirdi. Yemek aralarında konukevine ve ana eve de meyve götürülürdü. Kocamış ihtiyarlar ile yaşlı kızlara da özel meyve servisleri yapılırdı.

Akşam yemeğinde de kaçamak ve hayvan ürünleri birlikte sofraya konurdu.

Aile içinde sofra taşınması işi de belli kurallara, geleneğe/xabzeye bağlı olarak yürütülürdü. Sofra mutfakta evin hanımı tarafından hazırlanır ve gençler tarafından yemek yenecek yere götürülürdü.

Ailede köşesine çekilmiş yaşlı biri varsa, ilk sofra ona, büyük eve (унэшхо) götürülürdü.

İkinci sofra, konukevine (haç’eş/хьак1эщ) götürülürdü. Orada evin geçimini yüklenmiş olan kardeşlerin en büyüğü bulunur, yemek vaktinde konukevine gelen biri olursa, “Bismillah” diyerek onunla birlikte sofraya otururdu. Konukevi sofrasına ayakta olarak bir genç hizmet ederdi.

Ardından evde yaşlı bir kız, komşu ya da konuk bir kız varsa, üçüncü sofra oraya götürülürdü. Kızlar yemeklerini yiyinceye değin, bir kız kardeş ya da kardeş kızlarından biri ayakta sofraya hizmet ederdi, ama sofrayı kızlar taşımazlardı.

Sofraları büyük eve, konukevine, kız odasına ya da gelin odasına götürme görevi salt delikanlılara düşen bir görevdi. Ancak o evde bir delikanlı ya da erkek çocuğu yoksa, sofra taşıma işi kızlara, kız da yoksa, evin hanımına düşerdi, evin hanımı sofrayı kapı eşiğine değin götürür, küçük kızlar da sofrayı oradan içeriye götürürlerdi. Bekar erkekler ise kendi özel odalarında (leğune/лэгъунэ) yemeklerini yerlerdi.

Kayınpeder ile gelin birbirlerine görünmezdi. Gençler evde olmadıklarında, çocuklardan biri dedesinin yanına gönderilir, dede dışarı çıkarılır, elini yıkaması için ibrik, leğen, sabun ve havlu tutulur, içmesi için de içme suyu verilirdi. Dede torunlarından birinin yardımıyla yemeğini yerdi. Çocuklar dede üzerinde titizlik gösterecek ve saygılı olacak bir biçimde eğitilirlerdi.

Gelin odasındaki (лэгъунэ) genç gelinlerin sofraları, gelin refakatçisi kızlar (нысэдис пшъашъэхэр) eliyle kurulurdu. Gelin, gelen sofrayı temizlenmiş, kapkacakları da yıkanmış olarak geri gönderirdi. Bu bir gelenek idi. Ancak, bu işleri gelinin kendisi değil, refakatçileri yaparlardı. Ancak, sofra temizlenmemiş, kapkacaklar da yıkanmamış olarak geri gönderilirse, kusur geline kesilirdi.

Kızlar odası sofrası (пшъэшъэ унэ 1анэр) evin kızı ya da kız kardeşlerden biri tarafından mutfağa geri götürülebilirdi.

Konukevi sofrası ise, genç delikanlılar tarafından mutfağa geri götürülürdü. Dolu yemek sofraları, delikanlılar tarafından taşınırdı, ama geri getiriliş biçimleri değişebiliyordu. Bu görevler yerine getirildikten sonra, mutfakta (pıtı/пыты) çocuklara yemek yedirilir, ardından çocuklar bahçeye salınırlardı. Yemek işi, evin hanımının (бысымгуащэ) ya da kıdemli eltilerin (зэнысэгъухэм) mutfakta yemeklerini yemeleriyle sona ererdi. Bir Adige ailesinde, tüm hane halkının oturup birlikte yemek yemeleri gibi bir gelenek yoktu. Ev içi sofra geleneği böyleydi. Sofranın üç ayaklı ve üç kişilik olması da, hepsinin birlikte yemek yemelerine zaten el vermiyordu.



Açıklamalar:

1) Sıcak şelame/Şeleme fabe/щэлэмэ фабэ;yağda kızartılmış ince börek.

2) Thurıje haluj/тхъурыжъэ хьалыжъo;yağda kızartılmış sade börek.

3) Haku haluj/хьаку хьалыжъo;fırınlanmış pide.

4) Guvıvbat/гуубат;sütle yoğurulmuş, ama kabartılmamış buğday hamuru içine peynir konur ve fırınlanır.

5) Zetepşş’ıç’/зэтепш1ык1;undan yapılma thurıje/börek çeşidi;hamur ince sürülür, sarılır, ikinci kez sürülür;çüvende pişirilir, katlarına ayrılmaya ve parçalanmaya uygundur.

6) Thujevıt/тхъужъэут;yağ, yumurta ve un karışımı olarak, yağda kızartılmış bir yiyecek.

7) Mecac/мэджадж;mısır unundan yapılma ve tavada pişirilmiş yiyecek.

8) Hatık/хьатыкъ;akdarı ya da mısır unundan yapılmış bir yiyecek;mecac gibi yoğurulur, avuç içi/yumurta iriliğinde yuvarlatılmış hamurlar tavaya konup pişirilir.







Konuk sofrası (Хьак1э 1анэр)

Adige sofra düzenleme ve taşıma geleneğinde en önemli yer, konuk sofrasına ayrılır. Ulus, en iyi hizmeti konuk sofrası için yapardı. Konuk sofrası için hiçbir zorluktan kaçınılmaz, bu kadarı da fazladır denmez, ne var, ne yoksa konuk sofrasına konurdu.

1827 yılında Natuhay beyi Temrıko (Темрыкъо), Türk paşası Hasan Paşa’yı konuğu olarak ağırlamıştı. Gözlemci kayıtlarına göre, Paşa’ya 120 sofra ve değişik yemek sunulmuştu.

1837-1838 yılları boyunca Adigeler arasında konuk olarak bulunmuş olan İngiliz J. Bell karşılaşmış olduğu ilginç olayları anılarında anlatıyor (1). Sözgelişi aynı gün iki ayrı aileye konuk olması gerekmişti. İlk aile kendisine 45, ikinci aile de 47 değişik yemek sunmuştu. ”Bu yediğim yemeklerin neler olduğunu ve ne denli lezzetli olduklarını anlatabilecek durumda değilim!” diye yazıyor anılarında. Değişik yemek sayısını saptamada yanlışlık yapmamak için, refakatçisi olan gençten yemekleri saymasını istemişti.

Bu anlatılanlar bize, sadece konuk ağırlamakla yetinilmediğini gösteriyor. Aynı zamanda ulusun, tarihsel yaşamı boyunca gelişmiş olan bir yemek/mutfak kültürünü de oluşturmuş olduğunu, ayrıca bu kültüre katmış olduğu gücü, aklı/bilgeliği ve estetiği (сэнаущыгъ), bunların düzeyini, getirilen sofra ve bu sofralarda taşınan yemeklerin sayısıyla da kanıtlamış oluyor.

Burada bir şeye yeniden dikkat edelim:Getirilen bu yemeklerden birer lokma almak, ama tam doymamış olarak sofradan kalkmak da gerekiyordu. Bunun için büyük bir kararlılık /dayanma sabrı (щы1эгъэшхо), asla gelenek dışı davranmamak/kendini küçük düşürmemek ve kurallara uygun biçimde davranmak da gerekiyordu.

Adigeler aynı davranış biçimine uyarlardı:Ne denli bolluk ve olanak içinde olursa olsun, kişinin gereğinden çok yememesi gerektiği, sofradan ve sofra kurallarından anlaşılıyor.

Eski sofra geleneği ile şimdikiler elbette farklıdır. Eskiden konukla aynı sofraya oturacak olanlar statü (тетыгъо), yaş durumu, ülke ya da köy konuğu olması gibi durumlara, konuğun refakatçisine ve nereden gelmiş olduğuna bağlı olarak belirlenirdi. Kim gelmişse, hepsini buyur edip aynı sofrada ağırlamak, konuk sofrası geleneğine uygun düşmezdi.

Konuk bey (pşı) soyundan gelme ise, onun için tek kişilik bir sofra hazırlanır, diğerleri ona ayakta hizmet ederlerdi, ancak bu hizmet edenlerin de soylu/l’ekotleş (л1экъолъэш-тыжьыныгъо) olmaları gerekirdi. Bey ile yemek yiyecek olan kişi, bey tarafından seçilirdi/belirlenirdi.

Konuğun sosyal statüsüne ve yaşına uygun düşen kişiler, o konuğun arkadaşları arasında bulunuyorsa, böyleleri konukla birlikte yemek yiyebilirlerdi. Soy ve statü (тетыгъо) yönünden eşit ya da uygun düşmeyenler zaten birlikte bir grup oluşturup bir yerlere gitmezlerdi. Bu nedenle konuğun ağırlandığı yerde böyle bir ayırıma/soruna da gerek kalmazdı. Bey gelişigüzel kişilerle yola çıkmayacağı için, ona refakat eden herkes kendi yerini ve nasıl davranması gerektiğini baştan bilir, ev sahibi için de bir sorun yaratmazlardı. Konukların her birinin statüleri belli olduğundan, ev sahibi sorup bilgi edinir, bir kusur işlenmesi durumunda da sorumluluk, grubun kılavuzuna/görevli sözcüsüne (куп зещэ, куп хэгърэй) yüklenirdi.

Konuk sofrasına götürülen yemeklerin, ulus tarafından benimsenmiş belirli bir sıralaması olurdu.

Uzak yoldan gelen ve yorgun düşmüş olan konuklara, konuk sofrasından önce lıj leps (2) götürülürdü:Bu hafif ön yiyeceğin kişiye dokunmayacağına, kişiye güç/derman vereceğine inanırlardı. Belli bir süre geçtikten sonra da, tavuk etinden yapılma yiyeceklerle sofralar taşınmaya başlanırdı. Tavuk etinden sonra, sırasıyla hindi eti, koyun eti ve dana eti götürülürdü. Yemek geleneği, önce hafif etlerle yemeğe başlamak, ağır etle de yemeği sonlandırmak biçiminde düzenlenmişti.

Tavuk ve hindi eti parçalara ayrılmış olarak sofraya konurdu. Ancak gelenek orada sona ermez, asıl orada başlardı. Her bir parçanın kime düşeceği belliydi, kanat ve göğüs verk/soylu (оркъ1ахь) ve yaşlı payı idi, but (к1эпц), bacak (копкъ) ve lades (къандис) gibi parçalar da konuk sofrasına uygun düşerdi. Taşlık (Ш1урагъу) ve kalça (к1энт1ы1у) gibi parçalar Adige toplulukları tarafından farklı amaçlarla sofraya konuyordu. Baş, boyun ve öte-beri (тыку-блыкур) gibi kıytırık parçalar sofra payı sayılmazlardı.

Kanat, kız payı idi, taşlık-kızların yemediği kısımdı. Tavuk bacağı, bazen kanatla birlikte verilirdi.

Konuk sofrası pişmiş koyun/kuzu başıyla sonlandırılır. Koyun başı getirildiğinde, ev sahibine (бысым) teşekkür edilerek (фехъохъухэшъ) sofradan kalkılırdı.

Konuğa hayvan kesilir, bu hayvan da bir kuzu olur, bu kuzunun etinin en lezzetli bir kara kuzu olduğu, kuzu başının sağ tarafından belli olurdu.

Bir öykü (Къэбар):Yaşlı payı olan koyun başının bir öyküsü (хъишъэ) vardır. Bir ara bir atlı grubu bir konukevine gitmiş sofrayı beklerken, evin hizmetçilerinin (бысым шъхьагъырытхэр) davranışları atlı grubunun başkanının hoşuna gitmemiş, kuşkuya kapılmasına neden olmuştu. Sofra son bulduğunda, en yaşlıya, gelenek gereği, yarım baş getirildi. O da gerekli duayı yapıp getirilen kendi payı olan başı bölüştürmeye başladı:Güvendiği arkadaşlarından birine kulaktan bir parça kesip uzattı. O kişi bunun ne anlama geldiğini fark etti ve hizmet edenleri dinlemeye başladı. İkincisine göz kısmından (нэк1аш) kesip verdi, o da onun ne anlama geldiğini kavradı ve hizmetlilerin kötü bir davranışları olacak mı diyerek, çaktırmadan bakmaya başladı. Üçüncüsüne dilden bir parça uzattı, o da, konuşulanları eksiksiz aktarmakla görevlendirildiğini anladı. Böylece konuk grubunun tehlikeyi atlattığı anlatılır. O olaydan sonra, yaşlı payı olan yarım başın, sofradakiler arasında paylaştırılmasına başlandığı anlatılır. Bu gelenek hala Kabardeyler arasında yaşıyor ve buna “Baş parçalaması” (Шъхьэр къутэн) deniyor.



