Çerkeslerin Anasayfası

Çerkeslerin Anasayfası

Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
Sistem saati: Per May 24, 2012 6:07 pm


Anasayfa  |   Kayit Ol  |   Sohbet  |   Cerkes Muzik  |   CerkesBuL  |   Sozluk  |   Linkler  |   Kiril  |   Basinda Cerkesler  |   Sitene Ekle  |   iletisim  |  

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 68 ileti ]  Sayfaya git 1, 2, 3, 4, 5 ... 7  Sonraki
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: ŞAHADETİN BÖYLESİ
İletiTarih: Pzr Nis 18, 2010 8:17 pm 
Çevrimdışı
Çaylak Üye
Çaylak Üye
HAMZATBEY

Kayıt: Sal Arl 29, 2009 9:20 am
İleti: 40
Şehâdetin böylesi…

Bütün devirlerde Allah’a iman eden her mü’min, hayatının son durağı hep şehâdet olsun istemiştir. Ölümün kapısından şehâdet şerbeti içerek girmek istemiştir. Ama o mertebeye ancak nasibi olanlar ulaşmışlardır. Tıpkı Allah ve Resûlünün aşkıyla yanan Abdullah bin Cahş (ra) gibi…

Günlerden Cuma. Yarenleriyle birlikte yola koyulan Kâinatın Efendisi Uhud yolunda. Uhud toprakları birazdan, tarihinin en kahraman ordusunu üzerinde taşıyacak. Çünkü Peygamber ordusu Bedir’de kazandığı zaferi Uhud’a da taşımak istiyor. Peygamber ordusu kararlı adımlarla yürüyor Uhud’a. Bu öyle bir ordu ki içlerinden hangi yiğide baksak hep nur akıyor yüzlerinden, gönüllerinden iman akıyor. Ve bir yiğit yürüyor ön saflarda “El Mücâhidü fillâh” (Allah yolunun fedaisi) namıyla anılan. Bu yiğit sahâbe, karanlıkların dağılıp Mekke’nin aydınlığa büründüğü ilk davet günlerinde, kudsî mücadelenin saflarına 25-26 yaşlarında gencecik bir delikanlı olarak girmişti. İslâm’a giren ilk otuz kişiden biriydi. Mü’minlerin annesi ve Peygamberin pak zevcesi olan Zeyneb binti Cahş’ın erkek kardeşiydi. İşte bu yiğit kahraman sahâbe, Peygamberine âşık Abdullah ibni Cahş’dı.

Abdullah bin Cahş, Uhud günü büyük bir cengâverlikle Allah düşmanlarını öldürürken kırk yaşlarındaydı. Savaşırken kılıcını düşmanın üzerine sallıyor, şehit olmaktan başka bir şey düşünmüyordu. Zaten İslâmiyet’e ilk girdiği yıllardan beri yanıp tutuşmaktaydı şehâdet için. Daima savaşın en ön saflarında yer alırdı. Peygamberimizin “Açlığa ve susuzluğa en çok dayanan ve katlanan” diye övdüğü bu mübarek sahâbenin, cihat esnasında aldığı yaralara ve acılara da dayanma tahammülü büyüktü. Âdeta canını hiçe sayıyordu.

Savaşın en ateşli ve en kritik anlarıydı. Çarpışmalar alabildiğince kızıştığı bir sırada Abdullah, halasının oğlu Sa’ad bin Ebi Vakkas (ra)’ın yanına sokuldu. Elini tutarak bir kayanın dibine çekti ve şöyle dedi:

- Şimdi burada sen duâ et, ben “âmin” diyeyim. Sonra ben duâ edeyim, sen de “âmin” de.

Saad bin Ebi Vakkas “Olur” dedi ve Rabbine şöyle duâ etti:

- Allah’ım senden bana çok kuvvetli bir kâfiri göndermeni istiyorum. Onunla kıyasıya vuruşayım. Sonra onu mağlup edip sevabını alayım ve Resûlullah’ın karşısına gazi olarak geri döneyim.

Abdullah bin Cahş, Sa’ad bin Ebi Vakkas’ın ettiği bu duâya bütün kalbiyle “âmin” dedi. Ancak onun ruh hali sanki daha farklıydı. Sonra kendisi şöyle duâ etti:

- Allah’ım benim karşıma da güçlü bir kâfir çıkar. Onunla kıyasıya savaşayım ve önce gazilik unvanını alayım. Ardından o, beni şehit etsin. Ağzımı burnumu kulağımı kessin. Senin huzuruna öyle geleyim. Sen bana sor:

“Abdullah, ağzını burnunu kulağını ne yaptın?” ben de sana cevap vereyim:

“Allah’ım ben onlarla dünyada iken çok günah işledim. Huzuruna öyle günahkâr azalarla gelmek istemedim. Onları dünyada bırakıp öyle geldim.”

Sa’ad bin Ebi Vakkas da bu duâya “âmin” dedi. Ama o, bu duâ karşısında biraz şaşırmıştı. Abdullah bin Cahş’ın duâsını kendi duâsından daha hayırlı buldu. Belki de “Neden ben de böyle bir duâ düşünemedim.” diye hayıflanmıştı.


