Çerkeslerin Anasayfası

Çerkeslerin Anasayfası

Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
Sistem saati: Cum May 25, 2012 3:42 pm


Anasayfa  |   Kayit Ol  |   Sohbet  |   Cerkes Muzik  |   CerkesBuL  |   Sozluk  |   Linkler  |   Kiril  |   Basinda Cerkesler  |   Sitene Ekle  |   iletisim  |  

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 6 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: İLK KAFKASYA YOLCULUĞUM
İletiTarih: Sal Mar 31, 2009 1:42 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь
Kafkasya Yolunu Sizlere de Yaşatacak Yepyeni Bir Yazı Dizisi



KAFKASYA'YA GİDERKEN...


Yıl 1993, Kafkasya’daki akrabalarımızdan Yemuz Anatoly Kabardey Balkar Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığına getirildiği haberini Nalçik radyosu adigece programından dinlemiştim. Her hafta Çarşamba ve Pazar akşamları dinlediğim Nalçik radyosuna, zor yazmaya başladığım kiril harfleri ile akrabalarım ve Bakan seçilen Anatoly’e hitaben birer mektup yazdım.

“Biz Burada yaşıyoruz, Yemuz ailesi burada da çoktur. Sizlerden haber bekliyoruz, büyüklerimizin selamı var” demiş ve bizim köyde yaşayan diğer aileleri de yazmıştım. Çok geçmeden Nalçik radyosundan bana hitaben akrabamız doktor sultan konuşuyordu. “Bayazıt, mektubuna çok memnun olduk, anavatanı terk eden üç Yemuz büyüğümüzden bize ilk haberi sen verdin, biz onların nerde olduğunu bilmiyorduk, hem ağladık, hem sevindik yazdıklarına. Daha ayrıntılı yaz, gelebilirsen vatanına dön, dört gözle seni bekliyoruz.” diyordu.

Çok sevinmiştim, hala o kasetleri saklarım. Türkiye deki bütün akrabalarıma söylemiştim o güzel haberi. Mektuplaşmalarımız devam ederken Bakan Anatoly’den bana gelen mektupta “Yakında Türkiye hükümetinin davetlisi olarak Türkiye ye geleceğim, Ankara ya gelebilirseniz görüşürdük, artık kavuşmamız lazım, sizde buraya buyurun.” diyordu.

O günde geldi, K.Maraş’taki evimizde sakin sakin otururken telefonda çocuk esirgeme genel müdürünün beni istediğini söyledi eşim. ”Hayırdır” diyerek telefondaki sese cevap verdim. ”Bayazıt bey, ben Ankara’dan arıyorum, şu anda kabardey hükümetinin beş bakanı resmi ziyaret için Türkiye'deler. Bakanların başkanı sayın Anatoly Yemuzov sizinle irtibata geçmemi istediler, gelebilirseniz iki gün buradayım diyor, selamı var.”dedi. Bende “tabiî ki, yarın kendilerini ziyarete geleceğimizi söyleyiniz, selamlar, saygılar” diyerek Kafkasya macerasının başladığını hissettim.

1992 yılında Sovyetler birliğinin dağılması ile başlayan süreç, biz Kafkas kökenliler için yeniden buluşma ve kendine gelme sürecidir. Türkiye Cumhuriyeti ve diğer ülkelerdeki Adigeler artık toparlanabilirdi. Bunu iyi yönüyle kullanmamız gerektiğini biliyordum.

O dönemde Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin'di. Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı'da Yalım Erez di. Ankara'da devlet konuk evindeki ilk görüşmemizde Anatoly bana özel davetiye getirmişti. Davetiyeyi bana verirken “Bayazıt seni anavatanına davet ediyorum. (Bayazıt wi hekum wuzoğablağaj) Sizin gayretinizle Yemuz aileleri buluşacak, herkese sizin güzel haberlerinizi ilettim, bekliyoruz” dedi. Artık Kafkasya'ya gitmek benim için vacip olmuştu.

Aynı yıl mayıs ayında Ankara'da Rus Başkonsolosluğundan bir aylık vizemi aldıktan sonra o akşam Trabzon’a gittim. Acele ediyordum. O zamanlar Türkiye’den Nalçik’e uçak yoktu. Yakın bölgelerdeki Rus şehirlerinden gidiliyordu. Trabzon’da ise Kabardey Balkar Cumhuriyetine en yakın olan Minvody şehrine bile üç güne kadar uçak yoktu. Stavrapol şehrine ertesi gün vardı. Stavrapol Nalçiğe uzaktı. Telefonla Anatoly’i arayarak üç gün sonrasını dediysem de kabul etmedi. ”Yarınki stavrapol uçağı ile gelin, ben aracımı yollarım sizi alırlar.” dedi.

Nihayet Trabzon hava alanında yağmurlu bir günde uçağa binerken yetkililer, önce Türkiyeli olanları aldılar. Stavrapol de ise Rusya vatandaşları bizden önce işlem göreceklerdi. Onların işlemleri önce yapılıyordu. Şimdilerde her şey rayına oturdu o yıllara bakarak. Onu da öğrendim. Rusça bilen bir Türkiyeli futbolcu ile hemen arkadaş olduk. O ise alem etmeye gidiyormuş. Rusça bilmesi benim için avantajdı. Her ne kadar bakan Anatoly bana, gideceğim hava alanında benim resmimi karşılayıcılara vereceğini ve adımın yazılı olduğu pankartla onları bekleyeceğimi dediyse de, bu iyi oldu diyordum. Uçak havalandı, yağmur bulutlarının üzerine kadar yükselince zevkli ve merak dolu yolculuğum devam ediyordu.

Uçak Karadeniz’i geçince alçalmaya başladı, Kafkas dağlarını ilk gördüğümde derhal fotoğraf makinemin deklanşörüne defalarca basmıştım. Aşağıya bakınca beğenmediğimiz komünist sistemin ne kadar büyük ve ciddi olduğunu orada anladım. O kadar akıllıydılar ki atalarımızın o cennet vatanında yaşamak istemişlerdi. Dağlık bölgelerde yerleşim alanı yoktu. Tarım arazisi ise hakeza amacına uygundu. Köyler ve kasabalar ise iyi bir düzenlemesi olduğu aşikardı. Demek ki Müslüman’da olması gerekenleri biz ihmal ederken onlar uygulamıştı. Uçaktan o dehşet verici manzarıyı izliyordum. Gördüklerime birde Uasha mahua (Elbrus zirvesi) eklenince, insanın “Allahım, bu gördüğüm rüya mı?” diyesi geliyordu.

Stavrapol hava alanına indiğimizde Türkiyeli arkadaşımı uçak tutmuş, uyuşmuştu. Bana yardım etmesi beklenemezdi, benim ona yardım etmem gerekiyordu.

Gümrük kontrolünde çok eşyam olduğunu soran Rus polisine ziyarete gittiğimi, onların hediye olduğunu el yordamı ile anlattıysam da o, çantama çokça koyduğum milletler arası telefon jetonlarını inceliyordu. Gümrük polisi onlara kafayı takmış öğrenmeye çalışıyordu. Daha sonra bir üst yetkili gelerek ona güldü ve onun yasak bir şey olmadığını söylemiş olacak ki, beni bir sonraki görevliye yolladı. O ara beni karşılamaya gelen bakanın şoförü Arsen, izin alarak içeriye girmiş ve arkamdan seslenmişti; “Bayazıtır wuara?” (Bayazıt sen misin?) dediğini duydum. Sarıldık, kucaklaştık. Dışarıda Bakanın eniştesi Kodzoko Ahmet bekliyordu, oda hasretle sarıldı “L’apa mahua kaphawa kıshırek sikoş” (Ayakbastın hayırlı olur inşallah kardeşim) dedi ve bana sarıldı.

Bakan beni alması için Nalçik’e 300 km uzaklıkta olan Stavrapol şehrine araba ve eniştesini özel şoförü ile yollamıştı. Yanımdaki Türkiyeli arkadaşın gideceği yere bir taksi kiralattık ve parasını da verdik. Bana yardım edecek derken yardım işi bize nasip olmuştu. Artık Rus şehri de olsa Kafkasya’nın kokusunu almıştım. Stavrapolden Nalçiğe kadar otomobil yolculuğumuz çok heyecanlı geçiyordu. Her yeri merakla soruyordum. Enişte ile birbirimizin sözünü keserek hiç durmaksızın belki üç saat konuşmuştuk. Kabardey Balkar sınırına girince durduk ve resim çekildik. Devam ediyorduk yolumuza…

***

İlk Kafkasya yolculuğum” yazı dizisi devam edecek...



Yemuz Bayazıt
www. muslumancerkes. com

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: İLK KAFKASYA YOLCULUĞUM
İletiTarih: Çar Nis 01, 2009 8:16 pm 
Çevrimdışı
Emektar Üye
Emektar Üye
tuğrul

Kayıt: Sal Arl 16, 2008 12:54 pm
İleti: 2199
Konum: UZUNYAYLA
bu da güzeldi Surprised

_________________
BEN HAYATI CEVRİM DIŞI YAŞARKEN HAYAT BENİ ENGELESE KAÇ YAZAR
21 Mayıs 1864 sürgün sürgünü soykırım hakkında 144 yıl 145. 2007 2008 2009 çerkez adige çerkes adige cerkez çerkes kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz adiga abaza kuzey müzik music mp3 wored tarih circassian community kültür fotoğraf foto resim bilgi isim ad köyleri düğün mahalli video savaş haber güncel yeni dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok bkd imam şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset çeçen siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: İLK KAFKASYA YOLCULUĞUM
İletiTarih: Cmt Nis 04, 2009 10:47 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь


KAFKASYA'DA İLK GÜNLERİM


Kabardey Balkar Cumhuriyeti sınırını geçerken Kodzoko Ahmet “İşte artık Kabardey’e giriyoruz, senin anayurdun” derken, o anda araç telefonu çaldı Kodzoko Ahmet çerkesce telefona cevap verirken arayanın bakan Anatoly olduğunu anlamıştım.

Telefonu bana verdiler “Ohsij Bayazıt, dawa wushıt?” (Hoş geldin Bayazıt, nasılsın?) diyordu. Adıgecede kendi evine dönen için “ohsij, misafir olarak gelene ohusapshi denir. Beni kendi evime dönmüş kabul ederek “ohsij” demesi heyecanımı biraz daha arttırmıştı. Bu arada saat ilerlemişti o yüzden bakanla görüşmemiz sabaha kalacaktı.

Ve nihayet başkent Nalçik’de Moskova’dan gelen misafirlerin ve devlet erkânının ağırlandığı Nalçik sanatoryumu denilen otele yerleşmek üzere ulaştık.

Özel suit odam çoktan ayırtılmış her şey tek kelime ile mükemmeldi. O kardeşlerimle konuşurken cümle aralarında yeni Çerkezce kelimeler öğreniyordum. “Yani, ama, mesela” gibi kelimeleri burada Türkçe kullanıyorduk çünkü.

Bakan Anatoly’nin şoförü Arsen “Bayazıt bir şey hatırlatacağım, sabahleyin birileri ile konuşurken Moskova’dan gelen resmi kişiler bu otelde ağırlandığı için Rus kökenlilerde çalışıyor. Çerkezce sor. Türkçe sorarsan Ruslar sana yabancı gözüyle bakarlar. Onlar Türkleri pek sevmezler. Çerkez’ce sorarsan Çerkez’dir diyerek direk cevap verir veya Çerkez’ce anlamayan bir Rus ise, seni derhal bir Çerkez’in yanına götürecektir” dedi. Daha sonra sipariş ettiğimiz yemekler geldi hohu eşliğinde yemeklerimizi yedik bol sohbetten sonra Ahmet’le Arsen i uğurladım fakat hala yatsı namazını kılmamıştım.

Yatsı namazını kıldıktan sonra Allah’a “Yarabbi çok şükür bana bunu da gösterdin” diyerek dua etmiştim.

Sabahleyin kahvaltımı yemekhanede yerken benden sipariş alan bayan görevli ile tam Çerkezce konuştuk ve siparişimi de Çerkezce olarak almıştı. Çünkü o Türkçe bilmiyordu, bende Rusça bilmiyordum. Maalesef hayat biz kardeşleri ayırmıştı. Kimi Rus, kimi Türk, kimi Arap ve diğerlerin kültürü ve dili ile yetişiyorduk. Bu acıyı orada iliklerime kadar yaşadım.

Bayan görevlilerden dört tanesi yanıma gelerek “Misafirsiniz sanırım hoş geldiniz, memnun olduk.” (Wu hasha siguğash ohusapshi,diguapash.) dediler. Bende memnun olmuştum.

Saat dokuz buçuk sularında Bakan ve Doktor Yemuz Sultan odamın kapısını çalmışlardı. Ben kapıda onları buyur edecekken Sultan içeri bile girmeden gözyaşları ile bana sarılmıştı. O günlerde Sultan 70 yaşındaydı, ben ise çocuğu yaşındaydım. Belki yarım saat gözlerimin içine bakarak bana ahiret suali gibi çoğunu cevaplayamadığım sorular sormuştu. Ben onlara kolonya ikram etmek için Sultan a tuttuğumda şaşırmıştı. Orada o kültür yoktu.”Bu nedir? Ne yapacağım onu, siz Türk kültürünü almışsınız bile.” demişti. Gülüştük.

Sultan Kalp cerrahıydı. İlerlemiş yaşına rağmen çok dinç ve çalışkan biriydi. İki saati geçen sohbetimizde oradaki kardeşlerimizin bizlere hasret kaldığını, yarım kalan Kafkasya ya dönüşümüzü tamamlamamız gerektiğini anlamıştım.

O gün öğleden sonra aşağıda bizi bekleyen bakanın arabasıyla şehir turu yaptık. Sosruko tepesine (sosrokua uasha) müze ve bazı turistik yerlere gittik. Bakana benim ziyaret programımda bazı akraba ailelerini (sülale) de görmek istediğimi anlatmıştım. O da benim verdiğim aile isimlerini arattı ve her gün otele beni ziyarete gelen yeni akrabalarla tanışıyorduk. Çoğu zaman otel odamın kapısına sıkıştırılmış notları hala unutamıyorum.”

Bayazıt geldik seni bulamadık. İşte telefonumuz, sağlıcakla.” (Bayazıt dıkakuati wudğotakım. Mis di telefonır wuzınşaw.) Çerkezce okumak yazmak işte burada olmasa olmazmış, ne iyi olduda dilimi yazabiliyorum.” diyordum. Gelen akrabalarımızla bolca resim çekip kaset çalara seslerini alıyordum.

Ertesi gün cuma namazına gitmek istediğimi bakan Anatoly’e dediğimde yine beni rahat bırakmadı “Müftü beye söyleyeyim seni karşılasınlar, istediğin zamanı da söyle araba yollayacağım” dedi ve cumadan az önce o dönemin müftüsü sayın pshı hahsa şefik müftülük binasında arkadaşları ile beni karşıladılar.

Cuma namazını henüz şehirde cami olmadığı için kiralanan bir apartmanın iki katını kullanıyorlardı. Aynı apartmanda “İslam enstitüsü” adında gençlerimiz eğitiliyordu. Ben camide namaz vaktini bekleyen büyüklerin yanında biraz sohbet etmek istediğimi müftü beye deyince sağ olsun ortamı hazırladı. Fakat ilginçtir Çerkezler diz çökmeyi bilmedikleri için sandalyede oturuyorlardı. Samimiyetime dayanarak oralı bir büyüğümüz “Sen Türkiye’den geldin İslamiyet’i iyi biliyorsundur. Bu yanımdaki inatçı kardeşim; abdest alırken ayaklarını da yıkamazsan olmaz diyip duruyor. Böyle bir şey olur mu, ben ne sıkıntılarla buna alıştım, bide işin içine ayaklar girerse hayatta olmaz” deyince ben şaşırdım tabi. Biz abdest alırken ayaklarımızı da yıkıyoruz veya mesh denen bir uygulama var onu yapıyoruz dedim. Yanındakine “Duydun mu koca tembel?” (zexepha xomuxuj.) dedi ve hepimizi güldürdü.

O gün cuma namazı hutbesinin konusu kurban bayramı arifesi olduğu için kurbanla alakalı hutbeyi genç bir delikanlı tam Çerkezce okumuştu. Ben Çerkezce hutbeyi yeni duyuyordum ve imam kardeşimin izniyle o hutbeyi de kaydetmiştim.

Hutbeden sonra iki rekât cuma nazının farzını bitirdiğimizde yanımdaki iri yarı bir ağabeyimiz beni dürtükleyerek “ne güzel kılıyorduk niye dağıttılar bizi” dedi. Belli ki cemaatle kılmayı sevmişti. O ara caminin içinde biri ayakta hem ağlıyor hem de hohu (temenni konuşması) yapıyordu.”Benim gözyaşım acı değil, sevinç gözyaşıdır. Bakın aramızda Türkiye’den dönüş yapan kardeşimiz var, Allah bize bunları da gösterdi. Yarabbi çok şükür.” (Gua nepskım se shezğakır.guf’e nepssh.Mes tırkum nes kikija dikoşır Alıhışhuam diğalağuashi,f’ısha huzosh di tham.) diyordu.

Hem şaşırmış hem de heyecanlanmış bir şekilde diğer namazlarımızı kılmaya devam ettik. Sanırım benden bir yıl önce Kafkasya’ya giden Kayserili Abdulbaki Bey ise sahabe sevabı işliyordu. Bana çok güzel şeyler anlatmıştı. Zorluklar çekiyordu ama hala orada ve irşat konusunda fevkalade hizmetleri veriyor. Allah ondan razı olsun.

Ona ilk olarak kıbleyi sormuştum. Benim namazlarda tepedeki sorsuko’ya yöneldiğimi duyunca güldü ve “az sol tarafa dönersen tamamdır, burada çoğunun kıblesi sosrukodur maalesef.” demişti.

Ertesi gün beni Nalçik’ten gurup halinde dedelerimizin köyü Botashe’ye götüreceklerdi. Herkese haber verilmiş mahsıma bir gün önceden pişiriliyordu. Üç gün pişerse iyi olurmuş….

***

İlk Kafkasya yolculuğum” yazı dizisi devam edecek...



YAZI DİZİMİZİN RESİMLERİ İÇİN TIKLAYINIZ


[b]Yemuz Bayazıt
www. muslumancerkes. com
[/b]

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: İLK KAFKASYA YOLCULUĞUM
İletiTarih: Pts Nis 27, 2009 7:02 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь
KAFKASYA GÜNLERİM



Sabah saat 10.00 sularında iki araba ile Nalçik’ten Botashey’e gitmek üzere yola koyulduk. Tabi doktor sultanın oğlu Alihan’a ses kaydı için teyp ve fotoğraf makinesini tutuşturdum. Her kareyi çeksin diye. Nalçik şehri Rusya federasyonunda üçüncü en güzel planlı şehriymiş. Düzenli olduğu kadar hem yeşil hem de havası tertemiz.

İki beyaz otomobil ile o güzelim şehirden çıktık gidiyoruz ama ben hep soruyorum bakan ve bizimle gelen oradaki yeğenimiz shocen aslan bek’e. Sağ olsunlar hep cevaplıyorlar ama sultan bana takılmadan edemiyor;”Valla gilahstaneyde sana içki içirirler benden söylemesi” (Wey gilahstaneym wushıragafanıma wa ) diyor. (Botashey köyü gilahstaney bölgesindedir) Rusça “planovska.

Bizim yemuz aileleri Botashey köyünde elli hanenin üzerinde yaşıyormuş hala. Dedelerimizde o köyden geldikleri için gerçek köyüme gittiğime artık inanmış ve bundan sonrası ne olacak diye de hep düşünüyordum.

Terek nehrine ulaşınca araçlardan indik azgın Terek kıyısında Kafkas savaşlarından bir bölümü bana anlattılar. O eski köprü ise benim için çok anlamlı olmuştu o anlatılanlardan sonra. Kaç çerkes atlısı şehit olmuş, kaç rus öldürülmüş. Hangi adige ailelerinin atlıları nerde durduklarını bana gösteriyorlardı. Benim ise o konuda hiçbir bilgim yok, kendi atalarının tarihini bilmeme mahcubiyeti ile dinledim. Çok dramatik bir olaymış.

Botashey köyü, Terek şehrine beş dakikalık uzaklıkta ve 900 haneden oluşan bir köy. Oralara göre normal bir köy. Bizde sanırım yedi sekiz köy olur. Terek (gilahstaney) şehri rakım 650 civarında alabildiğine düz ve bitki örtüsünün çok yoğun olduğu bir bölgedir. Yeşilliğin içinden geçerken pırıl pırıl büyük Çerkes köylerini görmek beni gururlandırıyordu.

Nihayet yeşil Terek şehrini de geçtik, Murtazey köyünden geçerken oradaki adige aile isimlerinden konuşarak köyümüze ulaştık. Köydeki evler genellikle tek katlı veya dubleks. Hayvanların bakıldığı yerler ise en az 100–200 metre evden uzakta. Avlular çok geniş ve her evin güzel birer bahçesi var. Tabi ki bu durum 1917 devriminden sonra ve Stalin’in eseridir diyebiliriz. Değilse eski adige köy düzeni daha özgür, daha zengin mozaiğe sahipmiş.

1992 yılından sonra yavaş yavaş herkes oturduğu eve sahiplendiler. Birçoğu hükümete müracaat ederek ucuz yollu mülk aldılar. Genellikle erkekler bedenen çalışmayı sevmiyorlardı.”neden bu güzelim arazileri siz ekmiyorsunuz” dediğimde “Kim uğraşacak ekim, dikim, hasat, uzun iş onlar” diyorlar. Demek ki sistem onları tembelleştirmiş. Bakan Anatoly’nin babası o zaman hayatta idi. Bizimkiler ve köyden birçok akraba orada bizi bekliyordu. Avludaki adige düğününü durdurdular bizde araçlardan inerken bide ne göreyim, o yaşlı amcalar dâhil bay bayan bütün herkes mızıka eşliğinde bize doğru geliyor. Belki 45–50 kişilerdi. Ben heyecanlandım tabi. Türkiye adige gençleri o yaştaki insanlarla konuşmaya alışmamıştı. Dili ise tam bilemem diye de endişem vardı. Koca demir kapı açıktı zaten içeri girince kucaklaşmalarımız başladı. O yaşlı amcalarım “Vatanına ayakbastın hayırlara vesile olur inşallah diyerekten bana sarılıyorlardı. Kiminde adige kalpağı, kiminde fötr şapka vardı. İçimden “Keşke bir büyüğümüzü de getirseydim” dedim ama artık iş başa düşmüştü.

Mızıka sesi ile içeri kadar geçtik. Bir kuş sütü eksik olan padişah sofrası bize kurulmuştu. Halive,lakum vs. tanıdığım tanımadığım bir çok adige yemeği vardı sofrada. Yaşlıların arasına oturdum 3–4 protokol masası doldu fakat kapıda gençler, bayanlar çok kişi beni izliyor ve hala bekliyorlardı. Yanımdaki Sultan amcaya “Neden herkes sessizleşti.” dedim.” Senin konuşma yapman lazım, onu bekliyorlar” dedi. Artık Türkçe karıştırmamaya özenerek Türkiye deki yemuzlerin selamını ilettim, ana vatanıma gelmiş olmamın bana verdiği mutluluğu ifade ettim. Oradakilerin gözlerinden gerçek kardeşliği okuduğumu filan bahsettim. “75 yıldır kapılarınız dünyaya ve bizlere kapalı idi, birbirimizi bilemeden yaşadık, artık kapılar açıldı. Bundan sonra birbirimize daha sıkı sıkıya bağlanmalıyız” dedim. Benden sonra Bakanın babası Yemuz Üzeyir bana teşekkür edip, sonra kısa bir hoş geldin konuşması yaptı ve yemeğe başladık. Gençlerde düğüne devam ediyordu dışarıda.

Yemekte onlar çok yavaştır. Sanki hiç işleri güçleri yok. Bizdeki gibi çek senet derdi de yok. Millet hakikaten rahat. İki sohbet bir lokma devam ederken ben bu güzel topluluğu kaçırmayayım dedim ve çantamdaki bizim Diyanet İşleri Başkanlığı baskısı cep Kuranı kerimlerini takdim etmeye başladım. 20–25 adet oluyordu. Büyüklere birer birer verirken, bayanlar rica etti “dade yeptu yiciri ze suret ftethinut (dedeye verirken bir poz daha alacaktık, bir daha uzatır mısın Kuranı Kerim’i)” dediler. Bu arada Yemuz Hasan “Vallahi kardeşim sen bu Kuranı Kerimlerle iki yıl önce gelseydin şu anda hapishaneyi boylamıştın” dedi. Herkes gülüştü ama ben acı acı düşünmüştüm. Gerçektende derhal tutuklanırmışız. “İslamiyet’e biz bu kardeşlerimizden önce kavuştuk, acaba biz şanslı değil miyiz” dedim.

O gün saat 12.00 gibi yemeğe başlamıştık, saat 16-.00 ya doğru yemeğimiz bitti. Tabi aralar veriyoruz. Dışarıya gençler beni davet ediyor düğünde oynatıyorlar. Döndüğümüzde sofra yenilenmiş bambaşka bir şeyler oluyordu menüde. Bizim parayı, yaşam şartlarını ve Çerkeslerin Türkiye’deki durumlarını sıkça paylaşıyoruz. Bol bol resim çekiliyoruz. Ben tabi izin alarak nenelerle bayanlarla da sohbet ediyordum. Herkese ufak tefek hediyelerimi dağıtıyordum. Hele bayanlar müthiş ilgili ve hepsi fakülte mezunu. Avluda 4–5 yaşlarındaki çocukların Çerkesce konuşmaları ise bende hayranlık uyandırıyor. Meğer dilimizi bilen bizler, Türkiye de güzel dilimizi katletmişiz. Orada ne güzel konuşuluyor. Konuşurlarken J sesi yoğunmuş, C sesi yine öyle. Bizde Türkçe konuşuyormuşuz gibi sert vurgulu bir adigece var. Meğer yumuşak ve asalet kokan dilimize ben nerdeyse âşık olmuştum o gün…

***

Yazı dizisi devam edecek...


YAZI DİZİMİZİN YENİ RESİMLERİ İÇİN TIKLAYINIZ

Yemuz Bayazıt
www. muslumancerkes. com

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: İLK KAFKASYA YOLCULUĞUM
İletiTarih: Pts Nis 27, 2009 7:07 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь
KAFKASYA GÜNLERİM

Botashey’deki toplantımızı akşamleyin bitirmek zorundaydık, çünkü Terek’te Bakanın kız kardeşi Lena akşam yemeğine bizi bekliyordu. Çok samimi bir hava içinde herkesle vedalaşıp Botasheyden ayrılıp Terek şehrine geldik.



Lena’nın beyi diş doktoruydu. Evi de dubleksti yeni yaptırmıştı. Belli ki paraya para demiyordu. Evin ikinci katına çıkarken orta duvarda çok büyük yağlı boya ile yapılmış muazzam bir Uashamahua (Elburuz) resmi vardı.



O kardeşlerimiz orada yaşadıkları halde en az bizim kadar Uashamahua ve islamey meraklısıydı. Demek ki bütün Kafkasyalıların müzik parolası islamey, Arma veya resim olarakta Uashamahuadır.



Ev sahipleri (bısım) bizi fevkalade ağırladılar o akşam. Benim eşimin Ailesi olan Gubır sülalesine de haber yollanmıştı, onlarda o akşam beni ziyarete geldiler.



İlginç olan oradaki Gubırler de bana enişte muamelesi yaptılar. Hâlbuki Türkiye deki gubırler ile hiç görüşmediler ve konuşmadıkları halde. Bizim geleneklerimiz ne kadar asil ki, orada bile o saygı ve güzellikleri hep beraber yaşadık.



Tabii ki o akşam muhabbetimizde bakan ve üst düzey insanlarda olunca Kafkasya ya gidiş gelişlerin sıkılaştırılması, evlenmelerin faydalı olacağı, iş ortaklıklarının milletimiz için çok gerekli olduğunu sıkça işledik.



Kafkasya dışında yaşayanların çifte vatandaşlığa müracaat etmelerinin Çerkezlerin birliği için kaçınılmaz olduğu da vurgulandı.



Ev sahibi Lena abla birkaç gün daha beni orada ağırlamak isteğini kabul edemedik. Çünkü Bir gün sonra Uasha mahua ve mavi göllere gezmeye gidecektik. Gece saat 03.00 sıralarında Nalçiğe döndük.



O dönemlerde bazı giriş çıkışlardaki polis aramalarında Rus olanlar bizden genellikle sigara ikram etmemizi isterlerdi. Adige polisler ise gerçekten daha asil ve saygılı olarak yardımcı oluyorlardı.



Bir defasında önemli bir caddede trafik kontrolünde şoföre ceza yazdıklarına şahit oldum. İlgimi çeken, ikisi de Adige olmalarıydı ve polis resmen olarak cezayı kesti. Ben, “Yahu Türkiye de bize bir Adige polis ceza yazmaz. Eğer mecbur kalırsa on kere özür diler. Birbirimizi tanımasak ta Çerkez olduğumuzu anlasın yeter.” dedim. Gülüştüler tabi “O zaman biz kimseye ceza yazamayız.” dedi polis olan arkadaş. “Siz gurbete düştünüz bizden daha birbirinize bağlısınız ayrıca burada hemen herkes Adigedir. Kurallara uymayan cezayı hak eder.” dedi.



Türkiye’den gidipte “Ben Adigeceyi iyi biliyorum.” desende takıldığımız çok ilginç olaylar oluyordu. Mesela pazarda, Kodzokua Ahmet’e “Pazarda alışverişime karışma, ben rakamları bile tam Adigece söylemeye çalışıyorum. Sıkışırsam destek ver.” dedim. Üçlü beşli rakamlarda zorlansam da yapabilmiştim ama havuç un adını bilememiştim o gün.



Benim Türkiyeli bir Adige olduğumu bilen orda ki kardeşlerimizin ilk sordukları soru ise “Türkiye’de nasıl yaşıyorsunuz, hayatınızı nasıl idame ettiriyorsunuz?” idi. Sanki beş on yıllık Türkiye’ye gelmişiz gibi. Onlar bizi hala dün gittiniz hadi geri gelin zihniyeti ile görüyorlar. Tabii ki 150 yıla yakın bir zaman çok şeyimizi değiştirdi. Tarihimizi bilemediğimiz gibi, Dönüş olayında herkesin bakışı uymayabiliyor. Burada ise Türkiye cumhuriyetini kurmuşuz. İkinci bir vatanımız olmuş. Çanakkale de şehitlerimiz yatıyor. Bu ülke bizden fazla kimsenin olamaz. Kafkasya ise kalbimizin tam ortasında yanan bir alevdir. İnşallah gençlerimiz bu duyarlılıkla ilerideki aydınlık günlere kavuşmamız için canı gönülden çalışırlar.



O yıllarda Sovyetler birliği henüz dağılmış, demokratikleşme sürecine geçilmişti ama alt yapısı hazırlanmadan o duruma düşen her ufak cumhuriyet gibi Kabardey Balkar cumhuriyeti de sıkıntılar ile boğuşuyordu. En bariz örneğini biz oraya gidenler yaşıyorduk. Sanki dolar milyoneri gibi ne kadar harcasak ta paramız bitmiyordu. Mesela o günlerde K.Maraş ta merkezi yerdeki lokantada bir çorba parası ile Nalçik’te bir gün bir gece otelde kalabiliyorduk. Hem de en lüks otellerde. Belediye otobüsleri ve şehirdeki ankesörlü telefonlar ise bedava idi. Utanmazsan 24 saat konuş.



Aynı yıl Eylül ayında ikinci gidişimde belediye otobüsleri para alıyordu. Bende üç beş bilet alayım diye verdiğim paraya 125 (yüz yirmi beş) adet bilet vermişlerdi. Ben şaşırmıştım. Oradaki bazı uyanık kabardeyler bana takıldı ve gülerek,”İnşallah hep burada kalacaksın kardeşim.” dediler.



Orada Belediye otobüsleri ve dolmuşlardaki muhabbet ise bir başka idi. “Durakta inecek var.” olayını Adigece olarak ilk orada duydum ve çok sevmiştim.



Nalçik nüfus müdürlüğüne çocuklarım ve kendimi kaydettirirken ilginç bir olaya şahit oldum. Memure bayana “Neden Tarakçı soyadımı parantez içine yazdınız.” dediğimde, güldü ve “Bize senin Adigece Aile ismin (Soyadın) olan Yemuz lazım, siz orada (Türkiye’de) aile adınızı değiştirdiniz, onu da madem evraklarında yazıyor diye paranteze aldım.” demişti.



Çarşıda gezerken Adigece dükkân isimleri ve resmi kişilerinde Adigece selamlaşmaları da çok güzeldi. Hep Adigece kitaplar, dergiler ve Kasetçalarlar arıyordum. Bol miktarda getirmiştim. Bugünkü CD ve DVD o yıllarda yoktu tabi. VHS videolar ise zor bulunuyordu.



Sholşentsıku Ali caddesinde gezerken düğün salonundan çıkan düğün alayı ise hiç unutamayacağım bir görüntüydü. Caddenin ortasında Adige düğününü görünce tabii ki millete karıştık. Rus kültürü ile karışık bir düğün idi. Hem salon, hem de Adige düğünü. Konvoy düzüldü baştaki thamade genç yüksek sesle konvoya seslendi “Sosrukuko tepesine gidiyoruz devam.” (Sosrukua uasha dokua fıneja) diyordu.



Sosrukua tepesinde ise Nalçik şehrine hâkim Büyük Adige savaşçı heykelinin içi modern lokanta olarak inşa edildi. Orası mükemmel bir mesire yeridir. Yemyeşil park ve eğlence yerine teleferik ile de çıkılıyor.



Genç kızlar ve erkeklerde ise buraya benzemeyen en önemli özellikleri, sanki herkes yıllardan beri aynı ailede yaşamış gibi samimi olmalarıydı. Kavga ederken bile o yakın duruşu görebiliyorsun. Demek ki kültür yoğun olarak yaşanırsa ona uyarken o yakınlık esas oluveriyor.



Yaşlılar ile gençler düğünde, cenazede ve her yerde beraberler. Bizdeki gibi uçurum yok. En yaşlıya şaka ile onların dediğini biz burada desek, büyüklerimiz herhalde bizi evden kovarlar.



Not: Yazı dizimizin önceki bölümleri için Buraya, resimler için BurayaTıklayınız

Yemuz Bayazıt

www.muslumancerkes.com

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: İLK KAFKASYA YOLCULUĞUM
İletiTarih: Pts May 25, 2009 8:46 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь
KAFKASYA’DA Kİ SON GÜNLERİM



Kafkasya da kaldığım diğer günlerde beni bir gün Uashamahua (Elbrus),bir gün gual shuanta (mavi göller) gibi çeşitli güzellikleri olan yerlere götürdüler. Orada tabiatın güzelliği ise anlatılamayacak kadar mükemmeldi. Hemen hemen her akşam bir akrabamızın evine davetli idim. O davetlerde bazen Kafkasya da yaşayan diğer hemşerilerimizi de benimle beraber oturması, tanıması için davet ediyorlardı. Ben gerçekten güzel insanlarla tanışıyordum. Bunu en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyordum.



Nalçik’de her yıl 21 Mayıs yas günlerinin kutlandığı meydana ilk gittiğimde düşüncelerim allak bullak olmuştu. Bizimkiler çok görkemli olarak andıkları o yas gününü, Ruslar zafer günü olarak mı kutlamalıydı? Öyle ya onlar Kafkas savaşlarını kazanmamışlar mıydı? Zira Kafkasya cumhuriyetlerinde çok fazla Rus nüfus yaşıyor hala. O cennet vatanı biz iki üç kuşak geride olduğumuz halde o kadar seviyoruz, peki orayı isteyerek hangi dedemiz terk etti? Bu mümkün değil. Oradaki ince çizgiyi anlamak sanırım gençlerimize düşüyor.



Cenaze adetleri ilginçtir nerdeyse beş vakit namaz kılınan bir ülkedeymiş gibi ciddi katılımların olduğunu gördüm. Gerçekten yas tutma adetleri de mükemmeldi. Cenazesine bu kadar değer veren bizden başka bir millet sanırım yoktur.



Bana cenaze ile ilgili akrabam yemuz volodya ilginç bir anı yaşattı. Akşamleyin neden geç geldiğini sorduğumda bir taziyeye gittiğini ama benden ders alacağını söyledi. Kendisinin benden 15 yaş büyük olduğunu hatırlattıysam da aldırmadı,”Bu yaşıma geldim, saçlarım ak, hala Fatiha suresini ve Allahumma rabbenayı bilmiyorum, ben thamade oluyorum çok yerde ama mahcubum, bana bu ikisini yaz, ne yaparsan yap öğret” dedi. Peki dedim, siz cenaze evine gittiğinizde önce ne yapıyorsunuz? “Valla imam –Âmin jıfa.(Âmin deyin) diyor, bizde Âmin Âmin Âmin deyip duruyoruz. Fatihabj deyince de Fatiha Fatiha Fatiha’ diyoruz” dedi.



Nihayet volodya abiye o iki dua ve sureyi öğrettim. Zaten kril ile Arapçayı yazmak okumak latinden çok daha iyiymiş. Çünkü Arap alfabesindeki sesler adıgecede olduğu için kolayca ezberledi.

Üniversite gençliği ise her şeye rağmen gurur vericiydi. Nalçik şehri başkent ve çok milletin uğrak yeri olmasına rağmen çarşıda o gencecik insanların orijinal adigece konuştuklarını, şakalaştıklarını duyunca insan, eyvah ben nasıl yapmalıyım diye birçok soru işareti ile kafası karışıyor doğrusu.



Bu yazı dizisinde anlatılanların çoğunluğu özlem ve güzellikler olmasına rağmen o yıl Çeçenistan’ın işgal edildiği yıldı maalesef. Benim oraya ilk gidişime de rastlamıştı. Hemen herkes Çeçenistan’ı konuşuyor, azda olsa endişelendiklerini hissediyordum. Nihayet Türkiye ye döneceğim son günlerde Çeçenistan’a ilk uçak müdahalesi yapılmış ve TV’ler yayınlarını keserek o haberi veriyorlardı. İnsanlara sürprizdi, kimse direk müdahale beklemiyordu. Farklı görüşler olmasına rağmen genelde Çeçen kardeşlerimize destek vardı.



Çeçenistan’ın işgali hızlandıkça benim gibi orada kalanlar çabucak dönmemiz gerekliydi. Rusya bu, hiç belli olmaz hava alanlarını kapatır kalırdık. Ben mücadele edeceğim, işte vatanı korumak bana da düştü diyesim olmasına rağmen o düşüncelere ancak gülünürdü. Dünyanın çekindiği Sovyet Rusya’nın kızıl ordusu Çeçenistan’a girerken biz Minvodi havaalanına geliyorduk. ”Bakın bütün bunlar Çeçenistan’a gidiyor.” dedikleri dünyanın en gelişmiş zırhlı birliklerinin geçmesini belki iki saat beklemiştik. Bende sadece Çeçen kardeşlerimiz için kalben dua etmiştim.



Nihayet ilk Kafkasya gidişimi noktalıyordum. Kafamda bin bir düşünce olmasına rağmen çok mutluydum. Çok sayıda kitap, dergi, alfabe, resimler videolarla dönüyordum. Akrabalarımın ayrı ayrı bana verdikleri hediyeler ise baş döndürücü değerlerde idi. Bir akrabamda içki içmediğimi bildiği halde bana en modern içkilerden 4 şişe içki hediye etmişti “Bayazıt yefe zıguaram tığa huapshınsh” (Bayazıt içen birine hediye edersin) demişti.



Bu günlerde ise Kafkasya da çok şeyin değiştiğini, olumlu anlamda güzel gelişmelerin yaşandığına şahit oluyoruz.



Temennimiz gençlerimizin güzelim dilimize sahip çıkıp, gerçekten Çerkezce düşünerek bu davaya samimi katılımlarını beklemektir.



Kafkasya yazı dizimi sabırla okuyanlara tekrar teşekkür ediyor, bugünkü kafkasyayı birilerinin daha akıcı, daha güzel bir dil ile anlatmalarını diliyorum.

Yemuz Bayazıt

www.muslumancerkes.com

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 6 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  

Cerkez Muzikleri - Kafkasya - Cerkez - Google - Cerkez isimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Circassain - Cerkes.Net - Adigece Sozluk - Video - Sohbet - Cerkez Tavugu

Haberler Haberler Site haritası Site haritası SitemapIndex SitemapIndex RSS besleme RSS besleme Kanal listesi Kanal listesi
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
[ Time : 0.416s | 11 Queries | GZIP : On ]


Sitemizin hicbir kurum ve kurulusla iliskisi bulunmamaktadir.