DİPNOTLAR
1) James Bell’in “Çerkesya’dan Savaş Mektupları” başlıklı kitabı Türkçe olarak da yayınlanmıştır-HCY

2) Lıj leps/лыжъ лэпс;kurutulmuş et ve etsuyu

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ADİGE GELENEĞİ
İletiTarih: Sal Ağu 31, 2010 6:53 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
HAYIR-ÖZEL GÜN-DÜĞÜN SOFRASI
Doç. Dr. VINEREKO Mir
Maykop, Adige Cumhuriyeti Devlet Basımevi, 2007
ADİGE GELENEĞİ (АДЫГЭ ХАБЗ)
Altıncı Sınıf
Adige Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir.


Aile içinde en hayırlı/en sevinçli olayların başında, aile nüfusu içinde artış olması olayı gelirdi. Çok kişinin bir araya geldiği, ağırlandığı ya da hizmet gördüğü başlıca olay, ailenin evlenme çağına gelmiş olan gencinin evlendirildiği/düğün yapıldığı, bir yuva kurması olayı olurdu.


Düğün başlangıcı, gelinin katılacağı soy ailesine (tlepqe/en geniş aileye) ve köye getirilmesi, yani gelin alma olayı ile başlardı. Düğün sevincinden (нысэщэ хъаяр) daha üstün tutulan ve daha değer verilen bir olay olmazdı: Tüm akraba ve tanıdıklar, ayırımsız düğüne gelir ve ailenin sevincini paylaşırdı. Düğün kaç gün sürecekse -tek gün, üç gün ya da yedi gün-düğüne gelenlerin hepsi hayır/düğün sofrasından yeme içme hakkına sahip olurlardı.



Düğünde verilecek yemekler ve bunların sunuluş biçimi, geleneğe uygun olarak kadınlar tarafından belirlenir/düzenlenirdi. Akraba ve yakın kişilerle komşuların getirmiş olduğu yiyecekler bir yerde/bir odada toplanır, yiyeceklerin başına da deneyimli ve aklı başında bir kadın dikilirdi, buna phonteşhatés (пхъонтэшъхьэтес/sandık başında oturan) denirdi.



Aileye, soya (l'ako/л1акъо) mensup olup evlenip ayrılmış ve ayrı yuva kurmuş olan kadınların her birinin birer sandık (phonte/пхъонтэ/пхъуантэ) dolusu yiyecek getirmeleri gelenek gereğiydi. Yiyecek sandık üzerine yerleştirilen yuvarlak haluj ve ince halujelerle (хьалыжъо хъэрэ-пк1арэ/böreklerle) süslenirdi.



Gelinin çıktığı aileye (tış/тыщ) gönderilen yiyecekler ise, gelinin girdiği ev tarafından en iyi börek ustası (halıjoşş'e/хьалыжъош1э) kadınlar eliyle özel olarak hazırlatılır, kız evine gönderilirdi. Yiyeceği götürme görevi, evin kızlarından ya da babanın kız kardeşlerinden biri tarafından yerine getirilirdi. Oraya en mükemmel yiyecekler, ince börekler ve iki sepet dolusu da palkav (пэлкъау) (1) götürülürdü. Böylesine mükemmel düzenlenmiş yiyecekler önce yaşlılar (nahıj) tarafından tadılır, olur verilirse, bu yiyecek tış evi (kız evi) için ayırılır ve gönderilirdi. Ancak düğün yedi gün sürecek olursa, tış'a götürülecek olan yiyecek, düğünün son günü düğün evinde ayrıca hazırlanıp yollanırdı.



Düğün gegusuna (нысэщэ джэгу)/düğün eğlencelerine katılım, ehil akraba, yakınlar ve çocukları evlendiği için aileyi kutlayanlardan, o ailenin sevincini paylaşanlardan oluşurdu. Ayrıca köydeki tanınmış kızlara ilkin özel olarak haber verilirdi, sıra oyunlara geleceğinde o gibi -güzel ve seçme- kızlar gönderilen refakatçiler eşliğinde düğüne getirilirlerdi. Önde gelen ve konuk olan delikanlı ve kız grupları da komşu ya da vınekoş (унэкъощ; soy ailesi) ailelerince bölüşülür ve o evlerde ağırlanırlardı. Konuklara götürülecek yiyecek ve sofralar, köyün delikanlıları tarafından düğün evinden konuk bulunan evlere taşınırdı.



Düğün yemeği, phonteşhatés tarafından, konuk ağırlanan evlere paylaştırılır/taksim edilirdi. Erkek kasap/aşçı, eti, o ailelere dağıtırdı. Konuk sayısına göre, birer kesilmiş koyun ya da birer kısır/kesilmemiş koyun, konuk ağırlayan evlerin her birine gönderilirdi. Düğün süresince, her gün o evlerle ilgilenilir, gerekenler düğün evinden o evlere gönderilirdi. Her konuk grubu için, gelenek gereği, o evlerde günde üç kez, bir birini izleyen sofralar sunulurdu.



Düğün (хъаяр) evinde ise, akrabaların en yaşlıları (нэжъ-1ужъхэр), ayrıca gelinin düğüne getirilen kız kardeşleri, gelin ile birlikte, ayrı bir yerde yemek yerlerdi.



Hava sıcak (yaz mevsimi) ise, köyün çoluk çocuğuna bahçelerde, ağaç gölgelerinde yemek yedirilebilirdi. Onlara sofra ile birlikte sürahilerle (gogon) boza (бахъсымэ;шъуатэ) gönderilirdi. Çoğunlukla gençler bir evde toplanır, içlerinden birkaçını gönderir, düğün evinden yemek getirtirlerdi. Etli yemekler, boza ve ekmeğe değin her türlü yiyecek düğün evinden getirtilirdi (2). Çocukları ve konukları ağırlayan aileler, düğün evinden gönderilen malzemelerle kendileri de yemek hazırlar ve bunları düğün evinden getirilen yemeklerle birlikte konuklara yedirirlerdi.



Düğün evine gelenler, gelenek gereği aynı sofraya değil, konumlarına uygun düşen değişik sofralara otururlardı. Konuklar ve düğüne gelenler, esas olarak birbirlerini gegu (джэгу) eğlenceleri sırasında görürlerdi.



Adige düğün geleneğinde önemli bir nokta bulunurdu. Gelinin gelişiyle nüfusu artmış olan geniş soy ailesi (l’ako/л1акъо) ve gelinin girmiş olduğu daha dar aile, evlenen gençler ve onların mutluluğunu paylaşmaya gelenler, bunların getirmiş olduğu hediyeler, gelinin odasından çıkarıldığı sırada, düğüne gelenlere gösterilir ve bunların kimler tarafından getirildiği yüksek sesle bir görevli erkek tarafından, o yerdeki -daha çok kadın olan izleyicilere- topluluğa duyurulurdu. Düğünün en anlamlı yanı ise gegu/eğlence alanında sergilenirdi. Düğüne gelenleri bir araya getiren ana etken sofra değil, düğün eğlencesi (gegu) olurdu. Adige geleneğinin, diğer topluluklarınkinden farkı, sofra geleneğinden anlaşılır: Rus düğününe katılanlar, genç yaşlı, kadın erkek hep bir arada sofraya oturur, yer içer, şerefe kadehler kaldırırlar.



Adige düğünün en can alıcı, gelenek, terbiye kuralları, beceri ve yiğitliğin sergileneceği, ad bırakılabileceği yer, gegu eğlenceleri olurdu.


DİPNOTLAR
1) -Palkav/пэлкъау- süt, yumurta ve tereyağı ile yoğrulmuş ve mayalanmamış / kabartılmamış hamur, çok ince bir biçimde açılır ve şekerli suya/şerbete daldırılmış bir thurıje (yağda kızartılmış börek) elde edilir.

2) Dikkat edilirse, yemek listesinde içki bulunmuyor, bu da Adige geleneğinde alkollü içki kullanılmadığını belli ediyor. İçki Tatar, Abhaz, Rus, Türk gibi halklarla ilişkiler sonucu, bir kısım Adigelerce de içilmeye başlanmış olmalıdır. -HCY

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ADİGE GELENEĞİ
İletiTarih: Sal Ağu 31, 2010 6:54 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
BEBEK VE AİLE İÇİ SOFRA
Doç. Dr. VINEREKO Mir
Maykop, Adige Cumhuriyeti Devlet Basımevi, 2007
ADİGE GELENEĞİ (АДЫГЭ ХАБЗ)
Altıncı Sınıf
Adige Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir.



Aile içi sofra geleneğinde bebeğin ve onun beslenmesinin önemli bir yeri vardı.

1) En eski dönemlerden günümüze Adigelerin bebeğe ilişkin ana görüşü, "çocuk bebekken iç yapmalı.

Büyüdükten sonra yediğinin fazla bir yararı olmaz" (сабыим ц1ык1узэ куц1 ыш1ын фае. Ет1анэ ыышхыжьырэм к1ыфиш1эжьын щы1эп) biçimindeydi. Bu nedenle, her bir yiyeceğin bebeğe yarayacağına inanılır, beden gelişimi açısından değişik yiyecekler bebeğe yedirilirdi. İlginç olan durumlardan biri de, bebek büyüten ana baba, çocuğun yediği yemeklere, doğrudan acı biber katmazlardı. Ana yediği için, acı biber ana sütüne karışır, bebek de acı biberle öyle tanışır ve alışırdı.

Bu son dönemde tıp bilimi bu tür bir beslenme biçiminin yararını saptadı: Kansere karşı mücadelede acı biberin insan bedenine bir güç/bağışıklık kazandırdığı saptandı. 19. yüzyılda Adige ülkesi toprakları Rusya'ya ilhak edildiğinde, hayretle karşılanan durum, Adigelerle Abhazların her gün acı biber yemeleri nedeniyle bazı salgın hastalıklara karşı bağışıklık kazanmış olmalarıydı. Sovyetler döneminde, değişik uluslar içinde en uzun yaşayan insanların Adigeler ile Abhazlar arasından çıktığı genetik uzmanlarınca saptanmıştı. Uzmanlar bu saptamalarında acı biberin işlevine de yer verdiler.

Bütün bu olgular, Adigeler arasında bilimsel bir temele dayanılarak bulunmuş şeylerden değildiler. Ulus kendi deneyim, sezgi ve buluşlarıyla bu sonuca ulaşmıştı.

2) Bilinmesi gerekli olan bir ikinci özellik de bebeği emziren ananın rahat bırakılması. Ona dinlenme fırsatları verilmesi ve yemeğini zamanında yemesinin sağlanması gibi durumlara özen gösterilmesi idi. İstemese bile, gereken yiyecekler ananın sofrasına konurdu: "Bunu yemezsen bebeği besleyemezsin, bebeğin besini/gıdası, ananın yediğidir" der, yeni gelinin üzerinde titrerlerdi (О умышхырэр сабыим 1ук1эщтэп, ным ышхырэр сабыим и1ус).


Süt kaybına yol açacak üzüntü ve kaygılı durumlardan genç gelini uzak tutmaya çalışırlardı. Cenaze tören ve ağıtlarından, üzücü durumlardan gelinleri uzak tutarlardı.


Bebek yavaş yavaş aile içi geleneksel yemeklere alıştırılırdı. Sütlü ürünlerle yetinilmez, pişirilmiş etler ve et suları (lepsı) kullanılarak yapılmış yiyecekler, yavaş yavaş bebeğin ağzına verilmeye başlanır, dövülmüş biberlerden de (щыбжьый щыгъу) uzak tutulmazdı.


Bebek kendi kendine yemek yeme yaşına gelinceye değin sütten kesilmezdi. “Bir yüksük dolusu olsa bile, ana sütü bebeğe güç katar” derlerdi (Хьак1устэл из нахь мыхъуми быдзыщэ 1улъмэ сабыимк1э куач1э).


Aile içi sofra geleneğinde, bebeğin ayrı bir yeri ve belirli saatleri olurdu. Ana ev/büyük ev (унэшхо), konuk evi, kızlar odası (пшъэшъэ унэ) ve gelin odası (лэгъунэ) sofraları sunulduktan sonra, eltilerin (зэнысугъухэр) çocukları, yanlarındaki komşu çocukları ile birlikte doyurulur, ardından dışarı salınırlardı. Sofralar geri taşındıktan sonra eltiler, rahatlamış olarak oturup hep birlikte yemek yerlerdi.