Bu iki kahraman, birbirlerinin duâlarına ‘âmin’ dedikten sonra yıldırım hızıyla düşman saflarına atıldılar. İkisi de son derece bahadırâne harbediyor, düşman saflarını tarumar ediyordu. Fakat Abdullah bin Cahş savaşırken de bir başkaydı. Duâsı sürekli zihninden geçiyordu. Düşmanın üzerine yürürken, ölümün üzerine yürüyordu sanki. Savaşın en kızıştığı bir ara Abdullah bin Cahş’ın kılıcı kırıldı. O anda Allah Resûlü ona bir hurma dalı uzatarak devam etmesini buyurdu. Sahâbeler arasında Allah Resûlü'ne olan aşkı ve bağlılığıyla meşhur olan Abdullah bin Cahş, Peygamberinin bu emrini hiç düşünmeden yerine getirdi. Eline aldığı hurma dalıyla kâfirlerin üzerine yürüdü. O anda bir mucize gerçekleşti. Abdullah bin Cahş’ın elindeki dal çok keskin bir kılıç oldu. Abdullah bu kılıçla önüne geleni kesmeye başladı. Birçok düşmanı öldürdü.

Kahramancasına savaşan Abdullah bin Cahş savaş bittiğinde arzusuna kavuşmuştu. Bir müşrik onu önce şehit etmiş sonra da ağzını kulaklarını ve burnunu kesip bir ipe dizerek ağaç dalına asmıştı. İhlâsla kalkan elleri boş çevirmeyen Allah, Abdullah bin Cahş’ın duâsını aynı niyetiyle kabul etmiş, hayatını muhteşem bir şehâdetle noktalamıştı.

Abdullah bin Cahş bir numune. Daha pek çok Allah dostları Allah ve Resûlünün uğrunda kendini feda etmiştir. O güzide ashab, kâinat güneşinin yörüngesinde dönen birer yıldız gibidir. Asr-ı Saadet'e dönüp hayatlarına baktığımızda gözlerimiz kamaşır, onlar ışıl ışıl pırıltılarla dünyamızı aydınlatır.

Bütün devirlerde Allah’a iman eden her mü’min, hayatının son durağı hep şehâdet olsun istemiştir. Ölümün kapısından şehâdet şerbeti içerek girmek istemiştir. Ama o mertebeye ancak nasibi olanlar ulaşmışlardır. Tıpkı Allah ve Resûlünün aşkıyla yanan Abdullah bin Cahş gibi…

Allah onlardan razı olsun.

Ayşenur YİĞİTER


Alıntıdır (İrfanmektebi)

_________________
Resim


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ŞAHADETİN BÖYLESİ
İletiTarih: Pzr Nis 18, 2010 8:20 pm 
Çevrimdışı
Çaylak Üye
Çaylak Üye
HAMZATBEY

Kayıt: Sal Arl 29, 2009 9:20 am
İleti: 40
Sevgili Admin kardeşim konuyu yanlış yere açtığımın farkına sonradan vardım lütfen uygun başlığa taşırmısınız..... Allah (c.c) Razı olsun....

_________________
Resim


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ŞAHADETİN BÖYLESİ
İletiTarih: Pts Nis 19, 2010 1:36 am 
Çevrimiçi
Emektar Üye
Emektar Üye

Kayıt: Çar Mar 25, 2009 10:05 am
İleti: 2395
HAMZATBEY yazdı:
Sevgili Admin kardeşim konuyu yanlış yere açtığımın farkına sonradan vardım lütfen uygun başlığa taşırmısınız..... Allah (c.c) Razı olsun....


Hamzatbey Kardeşim Konu aykırı bir yerde değil uygun yerde,Dini bölümler,yanlış bir şey yok yani.Paylaşım için teşekkürler..........

_________________
Çerkes İsimleri Çerkes Kimdir

Çerkez Müzikleri - Kafkasya - Çerkez - Google - Çerkez İsimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Çerkes Sitesi - Circassain - Cerkes.Net - Çerkez Tavuğu - Adigece Sözlük - Sohbet


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ŞAHADETİN BÖYLESİ
İletiTarih: Pts Nis 19, 2010 7:16 pm 
Çevrimdışı
Usta Üye
Usta Üye
kabardeyoguz

Kayıt: Cmt Mar 27, 2010 10:26 am
İleti: 649
HAMZATBEY yazdı:
Savaşın en kızıştığı bir ara Abdullah bin Cahş’ın kılıcı kırıldı. O anda Allah Resûlü ona bir hurma dalı uzatarak devam etmesini buyurdu. Sahâbeler arasında Allah Resûlü'ne olan aşkı ve bağlılığıyla meşhur olan Abdullah bin Cahş, Peygamberinin bu emrini hiç düşünmeden yerine getirdi. Eline aldığı hurma dalıyla kâfirlerin üzerine yürüdü. O anda bir mucize gerçekleşti. Abdullah bin Cahş’ın elindeki dal çok keskin bir kılıç oldu. Abdullah bu kılıçla önüne geleni kesmeye başladı. Birçok düşmanı öldürdü.

Bütün devirlerde Allah’a iman eden her mü’min, hayatının son durağı hep şehâdet olsun istemiştir. Ölümün kapısından şehâdet şerbeti içerek girmek istemiştir. Ama o mertebeye ancak nasibi olanlar ulaşmışlardır. Tıpkı Allah ve Resûlünün aşkıyla yanan Abdullah bin Cahş gibi…

Allah onlardan razı olsun.

