AÇ KURDUN SERÜVENLERİ




ANASAYFA  |   KAYIT OL  |   SOHBET  |   ÇERKES MÜZİKLERİ  |   ÇERKESBUL  |   SÖZLÜK  |   LİNKLER  |   KİRİL KLAVYE  |   BASINDA ÇERKESLER  |   SİTENE EKLE  |   İLETİŞİM

AÇ KURDUN SERÜVENLERİ

AÇ KURDUN SERÜVENLERİ

İleti PauKaF » Çar Ağu 11, 2010 7:35 pm

Aç kurdun serüvenleri
Adıge Pşisexer, s.56.
Anlatan: Wıkhuel Hawe.
Derleyen: Brant’e Ayub, Yedepsıkhuaye Köyü.
Derlendiği yıl: 1960.


Kurdun biri bir gün çok acıkmış, öyle acıkmış ki acından ölüyormuş. Ne yapsın, bir yiyecek aramaya çıkmış. Derken köyün çevresinde tek başına otlayan, acemi bir kuzu görmüş. Tam da kurdun aradığı böyle bir şeymiş. Birden üstüne atlayıp yakalamış kuzuyu.
Neye uğradığını şaşıran kuzucuk:
“Krut kardeş, hayrola ne yapacaksın bana” demiş.
“Bri şey yapacak değilim, merak etme, yiyeceğim yalnızca” demiş kurt, iştah ve alayla.
“Aaaa! Olur mu hiç!” demiş kuzu, “Ben daha ok küçüğüm hem de çok zayıfım. Otlamaya da yenice çıktım. Bırak beni de şu çayırda bir iki hoplayıp zıplayayım. Her zıplayışta avuç avuç etlenir, yağ bağlarım. Sen de etli, yağlı semiz bir kuzu yersin”.
Öneri çok hoşuna gitmiş kurdun:
“Peki” demiş, “Haydi bir iki hoplayıp zıpla bakalım!”
Kurdun elinden kurtulan kuzu, bir daha öyle acemilik eder mi hiç! Öyle hoplayıp zıplamış ki üçüncü zıplamada ağılını bulmuş.
Kurt da peşinden koşmuş doğal olarak. Ama bir de baksa ne görsün; elinde kocaman bir tüfekle çoban kapıda durmuyor mu!... Korkudan neredeyse açlığını bile unutmuş kurt, fırlayıp kaçmış oradan.
Ama bir süre sonra yine karnı zil çalmaya başlamış açlıktan. Ne yapsın? Olup bitenden sonra bir köy çevresine de yaklaşamaz artık. Hemen bir plan kurmuş kafasında: Ağzına bir kucak taze, yeşil ot doldurmuş, ölmüş gibi upuzun uzanıp yatmış. Derken bir süre sonra, oralarda otlamakta olan yılkıdan ayrılan koca bir kırat gelmiş yanına. Kırat yeşil otlara uzanınca kurt da saldırıp atı yere yıkmış.
“Ama kurt kardeş, ne yapacaksın bana” demiş at, korku içinde güçlükle.
“Bir şey yapacak değilim, merak etme! Yiyeceğim yalnızca” demiş kurt.
“İyi de” demiş at, “öyle burun kemiğimden başlarsan, kemik kemirmekten yağlı, etli kısımları bırakmak zorunda kalırsın sonra. En iyisi sırtıma çık da oradaki etli kısımlarla doyur karnını.
Kurt, doğru bulmuş öneriyi, elbette kuru burun ve kafa kemikleriyle uğraşmaktansa, sağrısından başlamak daha iyidir. Bunun üzerine atın burnunu bırakıp sağrısından başlamaya niyetlenmiş. Ama at burnunu kurtarır kurtarmaz dört nala kalkmış, artık bulabilirsen bul, kaçıp gitmiş.
Kurdun morali iyice bozulmuş. Açlıktan kıvranıyormuş ama bir çare de bulamıyormuş. Bitkin ve çaresiz, uzanıp yatmış. Uzunca bir süre yerinden bile kımıldayamamış. Derken, bu kez koca bir doru at, fark etmeden yaklaşmış kurdun yanına. Kurt, ummadığı bir anda kendiliğinden gelen bu ava pek sevinmiş, saldırıp boynundan kavramış.
“Ne yapıyorsun, kurt kardeş? Bana ne yapacaksın” demiş doru at.
“Ne yapacağım, yiyeceğim tabii” demiş kurt, kararlı bir biçimde.
“İyi de” demiş doru at, “beni nasıl yiyeceğini bilmen gerekir. Beni öyle rast gele yemeye kalkarsan yiyemezsin. Beni nasıl yemen gerektiğini arkamdaki tarifeden öğren de ona göre ye!”
“Gerçekten” demiş kurt, kendi kendine, “ne zamandır aç dolaşıyorum, bari usulünü öğreneyim de şu atı ağız tadıyla yiyeyim”.
Bu düşüncelerle tarifeyi öğrenmek için arkaya geçmesiyle ağzının üstüne tekmeyi yemesi bir olmuş. Kurdun iki azı dişini birden kıran at, ipi kırıp kaçmış.
Dişleri dökülen, ağzı burnu parçalanan kurt, açlığı yetmiyormuş gibi, üstüne üstlük bir de acılar içinde kıvrana kıvrana, nereye gittiğini bile bilemeden rast gele koşmuş gitmiş. Birden kendisini köyün kenar mahallesindeki bir evin avlusunda bulmuş. Avluda kurdu gören evin annesi korkudan fırlamış, çıkıp tavana sığınmış. Yaralı aç kurt inleye inleye evin açık kapısından içeri girerken, bitkinlikten eşikte yığılıp kalmış. Bir yandan da kendi kendine yüksek sesle yakınıp sızlanıyormuş:
“Allahım! Tarife okuyacak molla kurt görülmüş şey mi? Ata binen kurt görülmüş şey mi? Kuzunun her sıçrayışta avuç avuç etlendiği, yağ bağladığı görülmüş şey mi? Ben ne akılsız., delinin tekiyim. Doğrusu benim gibi birine layık olan şey, yaş elma dalından yapılmış, adam akıllı iyi bir sopadır.
Evin annesi bunu duyunca, kendine gelmiş, yüreklenip, tavandan inmiş. Kapının arkasındaki kalın sopasını almış, vermiş sopayı, vermiş sopayı, döve döve kurdu öldürmüş. Hem kurda layığını buldurmuş, hem de kendisini ve herkesi kurttan kurtarmış.

(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001)
PauKaF
PauKaF
Site Admin
Site Admin
 
İleti: 20494
Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
Konum: MUDAREY-Гъубжь

HİKAYELER-NART DESTANLARI

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir