ÇERKES ETNO-HİSTORİK SÖZLÜĞÜ




ANASAYFA  |   KAYIT OL  |   SOHBET  |   ÇERKES MÜZİKLERİ  |   ÇERKESBUL  |   SÖZLÜK  |   LİNKLER  |   KİRİL KLAVYE  |   BASINDA ÇERKESLER  |   SİTENE EKLE  |   İLETİŞİM

ÇERKES ETNO-HİSTORİK SÖZLÜĞÜ

ÇERKES ETNO-HİSTORİK SÖZLÜĞÜ

İleti Gosipha » Cum May 15, 2009 1:07 pm

Dr. Batıray Özbek Yedic



Notlar:
1) Terimlerin çeşitli dillerde yazılışları / işareti ile ayrılmıştır Adige/Adghe vs. gibi
2) Sözcüklerin yazılışında Latin ve Kiril harfleri kullanılmış ve .- işareti ile ayrılmıştır. Adige-Адыгэ
3) Yabancı kaynaklı sözcüklerin Türkçe okunuşları parantez içinde yazılmıştır; Schapsugh (Shapsugh)
4) Kesme işaretinin alfabetik sıralamada önem verilmemiştir.



Abadse, Urup ile büyük Zelentzik nehirleri arasında yaşayan (Bodenstedt 1849; 170) bir Abchaz kabilesidir. Abadseler 1770 yıllarında, Abhazya’nın Gagra yöresinden kalkarak, günümüzdeki yerleşim sahası olan Kuban ovalarına bilinmeyen nedenlerden göç etmişlerdir.

Abane, yumrulu ürünlerde, bol, verimli, kaynak anlamlarına gelir. Örneğin; patates hasadında bir kökten bol patates çıkarsa Abane’dan söz edilir.

Abas, bütün Kafkasya'da çok eskilerden beri kullanılan yirmi kopik değerinde İran para birimi.

Abasgia, Bizanslılar devrinde Abchazların (Abhazya’nın) adıdır.

Abasne, Abassen, Rusça; Abasinzi, Adigece ve Tatarca; Abasa, Gürcüce; Abchatzeti Abaza, Abazih, Abasko, Abasgi, terimleriyle de, tanınan ve bizlere aktarılan halktır.

Abchas kabileleri, 1840 senesindeki durumları; Samursakanlar, Başılbay, Kızılbay, Tamm, Schagirey ve Bağ kabileleri Rus hakimiyetinde, Ciget, Sasdeny, Abadse ve Baschığlar bağımsızdırlar. Ayrıca literatürde daha pek çok kabile adları aktarılmaktadır ki bunlar oturdukları yöresel toponimlerden ve klan adlarından geldiklerinden yanıltıcı olmaktadır; Zebelda, Baraki, Şah-Girey, Taş (=Tamm), Bago=Beğ, Achçipsow, Ziwidşa, Baga=Baha, Areda=Aredba, Zandurib=Zandripş, Keçba, Ciget, Ssadsen, Aibuga, Pschu, Bessilbej, Besşagen vs. gibi. Ünlü kafkasologlardan ve dil bilimcilerden Adolf Berge bize şu kabile adlarını aktarmaktadır.1. Abhazya 2. Samursakan 3. Zebelda (Zambal) 4. Zzadz (Ciget); a) pschu, b) achçizzo, c) aybuga, d) zandrıpş, e) keçba, f) aredba, g) zwidşa, h) baga 5) Abazin; a) kumaşe, b) kuban'da oturanlar 6) Bessil bey, 7) Tamm, Cool Kızılbek, 9) Şegiray, 10) Bago yada Beg, 11) Braki ya da Barakay, 12) Low- Avulu, 13) Dudaruk -Avulu, 14)Biberd-Avulu.(Bilgiler;Avuble Ömer Beygua-Büyüka, özel mektuplar)

Abchazlarda nikah, Abcahzlarda bekar erkekler sakallarını evleninceye kadar tıraş etmezlerdi. Evlendikten sonra tıraş olurlar ve bir daha da uzatmazlar. Eşlerini asla akrabalarından almazlar. Bekar bir delikanlı, hoşuna giden bir kız görünce yanında taşıdığı bir mendille alnının terini siler ve kızın omzuna koyar. Eğer genç kız, delikanlıyı beğenirse, aynı mendille alnını siler ve mendili koynuna koyar. Bu davranıştan sonra her ikisi nikahlı sayılırlar. Arkasından köy yaşlılar meclisi toplanarak onların huzurunda olay anlatılır. Her iki çiftin kendi hür iradeleri ile nikahlandıkları kararı verilir ve neticede nikah resmileşmiş olur. Evliliğe ihanet eden ve eşlerini aldatan kadınlar denize atılarak boğulurlar. Kimse de böyle birini kurtarmağa cesaret edemezdi. Eşlerini aldatan erkekler için herhangi bir ceza verilip verilmediği ise bilinmemektedir.

Abchase, Abssualar kendilerini bu adla tanımlarlar.

Abchasien, asıl Abhazya Galidza nehri ile Bzıb nehirleri arasındadır.

Abdi Paşa, Türk generali. Çerkes kökenlidir. Rumeli’de denizcilik bakanı Rauf paşanın babasıdır.

Abesech, Abazak/Abdzach/Abadsech/Abzeh, yazılış ve kullanış şekilleriyle literatürde bilinen en kalabalık Adige kabilelerinden birisidir. Toprakları Batı ve Güney’de Shapsugh ve Ubuchlara, Kuzey’de ise Hatukuaylara dayanıyordu.

Klaproth ( 1807-1808) de yazdığı anılarında şu Abesech' klanlarından' söz etmektedir; Yedic 10 büyük aile, Yenemıko 29 büyük aile, Ançok 20 büyük aile ve Jangat. Yine aynı yazara göre bu yıllarda Abesech dini inançları ve beyleri olmadığını ve en on seneden beri İslam dininiyle tanıştıklarını yazmaktadır. Abesech büyük bir çoğunluğu vatanlarından kovulmuş olarak Türkiye, Suriye ve Ürdün'de yaşamaktadırlar. Tarihi Adigey'de en çok toplu olarak Hakurıne Hable'de ve diğer Adige köylerinde ve kabileler arasında yaşamaktadırlar.(Klaproth, JuliusReıse ın den Kaukasus und nach Georgien. Halle und Berlin 1812.1814 drei Bde.)

Abesechdache, 'Abzech güzeli'. Abzechler kökenlerini güzel bir Adige güzeline dayandırırlar. Belki de efsanevi Amazonlardan kalma bir inançtır. Beyleri (pşı) yoktur. Köy ihtiyarlar meclisleri veya bağımsız çiftçilerce, Tlekotleş (Tatarca; Uzden) idare edilirler.

Abesech İhtilali, Abesechler ilk kez 1770 yılında asillere (pşı ve verk) karşı ayaklanırlar. Diğer feodal Adige kabile beylerinin ve Rusların yardımıyla, devrim hareketi bastırılır. Ancak bağımsızlıklarına çok düşkün olan Abesech yirmi yıl kadar sonra 1790’da tekrardan, ikinci kez başarılı bir ayaklanma yaparak beylerini öldürürler. Hayatlarını kurtarabilenler diğer Adige kabilelerine sığındıkları gibi pek çoğu da Moskova'ya, -tıpkı Fransız asilzadelerindin yaptığı gibi- giderek Ruslara sığınırlar. Verk'lere de aşağıdaki şartlarla, Abzech bölgesinde yaşamalarına izin verilir ve canları bağışlanır; 1. Abesech ülkesinde yağma yapmayacaklar. 2. Diğer yörelerde yağmaladıkları malları vs. Abesech topraklarından geçirmeyecekler 3. Abesech ülkesinde yaşamaya karar verenler diğer halk gibi kendi emeği ile çalışarak geçinmek zorunda olacaklar.

Fransız ihtilali ile birlikte gerçekleştirilen Abesech İhtilali bilim adamlarınca yeterince araştırılarak incelenmemiştir. Çünkü Fransız ihtilali, aydınlarca başlatılmış, organize edilmiş ve yürütülmüştür. Aydınları, üniversiteleri, hele hele kitapları olmayan Adigey’in derin ormanlarında ve dağlarında yaşayan bu halkı devrime iten ve başarıyla götüren etkenler nelerdir? Eğer 'dış etkenler' ise, kıyı halkları daha önce etkilenmeleri gerekmez miydi? Bu ve benzeri pek çok sorular yanıtsız kalmaktadır. (Vorlesungen von Prof. Dr. M. Sarkisyanz. SAI- Heidelberg . Trubetykoy, Nikolaj Sergejewitsch Fürst Erinnerungen an einen Aufenthalt bei den Tscherkessen des Kreises Tuapse. In: Caucasica, 1934, 11, S. 1-39)

Abene, Eduard Eichwald'a (Berlın;1838) göre Abchaslar kendilerini bu kelimeyle tanımlıyorlar. (Eichwald, Eduard Dr.Alte Geographie des Kaspischen Meeres, des Kaukasus und des südlichen Russlands nach griechischen, römischen und anderen Quellen.Berlin, 1838, 593 S)

Abgas (Abgaz), Barbaro Jossafat (Vıneggıa;1545) Abchazlardan bu isimle söz etmektedir.

Abghazs, Reinegs'e göre Abchaslar ülkelerine, Avasa, Awas ve Avus terimleri adı altında tanıyorlardı.

Abısta, bkz. Mamırse

Abnalara, Asyl kelimesinin Abchazca adıdır. Schiefner'in yazdıklarına göre; Abhazlar, kutsal saydıkları ulu ağaçlara sığınan insan ve hayvanlara dokunmazlardı.

Abrec/Abrek, Zenginlerin ve soyluların baskılarına boyun eğmeyen ve mücadele eden 'haydut' 'gönüllü'lere verilen addır. Rus istilasından sonra Rus egemenliğine karşı savaşan gönüllülerdir. Osetologlar kelimenin aslının İskitçe’den geldiğini yazmaktadırlar. Kanımca kelimenin kökünü Adige Nart efsanelerinde geçen 'Abremıjö'de (bkz.) aramak daha doğru neticeye götürecektir.
(Knobloch, Johann- Homerische Helden und christliche Heilige in der kaukasischen Nartenepik. Heidelberg, 1991, 72 S.)

Abremıjö, Nart efsanelerinde adı geçen tılsımlı, çok sert bir taş.

Abrskil, Abchazların Prometheusu'dur. Abchaz inançlarına göre Kafkas dağlarına zincire vurulmuş ve sadık atı onu kurtarmak için zincirleri devamlı olarak kemirmektedir.

Abschatzentni, Klaproth'a göre Gürcüler Abasaları bu adla tanıyorlardı.

Abschaty=Mephe, Gürcü resmi belgelerinde Abchazlar bu adla geçmektedirler.

Achardeus, Coğrafyacı Eichwald Kuban nehrinin eski adı olarak kabul etmektedir.

Achin, Adigelerde koyunların ve boynuzlu hayvanların koruyucu tanrısıdır. Kıyı boyunda oturan Adigelerde ise ev ve ocak tanrısı olarak kabul edilirdi. Achin Adige inançlarına göre her ilkbaharda (ekim ayında diyenlerde vardır) kendine kurban edilmesi için bir inek seçer. Çobanlar da, sürünün içinden diğer ineklerden daha başka bir şekilde bağırarak kendini belli eden hayvanı ayırırlardı. Kurbanlık hayvan sütle yıkanır ve sonra serbest bırakılır ve inek istediği yere giderdi. Sahibi ve diğer halk uzaktan arkasını takip ederlerdi. Bundan dolayı Adigeler bu olaya 'Achin yı şem tlerıkIo' yani 'Achinin kendi başına buyruk ineği' derlerdi. Bu gidişinde başka köylerden geçerse ora halkları da, yanlarına karakeçileri alarak katılırdı. Hepsi ellerinde Tchıye bu kutsal ineği takip ederlerdi. Hanceri`nin yazdığına göre Abchaz sülalesi Tzısbe- Цысбеler tanrının seçtiği seçkin bir ailedir ve Achin her üç yılda bir bu sülalenin sürüsünden kurbanlık ineğini seçerdi. İnek Ubıh ülkesine girer ve Şaçelerle, Vardenlerin topraklarınadan geçerek Şaçeler`de, Çızemuchuların Vardenlerde ise Zeyflerin avlusunda duraklar ve dinlenirdi. Daha sonra Şçache nehrini geçerek Shapsugh ülkesine gelirdi. Kutsal inek ırmağın her yerinden geçebilirken, insanlar sığ geçit veren yeri ararlardı. Kurbanlık inek daha sonra nehir suyunu takip ederek kaynaklarına doğru ilerlerlerdi.

İnek Achin’in adına vaftiz edilen kutsal ağacın altına otururdu. Burası, yeşillik temiz ve asırlık bir ağaç ve ağacın dallarında ona armağan olarak getirilen silahlar asılıdır. İnsanlar bu kutsal yere yaklaşınca şapkalarını çıkarırlar ve oturarak dinlenirlerdi. Yemeden içmeden geceyi orada geçirdikten sonra orada yapılan bir dua ile İnek ve ona takılıp gelen insanların getirdikleri karakeçilerde kurban edilirdi.

Yine Hanceri'nin yazdıklarına göre yapılan dua Ubıhça olurdu. Tespit edilen şu sözcükler vardı duada:

О ти Тхьэу ! О Ахин Ulu tanrı! Sen Achin
Сык1оми къысэт Gitsem de ver
Къак1охэми къысэт ! Gelseler de ver !