Ayşenur YİĞİTER


Alıntıdır (İrfanmektebi)



Allah cc onlardan razı olsun ve biz bu zamanda yaşayan müslümanlara da böyle imanı ve şehadeti nasip eylesin.. AMİN

_________________
Resim
Resim cc buyuruyor:
"Andolsun ki o ağacın altında sana biat ederlerken Resim, o müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle ödüllendirmiştir.” (Fetih, 18)
Rasûlullah (sav) buyuruyor:
"Cihad amellerin zirvesidir; kubbesidir" (Tirmizî, Fezâilu'l-cihâd 22)


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ŞAHADETİN BÖYLESİ
İletiTarih: Çar Nis 21, 2010 6:02 am 
Çevrimdışı
Emektar Üye
Emektar Üye

Kayıt: Pts Nis 06, 2009 6:41 pm
İleti: 2234
HAMZATBEY yazdı:
Eline aldığı hurma dalıyla kâfirlerin üzerine yürüdü. O anda bir mucize gerçekleşti. Abdullah bin Cahş’ın elindeki dal çok keskin bir kılıç oldu. Abdullah bu kılıçla önüne geleni kesmeye başladı. Birçok düşmanı öldürdü.


Malesef araştırma ve inceleme gereği duymayan, yaşayan apaçık ayetleri (insan, tarih, hayat ve tabiat) mucize saymayan zihniyetler hurma dalından kılıç yapıp dinlerini aklı örten bir afyona dönüştürdü.

2:118 Bilgiden yoksun olanlar dedi ki: "Allah bizimle konuşsaydı yahut bize bir mucize gelseydi ya!..." Onlardan öncekiler de aynen onların dediği gibi demişti. Kalpleri birbirine benzemiştir. Biz ayetleri, gerçeği apaçık bilmek isteyenler için iyiden iyiye açıklamışızdır.

6:35 Eğer yüz çevirip gitmeleri sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa, yerin içinde bir delik yahut gökte bir merdiven ara da onlara bir mucize getir. Allah dileseydi onları doğru ve güzelde birleştirirdi. Artık cahillerden olma.

12:105 Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile.

13:7 Küfre sapmış olanlar şöyle derler: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" Sen sadece bir uyarıcısın ve her topluluk için doğruyu ve iyiyi gösteren bir önder vardır.

_________________
... О уиІэшІагъэ пае пљэпкъ ыцІэ раІуагъэмэ, ащ нахь насыпыгъэ сэ сшІэрэп…


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ŞAHADETİN BÖYLESİ
İletiTarih: Çar Nis 21, 2010 7:38 am 
Çevrimdışı
Usta Üye
Usta Üye

Kayıt: Sal Oca 26, 2010 1:52 pm
İleti: 566
Tlepsh yazdı:
HAMZATBEY yazdı:
Eline aldığı hurma dalıyla kâfirlerin üzerine yürüdü. O anda bir mucize gerçekleşti. Abdullah bin Cahş’ın elindeki dal çok keskin bir kılıç oldu. Abdullah bu kılıçla önüne geleni kesmeye başladı. Birçok düşmanı öldürdü.


Malesef araştırma ve inceleme gereği duymayan, yaşayan apaçık ayetleri (insan, tarih, hayat ve tabiat) mucize saymayan zihniyetler hurma dalından kılıç yapıp dinlerini aklı örten bir afyona dönüştürdü.

2:118 Bilgiden yoksun olanlar dedi ki: "Allah bizimle konuşsaydı yahut bize bir mucize gelseydi ya!..." Onlardan öncekiler de aynen onların dediği gibi demişti. Kalpleri birbirine benzemiştir. Biz ayetleri, gerçeği apaçık bilmek isteyenler için iyiden iyiye açıklamışızdır.

6:35 Eğer yüz çevirip gitmeleri sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa, yerin içinde bir delik yahut gökte bir merdiven ara da onlara bir mucize getir. Allah dileseydi onları doğru ve güzelde birleştirirdi. Artık cahillerden olma.

12:105 Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile.

13:7 Küfre sapmış olanlar şöyle derler: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" Sen sadece bir uyarıcısın ve her topluluk için doğruyu ve iyiyi gösteren bir önder vardır.




