MIZIKA VE ATEŞBÖCEKLERİ




ANASAYFA  |   KAYIT OL  |   SOHBET  |   ÇERKES MÜZİKLERİ  |   ÇERKESBUL  |   SÖZLÜK  |   LİNKLER  |   KİRİL KLAVYE  |   BASINDA ÇERKESLER  |   SİTENE EKLE  |   İLETİŞİM

MIZIKA VE ATEŞBÖCEKLERİ

MIZIKA VE ATEŞBÖCEKLERİ

İleti PauKaF » Pzr Ağu 22, 2010 7:03 pm

Diaspora Hikayeleri:

Resim


Erol Yıldır
Nart Dergisi 61-62 S.17-18
kafkasfederasyonu.org


Öğle sıcağının gölgesinde, bahçemdeki eskimiş tahta masaya oturmuş elimde tuttuğum, uzayan hanımeli dallarını daha birkaç dakika önce çite bağlamak için kullandığım beyaz ipli makaraya bakıyorum.

İpiyle oynuyorum bir süre… Ne garip..! Yaşamımızda çevremizi kuşatan bilerce eşya var, bunlardan sadece birisi bu makara..!? Düşünürken makaranın ipini gereksizce uzattığımın farkına varıyorum. Ucundan tutup uzattığım ipi tekrar doluyorum makaranın gövdesine.. Ama tüm dikkatime rağmen önceki istif ve nizamını kaybediyor makaranın gövdesine geri sardığım ip, iğreti duruyor..!

“İp”, “makara” Bak neler çağrıştırdı şimdi bana..! Sanki geçmişte kalan hatıralarıma doğru uzayıp giden yollar açıyor..? Çocukluğumda oynadığımız bir oyun geliyor aklıma.. Hani, uzunca bir ipin iki ucuna kibrit kutularının iç kısmını bağlayarak yaptığımız, o ilk telefon oyununu..! Gergin tuttuğumuz ipin üzerinden, sesin kayarak diğer uçtan belli belirsiz duyulmasını nasıl da şaşkınlıkla dinlerdik. O günlerde nereden bilebilirdik ki, gün gelecek birbirimize sesimizi duyurabilmek için kullandığımız bir kibrit kutusunun, aynı büyüklüğünü koruyarak teknoloji harikası bir yapıya bürünüp yeniden cebimize gireceğini..! Çocukluğumuzun o ilk telefonunda kullandığımız ipler ise sanki görünmez oldular artık.

Evet, artık çok kolay uzaktaki sevdiklerimize, dostlarımıza sesimizi duyurabilmek. Bir küçük alet köklü değişimleri de beraberinde getirerek umarsızca tüm yaşamımıza girdi artık. Böylece gündelik yaşamda bir o kadar değişti..! Kim bilir belki de şimdi, yanı başımızda duran dostlarımız günden güne azalırken, o günlerdeki ip telefonla kurduğumuz iletişimi bile kuramayışımız da bu yüzden..!?

Keşke, kopup giden sevdiklerimizi de bağlayabilseydik bir iple kendimize.!

….

Köyde, zifiri karanlık gecede beyaz saman serpilmiş ve seyyar elektrik lambalarıyla aydınlatılmış küçük avluda bir düğün seyrediyordum.

Her zamanki sıradan bir düğünden farklıydı ama bu, sanki düşle gerçek arası bir havası vardı? Bu sıra dışı havayı sağlayan aslında düğün sahiplerinden birisiydi. O gece farklılık yaparak eski bir dostu yeniden eve davet eder gibi, düğünlerinde yaşlı bir teyzeye “mızıka” çaldırıyordu akardiyon yerine..!?

Bazılarını ilk kez duyduğum o içli ezgiler ne kadar tanıdık ve güzeldiler.

Orta yaşlılar bir anda ilk gençlik yıllarında duydukları o eski aşina sesin çağrısına uyarak düğün alanına koşmuşlardı.

Yaşları on beş ila yirmi arasında değişen “barbi” bebekler gibi zarif kızlar, jöleli saçlarıyla Japon çizgi filmlerinden fırlamış gibi duran pırıl pırıl delikanlılar adeta yıllarca ölümü bekleyen umarsız hastalar gibi köşelerine çekilerek düğünlerden, oyun halkalarından uzaklaşan abla, ağabey, amca, teyze, dayı, hala, baba, anne ve daha nice yakınlarının etraflarını birden bire sarmalarına, aralarına karışmalarına bir anlam vermeye çalışıyorlardı. Bazıları ilk kez gördükleri bu içli aletin, akardiyonla bir türlü verilemeyen duyguyu ve ton farkını nasıl oluyor da bu kadar rahatlıkla verebildiğinin şaşkınlığını da yaşıyorlardı. Katıldıkları topluluk içinde görüntü ve hareketleriyle göze batmak, gecenin gözdesi olarak sevdiği veya ilgi duyduğu kişiye kendisini göstermek hayaliyle düğüne koşan genç kız ve delikanlılar, elinde akardiyonu ve dolisiyle beyaz duvarın dibine çöken “pişinavu”lar merakla çevrelerine bakarken, belki de yine ilk kez düğün halkasının gerisinde durarak, ve yine ilk kez gördükleri bir biçimde mızıkanın sesine uyarak oynanan orijinal figürleri seyretmenin şaşkınlığı da vardı yüzlerinde. .!

