decenqua yazdı:
ama nasıl namaz kılınacağı buyrulmaz namazın farzları namazı bozanlar bunlar nerdne öğreniyoruz hadisi şeriflerden hadisi şerifleride alimler açıklamıştır Bunun için Kur'an-ı kerimin hakiki manasını anlamak, öğrenmek isteyen bir kimse de, meal değil, İslam âlimlerinin kelam, fıkıh ve ahlak kitaplarını okumalıdır. Bu kitapların hepsi, Kur'an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden alınmıştır
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu sözler sizin değilmi CheChen-Kızı kardeşim.
Peki Burada ne demek istiyorsunuz?
peygamber namazın nasıl kılınacağını peygamberden öğrenmiştir rasulullahın öğrettiğiniedemi kabul etmiyorsun sen ne dediğimi iyice oku anla sonra cevap yaz kardeşim
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ben Kuranda Namazın Nasıl kılınacağına dair Allah açıklama yapmamış diyorum.Siz diyorsunuz demiyorum.Peygamber efendimizde Namaz Şöyle Kılınır diye yazdırmamış ayrıca,Yazdıramazmıydı.Yoksa yazdırdı da benmi yannış biliyorum.Birde mezheplere göre değişiyor diyorsunuz,neden çocuk oyuncağımı bu?
Kimseye iftira atmıyorum,hiddetlenmenizede gerek yok.Birde Mezheplere göre değişiyor diyorsunuz bu çocuk oyuncağımı.Allah Şafiye göre şöyle kılın,Hanefiye göre şöyle Kılınmı diyor?
Müslüman Kurana Uyacak Efendin,Mezheplere değil.
yahu onlar Alimlerin görüşleridir bende kendi anlatımımla size yazdım kardeşim bütün alimler açııın bakın hiçmi kitap okumuyorsunuz siz neler okuyorsunuzda bu sapık fikirleri alıyorsunuz...bak tekrar güzelce yazıyorum iyi oku ve anla inşaAllah şimdi namaz ayetleri geliyor değil mi ama Allah kuranda namazın nasıl kılınacağını bildirmiyor eğer bildirmişsse aç baaaak banada söyle tamam mı...o yüzden cebrail aleyhisselam peygamberimize geliyor ve ona namazın nasıl kılınacağını gösteriyor bu olay kuranda değil hadislerde yer alır sen şimdi hadisleri kabul etmez sadece kuran dersen bu olayı alamazsın namazın nasıl kılınacağınıda bilemezsin.evet Allah yazdıra bilirdi fakat yazdırmadı şimdi Alah teala yazdırmamış namazın nasıl kılınışı diye ben sorgulayacakmıyım sümme haşaaa Allah niye yazdırmamış diye .cebrail resulullah s.a.v. e öğretiyor rasulullahta ümmetine öğretiyor ve diyorki benim kıldığım gibi namaz kılınııız
şimdi mezheplerin neden farklı şeyler söylediğini açıklıcam çok iyi oku inşaAllah birde hangi mezheptensin sen kardeş
m söyle hele bir mezhepleridemi kabul etmiyorsunuz siz?
neyse anlatayım inşaAllah her mezhep bazı konularda farklı görüşler söylemiştir mesela abdest konusunda şafide kan abdesti bozmazken hanefide bozar şafide bir hanımın ve erkek kocası bile olsa eli değerse eline abdesti bozulur ama hanefide bozulmaaaz şimdiii bu insanlaaar niyee böyle demiş farklı görüşler söylemişler sebebi şudur rasulullahın zevcesi hz.aişe annamz rasulullahın elini tutar ve o esnada rasulullahın eli kanıyordur rasulullah demiştir ki abdestim bozuldu imam-şafi hz.aişe anamız elinden tuttuğu için bozulmuştur der hanefide hayır kanadı için der işte görüşlerin farklı olmasının sebebi budur şimdi al burdaki örneği vuuur sana yazdığım mezheb görüşü konusuna bak nasılda mezheplerin oyuncak olarak görmediği anlaşılacak ve o kadar ciddi alıyorlarke bböyle küçücük ayrıntıları bile kaçırmıyorlar elhamdulillah kendi kafalarına görede tevil etmiyorlar onlar kadar ilminiz var mı ki onların ilmine laf söyleyip beğenmiyorsunuz ki sahabeden seleften kişileri görmüş onlardan dinlemiş insanlar
sadece kurana uyarsan sapıklıktan kurtulamazsın kuranda göster bana o zaman mağdem sadece kurana uyuyorsun ipek kumaşın haramlığını ve altının haramlığını erkeklere aç kurandan
mezhebleri kuran dışı bir unsurmuş gibi göstermeyin..kuranda ne diyor bilmiyorsanız ehline sorunuz bu konularıda herkes bilemiceğine göre avamdan bu mezheblere başvurulacak tabikide İlimden nasipsiz bir kimsenin kendisini alim sanması ve İslam alimlerine uymayı nefsine yedirememesi ve illa da ‘benim ilmim, benim fikrim, benim aklım’ demesi, dini anlama ve yorumlama hakkını sadece kendisinde görmesi, bu insanın açık bir dalalet içerisinde olduğunun işareti değil de nedir? Çünkü, hiçbir gerçek İslam alimi diğerlerini reddetmemiş, ilmi ve fikri farklılıklarını korumakla beraber, karşılıklı saygı ve hürmeti elden düşürmemişlerdir.
