Çerkeslerin Anasayfası

Çerkeslerin Anasayfası

Ben Halkım İçin Özgürlük İstiyorum
Sistem saati: Per May 24, 2012 5:14 pm


Anasayfa  |   Kayit Ol  |   Sohbet  |   Cerkes Muzik  |   CerkesBuL  |   Sozluk  |   Linkler  |   Kiril  |   Basinda Cerkesler  |   Sitene Ekle  |   iletisim  |  

Tüm zamanlar UTC




Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 4 ileti ] 
Yazar Mesaj
 İleti başlığı: İSLAM’IN İKİ BÜYÜK ŞİARI
İletiTarih: Sal Tem 06, 2010 7:11 am 
Çevrimdışı
Emektar Üye
Emektar Üye

Kayıt: Pts Nis 06, 2009 6:41 pm
İleti: 2234
RECEP İHSAN ELİAÇIK
Alıntı:
Şiâr” kelimesi, “şiir” ile aynı kökten geliyor. “Sıklık, incelik, farkındalık” manalarını içeren bir kelime… Kısa, sık ve incelikli söz (şiir), inceliklerin farkında olan (şâir), inceliklerin farkında olma (şuur), ince ve sık biten/saç (şa’r), buğdaydan farklı olarak ucunda ince kılçık bulunan arpa (şa’îr), sıkça söylenen slogan, amblem (şiâr) kelimeleri bu kökten.

Demek ki birisine “Şuursuz” deyince “farkındalığı olmayan, farkı fark etmeyen, inceliği, derinliği olmayan” demiş oluyoruz. Keza “Şiirden anlamaz” demek de “incelik bilmez, farkındalığı zayıf” demek oluyor.

Slogan” kelimesi de “slog” (sık) kökünden geliyor. “Sıkça söylenen kısa sözler” olarak Türkçe’de kullanılıyor. Arapça buna “şiâr” deniyor.

Bu durumda İslâm’ın iki büyük şiârı, “İslam’ın sıkça söylenen iki büyük kısa sözü” demek oluyor. Öyle ki bu sözler/şiarlar/sloganlar İslam’ın inceliklerini, farkını anlatır ve onu söyleyenlere “şuur” (bilinç) verir. Bundan habersiz olanlar şuursuz/bilinçsiz olmuş olurlar.

İslam’ın şiarlarına tapınak virdi haline getirilmiş bir halde ezanda, namazda, dualarda, niyazlarda vs. sıklıkla rastlarız. Ama bu makalede en çok tekrarlanan ve bilinen ikisi üzerinde duracağız: Allahuekber ve Lailahe illallah…

***

ALLAHU EKBER: Kur’an’da “Allahu ekber” lafzı ile geçmez. Fakat daha dördüncü surede “Rabbini tekbir et” (Müddesir; 3) diye emredilir. Müslümanlar da bu emri yerine getirmek için “Allahu ekber” derler. Böylece her Allahu ekber dendiğinde bu emir yerine getirilmiş olur.

Gelelim anlamına…

Malum “Allah en büyüktür” demek oluyor.

Allah’ın büyüklüğü zaten malum olduğuna göre bu söz kime karşı söyleniyor?

Çünkü artık mesele bu şiarların “kime karşı” söylendiğidir.

Cehennem tehditlerinin ve tabiat tasvirlerinin Mekke’nin ulularına yönelik olması gibi, bu söz de Mekke ve civarında (ve oradan tüm yeryüzünde) kendini “büyük, güçlü, karşı konulmaz” vs. zannedenlere yönelik olduğunu görüyoruz. Yani Allah’tan başka bir takım metafizik tanrılar var da, onlar büyüklük iddia diyorlar da onlara karşı söyleniyor değildir. Zira Allah’tan başka zaten tanrı yoktur.

Bu söz tamamen insanlardan kimilerinin servet ve iktidar (mülk) sahibi olmakla büyüklenmesine, kibirlenmesine, tanrılar kimi davranmasına karşı söylenmektedir.

Şiârda geçen “ekber” sözcügü “en büyük” demek olup “kibir” ile aynı köktendir.

Kibr, “şânın azametini izhar etmek/ortaya koymak” demek olup kişinin kendinde hak ettiğinden fazlalık görmesidir. Mal ve mevkîden dolayı kibirlenirse zehv, kibirden dolayı başını havaya kaldırırsa nahve, kibirden dolayı burnu havada olursa huzuvâne, kibrinden dolayı kendine hayran olursa ucb olur. Aslen büyük olmadığı halde kendini büyük sanana ise müstekbir denir. Servet ve iktidar sahibi olmaya ise kibriya denir. Mutekebbir ise Allah için kullanılır ve büyüklük, güç ve kudrete sahip olduğu halde zulmetmeyen demektir. Zor kullanan kibirliye ise ceberût denir. (Ebu Hilal el-Askeri; el-Furuq fi’l-Luğa, s. 366, işaret, ist. 2009).

Kur’an’dan birkaç örnek…

Firavun , Musa ve Harun’a şöyle der: “Yeryüzünde kibriyâ (servet ve iktidar) sizin ikinizin olsun diye mi geldiniz?” (Yunus; 78)…

Ad kavminin ileri gelenleri: “Bizden daha kuvvetli kim var? diyerek büyüklük tasladılar.” (Fussilet; 15)… Bunlar beş ayet önceki Allah’ın yeryüzünde insanlar “eşitçe” bölüşsün diye yarattığı kuvvetleri (egvât) kişisel mülkiyetine yığıp onunla üstünlük taslayanlardı. Ayette önce eşitliğin takdir edildiği belirtiliyor, beş ayet sonra da bunun nasıl bozulduğuna dair Ad kavminden örnek veriliyor (bkz. Fussilet; 10-15)…

İşte böyle servet ve iktidar temerküz ederek güç toplayıp büyüklük taslayanları, yığdıkları ve biriktirdiklerinin kurtaramayacağı söylenir: “Ne (güç ve servet) toplamış olmanız, ne büyüklük taslamanız (istikbarınız) size bir yarar sağlamadı.” (A’raf; 48)…

Çünkü onların “İçlerinde hiçbir zaman tatmin edemeyecekleri büyüklük hastalığı (kibr) vardır.” (Mu’min; 56)…

Dahası böyle yapmakla hem kendilerini hem de egemenlikleri altında tuttuklarını ateşe sürüklemişlerdir: “Rabbimiz, gerçekten biz, seyyitlerimize (sâdetenâ) ve büyüklerimize (kuberâenâ) itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular.” (Ahzab; 67)…

***

Görüldüğü gibi Allahuekber şiarı, içimizden birilerine karşı söylenmektedir. Servet ve iktidar sahiplerinin “kibrini” kırmak için olduğu apaçık ortada.

Demek ki Allahuekber, ekâbirin tevhid vasatını (birlik, eşitlik ve adalet ortamını) terk edip ayrı baş çekmesine, servet ve iktidar gibi biriktirip topladıkları ile toplumdan ayrılmasına, kumlara karışmayı kibrine yediremeyip kum tepelerinde yaşamasına panzehirdir.

Bunun anlamı, “En büyük Allah’tır; Allah’a (en-Nâsa, topluma, halka) gel, halka karış, kibri bırak” demektir. Gökten yere inince Allahuekber bu demek olur.

Bu nedenle “burnu havada olan” demek olan kibirlinin, her secdede burnu yere sürtülür.

Bu nedenle servet ve iktidar gücüyle toplumdan/halktan ayrılan kibirli, “Hacc-ı ekber” (Tövbe; 3) gününde halk deryasının içine karıştırılır.

İlginçtir, Kur’an “Hacc-ı ekber” tabirini kullanıyor. Allah yerine burada Hacc geçmiş. İslam’da Hacc, büyük halk kitlelerinin, insan deryası oluşturarak birlik ve eşitlik gösterisi yaptıkları toplanış, karışış, sarmaş-dolaş oluş ve dönüş ritüelidir. Verdiği mesaj Allahuekber’in yere indiğinde nasıl anlaşılması gerektiğinin tatbikatıdır: Allah’tan (en-Nâs’tan/halktan/toplumdan) daha büyük değilsin! Ona dön!

