iisgor yazdı:
Taha 14. "Hiç kuşkulanma ki ben Allah'ım. İlah yoktur benden başka. O
halde bana kulluk/ibadet et ve namazını, beni hatırlayıp anmak için
yerine getir."
14. İnnenı enallahü la ilahe illa ene fa'büdnı ve ekımıs salate li
zikrı
20:14 "Hiç kuşkulanma ki ben Allah'ım. İlah yoktur benden başka. O halde bana kulluk/ibadet et ve
SALATINI, beni hatırlayıp anmak için (zikrim için)yerine getir/südür."
“SALAT”ın ne olduğunu daha iyi anlayabilmek için; salatın amacı olan Allah’ı hatırlayıp anmak (zikretmek) in üzerinde durarak gerekir. 65:10 ayetinde iman etmiş akıl ve gönül sahiplerine Allah’ın bir “zikir” indirdiğinden bahsedilir.
65:10. Allah onlar için şiddetli bir azap hazırladı. Artık Allah'tan korkun, ey iman etmiş akıl ve gönül sahipleri! Allah size bir Zikir indirmiştir.
Hemen sonraki ayette de bu zikrin ne olduğu ve inananlar üzerindeki etkisinden bahseder.
65:11. Bir elçidir ki, iman edip hayra ve barışa yönelik işler sergileyenleri, karanlıklardan nura çıkarmak için Allah'ın ayetlerini açık-seçik okur. Allah'a inanıp hayra ve barışa yönelik işler yapanları Allah, altlarından ırmaklar akan cennetlere/bahçelere koyacaktır. Onlar orada sonsuza dek kalıcıdır. Allah böylesi için rızkı gerçekten güzelleştirmiştir.
Allahın ayetlerini açık seçik okumak olan “zikr”in, insanlar üzerindeki etkisi; onlardan Allaha inananları karanlıklardan aydınlığa çıkarmaktır.
Allahı zikretmeyi anlatan 33:41-42 ayetleri de şöyle der:
33:41-42. Ey iman edenler! Allah'ı çok anın (zikredin)! O'nu sabah-akşam övün (tespih edin)!
Enteresandır ki hemen sonraki ayette Allahın ve meleklerin “salatının” inananlar üzerindeki etkisinin; Allah'ın ayetlerini açık-seçik okuyan elçinin yaptığı etkinin aynısı olduğu belirtilir.
33:43 O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size salat etmekte (ilim-bağı kurmakta); melekleri de (size salat etmektedir). O, mü'minleri çok esirgeyicidir.
Burada elçinin, Allahın ayetlerini okuyarak yaptığı salatın etkisi ve Allahın ve meleklerinin müminlere salatının etkisi aynıdır. Müminleri aydınlatmak, ilim irfan sahibi yapmak. Allah’ın kitabı da zaten NUR olarak adlandırılır.
64:8 Artık Allah'a, onun resulüne ve size indirdiğimiz NURA inanın. Allah, yapmakta olduklarınızı iyiden iyiye haber almaktadır.
65:11, 33:43 ve ayetlerini birlikte değerlendirdiğimizde 33:56 ayetini daha iyi anlıyoruz:
33:56. Şu bir gerçek ki, Allah ve melekleri, o Peygamber'e ilmi-bağ kuruyorlar (
yusalun). Ey inananlar! Siz de ona ilmi-bağı kurun (
sallu) ve ona içtenlikle itaat edin.
İlmi-bağ iki yönlüdür. Biri öğretmenin öğrenciye bağı, diğeri de öğrencinin öğretmene bağı. Bu ikili bağ 9:103 ayetinde de tasdik edilir:
9:103. Bunların mallarından bir sadaka al ki, onunla kendilerini iyice temizleyip aklayasın. İlim-bağını onların üzerine kur (
salli aleyhim), çünkü senin ilim-bağın (
salateke) onlar için bir sükûnettir. Allah Semî'dir, Alîm'dir.
Yukarıda gördüklerimize bir istisna “salat”ın okumadan sonra gelmesidir. Bunu için 29:45 ayetine bakalım:
29:45. Kitap'tan sana vahyedileni oku!
Salatı ikame et (ilim-bağını sürdür)! Çünkü salat (ilim-bağı), çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. Elbette ki
Allah'ın zikri daha büyüktür! Allah, neler yaptığınızı biliyor.
Ancak bu ayet Resülun kitabı kendi kendine okumasından bahsediyor. Zira burada “
Ütlü aleyhim” diye bir ifade yok. Kitabı okuduktan sonra ilim bağının sürdürülmesi (salatın ikame edilmesi) emrediliyor. Ayette ilim-bağının (salatın) amacı olan Allah’ın zikredilmesinin de daha büyük bir şey olduğu bildiriliyor.
