Çerkeslerin Anasayfası

Çerkeslerin Anasayfası

Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
Sistem saati: Cum May 25, 2012 3:14 pm


Anasayfa  |   Kayit Ol  |   Sohbet  |   Cerkes Muzik  |   CerkesBuL  |   Sozluk  |   Linkler  |   Kiril  |   Basinda Cerkesler  |   Sitene Ekle  |   iletisim  |  

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 3 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: ÇERKES SORUNU VE BİR ÇERKES DELİKLANLISI
İletiTarih: Cum Haz 20, 2008 1:05 pm 
Çevrimdışı
Site Admin
Site Admin
PauKaF

Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
İleti: 20090
Konum: MUDAREY-Гъубжь
ÇERKESLİK SORUNU VE BİR ÇERKES DELİKANLISI
Yabğeko A.
Yamçı Dergisi, Mayıs 1977-Şubat 1978, s.489


1969 yılında Türkiye'ye gelerek, Yalova'daki Dağıstanlı Güney köyünü gezen ''Benim Dağıstan'ım''ın yazarı ünlü ozan Rasul HAMZAT, biz muhacirlerle ilgili izlenimlerini yazarken şöyle başlıyor söze:

Yolunu şaşıran balıkçılar, atını yitiren biniciler, vatanını terk edenler! Yaşantınız nicedir?


Yolunu şaşıranlardır ancak, vatanını terekedenler ve bizi en güzel tarif eden yine bir anavatan şairi oluyor.

Ey dağlı ağacından kopan
Buralara düşen eski dal
Seni sulayan hangi su?
Vatan vatan dedikçe
Yüreğiniz nasıl, kalbiniz nice?
Yaşantımızı, bizi sulayan suyu ve kalbimizi soruyor.

Dağılmış bir milletin, günlük yaşam kavgasına dalmış, asimile olmaya mahkum bir görünüm içersinde yaşantımız.

Bizi bir vatan suyu sulamadığı için, güç birliğinden yoksun, içerisinde yaşadığımız ülkelerin çeşitli eğitimleriyle sulanan bir yaşantımız var.

113 yıldır uyuyan Çerkes toplumunu uyandırmak için, Vatan, vatan diye kalpleri atanlar da var ve onların çıkartmaya çalıştıkları mütevazi yayınlar. Kimimiz o düşünceyi pek ilkel bulup yardımım esirger, çoğumuz böyle bir sorundan habersiz, umursamaz. Bir kısım, durumlarımız sarsılmasın diyenler ise: ''Yayınlamış olduğunuz yazıların bazılarında kasıtlı yalanlar ve bölücü, yıkıcı cümleler görülmektedir'' diye olanca hareketlerini yığdırıp sabote etmekten geri kalmazlar.

Biz muhacirleri bir tek kaynak sulasa, kendi suyumuz sulasa böyle çelişik ideallerin insanı olmazdık. Bir muhaceret şairi olan Hapae, bu durumu mısralarına şöyle döküyor:

Sen cümle halkların özgürlük militanı
Kendi halkından başka
Herkesi düşünürsün
Sen yok olma hürriyeti ile hürsün.


Bu gibi yazıları bölücülükle itham edenlerle ve vatan diyenlerle karşılaşan Dağıstan milli şairi bizim için neler düşünüyor:

''Dağıstan bina edilirken yerine uymayan taşlar, rüzgarın ağaçtan kopardığı yapraklar, pandura (telli bir halk enstrümanı) uygun düşmeyen teller, iyi Dağıstanlı olmak istidadında olanlar, bu imkanlardan yararlanmamış olanlarla epey görüşmemiz, konuşmamız oldu...

Bunlar bana Dağıstan oyunlarını oynadılar. Fakat çaldıkları davul başkalarına aitti. Bunlar bizim ekibe alınabilirlerdi. Fakat bunlar bir buçuk milyonluk Dağıstan arasında sayılmazlar.'' (Kuzey Kafkasya Dergisi s. 36, sy. 1-2).

Nart Savsur'un Yamçı'nın beşinci sayısında : ''İçinde bulunulan blokların çıkarları doğrultusunda şartlandırılan kuşaklar için Sovyet Rusya bir öcü gibi gösterilmiştir'' şeklindeki yazısını eleştiren bir Kafkas Derneği'nin idare heyeti üyesi: ''Anti-konıünist propagandayı benimsemiyorsunuz. O zaman komünizmin övülmesi mi gerekirdi'' diyor.