ÖLÜ/CENAZE YEMEĞİ SOFRASI (ХЬАДЭ1УС 1АНЭР)


Ölü yemeği listesine alınması gereken yiyecekler vardı: Örneğin günlük hazırlanmış Fabe yemeği sunulurdu. Fabe, dövülmüş akdarı (фыгу гъэчэрэзыгъ) sütle pişirilerek elde edilirdi. Fabe’yi usta kişilere/aşçılara pişirtirlerdi. Sofralara servis edileceği sırada, tereyağı ile kızartılmış biber sosu da Fabe’nin üzerine dökülürdü. Fabe, sabah kahvaltısı ile ölü yemeği arasındaki bir zamanda herkese sunulurdu. Hazır sofralar bulunur, her gelen, sofraya buyur edilirdi. Fabe’den tattıktan sonra kadınlar büyük eve giderler, erkekler ise bahçedeki topluluğa katılırlardı. Genç gelinler, ellerinde kepçeler ve kovalarla Fabe’yi köy ya da mahalle (hable) evlerine dağıtırlardı. Günümüz Adigeleri Fabe’yi ölü yemeği sofrasına (hadeus ane) konmak üzere hala pişirirler, bunun dışında da pek pişirmezler .


Ölü yemeği sofrasına mutlaka yulaf böreği (зэф жъамэ) ile halıjo (хьалыжъо; peynirli börek) konurdu. Hadeus (ölü) yemeği ve börekleri farklı bir teknikle ve özel olarak hazırlanırdı. Pişirilen börek sayısı için hesaplamalar yapılırdı: 5-7 p’oble dendiğinde, 5-7 örtüyü/hasırı kaplayacak kadar börek anlaşılırdı. Bundan böreklerin hala hasırlara serilmekte olduğu gibi bir anlam çıkarılmamalıdır. Ölçek, bir hamur teknesini kaplayan bez örtü olur, buna p’oble (п1облэ) denirdi. Böreği pişirmenin de belli bir kuralı vardı: Vefat eden kişinin böreği pişireni gördüğüne inanılırdı (1), bu nedenle ölünün kız kardeşleri, kızları ve sevdikleri dönüşümlü olarak/sırayla börekleri pişirirlerdi. Pişirilen börekler yatay yatırılmaz, yan yana dik olarak sıralanırlardı. Dik konmuş börekler (halıjolar) gelenlere götürüldüğünde, gelenler alırlardı ama bir böreği tabakta bırakırlardı. Tabaktaki bu börek mutfağa geri götürülür, öbür pişirilen börekler bunun yanına sıralanırdı. Ölü yemeği tabağı boş olarak geri getirilmezdi.


Şimdiki Adigeler, ölü sofrasına özel bir yiyecek koyarlar: thamç’eğunıb (тхьамч1эгъуныб). Bu, en iyi etten pişirilmiş olan sucuktur. Bu yiyecek 30-50 yıl öncesine değin ölü yemeği sofralarına konurdu. Üşenmeyenler, bunu, kuru sucuk gibi hazırlarlardı. Bu son yıllarda bu geleneksel sucuk, hadeus (ölü yemeği) sofralarına ana yiyeceklerden biri olarak yeniden konmaya başlandı. Hadeus sofrası, yiyecek çeşitliliği ve sunuluş biçimi yönünden en donanımlı sofralar arasında yer alır. Sofraya daha çok eski Adige yemekleri konur. Yemeğe, kaçınılmaz olarak şıps-p’aste (2) ile başlanır. K’emguy, Abzegh ve Kabardeyler ölü sofrası için hindi şıpsı (hindi eti suyu) yemeğini yeğlerler, Bjedughlar dana etinden şıpsı yaparlar. Şıpsının eşliğinde pişirilmiş ya da kızartılmış et sunarlar. Dana, koyun, tavuk ve hindi etini sofradan eksik etmezler. Keçi eti, hadeus (cenaze) yemekleri arasında yer almaz. Keçi etini daha çok Shapsughlar tüketirler, ama onlar da keçi etini, insanı sarhoş eder (ц1ыфыр егъэуташъошъ) diyerek ölü sofrasına koymazlar. Cenaze sofrasında kaz ve ördek gibi kuş etleri de yer almaz.


Lezzetli yiyeceklerden olarak cenaze sofrasına kabartılmış undan fırında pişirilmiş haku halıjo (en çok Bjedughlar pişirirler), thurbayır (тхъурбаир), ç’enç’e halıv (к1энк1э хьалыу), halıv (bunu hazırlamakta Kaberdeyler ustadırlar) (3), hatık ve guvıvbat (4) konur. Bu yemeklerin yer aldığı cenaze sofrası donanımlı olurdu.


Günümüz cenaze sofraları yoğurtlu pilav, içinde üzüm taneleri bulunan tatlılar ve boza (бахъсымэ) ile tamamlanır, en son olarak da çeşitli meyveler ikram edilir.



Hadeus sofrasında fazla oturulmaz. Bütün yemeklerden tatmak gerekir. Cenazeye gelenler gruplara taksim edilir. Adigey’in bir iki köyünde, hava elverişli ise, gelenlere kadın erkek aynı bahçede kurulan sofralarla karışık halde yemek yedirildiği de oluyor. Şimdilerde, yaz kış ölü yemeği ev içinde verilir. Kadınlara ayrı, erklere de ayrı olarak yemek yedirilir. Cenazeye gelenlerin hepsinin ölü yemeğinden yemeleri gerekiyor. Hiç kimsenin acelemiz var, yola çıkmamız gerekiyor diyerek cenaze evini zora soktuğu/üzdüğü durumlarla karşılaşılmaz. Uzak yerlerden gelip de erken ayrılmaları gerekenlere hocalardan/imamlardan sonra yemek yedirilir. Yemeğini yiyen, geleneğe uygun olarak, işi uzatmadan cenaze evinden ayrılır.


Sofradan ayrılan herkese ailesine götürmesi için ölü yemeğinden yemek, iskattan bir pay et ve kaçamak unu verilir. Ölü ağıtı (хьадагъэ) sırasında yapıldığı gibi, ölü yemeği sofrasından kalkanlar aileden birileri tarafından yolcu edilmezler. Ölü yemeği ile karın doymaz derler (Хьадэ1усыр ныбэрылъ хъурэп): “Yiyene yarasın, ölüye de rahmet olsun “ (Зы1уфэрэм фимыш1эу, зыфаш1ырэм фэбагъоу) derlerdi yemeğin ardından. Sofradan kalkıldığında “Tanrı ona Cennet nimetlerini ihsan etsin. Tanrı sevabını ona ulaştırsın” (Тхьэм джэнэт шхын феш1. Ипсэпагъэ Тхьэм 1уегъак1) derlerdi.


Hadeus ve Adige hadağe’sinde (ölüye ağıt yakma geleneğinde) çeşitli dinlerden izlere rastlanır. Jame (жъамэ; yulaf böreği) politeizm (тхьабэ дин) inancından kalma bir gelenek, jame’nin Cuma akşamı kokutulması Hıristiyan ve Müslüman inancı izlerini de yansıtmaktadır. Bu kokunun ölüye ulaştığına, kokunun Cehennem ateşine karşı, ölü için koruyucu bir gölge oluşturduğuna inanırlar. Kırkıncı gün ölü yemeği/hadeus’u da Hıristiyanlık döneminden kalma bir gelenektir.


Bir yıl, üç yıl süresince yas tutmak (шъыгъон), hadağe’ye (ağıt törenine) kalpaklı/şapka (па1о) giymiş olarak katılmak, ölünün kaldırılış biçimi (хьадэр зэрагъэерэ ш1ык1), bütün bunların hepsi eski Adige geleneklerine uygun olarak yerine getirilir.


DİPNOTLAR:
1) Türkiye’de helva pişirilir. Ölünün helva kokusunu aldığına inanılır. -HCY
2) Şıps-p’aste (щыпс-п1астэ)- Soslu etsuyu ve kaçamak. -HCY
3) Halıv (хьaлыу)- Adige helvası. Akdarı unu tereyağı ile kavrulur, bal ya da şeker ile karıştırılarak elde edilir. -HCY
4) Hatık ve guvıvbat için Bkz. ”Adige Geleneği” 1, 2, 3, CC, Xabze bölümü. -HCY

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ADİGE GELENEĞİ
İletiTarih: Sal Ağu 31, 2010 6:57 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
YEMEKLER
Doç. Dr. VINEREKO Mir
Maykop, Adige Cumhuriyeti Devlet Basımevi, 2007
ADİGE GELENEĞİ (АДЫГЭ ХАБЗ)
Altıncı Sınıf
Adige Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir.



Kültür ürünü yemekler (Лэжьыгъэхэк1 шхынхэр)

Her ulusun kendine özgü, ulusu tanıtıcı bir yemeği vardır, uluslar bu tür yemekleriyle tanınırlar. Sözgelişi Gürcüler haçapuri, Emeniler lavaş, Tatarlar çak-çak, Abhazlar Acıka, Karaçay-Balkarlar hıçın, Azeriler kavurma, Ruslar yaşi, Ukraynalılar da borş’larıyla tanınırlar.


Adigeleri/Çerkesleri tanıtan yiyecekler ise şıpsı-p’aste (1) ile şelame-halıjo’dur (2). Kazanın/çüvenin başına geçen herhangi bir Adige kadını bu yiyecekleri yapmasını bilir, birilerine sorma gereği duymazdı. Ancak on iki değişik şıps çeşidinin Adıge mutfağına miras kalmış olduğunu da belirtmemiz gerekir. Dövülmüş dana etinden yapılma şıps Bjedughlar, kaymakla donatılmış beyaz renkli tavuk şıpsı Kabardeyler, içine dövülmüş çeviz katılan şıps Shapsughlar, sütlü hindi ile et suyu karışımı şıps Türkiye’deki Abzeghler, içine dana ya da koyun eti doğranmış lıts’uk’u şıps (лыц1ык1у щыпс) (3) K'emguylar arasında yaygındır.



Halıjo da (peynirli börek) değişik biçimlerde yapılır: kaynamış sütle (щажъок1э), sıcak/ılık sütle, peynir suyu ile ya da sadece sıcak suyla yoğrulan una ufalanmış peynir konmuş biçimini K’emguylar, kızartılmış ve dövülmüş biber (бжьын лыбжьэрэ хэубэнрэ хэлъэу) konmuşunu Bjedughlar, doğranmış taze soğan ve maydanoz (hırko/хъыркъо) konmuşu da Türkiye’deki bazı Adigeler arasında sofralara konur.



1) Şıpsı-p’aste (щыпс-п1астэ), soslu et suyu ve kaçamak. -HCY

2) Şelame-halıjo (щэлэмэ-хьалыжъо), yağda kızartılmış ve içi peynirle doldurulmuş ince börek. -HCY

3) Lıts’uk’u şıps-soslu et yemeği. -HCY





Etten üretilen yemekler (Лыхэк1 шхынхэр)


Adige’nin/Çerkes’in besin kültürü ile bu kültür içinde yer almış olan çeşitlik incelendiğinde ilginç bir durumla karşılaşılır. Adige’nin anlayışına/algılayışına göre, yemek (шхыны) dendiğinde, bunun, kendi kültür ürünleri (лэжьыгъэхэк1эу) içinde yer alan kaçamak (п1астэ) ile ekmek (хьалыгъу) olduğu bilinir. Diğer yiyeceklerin hepsi katık’tır (дэшхын/deşh’ın). Bu algılama, bize, çok eski Adigelerin toprağı işlemekte olduklarını da öğretmektedir. Oysa dünyada kabul görmüş olan anlayışa göre, tarih öncesi insanı ilkin/önce hayvancı idi, daha sonra toprağı işlemeye başladı, deniyordu. Bu görüş, iki bin yıl boyunca ya da XIX. yüzyıla değin benimsenmiş görüş olarak kaldı. Adige besin maddeleri ve temel yiyecekler, insan sağlığı için en yararlı olan gıda ve yiyeceklerin araştırılmaları ve benimsenmeleri yoluyla bulunmuştur, bu da Adige yaşamında ana uğraşın tarım, toprağı işlemek olduğunu gösteriyor.



Adige, uzun bir tarihsel yolculuk boyunca yetiştirdiği ürünler içinden seçmeler yaparak, onları ıslah ederek/iyileştirerek (зэригъэхъожьхэзэ), yararlı bulduklarını mönüye ekleyerek, bir katık/yiyecek listesi oluşturmuş oldu. Adige sofrasında yer alan ekmek ve kaçamak (p’aste) kaçınılmaz/değişmez ana yemekler, et ve süt ürünleri (гъэщ) de, değiştirilerek yenen katıklar oldular.



