SON KALEGeçen hafta üç kuvvet komutanının emekliliklerine birkaç gün kala “
show” maksatlı istifalarının ardından
YAŞ krizi bütün meseleleri gölgeleyerek bir hafta boyunca gündemin ilk sırasını meşgul etti. Kriz, istifaların hemen ardından Cumhurbaşkanı ve Başbakanın görüşmeleri sonucu hızlı bir karar ile
Necdet Özel formülü devreye sokularak daha başından çözülmüş olsa da yine de YAŞ süreci kamuoyu tarafından endişeli bir şekilde takip edildi. Tutuklu generallerin durumu ve yeni atanacak komutanların kim olacağı merak edilirken sürece “
Sivilleşme” damgasını vurdu. Başbakanın şurada generallerle verdiği poz ve ortaya çıkan tablo birçokları için zafer ve mutluluğun, kimileri için de hüsran ve kaybedişin resmiydi. Askeri vesayet sonlanıyor, normalleşiyoruz mesajlarının üstüne İsrail’den gelen “
son kale de düştü” iniltisi manidar oldu.
AK Parti iktidarını rejim adına tehdit olarak algılayan siyasi oluşumun bağımsız olması gereken yargıda ve bürokraside kadrolu zihniyetinin askerdeki uzantılarının
Balyoz ve Ergenekon davalarıyla gündeme gelen halk iradesine karşı vazifesi olmayan işlerle meşgul olması durumu yandaş medya tabir edilen medya unsurları tarafından ciddi bir şekilde takip edilip kamuoyuna servis ediliyor olsa da statükocu ve vesayetçi anlayıştan nemalanan kesim tarafından davalar ve dava süreçlerinin işleyişi yargının siyasallaşması ile açıklanıyordu. Aynı kesim sözcüleri yıllardır hemen her fırsatta “
şeriat geliyor”, “
cumhuriyet, laiklik elden gidiyor” velveleleriyle önceleri suni krizler ve korkular üretiyorlardı. Oysa bunca zaman geçmesine rağmen ne şeriat geldi, ne cumhuriyet gitti ne de laiklik. Zaten çıkardıkları o gürültülerden bir müddet sonra kendileri de rahatsız olarak vazgeçtiler.
Bu ülkenin başına 30 yıldır bela terör örgütüyle mücadelede alınan birkaç on bin kelle dışında hiçbir ilerleme kaydedilememişken, önceki faciaları saymasak bile Silvan’da 13 erin çok basit bir şekilde harcanması komutanlar için başlı başına bir istifa sebebi iken, gerekçenin halkın iradesi ile iktidara gelmiş bir siyasi partiyi yine halkın evladı ve vergileriyle techiz edilmiş ordunun gücünü kullanarak indirmeyi planladıkları için yargılanan subayların durumu olması çok düşündürücü olmuştur.
90’lı yılları hatırlayanlarınız vardır. Hemen hergün onlarca şehit haberi geçerdi TRT. İnsanlar sorgulamazdı çok çok. “
Vatan sağolsun” derlerdi hep. Yine aynı TRT asker görüntüleri ile birlikte yayınladığı milliyetçi marşlar ve şarkılarla Türkçülük enjekte ederdi. Sanki sorunların çözülmesi daha çok Türk olunmasına bağlıymış gibi. Ne yazık ki Kürt hareketinin Türk kimliğinin dayatılması sonucu bu noktaya geldiğini hiçbir zaman kabullenmeyen aynı zihniyet Kürt kimliğini inkar ile büyüttükleri düşmanlığın bu boyutlara ulaşmasının sebebi olmuştur.
Muhatabın belki dilinin belki de barıştan anladığının farklı olması nedeniyle son yıllarda sorunun çözümü için kullanılan barış dilinin anlaşılamaması, özerklik ilanı gibi çıtayı yükseltmek adına istismar edilmesi gibi nedenlerden ötürü hükümet önceleri 3 aylık eğitimden sonra savaşın ortasına atılan deneyimsiz erlerle yürütülen silahlı mücadeleyi profesyonelleştirme yoluna gitti. Polislerin de terörle mücadelede rol alacak olması, sınırlara profesyonel ordu, daha etkin istihbari faaliyetler ve sevk ve idaredeki aksaklıkları gidermede kurumların İçişleri Bakanlığı’na bağlanması adımları şimdiki duruma kıyasla ilerleme olarak nitelendirilebilir. Terörle mücadelede 30 yıldır sonuç vermeyen yöntemlerin alternatifi olacak olan yeni sistemin oturması birkaç yılı alacak gibi görünüyor. Sonuçlarını görmek ise bir o kadar daha zaman alacak. Bekleyip göreceğiz.
Akef YASSINakefyassin@msn.comCERKES.net