***

LAİLAHE İLLALLLAH: “Allah’tan başka ‘ilah’ yok” anlamına geliyor. Kur’an’da geçen “ilah” kavramının kullanımına baktığımızda, “ekber” gibi, içimizden kimilerinin, servet ve iktidar kuvvetleri (egvât) yığarak eşitliği bozmalarına ve böylece toplumdan ayrılarak büyüklenmelerine itiraz olduğunu görüyoruz. Kuralları uygulama bahenesiyle oluşturulan kör otoriteler “Lâ” (hayır) denerek reddediliyor.

Kur’an’ın “ilah” dediği şey bu anlamda insanlardan başkası değildir. Bu nedenle “Lailahe illallah” servet ve iktidar temerküzü neticesinde insanlar üzerinde otoriteleşenlere isyan çağrısıdır.

Yoksa insanlar sırf ineğe, taşa, tahtaya, buzağıya, soğana, put heykellerine tapınıyor da, Allah da onlara tapınmayı kıskanıp “Bana tapının, onlara değil” diyor değildir. İnek, taş, tahta, soğan, buzağı, put, heykel vs. biz insanların birbirimiz üzerine kurduğumuz servet, iktidar, otorite, hegemonya ve sınıflaşma araçlarının sembolleridir. Onları kaldırdığınızda ortada insanoğlu insandan başkası yoktur. İlahlar (âlihe) insanlardır; inek, taş, tahta, soğan, buzağı, put, heykel vs. onların sembolleri olup kendi başlarına adlarında geçtiğinden başka bir anlamları bulunmamaktadır.

Bunun böyle olduğunu “ilah” kavramının Kur’an’da 140 küsur yerde geçen kullanımından apaçık anlıyoruz.

Birkaç örnek…

“Firavun dedi ki: Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum.” (Kasas; 38). Görüldüğü gibi Firavun lafı evirip çevirmeden inek, boğa, buzağı (bakara) gibi heykel ve tasvirlerle ifade edilen “imparatorluk sembollerinin” altında neyin yattığını açık ediyor. “Asıl ilah benim, onlar hegemonyamızın işaret ve sembolleri” demeye getiriyor.

Kur’an’da adı anılan tüm putların durumu aynen böyledir.

Başka bir örnek…

“Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın; hele Ved’den, Suva’dan, Yeğus’tan, Ye’uk’tan ve Nesr’den asla vazgeçmeyin!” (Nuh; 23).

İbnu’l-Kelbi’nin açıklamasına göre Ved putu iri yarı gövdeli bir erkek şeklinde idi. Suva bir kadın şeklindeydi. Yeğus dişi bir aslan biçimindeydi. Yeûk at şeklindeydi. Nesr akbaba şeklindeydi. Diğer bölgelerdeki tapınakların kapılarının üzerinde bu akbaba resimleri vardı.

Bunlar aynı toplum içinde kabile (sınıf) totemleri/sembolleriydiler. Kabilenin kurucusu ve ileri gelen bir büyüğünün anısına dikilmişlerdi. Genel insanlık içinde ise bugünkü ulus sembollerine tekabül ettiği söylenebilir. Her ulusun bir devlet arması/bayrağı vardır ve onların üzerinde ulusu simgeleyen bir takım şekil, bitki, hayvan veya tabiat figürleri vardır. Haç işareti, gamalı haç, yıldız, orak-çekiç, hilal, güneş, arslan, kurt, kartal, yaprak vs. Bunlar o ulusun kendi toprakları üzerindeki egemenliğini (hegemonya) ve mutlak otoritesini temsil eder.

Bu anlamda örneğin “uluslararası sular” henüz kimsenin egemenliğine girmemiş, etrafına çit (sınır/gümrük) çevrilmemiş yerler demektir. Cahiliye döneminde, bu, kabile toprakları (mer’a) şeklinde oluyordu. Oraya girdiğinizde kabileye toprak bastı/giriş parası (gümrük) ödüyordunuz. Kabilenin egemen olduğu yerler kabile toteminin arma ve sembolleriyle donatılmıştı ve genellikle merkezi bir yerde de ana tapınak bulunmaktaydı.