Diğer bir duada ise Achin’in yalnız hayvanlar tanrısı olmadığını ve görev alanının daha da genişlediğini göstermektedir. Achin için yapılan kurban merasimi çok ilginç dini kurallarla yürütülürdü. İnek kurban edildikten sonra, her seferinde başka yerde olmak üzere; -derisinin yüzülmesi, etin parçalanarak ayrılması- pişirilmesi ve yenmesi olmak üzere, üç merhalede gerçekleşirdi. Etler, Yedıc adlı birisinin getirerek, ortaya koyduğu koca bir kazana konarak pişirilirdi. Merasimin her adımında şarkılar söylenir, danslar yapılır ve eğlenilirdi. Kurban edilen büyük baş hayvanın kafası, ayakları derisine sarılarak kutsal ağacın altına gömülürken, karaciğeri (bkz. Karaciğer) geniş alandaki bir çayırlığa konulur ve ortasına da şarap dolu 'bıj' adı verilen büyük bir fıçı konurdu. (bkz. Bje) Bu fıçının içindeki şarap yalnızca Achin için düzenlenen eğlencede içilebilinirdi. Ancak bir gün Ubuchların Taebe ailesinden birisi, misafirine ikram edeceği şarabı kalmadığından, bu kutsal fıçıdan şarap alma küstahlığını gösterir. Gece yarısı fıçı patlar ve şarap akar gider ve o günden bu yana da Achin'in kutsal ineği de kayıp olur, bir daha da geri gelmez.

Ethnolog, Chut Şamısdin'in halk anlatımlarından faydalanarak yazdıklarına göre Achin, iri yarı çok kuvvetli bir erkekti. Elinde çok iri ve uzun, ucu demirli bir değneği vardı. Bu değnekle dağdan dağa nehirden nehre atlayabiliyordu. Bir hafta durmadan dinlenmeden çalışır, ertesi hafta ise dinlenirdi.

Achin’in ölümü hakkındaki hikayeyi ünlü etnograf Lavrov’dan dinleyelim: '' Achin çok güzel bir kızla evlenir. Her ikisi de bir birini seviyorlardı. Ancak kızın babası bu evliliğe karşıdır. Kayın babası Achin uyurken, damadının değneğinin bir kaç yerinden hafifçe keser. Uyanıp da Şçache nehrini her günkü gibi değneğin yardımıyla atlamaya kalkışınca kırılarak coşkun sulara düşer ve boğularak ölür. O günden sonrada Achin'in bereketli sürüleri de kayıp olur. Onun adını ebedileştirecek şekilde Karadeniz’e 4-5 km. uzaklıkta Şçache nehrinin solunda Achıntam-Ахынтам, Achınehable köyünü kurarlar. Abedzechler halen onun kutsallığının işareti olarak şu deyimi kullanırlar: Achin ar mığo pfechun-Ахын ар мыгъо пфэхъун. (Adige Kalender. Maykop Kültür bakanlığı yayınlarından.)

Achin yıthaçIeğ-Ахын итхьач1эгъ, Achin'in ineğinin seçerek oturarak kurban edildikleri ağaçlar kutsal sayılırdı. Daha sonraları bu ağaçlara sığınan hayvan ve insanlara azullük tanınır ve asla dokunulmazdı.

Acho, çoban

Adale, on dokuzuncu yüzyılda, Rus istilası ile, diğer Adige kabilelerine karışıp yok olduğu sanılan bir Adige 'kabilesi'.

Adami, (Adamey) Laba ve Kuban nehirleri kıyılarında oturan bir Adige kabilesidir. (bkz. Kemirquähe) Günümüzde Adigey Cumhuriyeti sınırları içinde sadece bir köy olarak kalmıştır. Klaproth'a göre Temirgoy kabilesin bir koludur.

Adesche-Adeche (Adeşe-Adeche), bazı Avrupalı yazarların Adige kelimesinin açıklama tarzlarından birisidir; 'ade' dağlık ve 'che, chı' deniz, ikisi birden deniz ve dağlar ülkesi anlamına gelmektedir. Adige halk etimolojisine göre 'ade' dağlık anlamına gelmemektedir ve ikincisinin anlamı doğrudur (Puttmann, Hermann).

Adıga, Düzce ve Sakarya yöresi Abchazlarının Adigelere verdikleri addır.

Adige, birçok uluslarca Çerkes olarak bilinen halkın kendini adlandırdığı ve tanımladığı addır. Bu isim MS. V. yy da ortaya çıkmıştır. Bu zamana kadar aynı dil ve kültüre sahip çeşitli kabileler V. yüzyılda Kuzeydoğu’dan gelen barbar Turan halklarının baskılarına karşı koyabilmek ve kendilerini koruyabilmek için birleşerek Adige ulusunu oluşturdukları sanılıyor.

Ulusal ad, halk etimolojisine göre şöyle açıklanmaktadır: A ülke, yer; dığe güneş ve ikisi beraber, Güneş Ülkesi ya da Güneşin Çocukları anlamına gelmektedir. Biz güneş ışınlarından doğduk ''Te tığe nebzıtzım tıcheç1ığ- Тэ тыгъэ нэбзыцым тыхэк1ыгъ" deyimi Anadolu’da yaşayan Adigeler arasında halen yaşamaktadır.

Yukarıdaki açıklamanın yanı sıra daha başka birçok etimolojik açıklamalar da vardır: Bodenstaedt adlı yazar; ''asiller '' kendilerine bu adı verirler derken yanıldığının farkında değildir. Çünkü bu ayrıcaklı sınıfa Adige sosyal yaşamında ve terminolojisinde yeri yoktur ve rastlanmamıştır.

Th. Lapinski adlı Polonyalı subay ise daha ilginç bir açıklama tarzı getirmektedir: 'Adı', sonra 'Ode', geç kalan ya da gelen, 'ge', gelen, sözcükleri, 'A-dı-ge', daha sonra gelenler anlamındadır, diye yazmaktadır ki bu açıklama tarzı hem anlaşılmamakta, anlamsız ve tutarsızdır.

Gökçe eserinde bu konuya değinerek: "Çerkesler üstün mevkilerde olanlara Adige derlerdi" şeklinde ilginç ancak dayanaksız bir açıklamada bulunmaktadır. Çünkü mevki ve makam belirli devlet organizasyonu geliştirerek yaşama geçiren halklarda mevcuttur.

Luzbetak Abhaz sözcüğünün açıklamasında olduğu gibi‚ erkek’ anlamına geldiğini yazmaktadır.

Yine Ali Çurey'in açıklaması da çok ilginç ve ilginç olduğu kadarda tutarsızdır. Adige kelimesinin anlamı ''babanın sulbünden doğma'' anlamına geldiğini yazan Ali Çurey, Adige sözcüğünün ilk defa V. Yy’da ortaya çıktığını bilseydi, ayrıca sadece doğu Adigece’sinden faydalanarak yaptığı halk etimolojik açıklamasının güvenirliği yetersiz kalmaktadır.

(Kaynakça: BODENSTEDT, Friedrich Die Völker des Kaukasus und ihre Freiheitskämpfe gegen die Russen. Ein Beitrag zur neuesten Geschichte des Orients.. Frank furt am Main, 1848, XVI, 568 S. SAI HD,. Durch eine GÖKÇE, Cemal Dr. Kafkasya ve Osmanlı Imparatorluğu'nun Kafkasya Siyaseti. tr. (Die Politikder Osmanen gegenüber dem Kaukasus ) Diss.Istanbul, 1979, 253 pp. 2 K. Abhandlung Über die orientalische Frage vermehrte Aufl. Berlin, 1855, 1. Bd. XII, 388 und 2. Bd. VI, 460Puttmann, Hermann Tscherkessenliıeder. Hamburg, 1841 Luzbetak, L. J. Marrıage and the Famıly ın Caucasus. Vıenna.Mödlıng 1951)

Adige Alfabesi, Adigeler tarihin çok eski devirlerinden bu yana yazı kullanmışlardır. Şu andaki bilimsel araştırmalara göre Anadolu”da Hitit medeniyetini yaratan Hattiler büyük bir olasılıkla Adigelerin ataları olduğu tezi doğrulanırsa ilk yazı dilinin kullanılması tarihini bu yıllara kadar götürebiliriz. Daha sonraları yunan harflerini kullandıkları bilinmektedir. Tarih boyunca Adige ulusunun içinden çıkan ileri görüşlü kişiler okumanın ve yazmanın değerini anlayarak alfabeler hazırlamışlardır: Negume Şore 1825, 14 Mart 1855 de Bersey Vımar Tiflis'te Çerkes Alfabesini, Nisan 1918’de Sixu Seferbiy vs. gibi. Ekim ihtilalinden sonra 1920 de Latin harfleri ve 1930 Kiril harfleri esas alınarak alfabeler hazırlandı ve günümüze kadar devam ediyor.

Anavatan Adigey'e paralel olarak sürgünde, İstanbul'da da alfabe çalışmaları yapılmıştır. Ahmet Cavit Paşa. 1897 de Arap harfleri ile, Dr. Med Mehmet Pçıhaluk1328/1912 de Arap harfleri ile, 1329/1913 de Latin esaslı, Blenaw Betekhue Harun 1919 Latin ve Kiril destekli, Tsey Ömer Hilmi Latin esaslı 1926 Halep’te, yine 1923-1924’de Blenaw B. H.Arap harfleri ile ve 1929’da aynı alfabenin tekrar basılması, Kube Şaban 1952-1954 Latin esaslı vs. gibi alfabeler hazırlanmıştır. (Fahri Huvaj Adige alfabeleri. Ankara 2000)

Adige Xhabze, bkz. Verq xhabze. Adige halkının uyması gereken sözlü gelenek ve göreneklerinin tümüne denilir. Bu sözlü kanunlara toplumun her insanının uyması gerekmektedir. Adige Xhabzeler genelde üç yılda bir toplanan genel halk meclislerinde ele alınarak, zamana uygun bir şekilde yeniden düzenlemeler yapılırdı. Gereğinde daha öncede toplanılarak düzenlemeler yapılabilirdi. Batı Adigeleri anavatanlarından kovulmadan önce en son kanun yapıcı milli halk meclisi, ünlü halk filozofu Zelesçeri Yedıc Degu'nun başkanlığında 1829 yılında yapılmıştır. Adige Xhabze 18 ve 19 yy. da en doruk noktasına ulaşmış ve tüm Kafkas halklarınca benimsenerek taklit etmeye başlamışlardır. Kırım hanlarının ve Gürcü krallarının prenszadeleri Adigelerin yanına Adige xhabze ile eğitime gönderiyorlardı. Esad Bey adlı araştırmacının yazdıklarına göre bu yüzyıllarda;'' bir Adige gibi giyinmek, kuşanmak ve ata binmek, konuşmak hatta yemek yemek ve davranmak bir moda'' olmuş ve ''her Kafkaslı tarafından taklit edilmeye'' çalışılıyordu. Yazar yazdıklarına devamla; ''Adigeler Kafkasların Fransızlarıdır'' der. M. Sarkisyanz’da onu doğrulayarak ''Rus romantizmi ideal bir Kabardey Adigesi şövalyelik ruhunu ortaya çıkarmış ve komşu halklar onlara gıpta ederek bakmışlar ve taklit etmeye çalışmışlardır'' demektedir. Bu yolla bütün Kafkas halkları Adigeler tarafından etkilenerek Adige törelerini benimsemişlerdir. Örnek olarak aşağıda kadınlara karşı uygulanan xhabzelerden bir kaçını yazıyorum:

- Atlı ile yaya karşılanışınca atlının yayaya selam vermesi gerekir.
- İyi bir Adige, atın üstünde de olsa kadına ayağa kalkar.
- At üstünde bir kadınla ya da daha yaşlı biriyle konuşmak çok ayıptır.
- Bir köye at üstünde girmek çok ayıp sayılırdı.
- Bir atlı yolda bir kadını görünce atından iner ve yanına kadar giderek selam verir. Selam verdikten sonra atını ona teklif eder. Almazsa yollarının ayrıldığı yere kadar beraber giderler. Yolları ayrıldıktan sonra bir müddet daha yaya gider. Daha sonra atının kafasını kadına doğru çevirerek atına biner ve sağdan dönerek yoluna devam eder. Aynı kaide kendinden yaşlılar için de geçerlidir.
- Bir yerde otururken ne kadar uzakta olursa olsun uzaktan bir kadının geldiğini görünce ayağa kalkılır ve kadın önünden geçinceye kadar ayakta kalınır ve daha sonra oturulurdu.
- Bir toplantıda önce kadınlar oturur ve eğer boş yer kalırsa daha sonra erkekler oturur.
- Kadınların olduğu yerde kavga edilmez. Kadın geldiği an her türlü kavga ve dövüşler sona erdirilir.
- Kadınlar barışmayı teklif ederse, bu istek yerine getirilir.

Bısım’ın evinden avlusundan çıkarken, uyulması gereken xhabzeler vardır;

- Atın başını eve döndürerek binilir ve sağ tarafına dönülerek avludan çıkılır.
- Avluda ya da avludan çıkınca ata kırbaç vurulmaz. Vurmak ev sahibine çok kızdığının ya da gücendiğinin işaretidir.

(LÖBEL, Theophil Hochzeitsbräuche in der T0rkei. Tscherkessen S. 59-71 Amsterdam, 1897 SARKISYANZ, Emanuel Geschichte der orientalischen Völker Rußlands bis 1917. München. Essad Bey Kaukasus und seine Berge, Völker und Geschichte.)