İnsan soyunun uygarlık doğrultulu ilerlemesinde, insan aklının ve düşüncesinin gelişmesinde et ve süt ürünlerinin belirleyici oldukları bilimsel olarak da doğrulanmıştır.



Et, Adige mutfağında geniş bir yer tutar. Adigelerin geleneksel yemekleri et ile kültür ürünü yiyeceklerden oluşur. Bu özelliğin altını çizmek gerekir. Şimdi, ulusal yemekler konusundan bir ayrılıp, ekonomi (хъызмэт) konusuna bir göz atalım. Maykop Kültürü döneminden bu yana bütün bir dünyada yararlanılan evcil hayvanlar Adige toprağında da besleniyorlardı. Adigeler büyükbaş hayvanlar (1ашъыр), koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanlar (1ажъ-гъужъыр) ve domuz (къо) beslerlerdi. 5000 yıl öncesine uzanan geçmiş dönemde, arkeolojik buluntulara göre, Adigeler en çok büyükbaş hayvanlar/sığır yetiştiriyorlardı. O sıralarda keskin taş ağızlı ahşap/ağaçtan oraklarla tarla ürünlerini (фышъхьэ лэжъыгъэ) biçiyorlardı. Bu bilgiler bizi bir sonuca/yere götürüyor: Kaçamak’ın (p’aste) izlemiş olduğu tarihsel yolculuk, bizi inandırıcı bir gerçeğe ulaştırıyor: Ulusun gıda ürünlerinin/yiyeceklerinin (лъэпкъ гъомлапхъэр) ulus ile birlikte ortaya çıkmış olduğu gerçeğine. Yiyecekler ulusu koruyor/ayakta tutuyor, insanın tipini/görünümünü ve beden yapısını biçimlendiriyor, insanı kıtlık ve felaketten çıkarıyor (гъбли-гъайи апхырищзэ) ve ulusun varlığını devam ettirmesini sağlıyordu.



Yeryüzündeki Adigeler üç üründen kaçamak kaçamak (p’aste) ve mamrıse (1) yaparlar: Akdarı (fıgu), mısır ve bulgur (пылыгъур; bazı Türkiyeli Adigeler). Mamrıse yumuşak mısır unundan ya da buğday unundan yapılır.



“P’aste” (п1астэ) sözcüğü Latince kökenli olup ‘pasta/hamur’ sözcüğünden gelir. Mısır unundan yapılan İtalyan pastası İtalyan yiyecekleri arasında yer alır. Değişik dönemlerde Adigeler birkaç değişik üründen p’aste/kaçamak ürettiler. Vavilov’a göre, Adige diyarında arpa ve buğday üretimi, çok uzun bir geçmişe dayanan bir uğraş. Kafkasya, buğdayın anavatanı sayılan bir coğrafyanın sınırları içinde yer alır. Arkeolojik buluntulara göre, Adige toprağında 5000 yıldan beri tahıl üretimi yapılmaktadır. Buğday unundan üretilmiş yiyecekler, tahıl tarımında kullanılan alet ve edevatlar (1эмэ-псым), bunların kullanıldığı yerler, bütün bu buluntular iki şeyi akla getiriyor. İlki, arpanın Adigelerin türediği topluluklarca yetiştirildiği ya da çok eski dönemlerde, “buğday/коцы” bitkisine “ha/хьэ/arpa” dendiği olasılığı, ayrıca bu bitkinin, bütün Kafkasya’da kendiliğinden yetişen ve buğday’ın prototipi olan “maha” denilen ottan türediği de bilinmektedir. Her ne ad altında tanınırsa tanınsın, ilk ekmek, bugün olduğu gibi, çok eski dönemlerde de tahıl ürünlerinden (фышъхьэ лэжьыгъэ) üretiliyordu. Bu da bulgur kaçamağı (пылыгъур п1астэ) örneğinde görüldüğü gibi suda pişirilerek ya da ekmek gibi fırında/ateşte pişirilerek elde ediliyordu.



Arpayı ya da buğday tarımını Çin kaynaklı ‘darı/ğajo/гъажъо’ ekimi izledi. Darı Kafkasya üzerinden Avrupa’ya da ulaştı. Gerçek olan şey, darı kaçamağının iki bin yıldan beri Kafkasya halklarının ana besin maddesi olduğudur. Bu yemeğin mutfak kültürü içinde önemli bir yer tuttuğu halklar arasında Adigeler, Abhazlar, Abazalar ile Gürcü/Kartvel topluluklarından Megrel, Svan ve İmeretyalılar yer alır. Ekmek yerine kaçamak bu toplulukların ana yemeği haline geldi. Darı (гъажъо), Adige tarımında, giderek geniş bir yer edindi. Adige toplumunun sağlıklı, endamlı ve güçlü bireylerden oluşmuş olması, bütün bunların nedeninin darı olduğu, bir ulusal görüş ve bir beğeni (сэнаущыгъэ) biçimi olarak benimsendi, buğday ve arpa ise, geri planda kaldı ve onların yerini darıdan üretilmiş yiyecekler aldı. Ancak buğday unundan yapılmış lezzetli yiyeceklerin konuk sofralarına konması geleneği de korundu. Adigeler elde bulunan gıda ürünleri içinden seçmeler yaparak, darı kaçamağına, etli yiyecekleri, süt ürünlerini ve fasulyeyi katık yaptılar.



Son olarak mısır (natrıf, natıf), Amerika kıtasından, XVII. yüzyılda Avrupa yoluyla Kafkasya’ya geldi. Bunun üzerine Adigeler ellerindeki besin ürünlerini, sağladıkları yarar ve kolaylık yönünden gözden geçirme gereğini duydular, sonunda mısıra da, darının yanında saygın bir yer ayırdılar. Her iki bitkiyi yetiştirmeye, biri olmadığında diğerini kullanmaya, yemeklerini bu iki üründen yapmaya başladılar (2). Sonunda zengin ya da yoksul, pşı-verk (пщы-оркъ) ve fekol’ (фэкъол1) (3) sofralarının kaçınılmaz yemeği darı ya da mısır kaçamağı oldu. Bu iki bitki arasındaki yarış hala sürüyor, ancak her iki ürün, günümüze değin Adige sofrasındaki yerini korumuş bulunuyor. Her iki bitki de önemlidir, ancak darıdan üretilemeyen, ama mısırdan yapılan yiyecekler de vardır: Natrıfıps/mısır çorbası, lıbj/лыбжь/mısır kızartması, mamırse/mamursa. Buna karşılık mısır’dan değil, darıdan üretilen yiyecekler de vardır: fabe (kavrulmuş darıdan yapılır), seku (сэку) (4).



Kaçamak’ın (p’aste’nin), bu arada onun üretildiği arpa, buğday, darı ve mısır gibi tahılların yetiştirilmelerinin izlemiş oldukları tarihsel yolculuğu incelediğimizde, ulusun aklı ile bakış açılarının pek değişmediğini ve geçerli nedenler bulunmadığı sürece, ulusun kendi kültürüne başka şeyleri/ürünleri katmadığını görürüz. Toplumumuz, her bir durumu akıl süzgecinden geçirerek, uzun uzadıya ele alarak, görüşerek, sık eleyerek ve ince dokuyarak kendi ulusal mutfak kültürünü oluşturmuştur.



Toprağın işlendiği bir yerde büyükbaş hayvanlar (1ашъы) besleniyorsa, o zaman toprağı sabanla sürme, sabanla tarım yapma olanağı vardır, demektir. En başta büyükbaş hayvan beslenmeyen bir yerde saban tarımı akla gelmez ve toprağı işleme tekniği de ileri gidemez.



İkinci bir nokta ise, kendi ülkelerinde bir ulus haline gelmiş olan Adigeler, çok eski dönemlerden günümüze, insanın gereksindiği besin maddelerini üretmek için işbölümü yapma olanağını elde etmiş oldular. Bu olanağı, Adigelerin beşiği, anayurdu olan Kuzeybatı Kafkasya’nın (5) doğal yapısı/kaynakları sunuyordu: Dağlar/yayalar hayvancılığa, dağ yamacı korularının bağlara ve meyve bahçelerine dönüştürülmelerine, yine dağ yamaçları ve etekleri boyunca yayılan topraklar da değişik tarım ürünlerinin yetiştirilmelerine uygun yerler idiler. Böylesine doğal bir ortamda, değişik/çeşitli işlerde çalışma, yani işbölümü olanağı da doğmuş oldu.




Adige sofrasına konan etler denenerek ayrıştırılmışlardır: Kümes hayvanları arasında, en çok tavuk ve hindi etini yeğliyorlardı. Her iki et de sofralara konuyordu. Kaz ve ördek eti aile içi sofralar dışındaki sofralara konmazdı. Bu etlerden üretilen yiyecekler ve bu yiyeceklerin yapılış biçimleri de belliydi: Kaz eti tava içinde ekmek fırınına konarak ya da tencere/çüven/küçük kazan/щыуан içinde pişirilirdi. Ördek eti önce kaynatılır, ardından tencere içinde pişirilirdi. Kümes hayvanlarından elde edilen etler bölümlere ayrılırdı/parçalanırdı.



Adigelerin en beğendiği et koyun eti, özellikle de kuzu eti idi.



Küçükbaş hayvanlar (1ажъ-гъужъ) içinde en beğendikleri, kara (ш1уц1э) ya da yeşil kuzu (шхъуант1э) etiydi, ardından koyun ve yılını doldurmamış burulmuş kuzu (ğetlehu/гъэлъэхъу) eti gelirdi.



Koç (t’ı) eti aile içinde yenirdi. Beyaz koyun etini ise yeğlemezlerdi.



Keçi eti aile içi sofraya konurdu. Konuk ev sahibini değiştirirse, yaşlı bir teke kesilerek, geleneği çiğnemiş olmasının cezası çektirilirdi.



Keçi sütü ve keçi yağı gibi keçi etinin de şifalı olduğunu söylerlerdi. Kışın her evde keçi yağı ve kurutulmuş keçi eti bulundurulurdu. Üşütmüş olan kişi için keçi etinden soslu yiyecek/keçi taskebabı (пчэныл лыжъ лэпс) hazırlanır, şifa niyetine keçi eti ve kebabı hastaya yedirilir, keçi yağıyla da öksürüğü giderilmeye çalışılırdı.



İkinci derecede önem taşıyan etler:



a) Düve eti (тэнэ лы), bir buçuk yaşındaki düve eti en lezzetli sığır eti sayılırdı. Genç boğa eti daha sert bulunduğundan o denli beğenilmezdi;

b) Semiz kısır inek (чэмыбгъэ) eti;

c) Öküz eti (цулы);

d) Boğa eti;

e) Manda eti.



Adigeler Müslüman olmadan önce domuz eti de yerlerdi. Öküz ve boğa eti ev içinde tüketilirdi. Etler tat/lezzet durumlarına göre değil, başka amaçlarla da ayrıştırılırdı. Her bir et yılın belli mevsimlerine göre ayrıştırılarak tüketilirdi. Koyun eti güzün/sonbaharda yenirdi. Kurutulmuş koyun eti ilkbaharları yenirdi, konuğa sunulan et ise kuzu eti olur ve mevsim gözetilmeden sofraya konurdu.



Büyükbaş hayvanların etleri kışın yenirdi. Bunlara “kesimlik” (ук1ынышхо 1аш1ын) hayvan denirdi. Kış gelip ortalık iyice soğuduğunda, o günler için beslenmekte olan hayvan/hayvanlar kesilirdi. Sıcaklar bastırır, etin bir kısmı elde kalacak olursa, elde kalmış olan et hemen tuzlanır, ocaktaki çengellere asılıp kurutulur ya da fıçıya, tuzlu su içine konur, gerektikçe fıçıdan alınıp yıkanır ve pişirilip yenirdi.



Hindi eti Aralık ayı gelip hindinin ince buz parçalarını (1умыл) yemeye başladığı sıralarda tüketilir. O ay geldiğinde, etlenmesi için hindiye mısır yedirilir.



Tavuk eti, yumurtlama-kuluçka dönemi boyunca yenmez, Mart ayından başlanarak yenecek büyüklüğe erişen piliçler (чэтык1э) kesilirdi.



Et suda kaynatılarak pişirilir ya da ekmek fırınında, tavada/kazanda (щыуан) ve şişte kızartılarak pişirilirdi. Kışın ve ilkbahar aylarında koyun ve sığır etleri bolca tüketilirdi. Kurutulmuş et, kır işlerini gören erkeklerin ilkbahar katığı, tarla yemeği (мэщ1ус) olurdu.