HZ. İBRAHİM'E ÖLÜ KUŞUN CANLANDIRILMASIKaynakwh:
Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuştut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (Bakara Suresi, 260)
HZ. İBRAHİM'İN ATEŞTEN KURTULMASI
Dediler ki: "Eğer (birşey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun." (Enbiya Suresi, 68)
Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın." (Saffat Suresi, 97)
Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol." Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık. (Enbiya Suresi, 69-70)
Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık. (Saffat Suresi, 98)
HZ. MUSA'NIN MUCİZELERİ
Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuşvakti onları izlemeye koyuldular. İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler. (Musa "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir." Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. Ötekileri de buraya yaklaştırdık. Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmışolduk. Sonra ötekileri suda boğduk. Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmişdeğildirler. Ve hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir. (Şuara Suresi, 60-68)
(Musa) Dedi ki: "Sana apaçık birşey getirmişolsam da mı?" (Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir." Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi. Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'. (Şuara Suresi, 30-33)
Dedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuşgibi göründü. Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı. "Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin." (Taha Suresi, 66-68)
Onlar atınca, Musa dedi ki: "Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez." Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir. (Yunus Suresi, 81-82)
Biz de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor. (Araf Suresi, 117)
"Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz." (Taha Suresi, 69)
Biz de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor. Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı. Orada yenilmişoldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler. (Araf Suresi, 117-119)
HZ. YUNUS'UN BALIĞIN KARNINDAN KURTARILMASI
Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı. Böylece kur'aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu. Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı. (Saffat Suresi, 140-142)Kaynakwh:
...Karanlıklar içinde: "Senden başka ilah yoktur, Sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda bulunmuştu. Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız. (Enbiya Suresi, 87-88)
Eğer (Allah'ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı, onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı. Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık. Ve üzerine, sık-genişyaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik. (Saffat Suresi, 143-146)
HZ. İSA'NIN MUCİZELERİ
İsrailoğulları'na elçi kılacak. (O, İsrailoğulları'na şöyle diyecek "Gerçek şu, ben size Rabbinizden bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuşbiçiminde birşey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah'ın izniyle kuşoluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır." (Al-i İmran Suresi, 49)
ALLAH'In YÜZ YIL ÖLÜ BIRAKIP SONRA DİRİLTTİĞİ KİŞİ
Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: "Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?" Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona "Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?" dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, herşeye güç yetirendir." (Bakara Suresi, 259)
KEHF EHLİNİN MAĞARALARINDA YÜZYILLARCA KALIP SONRA UYANMALARI
Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar. De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz." (Kehf Suresi, 25-26)
HZ. SÜLEYMAN'IN EMRİNE VERİLEN RÜZGAR
Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimişbakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle işgören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim Bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından tattırırdık. (Sebe Suresi, 12)


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ŞAHADETİN BÖYLESİ
İletiTarih: Per Nis 22, 2010 10:27 am 
Çevrimdışı
Emektar Üye
Emektar Üye

Kayıt: Pts Nis 06, 2009 6:41 pm
İleti: 2234
abrek80 yazdı:
HZ. İBRAHİM'E ÖLÜ KUŞUN CANLANDIRILMASIKaynakwh:

Hani İbrahim: "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için" dedi. "Öyleyse, dört kuştut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (Bakara Suresi, 260)


Okunuş :

Ve iz kale ibrahimü rabbi erini keyfe tuhyil mevta, kale e ve lem tü'min, kale bela ve lakil li yatmeinne kalbi, kale fe huz erbeatem minet tayri fe surhünne ileyke sümmec'al ala külli cebelim minhünne cüz'en sümmed'uhünne ye'tineke sa'ya, va'lem ennellahe azizün hakim

abrek80,
Parantez içerisinde yazdığınz (parçalayıp) kelimesi bu ayetin neresinde yazıyor gösterebilirmisiniz? Kuşların parçalandığını yani öldürüldüğünü nereden çıkardınız? Başkalarının yaptığı doğru-yanlış tercümeleri bir kenara koyup kendi akıl ve mantığınızı kullanarak Kuran'ı çalışmalısınız.


Burada kuşlar ile İbrâhîm arasında oluşan bağa dikkat çekilerek, Allah ile yarattıkları arasında da öyle bir bağın bulunduğu, bunun da ölümden sonra dirilmeye kanıt olduğu beyân ediliyor. Dirilmeye kanıt olarak birçok örnek verilmiştir:

Yoksa o insan başıboş bırakılacağını mı sanır? O, ayarlanmış meniden bir nutfe değil miydi? Sonra bir alak [embriyon] idi de sonra onu yaratmış, sonra da düzene koymuştur; ki ondan da iki eşi; erkek ve dişiyi var etmiştir. Peki, bu [bütün bunları yapan] ölüleri diriltmeye kadir [güç yetiren] değil midir? (Kıyâmet/36-40)

Onlar, şüphesiz gökleri ve yeryüzünü yaratan ve onları yaratmakla yorulmamış olan Allah'ın ölüleri diriltmeye de kadir olduğunu görmediler mi? Evet şüphesiz ki, O, her şeye gücü yetendir. (Ahkâf/33)

Gerçekten Biz, evet Biz, hayat veririz ve öldürürüz. Dönüş de yalnız Bizedir. (Kaf/43)

Öyleyse Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak; yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphe yok ki O, mutlaka ölüleri diriltir ve O, her şeye gücü yetendir. (Rûm/50)

Ve Allah rüzgârları gönderendir. Sonra onlar da bir bulutu harekete geçirip yukarılara kaldırır. Derken Biz onu ölmüş bir beldeye sevk etmişizdir. Böylece yeryüzüne ölümünden sonra onunla hayat veririz. İşte böyledir (ölmüş çürümüş insanlara) hayat vermek. (Fâtır/9)

_________________
... О уиІэшІагъэ пае пљэпкъ ыцІэ раІуагъэмэ, ащ нахь насыпыгъэ сэ сшІэрэп…


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ŞAHADETİN BÖYLESİ
İletiTarih: Per Nis 22, 2010 10:55 am 
Çevrimdışı
Emektar Üye
Emektar Üye

Kayıt: Pts Nis 06, 2009 6:41 pm
İleti: 2234
abrek80 yazdı:
HZ. İBRAHİM'İN ATEŞTEN KURTULMASI

Dediler ki: "Eğer (birşey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun." (Enbiya Suresi, 68)
Dediler ki: "Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın." (Saffat Suresi, 97)
Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol." Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık. (Enbiya Suresi, 69-70)
Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık. (Saffat Suresi, 98)


Alıntı:
Bu konunun birtakım rivayetlerin etkisinden çıkarılıp Kur'ân'daki ifadelerin gerçek anlamları doğrultusunda tahlil edilmesi gerekir. Konu ile ilgili Âyetler üç ayrı Sûrede yer almaktadır:


Enbiyâ: 68–70 Onlar [kavmi]: "Eğer yapanlarsanız, şunu tahrik edin [yandırın] ve tanrılarınıza yardım edin" dediler. Biz: "Ey ateş! İbrâhîm'e karşı soğuk ve güvenli ol" dedik. Ve ona bir düzen kurmak istediler de Biz kendilerini daha fazla hüsrana uğramışlar kıldık.