Adige ha, ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi’nin de seyahatnamelerinde de yazdığı gibi tüm Kafkaslarda yaygın olarak yaşayan kocaman başlı, aslana benzer bir köpek ırkı.

Adige kabileleri, elimizdeki kaynaklarda Adige kabilelerinin sayısı hakkında çeşitli sayılar aktarılmaktadır. Bunun nedenleri Adigey toprakları ve halkının içlerine girerek araştırma yapmanın ve Adige dilinin anlama ve öğrenmedeki zorluklardan kaynaklanmaktadır. 1840’da verilen bilgilere göre şu kabileler vardı: Beslinej, Mohoş, Jecerkuay, Ademej, Temırgoy, Jane, Hatıkuay, Bjedugh, Kaberdey, Abeseh, Ubuch, Shapsugh ve Natıkuac. Başka bir seyyaha göre bu kabilelere ek olarak; Çobayn ve Şegek adlarını verirken bir başka seyyah şu adları vermektedir; Büyük Kabardey, küçük Kabardey, kaçak Kabardeyler, Shapsugh, Natuchuac, Şegek, Abedsech, Hatukuay, Bşeduch (Bjedugh); Çerçenitz doğrusu Çaçenay- Chımışey, Jane, Çemguy (Kemirgoj- Temirgoj ve Kemguy olarakta yazılıyor), Yecerkuay, Beslenej, Mochoş (Muchoş), Abate (Adale). Görüldüğü gibi literatürde detaylı olarak bilgiler verilirken diğer yönden hatalarda yapılarak coğrafik bir bölgede yaşayanlar da ayrı bir kabile gibi gösterilmektedir; Çaçenay ve Chımışey örneğinde olduğu gibi.

Adige Maq-Адыгэ Макъ, ilk sayısı 8 Mart 1923 tarihinde, Ç'eraşe Tembot'un el yazısı ile beş yüz adet olarak çıkmıştır. Adigey cumhuriyetinin kurulmasıyla devletin resmi gazetesi de adını değiştirerek Adige Maq adını tekrar 1 Ocak 1991’de alması ve ilk sayısının çıkması. Aynı gün ' Adigeyskaya Pravda ' adlı gazetede adını değiştirerek 'Sovyetskaya Adigey' adını alması.

Adige Nıp. Adige bayrağı: yeşil zemin üstünde, altın sarısı 12 yıldız ve üç ok vardır. Yeşil zemin Adigey’in tabiat güzelliğini, on iki yıldız, Adige kabilelerini ve yıldızlar kadar ulaşılması imkansız olan hürriyet tutkularını, üç ok savaş yıllarında kullandıklar silah ve ortada bağlı olması birlik ve beraberliğin sembolüdür. Üç ok’un anlamı üzerinde tartışmalar vardır; birlik ve beraberliğin yanı sıra üç ünlü soyu temsil ettikleri –ki, Adige karakterini bilenlerin sadece üç soylunun temsil edildiği böyle bir bayrağı asla kabul etmeyeceklerinden-, doğru olması imkansızdır. Diğer bir varsayım da, Adigeler barış zamanında yanlarında sadece üç ok taşımaktalar; barışın ve birliğin simgesi olarak.

Adigelerin ne zamandan beri bayrak kullandıkları bilinmemektedir. Günümüzde kullanılmakta olan bayrağın ortaya çıkışı hakkında da iki ayrı düşünce vardır. İlkine göre haremde yaşayan bir Adige kadınının hazırlayıp gönderdiği şeklindedir. İkincisine göre David Urquhart tarafından düşünülerek yapıldığıdır. Spencer’in kitabında ilk kez bu bayrağı görebiliyoruz. Yine 1864’de Londra’da yayınlanan ‘The Expedition of the Chesapeak to Circassia’’ adlı kitapda yedi yıldız ve üç oklu bir bayrak resmi görüyoruz. Araştırman Bjedugh’lu Tl’ap’ El Hac Mustafa Mahir Efendi Kabardeylerin bayrağını anlatmaktadır: ’’Kabardey’in bayrağı beyaz haç, ortasında ay yıldız resminde kırmızı işarettir.’’

Bu tarife göre bayrak her iki dine inanan Çerkesleri temsil etmektedir.

(KOTTENKAMP, F. Dr. Geschichte Rußlands seit 1830 mit besonderer Rücksicht auf den Krieg im Caucasus. Stuttgart, 1843, 375 pp. Bjedughlu Tl’ap’ El Hac Mustafa Mahir Efendi Kafkasya kabilelerinin alamat ve ümaranın bazı hikayat ve vakıaları, Edingen 2004)

Adige-Rus savaşları, bağımsızlık için yapılan müdafaa savaşının en son tüfek sesleri 21 Mayıs 1864’de Hakluçu dağlarında çınlar.

Adigey Cumhuriyeti, 7 bin 800 kilometrekare büyüklüğünde, Kuzey’inde Kuban nehri, güneyinde Kafkas sıradağları vardır. Taş devri zamanından bu yana yerleşme ve yaşama yeri olarak kanıtlanmıştır. Cumhuriyette yüzlerce dolmenler vardır. Bu dolmenler MÖ. 5 bin senelerinde tonlarca ağırlıkta düz taşlardan yapılmıştır. Bunu örnekleyecek olursak sadece Pçıhatlıkuay köyünde 100’ün üstünde dolmen mevcuttur. Her bir dolmen burada yerli halkının kültürünü gösteren birer anıttır. Bu dolmenlerin en yaşlısı 5.000 en genci de 500 yaşındadır. İlk demir devrine MÖ. 8-7 yy, Meot.- İskit devri MÖ. 7-4 yy. Meot-Sarmat devri MÖ. 4 MS.4 yy. arasında Maykop kültürü adı altında tanınan zengin sanat eserlerini yaratmışlardır. Bu arkeolojik buluntular; altından, gümüşten, camdan, seramikten ve bronzdan yapılma araç ve gereçlerin çok yüksek sanat değerleri vardır. Kurganlarda bulunan silahlar, at takımları ve diğer çalışma araç ve gereçleriyle birlikte bu buluntular yerli Adige halkının yüksek sanat değerleri olan milli kültürleridir. Nikolay Kamenef 1869’da Maykop yakınlarında ki bir toprak yığınını kazmıştır. Az sonra bunun üstü koni şeklinde örtülmüş 11 köşeli bir silindir şeklinde yapılmış bir mezar olduğunu tespit eder. Bu mezardan çıkan eserler (kap kacaklar, bıçaklar v.s.) MÖ. 3 bin senesinin sonlarında yapıldığını gösteriyordu. On sene sonra Vlademir Berenstamm ve Vlademir Antonoviç tarafından Temirgoj ve Ulape'de yaptıkları kazılarda bulunan eserler ise MÖ. 15-13 yy.larından kalmadır.

Adigelerin büyük bir kısmının 1864 de vatanlarından sürülmeleri neticesinde orada kalan 30bin kadar Adige, Büyük Ekim İhtilalinden sonra, 2-8.03.1921 de yapılan kurultayla otonom bölge statüsü almak için toplantı yapılır ve 27 temmuz 1922 de Adige Özerk Bölgesini kurmuşlar ve ilk halk meclisi toplantısı da 7 aralık 1922 de Hakurınehable'de yapılmıştır. Dört Mayıs 1936’da Özerk Adige bölgesinin başkenti olarak Mıyekuape (Maykop) belirlenir. Sovyetler Birliğinin çözülmesine kadar bu statüyle etnik ve kültürel kimliklerini kazanarak, sözlü Adige kültürünü çağdaş yazılı kültür düzeyine getirmişlerdir. Güzel sanatlarda, edebiyatta ve ilim ve bilimde çağdaşlığı yakalayan anavatandaki Adigeler tanınmış, yazar Keraşe Tembot, komponist ve drigent Temırkan Yura gibi şahsiyetleri yetiştirmiştir.

5 Ekim 1990 yılında Adige Özerk bölgesi parlamenterlerinin ikinci olağanüstü toplantısıyla Adige Sovyet Cumhuriyeti’nin kurulmasını kararlaştırılır ve halende bu gün Cumhuriyetin kuruluş günü olarak kabul edilir ve kutlanır. 22 Haziran 1991’de Özerk Cumhuriyet haline gelen Adigey'de 28 Haziran 1991’de bağımsızlık deklarasyonunu kabul eder. 3 Temmuz 1991’de de Rusya Federasyonu Parlementosu Adigey’in Cumhuriyet olmasını kabul eder. 22 Aralık 1991’de ilk seçimler yapılan seçimlerde yeterli çoğunluk sağlanamadığından 5 Ocak 1992’de yapılan seçimler sonrasında Carım Aslan ilk devlet başkanı olarak seçilir. 27 Temmuz 1992’de federal cumhuriyet parlamentosunda da cumhuriyet oluşu tasdik edilir.

24 Mart 1994’de Adigey Cumhuriyeti Parlementosu; devletin tarihi ulusal bayrağını, Dolet Meretıko tarafından hazırlanan devlet armasını ve Meşbaşe İshak'ın sözlerini yazdığı ve Wımar Thabısım'ın bestesini yaptığı ulusal marş kabul eder. 10 Mart 1995’de de Adigey Cumhuriyeti Parlamentosu’nda, cumhuriyetin anayasası kabul edilerek yürürlüğe girer. Parlamentonun da adı da Chase olur.

Adılceriy Sultan- Адылджэри Султан, 1821- 30 Aralık 1876 Adige yazarı ve eğitimcinin yaşadığı dönem.

Adıyıf/Adıyıchu, gerek Nart efsanelerinde gerekse Adige sözlü anlatımlarında geçen güzel, akıllı ve zeki bir kadındır. Nart efsanelerindeki güneş ve ışığa olan hakimiyetinden dolayı onun şahsında çok eski zamanlarda yaşamış bir güneş ve ışık tanrıçasını görebiliyoruz. Adigelerin inançlarına göre Adıyıf/Adıyıchu Yıncıc nehri kenarında bugünkü Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti sınırları içindeki Habaz köyü karşısındaki yüksek bir tepedeki kalede yaşamıştır. Nart Efsanelerindeki anlatımlara göre ellerini yukarıya kaldırdığında avuçlarından ışık huzmeleriyle gecenin zifiri karanlığında yolları aydınlatırdı. Bu özelliği ile kocası yağmaya gidince geceleri yolunu aydınlatarak rahatça ormanlardan, vadilerden ve bilhassa Yıncıc üzerindeki köprüyü aydınlatarak sağ salim geri dönmesini sağlardı.

Günlerden bir gün aralarında yaptıkları bir tartışmada kocası Besleneylere göre adı Kultubğu, Bjedughlara göre Kortechu, hanımının bu tılsımlı gücü olmadan da geri dönebileceğini iddia eder ve yağmaya gider. Yağmadan geri dönerken birçok atlarla ve ganimetle Yıncıc nehri üzerindeki köprünün ortasına gelince Adıyıf/Adıyıchu ellerini aşağıya indirerek aydınlığı keser. Paniğe kapılan atlarla birlikte kocası da aşağıya Yincic nehrine düşüp, boğularak hayatını yitirir.

Yine tüm Adige kabilelerinin halk anlatımlarında Adıyıf/Adıyıchu yedi erkek kardeşi olan çok güzel bir kızdır. Psetlıcho'sı onu kaçırır ve ormanda birden bire havalanan bir kuşun ürkütmesiyle Adıyıf/Adıyıchu attan düşerek hayatını yitirir. Genç delikanlı sevdiği kız için bir ğıbze (=ağıt) besteler ve bu besteyle birlikte cenazeyi kızın evine getirir. Adıyıf ağıtı tüm Adige kabilelerince bilinmektedir.

Adiga, Gezgin Barbaro Josafat 1474’de bu tanımı kullanıyor.

Afsatı, Asetinlerin Avcılar Tanrısı’dır.

Afı, Abhazların gök gürlemesi şimşek ve yağmur tanrısıdır. Hayvanlar yaylaya çıkarılmadan önce çobanlar ormanlık bir yerde toplanırlar ve bir eğlence yaparlardı. Bu eğlenceye kadınlar ve çocukların katılmaları yasaktı ve dualarında hayvanlarının Afı tarafından korunmasını dilerlerdi. Kadınlar bu eğlencenin bitimine kadar asla Afı’nın adını ağızlarına almamaları ve söz olarak ağızlarından çıkarmamaları gerekiyordu.

Afı‘dan bahsetmek isterlerse ''yükseklerde oturan'' şekliyle ifade ederlerdi. Kuraklıkta köy yaşlıları Afı için bir sığır kurban eder, bu tanrı adına güzel sözlerle şarkılar söylenirken eğlenilir ve herkes bu kurbanlık etten bir lokma olsa dahi yemek zorunda idi. Eğer evcil bir hayvan yıldırım çarpması ile ölürse, hemen orada yemeli ve içmeli, bir şölen yapılırdı. Şimşeğin öldürdüğü hayvan sahibi Afı‘ye kendisini ziyarete geldiğinden dolayı teşekkür ederler ve hayvanın leşi sadece kuşların ulaşabileceği bir şekilde kurulan yüksek bir çatmanın üstüne konarak yemelerine bırakılırdı. Eğer şimşek çarpması neticesinde bir insan ölürse, ailesi onun için aynı merasimi yapmak zorundadır ve bu durumda Afı’nın öfkesinin daha da kabararak, aileden ileride bir başkasını aynı şekilde öldürmemesi için ağlanmazdı. Şimşek tarafından öldürülen insanın cesedi de -hayvanlarda olduğu gibi- yüksek bir çatmanın üstüne konularak kuşların yemesine bırakılırdı. Daha sonra kemikleri toplanarak yapılan bir cenaze merasimi ile gömülürdü.