Kümes hayvanları günlük yiyecek olup kesildiği gün tüketilirdi.



Etten üretilen Adige yiyecekleri: Sucuk/нэкулъ, dövülüp doğranmış et bağırsağa doldurulur, fırında ya da bacalara asılarak kurutulur. Corme/джормэ, işkembe (ныбашхъо) temizlenir, işkembe, bağırsak ve süt birlikte karıştırılır, ince bağırsaklara doldurulup bağlanır ve ocaklarda kurutulur. Yeneceği zaman tavada pişirilir. Thamç’eğunıb/тхьамч1эгъуныб, karaciğer süt içine doğranır, içine bir miktar kemiksiz et konur, kalın ya da ince bağırsaklara doldurulur ve suda pişirilir. Kısır koyun ya da koyun, bütün halinde, kabartılmamış hamurla sıvanıp fırında pişirilirdi.



(Devamı var)



BİLGİ NOTLARI:

1) Mamrıse (мамрысэ; mamursa)-bir tür Çerkes kaçamağı. Arap ülkelerinde yaşayan bazı Adigelerin pirinç kaçamağı (пындж п1астэ, мамрысэ) yaptıkları da söylenir. -HCY

2) Kafkasya’nın kurak bozkırlarında mısır, yağışlı yerlerinde de darı yetiştirilemediğinden, sırf mısır ve sırf darı ekimi yapılan yerler olmalıdır. -HCY

3) Pşı-verk/bey-soylu sınıfı. -HCY

4) Seku/сэку-Düzce’de, özellikle de Haç’emzıy (Хьак1эмзый; Köprübaşı Ömer Efendi) köyü K’emguyları tarafından yapılan bir Adige yemeği. -HCY

5) Kuzeybatı Kafkasya-Adigelerin ve soydaş toplulukların yayılmış olduğu eski Çerkesya coğrafyasının değişik bir coğrafi adıdır. -HCY

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ADİGE GELENEĞİ
İletiTarih: Çar Eyl 01, 2010 6:24 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
SÜT ÜRÜNÜ YİYECEKLER (ГЪЭЩХЭК1 ШХЫНХЭР)
Doç. Dr. VINEREKO Mir
Maykop, Adige Cumhuriyeti Devlet Basımevi, 2007
ADİGE GELENEĞİ (АДЫГЭ ХАБЗ)
Altıncı Sınıf
Adige Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir.



Sütten elde edilen ürünler Adige yiyecekleri içinde üçüncü sırayı oluşturur. Bu yiyecek/gıda maddesi değişik biçimlerde üretilerek değerlendirilir: Süt (щэ), krema (щатэ), kaymak (щашъхьэ), taze tereyağı (тхъуогъак1), kaynatılmış tereyağı (тхъужъожьыгъ), yoğurt (щхыу; щэгъэпц1агъ), peynir (къуaе). Bütün bu yiyeceklerin hepsi süt kaynaklıdır ve sütten yapılır.

Süt katılan değişik yiyecek ve katıklar (шхыныгъо зэфэшъхьафхэр): Süt, Kalmuk çayına katıldığı gibi, pirinç ve akdarı çorbası/fıgu hanthups (фыгу хьантхъупс), hagulıjo (хьагулыжъо), mısır çorbası/natrıfıps (натрыфыпс) ve cençıps/fasulye yemeği (джэнчыпс) içine de katılır. Seku, sütlaç/şedes (щэдэс), pirinç lapası/pıncğapts'e (пындж гъапц1э) ve fabe, su katılmadan sırf sütle yapılır. Hamur suyu (тхьацупс) ve hamur kabartması (тхьацу гъапц1э) sütle gerçekleştirilirdi.



Süt ile halıjuap'e (хьалыжъуап1э), şelame (щэламэ), mık'umıpş (мык1умыпш) ve zetépşşıç' (зэтепш1ык1) yoğurulur, mecac (мэджадж) ve hatık (хьатыкъ) kaynar süt ile yapılırdı (1).

Şep'aste/sütlü kaçamak (щэп1астэ) farklı bir yiyecek idi, bazen kaynamış sütlü kaçamak/şejo şep'aste (щэжъо щэп1астэ) yapılırdı.



Krema (щатэ) kaynamamış sütün üzerinden alınırdı. Kaynamış süt geceleri havalı/havadar/hava akımı olan (жьызэпео зыдэщы1э) bir yere üstü açık olarak asılır, üste çıkan kaymak (щатэ/щэташъхьэ) bıçak ve delikli kepçelerle alınırdı. Yaylada hayvan otlatanlar kaymaktan (щaшъхьэ) kaymak ruleleri/şete phape (щэтэ пхъапэ) yaparlardı. Çobanlar yontarak sivri odun şişler yapar, kazandaki (щыуан) sütün etrafını bıçakla çevirip kazandan ayırır, ardından kaymağı bıçakla dörde böler, her bir bölümü de sivri ağaçtan şişe rulo biçiminde sararlardı. Daha sonra rulo akşam ya da sabah serinliğinde havadar bir yere asılır, katılaşmaya bırakılırdı. Kaymak bu biçimde üst üste konup kurutulurdu. Yayladan inişte küçük ağaç rulolar, sevindirilmeleri için çocuklara dağıtılırdı. İnekler sütten kesildiğinde, ağaç rulolardan kaymakları çıkarılır, çay ve hanthups'a/darı çorbasına katılırdı. Kaymak bütün süt ürünlerinde kullanılabilirdi. İnsanın gelişmesi ve beden sağlığı açısından bu kaymak, bugün yapılan süt tozlarından çok daha sağlıklı idi, çünkü onda konserve yapımındaki gibi bir katkı maddesi/hormon bulunmuyordu; temiz ve havadar yayla ortamının otları ile beslenen hayvanların süt, yağ ve kaymaklarının (щатэшъхьэ) kurutulmaları sözkonusuydu.



Adigeler değişik sıcaklıkta ısıtılmış sütü elle yayıkta döver, içindeki yağı alırlardı. Kremadan da yağ çıkarırlardı. Ancak yayıktan çıkarılan yağ daha lezzetli olurdu. Çiğ süt kaynatılmaz, içindeki tüm yararlı bileşimleri korunmuş olarak yağ elde ederlerdi. Birkaç gün ya da bir hafta bekletilen kremadan elde edilen yağ ekşimsi olurdu. Taze tereyağı (тхъугъак1э) kaynatıldığında, daha çok tortu yağ (тхъужъожьафэ) çıkarırdı, bu tereyağları güğümlere doldurulur, sonbahar ve kış günlerinde sıcak kaçamağa katılıp –kaçamağın ortasına açılan çukura konup- yenirdi.



Eritilmiş tereyağı (тхъужъожьыгъэ) katkı (к1адзэ) olarak kullanılır, Kalmuk çayına katılır, bal ile karıştırılıp kış için bekletilir, sıcak kaçamağın içine ya da ortasındaki çukura konup ailenin sabah ve akşam sofralarında tüketilirdi.



Yoğurt (şh’ıv/щхыу; -Shapsugh-Wubıh: Şeğepts’ağ/щэгъэпц1агъ-) sofradan pek eksilmezdi. Öğle yemeğinde, sıcak kaçamak ve etli yemeklerin üzerine hemen her zaman yoğurt yenirdi. Yoğurdun, mide ve kursağa (нэгъу) etli yiyeceklerin dokunmaması/yanma yapmaması gibi yararı olurdu. Yoğurtlu apeşıpsı (щхыу 1апэщыпсы), içine dövülmüş sarımsak, tuz, biber ve maydanoz katılıp elde edilen sos, kaynatılarak pişirilmiş olan kemiksiz etle birlikte sofraya konurdu. Pişmiş hayvan başı eti de bu tür soslu yoğurt ile birlikte yenirdi. Yoğurt bir başına, etsiz, kaçamağa katık yapılarak yenebilirdi. Yumurta çılbırı (2), cençtur (3) ve kabtur (4) yoğurt yardımıyla yapılırdı. Halıjojıy (5) ve pişmiş hamur (тхьaцу гъэжъуагъэ) yoğurdun içine konarak ya da yoğurtla birlikte yenirdi. Suda pişirilmiş, fırın ya da tencerede pişirilmiş kabak da yoğurtla birlikte yenirdi. Yoğurtlu pirinç (пындж щхыу) Adigelerin akşam yiyecekleri arasında yer alırdı.



Süt ürünleri içinde, en çok, değişik peynirler üretilirdi: Sepet peyniri/metekuaye (мэтэкъуае) ve şirdenli peynir/tletekuaye (лъэтэкъуае). Tletekuaye tuzlanmış peynir suyu içine konup kış için bekletilir, Kalmuk çayı ve şekerli çay ile birlikte yenirdi. Kabardeyler şirdenli peynirin altına mısır unu serper, krema ve yumurtaya bulayarak jemıko (жьэмыко) denilen yiyeceği yaparlardı. Sepet peynirini yaş, isli ya da kuru olarak çay eşliğinde tüketirlerdi. Kremalı (щатэ) taze peynir de, sevilen yiyeceklerden biriydi. İsli ve kurutulmuş peynir, kaçamağın katıkları idiler. Taze peynir, kızartılarak öldürülen soğan (бжьынлыбжьэ) ile birlikte, peynir kızartma tenceresinde (щыуан) ya da üzerine yumurta kırılarak tavada kızartılırdı. Krema ve yoğurt da bu kızartmalarla birlikte sofraya konurdu.



Taze peynir değişik türde böreklerin (хьалыжъо) arasına da konurdu: Metaz (6), halıjojıy (7), thurıje halıjo (8), tebe halıjo (9), guvıvbat (10), haku halıjo (11).



Baca içinde iste kurutulan peynir birkaç yıl, bozulmadan bekletilebilirdi, yağı kaçmaması için de buğday içinde saklanırdı.



Kış ve ilkbahar yiyeceği olarak kundısıv (12) yaparlardı. Kundısıv kışın en soğuk günlerinde tüketilirdi.



BİLGİ NOTLARI:

1) Bu yiyeceklerin açıklamaları için bundan önceki, 1-5 ‘Adige Geleneği’ yazılarına bakılması, ayrıca en sonunda metinde açıklanmayanlar için bir sözlük sunmaya çalışacağız-HC(Y

2) Yumurta çılbırı (к1энк1эщылбыр)-suda pişirilmiş ya da karıştırılıp tavada kızartılmış olan yumurta doğranıp yoğurdun üzerine konur ve karıştırılır.

3) Cençtur (джэнчтур)-yoğurt ve kremaya pişmiş fasulye katılır.

4) Kabtur (къэбтур)-pişmiş kabak yoğurt-krema karışımına doğranır.

5) Halıjojıye (хьалыжъожъые)-suda pişirilmiş peynirli börek.

6) Metaz-buğday unundan içine peynir konan ve suda pişirilen küçük ama kalınca börek. Shapsughlar buna “psıjo halıjo” (псыжъо хьалыжъо) derler. Shapsugh metaz’ı, içine peynir, dövülmüş soslu ceviz, vs konur, portakal iriliğinde mısır unundan hazırlanır ve suda pişirilir-HCY

7) Halıjojıy (хьалыжъожъый/псырыжъо хьалыжъу/suda pişirilmiş börekler)

8) Thurıje halıjo (тхъурыжъэ хьалыжъо)-tavada tereyağı içinde kızartılmış börek.

9) Tebe halıjo (тэбэ хьалыжъу/goşe halıjo/гощэ хьалыжъу)-tava içinde közde pişirilmiş börek.

10) Guıvbat (гуубат)-börek çeşidi, buğday unu, süt ve yağ ile birlikte yoğurulur, içine peynir konur ve ekmek fırınında pişirilir.

11) Haku halıjo (хьаку хьалыжъо)-fırında pişirilmiş bir börek çeşidi.

12) Kundısıv (къундысыу)-acılaşmış, turşu tadını almış peynir suyu kaynatılır, içine ekşimemiş süt (щэмыо) konur, sütlü içeceklerdendir.





ADİGE İÇECEKLERİ (ШЪОНХЭР)





Eski Adigeler konuk ve düğün/şölen sofralarına değişik içecekler koyarlardı: Şarap (sane/санэ), boza (шъуатэ), baskıme (1), (2) meremjıy (2). Ancak Müslümanlıktan sonra Adigeler şarap içmeyi bıraktılar. Eski Adigeler üzümü tanır ve çok eski zamanlardan beri de yetiştirirlerdi (3). Eski Adige anayurdunda kurulan “Abrav Durso” (Абрау Дюрсо) şarapçılık firmasının Adige üzümünden şarap üreterek faaliyete geçtiği anlatılır.