Sâffât: 97–98 Onlar: "Şunun için bir duvar yapın da bunu câhimin [çılgınca yanan ateşin] içine atın! " dediler. Onlar, ona [İbrâhîm'e] tuzak kurmak istediler de Biz onları aşağılıklar kılıverdik.

Ankebût: 24 Sonra onun [İbrâhîm'in] toplumunun cevabı, yalnızca: "Onu öldürün veya tahrik edin [yandırın]" demeleri oldu. Sonra da Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda, iman edecek bir toplum için ibretler vardır.



Enbiyâ Sûresinin 68 . ve Ankebût Sûresinin 24. Âyetlerinde حرّقوه - harriqûhu ifadesi yer almaktadır. Bu ifade genellikle yakın! olarak çevrile gelmiştir. Oysa:
حرّقوا - Harrikû sözcüğü حرق - h-r-q kökünden, tef'il babından çoğul emir kipidir. Bu sözcüğün mastarı olan تحريق - tahrîq sözcüğü "ateşlendirme" anlamıyla Türkçeye de geçmiştir.

Sözcüğün kökü olan ح ر ق – h-r-q, "ateşin alevi"nden gelmektedir. Tahrik, "ateşin bir şey üzerindeki etkisi" demektir. Hastalık nedeniyle gözdeki yanma, hastalıklar nedeniyle kalpteki sızı; soğuk, sıcak ve rüzgâr etkisiyle bitkilerin yanması, acı ve tuzlu şeylerle ağızda oluşan acılar da bu sözcükle ifade edilir. (Lisanü'l Arab, c.2, s. 404- 406)

Bu durumda bu sözcük "sıkıntı verme, eziyet çektirme, mahvetme" anlamlarında da kullanılabilir. Nitekim Türkçede belâya, sıkıntıya düşüldüğünde "ben yandım, bittim, mahvoldum" denildiği gibi, âni bir sıkıntı geldiğinde de "yandım anam! " denir.

Ankebût Sûresinin 24. Âyetinde Onu öldürün veya tahriq edin [yandırın] ifadesi dikkat çekmektedir. Bu ifadeye göre İbrâhîm'e iki cezadan biri verilecektir: Ya ölüm ya da tahriq . Tahrip eyleminde İbrâhîm peygamberin öldürülmesi söz konusu değildir. Onu öldürmeyip mahvedeceklerdir.

Enbiyâ Sûresinin 70. ve Saffat Sûresinin 98. Âyetlerine göre, toplumu İbrâhîm'i tahriq'ten sonra plan kurmuşlardır. İbrâhîm peygamberi yakıp yok edecek olsalar İbrâhîm peygambere tuzak kurmalarına gerek kalmazdı. Onlar "İbrâhîm'e nasıl eza edebiliriz, sıkıntı çektirebiliriz ve mahvedebiliriz?" diye plan kurmuş olmalıdırlar.

Cahim ve " Nâr " sözcükleri de her zaman gerçek anlamı olan "ateş" anlamında kullanılmaz. Mecâzen aşırı sıkıntı anlamlarında da kullanılır.

Tekâsür: 5–6 Hayır... Hayır... Eğer ki ılme'l-yakin [kesin bilgi] ile bilirseniz câhimi [çılgınca yanan ateşi] mutlaka görürsünüz.

Mâide: 64 Ve Yahûdiler, "Allah'ın eli sıkıdır" dediler. –Söyledikleri şeyler sebebiyle onların elleri bağlandı ve onlar lanetlendi.– Aksine O'nun Allah'ın iki eli açıktır; dilediği gibi harcar. Ve andolsun ki, Rabbinden sana indirilen, onların çoğunda azgınlık ve küfürce artış yapar. Ve Biz, onların aralarına kıyamete kadar düşmanlık ve kin attık. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa (evkadu nara), Allah onu söndürmüştür. Ve onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Oysa Allah bozguncuları sevmez.

_________________
... О уиІэшІагъэ пае пљэпкъ ыцІэ раІуагъэмэ, ащ нахь насыпыгъэ сэ сшІэрэп…


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ŞAHADETİN BÖYLESİ
İletiTarih: Per Nis 22, 2010 11:38 am 
Çevrimdışı
Emektar Üye
Emektar Üye

Kayıt: Pts Nis 06, 2009 6:41 pm
İleti: 2234
abrek80 yazdı:
HZ. YUNUS'UN BALIĞIN KARNINDAN KURTARILMASI
Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı. Böylece kur'aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu. Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı. (Saffat Suresi, 140-142)Kaynakwh:
...Karanlıklar içinde: "Senden başka ilah yoktur, Sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda bulunmuştu. Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız. (Enbiya Suresi, 87-88)
Eğer (Allah'ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı, onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı. Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık. Ve üzerine, sık-genişyaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik. (Saffat Suresi, 143-146)


Alıntı:
Hût sözcüğü, dil bilimcilerinin bir kısmına göre "balık", bir kısmına göre de "büyük balık" demektir. Bu anlamıyla sözcük, tatlı ve tuzlu sularda yaşayan soğukkanlı omurgalıların genel adı olmakla beraber, eski çağlardan beri bilinen burçlar kuşağındaki bir takımyıldızın adı olarak da kullanılmaktadır.

Ancak Kur'ân'ı doğru anlamak için sözcüklerin teamüldeki kullanımını değil, gerçek anlamlarını bilmek gerekmektedir.

Hut sözcüğünün geçtiği eski şiirlerden biri Ve Sahip lâ hayre fi şebabihi Hûten, izâ mâ zâdenâ ... şeklindedir.

Sözcük bu mısrada "ağır ağır da yutsa, çabuk çabuk da yutsa, kendisine kâfi gelmeyen [doymayan, doyma duygusu olmayan]" anlamında kullanılmıştır.

Bu temel açıklamadan anlaşıldığına göre, hût sözcüğü aslında doyma hissi olmadığı ve doyduğunu bilmediği için balıklara yakıştırılmış bir sıfattır, balık demek değildir. Nitekim herkesin bildiği gibi, sularda yaşayan balığın esas adı "semek"tir. Balıklarda doyma hissinin olmaması, yemelerine ara verme sebebinin doymaları değil de tıkanmaları olması bugün artık bilimsel bir bilgidir. Balıkların bu özelliklerini bilmeyen amatör akvaryumcuların, günlük ihtiyacın üzerinde yemleme yaptıkları takdirde çatlayarak ölen balıklarla karşılaştıkları, günlük hayata yansımış bir gerçektir. Balık oburluğunun balık cinsleri itibariyle gösterdiği özellikler ise Su Ürünleri Fakültelerinin araştırma raporlarına da girmiş durumdadır.

Buna göre, hût ve havt sözcüklerinin anlamlarını "hırs, doyumsuzluk" olarak ifade etmek mümkündür.

Hût sözcüğünün Kur'ân'da yer aldığı pasajlardaki anlatım dikkate alındığında, sözcüğün daima "sebebiyet mecaz-ı mürseli" şeklinde kullanıldığı görülmektedir. Yani, sebep olan "hırs ve doyumsuzluk" zikredilmekte fakat hırsın insanda sebep olduğu "bunalım ve karamsarlık" kastedilmektedir.

Kur'ân'ın anlatım özellikleri ve Âyet çeşitleri dikkate alındığında, bazı sözcüklerin mecaz anlamlarda kullanıldığı, dolayısıyla da Yûnus peygamber ile ilgili ifadelerin müteşâbih olduğu anlaşılmaktadır:

1- Kalem Sûresinin 48. Âyetindeki makzum sözcüğü aslında "boğazın tıkanması, sıkıntıdan nefes alamamak" demektir. Sözcüğün bu anlamı Türkçeye "nefes nefese, soluk soluğa, havasızlıktan boğulacak hâlde" deyimleriyle çevrilebilir. Ancak bu nefes darlığı, içinde bulunulan dertten, sıkıntıdan, ıstıraptan da kaynaklanabilir. Nitekim Yûnus peygamberle ilgili diğer Âyetler göz önüne alındığında, bu nefes darlığının sözcüğün hakikat anlamına uygun olarak havasızlıktan değil, sıkıntıdan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

2- Enbiyâ Sûresinin 87. Âyetindeki Yûnus peygamberin "karanlıklar içinde" olduğu bildirilmiştir. Buradaki karanlık da yine sözcüğün hakikat anlamına uygun olan "ışıksızlık" değil, zihinsel bunalımdır. Bunu anlamak için Bakara Sûresinin 257. Âyetine bakmak gerekir:

Bakara: 257 Allah, iman sahiplerinin Velî'sidir [yol gösteren, yardım eden, koruyan yakınıdır]; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Küfre sapanlara gelince, onların yakın kimseleri tâğûttur ki, kendilerini nurdan karanlığa çıkarır. Bunlar cehennem halkıdır. Orada sürekli kalacaklar onlar.

Görüldüğü gibi, ne Yüce Allah karanlıkta kalanları kurtarmak için onlara ışık tutacağını söylemekte, ne de Tağut, saptırdıklarını ışıklarını söndürmek suretiyle karanlığa sürüklemektedir. Dolayısıyla nûr "manevî aydınlık, mutluluk; karanlık da zihinsel karanlık, bunalım" anlamına gelmektedir.

3- Enbiyâ Sûresinin 88. Âyetindeki Rabbimiz Yûnus peygamberi "ğamm"dan kurtardığını bildirmektedir. Ğamm sözcüğü ve türevleri hakikat manasında "bulut" demektir. Fakat sözcük mecâzen "keder, üzüntü, sıkıntı, bunalım, karanlık" anlamlarında da kullanılır. Nitekim Türkçeye de bu anlamıyla geçmiştir. Dolayısıyla ğamm sözcüğü bu Âyette Yûnus peygamberin buluttan kurtarıldığını değil, üzüntüden, sıkıntıdan kurtarıldığını ifade etmektedir.

