TONTON DEDE İLE NİNENİN GARİP KEÇİSİ VE KOYUNU




ANASAYFA  |   KAYIT OL  |   SOHBET  |   ÇERKES MÜZİKLERİ  |   ÇERKESBUL  |   SÖZLÜK  |   LİNKLER  |   KİRİL KLAVYE  |   BASINDA ÇERKESLER  |   SİTENE EKLE  |   İLETİŞİM

TONTON DEDE İLE NİNENİN GARİP KEÇİSİ VE KOYUNU

TONTON DEDE İLE NİNENİN GARİP KEÇİSİ VE KOYUNU

İleti PauKaF » Çar Ağu 11, 2010 7:34 pm

Tonton Dede İle Ninenin Garip Keçisi ve Koyunu
Adıge Pşisexer, s.52.
Anlatan ve yazan: Merkitske Reşid.
Derlenen yıl: 1936.


Kısacık boylu, tonton bir dede ile onun karısı olan yine onun gibi ufak tefek, tonton bir nine varmış. Kendi hallerinde yoksul bir yaşam sürerlermiş. Yalnızca bir koyunları bir de keçileri varmış. Ama bir gün tonton nine bu koyunla keçiden usanmış ve onları kovmaya, doğaya bırakmaya karar vermiş. İşten dönen kocasını karşılarken:
“Bu keçi ile koyun var ya, artık hiçbir yararları yok bize. Onları boşuna besliyoruz, yazıya salıverelim gitsinler. Böylece dertlerinden de kurtulmuş oluruz” demiş.
“Olur mu hanım, ne zararları var? Varsın dursun zavallılar” demiş tonton dede. Ama kadın razı olmuyor, ısrar ediyormuş. Adam, karısına dayanamamış, boyun eğmek zorunda kalmış:
“Peki” demiş, “madem öyle, ne yapalım, hadi salalım” demiş. İkisi koyunla keçiyi önlerine katmışlar, uzakça bir yerlere sürüp “Hadi Allah işinizi rast getire” diyerek helalleşmişler, bırakıp dönmüşler.
Yalnız kalan gariban iki hayvan birbirine bakıp, ne yapacaklarını bilemeden, kim bilir belki de sahipleri olan yaşlı kadının yaptığını kınayarak, biraz da kahrederek yola koyulmuşlar. Az gitmişler, uz gitmişler... Derken uzun bir yürüyüşten sonra yerde bir heybe bulmuşlar. Önce uzaktan bakmışlar, sonra yaklaşmışlar, ne yapsak acaba der gibi bakışmışlar.
Sonunda açıp içine bakmaya karar vermişler. Açıp bakmışlar ki içinde kesik bir kocaman kurt başı var. Hem korkudan ödleri kopmuş, hem de şaşırmışlar. Ama yine de buldukları bu heybeyi bırakmaktansa belki bir işe yarar düşüncesiyle alıp götürmeye karar vermişler. Heybeyi koyun sırtlamış. Az gitmişler, uz gitmişler... Ne nereye gittikleri belliymiş, ne de nereye gidecekleri... Akşamın alaca karanlığı iyice koyulaşmaya başlamış. Keçi umutsuzluğa kapılmış, koyun da sırtındaki yükten iyice yorgun ve bitkin düşmüş.
Dinlenecek, geceyi geçirecek, güvenli bir yer arıyorlarmış. Hiç değilse bu geceyi bir yerde geçirebilsek, diyorlarmış içlerinden, yarına Allah kerim. Kim bilir gün doğmadan neler doğar!..
Çevreye bakınıp dururken, ilerde, bir orman kıyısında yükselen hafif bir duman görmüşler. Bir sevinmişler bir sevinmişler ki sormayın... “Tamam” demişler, “bulduk. Biz geceyi burada geçiririz”. Büyük bir umut ve güven içinde, ateşin bulunduğu yere yönelmişler. Ateşe yaklaştıklarında bir de ne görsünler; bir grup kurt ateşin etrafında oturmuyor mu!... “Eyvah” demişler içlerinden, “tam da ortalarına düştük. Bu kurtlar bizi bu gece yer, bitirirler”. Korku ve umutsuzlukları daha bir artmış ama artık dönüşü yokmuş. Geri dönmeye, kaçmaya kalkışsalar azgın kurtlardan kurtulamayacakları besbelliymiş. Kurtların ortasındaki ateşin üzerinde de bir şıwan* asılıymış. Şıwanın içinde de biraz p’aste** varmış.
Koyunla keçiyi gören kurtlar, sevinçlerinden neredeyse uçacakmış. Meğer bütün gün av peşinde koşup bitkin düşmüşler ama hiçbir av yakalayamamışlar. Kuru bir p’aste dışında yiyecek bir şeyleri olmadığı için üzgün ve iştahsız bekliyorlarmış. P’astenin yanında yiyebilecekleri keçi ile koyunun kendi ayakları ile gelmiş olmasına bayılmışlar. “Bunlarla kendimize güzel bir ziyafet çekeriz” diye düşünmüşler.
Koyun ile keçi yaklaşıp, selam vermiş. Kurtlar konuklarını (!) sevinç ve heyecanla karşılamış, saygıyla (!) ayağa kalkıp:
“Buyurun, buyurun!... Hoş geldiniz” demişler, buyur etmişler.
Koyun ile keçi kurtlara teşekkür ettikten sonra sormuşlar:
“Ne yapıyorsunuz?”