BİLGİ NOTLARI:

1) Baksıme (бахъсымэ)-darı ya da mısır unundan yalpan alkolsüz Adige içkisi.

2) Meremjıy (мэрэмжъый)-Kaberdeyler arasında içilen, baksımaya benzeyen, darı ya da mısır unundan yapılan alkolsüz içki.

3) Daha çok bilgi için Bkz. “Adigeler Greklere yardımcı oluyorlardı”, CC, internet.



Bir öykü (Къэбар): Eski Nart söylentilerinde üzüm yetiştirildiği anlatılır. Tanrıların yılda bir Oşhamafe (1ошъхьэмафэ/Elbrus) Tepesi’nde düzenlemiş oldukları şarap içme şölenine, yiğitlik sırası onda olduğu için Savsırıko (Саусырыкъо) (1) gönderilir. Adını duymuş olduğu şarap kadehi (сэнэфыбжъэ) kendisine uzatıldığında, sakinin/içki sunucusunun (гъоч1эс) önünde duran şarap fıçısının yanına doğru yürüdü, farkında değilmiş gibi çarpıp fıçıyı devirip aşağıya doğru yuvarladı. Fıçının dibindeki üzüm çekirdekleri Oşhamafe eteklerinden aşağıya, o yerlerde barınan Nartların bahçelerine döküldüler. Adigelerin o olaydan sonra üzüm yetiştirmeye başladıkları söylenir.



Artık Adige ev önü bahçeleri ve orman yamaçlarındaki bahçeler bağlarla kaplı olmuştu. Bağcılık en çok Shapsughlar arasında bir ekonomik uğraş halindedir. Üzüm ağaçlara tırmandırılarak ev önü bahçelerinde de hala yetiştirilmektedir. Eski dağ yamacı bahçelerinde (xate) eski dağüzümlerine/jğırb’e (жъгъырб) hala çokça rastlanmaktadır.



Diğer içecekler:



Şarap dışındaki keyif verici içeceklerden biri olan bozayı (şuate/шъатэ) Adigeler baldan üretirlerdi (1).



Hüzünlü ve sevinçli günlere uygun düşen içecek, daha çok baksıme olurdu. Baksıme darıdan (fıgu) üretilirdi, sonraları mısırdan da üretilmeye başlandı.



Meremjıy, baksıme’yi andırır, ama daha sert bir içecektir.



İşin en önemli yanı, her ulus için, ne içilmekte olduğu değil, nasıl içilmekte olduğudur. Çok eskiden beri Adigeler sofrada tek bir kadeh/kase (bje/бжъэ) kaldırırlardı. Bir grup, bir sofra başında oturanlar sözkonusu ise, yaş, yönetici ve konuk olması durumlarına göre, kase/kadeh sırayla dolaştırılarak sunulurdu. Kadeh/kase sırası gelen, duruma ilişkin bir konuşma (huhu/хъохъу) yapar, şerefe der, özgürce ve dilediğince kaseden içerdi. Kaseden içen kişiye bir daha sıra gelmezdi.



(Devam edecek)

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ADİGE GELENEĞİ
İletiTarih: Çar Eyl 01, 2010 6:30 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
İÇECEKLER
Doç. Dr. VINEREKO Mir
Maykop, Adige Cumhuriyeti Devlet Basımevi, 2007
ADİGE GELENEĞİ (АДЫГЭ ХАБЗ)
Altıncı Sınıf
Adige Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir.




Daha önce anlattığımız Adige sofra düzenleme kuralları gereği, sadece bje (içecekler) değil, her türlü yemek ve yiyecek çeşidi bir kez konur ve bir kez yenirdi (bir yiyecek ya da içeceği ikinci kez istemek geleneğe aykırıydı).


Sofradakiler de o yiyecekten bir kez tatma ya da yeme olanağına sahip olurlardı. Bu tür bir sıralı sofra düzenlemesi ve yenip içilmesi ile insanın beden sağlığı da korunmuş olurdu. Karışık ve bir arada yemek yemek, aslında insan sağlığına uygun değildir. Sane (şarap), boza (шъуатэ) ve baksıme (бахъсымэ) de geleneğe uygun olarak içilirdi. Bu nedenle de Adige sofrasından kimse sarhoş olmuş olarak kalkmazdı.

En önemli durum yaşlı ya da genç olsun erkekler, konuk ya da aile içi sofrada olsun tek bir sofraya oturup birlikte yemezlerdi. Yaşça daha küçük olanın, sofrada oturan yaşça büyüklerine ayakta hizmet etmesi gelenek gereğiydi.

Elma suyu ve armut suyu gibi meyvelerin kaynatılmasıyla elde edilen meyve sularını su yerine her zaman ya da sofrada yemek yerken içerlerdi. Meyve suları yaş ya da kuru meyvelerden elde edilirdi.

Adigelerin en sevdiği içecekler arasında balsuyu (шъоус) da bulunurdu.

Süt ürünleri içinde, yazları dışında, en çok içtikleri içecekler arasında kundısıv (кундысыу) (1) da yer alırdı. Kundısıv'ı yemek sonrasında ya da öncesinde de içerlerdi. Kundısıv'ın diğer içeceklerden farklı olan yanı, yıl boyunca yenilenebilmesi, sürekliliğinin sağlanabilmesiydi.

Diğer Kafkas toplulukları gibi Adigeler de yoğurdu kaşıkla yerlerdi. Çiğ sütün yararlı yönlerinin daha zengin olduğunu bilirlerdi. Sonuç olarak sütü kaynatmaz, kabarması ile yetinirlerdi (щэр агъажъощтыгъэп, агъарщтэщтыгъэ). Ancak çiğ süt, yiyecekler arasında yer almazdı, kabarmış (гъэпщтэгъэ) soğuk sütü isteyene su yerine sunarlardı.

Süt ürünleri (гъэщ) yararı bakımından farklı kullanılırlardı:Koyun sütünden peynir ve yoğurt, manda sütünden krema/kaymak (щатэ), inek sütünden yayık tereyağı (тхъногъак1) elde ederlerdi. Ancak bütün bunları en çok inek sütünden üretirlerdi. Kışın sağılan sağmal inek sütünden yapılma yoğurdun en kaliteli yoğurt olduğunu söylerlerdi.

Sıcak içecekleri sütten, üstüne biber yağı/sosu koyarak yaparlardı:Pirinç hathupsu/çorbası (пындж хьантхъупс), darı hanthupsu (фыгу хьантхъупс), mısır çorbası (натрыфыпс), fasulye çorbası (джэнчыпс), hagulıjo (хьагулыжъо). Bütün bunlar süt-krema (щэ-щэшъхьэ) karışımından üretilirlerdi. Et suyundan (лэпсы) yapılan hanthupslara/çorbalara süt katılmazdı. Etlilere doğranmış maydanoz, tuzlanıp dövülmüş sarımsak, biber sosu katılması uygun bulunurdu.

Kış hanthupsı'nın üzerine dökülecek olan biber yağı (щыбжьый дагъэ), kalıp yağ (дэгъэ гъурдэ) biçiminde hazırlanıp kış için bekletilebilirdi. Kalıp yağ, koyun sütü kaynatıldığında, tencerede soğan da kızartılır, ona biber ve maydanoz ilave edilir, birlikte bir yiyecek üretilirdi. Bu yiyecek soğanlı ve baharatlı olarak odun tekneye konurdu. Kavrulmuş soğanın dibe çökmemesi için, havası gidinceye değin, teknedeki kalıp yağ kepçeyle karıştırılır, katılaşmaya başladığında da, içine yontulmuş bir küçük sopa batırılır, çubuğun karşımın içinde donması ve kaynaşması beklenirdi. Ardından teknenin içindeki karışım bıçak yardımıyla ayrılır, tekne ters çevrilir, içindeki alınır, içine yontulmuş bir odun batırılır, donması beklenir, donunca küçük sopa çentikli (лэдэх) yerlerinden iple, sularının akması için yüksekçe bir yere asılırdı. Yağ kalıbından kesilen dilimler, kış hanthupsı, et suyu, mısır ve fasulye çorbaları üzerine dökülür ya da içine katlırdı.

Sulu yiyeceklere böyle biberli yağlar/soslar katıldığında, hele ona bir de süt tozu (щэ жъожьэфэ) parçaları eklendiğinde, et suyundan yapılmış bir et yiyeceği gibi, bir et kokusu verirdi.


Çesdes ve Ç'apşe sofralarının özellikleri (Чэщдэс ык1и к1эрщэ 1анэмэ янэшанэхэр)

Çeşdes, delikanlılığa yeni adım atan/yeni yetme gençler ve kızlar arasında yapılan bir eğlenme biçimidir. Sofra kurma ve toplama biçimi de eğlenceli/komedi türünde (сэмэркъэу хэдъэу) olurdu. Çeşdes’e katılacak kızlar annelerine bildirmeden bazı yiyecekler getirebilirlerdi, gelenek buna izin veriyordu. Delikanlılar da o akşam için anne ya da amcalarının kümeslerini ziyaret edebilirlerdi. Bu gibi şeyler izin gerektirmiyordu. Ardından sofraya konacak yiyecekler, gençlerin yardımlarıyla kızlar tarafından hazırlanır, başkaları bu işe karıştırılmazdı. Gençlerin odun ve su getirerek kızlara yardım etmeleri, kızların sözleri dışına çıkmamaları gerekiyordu. Kızlar dışındakiler yemek kazanına (щыуаны1у) yaklaştırılmazdı. Acemlik nedeniyle bazı yiyecekler yakılabilirdi, ancak kız ya da delikanlı, geceye katılan herkesin, iyi ya da kötü demeden, birbirine takılma ve şakalaşmalar içinde, hazırlanan yiyeceklerden yemeleri gerekiyordu.

Çeşdes’te her türlü yiyecek yapılabilirdi. Çeşdes yemeğinin amacı, hergün evlerde yapılan yiyecekleri yapmak için ustalaşmak gerektiğini anlatmak, öğretmek, gençlerin eksikliklerini görmelerini sağlamak idi.

Çeşdes yapılan evin kadınları yiyecek hazırlamaya katılmaz, gençlerin yaptıklarına karışmaz, sadece yapılanları gözetlemekle yetinirlerdi.

Ne yapsalar, bir şeyleri kırıp dökseler ya da yaksalar bile çocuklara karışmazlar, hiçbir şey olmamış gibi davranırlardı. Gençleri üzecek, onların keyiflerini kaçıracak davranışlardan da titizlikle kaçınırlardı.

Çeşdes sona erdiğinde, kız ve erkekler ortalığı birlikte temizler, evin kadınına (бысымгуащэ) teşekkürlerini sunarak sofrayı verirlerdi.

Ç’apşe/yaralı/hasta sofrası (к1эпщэ 1анэ) ise başka bir amaçla kurulurdu, hastayı/yaralıyı neşelendirmek, eğlentiler düzenlemek ve yaralının acılarını azaltmak amaçlanırdı.

Ç’apşe’ye hazır yiyecek, yemeklik (гъомлапхъэ) ve kesimlik hayvan (ныщ) getirilirdi. Bu da yaralı ile, onun yakın ve akrabaları arasında varolan ilişkiler, sevgi ve dostluk bağları gereği yerine getirilirdi.

Genel sofralara (ц1ыфыбэ 1анэ) konan, insana güç ve derman veren, iyileştirme özelliği olan yemeklikler (гъомлапхъэ) götürülür, onlardan ç’apşe yiyecekleri hazırlanır ve sofralara konurdu.

Ancak, sadece ç’apşe için hazırlanan, başka hiçbir yere götürülmeyen oyun amaçlı bir yiyecek (шхыныгъо джэгуалъэ) de vardı, buna tseldav (цэлдау) denirdi. Tseldav süt ve bal katılarak kabartılmamış hamur yoğurulur, tavada pişirilir, ucundan kıyısından ısırılabilecek gibi biçimlendirilir, üstünde bir oyuncak (шъхьат1умакъ) bulunan, rendelenmiş bir sopa ile pişirilip kaynaştırılırdı. Tseldav’ın/ekmeğin ortasına yumurta konurdu. Yumurtta yaşamı/sağlığı simgelerdi. Hamurdan yapılma süsler de eklenerek tseldav hazırlanmış olurdu (*).

(Devamı var...)