Bir asırdan beri yayınladığımız kitap ve mecmualarda -Kafkasya Kültürel Dergi ve Kamçı gazetesi hariç- geriye dönük, maziyle övünen yayınlarda bulunduk. Türkiye'de, Arap ülkelerinde, Almanya ve Varşova'da son yarım asırdır yaptığımız yayınlarda, devrin politikasına veya Avrupa'da yardım görülen yabancı devletlerin politikalarına uygun komünist düşmanlığım işledik. Kafkasya'dan göçü, komünizme bağlayanlarımız bile oldu. Bütün bu propagandalar bize ne getirdi? Bizi anavatandaki soydaşlarımız -o tip yayınlarda bulundukça- bakın hangi gözle görüyor:

''Türkiye'deki bazı milliyetçiler vaktiyle Kafkasya'dan çıkanlarla birlikte komünizm aleyhinde faaliyetlerini yoğunlaştırmak amacıyla,...'' diyerek devam ediyor yazısına, Dağıstan Devlet Üniversitesi Felsefe Kürsüsü Profesörü M. Abdullayef. (Kuzey Kafkasya Dergisi, s. 40, sy.2)

Vatanı olmayan uluslar ayakta kalamazlar. Bizim yok olmamız için kendi öz toprağımızda toplu yaşamamız gerekir. Bizim muhacerette yaşadığımız ülke adedi pek çok. Biz bu ülkelerde bugüne dek eriyerek dilimizden ve harslarımızdan uzaklaşmışız. Bundan sonra da bu karışım ve koşullar, yok oluşumuzu getirecektir. Kurtuluşumuz, bir halk olarak onurla varlığımızı devam ettirebilmemiz, vatanımıza dönerek oradakilerle bütünleşmekle mümkün.

Kafkasya'nın tamamen boşaltılmamış olması, toparlanabilmemiz bakımından büyük bir avantaj. Oradakilerin birer özerk cumhuriyet kurabilmelerini de, rejimlerinin bir mahsulü olarak görmeliyiz. Oradakilerin ifadesiyle şimdiki rejimde rahat etmişler. Çarlık rejimi devam etseydi, ne onlar o hakları alabilir, ne de bizde bu umutlar uyanırdı. Hal böyle iken ve varlığımızı sürdü­rebilmek için dönmeliyiz derken, eskisi gibi durmadan onların idare sistemlerini kötülemekle elimize ne geçecek?

Rejimler zamanla değişir. Değişmeyen ise anayurdunda oturan halklardır. Halk bütünlüğünü korur ve dağılmazsa varlığını sürdürebilir.

Dedelerimiz vaktiyle bir hata yaparak ülkelerini terk etmişler ve bu göç yarım asır boyunca devam etmiş. Bilhassa Batı Kafkasya tamamen boşaltılmış. Terk edenlerin çocukları ise gittikleri ülkelerde bu dağınıklık ve çözülüşleri ile bugünkü erime süreci içinde, çok geçmeden, bir hatıra bile bırakmadan yok olup gidecekler. Yamçı dergisinin çıkmasına neden, işte bu sebepler ve halkın geleceğini hazırlamaya katkıydı.

''Çerkes Toplumu Üzerine Notlar'' ve ''Hedefte Birleşen Yollar'' isimli hikaye yukarıdaki temayı işlemek için kaleme alınmıştı.

Eğer Sivaslı bir Çerkes delikanlısının dediği gibi sol ve komünizmi öven yazılar olsaydı, dergi çoktan kapatılırdı. Ayrıca Nart Savsur 6. sayıda: ''Ne halklara özgürlük sloganı, ne de Altaylardan Tuna'ya kadar Turan tekerlemesi bizim için bir çözüm yoludur, ilk bakışta cazip gelse dahi derinlemesine bir inceleme her iki yaklaşımın ütopik olduğunu gösterir. Başkalarının toprağındaki bir özgürlükte benim gözüm yok'' demesi dahi düşüncelerimizi apaçık ortaya koymaktadır.

Bir asır boyunca meselelerimize derinlemesine inilmemesi, Yamçı gibi ulusal amaçlı bir dergiyi bile pek çoğumuza yadırgatmıştır. Onlardan birisi olan Emir Marşan, Sivas'tan gönderdiği bir mektupta, tecavüzkar ifadeleri sık sık kullanmış. Beşinci sayıdaki Uzunyayla ile ilgili yazıyı eleştirip (!) ''Uzunyayla köyleri Türkiye'nin Cennet'idir.'' diyerek Uzunyayla köylerinin iyi taraflarını anlatmaya çalışmış.

Köylerinde, sadece ilkokullarının çatısında kiremidi olan, içme suyunu kuyulardan temin eden, sulanır arazileri ve yeşilliği neredeyse hiç bulunmayan bu köylerin neresi Cennet'tir? Okuma-yazma oranı çok düşük, üniversite öğrenimi görmüş çocukları pek az olan bir yöreden daha geri kalmış bir bölge olur mu? Ankara'nın Dikmen ve Akdere'sinde, Kayseri ve İstanbul'da gecekondu mahallerinin Uzunyayla Çerkeslerince oluşturulmasının sebebini, Hatko Guşan tenkide uğrayan yazısının sonunda çok güzel ifade etmiş:

'Şehir ve ekmek... Yoksulluktan yok oluşa gidiştir bu, muhacerette...''

Bidanıko'nun Kafkasya gezisi izlenimlerini bir propaganda aracı olarak gören ve orayı, oradaki rejimin övüldüğünü sananlar var. Ancak hiçbirisi, o olduğu gibi gösterilen durumları sayın Marşan gibi müstehzi bir ifadeyle karakterize etmemişti. İlk tahsillerini kendi ana dilleriyle yapıp bir edebiyat yarattıklarını, oradan gelen alfabe ve kitapları görerek, gelişen fevkalade musikiyi plaklarını dinleyerek ikna olanlarımız, gerçeği kavrayanlarımız pek çok. Kendi kendilerini idare ettiklerini, geçim derdi diye, sağlık derdi diye, öğrenim derdi diye bir problemlerinin kalmadığını bu devirde bilmeyen kalmadı.

Asırlık bir ihmalin, halkımızı kendi benliğinden uzaklaştırışını, Almanya'ya çalışmaya giden hemşehrilerimizden dinlemiştim. Her ülkeden gelen Çerkesler Münih'te bir dernek kurmak istemişler. Türkiye'den gidenler, ''Türk Kafkas'' ismini derneğe vermek isteyince, Arap memleketlerinden gelenlerin itirazlarıyla karşılaşmışlar. Onlar, ''Türk olmadıklarını, o isimdeki bir derneğe gelemeyeceklerini, kendilerinin kuracağı ''Arap Kafkas'' derneğini bizimkilerin benimseyip benimsemeyeceklerini'' sormuşlar. Neticede sadece Kafkas ismiyle derneklerini kurmaya karar vermişler. Bizim kan birliğimizin mevcut olduğunu iddia edenler, kaderin başka başka ülkelerde yerleştirdiği Çerkesleri nasıl inandıracaklar bu kan bağına?

Kraldan çok kralcı olanlarımıza Hapae şöyle sesleniyor:
Sen Balkan şehirlerinde asker
Gün olur aklın eser
Kendininki dursun varsın
Türk dilini arıtırsın.


Orijinlerini tanıyamamışlar için Ziya Gökalp şöyle der: ''İnsan milliyetini cehaletle tanıyamamışken, sonradan, taharri ve tahkik vasıtasıyla keşfedebilir. Fakat, bir fırkaya girer gibi, sırf iradesiyle şu yahut bu millete intisap edemez.'' (Türkçülüğün Esasları sy. 20)

Yine Alpaslan Türkeş, memleketin içersine serpiştirilmiş bizim gibiler için: ''Kalbinde başka bir ırkın gururunu taşımayan ve kendisini samimi olarak Türk hisseden ve Türklüğe adayan herkes Türk'tür. (9 ışık, sy. 15)

Lügatlar ulus sözcüğünü: ''Dil, kültür, duygu, ülkü ve düşünce birliğiyle birbirine bağlı, vatanları bir olan insanların oluşturduğu sosyal bir topluluk'' olarak tarif eder.

''Din ve kan birliği''nden bahseden sayın Marşan, sen bir Çerkes ana ve babadan doğmuşsan, dilinle törenle, harsınla farklı bir yapın varsa; Türkeş'in dediği gibi, ya kendi ırkının gururunu taşımayacaksın veya Gökalp'in dediği gibi, ne olduğunu araştırıp öğreneceksin.

Bunlar da yetmiyorsa, Türk edebiyatının en tanınmış simalarından Yusuf Ziya Ortaç, ''Bir Çerkes Delikanlısı'' başlığıyla Akbaba'da yayınladığı bir makalede, Çerkesleri nasıl görüyor, dikkat etmek gerek: ''Ben Çerkez'im, diyor, ben Abaza'yım!

Çerkes!...Kalemin ucuna gelen ilk kolay sorulan soralım:

Sen Çerkessin, öyle mi delikanlı?... İşte Avrupa, işte Asya, işte Afrika, işte, işte... Al şu dürbünü eline ve bana bir nokta göster : üzerinde ''Çerkes'' yazan kaşık adası kadar bir nokta!... Var mı yeryüzünde böyle bir şey?

Haritayı bırak!... İşte milletlerin rüzgar rüzgar uçuşan bayrakları... Şu Fransız, şu İngiliz, şu Yunan, şu Habeş bayrağı!... İçlerinde adını bilmediklerimiz, rengini tanımadıklarımız bile var... Hani Çerkes Bayrağı?...

Bayrağı da bırak... Edebiyatsız millet, musikisi/ millet olur mu? Bir tek Çerkes şairi, bir tek Çerkes romancısı, bir tek Çerkes bestekarı gösterebilir misin bana?... Hele sahnede Çerkes? O, Osmanlı seyircisini güldürmek için ramazan geceleri yalnız karagöz perdesine çıkabildi!

... Bir genç, yedek subaylık ödeviyle gittiği köyü, Atatürk'ün resimlerini yakarak aydınlatmağa kalkıyor. Ve sorguya çekilince, suçunu iki kelime ile savunuyor:

Ben Çerkesim!

Demek ilkokul, orta okul, sanat okulu, o yıllar yılı tahsil bir Abaza delikanlısına Türklüğü benimsetmeğe yetmemiş, tarihsiz, zafersiz ve san'atsız Çerkesliğini unutturamamış!

Bu Çerkes delikanlısı, milli varlığımız için ''Çerkes Ethem'' çetesinden bile tehlikelidir.''

Burada bitiyor Yusuf Ziya Ortaç'ın, bizim kuşağın üniversite gençliğini delirten yazısı.

Evet, bütün hak ve özgürlükleri gasp edilmiş, yok olmalarını sağlamak için her türlü çareye başvurulmuş, param parça, darmadağın dağıtılıp serpiştirilmiş, etnik varlığı tümüyle inkar edilmiş bir halk için, o halkın bu duruma düşmesinin sorumlularının sözcüsü durumundaki Ortaç'ın sorularını cevaplamak kolay değil ama bu halkın, anayurt temelinden kopmamış parçası, bu soruların tümüne bizzat kendi yaşamı ile en güzel, en yetkin ve en açık cevapları vermiştir. Anadilini unutmayan­lar, anadille okuyup-yazmayı öğrenenler ve anayurtla ilişkilerini sürdürebilenler, kendilerine yabancılaştırmamışlar ancak Çerkes halkını ve uygarlığını, onları yok etmek isteyenlere de tanıtabileceklerdir, yoksa kendilerini yok etmek isteyenlerin seslerini daha da yükseltmek isteyenler değil.

Ortaçtan daha evvel de, daha küçük sınıflarda, çok işitmiştim arkadaşlarımdan, benzer sualleri...

Şimdi de çocuklarım aynı suallere muhatap... Çerkes aydınları olarak ulusal görevlerimizi yapmadığımızdan, dağınıklığımızdan, kraldan çok kralcı alışkanlığını bırakamadığımızdan...

Ancak, ta o sıralar yemin etmiş olanlar da var, halkının geleceği için üzerine düşen her görevi yapmaya ve her şeye rağmen kendine yabancılaşmamış halkımız var. Çerkes halkı var. Umutsuzluğa gerek yok.


circassiancanada

_________________
Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
çerkez - çerkes - kafkasya - kafkas - adige - 21 Mayıs 1864 sürgün soykırım hakkında çerkeş çerkesh cherkesh 2009 2010 çerkez adige çerkes adige kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz çerkez tavuğu tavuk tarifi adiga abaza kuzey müzik music çekes çerks ahazya adge aige kafasya adiye wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim dernekleri federasyonu ad köyleri düğün mahalli video savaş haber circassian güncel dil sözlük çeviri dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok şeyh şamil com net org tr adigey abhazya oset siteleri indir dinle tarih türk link sohbet chat izle sohbet muhabbet adiye cherkessia çerkesya yurtseverleri sitesi org net com facebook google mp3 download indir kökeni nerede nedir kimdir nasıl yeni ilk büyük eski


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ÇERKES SORUNU VE BİR ÇERKES DELİKLANLISI
İletiTarih: Sal Haz 02, 2009 9:26 am 
Çevrimdışı
Onursal Üye
Onursal Üye
axakuyt aştıbj

Kayıt: Cum Ağu 01, 2008 8:09 am
İleti: 4520
çerkeslerin kafkaslardan sürgün edildiği yıllarda ki rus rejimi ,sonradan diasporadaki çerkeslerin bu sürgünün sebeplerini sıralamaya başladıklarında ,yönetim şeklini rejimide alır oldu..kimi Turancılığı savunan Türk islam sentesini benimsemiş olanlar bu sebepten yola çıkaraktan çerkesleri kendi saflarına çekerekten anti komizme karşı bizleri kullandılar..çerkesler kendi içlerinde siyasi fikirlerini bireyesel olarak oluşturduklarında .kimi sürgün zamanında ki rusya nın rejimini savundu kimi geldikleri bu topraklarada Turancılığı savunmaya başladı.bu fikir akımları çerkeslerin asimilasyonunda etkili oldu..çünki her ikiside bu çerkes kültürüne ait değildi..

Osmanlı bitmiş ve yeni Türkiye Cumhuriyeti sancılı şekilde doğmuştu..1921 anayasası yerini 1928 anayasasına bıraktı..değişmeler olmuştu..tek dil tek millet kavramı gelmeye başlamıştı..öyle faşizan kanunlar oluşturuldu ki 1980 anayasası doğdu..belkide T.C de en baskıcı en özgürlüklerin kısıtlandığı anayasaydı..Türk kavramı beyinlere 6 yaşında sokulmaya başlandı..
herkes kendini unutmalıydı Tek dil Tek millet olmalıydı..çerkes ,boşnak ,arnavut.kürt vs..bunlara zaman içinde eritme politikası uygulanıp Ben Türküm dedirtmeliydi...düşüncelerin bir kısmı bu etnik guruplar içinde vucut buldu..isyan edenlerde vardı tabi..beyaza sen karasın diye bilirmisiniz..ama dedi..yıllarca herkes kendi dilini konuşmaktan korktu..

Ziya Gölkalp kütk kökenli olmasına rağmen turancı oldu..Halide edip çerkes di...Ömer Seyfettin çerkesdi ama hayatını Türkçülük ,Türk dili üzerine adadı..ve yukardaki yazıda olduğu gibi dünyada dalgalanan bayraklar arasında çerkes bayrağını göremez olduk.. Surprised Surprised

_________________
SOYLU SEVDAM....
CAPA CAпсуоуп
cerkez çerkes kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz adiga abaza kuzey müzik music mp3 wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim ad köyleri düğün mahalli video kitap savaş haber güncel yeni dil sözlük çeviri kiril dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok bkd imam şeyh şamil adigey abhazya oset çeçen karaçay rusya siteleri indir dinle tarih türk makale link sohbet chat izle uzunyayla download kimdir nedir nasıl kabardey besleney şağsığ abzeh abzex hatukoy ubıh elbruz mit


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ÇERKES SORUNU VE BİR ÇERKES DELİKLANLISI
İletiTarih: Çar Haz 03, 2009 4:17 pm 
Çevrimdışı
Emektar Üye
Emektar Üye

Kayıt: Çar Mar 25, 2009 10:05 am
İleti: 2395
Kafkasya'nın tamamen boşaltılmamış olması, toparlanabilmemiz bakımından büyük bir avantaj. Oradakilerin birer özerk cumhuriyet kurabilmelerini de, rejimlerinin bir mahsulü olarak görmeliyiz. Oradakilerin ifadesiyle şimdiki rejimde rahat etmişler. Çarlık rejimi devam etseydi, ne onlar o hakları alabilir, ne de bizde bu umutlar uyanırdı. Hal böyle iken ve varlığımızı sürdü­rebilmek için dönmeliyiz derken, eskisi gibi durmadan onların idare sistemlerini kötülemekle elimize ne geçecek?
----------------------------------------yazının içinden-----------

Anavatanda çok az kalmış olan bakiyemizin kültürünü muhafaza ederek bu günlere gelmişliğinide sosyalist rejim sayasinde gerçekleşmişliğini inkar edemeyiz.