Şu halde Arapların ilahlar (âlihe) dediği, bu türden arma ve sembollerle ifade edilen devrin kurumsal kabile otoriteleri oluyor. Bunlar insanlar üzerinde servet ve iktidar hegemonyaları oluşturmakta ve sınıflaşma meydana getirmekteydiler. Üsttekiler ve alttakiler arasında keskin bir sınır (kast) vardı ve geçişkenlik yoktu. Üsttekiler, alttakileri mutlak egemenlikleri altında yönetiyorlardı. Eleştiriye ve sorgulamaya kapalıydılar. Egemenlikleri mutlaktı.

İşte bu mutlak ve ebedi zannettikleri hegemonya (egemenlik) totemlerine/sembollerine “ilah” demekteydiler…

***

Kur’an “din adamlığı” (hocalık, şeyhlik, seyyitlik, velilik, babalık, dedelik, ağalık, beylik, sultanlık, şahkululuk) hegemonyasına da “rablik/ilahlık” der: “Allah’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilaha ibadet etmeleri emrolundu. O’ndan başka ilah yoktur.” (Tövbe; 31).

Kur’an “heva/heves/arzu/şehvet” hegemonyasına da “ilahlık” der: “Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? (Furkan; 43)

Kur’an melekler (nuranî varlıklar, cinler, periler, ifritler) ve peygamberler (İbrahim, Musa, İsa, Muhammed ailesi ve soyu) hegemonyasına da “rablik/ilahlık” der: “Size melekleri ve peygamberleri rabler/ilahlar edinin, diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra hiç size kafirliği emreder mi?” (Al-i İmran; 80)…

Kur’an’a göre peygamberin görevi “insanlara hükmetmek” (hegemonya) değildir. Bilakis “insanlar arasında” adil kararlar vermektir (hakem). Kur’an peygambere (ve bize) hitaben hep “onlara hükmet” (fehkumhum) değil; “onlar arasında hüküm ver/hakem ol” (fehkum beynehum) der. (bkz. Al-i İmran; 23, Nisa; 58, Maide; 42, 48, 49, A’raf; 89, Sad; 22, 26) Bunun hiç değişmediğini görüyoruz. Bu ikisi arasındaki farkı biraz düşünün…

Keza “Allah’a, resulüne ve sizden olan emir sahiplerine (ulu’l-emr) itaat edin” (Nisa; 59) ayeti gönüllü birliktelikten doğan yükümlülükleri ifade eder. Ayette geçen “Sizden olan emir sahipleri” (ulu’l-emri minkum) ifadesi “içinizden gönüllü rızanızı olarak işlerinizin başına getirdiğiniz kimseler” demektir. Bugün için “sizin kendi rızanızla seçtiğiniz kimseler” manasına gelir. Yine hegemonik ilişki yoktur.

***

Lailahe illallah” (Allah’tan başka ilah yoktur) ne demek anlaşılıyor olmalı.

Yani: Yeryüzünde mutlak egemenlik altına girilecek hegemonya, otorite yoktur. Totem, put, heykel, kabile, sınıf, ulus, sınır, otorite, gelenek, tapınak, din adamları, heva ve heves, servet ve iktidar güçleri tartışılamaz, sorgulanamaz değildir.

Allah” adına ortaya çıkmış otoriteler de buna dahildir. Hatta öyle ki hiçbir “otorite” Lailahe illalah kılıcından kendini kurtarabilmiş değildir.

İster Allah, ister din, ister kabile, ister sınıf, ister ulus, ister vatan, ister gelenek, ister tapınak, ister proleterya, ister burjuva vs. ne adına kurulmuş olursa olsun yeryüzündeki bütün otoriteler, sonuç itibariyle gerçeğin ta kendisi (hakk) olan Allah’ın ayetleri (varlık ve oluş kanunları, evrenin gidiş yasaları, gönüllü birliktelikten doğan yükümlülükler ve bunları öğütleyen Kitap) karşısında ve bunlara rağmen kurulmuşsa birer kurgu ve yalan (batıl) imparatorluğudurlar. İcabında yıkılabilir, değiştirilebilir ve yok edilebilirler…

Allah” dış dünyada görünür bir nesne olmadığı ve onu temsil eden ebedî bir kurumsallık olmadığı için de, sonuç itibariyle Lailahe illallah, insanoğlunu, boyunduruk altında tutan tüm bağlardan kurtulmaya ve serazat bir “yeryüzü özgürlüğüne” çağırır.