BİLGİ NOTU:
(*) Tseldav, ipe asılır, elle dokunulmadan sırf dişle yenmeye çalışılırdı. Ç’apşe’lerde yapılan bu tür dişle ekmek yeme yarışmasına upave (1упао) de denirdi. -HCY

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ADİGE GELENEĞİ
İletiTarih: Çar Eyl 01, 2010 6:31 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
ÖZENDİRME, BİR EĞİTSEL OLANAKTIR (К1ЭГЪЭГУШ1УНЫР П1УНЫГЪЭ АМАЛ)
Doç. Dr. VINEREKO Mir
Maykop, Adige Cumhuriyeti Devlet Basımevi, 2007
ADİGE GELENEĞİ (АДЫГЭ ХАБЗ)
Altıncı Sınıf
Adige Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir.



İyilik yoluyla elde edilemeyen şey, kötülük yoluyla hiç elde edilemez. İnsanın kendi kendisini koruyacak ve kötülüklerden uzak duracak bir biçimde eğitilmesi gerekir. Genç ya da çocuk, ikiyüzlü/sinsi olmazsa, toplumca benimsenmiş kurallara uyan biri olursa, amaca ulaşılmış olur. Davranışlar, gelenek ve görenekler, tıpkı bir giysi gibidir.

Giysi giyilir çıkarılır ya da değiştirilir. Gelenek ise, değiştirilen, satılan ve satın alınan bir şey değildir. İnsanlar arasında güvercin gölgesi ya da koyun postuna bürünmüş bir kurt gibi dolaşıp duruyor, kimsecikler de senin farkına varmıyorsa, ortada bir tehlike vardır ve geleneğin bir anlamı kalmaz.



* Burada her bir bireyin dikkat etmesi gereken şey, kişinin kalbini ve aklını kullanarak, kendisine yapılmasını istemeyeceği şeylerin, başkalarına yapılmasına karşı çıkacak biçimde bir kişilik kazanması için çalışılması olabilir. O zaman gelenek ile anlayış ya da akıl çatışmaz, her ikisi birlikte bir dayanışma içine girer. Çocuk, geleneğin uygulandığını ve saygı ile karşılandığını görürse, gördüklerinden etkilenmeye başlar, üstelik o geleneği bir de içselleştirirse/kendi yaşamının bir parçası haline getirirse, ortaya harika bir birey çıkar! Öyle bir çocuğun temiz kalpli, özgür düşünceli, sözü ve özüyle bir, örnek bir kişi olacağı bilinir.



Çocuklar, aile içindeki büyüklerini, zor durumlarında bir dayanak ve danışmanları olarak görmelidirler, bundan çekinilmemelidir, bunun sakıncalı bir yanı olamaz. Çünkü ”Güzelin karşılığı yine güzeldir” (дахэм дахэ ипэгъок1). Kişinin tutkalı, yine kişidir (Ц1ыфым ищэпсыр ц1ыфы). Büyük olsun, küçük olsun, tüm insanların, her bir bireyin, tartışmasız, hiçbir bireyin bir başkasının kopyası olamayacağı, her bir kişinin ayrı bir dünya olduğu gerçeği bilinmelidir.



Geleneğe uygun olarak hareket edersen, senin davranışların, bu davranışlarının kaynaklandığı duygu ve düşünceler, seninle aynı değerleri paylaşan başkaları tarafından algılanır. Geleneğin işlevi/amacı, iki kişinin birbirini dostça karşılamasını sağlamak, kişilerin hareketleri, oturup kalkmaları ve benzeri davranışları yönünden uzlaşmalarını ve dayanışmalarını gerçekleştirmektir.



Binlerce yıldan beri insanlar, her bir değişik ulus, geleneği, sırf gelenek olsun diye benimsemiş, yaşatmış ve geliştirmiş değildir. Bir ulusun, aynı dili konuşan bir ulusun ya da aynı giysileri giyen yüz kişinin darılmadan ve birbirini kırmadan bir arada yaşaması, kendilerini çevreleyen doğaya ve başka topluluklara aydınlık bir gözle, dibi görünen berrak bir ırmağa bakar gibi bakmaları, gördükleri şeyleri içlerine sindirmeleri için, bu insanların hep birlikte yaratmış, benimsemiş ve bir dayanak olarak kullanmakta oldukları değerler bütününe gelenek denir. Ulus, karşılaşmış olduğu her bir olaydan bir ders çıkarmış, bunların her bir bireyi için de bir ders olması, bu dersin o bireyi akıllı ve uyanık biri yapması için, geleneği oluşturmuştur.



Birey, üyesi bulunduğu toplumun düşünce dünyasını ve ortak aklını kavrayabilirse, sadece ulusunu ve ondan kalan ulusal mirası korumakla kalmaz, ulusunu ve ulusunun olan ulusal mirası da daha ilerilere taşıyabilir. Başka uluslara dostça yaklaşma gücünü de kendinde bulur.



Bütün bunları kavrayan ve içselleştirmeye başlayan, bunları bir yük değil, aksine soluduğu hava gibi gerekli bulan ve bu havaya yeni bir ruh/canlılık katan bir çocuk, her şeyden öte övgüye değerdir ve ona yaraşacak olanı da, ona insanca bir saygı duymak olabilir.



Çocuğun yarınları, kendisi, anne ve babası, okulu ve ulusu (чылэ) tarafından akılcı ve bilgece bir biçimde düzenleniyor. Gelenek, bu yaşam yolculuğumuz boyunca, yolu şaşırmamızı önleyen bir pusuladır. Sevgili öğrenciler, uyanık olmalı, gördüğünüz ve duyduğunuz her şeyi akıl süzgecinizden geçirerek daha da güzelleştirmelisiniz (*).



*Utanılacak şeylerle karşılaşabileceğini düşünmeyen kişi, dostu olmayan kişidir (Губгъэн емынэгуерэр гъусэнчъ).



*Seni ağlatan seni sevendir, güldüren de sevmeyendir (Узгъэгъырэм урик1ас, узгъэщхырэм уриджагъу).



*Kendine yakıştıramadığın şeyi başkasına yapma (О къыомык1ущтыр нэмык1рэ ц1ыфым емыш1). (Adige atasözleri).




BİLGİ NOTU:

1) Birçok yardımcı sözcükler eklenerek Türkçe’ye aktarmaya çalıştığımız bu felsefi metin, Çerkesce/Adigece özgün biçimde, çok daha kısa, az sözcükle yazılabilen ve herkes tarafından kolay anlaşılabilecek olan bir metindir. Çerkesce’nin/Adigece’nin, kısa, öz ve kolay yoldan çabuk kavratma gibi kendine özgü bir özelliği var. Marifet, Adigece’yi o ustalıkta yazabilmek ve kullanabilmektedir. Yukarıda iki dilde yazılmış atasözü ve deyişlerden de bu özellik anlaşılabilir. -HCY.






CEZALANDIRMA (ГЪЭПЩЫНЭНЫР)



Adige ulusal pedagojisinde/çocuk ve insan eğitiminde, ulusal eğitimde, diğer uluslarda bulunmayan farklı özellikler bulunur.



Diğer uluslar gibi, Adigelerde de, çocuğu hoş (едэхаш1эу) ve el üstünde tutmanın, bebeğe/çocuğa önem vermenin ve onu elden geldiğince iyiye doğru yöneltmenin, çocuğun kendisi, ailesi ve ulusu için yararlı olacağını bilinir. İyinin ve kötünün, kuşkusuz belirlenmiş sınırları vardır. Bu iki özelliğin, yani iyi ve kötü özelliklerinin birbirlerinden uzak tutulmaları gereği, kötünün kişiyi iyi olandan uzaklaştırdığı da bilinir.



Böyle durumlarla karşılaşan Adige ana ve babaların, eğitim (п1ук1э) konusunda bulmuş oldukları çözüm yolu da ilginçtir.



Çocuk yersiz ve zamansız davranışlarda bulunmaya başlarsa, geleneğe ve Adige ulusal eğitim anlayışına göre, ana ve babalar durumun farkında değilmişler gibi davranırlardı. Ancak bundan, çocuk karşılaştığı bir kişiyle uygunsuz konuşacak olursa, büyüklerin bundan hoşlandıkları ve sustukları gibi bir anlam da çıkmaz. Ana babaların susma nedeni, başkalarının gözü önünde çocuğunu terbiye etmeye kalkışmanın ayıp ve geleneğe ters düşmekte olduğunu bilmeleri idi. Evde ana ve babanın çözemediği sorunu, köylünün öğütle (гъэсэпэтхыдэк1э) çözemeyeceği bellidir. Adigeler hep derler: ”Evinde terbiye al, toplum içine öyle gir! ” (Уиунэ зыщыгъаси хасэ к1о! ). (1).



Çocuk ana ve baba korkusu duyacak, toplum içinde ana babayı utandırmaktan kaçınacak biçimde, küçüklüğünden başlanarak eğitilir. ”Baban duyarsa uygun düşmez, baban görürse ayıp olur” gibi sözlerden daha büyük bir cezalandırma olamayacağı, küçükken çocuğa kavratılır. Bu, Adige çocuk eğitiminde izlenen bir yöntemdir.



Çocuğun öğrenmesi gereken şey, toplum içinde ya da insan önünde uygunsuz davranırsa, bunun kendi ailesi mensuplarına utanç getireceğini, leke süreceğini kavramasıdır. Toplum uygunsuz davranmanın ceremesini/cezasını çocuğa değil, çocuğun yanındaki büyüğüne keser. Çocuğun cezası ise daha sonra gündeme gelir. Çocuğu yüzünden utanacak hallere düşen baba ya da aileden büyüğü, eve dönüldüğünde ve baş başa kalındığında, çocuktan yaptığının hesabını sorar. Adige geleneği, bir başkasının önünde, insanların içinde, büyüğün kendi çocuğuna terbiye vermesini uygun bulmaz.



Çocuk yanlış yapacak ya da hatalı davranacak olursa, sert bir göz işareti ile (нэплъэгъук1э) uyarılır, bu da geleneksel bir uyarı biçimidir.



Adige ulusal eğitiminin temel özelliği, azarlamadan, güzellikle, tatlı dille ve sevecen yaklaşımlarla çocuğu eğitmek, sözle uyarmadan çocuğun yanlışını anlamasını ve düzeltmesini kavratma biçiminde olmasıdır.



Çocuğun büyütülmesi ve eğitilmesi, kuşkusuz kolay bir şey değildir. Yanlış yaptığında, bilerek gelenek dışı davrandığında/suç işlediğinde, Adigeler çocuğa sert yaptırımlar uygulamaktan da kaçınmazlardı. Adige çocuk eğitiminin, diğerlerinden farklı olan yönü, çocuğu küçük düşürecek ve aşağılayacak söz ve konuşmalara yer vermemesi, bu tür cezalandırmalara da izin tanımamış olmasıdır. Kaynana (гуащэ), kayınbirader/çocuğu amcası (пщыкъу) ve komşu biri yanında annenin çocuğunu terbiye etmeye kalkışması ise, çok ayıp karşılanırdı. Anne ya da baba, geleneği bu biçimde bozmaya kalkıştıklarında, çocuğa uygulanan ayıba tanık olmamak için, o ailenin ya da kişinin yanında olanlar, uzaklaşırlardı, evde iseler kalkıp giderlerdi.



Anne sabredemeyip gelenek dışına çıkar ve çocuğa kızacak olursa, kaynana, kayın ya da olaya tanık olan aileden olmayan birinin, gelenek gereği susması ve bir şey duymamış gibi davranması da gerekirdi. Bunun nedeni, anne gelenek dışına çıkmış ve huysuzca davranmış olsa bile, anneyi çocuğunun önünde kınamaya, küçük düşürmeye kalkışmanın geleneğe aykırı olmasıydı. Böylesine bir durumla karşılaşan kişi, kendi kendisini eleştirmekle yetinirdi: ”Acaba bu gelin bana mı kızdı ki böyle yaptı? Bana kızdığı için, suçsuz yere o küçük çocuğu azarlamış olmasın sakın? (Сэры ш1у1а мы нысэр зыфэетагъэр? Сэ ыгу къысфыхэк1ыгъэу лажьэ зимы1э к1алэм ар тефагъ шъу1уа? )” diyerek kusuru kendinde aradığı durumlar olurdu (2).



Çocuğu yanlış yapacak olursa, bunu yalnız iken ve bir başkasına duyurmadan, ona kavratmak gerekirdi. Bu da eski Adigelerin en üst düzeyde bir eğitim anlayışına ulaşmış olduklarını gösteriyor. Adige geleneksel eğitimi, insanın insan, özgür ve serbest olmasını amaçlıyordu. Bunu toplumun kavraması, benimsemesi, Adigeler bağlamında en doğru bir eğitsel yol olarak görülüyordu.



(Devamı var).