Afıps, Shapsugh bölgesinde Kuban’a akan ırmağın adıdır.

Aguav, Adige gençleri arasında oynanan bir oyundur. Uzun zaman oturmaktan ve sohbet etmekten sıkılan gençler arasında hareket sağlamak aynı zamanda gençlerin daha iyi kaynaşma ve tanışmalarını sağlamak için oynanan bir oyundur. Aguav oynanacağı zaman genç erkeklerden birisi kalkarak genç bir kızı yerinden kaldırarak avucuna vurmakla başlar. Avuca vuran kişi kaldırdığı kişinin yerine oturmak zorundadır. Genelde kaldırılan kişinin karşı cinsten olması gerekmektedir. Ancak delikanlılar oyunu daha da canlandırmak için beğendikleri genç kıza vuran delikanlıdan intikam almak bahanesiyle hemcinslerinden birisini de kaldırabilir. Genç kızlar kuvvetli vuruşlardan sakınılırken erkekler kendi aralarında acımasızca elleri kızarıncaya kadar vuruşurlardı. Bazen de genç kızlar da sert ve acımasız el vuruşlarına dayanmak zorunda bırakılırlardı. Bu oyun sırasında yer değiştiren gençler birbirleriyle tanışır, sohbet eder hatta Psetlıcho yaparlardı. Oyun belirli bir zaman sonra sırası olan gençlerden birisinin duvara vurmasıyla sona ererdi.

Agubje, seramik ya da topraktan vs. yapılma tasa denilir. Bu şekliyle Asetince’de de Kabardey Adigece’sinden alınarak kullanılmaktadır. Kelime; 'Agu' el içi, 'Bje' içecek bardağı, boynuz, kadeh anlamına gelen sözcüklerin birleşmesinden meydana gelmiştir.

Agujıps (Aguyıps), 19. yy’da tarihi Çerkesya’da oturan Adigeler J.Bell Stanislau'a göre ülkelerini bu adla da tanıyorlardı.

Ağup, bkz. Tlaquatz1e- Лъакъуац1э,

Ahmet Cavit Therhet Paşa, (1840-1916) yaşamıştır. Adigey'de doğmuştur. II. Abdülhamit’in yasaklamasını dinlemeyerek ve baskılardan korkmayarak 1897’de Arap harfleriyle litografi ile basılan Adige alfabesini hazırlayandır. Adige folklorunu kurtarmak için yazı diliyle bir çok folklorik anlatımları toplamıştır. Yaşadığı müddetçe kendisini halkına ve halkının kültürüne adayan medeni cesareti büyük olan ender Adige aydınlarından birisidir. Çerkes Teavün Cemiyeti’nin kurucu ve devamlı üyelerinden birisidir. M.A. Pçıhaluk'la beraber sözlük hazırlamışlar ve bunu Ğuaze dergisinde kısmen yayınlamışlardır. A. C. Th. P. 30 Ekim1916’da İstanbul'da yaşama gözlerini yummuş ve gömülmüştür.

Ahmet Mithad Efendi Hağur, Adigelerin Shapsugh kabilesinin Hağur soyundandır ve 1844 de İstanbul/Beykoz'da doğmuştur. Bilindiği gibi zamanında Türkçe’yi en iyi kullanan yazarlardan birisidir. Ahmet Mithad Efendi Çerkesler hakkında çok az yapıt ortaya çıkarmıştır. Çerkes tarihini yazdırmak için bir araya getirilen kurul üyelerinden birisidir. Her zaman her yerde ve devirde olduğu gibi Çerkes tarihinin yazılmasından rahatsız olan bazı çevre ve kişilerden Thağuşe Ahmet Celalettin Paşa bu tür çalışmaları baltalamak için II. Abdülhamit’e jurnal eder. Bunun üzerine bu kurula Çerkes tarihini yazmak yasaklanır. Ahmet Mithad Efendi’nin yapıtlarına ve yaptığı işlere ve bıraktığı eserlere baktığımızda kendisinde bir Çerkes'ten çok, bir Türk kimliğini açıkça görebiliyoruz.

Ahmet Nuri TzIağo, Kuneytra/ Golan'da 1891 yılında doğan yazar ve düşünürümüz Şam'da lise öğrenimini bitirdikten sonra İstanbul'a gelerek siyasal bilgiler fakültesini bitiridkten sonra Ziraat bankasında memur olarak çalışmaya başlamıştır. Boş zamanlarında Çerkes Teavün Cemiyetinde sekreter olarak görev almış ve derneğin yayınladığı Ğuaze adlı derginin sorumlu müdürlüğünü 1912’den sonra da üzerine almıştır. Yazar 1913 de Nalçık'a yerleşir ve orada Adigece öğrenim yapan bir okul açar. Ancak zamanın mollaları onun bu davranışını kabullenmezler ve şikayetle okulunu kapattırırlar. Bunun üzerine ünlü yazar ŞocentzIk Ali’nin köyünde bir odalık dershane açarak öğrenimine devam eder. Ünlü Adige yazarı SocentzIık Ali'nin öğretmenliğini yapmıştır. Vatanperver yazarımız, 1923 yılında meçhul kişiler tarafından öldürülmüştür.

Ahret, bu sözcük anlamıyla birlikte Arapça’dan ödünç alınmış bir kelimedir.

Akhin bkz. Achin

Aksinos, Karadeniz'in adıdır. Kıyılarında oturan halkların, yabancılara olan düşmanlığı ve savaşçı özeliklerinden dolayı verilen addır.

Akuande, güzelliği ile tanınan ve Nart Alec'in kızıdır. Az da olsa bazı tanrısal özellikleri vardır. Evinin balkonundan kilometrelerce ileriden gelen atlının kim olduğunu görebilen bir kadındır. Babasının başkanlığını yaptığı ölüm kurultayına gelen meçhul atlının niyetini uzaktan sezinler ve onu bu amacından alıkoymak için tüm kadınsı özeliklerini kullansa da başaramaz. Atlı kurultayı dağıtarak babası Verzemec’in öldürülmesini önler. Kuande, (lat. Junipers communis) ardıç ağacıdır.

AkIutyzI, orak biçerken bir el ayasının kavradığı kadarki tahıl sapına denilir.

Alaşe, iş ve binek atı. Asetince’de 'aygır' anlamına gelir ve Türk dillerinden gelmedir.

Albeçıko Tutarış ya da Tot'reş adıyla da geçen Nartlardan birisidir. Bilhassa Nart Savsırko'nun kahramanlık destanlarında adı daha çok geçmektedir. Nart Şevay karşısında kuvvetini denemek istese de kaybeder ve onunla arkadaş olur ve daha sonrada kız kardeşi ile evlenir. Nart Şevay ona şu yaşam kaidelerini kendisine verir:

a) Dünyada senden daha kuvvetlisinin her zaman olacağını unutma.
b) Başkalarına sakın kötülük etme. Edersen bu kötülük bir gün seni muhakkak bir yerde önüne çıkar.

Alec, Nartların 'ölüm Chase'sinin thamatesidir. Alec 300 yaşındadır buna rağmen genç bir delikanlı gibi ata binebilmekte ve her türlü toplumsal görevleri aktif olarak yerine getirebilmektedir. Efsanelere göre çok iri yarı bir yapısı vardı. Oturduğu ev 30 adım uzunluğunda ve Kurğu tepesindedir. Evinin yapımında kullandığı kalasların her birini ancak yedi boğa sürükleyebiliyordu. Evinin avlusunun girişindeki kapının sürgüleri o kadar kalındı ki, her biri atının göğüslerine kadar gelirdi. Bu kapılar ancak yirmi kişi tarafından açılıp kapatılırdı. Alec, Nart kızı Betın ile erkek kardeşleri istemediği halde evlenir. Betin ilk çocuğu doğunca görenek gereği birçok hediyelerle anne ve babasının evine ziyarete gider. (Bu motifler günümüze kadar halk anlatımlarıyla gelmiştir.) Erkek kardeşleri Betın’e çok hakaret ederler. Genç kadın eve döner dönmez olup bitenleri Alec'e anlatır ve bunun intikamını almasını ister. Alec hanımının bu arzusunu yerine getirerek kayınbiraderlerinin hepsini, yaptığı ikili kavgayla bir bir öldürür.

Alecıqo Çerkasske Mihail-Алэджыкъо Черкасске Михаил, Çar hizmetinde çalışan ve aralık 1695 de general rütbesi alan ünlü bir Çerkes.

Aleksander II. Çar, Adigelerle barış antlaşması yapmak amacıyla 18.09.1861 tarihinde Maykop yakınındaki Mamrıko ovasına gelir ve Adige delegeleri ile görüşür ve barış teklifinde bulunur. Delegelerin bir kısmı bu teklife olumlu bakarken, çoğunluğu karşı çıkar. Hacemıko Hacı, karşı çıkanlar gerekçe olarak ''Rus çoğunluğun içinde bir avuç tuz nasıl suda erirse öyle eriyeceğiz'' derler. Çerkes delegelerinin anlaşamadığını anlayan ve herkesin herkese karşı olduğunu gören çar, ''sizler önce anlaşın daha sonra kararınızı bildirin’' diyerek, toplantıyı terk ederek St. Petersburg'a geri döner.

Aleuk Bekoviç, Adigelerin Janbulat ailesinden, Rus Çarı’nın hizmetinde bulunan bir general.

Ali Suad Asyok, (1896-1935) Düzce doğumludur. Düzce’de ilk ve orta öğrenimini yaptıktan sonra İstanbul'da askeri okulda tıp tahsili yapmıştır. Çerkes Teavün Cemiyeti’nin aktif üyesidir. Tıbbiyeyi bitirdikten sonra Adigey'e oradan Moskova’ya giderek tıbbi bilgilerini genişletmiştir. Daha sonra tekrar Adigey'e dönerek doktorluğun yanı sıra halkını politik açıdan aydınlatmaktaydı. Abhazya valisinin kızıyla evlenir. 1932 yılında gizlice Türkiye'ye kaçar.
Allig, klasik çağda Yunanistan'ın Adigece adıdır.

Alreğu, halı

Alsit bey, bkz. Longworth

Altes, atlas ipeği

Altıkesek abasinleri, Çerkesler tarafından Baskeh denilir ve kendi kendilerine de TapIantIe derler.

Amalytschestwo, bkz P1ur

Amış, Nart Efsanelerinde Nart Jemadıv'ın kardeşi olarak aktarılmaktadır. Efsanelerde gözle görülür bir tanrısal özellikleri olmadığı gibi önemli bir yeri de yoktur. Ancak 19. yy’ın sonlarına hatta 20. yy’ın başlarına kadar hayvanlar tanrısı olarak literatürde bizlere aktarılmıştır.

Amısta, Abchazlarda asiller sınıfına denilir.

Amazonlar ya da Emmeçler, 3000 sene kadar öncesinde sadece kadınların birlikte yaşadığı anlatılan efsanevi bir halktır. Amazonların Kafkasya’da yaşadıkları, sadece üremek için senede bir kere erkekleri yurtlarına çağırdıklarını ve erkek çocuklarını sattıkları ya da öldürdükleri anlatılır.

Anape ya da Anapa bkz.Dzurdzuki

AnatIae, ulaşılmak istenen amaç ya da iş. Orak ya da tırpanla kesim yapılırken herkese paylaşılarak yapması gereken işin adıdır.

Anay, Nart efsanelerinde adı geçen çok sağlam bir ağaç türüdür. Nartlar çocuklarının beşikleri bu ağaçtan yaparlardı.

Anaçu-анацу, dalları çekmeye yarayan çatal değnek.

Anday Bekir Sami Zaroko (1879-1934) Adige asıllı, kraldan fazla kralcı bir Türk subayıdır. Batı Anadolu'nun Yunan kuvvetlerine karşı organizesini tek başına yapmıştır. Buna rağmen yaptıkları, Çerkes asıllı olduğu için hor görülerek, görevden alınmış ve çok fakir ve sefil olarak 1934’de Ankara’da hayata gözlerini yummuş, cenazesi Devlet Demiryolları’nca kaldırılmıştır.

Andrıchuaye Chusen, 1920- 1942 yılları arasında yaşamıştır. Hakurınehabl köyünde doğmuş, pedagoji enstitüsünü bitirmiş ve sosyalist Adigey gazetesinde çalışan genç kabiliyetli bir yazarımız. İkinci dünya savaşı başlayınca cepheye gider ve 27 Mart 1942 de Ukrayna’da yaşamını yitirir. Gösterdiği kahramanlıktan dolayı, Sovyetler Birliği kahramanları madalyası verilmiştir.

Ane üçayaklı yuvarlak masa.

Anibz-Nicha, Abchazlarda belirli özelliği ve karakteri olmamasına rağmen çok kudretli sayılan koruyucu bir melektir. Bu koruyucu meleğin Abhazya’da Dudrunş dağında oturduğuna inanılır ve kim bu dağa tırmanmak isterse gözlerinin kör olacağına inanılır. Anibz-Nicha için kesilen kurbanlar bu dağın eteğine getirilerek konurdu. Bu dağ Çiçba ailesinin topraklarının içinde olduğundan, kurban getirenlerden geçiş hakkı olarak çokça para alırlardı. Pizunda civarında yaşayan bazı kadınlarda da Anibz-Nicha’nin özellikleri olduğuna ve geleceği bilebildiklerine inanırlardı. Bazı anlaşmazlıklarda bu kadınlar hakim rolünü oynarlar, verdikleri karar taraflarca aynen itirazsız kabul edilirdi. Bu meleğin Şosşu ile birlikte yapılan yeminlerde kefil olma ayrıcalı hakkı da vardı.

Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği. TC’nin çok partili demokratik siste geçişinden sonra kurulan ikinci derneğimiz.

Antlar, ünlü Adige folkloristi ve tarihçisi Şora Nogumay’a göre Adigelerin atalarından olan bir halktır. Adige halkı arasında kullanılan 'Antıko' vs. şahıs adlarından hareket edilerek yapılan halk etimolojisine dayandırmaktadır. Çağdaş bilim adamlarına göre Antlar Slav ırkına mensup bir halktır. 'Ant' sözcüğü alanca ' sınır halkları' anlamına gelmektedir. (Gött. Myth. 1968;6) kşz. Budinen

Antcei (Antsey), Strabo'nun yazdıklarına göre; Kuban nehrinde yaşayan bir balık türüdür. Adigelerin ataları, bu balıkları satarak hem geçimlerini sağlıyorlar hem de besleniyorlardı.

Anthamus, gerilemeye başlayan Diascurius kentinin eski adıdır.

Anticetes, Hypanis, bkz. Psıj

Apchaseth, bkz. Abchasen

Aphgasi, Herberstein'e göre Cupa nehrinin kenarlarında oturan halkın adıdır.

Apkaz, tarihçi Horenli Moses tarafından Abchazlar için kullanılmıştır.

Aps, daha önceleri odundan şimdi ise her türlü materyalden yapılma çanağa verilen addır.

Apschegh, tarihçi Horen'li Moses'e göre batı Kafkasya’nın deniz kıyısında yaşayan halkları ifade ediyor.

Apsnı, canlar ülkesi anlamındadır ve Abhazya'da kıyı boyuna denilirdi.

Apsua, Abhazya’da oturan Abchazlar kendilerine Apsua derler. Luzbetak ‘’Men“ yani erkek anlamına gelir derken şu kabilelerden söz etmektedir: Abaz tribe, Abkhaz proper, Abshavs, Barakei, Beshılbei, Bsubbs, Dzhigits, Samursakanians ve Tsebelendinians.

Aqo bkz. Dioskurias

Aratschwatz (Araçvatz) Klaproth'a göre bir Abasin kabilesidir.

Arac (arak), Kafkas halkları arasında alkollü içkilerin adıdır.

Archon-Archonıj, Nart efsanelerinde adı geçen bir devin adıdır. Archon-Archonıj Nart Setenay'ın kız kardeşi, Psetın Guaşeyi kaçırır. Nart Verzemec ise onu kurtarmaya gider. İnsanüstü özellikleri olan atı Jaq-Jaq'ın yardımıyla A. Verzemec'e galebe gelir.

Ardiller, adını Ardil ailesinden alan kıyı boyunda bir köydür. Ruslar adını Sswäta=wo Ducha olarak değiştirmişlerdir.

Ardler, Arduwuhatsch (ArduvuhaçI), bugünkü Adler kentinin Adigece adıdır.

Arcen, = PIuable' de denilir. Hasır.

Arghen, orak ve tırpanla hasatta bir kişinin tek başına enlemesine ya da boylamasına biçerek götürdüğü kısma denilir.

Arka, Ark, raki, birçok Kafkas halklarının alkollü içkilere verdikleri addır.

Arrans Periplus, Yunan antik seyyahlardan birisidir. Kitabı Pontus Euxini, 18,3’de şu halklardan söz eder:εταχεφαζ ζτλχχωυ βαστλς .

Arslan Hamed Gheray, Adige kökenli Rus ordusunda tugay komutanı ve sahra generali Paskewiç'in emir ve komutasında Erzurum’u kuşatanlardandır. Erzurum kalesine elçi olarak giderek teslim, olmalarını ister. Kale komutanınca tutuklanacaklarını anlayınca, derhal Osmanlı komutanını esir alır. Bu yolla beraberinde gittiği delegelerle birlikte kaleden sağ salim ayrılmayı başarır. Başarısından sonra ünü daha da büyür. (bkz. Thümmel 11, s. 132.133)

Arqaen, atları yakalamaya yarayan kement.

Aschbat (Aşbat), Abhazya'da açık denize dayanıklı Abhaz kayıklarına denilirdi.

Aşemez, Jaşemıko, Nart kahramanlık destanlarının yiğit motiflerinden biridir. Aşemez, Tleğutz JaçIe adlı devi yaptığı savaşta yener ve daha sonra devlerin köklerini kazır. Diğer Nart kahramanlarının tersine Aşemez’in tılsımlı silah ve güçlere gereksinimi olmamıştır. O Nartlara müzik aletlerinden kamıl ve pcheçIçIı bulmuş ve zamanını artık müzikle geçirmekte ve böylece genç Nart kızlarının gönlünü kazanmaktadır. Diğer Nartlar onu kıskanırlar ve Nart Qunıvıd'ı onunla savaşmak için kandırırlar. Yapılan ikili mücadelede her ikisi de hayatlarını yitiririler.

Aşhamafe Davut- 1эшъхьэмэфэ Даут 10 Nisan 1897 de Hakurınehabl’de dünyaya geldi. Adige dilinin gramerinin ve yazım kurallarının konmasında emeği geçen ilk aydınlarımızdan.

Aşıne Hazret-Ашъынэ Хьазрэт Adige roman yazarımız 2 Ocak 1926’da Ğobekuay köyünde dünyaya gelmiştir.

Aşo, çelik küçük halkalardan yapılma zırh.

Aştram, Latince Trapa denilen bitki.

Askanaz, Chardin'e göre, Nuh peygamberin oğlundan alınarak, Karadeniz’e ad olarak verilmiş ve tanımı için kullanılırdı.

Assega, C. Hahn'a göre Abchazların adıdır ve A. Berge Asega, ve Adigeler Azğe adıyla tanırlar.

At ve atçılık, Adigelerce at kutsal bir hayvan olarak kabul edilirdi. Eşek ise Çerkes köylerinde rastlanmayan, rastlansa bile binek hayvanı olarak kullanılmazdı. Hatta Türkiye' de eşeğe binmiş olarak birinin Adige köyünden geçmeğe kalkışırsa çocuklarca taşlanırlardı. At üzerine Georg İnteriano'dan şu bilgileri öğreniyoruz: At'ın sahibi vefat edince, atı mezarın etrafında üç kez dolaştırıldıktan sonra mezar başına bağlanır. Bu merasim üç gün boyunca tekrarlanır. Daha sonra mezar başında filintelerle ya da tabancayla havaya ateş edilir. Mezar başındakilerden kahramanlığıyla tanınan bir kişi meftunun kılıcını çeker ve mezarı üstünde üç kez sallar. Daha sonra atı üç kez daha mezar etrafında dolandırılır ve bir kulağı kesilir, at ölünceye kadar ahırda kalır ve iyi beslenirdi.

Adigeler çok iyi ata binen bir halktır. Thümmel bu konuda kendi başından geçen bir olayı şöyle anlatmaktadır; "Bu oyunu ne doğuda nede batıda hiç bir yerde benzerini bugüne kadar görmedim. İki atlı yan yana dörtnala giderken birbirlerinin ellerinden tutarlar ve attan aşağı çekmeye başlarlar. Bende böyle bir oyunu yapmak istedim. Elimi Çerkes’e uzatıp yakalayınca sanki mengeneye sıkışmış sandım. Daha iki dakika geçmeden kafamın eğere kadar eğildiğini fark ettim ve ölüm korkuları yaşamaya başladım. Nerede ise düşmeye yakınlaştığım an, karşımdaki elimi sallayarak birden bırakır. Karşımdakinin uyarısıyla, eğere sıkı sıkı sarılarak tutunarak düşmekten kurtuldum ancak kürek kemiklerim sanki yerinden çıkmış gibi geldi bana." Diğer bir oyunun adı da bkz. şı zebğuatle’dır.

Yine dörtnala giderken atın altından geçerek tekrar eğere binmek. Dörtnala giderken eğerden atlayarak sağlı sollu tekrar ata binmek, at üstünde dikilerek koşturmak ve dörtnala giderken ok ya da ateşli silahla ileriye ya da geriye dönerek hedefi vurmak yine Adige at oyunlarından bir kaçıdır. At ve at üstündeki gösterilerin adı Rus literatürüne bkz. Ciğitovaty adıyla girmiştir.

Adigelerin en tanınmış at soyları; şçağdıy-щагъдый, şevelıxu-шъэолыхъу, abıku-абыку, beçkan-бэчкъан, khundet-къундэт, heğundekhu-хьэгъундэкъу, şçerukh-щэджэрыкъу, yeseney-есэнэй, kırımşokhal-къырымшъокъал, yeğan-егъэн, açatır-ачатыр, tram-трам. Dr. Wedekind, Otger, ''At damgaları '' adlı yapıtında ise aşağıdaki soylu adlardan söz etmektedir; şhaloch, dudarıku, lau(lov), aslankir, kasai (kasey), beçkan, missost.

Atların rengine göre adları ve tanımları vardır: pty’eğual-пц1эгъоплъ, khare-къарэ, txo-тхъо, bırul-бырул, şxuant’e-шхъуант1э, çemıde-чэмыдэ, ğo-гъо, cefı-джэфы.

Adigeler iki renkli atlara bakmaz ve binmezlerdi. Bir ayağı renkli olanlar bu tabuya dahil değildiler. Cef renkli atla da savaşa gitmezlerdi.

Koşu atının beslenmesi: on gün yıkanmış kurutulmuş arpa, on gün mısırın ince lifleri ve iyi otla beslenir. Koşu sabahı ½ kg tereyağı ve koşudan önce de iki litre limon suyu içirilir. Ata asla üzengiyle vurulmaz.

Atakum bkz. Corax

Atake, horoz. Horoz Adige masallarında rastlanan motiflerden birisidir. Cadılar horozu at olarak kullanıyorlar ve o kadar hızlı giderler ki bir haftalık yolu bir günde alırlardı.

Atalık, bkz. Qan

Attagha, adıyla Reinegs Adigelerden söz etmektedir.

Ate, orak ya da tırpanla biçilen ot ya da tahılın üst üste konmuş haline denilir. Başakların kuşlar tarafından yenmesini önlemek için üst üste yuvarlak şekilde konan tahıllar belirli bir yükseklikten sonra yukarıda içeriye hafif çökertilerek,- kuşların tahılları yemesini önlemek için- kubbe haline getirilirdi. Bu şekline Ate zecheğevağ denilirdi.

Ateş, ateş kültürü ve inancı her halkta olduğu gibi Adigelerde de yaygındır. Ateşin yaşamın en vazgeçilmez öğelerinden biri olduğunu Nart efsanelerinde devamlı olarak izleyebiliyoruz. Nart Savsırqo Nartların ateşini çalan devi öldürerek tekrar ateşi geri getirmesi buna örnektir. Her evde ateşin sönmeden yanmasına dikkat edilir ve ocakta bir zincire asılı olarak Şoven asılıdır. Ailenin düşmanı eve girerek bu zincire değmeyi başardığında her türlü düşmanlık unutulur o evin çocuğu, ailenin ferdi olarak kabul edilir her türlü tehlikelerden korunurdu. Çocukların ateşle oynamaması için onlara, ''ateşle oynamayın, yoksa gece yatağınıza çiş yaparsınız'' denerdi.

Attıgoi/Attigoy, bkz. Hattyquähe

Avul, Kafkaslardaki köylerin Rusça adıdır. Sözcük Tatarca’dan gelmedir.

Avar, Türkçe’den gelmedir ve haydut anlamına gelmektedir.

Avaliani, Ruslar Kuzey Kafkasya’da kendi egemenlikleri altına aldıkları halklara bu adı vermişlerdir.

Avcec, Adige efsanelerinde görevi belli olmayan bir tanrı olarak geçmektedir. Zannımca Adigelerin en eski tanrılarındadır. Zaman içerisinde üst üste gelen kültür ve dini inançların üst üste gelmesi sonucunda anlam ve değer yitirmiş bir tanrıdır. Günümüzde şahıs ismi olarak da kullanılmaktadır.

Avuj, genç kızlarla erkeler arasında bir birlerine gönderilen, manevi değeri büyük olan hediyeye denilir. Avcec’i karşılıklı kabul eden gençler nişanlı sayılırlar ve genelde bu gizli kalırdı. Sadece en yakın arkadaşları bundan haberdar olurlardı.

Ayachara, Abchazlarda ocakların koruyucusu ruhudur. Bu koruyucu patron insanlara yaşam ve sağlık getirir ve verirdi.

Ay’lar, Abedsech Adigelerinin inancına göre, ayı başlangıçta bir dişi insandı. Günlerden bir gün kadının biri hamurlu elleriyle tuvalet ihtiyacını giderince, tanrı öfkelenerek bu kadını ayı yapar.

Yine ünlü folklorist Kube Şaban'ın topladığı anlatımların birinde, ayı ile tilki beraber avladıkları bir avı paylaşmıyorlar ve sonunda en yaşlı olanı avı tamamen alması üzerinde anlaşırlar. İlk söze ayı başlar:

''Bu dünya daha balçık halindeyken,
İndil nehri küçücük bir dere iken
Ve bir adımla geçerken
Oşhıtchu (beştav) daha küçücük birer tepe iken
Ben onları bir adımla atlarken
Küçücük bir çocuktum'' deyince tilki ağlamaya başlar.
''Neden ağlıyorsun?'' diye ayı sorunca.
''Senin bir adımla atladıkların çocuklarımın mezarlarıydı'', deyince yarışı kazanır ve avı da alır gider.