“Ömer b. Hattab (ra)'dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (asv) şöyle buyurmuştur: "(Öyle bir zaman gelir ki) İslam galip olur, hatta tüccarlar güven altında korkmadan deniz aşırı ticaret yaparlar ve süvariler Allah yolunda savaşa dalarlar. Sonra bir kavim çıkar, Kur'an okur ve şöyle derler: ‘Kim bizden daha iyi okur? Kim, bizden daha iyi alimdir? Kim, bizden daha fazla fıkıh bilgisine sahiptir?’ Sonra Hz. Peygamber (asv) : ‘İşte, bunlar sizden, bu ümmettendir ve onlar cehennemin yakıtıdırlar." (Taberani ve Bezzar)
Aklı karışan bazı kardeşlerimiz “Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerifler varken içtihada neden gerek duyuldu?” diye sormaktadırlar.
Bilindiği gibi, dünya hadiseleri sonsuz olmakla beraber Kur'an’ı Kerim'in ve Hz. Peygamber (sav)'in hadislerinde kelimeler sınırlıdır. Her hadisenin açıkça hükmünü beyan etmez. Bunun için ortaya çıkan bir hadisenin hükmünü anlamak için önce Kur'an-ı Kerime, sonra Hz. Peygamber (sav)in hadislerine baş vurulur.
Bunlardan birisinde kesin olarak hüküm beyan edilmiş ise mesele tamamdır. Hadisenin hükmü Kur'an ve hadiste açıkça belirtilmemişse içtihada gidilir. Bu içtihadın örnekleri de Hz. Peygamber (sav) zamanında belirmeye başlamıştır. Mesela; Hz. Peygamber (sav), Ahzab savaşından sonra: "Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa, Kurayzaoğullarının bölgesine varmadıkça ikindi namazını kılmasın." buyurmuştu.
Güneş batmaya yüz tutunca, ashab-ı kiram bu sözün ifade ettiği anlam hakkında farklı görüşler savundu. Bir kısmı: “Resulullah bu sözüyle, çabuk yol almamızı istedi." şeklinde görüş belirtirken, bir kısmı da: "Hayır, Resulullah bu sözüyle, güneş batmış olsa bile, biz ancak Kurayzaoğulları bölgesinde ikindi namazını kılabiliriz demek istemiştir." diye görüş belirtmişler ve namazı güneş battıktan sonra kılmışlardı.
Her iki gurubun davranışı Hz. Peygamber (sav)e haber verildiğinde, hiçbir guruba sert tepki göstermemiştir. Bu, Hz. Peygamber (sav)in yapılan içtihadları onayladığı anlamına geliyordu. İşte bu müslümanlar arasındaki ihtilafın (görüş farklılığı) ilk sebebiydi. (Buhari, Müslim)
Bazı kelimelerin aynı oranda hem gerçek, hem de mecazi bir anlam ifade etmeleri muhtemeldir. İmamlardan biri kelimenin hakiki anlamını esas alırken, diğeri mecazi anlamını esas alır. Allah-u Zülcelal'in şu kelamı buna örnektir: "Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç aybaşı hali beklerler." (Bakara; 228)
İfadenin genel anlamında geçen "Kur'u" kelimesi, farklı şekilde algılanmıştır. Dilde, bu kelimenin ‘aybaşı hali’ anlamına geldiğine ilişkin kanıtlar olduğu gibi, aybaşı halinden temizlenme anlamına geldiğini gösteren kanıtlar da vardır.
İşte müçtehid imamlar, bu ve buna benzer kelimelere ilişkin dilsel açıklamalara bağlı olarak farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu kelimeye İmam-ı Azam, hayız manasını, İmam-ı Şafii ise temizlik manasını vermiştir. İşte bu iki mana farklı hüküm verilmesine sebep olmuştur. Her iki mezhebin görüşü de bir delile ve içtihada dayanmaktadır. Bunun için her ikisi de doğrudur.