Bazı yaşam biçimlerinin hayata geçirilip, gelenekleştirilmesi, bir hakkın o sosyal yapıya oturtulması, çeşitli toplumsal sancılarla mümkün.Dominal kültürün (Halkın) acımasız tepkileriyle karşılaşmak, hatta şidete maruz kalmak ta söz konusudur.

Ülkemizde anadilde kurslara geçiş,matbu izin ve anadilde TV ve Cd'lerin serbestisi çok çetin tartışmalarla gerçekleşmişti.Fakat bir hoş görünün mevcudiyetini de inkar etmemek lazım.Bu hoşgörüde 85 yıllık batılılaşma zihniyetinin Avrupa'ya endeksli sistamatik model örneklemelerinin topluma,halka ikna edişli yansıması,yansıtılmasıyla gerçekleşmiştir.

Avrupa kreterlelrinin bir anlayışı,hoş görüyü sancılarla demokrasimize monte edilmesi ve bunu gelenekselleştirmelerimiz bir şanstır.

Klasik yönetime talip anlayışların (siyasetlerin) bu konuda çözümlere altarnatif bakış açıları olmadığınıda iyi gözlemlemeliyiz.Tabanında dominal kültürün tutucu,aşırı milliyetci hakimiyet zihniyetlerinin olduğunu iyi tespit etmeliyiz.Bunlara prim vermek, olgunlaşmakta olan bu hoş görülerin iflası ve geriye doğru adımlara dönüşe bileceğine de dikkat etmeliyiz.

Anadolumuzda kurulan ve bir birinin devamı olan hiç bir Müslüman devlette bu tür hoş görüye dayanan,bünyesindeki (Müslüman) Kavimleri kültürel açıdan rahatlatma anlamında haklar tanıyan devletler kurulmamıştır. Ve zihniyet olarak, bir birlerinin devamında gelenekleşen,kavmi kültürel haklarda paylaşıma dayanan, bir olgu da oluşamamıştır.

Osmanlı zamanında Ahmet Mitat efendinin eseri olan Çerkez kölemenleri piyesine müdahaleyi unutmamak lazım.Ve ya Said Nursi Hazretlerinin Kürtçe talebi ve yazdığı İlahiyatı Kürdiyeden dolayı tımaraneye atılmasını. (Bilhassa padişah tarafından)

Onun için bir devletin demokratik geleneklerini açılımlarla olgunlaştırmanın ve o ülkenin halkına bu yeni paylaşımsal geleneklerin kabul ettirmenin zorluğunu unutmamak lazım.Bu anlamda ülkemizin kazanımlarının yanında olmalıyız.Bu kazanımlara karşı olan yönetime talip oluşumlarında karşısında olmalıyız.

Avrupa kreterleriyle olgunlaşan demokrasimizin bir şans olduğunu unutmayalım.Tıpkı sosyalist devrimle gelen, halkların kendi tarihsel topraklarında, kendi kültürel halleriyle özerkleşip devamında bu günkü Rusya'nın bünyesinde gelenekselliğinin muhafaza edilmesi gibi.(Federasyon içersinde)

Yıllarca asimilasyona maruz kalmış olan kültürümüzün ülkemizin kazanımlarıyla soluklanma, kendini yapılandırma sürecine girmişliğinin şansının yara almaması için demokratik,siyasi kararlarda demokratik haklarla (Seçimlere dönük) duruşumuzda tutarlı olmalarımıza dikkat edip, mecalsizleşen kültürümüzün istikbali için siyasi kararlarımızı gözden geçirmeliyiz.

_________________
Çerkes İsimleri Çerkes Kimdir

Çerkez Müzikleri - Kafkasya - Çerkez - Google - Çerkez İsimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Çerkes Sitesi - Circassain - Cerkes.Net - Çerkez Tavuğu - Adigece Sözlük - Sohbet


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 3 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  

Cerkez Muzikleri - Kafkasya - Cerkez - Google - Cerkez isimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Circassain - Cerkes.Net - Adigece Sozluk - Video - Sohbet - Cerkez Tavugu

Haberler Haberler Site haritası Site haritası SitemapIndex SitemapIndex RSS besleme RSS besleme Kanal listesi Kanal listesi
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
[ Time : 1.072s | 11 Queries | GZIP : On ]


Sitemizin hicbir kurum ve kurulusla iliskisi bulunmamaktadir.