Aylar-Мазэхэр Щылэ ( Мэзэталъ, Пхъэбз), Мэзай (Пэтэлъэжъ,К1ымэфак1), Гъэтхапэ (Зыныкъогъэ,Зыныкъобджыхь), Мэлылъфэгъу (Дыжъыхь,Гъатхэку, мэлыжъыхь), Жъоныгъуак1 (Огъу,Гъэтхак1, Зынэсыпс), Мэкъуогъу (Гъэмэфап,Хьэхыныгъу), Бэдзэогъу (гъэмэфэку, псыгощахь), Шышъхьэ1у (гъэмэфак1), 1оныгъу (Гъажъо, Фыгъо , Бжыхьап ), Чъэпогъу (бжыхьэку), Шэк1огъу, (бжыхьак1, мэкъуищыжьыгъо), Тыгъэгъаз (к1ымэфап). Şçıle-Щылэ kelimesinin kökeni Persçe’den (çelle) gelmektedir ve anlamı kırktır. Şçıle ikiye ayrılır. Kış ayları Ocak16–17’den şubat 24-25 arası ve yaz ise Temmuz 16-17’den Ağustos 16-17 arası kabul edilirdi. Daha eski yıl sayımına göre kış ayı olarak Ocak 3-4’den Şubat 11-12’ye kadar, Temmuz ayı 3-4, Ağustos 11-12 arası olarak kabul edilirdi.

Negume Şore. Nisan ayının asıl adının Мэлыжъыхь olduğunu yazmaktadır. Ancak kötülerin adının söylememe 'Ş1op' ( tabu) geleneğinden dolayı adı değiştirilerek diğer yukarıdaki adlar söylenmiştir, iyilik ve bereket getirmesi için.

Mayıs ayında toprak sürülmeden önce eğlenceler düzenlenirdi: Bu eğlence üç ayrı ayrı motiften teşekkül etmektedir. 1. Açeqaşo - ачъэкъашъо teke oyunu 2. Qebeq-къэбэкъ 3. Bıraq-быракъ

1) Açeqaşo - ачъэкъашъо, teke kılığına girmiş bir kişi, ters çevrilmiş cedıgu giyer, yüzü örtülü ve kuyruğu da olan elbise giydirilir. Tahtadan yapılma kama ve kılıcıda beline takılıdır.
2. Qebeq-къэбэкъ, kağnı arabasını boyunduruğun takıldığı yerde bir teker bağlanır, yan taraflarda da uzunca sopalar vardır. Ucunda da haç şeklinde bir odun çakılmıştır. Bu sopaların ucuna ise çeşitli hayvanları temsil eden tahtadan şekiller asılıdır.
3. Bıraq-быракъ, dörtgen şeklinde bir metreye bir metre büyüklüğünde, olgunlaşmış buğday renginde bir kumaş en yaşlı çiftçinin arabasına asıldır ve kimse ona dokunamaz. Arabalarda, onları çeken öküzler de çeşitli renklerde bezlerle süslenirler.

En önde bu süslü araba onun arkasında her türlü tarım aletlerinin bulunduğu arabalar en arkada da Qebeq asılı araba olmak üzere ovadan köye doğru hareket eder. Ellerinde silahları olanlar Qebeq’e asılı olan hayvan şekillerine ateş ederler. İsabet ettirmeyi zorlaştırmak için birisi durmadan bu uzun direği sallar. Kim isabet ettirirse ödüllendirilirdi. Teke oyuncusu ise yaptığı tiyatrovari hareketlerle herkesi güldürmeye neşelendirmeye çalışırdı. Önüne gelen her bir kimseyle şakalar yapar onu güldürene kadar şaklabanlıklar yapardı. Merasime katılan arabalar köy sınırına varınca ovaya doğru yüzlerini dönerek çizilen bir daire içinde bir eğlence düzenlenirdi. Merasime katılanlardan hiçbirisi Thamate izin vermeden bu daireden dışarı çıkamazdı. Buna uymayanlar daha önceden hazırlanmış çamurlu suya atılırlardı.

Qebeq'in arkasından giden boş bir kaç araba ile atlılar Açekaşo ile birlikte köye girerler. Teke oyuncusunu kadın elbiseleri giydirilmiş birisi karşılardı. Her ikisi bir birlerine sarılırlar ve öpüşürlerdi. Tüm evlere uğrayarak eğlence için gerekli yiyecek ve içecekleri toplarlar ve eğlence yerine dönerlerdi. Kadınlar da ödüllerini getirerek gelirlerdi. Bu eğlence bir kaç gün sürer ve bilhassa fakirlere daha özen gösterilerek bakılırdı. Bu eğlenceler köyün üstesinden gelebilecek bir derecede kutlanırdı. Bu merasimden sonra çok iyi bir hasat yapacaklarına inanırlardı.

Eğlencenin bitimine az bir zaman kala bayrağı kaparak kaçar. Onun arkasına da atlılar düşerler. "Bayrağın olmadığı yerde eğlence de olmaz" denilerek dağılırlar. Batı Adigeleri bayrağı dilim dilim keserek evlerine götürürler ve bunun bereket getireceğine inanırlardı. Doğu Adigeleri ise bayrak yarışı ile bu eğlenceleri bitirirlerdi.

Haziran ayı, ot biçme zamanından adını almakta ise de, yazın başlangıcı, ya da arpa biçme zamanı da denilirdi. J. Taverne'nin XVII yy.’da yazdıklarına göre bu ayda ot biçmeye başlamadan önce kurbanlar kesilirdi. Kurban yerine getirilen kurbanlık keçiler kesildikten sonra, derisi, ayak ve kafaları ayrılmadan yüzülürdü. Daha sonra deriler sarılarak dikilen sırıkların ucuna bağlarlar ve insanlar gelip geçtikçe selamlarlardı.

Kurban etinden yendikten sonra halk oyunlarına başlanınca daha yaşlı olanlar ortalıktan kaybolurlar gençler ise şarkılar ve türküler söylerlerdi. Ertesi günü de ot biçmeye başlanırdı. İmece usulü beraber ot biçilir ve bilhassa erkeksiz ailelerinde otu önce biçilerek kaldırılırdı.

Otun biçilme zamanının gelip gelmediğini meşe yaprağına bakarak belirlerlerdi: Meşe yaprağı koparılır ve güneşte kurutulurdu. Eğer yeşil benekleri olursa biçme zamanı değil, altın sarısı rengini alırsa biçme zamanının geldiği anlamına gelirdi.

Ot biçme türküsü
Ot biçenlerin pçşerıh tarafından yemeğe davet türküsü

Сикупэу куп
Екъун- Екъун

Сикупы дах,
К1апэр мэс,

Мэкъоо мафэри
Лэпсыр къок1,

Сикупы щэжь
Аргъынэ к1ыхьэр уи жагъуэ,

О пщэрыхьэ маф
Шынакъ к1ы гъуанэр уи ш1асэ,

Гъэлъэхъу пщэрыхэр
К1апэр кусэщ,

Тихьак1э нэгу.
П1астэр бзыгъэщ,

О тикупэу- куп,
Тыгъэр жьэрэжьэщ,

Тикупы зещ.
Жьаор жыг щ1агъэрщ,

Щ1ы1эр псы фал1эрщ,
Фалъэр

къыфпоплъэ
Сыфпоплъэурэ сешащ

Cи къошхэм аргъэныр нэфхьэс
Тхьэм иш1асэу мэкъуауэ.



Aralık ayında ünlü Nart kahramanı Sawsırıqo'nun anısına şenlikler ve törenler yapılırdı. Soğuk bir kış gününde onun anısına şölen hazırlanırdı. Şölende en lezzetli yemekler en iyi içkiler konulurdu. Atı da unutulmaz ve ahırlara onun yiyeceği daha doğrusu atların seve seve yediği şeyler konulurdu. Sawsırıqo'nun gelmeyeceğinin herkes bilincindeydi. Ancak bu günde beklenmedik bir misafir gelecek olursa, mutlu olurlar ve onu en iyi bir şekilde ağırlarlardı.

Ayrg /Airg=Aşvaypşaa, Abchazların Ormanların ve evcil olmayan hayvanların tanrısı.

Aytar/Aitar, Abchazların evcil hayvan ve bereket tanrısı. Bunun adına merasimler, oruç haftaları haricindeki herhangi bir Cumartesi günü yapılırdı. Dinsel merasimde köy halkı onun adına bir dana keser. Kutsal Aytar için de bu kurbanlık etten bir parça ateşe atılarak yakılırdı.

Azbar, 15. yy da kalın kalas ve çalı çırpı ile yapılan yüksek duvarlı çitlere denilirdi.

Azğe, Düzce yöresinin Adigelerinin Abhazlara verdikleri addır.

Azizler yortusu, hıristiyan Adigeler, ekim ayının sonlarına doğru, her aile kendine özgü merasimlerle ölülerinin ruhunu anma törenleri yaparlardı. Bu dua ve merasimlerde aileden ölen herkesin adına dualar yapılır ve kutsal ruhanilerinde adı söylenerek onların koruma ve şefaetleri dilenirdi.

Aziz Meker (1877-1941) Aziz Meker bugünkü Karaçay Çerkessk’teki Biberd köyünde dünyaya gelmiştir. Çerkessk kentinde ilkokula devam eder ve daha sonra Osmanlı devletine göç ederek Eskişehir yöresine yerleşir. İstanbul’da liseyi bitirir ve Fransa’da ziraat fakültesinde okur. İstanbul’da kurulan derneklerde faal görev yapar. Büyük bir olasılıkla İsviçre’de Fuat Tchuğo Paşa ile birlikte Lenin'le görüşerek Adige halkının problemini anlatırlar. Daha sonra Çiçerin ile de görüşür ve yapılan görüşmelere katılır. Ankara’ya Adigeleri geri götürmek için temasa gelen Michail Vassilyeviç Frunze ile görüşüp görüşmediği bilinmemektedir. İzzet Aydemir'in sözlü anlatımına göre, Asetin General. Mussa Kunduko ile görüştürülür.

Azveyepsaa, Abchazların avcılar tanrısıdır. Ormanların ve evcil olmayan hayvanların tanrısıdır. Ava çıkmak isteyenler önce onun adına bir koçu kurban ederler, kurbanlık etten bir parçayı ateşe atarak, nasıl bir hayvan avlamak istediklerini ondan dilerler.

Bab El Alan, Daryal geçidinin Arapça adı.

Babıchu Jınımıko, Nart Efsanelerinde gözle görülür önemli bir rol oynamayan bir Nart.

Bachsıme, Adigelerin mili içkilerinden birisidir. Darı ya da mısırdan yapılma alkol oranı çok düşük olan, bira ayarında bir içkidir. Genelde düğünlerde hazırlanır ve içilir. Alkol değerini yükseltmek için diğer sert içkilerde karıştırılmasına karşın, geleneksel olarak temiz bir bakır parçası akşamdan içine atılırdı. Kabardey Adigelerinde adı machsıme, ve hazırlanış tarzı kabileden kabileye değişmektedir. Machsıme yapmak için önce mısır filizlendirilir. Filizlenmiş mısır bir kaç gün kurutulur, arkasından un haline getirilir. Undan hamur yapılır, fırında pişirilir ve ekmekler bir kaç gün kurumaya bırakılır. Kuruyan ekmekler ufalanır ve temiz bir fıçıya doldurulur ve temiz su ilave edilerek üstü kapatılır. Aradan bir kaç gün geçince Bachsıme içime hazırdır. Balla da karıştırılarak içilir.

Badil'ler ya da Badilet'ler, Asetin dağlarında yaşayan ve Digorların bağımlı olduğu Asetin kökenli olmayan bir halk.

Bagh (Bağ), Klaproth'a göre Fedz nehrinin kaynaklarında oturan bir Abassa halkıdır.

Bah, Klaprotha göre bir Abassa halkıdır.

Balckar (Balkar), Adigelerin Kuşha, Gürcülerin Batzini adını verdikleri, kendi kendilerine Malker olarak tanımlayan ve günümüzde Kabardeylerle birlikte yaşayan sayıları 35.000 civarında olan Nogay-Tatar asıllı bir halktır. Karaçaylarla birlikte Kuzey’den gelerek 13-14. yy’da Kuzeyorta Kafkasya'ya Adigelerin arasına yerleşmişlerdir.

Baltrusaty, Jungis Dr. İstanbul'da 1939 yıllarında Çerkesler üzerinde araştırma yapan ve yayınlamış olan bilim adamı.

Barbaro, Josafat Venedikli gezgin, 1436- 1471 yıllarında yaptığı gezilerinde Çerkesler hakkında bilgileri aktarmaktadır.

Barumbuch Nart Totreşin en büyük kızıdır. Büyücülük sanatı olan Nart’tır Sawırıko'dan nefret ederdi. Sawsırıko’nun zayıf yerini öğrenmek için yoluna ipekten at kösteği, altın ve gümüş işlemeli kamçı ve altından yapılma miğfer koyar. Kendisini bizzat altın miğfer haline dönüştürür ve bu büyüyle Sawsırıko’nun ve atı Tchıjıyenin zayıf taraflarını öğrenir ve düşmanlarına söyleyerek öldürülür.

Baykan yipşçeğual, Avar Hanı’nın kıratına atfen Kabardey Adigelerinde deyim haline gelmiş bir sözcüktür.