Nasıl şaşırmasınlar dı ki, şimdiye kadar sadece kahve köşelerinde oturarak vakit geçirdiğini sandıkları amcalarıyla, düğünlerde sadece yüksek damlarda veya balkonlardan kucaklarında tutukları çocuklarıyla ilgisiz gözlerle kendilerine bakarken gördükleri yengelerini şimdi karşılıklı büyük bir ciddiyet içinde kafe oynarken görmek.!? Ne büyük bir şaşkınlıktı bu?

Birden bire hiç kimsenin beklemediği bir şekilde düğün evini gündüz gibi aydınlatan elektrikler sönüverdi.

Gecenin zifiri karanlığı tüm bilinmezliği ile düğün evine çökmüştü.

Ama, alkışlarıyla tempo tutan ve oyun oynayan yaşlı gençler hiç aldırmadılar bu tatsız sürprize, karanlığa rağmen mızıka sesi de hiç kesilmedi.

İşte o anda oldu her şey…!?

Gecenin karanlığına gömülen düğün yerinde birbiri ardı sıra mavili sarılı, kırmızılı yeşilli fosforlu ışıklarıyla yüzlerce ateşböceği belirdi..!

Bugüne kadar bir düğünde böylesi güzel ve düşsel bir manzarayı hiç görmemiştim. Ateş böcekleri gibi hareket eden, gerçekte, düğün yerinde bulunan gençlerin cep telefonlarından başka bir şey değildi.!

Düğün yerine birkaç ışıldak getirilene dek sürdü bu düşsel görüntü. Gençler ellerindeki ateşböceği misali aletlerle aydınlattılar oyun alanını. Böylece, bu gece ilk kez kendilerini dışlanmış, bir köşeye atılmışlık hissinden sıyırarak düğünün bir parçası olarak gördüler. Biraz önce yaşamlarında ilk kez gördükleri oyunları kendilerinin de oynama hissi doğdu içlerinde…! Işıklar tekrar aydınlattığında ortalığı gençler birer ikişer halkaya dahil oldular. Kotlu, streç pantolunlu genç kızlar, teperüj yaparken bir kuğu misali salınan, kıvrak bir ceylan gibi seken teyzelerine özenerek eteklerini giyip tekrar geri gelmek üzere evlerine koştular.

Delikanlılar oyun oynamanın sadece hızlı ritmik hareketlerden ibaret değil, vakur bir duruş ve karşısındaki bayanla da bir uyumla olacağının bilincine amcalarını seyrederken tekrar varmışlardı. Sabırla, gözlemlerini uygulamak için halkada sıranın kendilerine de gelmesini beklediler.

Bütün bu olanlara rağmen mızıka hala çalıyordu. Yaşlı teyze kim bilir kaç yılın verdiği açlıkla tıpkı genç kızlığındaki kadar içten tüm bildiği parçaları peş peşe sıralıyordu.

Benim için gitme vakti gelmişti.

Gözümün önünden ateş böceklerinin o düşsel görüntüsü silinmeden, mızıkanın adeta beni arkamdan görünmez kollarıyla sarmalayarak gitmeme engel olan içli sesinden hoyrat bir tavırla kurtularak düğün yerinden kaçarcasına ayrıldım.



Şimdi masamda oturmuş, elimde tuttuğum makaraya tekrar bakıyorum. Biraz önce ipi yeniden geri sardığım yerdeki iğretilik tekrar gözüme batıyor. “Yaşam” diye düşünüyorum, ne eşsiz bir uyum içinde sürüyor..! Geçmişe dönmek mümkün değil, geçmişi geri getirmek te..! Galiba doğru olan da, yaşamın bize getirdiklerinin en uygun olanlarını iyisiyle kötüsüyle kabullenerek kendi gerçeklerimizi yaşamaya çalışmaktan geçiyor..!

İpin bir ucu hala elimde iken şimdi ben bunları düşünüyorum.
PauKaF
PauKaF
Site Admin
Site Admin
 
İleti: 20494
Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
Konum: MUDAREY-Гъубжь

HİKAYELER-NART DESTANLARI

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir