|
Rububiyet Tevhidi; Bu, yaratma ve rızıklandırma Tevhidi'dir. Bunun da manası; "Allah birdir, âlemi O yaratmış, O, insanların Rabbidir ve onlara rızk verendir" demektir. Bunu, müşrikler de inkâr etmez ve bunda Allah'a ortak koşmazlardı. Bilakis bu tür Tevhidi kabul ederlerdi. Uluhiyet Tevhidi; Bu Tevhidin anlamı: "İbadetlerin hepsinde Allah'ı Tevhid eylemektir.İşte insanların ortak (şirk) koştukları Tevhid budur. Şerik (ortak) kavramı da Allah'ın varlığını ikrarı içerir." Rasuller (Allah'ın selamı onların üzerine olsun) birincisini(Rububiyet tevhidini) tasdik, ikincisine(Uluhiyet tevhidi) de insanları davet etmek için gönderilmişlerdir. Müşriklere şöyle söylemeleri bunun örneğidir: "...Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şekk mi var? O, sizin günahlarınızın bir kısmını bağışlamak için sizi davet ediyor..." (İbrahim: 10) "...Gökten ve yerden size rızk veren Allah'tan gayri bir yaratıcı mı var? İlah ancak O'dur. O'ndan başka ibadete layık ilah yoktur..." (Fatır: 3) İbadette şirk koşulmasını nehyetmesine delil olarak şu ayet zikredilebilir: "Andolsun ki biz, her ümmetten Allah'a ibadet edin ve tağuttan kaçının diye (emretmeleri için) o ümmete bir Rasul gönderdik..." (Nahl: 36) Yani, kavimlerine "kulluk" edin dediler. "Her ümmetten" sözünün anlamı ise; onlara Risalet ve Nübüvvet, ancak "tevhid-i ibadet" için verildi demektir. Yoksa sırf Allah'ın evreni yarattığını ve O'nun gökleri ve yerleri yarattığını tanıtmak için değil. Onlar zaten bunu ikrar ediyorlardı. Bunun için ayetler genellikle "takrir-i istifham" (olumlu olanı onaylayıcı soru) biçiminde gelmiştir. " Yaratan, yaratmayan gibi midir?..." (Nahl: 17) " Allah'tan gayrisini mi veli edineyim? O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır..." (En'am: 14) " İşte bunlar Allah'ın yarattıklarıdır. (Ey kâfirler!) Şimdi O'ndan başkasının ne yarattığını bana gösterin..." (Lokman: 11) "...Gösterin bana, onlar yerden ne yaratmışlardır. Yoksa göklerde ortak -koştukları- bir şey mi var?..."(Fatır: 40) "...Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şekk mi vardır?..." (İbrahim: 10) Bu, "takrir-i istifham"dır ve onların bunu kabul ettiklerini gösterir. Buradan da anlamış olursun ki, müşrikler; putları ve heykelleri, Hıristiyanlar; Mesih'i (Allah'ın selamı onun üzerine olsun), annesini ve melekleri, göklerin yerin ve kendi nefislerinin yaratılmasında, Allah'a ortak koşup ibadet ettikleri için müşrik olmadılar; onlar, Allah'a ortak koştuklarının, kendilerini Allah'a yaklaştırdıklarını zannettikleri için müşrik oldular. Onlar küfür sözlerinde bile, Allah'ın varlığını ikrar etmektedirler. Onlara göre bunlar Allah katında onlara şefaat edicidirler. Allahu Teâlâ onlar için: "Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimiz diyorlar. De ki; siz Allah'a göklerde ve yerde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Hâşâ! O onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir." (Yunus: 18) Allahu Teâlâ, onların taptıklarını şefaatçi edinmelerini şirk olarak tanımladı. Allahu Teâlâ kendisini bundan tenzih etti. Çünkü O'nun katında, O'nun izni olmadan kimse şefaat edemez. Buna rağmen nasıl oluyor da onlar, Allah'ın kendilerine şefaat etmelerine izin vermeyeceği kimseleri şefaatçi olarak gösterebilirler? Ne onlar şefaati haketmişler ve ne de şefaatçi edinmeye çalıştıkları kimseler onlara Allah'ın hükmü karşısında bir fayda vereceklerdir.
İmam Es-San'ani;Tathirul İtikat adlı kitabtan alıntıdır.
|