İnsanoğlu ancak ve sadece Allah’ın ayetlerine (varlık ve oluş kanunlarına, evrenin gidiş yasalarına, gönüllü birliktelikten doğan yükümlülüklere ve bunları öğütleyen Kitaba) uyarsa hegemonik ilişkilerden arınabilir.

Aksi halde servet ve iktidar ilişkilerinden aile ilişkilerine, iş dünyası ilişkilerinden uluslarası ilişkilere bütün ömrü efendi-köle ilişkisi içinde geçer.

Allah-insan ilişkisi bile efendi-köle ilişkisi değil; “gönüllü birliktelik” ilişkisidir. Kur’an der ki: “Benim rabbim sırat-ı müstakim üzerindedir” (Hud; 56). Yani Allah, insanlarla hegemonik ilişki kurmuyor. Bizi zaten kendi uyduğu, üzerinde olduğu yola çağırıyor. Varlık ve oluş (sosyal) kanunlarına (sevgi, merhamet, adalet, doğruluk, dürüstlük) birlikte uyalım, ben de onlara uyuyorum diyor. “Kendime rahmeti farz kıldım” (Enam; 54) bu demek.

Hal böyleyken insan-insan; yöneten-yönetilen, işçi-işveren, karı-koca, devlet-millet vs. ilişkisi nasıl hegemonik/ceberût (sahiplik esasına, efendi-köle mantığına, zora dayanan, tek yanlı) ilişki olabilir? Kur’an peygamberine (ve tabi bize) şöyle der: “Sen bir zorba değilsin” (Ğaşiye; 22)

***

Buradan bakılınca “İslam’ın iki büyük şiarı” bir tapınak virdi değildir. Günde yüz kez, gece de bin kez zikrini çekmekle cennette huriler bizi bekliyor değildir. Hele bunları ölülerin arkasından okuyup üfürmek ise “İslam’ın şiarlarına” hakaret anlamına gelir.

Bunları dirilere okuyun, dirilere!

Para, servet, iktidar, devlet, mahkeme, evlilik, aile, iş, fabrika, uluslarası ilişkiler vs. gibi hayatın ve dünyanın kalbinin attığı yerlerde Allahuekber ve Lailahe illallah’ı ete kemiğe büründürecek, kendimizle yürür hale getireceğiz.

Her türden hegemonik ilişkiden kendimiz arınacak ve çevremizi de arındıracağız.

Yok edeceğiz insanın insana kulluğunu.

Her şeyden önce kendimize yabancılaşmayacağız.

Hep insan, sadece insan, insanoğlu insan kalacağız.

İnsan olmanın ve özgürlüğün ne demek olduğunu ancak o zaman anlarız.

İslam’ın iki büyük şiarı” bize bunları öğretmiyorsa, havanda su dövüyoruz demektir.

RECEP İHSAN ELİAÇIK

_________________
... О уиІэшІагъэ пае пљэпкъ ыцІэ раІуагъэмэ, ащ нахь насыпыгъэ сэ сшІэрэп…


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: İSLAM’IN İKİ BÜYÜK ŞİARI
İletiTarih: Sal Tem 06, 2010 12:08 pm 
Çevrimdışı
Çaylak Üye
Çaylak Üye

Kayıt: Pzr Tem 19, 2009 2:38 pm
İleti: 48
Öyle ya Kim Ekber; Kime yakışır ekber olma. Kimler ilahlığa yelteniyor; yeryüzünde(zufruf 53) kim hakiki ilah. Allahı bildiği meleklerini bildiği halde; Kim körükrüne taşlara tapar ki. Putperesler bilmiyor muydu sanki taştan ilah olamaz. Firavun bilmiyormuydu ki kendi Allah değil! Demek ki bizim içimizde olan ve besleyip büyüttüğümüz ekberlerimiz var. Bizim de Nemrutlar gibi Rablerimiz ve Firavunlar gibi uluhuyete uzanan kırılası ellerimiz amellerimiz ve emellerimiz var.
yazık bize...... inşallah yazıyı arkadaşlar da benim gibi sonuna kadar okur. cımbızlama ile meşgul olup akışı bozmazlar.