Allah-u Zülcelal başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur; "Ey İman edenler! Namaz kılacağınız zaman yüzünüzü ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başınızı meshedin ve ayaklarınızı topuklarına kadar yıkayın." (Mâide; 6)
Şafiilere göre abdestte başın çok az bir kısmını meshetmek, Hanefilere göre dörtte birini meshetmek, Malikilere ve Hanbelilere göre ise başın tamamını mesh etmek gerekir. Bu mezheblerin her birinin görüşü de içtihada dayanır. Ayette meshedilmesi gereken miktar belirtilmediğinden dördünün görüşü de doğrudur.
Buradaki içtihadların hikmeti, Allah-u Zülcelal'in kullarına karşı rahmet ve merhametidir. Ayetlerin farklı farklı anlaşılması, bunun neticesinde hak mezheblerin ortaya çıkması, ümmet için bir rahmet olmuştur. Eğer Rabbimiz her şeyi açık olarak Kur'an-ı Kerim’de bildirseydi, öyle yapmak artık farz olurdu. Yapmayanlar günaha girer, inkar edenler ise dinden çıkardı. Oysa içtihad neticesinde verilen hükmü kabul etmemek, kişiyi dinden çıkarmaz. Kişi, dört hak mezhebten birinin görüşüyle amel edebilir.
Bazı insanları görüyoruz ki, yalnız Kur'an-ı Kerimin getirdiği İlâhî hükümleri kabul edip, dinin diğer temel kaynakları olan sünnet, icma ve kıyas'ı reddediyorlar. Maksatları ise halkın itikadını bozmak ve saptırmaktan ibarettir.
Bunlar, Kur'an'ı tek mezheb kabul edip, Hz. Peygamber (sav)'in sünnetini ve İslâm'ın diğer delillerini hafife alırken işlerine gelen hadisleri kabul edip, gelmeyenleri reddederler. Şuurlu müslümanları aldatamadıkları gibi takdir de göremezler. Malumdur ki, müslümanlar Kur'an-ı Kerim'de nazil olan İlâhî hükümlere inanıp onlara uymaya mecbur oldukları gibi, hadislerle buyrulan dinî hükümleri de kabul etmeye mecburdurlar.
Bunlar asırlardan beri tefsir, hadis, fıkıh ve diğer sahalarda yazılmış olan bütün ilim ve fikir ehlinin takdirini kazanan çok kıymetli eserleri hiç dikkate almazlar. Evet, Kur'an-ı Kerim'in gölgesine sığınarak yanlış yönlendirmede bulunan bir kimse, hiç olmazsa şunu bilmelidir ki, bir müslüman ne kadar bilgisiz de olsa Kur'an'ı Kerim'in Allah kelamı olduğuna katiyyen şüphe ve tereddütü olmadığı gibi sünnet-i seniyyenin de İslâm'ın ikinci bir delili ve dayanak noktası olduğunu kesin olarak bilir ve öyle de inanır.
Şu halde; "İslâm dininin esası yalnız Kur'an'dır, biz yalnız onda olan hükümler ile amel ederiz, onun haram dediğine haram, helal dediğine helal deriz." diyerek sünneti dikkate almamak ona kıymet vermemek, Hz. Peygamber (sav)'in değerini ve görevini idrak etmemektir. Kur'an'ı tebliğ eden ve en başta tefsir eden O'dur.
Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır: "Ey İnsanlar! Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarılırsanız, hiçbir zaman dalalete düşmezsiniz. Onlar; Allah'ın kitabı ve peygamberinin sünnetidir." (İmam Malik)
Bazı alimler; Kur'an ile yetinme fikrine sahip olanların sünnetten ayrılan nasipsiz kişiler olduğunu söyledikten sonra; "Bid'at ehlinden bir çoğu hadisi terk edip Allah'ın kitabını yanlış yorumlayarak hem kendileri sapıttı, hem de başkalarını sapıttırdılar." demişlerdir.
Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede Hz. Peygamber (sav) hakkında şöyle buyurmuştur: "O kendiliğinden konuşmamaktadır." (Necm; 3) Allah-u Zülcelal başka bir ayet-i kerimede ise şöyle buyurmuştur: "Resulüm size neyi verdiyse (ve emrettiyse) onu alıp yapın, neden nehyetti ise ondan da sakının." (Haşr; 7)
Bazı müfessirler bu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir etmişlerdir: "Peygamber size her ne verdiyse onu alın, almayın dediğini almayın, yapmayın dediğini yapmayın ve Allah'tan korkun da Allah'ın ve Peygamberin emirlerine karşı gelmekten ve birbirinizin hakkını yemekten, hıyanet eylemekten sakının..."
Şu hale göre Kur'an ve sünnetten birini ihmal etmek, İslâm dinini anlamamaktan doğan bir hastalıktır ve bir dalalettir, dinin aslından sapmadır.
inşaAllah anlamışsındır anlata bilmişizdir...vesselam veddua