4- Sâffât Sûresinin 142. Âyetindeki onu hut yutmuştu ifadesi, Yûnus peygamberle ilgili diğer Âyetler göz önüne alındığında, Yûnus peygamberin üzüntüye boğulduğu, sıkıntıya düştüğü, bunalıma girdiği anlamına gelmektedir. Yûnus peygamberin dopdolu [yükünü tamı tamına almış] bir gemiye doğru kaçtığı [gittiği] hatırlanacak olursa, dopdolu olması sebebiyle gemiye binememesi onu üzmüş, bunalıma düşürmüş olmalıdır.

Gerek hût sözcüğünün esas anlamı, gerekse Yûnus peygamber ile ilgili ifadelerin müteşâbih olması, Yûnus peygamber ile ilgili Âyetlerdeki hut sözcüğünün "balık" anlamında kullanılmadığını göstermektedir. Buradan hareketle denilebilir ki, Kehf Sûresinin 61–63. Âyetlerinde geçen Mûsâ peygamberin hût' u da Yûnus peygamberin hût 'u gibi balık değil, düşmüş olduğu bunalımdır, karamsarlıktır.

Üzerinde durulması gereken bir başka nokta da 141. Âyette geçen ساهم - sâheme ve المدحضين - müdhadîyn sözcükleridir. Genellikle Âyet Sonra o, kura çekti ve kaybedenlerden oldu şeklinde meallendirilmiştir. Oysa biz bu iki sözcüğün konumuz olan Âyete alışılmışın dışında bir anlam kazandırdığı kanaatindeyiz. Bu nedenle her iki sözcüğü de daha yakından inceleyeceğiz:

ساهم - SÂHEME:

Bu sözcüğün kökü سهم - sehm sözcüğüdür. Sehme , bazen "nasip, haz" anlamında kullanılsa da, sözcüğün esas anlamı "ok"; kumarda, kur'a çekiminde kullanılan ok demektir. Sözcük "yüzün değişmesi [hastalıktan, can sıkıntısından, mahcubiyetten sararması, kızarması]" anlamında da kullanılır. (Lisanü'l-Arab; c: 4, s: 730- 731)

Konumuz olan Sâheme ise, aynı kök fiilin Mufaale kalıbından gelen bir sözcüktür. Mufaale kalıbı fiile "müşâreket [işteşlik]" anlamı kazandırdığından, Sâheme fiili de bu kalıpta "ok çekişti" anlamına gelmektedir.

141. Âyete bu anlam gözetilerek bakıldığında, Yûnus peygamberin bindiği gemide birileri ile tartıştığı [karşılıklı okları çekiştikleri] ya da Yûnus peygamberin kendi kendisiyle mücadele edişi, aklı ile hissi arasındaki oklaşması, kavgası anlatılmak istenmiştir. Zaten 145. Âyette o sakim iken [fikir sancısı çeker iken]" ifadesi yer almaktadır. Müşâreket her zaman çokluk arasında olmayıp tek kişide de olabilir. Yûnus peygamber kendi kendine yapmış olduğu fikir jimnastiği de işteşlik içeren bir eylemdir.

المدحضين - MÜDHADÎYN:

Bu sözcüğün kökü دحض - d-h-d fiili olup "kaygan bir mahalden ayağı kaydı" demektir. Konumuz olan müdhadîyn sözcüğü bu fiilin if'al kalıbından gelmiştir ve anlamı "ayağın kaydırılması" demektir. Sözcük atın, devenin ayağının kayması anlamında kullanıldığı gibi, kişinin tezi için ileri sürdüğü delillerin iptal edilmesi, işe yaramaması anlamında da kullanılır. (Lisanü'l-Arab; c: 3, s: 306. "dhd" mad.)

Buna göre, konumuz olan sözcüğün anlamı da "ayağı kaydırılmışlardan, delili iptal edilmiş, tezi çürütülmüş olanlardan" demektir.

Sözcük, konumuz olan Âyetten başka şu Âyetlerde de kullanılmıştır:

Kehf: 56 Ve Biz, Elçileri ancak müjdeciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Küfretmiş olan kişiler de hakkı bâtılla iptal etmek [ortadan kaldırmak] için mücadele ediyorlar. Ve onlar, Âyetlerimizi ve korkutuldukları şeyleri alaya aldılar.

Mü'min: 5 Onlardan önce Nûh kavmi ve onlardan sonraki bir takım hizipler yalanladı. Her ümmet, kendi elçilerini yakalamak için teşebbüste bulundu; kendisiyle hakkı bâtılla gidermek için mücadele ettiler. Ben de onları yakalayıverdim. İşte, azabım nasıl oldu?

Şûrâ:16 Ve kendisine icabet edildikten sonra Allah hakkında tartışanlar; onların kanıtları Rableri katında iptal edilmiştir. Ve onların üzerinde bir gazap vardır, çetin azap da onlar içindir.


Artık anlaşılmış olmalı ki, Yûnus peygamber ne kura çekmiş, ne de kurada kaybetmiştir. O, kaçış sebeplerinin gerekçelerinin geçerli olmadığını anlamıştır. Ya da birileri ona bunu anlatmıştır.