Berak bla, düğünlerde gelin tarafından kadınlarca, bir çok eşyaların; ayna, havlu, tarak, sabun, para keseleri v.s. dikilmesiyle hazırlanan ve nikah kıyıldıktan sonra bunu kanıtlayıcı şekilde damat evine elçilerce götürülen bayrak şeklindeki sembolik eşyadır. Kelime olarak Berak bla Türkçe’den gelmedir. bkz. Nıp

Barakei (Barakay), Sohum Kalede yaşayan 500 ailelik bir Abassa kabilesidir. Barakeiların asilleri, beyleri vs. yoktu ve köy ihtiyar meclislerince idare edilirdi. Şimdi ise beyleri vardır. 1840’lı yıllarda Gups nehri kaynaklarında yaşıyorlardı.

Baschaghi (Başağı) küçük ve büyük Zelençik nehirleri arasında yaşamış olan bir Adige kabilesi.

Batıl inançlar, Her halk da olduğu gibi Adigelerde de pek çok batıl inançlar vardır. Bunlardan bir kaçını da örnekleme olarak aşağıda yazıyoruz: Kapı eşiğine oturursan, iftiraya uğrarsın. Bir hayvanın kürek kemiğini ısırırsan eller, kollar ayak ve kafan sallanır olursun. İçinde yattığın beşik başkalarına verilmez. Evde ıslık çalarsan fareler dolar. Erkekler salatalık koparırsa salatalık kurur vs. gibi.

Basian, Suanlara komşu yaşayan Nogay-Tatar asıllı bir halk. Rommel bu tanımda Karaçay ve Balkarları anlamaktadır.

Baskeh bkz. Altı Kesek

Bata ya da Patus, Sucuk kalenin klasik çağdaki adıdır.

Batzini, Batziana, bkz. Balckar

Bechu Apşı, Adigelerde çobanların bir birlerini ya da bir çobanı selamlama şeklidir.

Tanrı hayvanlarını bol etsin' anlamına gelir.

Bucunda, Karadeniz kıyısındaki Liman şehri Besonta'nın Türkçe’deki adıdır.

Bedach, Nart Cılachsten’in kızıdır.

Bedef, Nart Efsanelerinde kadın kahramandır. Anavatanda kalan Şapsuğlar bu kahramanın tekstlerini unutmadan bizlere aktarmışlardır. Bedef geleceği bilen ve gelecek hakkında söyledikleri doğru çıkan bilge bir kadındır.

Becıne, yulaftan yapılan ve balla beraber yenilen, ekşimsi kışlık hazırlanan milli bir Adige yemeği.

Bekir Sami Zarokho bkz. Anday

Belağ, Adige mutfak aletlerinden birisidir. Mamırse ya da PIaste pişirilirken kullanılan, düz büyük uzun saplı Çerkes mutfağının temel eşyasıdır. Belağ’le ilgili bir atasözü;'У 1оф зыхэмылъым убэлагъ хэмыс- Başkasının işine burnunu sokma.'

Belisar, Adigelerle Bizans ilişkileri üzerinde V. yy’da yazılar yazan bir yazar.

Bell, James Stanislau, 1830’ların son yarısından sonra Lord Palmerston'un Çerkesya dağlılarına gönderdiği politik ajan. Görevi Çerkeslerin savaşa devam etmelerini sağlamaktı ve başarılı da olur. Takma adı Yakup Bey’dir.

Ben, tabut

Bereskejıy, Çarşamba, büyük bir olasılıkla hıristiyan diniyle birlikte eski Yunanca’dan alınmadır. İlkbaharda çarşamba günleri Adigeler etyemezlerdi.

Bereskeşcho, Cuma.

Berewıps, saç sakalını tıraş ettiren kimseye söylenir.

Berewıtı ya da belawıtı, yeni elbise alan kimseye denilir.

Berge, Adolf 28 Temmuz 1828 Sankt Peterburg'da doğdu ve 1866’da öldü. Adige tarihi üzerine değerli araştırma yazıları vardır: Batı Kafkasya’nın fethi, Kafkas dağlıları üzerine yazılar. Ayrıca Şore Nogume'nin Adige tarihi adlı yapıtının Almanca’ya çevirerek yayınlamıştır.

Berkok İsmail, (1890-1954) Kayserinin Pınarbaşı kazasının Yağlıpınar köyünde dünyaya gelmiştir. İstanbul'da harp akademisini 1910 yılında bitirmiştir. Çerkes Teavün Cemiyeti’yle yakın ilişkileri vardı. 1950-1954 yıllarında milletvekili olarak görev yapmıştır.

'Tarihte Kafkasya' adlı eseri vardır. Ancak bu yapıtı bir iddiaya göre kendisi yazmamıştır. Büyük bir olasılıkla, Balıkesir Adigelerinden Hüseyin Tosun tarafından hazırlanmış ve daha sonra Berkok İsmail tarafından yayınlanmıştır. Berkok İsmail kendisine verilen yapıtta ne gibi değişiklikler yaptığını bilemiyoruz ve eserinde Hüseyin Tosun’dan hiç söz etmemektedir. Kitabındaki kaynakça noksanlığı da bu olasılılığı yükseltmektedir. Firunze'nin Ankara görüşmelerinden haberi oldu mu ve Batı Anadolu’dan Doğu’ya sürgündeki tutumu da bir çok general ve bürokratlar gibi açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Berseg (Berzeg) Giranduk, 19 yy. Wubıh beylerinden birisidir. Soyadı olan Grandduk'u 'büyük dük’ anlamındaki bu unvanı Ruslardan almıştır. Berseg Giranduk Ruslarla olan iyi ilişkilerini kestikten sonra, onlara karşı amansız savaşlar yapmıştır. Bir Rus generaline söyledikleri şu sözleri anlamlıdır: ''Bir birimize karşı namuslu düşman olalım. Silah zoruyla başaramadığınızı açlıkla mı başarmak istiyorsunuz? Açlık beni sizin yanınıza getirdi; halkımın açlığı yüreğimi yakıyor. Ama sakın sanma ki ben teslim olmaya geldim. Sizlerin şerefinize hitap etmek istiyor ve haklılığımızı bir daha söylemek istiyorum. Padişahınızın amacı bizleri açlıktan öldürmek mi? Peki ölüler üzerine mi padişah olarak egemen olacak? Sizden ekmek istemiyoruz. Sizden istediğimiz ekmeğimizi başka yerden satın alabilmektir. Bizi, beyinizin yularını kabul etmediğimizden açlıkla cezalandırmak istemektesiniz. Peki, bu adaletli bir cezalandırma mı? Bir süvari binemediği atını açlıkla mı terbiye eder ve sizler vahşi hayvanlardan daha vahşice davranmıyor musunuz? '' Kıyı boyundaki bir çok Rus istihkamlarını yerle bir eden Degumuko Hacı Berzec kılıcını 1840’da General. Heimann'a vermiştir.

Bersek (Berzeg) Degumuko İsmahil Hace, vefat ettiği tarihe kadar anavatanı ve bağımsızlığı için asırlarca çarlara karşı savaşarak destanlaşan Adige lideri. 9 Temmuz 1846 da vefat etmiştir.

Bersey Vımar-Бэрсэй Умар, 14 Mart 1855’de Adigece Alfabe hazırlayarak Tiflis'te bastırmıştır. Adigece okutan ve ilk Adigece kitap bastırarak yayınlayan kişidir.

Bersis İsamail Ziya (1883-1953) Sapanca'da dünyaya gelmiştir. Birçok Adige’nin yokluktan yaptığı gibi oda askeri okula gitmiştir. 1903’de harp akademisini bitirerek orduda görev almıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan 1950 yılları arasındaki özgeçmişi ve çalışmaları bilinmemektedir. 1950 yılında İstanbul’da kurulan 'Kuzey Kafkasya Derneği'nin' kurucuları arasındadır ve derneğin yarı resmi yayın organı olan Kafkas'ın sorumlu müdürlüğünü yapmıştır.

Beş chas-Бэщ хас. Uçları sivri 30-40 cm uzunlukta değnekler yapılır. Önce birisi sopayı yere çakar. Diğeri de onun yanına çakar. Çaktığı zaman kendi değneği çakılı kalıp diğer düşürdüklerini alır. Eğer çakanın sopası da düşerse herkes kendi sopasını alırdı.

Beş ğetlat-Бэщ гъэлъат. Oyunu oynamak isteyenler uzunca sopalarını durdukları yerden uçlarıyla yere vurarak ileriye doğru uçtan uça sıçratarak gönderme oyunu.

Beş Kafkasyalı soylu Rusları Kafkasya’dan kovmak için anlaşırlar. Bu soylular:

Asetin Mussa Kunduch, Tabasaran Mussa Uzmi, İnguş Zur, Çeçen Saadula Osman ve Kabardey Ataschuk. Kabardey soylusu Ataschuk bu gizli organizasyonu Ruslara ihbar eder. Çar’da, isyankarları ve halklarının yok edilmesi için emir verir. Kunduch ve Osman halklarını kurtarmaya karar verirler. Çara:’’ bizleri öldürmene gerek yok. Biz dinsizlerin vatanını kendi isteğimizle terk etmeye hazırız. İstanbul’daki ulu sultan bize karşı lütufkar davranacaktır’’ derler. Çarın izniyle Mussa Kunduch önderliğinde Türkiye ye göç başlar. Bazıları karadan bazıları gemilerle Osmanlı imparatorluğuna giderler. Geldikleri yerlerde hiçte iyi şeylerle karşılaşmazlar vaat edilen Cennet’i bulamazlar. Sultanın kendilerine verdiği yerler dağ insanlarının yaşam tarzına uygun değildi. Üstelik yağmacılık ve soygunculuk da yasaktı. Pek çoğu da aç kalmış ve tekrardan anavatanlarına dönebilme hayallerini görüyorlardı. Diğer bir kısmı da hastalıklardan hayatlarını yitirirken geri kalanlarda yerli halkla karışarak asimile olmaya başlar. İçlerinden pek azı kendini değiştirerek Osmanlı toplumuna uyum sağlayabilmiştir. Sultanların koruyucu birlikleri Çerkeslerden oluşurken, devlete de en sadık paşalar da yine onların arasından yetişmiştir. Mussa Kunduch da uyumu sağlayan ve yüksek mevkilere gelenlerden birisidir. Anavatanlarını sevinçle üç yaylım ateş atışıyla terk etmişlerdi. Göçmen getirdiği halk ise açlıktan yok olmasına rağmen, yinede onu kutsallaştırmıştır.

Aradan uzun yıllar geçti. Rusya’da Kafkas arşivleri açıldı ve günümüzde o zaman oynanan danışıklı oyunun gerçek yönü ortaya çıktı. Göçün ileri gelen önderleri en başta General Kunduch olmak üzere, Rusya hükümetinin çok iyi maaşlı casuslarıydı. Her göçe özendirerek götürdüğü kişi ve aile başına çokca gümüş ruble almışlardı. Çok detaylı yazışmalardan öğrendiğimize göre her kişi için uzun uzun pazarlıklar yapılmış ve Rusların sevinçleri ise sınırsızdı. Çünkü boşalan yerleşim alanlarına Kazaklar yerleştirilmiştir. Musa Kunduch halkına ve vatanına ihanet eden ve göç ettiren hain bir önderdir. Buna rağmen ne ilginç ki kendisi Türkiye’deki Kafkasyalılar arasında sayılıp sevilmektedir. Çarın emriyle birçok halkların yok olması ve önderliğini yaptığı kavimler göçüyle halkına ihanet eden General Musa Kunduch ve diğer önderler ve rolleri Kafkas tarihinin tüyler ürpertici bir bölümüdür.’ (Essad Bey (Noissumbaum) Kafkasya’nın On İki Gizi. Sayfa 264-65)

Beschilbei (Beşilbay), Yefir ve Zich çayları arasında ormanlık dağlarda yaşayan bir Abassa kabilesidir.

Beschtau (Beştav) bkz. Oschitchu.

Besleni, Besliney, Besslenei (Besleney), 19 yy’ın başlarında 1500 aile kadar oluyorlardı. Kaberdey dialektine yakın bir Adige dilini konuşurlar ve Varp ile Fedz nehri arasındaki topraklarda oturuyorlardı. Rommel’e göre Beslenler çok temiz ve zengin bir halktır.

Besonta, Bisonti, Bitschuinda, bugünkü Abhazyadaki Pizunda kentinin değişik adlarıdır.

Betın, Nart Alec’in eşi.

BevıçI, daha çok Bjedugh, Hatukuay ve Şapsuğlar arasında toplanan tekstlerde bu Nart Kahramanını tanıyor ve biliyoruz. Onunla ilgili anlatımlarda; kahramanlık, namus ve sözünün eri olma gibi karakterleri görüyoruz. Kendi zamanının diğer Nart Kahramanı olan Ğojjaq ile iyi ve dostane ilişkiler içerisindedir.

Bghane, orak biçiminde bir elin kavradıklarının üst üste konmasıyla meydana gelen küçük yığınlara denilir.

Bghırıpch, kemer.

Bghurışase, Adige halkının sınıfsal yapısının olduğu yüzyıllarda beylerle beraber yağmaya giden ve başka meşgaleleri olmayan kişilere denilirdi. Bu kişiler aile de kurmazlardı ve sonunda yersiz, malsız ve ailesiz kalırlardı.

Bghusı, koyun pöstekisinden yapılan yatak örtüsüne denir.

