Kirkpinar yazdı:
Sn.iisgor
Verdiğiniz bilgiler için tekrar teşekkür ederim,açıklayıcı mahiyette olduğu için doyurucuda aynı zamanda, lakin tüm açıklamada sona ulaşanların düştüğü duruma düşmüş görüyorum sizi,yani en sona ulaşıldığı zaman ,problemi bilinmezliğe atıp,allah bilir demek,sadece çözümsüzlük durumudur.
Ben de size teşekkür ederim. Ancak ben dahil hiç kimse sona ulaşmış değiliz. Üstelik ben ilim , bilim sahibi olmadığım gibi bu konularda geçerli alfabenin ilk harflerini teleffuz etmeye çalıştığımın farkındayım. Şimdilik yapabildiğim en küçük detayı atlamaksızın farklı açılardan sorular akledip yine yanıtlarını kendimde aramaktayım. Bulabildiklerimi paylaşarak hem sizlere farklı düşünce ufukları kazandırmak ve aynı zamanda da kendimde beyin fırtınaları estirmek. Farkındaysanız sorularınıza copy paste yanıtlar almıyorsunuz!
Kirkpinar yazdı:
Buradaki belirsizlikte enerji konusudur,enerji onu oluşturan parçaları anlaşılmamış homojen-türdeş bir var-olan olarak kabul! ediliyor,bu ise bilinmezlik olarak,tutunulacak bir dal oluyor,belki doğru bir daldır,belkı değildir,ama bilmediğimiz kesindir.
1-Yani enerjinin kaliteleri nelerdir.
2-Enerjiyi oluşturan parçalar varmıdır.
3- Varsa nelerdir.
4- Varsa bu parçaların bir araya geliş sıralaması,dört boyut için nedir.
5-Zamanda en geriye gittiğiniz zaman,14 milyar 700 milyon yıl geriye gidersiniz,bu ise bir sınırdır,sınırsızın,yani Tanrının kendisi sınırlanmış olmazmı ?
6-Yoksa bu-Tanrı kendini bazı evrelerlemi ortaya koyar
7-Bu doğru ise,Tanrı kendini ortaya koyarken bazı kurallara göremi davranır,(ortaçağdaki tümeller konusu).
Vereceğiniz bilgiler için teşekkür ederim
Enerji partikülleri ! Sizin tanımlamaya çalıştığınız kadarı ile “Anlaşılamayan , homojen – türdeş bir var –olan olarak kabul ediliyor.”
Bilim , maddi olmayanı , ölçülebilir olmadığı için var kabul etmiyor ama nihayetinde kütlesiz atom altı parçaçıkların varlığını ölçüp biçerek değil , etkisel sonuçları itibari ile kabul etmek durumunda kalmıştır. Bir insan , başka insanın duygularının varlığını farkedebilir ama onun duygusal yoğunluğunu , kendisinde olduğu gibi irdeleyemez. Ancak kendimizin , kendi duygu yoğunlumuzu , az veya çok gibi nicelik birimleri ile az seviyorum , çok nefret ediyorum , gibi tanımlamalar ile kritik noktalarımızı belirleriz. Örneğin kritik noktanızı aşıp , çok aşırı kızdıysanız , kendinizi harekete geçirirsiniz. Kritik noktayı aşan duygunuzun yoğunluğu , sizin hareketinizin itici gücü haline gelmiştir. Tabiiki bu hareketleri mutlaka vurmak , kırmak anlamında değil de herhangi bir eylem biçimi olarak düşünmeniz gerekir.
Bugüne değin farkına vardıysanız veya bundan sonra algıda seçicilik yaparak , çevrenizi gözlemlerken canlı veya cansız herşeyin gösterdikleri davranışları kategorize etmeye çalışın.
Öncelikle herşeyin birbiri ile iletişim halinde olduklarını farkına varırsınız. Bu iletişim hali , evrende herşey birbiri ile iletişim halindedirin , sizin tarafınızdan gözlenmekte olduğu durumdur.
Evet , gerçekten evrende herşey birbiri ile iletişim halindedir. Peki ama neden ve nasıl?
Dikkat edin , bu satırlarımdan itibaren hem Einstein’in önceki mesajınızda sorduğunuz boşluğuna ve aynı zamanda da enerji ile ilgili sorularınıza yanıt vermeye çalışacağım.Ancak burada hemen belirteyim ki bu yazacaklarım , sona varmış olmanın oluşturduğu bilgiler değil ancak O’na varmak için sarfettiğim çabalardır.
Evrende herşey iletişim halindedir , dediğimizde bu herşeyin açılımı ne ola ki?
Görebildiğimiz herşey ama göremediklerimiz , algılayamadıklarımız hatta kütlesiz parçacıklar bu herşeye dahi değil mi? Tabii ki dahil! Evrende var olan herşeyi anlamaya , kavramaya çalışıyoruz.
Bir ön kabul yapalım ve düşünebilinecek en küçük parçacıktan da küçük bir parçacık düşünelim.Evrensel bir boşluğun/hacimin bu en küçücük parçacıklar ile dolu olduğunu varsayalım. Varsayımımızı daha da ilginç hale getirmek için bu küçücük parçacıkları kütlesizleştirelim. Bu parçacıklardan birisinde meydana gelebilecek bir titreşimin , bütün parçacıkları etkileyerek titreşime sokacağını dalga etkisi ile bilmekteyiz. İlk etkinin nerede , nasıl olduğunu şimdilik başlangıçsızlık ile açıklamak zorunda kaldığımı ifade edeyim. Ki bunu bilim , kısmen kabul etmeyenler olmasına rağmen (ben de kabul etmeyenlerdenim ) big bang teorisi ile açıklamaya çalışmaktadır. Zaten big bang’i kabul ederseniz , diğer soruları hemen sıralamak durumunda kalır ve daha başlangıçta düşünce performansını başlamadan sonlandırırsınız.
Big bang’in düşünüldüğü gibi gerçekleşmediğini ama bunun tamamen safdışı edilmediğini de kabul ederek bileşik kaplar teorisini anımsatan bir şekilde “worm hole” diye isimlendirilen ve sabit olmayan solucan delikleri ile birbirleri ile etkileşim halinde paralel evrenleri düşünelim. Anladığım kadarı ile sizin , Einstein’in uzay boşluğundan kastettiğiniz bu solucan delikleri olsa gerek. Ama ilk defa Hubble’ın farkettiği kırmızıya kayma teorisi ile birbirinden uzaklaşan galaktik yapıların evrenin zarını şişirdiği varsayımını big bang’e bağlamazsanız , birbiri ile etkileşim halindeki paralel evrenlerin solucan delikleri vasıtasıyla zarın şişmesi ile değişen evrensel iç basıncı dengelemek durumunda olduklarını düşünebiliriz.
Devam edeceğim...