DİPNOTLAR:
1) Çocukluğumda birçok çocuğun, kimsenin görmediği yerlerde bir başına, karşısına bir sopa dikerek onunla dans ettiğini, dans etmeyi öğrenmeye çalıştığını, daha sonra kendileri gibi küçük çocuk ve kızlarla kapalı yerlerde/ev odalarında dans ettiklerini, büyüklerin bunları görmezlikten geldiklerini, daha sonraları daha büyüyen bu çocukların köy içi küçük danslara katıldıklarını, ağabey ya da ablalardan destek ve teşvik gördüklerini, işi ilerlettiklerini, bazılarının çalgı çalmasını öğrendiklerini, bu gençlerin zamanla köyler arası danslara da katıldıklarını görmüşlüğüm çoktur. -HCY

2) Kusuru kendi üstüne alarak, dolaylı yoldan, davranışını düzeltmesinin gerektiği geline bildirilmiş de olabilirdi. -HCY

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ADİGE GELENEĞİ
İletiTarih: Çar Eyl 01, 2010 6:32 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
ADİGE GİYSİSİ VE GELENEK
(АДЫГЭ ЩЫГЪЫНЫМРЭ ХАБЗЭМРЭ)
Doç. Dr. VINEREKO Mir
Maykop, Adige Cumhuriyeti Devlet Basımevi, 2007
ADİGE GELENEĞİ (АДЫГЭ ХАБЗ)
Altıncı Sınıf
Adige Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir.




GİYSİNİN İŞLEVİ

Giysi çok sayıda işlevi/görevi yerine getiriyor:

* Her türlü giysi yaşanan ortama uyum amacını taşır, bu amaçlar da: Soğuk, sıcak, yağmur ve kardan korunmadır.



.

* Giysinin insanı daha güzel gösterdiği kabul edilir.

* İnsanlar daha güzel görünmek için giysiden yararlanırlar.

Adigeler derler: "Giysi prenses/kaynana, toprak da prens/kayınpeder evi sayılır" (Щыгъын-гуащэ, ят1э-пщыунэ).

* Eskiden bir ulus, giysisi ile tanınırdı. Ulusun giysisi ve giysi malzemeleri, giysinin yapılışı ve güzel bir biçim verilmesi, ulusun sahip olduğu olanaklara bağlıydı.

* Giysi kişinin mesleğini de belirtebilir: Hekim, denizci ve asker giysileri gibi.

* Din adamları da özel giysileri ile ayırt edilebilirler: Yahudiler küçük bir takke/kipa takar, Yahudi din adamları siyah fötr şapkalar giyerler, Hıristiyan din adamları siyah cübbe (ярясэ), İslam imamlar da beyaz aba giyerler, Katolik rahibeler de siyah entariler giyer, başörtüleri, vb takarlar.

* Özetle giysi, bilgilendirme, tanıtma gibi değişik anlamlar ifade edebilir. Giysi her ulus için tanıtıcı bir özellik taşır.

Adige ulusal giysisi, kendine özgü işlevler de taşır. Adige giysisi çok şeyi anlatır. Erkek giysisini ele aldığımızda, uzun etekli ceketin (цые/tsıye) rengi, kalpağın malzemesi (хъурышъо) ve yüksekliği, ayağa giyilen ya da takılan malzemelerin üretildiği deriler ve renkleri, göğse takılan hazırların (fişekliklerin) altın suyuna batırılmış olup olmaması, bütün bunlar kişinin mevkiini/statüsünü ve soyunu (л1акъо/l'ako) belli eder, rütbe işlevi görür. (1) İnsanın nasıl karşılanması ve ağırlanması gerektiği de giysisinden anlaşılır.

Her bir Adige topluluğunun kendine özgü güzellik anlayışı vardır. Adigeler için güzellik ölçüleri şöyledir:

- Kadınların, en çok da kızların ince belli, uzun boylu, dar omuzlu, geniş kalçalı, düzgün bedenli (мыбгъат1эу), yüksek bacaklı ve küçük ayaklı görünmeleri;

- Erkeklerin, geniş omuzlu, ince belli, uzun bedenli, uzunca bacaklı, ama büyükçe olmayan ayaklı olmaları (yoksa düztaban/лъэгупц1эжъ, ayağı karasaban gibi deyip beğenmiyorlardı/ылъакъоцуабзэ п1онэу а1оти) benimsenmişti.

Adigelerin yakışıklı, yüz yapılarının güzel ve mükemmel olması, göz ve burun yapıları, açık yüz hatları, güleç yüzlü ve sevimli olmaları, çok sayıda Batılı gezgin tarafından da övgüyle dile getirilmiştir. En çok da Adige kızlarının insanı çarpacak denli güzel, candan olmaları, kendilerine değer vermeleri, karşılaştıkları kişiler karşısında şımarık ya da kendini beğenmiş tavırlar takınmamaları, dengeli, tatlı dilli, sevecen ama özgür düşünceli ve kişilikli olmaları ve davranışlarıyla dünya literatüründe yer almışlardı.

Adige erkeği uzun boylu olurdu, uzandığında, kalçasını ve omuz hatlarını eğmediğinde, bel hizasından/belinin altından bir kedinin geçebileceği ölçüde ince bel ve geniş omuz hatlarının bulunduğu Rus ve başka ulustan gezginler tarafından yazılmıştır.

Ulusun tip olarak görünümü, vücut yapısı, yüz ve baş hatları, bütün bu özellikler toplumun bir ulusa dönüştüğü toprağa, o toprağın havası, suyu ve güneşine bağlı olarak oluşmuştur. Bu oluşum tartışmasız bir gerçektir. Ulusun antropolojisi, barındığı atmosfere/havaya ve toprağa, içinde yaşadığı doğa koşullarına bağlıdır. Buna uygun olarak uluslar Tanrı'nın kendilerine bağışlamış olduğu görüntülerini daha da güzelleştirmeye çalışırlar, ”iyileştirmeler yaparlar” (хэ1эзыхьажьых), her bir bireyi ortak güzellik ölçütlerine yaklaştırmaya/götürmeye çabalarlar. Bu konuda Adigeler de diğer toplumlar gibidirler.

Her bir bireyini güzelleştirmek için Adigeler bir çok yolları denediler. İlkönce bedeni sıkıştırarak, kontrol altına alarak, bedeni/vücudu istenen modele/kalıba (хъупкъэ) soktular.

Küçük kız çocuğu, beden yapısı biçimlenmeye başlar başlamaz, gece gündüz çıkarmamak üzere, işlenmiş ince ve yumuşak deriden/sahtiyandan (сэхътан) yapılma şohtan (шъохътан)/korse (*) takardı. Şohtan büyümekte olan kız çocuğuna, biçimsiz olmaması, ince belli, ince uzun boylu olması için takılırdı. Kız çocuğunun küçük ayaklı, yürüyüşünün düzgün ve yumuşak olması için, çocuğa yumuşak deriden yapılma ayakkabılar giydirilirdi.

Oğlan çocuğunun koca ayaklı olmaması için, ona göre, katlamalı deri ayakkabı ve ayak takıları kullanılırdı. Erkeklerin geniş omuzlu ve sert bilekli olmaları için, çocuk belli bir güce/arpa ile dolu bir sepeti kaldıracak güce eriştiğinde, çocuğun kaslarının güçlendirilmesi çalışmalarına başlanırdı. Çocuğun başıboş, kontrolsuz bırakılması zaten düşünülemezdi. Çocuğu güçlendirecek, vücudunu ve kaslarını geliştirecek, iç yaptıracak ama yağ bağlatmayacak yiyecekler hazırlanır, bu tür seçme yiyecekler çocuğa yedirilirdi. Çocuğun uyanık (джэрэу), hızlı-çevik, at binmeye/eğere yakışır olması, kadının da at yükünü taşıyabilir bir güce erişmesi amaçlanırdı.

Giysi de bu güzelleştirilmiş bedene yakışacak tarzda hazırlanırdı. Kız vücudunun mükemmelliği, ince yapısı dikkate alınarak, buna uygun düşecek, beli saracak kadın elbiseleri (saye/cae) hazırlanır, elbise etekleri pileli olur, geniş, bol etekli ama üst üste geldiğinde de daha dar görünecek bir biçimde olması esas alınırdı.

Çerkes erkek giysisi tsıye (цые/uzun etekli ceket) de ince beli belli edecek, kol omuz başları (тэмэпкъышъхь) geniş/bol tutularak, omuza daha geniş bir görünüm verilmeye özen gösterilirdi.

Özetle söylemek gerekirse, Adige (Çerkes) giysileri insan bedenini ölçü alır ve ona uygun düşecek tarzda hazırlanırlardı. Bütün Adigelerin bu görüntüde olmaları, yemek yeme biçimleri, yemek ve yiyecek seçimleri, giysi ve ayağa giyilen ya da takılan ayakkabı ve takılar, bu ortak görüntüye uygun düşecek tarzlarda benimsenmişti.


DİPNOT:
1) Örneğin bey (pşı-werk) soyundan olmayanlar kırmızı renkli ya da o görüntüde çizme, beyaz elbise,vb giyemezlerdi. Feodal Çerkes topluluklarında sıradan bireyler siyah renkli ya da o renge kaçan çizme ve elbiseler giyerlerdi. Takılar da (kama, kemer vb) ona göre farklı olurdu. -HCY

Sözlük:
Antropoloji (антрологгие) - İnsanı, insanın durumunu ve oluşumunu inceleyen bilim dalı.
Cer (джэр) - Zayıf, uyanık, zeki, hızlı yürüyüşlü.
Tleğur (лъэгъур) - Küçük ayaklı.
Çınt’e (чынт1э) - İnce.
Sehtan (сэхътанн) - İnce deri cinsi; işlenmiş keçi ya da kuzu derisinden elde edilir.
Şohtan (шъохътан) - Küçük kızların ince belli ve uzun boylu olmaları için içinde ince tahtalar bulunan deri korse. Kız bu korseyi evleninceye değin çıkarmaz, gece gündüz takardı.

Not: Bayan Doç. Dr. VINEREKO Mir, Adigey Cumhuriyeti Devlet Üniversitesi öğretim üyesidir. -HCY

(Devamı var)

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ADİGE GELENEĞİ
İletiTarih: Çar Eyl 01, 2010 6:33 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 19668
Konum: MUDAREY-Гъубжь
ADİGE/ÇERKES ADLARI
Doç. Dr. VINEREKO Mir
Adige Geleneği (Адыгэ Хабз),
İlkokul 1. sınıf ders kitabı çevirisi, Maykop, 2007, s. 30-. 34.
Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız



Her bir bireyin bir adı vardır. Bebek doğduğunda evin en büyüğü ya da o an evde bulunan konuk, çocuğa ad koyar. Ünü kişilerin adlarını vermek yaygın bir gelenekti.



Eski dönem Adige adları: Deh'enağu, Goşmaf, Goşnağu, Mezağu, Perıt, Şıwmaf, Pşımaf.



Şimdiki dönem Adige adları: Aid, Ruzan, Svet, Anzor, Tembot, Hazret.



Tek bir kişinin üç adı da olabilir: Kendi yazılı adı - Nafset, annesinin taktığı ad (ныц1э) - Kuku, geline girdiği evde takılan ad (нысац1э) -Sieşşu (Си1эш1у/Tatlım) gibi.



Sözlük:



Ad/isim/ts'e (Ц1э) - İnsan ve her türlü varlığı belirlemek, tanımak için söylenen sözcük.

Annenin çağırdığı ad/nıts'e (Ныц1э) - Annenin çocuğu için kullandığı kısa ya da sevinç ifade eden sözcük.

Gelinin çağırıldığı ad/nısats'e (Нысац1э) - Gelini saygınlamak için, girdiği sülale tarafından çağırılmakta kullanılan sözcük.



*Aşağıdaki adları okuyunuz. Bunlardan kız ve erkek çocuğu adlarını ayırınız:



Nefın

Aydemirkan

Temirkan

Nuriyet

Lavırkan

Suret

Goşefıj

Murat

Mariyet

Nart

Bayzet

Mıhamet

Marziyet

Safiyet

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 19 ileti ]  Sayfaya git 1, 2  Sonraki

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  
cron

Cerkez Muzikleri - Kafkasya - Cerkez - Google - Cerkez isimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Circassain - Cerkes.Net - Adigece Sozluk - Video - Sohbet - Cerkez Tavugu

Haberler Haberler Site haritası Site haritası SitemapIndex SitemapIndex RSS besleme RSS besleme Kanal listesi Kanal listesi
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
[ Time : 0.229s | 11 Queries | GZIP : On ]


Sitemizin hicbir kurum ve kurulusla iliskisi bulunmamaktadir.