|
İki küçük kardeş evlerinin bahçesinde oynuyorlarmış. Ağbi Jankat, küçük kız kardeş Janset.Havaların güzel olması, ortalığın yeşermesi, rengarenk çiçeklerle bezenmesi, bir ağacın dalına kurulan salıncağın olması, arasıra bindikleri atları, oların mutlu olmasına yetermiş. Bir müddet sallanmışlar, daha sonra at'a atlamış Jankat. Uzattığı koluyla terkisine almış kardeşi Janset'i. Toynaklarına kadar çiçeklere gömülen yeşil arazide doludizgin at koşmuş Jankat.Narin çelimsiz ürkek küçük kız, ince kollarıyla sarılmış ağbisinin beline. Akıp gidiyormuş etraftaki ağaçlar, fundalıklar gözünün önünden. Sanki ters istikamete koşan telaşlı panik halindeki ordular gibi. Küheylan doludizgin arşınlıyormuş toprak anayı karşı tepede bekleyen bir gurup yeşil kıyafetler giymiş tabura doğru. Dalmışlar çam ormanlarına. Etraf olmuş daha loş, daha serin. Ciğerlere yüklenmiş buz gibi oksijen. Janset korkmuş değişen manzaranın kasvetinden, alacalığından serinliğinden. Ürkek tedirgin titrek biraz daha sokulmuş siperhane kendinden geniş bedene. Var gücüyle sarılmış geniş olan omuzlardan sonra incelen bele. Titrek tiz bir ses tonuyla seslenmiş ağbisine ''Nereye gidiyoruz ağbi'' diye. Cevap vermiş ağbi ''Oşemafe'nin eteklerine, mantar toplamaya'' diye. İçi çekmişti onbeşlik küçük suvarinin mantar sote. Küçük kız huzurlu güvende, koyukahve bilyeler takılmıştı yerdeki renk cümbüşü çiçeklere. Döküldü tane tane nameler ''Bende çiçek toplarım ağbi'' diye. Ağniden akşamı getiren geçtiler sık ormanı. Gün doğdu, ortalık masmavi, karşıda duruyordu anlatılan Oşamafe, ateş hırsızı canilerin mekanı. Yüzlere buz gibi gelen doruklardaki karların esinti dalgaları. Atladı bir sıçrayışta eyerinden küçük delikanlı, aldı koşum kayışlarına sıkıştırılmış deri torbayı. Küheylanın hızı, iki kat artan hava sirkülansı, yaptı küçük kızın saçlarını saçaklı. Kaptı kardeşini kafkaslı abrek (kahraman), kaldırdı terkiden attı küçük bedeni yavaşça renk cümbüşüne. Başladılar iki kardeş toplamaya biri mantar diğeri çiçek.Torbalar mantar, avuçlar doldu çiçek, zaman su gibi geçti merak eden anneye babaya kim ne diyecek. Baktılar otlayan küheylan yok ortada, anladılar oda buldu kendine bir yer gidecek. Ortalık kararmaya başladı,ardında sakladığı koyu gri bulutları Oşamafe saldı. Bastı ortalığı titreten bir soğuk, zannedersinki doruklardaki buzulları Oşamafe aşağılara bıraktı. Anne baba derdiki diğer büyüklerde çok şımaran arsızlaşan çocuklara, veririz sonra sizi dağdaki azgın devlere. Çaresiz düştük ellerine, bulalım bir dev, hizmet eder geçinir gideriz hep beraber. Diye düşündü Jankat. İki kardeş tutuştular el ele, başladılar aramaya devlerden bir hane. Daldılar kararmış devasa orman zifiriliğine, başladılar oraya buraya yürüyüp sığınacak bir mekan aramaya beyhude. Zaman geçti, ortalık gayya kuyusuna bezendi, umutlar tükendi, bedenler hayatından bezdi. Kurtların uluması,çakalların çığırması, bay kuşların uğursuz solumaları, ürkütücü karanlığın korosu, kulakların başbelası. Oturdular Oşamafe kadar göğe doğru arşınlama yapan bir ağacın altına, sarıldı kardeşine Jankat üşümesin diye. Aldı avuçlarına küçük kızın ellerini, ovuş turmaya başladı ısınsın bir nebze. Hafif içleri geçti, iki kardeşin bitap düşen hallerinden sanki narin bedenler keşti. Bir titremeyle irkildi Janset, ışıldayan keskin bakışları karanlıkların derinliklerini deldi. Uzaklarda parıldıyan, karanlığın derinliklerindeki bir ışığın hüzmelerini fark etti. Telaşla ağbisini kendine getirdi, eliyle istikameti belirtti. Koştular iki kardeş şavkıyan aydınlığa, bütün gece buz tutan eklemler gerildi. Vardılar ağaç kütüklerin yığılmasıyla yapılan kulübeye, pecereden merakla Jankat göz gezdirdi. Yatıyordu dev har har ateşi yanan, tavuk kümesi büyüklüğündeki odanın orta yerine kurulmuş taştan yapılıp, dışı kerpiç sıvalı Çerkez ocağının üstünde. Saçayağına konmuş bir kazan, onu karıştıran, uzun kıvrık burunlu, çalı süpürgesi tarzında dağınık ak saçlı bir cadı. Uyku arasında boynunu uzatıp,kafasını sarkıtıp, tepesindeki tek gözüyle hizmetkarını seyreden lanet olası ateş hırsızı. Arasıra yerleri sarsan ''Karnım acıktı, hala bana yemek hazırlayamadın, bu