Bir kimse salatın amacının ne olduğunu anlamaya öncelik verdiğinde her şey ortaya daha net çıkıyor. Amaç (=Allahı zikretmek) daha büyük. (29:45) Ama kişi daha büyük olan amacı (Allah’ı anmak=zikir) bırakıp daka küçük olanı, zamanlama ve retüel şekilleri gibi şeylerin üzerine yoğunlaştığında SALATı anlamak zorlaşıyor. Biz Allah’ı ZİKİR (Kuran) aracılığıyla anarız. Allah’ın ayetlerini okumak zikirdir. (65:10-11)
27:92 ayeti elçinin okuduğunun Kuran olduğunu açıklıyor:
27:92. "Ve Kur'an okumakla emrolundum. Artık kim yola gelirse kendi nefsi için gelir. Sapmışa gelince, böylesine de ki: 'Ben uyarıcılardan biriyim. Hepsi bu!"
Hatırlayınız ki SALATIN amacı Allah’ı anmaktır. Resül Kuran’la Allah’ı anıyordu.
17:46. Kalpleri üzerine, onu anlamamaları için kabuklar geçiririz, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Rabbini yalnız Kur'an'da andığın zaman (zikrettiğin zaman), nefretle geriye dönüp kaçarlar.
17:46 ayetine göre Resül ne yapıyordu?
Cevap SALATI İKAME EDİYORDU = İLİM-BAĞINI SÜRDÜRÜYORDU. İnanmayanlar duyup itaat etmiyorlardı (secde etmiyorlardı) aksine onlar sırt çeviriyorlardı.
Özetle: Zikir = Kuran’ı okumak = ilim-bağı kurmak = salat
Daha doğru bir deyişle: Kitaptaki ayetler olsun evrende ve yeryüzündeki ayetler olsun Allah’ın ayetlerini çalışmak, araştırmak ve öğrenmek SALATTIR.
4:103. Korku halindeki salatı (ilim-bağını=öğrenmeyi) tamamlayınca, artık Allah'ı ayakta, oturarak, yan yatmışken anın. Sükûnet bulduğunuzda, ilim-bağını tam bir biçimde sürdürün. Salat (ilim-bağı), müminler üzerine vakti belirlenmiş bir farz olmuştur.
3:190-191. Şu bir gerçek ki, göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün birbiri ardınca gelişinde, aklını ve gönlünü işletenler için çok ibretler vardır. Aklı ve gönlü işletenler o kişilerdir ki, ayakta, otururken, yan yatarken hep Allah'ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler: "Ey Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Şanın yücedir senin. Ateş azabından koru bizi."
Bir kez daha görmekteyiz ki “salat”ın ana teması ilim-bağı kurmaktır. Allahın ayetlerini araştırıp öğrenmektir.
İsra süresine SALATın (ilmi öğrenmenin) sonunda, itaate (secdeye) ulaştığımız gibi Kuran okununcada itaat ettiğimiz yani sece ettiğimiz anlatılır.
17:107 De ki: "İster inanın ona, ister inanmayın. O, kendilerine daha önce ilim verilmiş olanlara okunduğunda, onlar, çeneleri üstü secdelere kapanıyorlar (itaat ediyorlar)."
Kitabı önyargısız okumakla 19:58 ayetinde salatın tarifini ve 19:59 ayetinde de salatın yitirilmesinin ne olduğunu görürüz:
19:58. İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimet lütfettiği peygamberlerdendir: Âdem'in soyundan, Nûh'la birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in soyundan, kılavuzluk edip seçtiğimiz kimselerden. Kendilerine Rahman'ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak itaat edrlerdi (secdelere kapanırlardı).
Onlardan sonra gelenler Allah’n ayetlerin öğrenmediler ve salatı yitirdiler.
19:59. Ama arkalarından öyle bir nesil geldi ki; salatı (ilim-bağını) yitirdiler, şehvetlere uydular. Bunlar, azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.
6:91 ayetinde de Allah’ın kitabının insanlara onların ve atalarının bilmediklerini öğrettiğini söylüyor.
6:91 Allah'ı, kadrine/şanına yaraşır şekilde tanıyamadılar. Çünkü, "Allah, insana hiçbir şey vahyetmemiştir." dediler. De ki "Mûsa'nın insanlara bir ışık, bir kılavuz olarak getirdiği Kitap'ı kim indirdi?
Siz o Kitap'ı birtakım parşömenler yapıp ortaya sürüyorsunuz, birçoğunu da saklıyorsunuz. Size, sizin de atalarınızın da bilmediği şeyler öğretildi." "Allah" de, sonra bırak onları saplandıkları batakta oynayadursunlar.
Enteresandır ki bir sonraki ayette “salat” kitabı saklamanın aksi olarak nitelendiriyor:
6:92. Bu da bizim, kentlerin/medeniyetlerin anasını uyarman için indirdiğimiz bir Kitap. Kutsal-bereketli, kendinden öncekini doğrulayıcı.
Âhirete inananlar, ona da inanırlar ve onlar salatlarına (ilim-bağına) devam ederler.İlim-bağı en az iki katılımcının bağlanması ile oluşur. Mesela öğretmen ve öğrenci arsındaki bağ (9:103, 3:164, 62:2) Veya öğrenci ile öğrendiği kitabın yazarı arasındaki bağ (33:43 ve 28:51)