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: İSLAM’IN İKİ BÜYÜK ŞİARI
İletiTarih: Sal Tem 06, 2010 4:04 pm 
Çevrimdışı
Onursal Üye
Onursal Üye
axakuyt aştıbj

Kayıt: Cum Ağu 01, 2008 8:09 am
İleti: 4520
çok güzel..
çok ilginç..
farklı bir bakış açısı.doğru bir bakış.ALLAHU EKBER diyorum bende forumdaki gizli ukalalık yapanlara.))

_________________
SOYLU SEVDAM....
CAPA CAпсуоуп
cerkez çerkes kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz adiga abaza kuzey müzik music mp3 wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim ad köyleri düğün mahalli video kitap savaş haber güncel yeni dil sözlük çeviri kiril dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok bkd imam şeyh şamil adigey abhazya oset çeçen karaçay rusya siteleri indir dinle tarih türk makale link sohbet chat izle uzunyayla download kimdir nedir nasıl kabardey besleney şağsığ abzeh abzex hatukoy ubıh elbruz mit


Sayfa başı
 Profile bak  
 
 İleti başlığı: Re: İSLAM’IN İKİ BÜYÜK ŞİARI
İletiTarih: Sal Tem 06, 2010 4:09 pm 
Çevrimdışı
Onursal Üye
Onursal Üye
axakuyt aştıbj

Kayıt: Cum Ağu 01, 2008 8:09 am
İleti: 4520
[quote="Tlepsh"]Dahası böyle yapmakla hem kendilerini hem de egemenlikleri altında tuttuklarını ateşe sürüklemişlerdir: “Rabbimiz, gerçekten biz, seyyitlerimize (sâdetenâ) ve büyüklerimize (kuberâenâ) itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular.” (Ahzab; 67)…

çünki bz onları senden daha çok düşündük.
çünki onlar bize yol gösterecekti..
çünki onlar senin dostlarındı ,yada bzi öyle biliyorduk
oysa ki bilmiyorduk seni sevmeyi
oysa bilmiyorduk KURAN dı bizim rehberimiz
oysaki sen bana şah damarım kadar yakınken ,ben yolu uzatmayı neden seçtim ki

_________________
SOYLU SEVDAM....
CAPA CAпсуоуп
cerkez çerkes kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz adiga abaza kuzey müzik music mp3 wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim ad köyleri düğün mahalli video kitap savaş haber güncel yeni dil sözlük çeviri kiril dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok bkd imam şeyh şamil adigey abhazya oset çeçen karaçay rusya siteleri indir dinle tarih türk makale link sohbet chat izle uzunyayla download kimdir nedir nasıl kabardey besleney şağsığ abzeh abzex hatukoy ubıh elbruz mit


Sayfa başı
 Profile bak  
 
Önceki iletileri göster:  Sıralama  
Yeni konu gönder Konuya cevap yaz  [ 4 ileti ] 

Tüm zamanlar UTC


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumda konulara cevap yazamazsınız
Bu forumda kendi iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumda kendi iletilerinizi silemezsiniz
Bu forumda dosya ekleyemezsiniz

Arama:
Git:  

Cerkez Muzikleri - Kafkasya - Cerkez - Google - Cerkez isimleri - Adige - Abhazya - Kafkas - Circassain - Cerkes.Net - Adigece Sozluk - Video - Sohbet - Cerkez Tavugu

Haberler Haberler Site haritası Site haritası SitemapIndex SitemapIndex RSS besleme RSS besleme Kanal listesi Kanal listesi
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group
phpBB3 Türkçe: phpBB Türkiye
[ Time : 0.175s | 11 Queries | GZIP : On ]


Sitemizin hicbir kurum ve kurulusla iliskisi bulunmamaktadir.