“P’aste pişiriyoruz” demiş kurtlar.
“Aaa öyle mi? Ne güzel Bizde de p’asteye katık olacak yemeklik bir şeyler var” demiş keçi ve koyuna seslenmiş:
“Çıkar şu heybedeki kurt başlarından en büyüğünü de, bir güzel pişirelim”.
Koyun hemen heybeye el atmış, kesik kurt başını çıkarmış.
Keçi öfkeyle azarlamış:
“Onu değil, o küçücük baş bu kadar kurda yeter mi? En büyüğünü demedim mi sana?”
Koyun kurt başını tekrar heybeye koymuş. Bir süre karıştırmış, karıştırmış yine aynı başı çıkarmış.
“Koyun kardeş! O da küçük. Daha büyükleri var, onlardan birini seçsene!... deyince keçi, kurtlar korkmuş, paniğe kapılmış, “bunlar bizim de kellemizi keserler” diye endişeye kapılmışlar, yavaşça sıvışıp kurtulmayı düşünmeye başlamışlar.
Kurtların en yaşlısı:
“Ateşin odunu azalmış. Biri gitsin de biraz odun getirsin” demiş.
“Ben getiririm” deyip fırlamış içlerinden biri. Ve gidiş o gidiş. Bir daha dönmemiş. Bir diğer kurt:
“Nerede kaldı bu? Gidip kontrol edeyim, odunu da çabuk getireyim” demiş ve yavaşça sıvışıp gitmiş. O da ilk giden gibi bir daha geri dönmemiş. Üçüncüsü onlara kızıp söylenir gibi:
“Bunların peşinden ben gitmesem olmayacak galiba” diyerek gidip uzaklaşmış. Dördüncüsü, beşincisi derken bütün kurtlar peş peşe sıvışıp gitmiş ve bir daha geri gelmemişler.
Koyun ile keçi; “kurtlar döner mi acaba” diye çok beklemişler ama dönen olmamış. Oturmuşlar, kurt başını da katık ederek, hazır pişmiş olan p’asteyi bir güzel yemişler. Karınlarını doyurduktan sonra şıwanı da kırıp bir köşeye atmışlar ve oradan uzaklaşmışlar.
Yabanıllardan korunmak için geceyi yüksekçe bir yerde; iri bir ağacın üzerinde geçirmeyi planlamışlar. Keçi ağacın yüksekçe bir yerine, koyun biraz daha aşağıda bir yere yerleşip, geceyi sakince geçirmiş. Sabahleyin bütün yorgunlukları geçmiş, dinlenmiş bir halde uyanmışlar.
Geceyi aç ve susuz geçiren kurtlar sabaha karşı kendilerine gelmiş. “Ömür boyu bize azık olanlardan korkmuşuz. Olacak şey mi, onlar bizi yiyebilir mi hiç? Kılkuyruk bir keçi ile uyuşuk bir koyundan çekinecek ne var? Gidip bulalım onları! Esaslı bir ziyafet sofrası kuralım, karnımızı doyurup keyfimize bakalım” diye düşünerek, eski ocaklarına, ateşin olduğu yere gelmişler. Ateş sönmek üzereymiş, şıwan da bir tarafta parçalanmış duruyormuş. Kurtlar öfkelenmiş, “Neredeyse bulacağız onları ve mutlaka yiyeceğiz” deyip sağa sola bakınmışlar, keçi ile koyunu aramaya koyulmuşlar. Derken onları bir ağacın üzerinde bulmuşlar.
Kurtlar ağacın altında toplaşınca onlara daha yakın olan dallardan birinde tünemiş olan koyun korkudan titremeye başlamış, yerinde duramıyormuş. Onları gören yukarıdaki keçi, korkusunu hiç belli etmeden bağırmış koyuna:
“En irilerini, ne büyüklerini kap da uzat bana”. Kurtlar bunu duyunca
“Aşağıda hareketlenene koyun bizi yakalayıp yukarıdakine uzatacak, kafamızı koparacaklar, bunların bir güvendiği olmasa böyle davranamazlar”, diye korkup kaçmışlar. Ormanda kaybolup gitmişler. Kurtla koyun da ağaçtan inip, saklanacak bir yerler aramaya koyulmuşlar.
*Şıwan: Çerkes tenceresi. Genellikle pikten yapılmış, dibi kalın ve küresel bir çeşit tencere veya küçük kazan. Baca içindeki çengele takılarak veya sac ayağının üzerine oturtularak kullanılır.
**P’aste: Darı veya bulgurun kaynar bol suda pişirilip, belağ denilen ahşap bir karıştırgaçla yoğrularak özleştirilmesiyle yapılan, özelikle şıpsı başta olmak üzere tavuk ve et yemekleri, kavurma, omlet vb. gibi yağlı, soslu yemeklerle birlikte ekmek yerine tüketilen özel bir Çerkes yemeğidir. Fırında kavrulmuş mısır unundan yapılanına mamırse veya mıramırse denir.

(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)
PauKaF
PauKaF
Site Admin
Site Admin
 
İleti: 20494
Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
Konum: MUDAREY-Гъубжь

HİKAYELER-NART DESTANLARI

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir