İDEALİSTLERİMİZİN HAZİN SONUAcaba, toplum olarak bizler kadar fazla idealist gence sahip olan bir toplum daha var mıdır? 17-18 yaşlarındaki gençlerimizin arasında çok daha fazla rastlanır idealistlerimize...
Tek dertleri biran önce büyümek, ekonomik özgürlüğünü eline aldıktan sonra sosyal bir mevki sahibi olmak ve toplumu için çalışmaktır bu gençlerimizin... O yaşlarda Kafkasyalılık adına oluşturulan her oluşumu destekler ve arkadaşları sözde! Yaşlarının keyfini çıkartırken bizim gencimiz tarihi ve kültürü ile alakalı kitapların peşine düşer...
Bir yaşlı yâda bilgisi olduğuna inandığı bir insan görse onu soru yağmuruna tutarak, acaba bundan da bir şeyler kazanabilir miyim düşüncesi onu alır götürür... Bu ısrarlı tutumu bazen çevresindekilerin bıkkınlığına bazense alaylarına sebep olsa dahi, idealist Kafkasyalı asla buna kulak asmaz... Bir kelimede olsa öğrenmenin mutluluğu ile hayatına devam eder...
Bu aşırı ilgi ve alakası bazen derslerinde olumsuzluklara sebep olup ailesi ile arasını açsa da gencimiz idealleri için derslerine sıkı sıkı sarılır “aman ailem ideallerim için bana söz söylemesin” diyerekten çalışır...
Üniversite yıllarında yeni insanlar ve yeni fikirler ile tanışınca düşüncelerinin iskeleti sağlam kalır... Fakat bu düşünceleri uygulama yollarında değişikler yapabilir...
İdealist gencimizin çıktığı yol kutsal bir yoldur... Zordur ve çetindir... Fakat yolun sonuna varıla bilinilirse eğer, bu işten en karlı çıkan bizim idealist gencimizdir...
Her sonu güzel yola çıkanlarda olduğu gibi bizim idealist gencimizin de karşısına Allah birçok imtihanlar çıkarır... Zira dertler ve sıkıntılar ile terbiye edilmeyen idealist terakki edemez ve terakki edemeden bu zor yolda gidemez...
Kimi zaman bu gencimizin karşısına sözde güzel ortamlar çıkar... Ve bu güzel ortamlarda âşık olunabilecek birçok karşı cinsten birey... Genelde idealistlerimizin üniversite yıllarından sonra geçmeleri gereken ilk imtihan budur... Karşı cinsi elde edebilmek için harcadığı enerji onu ideallerinden mahrum edebilir... Artık gece yastığa başını koyduğu zaman aklına idealleri değil karşı cinsten âşık olduğu insan gelir...
Ve karşı cinsten birde karşılık bulmuş ise bizim idealistimiz artık önünde iki seçenek vardır... Ya işten eve, evden işe rutin bir hayat ya da idealleri...
İdealistlerimizin ilk elemesi bu imtihan ile olur... Artık eleğin üzerinde kalanlar idealleri yolunda yola devam ederken, elekten geçenler yeni bir yolda geçmişlerini hatırlamak istemeden, savunma mekanizmalarının kölesi olarak yollarına devam ederler...
İdealistimizin ikinci imtihanı karşılaştığı ideolojilerdir... En başta bu ideolojileri ideallerine hizmet etmek ve ideallerini uygulama yolunda yollar aramak amacı ile araştırır idealistlerimiz... Bu durumda onları bekleyen en büyük tehlike karşılaştığı ilk ideolojinin kurbanı olmaktır... Ve ideolojilerin başka ideolojilerin fikirlerine karşı düşmanlığından etkilenmek ve dar görüşlü olmak... Araştırdığı ideolojiden idealleri uğruna istifade etmek yerine o ideolojinin hizmetçisi ve dogmatik savunucusu olmak...
Kafkasya ve Kafkasyalılık idealini kaybedip, araştırdığı ideoloji eğer gerçekleştirilirse Kafkasya’nın da mutluluğunu sağlayacağını düşünerekten ideolojisinin kölesi olmak... Ve bu yolda kendi soydaşlarını bile yok sayabilmek....
Toplumumuzun 40-50 yaş arası bireylerinde en fazla bu tarz idealistimize rastlanır... 70-80 lerin sıcak havasını solumuş bu idealistlerimizin pişmanlık öykülerine bolca rastlanır... Harcandıklarının ve kullanıldıklarının farkına geçte olsa varmışlardır ama nafile...
İdealistlerimizin önündeki büyük engellerden biriside teferruat karmaşasıdır... Pratikten ziyade teori ile kendini geliştirmeye çalışan idealistlerimiz seneler boyu akıntıya kürek çekmekle uğraşırlar... Seneler boyunca “kime Çerkes denir?” “dönüşümüyüz yoksa kalışçımı?” “ anavatanımız Kafkasya’mı, Anadolu mu?” “Adige miyiz yoksa Çerkes mi?” gibi söylemlerle en verimli yıllarını heba ederler... Bu kavramlar ile uğraşmanın Kafkasya ve Kafkasyalılığa pek bir faydası olmadığını idrak ettiklerinde ise genelde bitik durumda olurlar...
Günümüz idealistlerinin en büyük sorunu bu olsa gerek... Zira site forumları ve forumlardaki gereksiz tartışmalar bunun en somut örneğidir...
Bu durumda idealistlerimizin yapması gereken en faydalı yaklaşım şu olsa gerektir...” kendilerini teorik olarak geliştirmenin yanında pratikteki tecrübelerini de görmezden gelmemeli ve kavramlar konusunda, idealleri doğrultusunda faydacı bir yaklaşım izlemek...”
Fikir olarak olgunlaşmış idealistlerimizin bir sorunu da fikirlerini özgürce ifade edememek olsa gerek... Aklın başta değil yaşta olduğu fikrine sahip bir toplumda ve bunun böyle olmakla birlikte asla böyle olduğu kabul edilmeyen bir toplumda fikir ifadesi oldukça riskli bir iştir idealistlerimiz için...
Birçok idealistimiz aslında doğru bulmadığı bir görüşe “wu mıguşa bo haynap” sözünü işitmemek için boyun eğer... Yine aynı sözü duymamak için ifade edemediği fikrinin isabetliliğini anlatamaz...
Böyle bir durumda idealistimizin yapması gereken sanırım şu olsa gerek... Zaten kanında bol bulunan asilik duygusundan istifade edebilmek, inanmadığı ve ikna edilmediği fikirlere hizmet etmemek... Bunun yanında kendi doğrusunu, başka bir doğru sahibi ikna metodu ile çürütmediği sürece kendi doğrusunun peşinde tek başına da olsa gidebilmeyi göze almak...
İdealistlerimizin hazin sonlarını ve hazin sonlara sebep olan olayları anlatmak sanırım bir yazı değil kitap konusu... Yazı uzunluğundan dolayı okuyucuyu sıkmak korkusu beni burada durdurdu...
Rabbim sen bizlere ideallerimizi unutturma... Ve hayatımızda kararlar alırken ideallerimizi ön plana alabilecek irade ve güç ver... Ve bu güce sahip gençler... gençler ki Düzceli Neğuç Yusuf Suat gibi....
Tahsin Kılıç
www.muslumancerkes.com