KAÇMAK-HİCRET:

Âyette Yûnus peygamberin kaçtığı, hem de sahibinden kaçan bir köle gibi kaçtığı anlatılmaktadır. Bunun açık anlamı "görevden kaçmak"tır. Hicret ise üstlenilen görevi, görevi verenin izni veya emri ile bir başka yerde sürdürmeye gitmektir. Peygamberimiz Mekke'den ayrılırken görevden değil Mekkelilerden kaçıyordu. Amacı üstlendiği görevi başka ortamlarda devam ettirmekti. Bu nedenledir ki, peygamberimizin hicreti hem emirle olmuş, hem de hicret edenler övgüye mazhar olmuşlardır. Peygamberimizin hicreti ile Yûnus peygamberin kaçışı arasındaki temel fark budur.

Müzzemmil: 10 Onların söylediklerine/söyleyeceklerine sabret! Ve güzelce ayrıl onlardan.

Bakara: 218 Şüphesiz ki iman eden kimseler, hicret eden kimseler ve Allah yolunda gayret gösteren kimseler, Allah'ın rahmetini umarlar. Ve Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Âl-i İmrân: 195 Bunun üzerine Rableri onlara karşılık verdi: "Şüphesiz Ben, sizden erkek olsun, kadın olsun –Ki bazınız bazınızdandır– [hepiniz aynısınızdır] çalışanın amelini zayi etmem.


Binaen aleyh göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, Benim yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler; elbette onlardan kötülüklerini örteceğim ve Allah katından bir sevap olarak, onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Ve Allah, sevabın güzeli Kendi katında olandır.

Saffat Sûresinin 145. Âyetindeki Sonra Biz, o hasta iken [fikir sancısı çekerken]... ifadesinden, Yûnus peygamberin de İbrâhîm peygamber gibi bir hayli fikir işkencesi, zihinsel çile çektiği anlaşılmaktadır.

Sâffât Sûresinin 142–145. Âyetlerinden anlaşılan durum şudur:

"Yûnus peygamber Allah'a tövbe edip yakarmış, Allah da onu içinde bulunduğu karanlıklardan, bunalımdan kurtarmıştır. Yûnus peygamber daha sonra kavmine gitmiş, onları tekrar Allah'a çağırmıştır. Kavmi de bu kez çağrısına kulak vermiş, yüz bini aşkın nüfusuyla Yûnus peygambere iman etmiştir."

Sâffât Sûresinin 147. Âyetindeki أو - ev edatı genellikle "veya" diye tercüme edilmiştir. Hâlbuki bu edat, burada olduğu gibi "hatta" anlamında da kullanılır.

_________________
... О уиІэшІагъэ пае пљэпкъ ыцІэ раІуагъэмэ, ащ нахь насыпыгъэ сэ сшІэрэп…


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: ŞAHADETİN BÖYLESİ
İletiTarih: Per Nis 22, 2010 12:23 pm 
Çevrimdışı
Emektar Üye
Emektar Üye

Kayıt: Pts Nis 06, 2009 6:41 pm
İleti: 2234
Allah Kuran’ın her tarafında, mucizelerin insanları ikna etmeyeceklerini ve kendisi de koyduğu yasaları değiştirmeyeceğini bu yasaları bozmayacağını söyler. Tabiat yasaları da değişmeyen yasalardandır. Kuran’ın her yerinde yine Allah bizlerden sağduyu, akıl, mantıkla gözlem yapmamızı talep eder. Yaratıklara, kendi bedenimize bakmalıyız ve herşeyin nasıl bir ahenk içerisinde işlediğini, herşeyin nasıl yerli yerinde olduğunu gözlemlemeliyiz. Allahın herşeyi yapmaya gücü vardır. Bu sorgulanamayacak bir konudur. Ama asıl sorulması gereken bizlerin inanması için mucizelerin şart olup olmamasıdır. İnanmak içim mucizelere mi ihtiyacımız var?

Mucizeler yapmaması Allah’ın gücünden bir şey eksiltiyor mu? Kainatın yaratılışı için gereken ilim ve güçten bir şey eksiltiyor mu?

Mucizeleri savunan kimseler genellikle “Allahın her şeyi yapabilaceğine inanmıyor musun?” diyerek sorgularlar.

Bu da onların olağanüstü, mucizevi bir Allah anlayışılarının olmasındandır. Allahın sıfatlarını çok ince kanunlarla yarattığı herşeyde kavrayamadıklarındandır. Onlar Allahın gücünü bu mükemmel kanunlarla yarattıklarında görecekleri yerde, kendilerinin değiştiremedikleri bu tabiat kanunlarını Allahın mucizeler yoluyla kanunları altüst edebileceğinde görmek istemelerindendir.

12:5 Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile.

_________________
... О уиІэшІагъэ пае пљэпкъ ыцІэ раІуагъэмэ, ащ нахь насыпыгъэ сэ сшІэрэп…


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 68 ileti ]  Sayfaya git 1, 2, 3, 4, 5 ... 7  Sonraki

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 3 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  

Cerkez Muzikleri - Kafkasya - Cerkez - Google - Cerkez isimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Circassain - Cerkes.Net - Adigece Sozluk - Video - Sohbet - Cerkez Tavugu

Haberler Haberler Site haritası Site haritası SitemapIndex SitemapIndex RSS besleme RSS besleme Kanal listesi Kanal listesi
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
[ Time : 0.151s | 10 Queries | GZIP : On ]


Sitemizin hicbir kurum ve kurulusla iliskisi bulunmamaktadir.