|
Saffat suresi ayet 6 Muhakkak ki, biz yakın olan göğü ziynet ile,yıldızlar ile bezettik.
0 Yüce ve kerim Yaratıcımız, bütün insanlığı ikaz için, aydınlatmak için bir takım kudret eserlerine şöylece işaret buyuruyor. (Muhakkak ki, bir yakın olan göğü) insanların daima seyredip durdukları gök kubbesini (ziynet ile) bir enteresan, hoş manzara ile evet., (yıldızlar ile) Onların ışıklarıyla, eşsiz şekil ve cereyanlariyle (bezettik) mehtaplı bir gecede semaya bakanlar, ne kadar süslü, ne kadar güzel, ömür artıran bir kudret levhasını seyretmeye muvaffak olurlar. Aslında güneş, ay, yıldızlar başka başka semalarda bulunmakla beraber yeryüzünde yaşayanlar, onların hepsini de kendi başları üzerinde bulunan, kendilerine oranla en yakın olan bir gök küresinde doğar ve batar bir hâlde görmektedirler, onların o ışık saçan, gönül açan manzaralarını seyredip durmaktadırlar.
Saffat suresi ayet 7 Ve hem her isyankâr şeytandan muhafaza ettik.
(ve hem) O semaları, o parlak yıldızları, o kadar kudret eserlerini (her isyankar şeytandan muhafaza ettik.) o şeytanlar ve o şeytanlara uyanlar, o kudret eserlerine bir tecavüzde bulunamazlar. Ve onlar o kudret eserlerinin yüceliğini, güzelliklerini, intizamını takdir edemezler, o kudret eserlerini tefekkür ederek onlardan bir ibret dersi alamazlar. Onlar kendi yaratılış kabiliyetlerini zayi etmişlerdir.
Mâ.r.id; İtaatten çıkan, haddi aşan demektir.
Saffat suresi ayet 8 Onlar, en yüksek bir cemaati -sözlerine kulak vererek- dinleyemezler, ve her taraftan kovulup atılırlar.
(Onlar) 0 şeytanlar, o göklere yükselmek isteyen mel'un, Allah'ın kahrına uğramış kimseler (en yüksek bir cemaati) semalarda bulunan melekleri, öyle şerefli mahlûkları görüp onların sözlerine kulak vererek (dinleyemezler) onları buna muvaffakiyetten mahrumdurlar. Hatta onların birçokları bu yeryüzünde bile hapsedilmişlerdir. Onların gözleri öyle yüksek makamları görmeğe, kendileri de oralardaki sırları, işaretleri idrâk etmeye ve düşünmeye kabiliyetli değildir, (ve) Onlar göklere yükselip bazı hakikatlardan haberdar olmaya cür'et edince (her taraftan kovulup atılırlar) artık semalara yükselerek bâtıl gayelerini temine asla kadir olamazlar. Melei âlâ; Aynı görüş üzerine toplanmış yüksek bir cemaat demektir. Kazf; de recm etmek, taşlamak, sövmek, atıvermek manasınadır.
Saffat suresi ayet 9 Bir uzaklaştırılmakla uzaklaştırılmış -olurlar- ve onlar için bir daimi azap da vardır.
Evet.. 0 şeytanlar öyle bir yükselmek haraketinde bulundukları zaman (bir uzaklaştırılmakla uzaklaştırılmış) olurlar. Semaya yükselmek istedikleri zaman kendilerine müsaade edilmez. Onlar semanın ufuklarından koğulurlar (ve onlar için bir daimi azap da vardır.) onları ahirette ebedî olarak azap göreceklerdir. Ve müfessir Mukatil'in beyanına göre onlar dünyada da ilk sura üfürülünceye kadar azaptan kurtulamazlar. Duhur; Kovmak, uzaklaştırmak, sürmek ve zelillik manasınadır. Vasıb; da dâima gerekli olan demektir. Daimi bir hastalığa da "Vasab" denilir.
Saffat suresi ayet 10 Ancak bir çalıp çırpan müstesna. Ona da hemen bir parlak âteş parçası ulaşıverir.
Evet.. Şeytanlar umumiyeti itibariyle öyle kovulurlar. (Ancak) Onlardan meleklerle karşılaşıp da meleklerden her nasılsa bir sözü, bir haberi (çalıp çırpan) şeytan (müstesna) o öyle bir sözü, bir haberi öğrendi mi (ona da hemen) şihab denilen (bir parlak âteş parçası ulaşıverir.) o şeytanı yakar, öldürür veya delik deşik ediverir. Onlara isabet eden ateş parçası, bir sabit yıldız değildir. Belki yıldız gibi parlayan bir ateşli cisimdir ki, hikmet gereği şeytanların taşlanmasma, kovulmasına vasıta olur. Yüce Yaratıcının kudretine nazaran bunların hiçbirini uzak görmeğe ve başka şekilde tevile gerek yoktur. Hatf; Çalmak, sür'atle almak, hemen kapıp kaçınmak manasınadır. Sâkıb da ışık verici, kuvvetli şekilde ışıklı olan ve delik delici demektir.
En son tahsin33 tarafından, Sal Ekm 05, 2010 7:45 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 değişiklik yapıldı.
|