akşam bir Nart Çelezuğu(Çerkez yavrusu) getirmedin, çaresiz senin o pis yemeklerinden yiyeceğim'' diye kükremesi, naralar atması. İki kardeşin korku içinde bir birlerine bakışmaları ve Jankat'ın bilek kalınlığında ağaçtan dal koparması. Jankat kardeşini arkasına sakladı ve elindeki sopayla cama hızla vurmaya başladı. Cadı camdan gelen tıkırtıyla yerinden kalktı,zayıf ince tavana yakın sırtıyla, L biçiminde kambur patlak gözlü, burnu çenesiyle buluşan, memeleri yerlerde sürüklenen, yırtık pırtık hayvan kürklerine sarılı bu gudubet, memelerini omuzlarından sırtına attıktan sonra kapıya gidip açtı. Karşısında iki çocuk görünce şaşırdı, sağına soluna bakındı, dışardaki karanlıkta göz gezdirdi. ''Ne var niye buraya geldiniz, belanızamı susadınız, dev zaten ona Nart Çelezuğu (Çerkez yavrusu) götürmedim diye bütün gün beni Oşemefenin tepesinde bir buz kalbına bağlayıp cezalandırdı, hadi gidin buradan, çok yaşlandım, artık hiç bir anneden intizar istemiyorum, son günlerimi yaşıyorum, beni günaha sokmayın gidin, yoksa deve veririm sizi'' dedi. Jankat ''Bizi içeri al kaybolduk, bize bakarsan sana çalı çırpı toplar, odunlar keser, ormandaki Geyiklerden süt sağıp getiririm. Kardeşimde su taşır, etrafı süpürür rahat edersin. ''der. Cadı ''Olmaz ben kabul etsemde dev kabul etmez, sizi gördükçe iştahı kabarır sizi yer, hadi gidin''der. Bu arada tekrar yattığı yerden dev boynunu uzatır, sarkar ve etrafı kolaçan eden kafa sallamalarıyla tepesindeki tek gözüyle etrafı kontrol eder ve kükrer. ''Hey kocakarı, pis cadı neredesin, bu gürültü ne'' diye bağırır. Homurtularla tekrar uykuya dalar. Cadı ''Bak görüyormusunuz yine böğürdü nalet olası, hadi gidin sizleri görmesin''der. ''Bana ne kim korkar o ateş hırsızından, beni kızdırmasın ocaktaki ateşimizide alırım, üşümek ne demek anlarsınız o zaman''diyen Jankat kardeşinin elinden tutarak, onu da içeri çekerek odaya süzülür.Ocağın yanında yığılı duran kürklerin üzerine oturarak ellerini ısıtmaya başlarlar. Arasıra ocağın tavanında yatan devin hareketlerinide kontrol eder. Cadı kısık sesle hala onlara yalvarmaktadır ''Hadi gidin''diye. Jankat kazanın içine bakar, kazan taş doludur, dibi kızaran kazanın içindeki taşlar korlaşmaya başlamıştır, daha sonra bir kenardaki ahşap fıçıda duran karları görür, cadıya: ''Bu taşları niye korlaştırıyorsun, bu karları niye getirdin''der. Cadıdan ''Bu dev bana çok günah işletti, bir çok Nart Çelezuğunun (Çerkez yavrusunun) annesinden ayrılmasına sebeb oldum, birazdan uyanacak,uyandığı zaman pek aklıbaşında olmaz, ona sana Çilek topladım diye bunları yutturacağım. İkram ederken avuçlarıma kar alacağım korları öyle tutacağım'' diye cevap alır. Cadının bu anlatmasından Jankat'ın aklına kurnazlık gelir. Kar fıçısının yanına gider, ellerini uzun süre karda gömülü tutarak bekler, saatler geçer ve Jankat ocağın yanındaki demir maşayı alır, kazanda iyice narlaşmış olan kor halindeki taşı maşanın marifetiyle kar fıçısından çıkardığı avucuna yerleştirir, müthiş içlere korku salan bir çığlık atar. Yüreği ağzına gelen dev yerinden fırlar, oturur vaziyetteyken boynunu ocaktan aşağı bakmak için düşürür, kafasının tepesindeki tek gözüyle Jankat'ı görür, atik ve seri hareket eden küçük delikanlı koru devin göz bebeğinin ortasına yerleştirir, ağaçtan kopardığı kalın sopaylada var gücüyle itelemek için yüklenir. Beyninden sonra boğazına kadar itelenen kor taş midesine kadar iner.Bütün bunlar saniyeler içinde olmuştur. Dev yinede can havliyle yerinden fırlar, sendelemeli, böğürmeli koşuşlarla, göremediği için bir duvarı parçalayarak dışarı boylar,beyninden dumanlar çıkarak ormanın karanlık derinliklerinde biraz ilerler ve devası vücudu yere yıkılıp ölür. Annesinden babasından korkan iki kardeş sahip oldukları ağaç kulibede, ocakta sönmeyen ateşle beraber bir ömür boyu, Nart Çelezuglara yaptıklarından pişman olan cadıyada ölene kadar bakarak yaşarlar.
_________________ Çerkes İsimleri Çerkes Kimdir
Çerkez Müzikleri - Kafkasya - Çerkez - Google - Çerkez İsimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Çerkes Sitesi - Circassain - Cerkes.Net - Çerkez Tavuğu - Adigece Sözlük - Sohbet
|