Bısım, bir misafirin konakladığı evin sahibi onun Bısım olurdu. Gerek Bısım gerekse misafirin uymak zorunda kaldıkları gelenek ve görenekleri vardı. Bısım misafirini kendi hayatını ortaya koyarak korumak zorundadır. Misafir aynı köye geldiği sürece hep aynı haneye misafir gitmek zorundadır. Bunu yapmayan misafir gelenekler icabı sembolik olarak cezalandırılır ve cezayı da ev sahibi üstlenir.

Bıy, Türkçe 'bey' kelimesinden gelmektedir. 19 yy.’da Adigece’ye bu yüzyılda Adigey'e gelen gezginler ve onların tercümanları vasıtasıyla geçtiği sanılıyor.

Bıtırbıf-Бытырбыф, Sankt Peterburg'un Adigece adıdır.

Bıyışkyan Minas Per, (1771-1851) Venedik’teki Mekhitarist manastırında yetişmiş, Trabzon’da doğmuş bir rahiptir. 1804’de girdiği manastırda yaşamının sonuna kadar kalmıştır.1817-1819 yılları arasında tüm Karadeniz kıyılarını gezerek anılarını yazarak yayınlamıştır.

Bisani, bkz. Fehard Paşa

Bisonti, bkz. Besonta

Bitschunta, bkz. Besonta

Bje, 1. Hayvanların boynuzu. 2. İçki ve içecek içilen bardak. Toplantı, düğün ve eğlencelerde devamlı olarak, yapılan chuachodan sonra getirilen içki dolu Bje içilir. Genelde Bje herkese gelebildiği gibi, belirli kişilere ve zamanda da gelebilir. Bje erkeklerin yanı sıra kadınlara da getirilir. Bje hangi durumlarda bir bayana getirilir;kadın ya da genç kız xhabze dışı hata yapınca

- Kız thamatesidir
- Misafirdir.

Bje getirilince kız Bje’yi alır, iki adım öne çıkar ve kendisi içmek istemiyorsa: kendine vekil seçtiği birisine verir. Yanında duran birisine de verebilir. Onlarda Thamadeye verir. Bje’yi thamade aldıktan sonra genç kız geriye yerine gider. Kızlar her zaman her yerde büyüktür, saygınlık görürler ve chuacho yapması gerekir. Kız isterse bu hakkını bir başkasına verebilir.

BjeçIıIuğ, içki veren, dolduran, saki

Bjedığu, Kuban ovasında eskiden beri yerleşik Adige kabilelerinden birisidir. Klaproth'a göre hepsi 670 büyük aileden ibarettir ve Şhaguaşe ile Afıps nehirleri ile dağlara doğru Pşiş ve Psekups arasındaki yerlerde oturuyorlardı. Bjedığu toprakları iki bölgeden oluşuyordu; Chımışey ve Çeçenay olmak üzere. Günümüzde Adigey Cumhuriyetinde sayıca en çok yaşayanlar Bjedığu kabilesine mensup Adigelerdir.

Bjedughlu Tl’ap’ El Hac Mustafa Mahir Efendi, Bjedugh bölgesinin Laehşokuay köyünden L'iap soyundan Isamail efendinin oğludur. Mısırda bulunan, zamanın ünlü kişilerinden merhum Kavala'lı Büyük Mehmet Şerif Paşa'nın gözetiminde tahsilini 1263 (1847) de tamamlamıştır. Daha sonra ailesi ile görüşerek müsaade aldıktan sonra, anavatanında yaşanan olayları yerinde incelemek ve soydaşlarının durumunu yerinde görmek üzere 1281'te (1865) Kafkasya'ya gitmiştir.

Diasporada ilk Adige etnolog ve araştırmanı deyebileceğimiz Bjedughlu Tl’ap’ Çerkesya'daki tüm köyleri dolaşarak incelemiş, soydaşları ile görüştükten sonra tekrar Mısır'a dönerek, Ali Şerif Paşa'nın idaresinde görev aldıktan sonra, Seyahatname adı ile kaleme aldığı yazıları beğeni kazanmıştır. Genel arzu üzerine 29 Cemadi 1309'te (1893) bu eserini ilk defa olarak Mısır’da, Bulak matbaasında bastırılarak yayınlamıştır.

Bjeqojıy-бжъэкъожъый, boynuzdan yapılma barutluk.

Bjı-бжы, boyunduruk.

Bjınıfyev, Abhazya Cumhuriyeti sınırları içinde kalan toponimdir. Adigece kökenlidir ve 'Sarımsak' anlamına gelmektedir.

Bjiz, başparmak ile işaret parmağı arasındaki mesafe.

BjiztsIıkIu, Adige masalarında adı geçen bir mitik yaratık. BjiztsIıkIu boyca küçük olmasına karşın, akıl ve zekada gelişmiş zeki yaratıklardır ve bu üstünlükleriyle de Yınıjlara galebe geliyorlar ve onlara egemen oluyorlardı.

Blağo, ejderha. Adige efsanelerinde bir başlı olabileceği gibi yedi başlı olanları da vardır. Anlatımlarda Blağo insanlarla mücadele halindedir. İnsanların yaşamak için ihtiyaçları olan suyu kesmekte ve su karşılığında her seferinde yörenin en güzel kızını yemek için istemektedir. Nart kahramanları burada da insanlığın yardımına koşarak ejderhaları yok ederler. Kşz. Mıgu.

Ble, yılan. Yılan motifi Adige anlatımlarında hem korku hem de sevgiyle söz edilen bir hayvandır (Eufemismus). Adigeler günlük yaşamlarında Ble adını açıkça söylemekten çekinirler, hatta korkarlar ve onun yerine 'çIıhaj (= çok uzun)' diye söz ederler. Anlatımlara ve inançlara göre her evde bir çift Ble barış içinde bir birlerini sayarak yaşarmış ve bunlar öldürülmezdi. Çiftlerden birisi öldürülürse diğeri öldürenin ailesinden birisini öldürerek intikamını aldığına inanılır ve diğer eşi de bulunarak öldürülürdü. Bir Adige anlatımına göre ; ''Bir aile, ev yılanlarıyla beraber yıllarca dostluk içinde yaşıyordu. Bu dostluk yıllar boyunca o kadar ilerler ki, artık beraber yemeğe bile başlarlar. Günlerden bir gün aile her zaman olduğu gibi tarlaya çalışmaya giderken çocuklarını yılana emanet eder. Çocukla, yılan oynarken, çocuk kazayla yılanı elindeki kamayla yaralar. Yılan bu acıyla çocuğu ısırır ve çocuk ölür. Yılan üzüntüyle deliğine girerek ebeveynler gelinceye kadar saklanır. Çocuğun anne ve babası eve gelince durumu hemen anlarlar. Yılan deliğinden çıkarak, olayın nasıl olduğunu anlatır ve üzüntüsünü belli eder ve evden çıkarak başka yere taşınacağını, söyler. Anne ve baba bunun bir kaza olduğunu, olay ne kadar acıysa da önüne geçilemeyeceğini ve evde kalmalarını ister. Yılan ise; ''burada kalamam. Sizin samimiyetinize de inanıyorum. Fakat her beni görüşünüzde, çocuğunuzu hatırlayacak ve acınızı unutamayacaksınız. Bir dost olarak böyle bir kötülüğü size yapamam'' der ve üzgün olarak evi terk eder.

BleğuIaptl-Блэгъу1аплъ, kürek kemiğine bakarak geleceği söyleyen falcı.

Bletz, Mr. İstanbul/Pera’da yaşayan İngiltere elçiliğine mensup bir diplomat. Haziran 1858’de Çarlık Rusya’sı askerlerinin geçerli sözleşmeleri ihlal ederek Adigey'e yaptıkları saldırıyı Times gazetesinde yayınlayıp, kamuoyunun dikkatini çeker ve bu tür olayların tekrarlanmasını azda olsa önler.

BlıpqıçIeçI-Блыпкъык1эк1, Nart efsanelerinde adı geçen bir Nart kahramanı.

Bo-бо, Kabardey diyalektinde ahır.

Bodenstedt Friedrich, 1819-1892 yılları arasında yaşamış olan yazar ve orıentalist. 1848 yılında 'Kafkasya Halkları ve Ruslara Karşı Yürüttükleri Bağımsızlık Savaşı' adlı yapıtın yazarıdır. Kitabındaki bilgileri Rusya ve Kafkasya’da kaldığı yedi yıl içerisinde toplamıştır. Kitabını Tiflis'te yazmaya başlamış, Münih'te devam etmiş ve nihayet çok zengin bir kütüphanesi olan Kassel yakınında Escheberg Sarayı’nda bitirmiştir. Yapıtındaki Kafkas dillerindeki sözcükleri konuşulduğu gibi yazarak bizlere aktarmaya çalışmıştır. Eserindeki resimlerden ilk sayfadaki Waschsmut, diğerleri ise Klimsch tarafından yapılmış ve düzenlenmiştir.

Bolme, Evliya Çelebi’ye göre 1666 senelerinde paraya bölme diyorlardı.

Boteff, Christa, Bulgaristan'da yaşayan Çerkesler ve oynadıkları rol üzerinde eserinde pasajlara rastlanmaktadır.

Bran Miscelin, 1837 yılında Çerkesya’ya gezi yaparak, gezi notlarını yayınlayan bir Fransız asili.

Brozzi, Dr. Med. İstanbul’da 1864 yılında yayınlanan 'Gazette Medicale d' Orient' adlı gazetede Adigelerin toplama kamplarındaki acıklı durumlarını anlatmaktadır. Kendisi bu kamplarda bizzat görev yapmıştır.

Bscheduch/ Bsedug, bkz. Bjedugh

Bsib, Cigetlerin ülkesinde Pizunda'da denize dökülen ırmak.

Bsubbeh, Soghum Kale'ye kadar olan yerlerde oturan bir Abassa kabilesidir.

Budinen, Wenden, yunanlıların Heneter, Eneter ve Bizanslıların Anten adını verdikleri bir halktır ve Eichwald'a göre Slav asıllı bir halktır.

Busa, bkz. Bachsıme

Bze, dil.

Bzechabz -бзэхабз, dilbilgisi.

Bzej-бзэжъ, Nart Şebatnıqo'nun atının adıdır.

Bzegu-бзэгу, 1.Yaratıkların dili 2. Konuşulan dil.

BzemıIu-бзэмы1у, Türk. bkz. 'Tlepako' ve 'KIakIo'.

Bzeps-бзэпс, yay kirişi.

Bzevıte-бзэутэ, yün ve pamuk atma aleti.

Bzytapq-бзытапкъ, arasına kıstırılarak, derinin ince halde kesilmesi için kullanılan iki kısımlı tahtadan bir alet.

Bzıv-бзыу, Nart efsanelerinde adı geçen çok hızlı koşabilen atın adıdır. Aynı zamanda 'kuş' anlamına gelir.

Bzıvtzıf-бзыуцыф, Pamuk. 'Bzıv' Kuş, 'tzı' yün, 'fı' beyaz, 'beyaz kuş tüyü' anlamına gelmektedir.

Bzıyqo Zav-Бзыйкъо Зао, Haziran 1796’da Adigeler arasında sınıfsal savaşların ortaya çıkması ve 16-18 bin arasında Adige’nin bir birleriyle savaşmaları. bkz. sınıfsal savaşlar.

Cambulat Bolotoqo, 1830’lu yıllarda çar ordularına karşı savaş vermiş ÇIemguy Adigelerinin reisidir.

Caraquirquez/qara-kür-ku-az. Karaçaylara verilen addır.

Carım Aslan, Perestorika’dan sonra kurulan Adige Özerk Bölgesi sınırları içindeki Adigey Cumhuriyeti’nin ilk hür iradenin temsiliyle seçilen cumhurbaşkanıdır. Carım Aslan 1939 senesinde Yecerkuay'da dünyaya gelmiş, Krasnodar'da ziraat fakültesini bitirmiş, 1967-1968 de ekonomi bölümünü bitirerek, 1985 de politik bilimler dalının ekonomi bölümünde kandidat olmuştur. 1997 de ikinci kez aday olduğu cumhurbaşkanlığını birinci turda %60 dan fazla oy alarak kazanmıştır.

Carpini, Plano'ya göre Kalmukların adıdır.

Caschakie (=Circassie) ibni Haocal, kitap el-messalik ve el memalik, adlı yapıtının 110. sayfasında belirtmektedir.

Castel Soteriopolis, bkz. Besonta

Cauca/Caucase /Caucasia /Caucasian /Caucasien /Caucasiennes /Caucasiens /Caucasic /Caucasica /Caucasicae /Caucaso /Caucasus, literatürde çeşitli yazılış şekilleridir. Yeni yazılış şekillerinde 'c'nin yerine 'k' getirilerek yazılmaktadır.

Cchalcis, Gagra ile Soçi arasındaki bölgede oturan yerli halkın bu yöreye verdiği addır.

CedıkIebje-джэдык1эбжъэ, Kabardey Adigelerinde tatbik edilen bir gelenektir. Düğünlerde bir ağacın tepesine konan yumurtaya, at üstünde son hızla koşarken okla ya da ateşli bir silahla ateş edilirdi. Yumurtaya isabet ettirene, özel olarak bir bje dolusu verilen alkollü içkiye denilirdi.

Cedıgu-джэдыгу, Kabardey Adigelerinde, bkz. ÇIakIo'nun adıdır.

CeguakIu-джэгуак1у, Adige halk ozanlarına denilirdi. Bu ozanlar her yerde saygı görürdü. Ellerinde ŞıçIepşın köyden köye düğünden düğüne gezer, kahramanlık destanları aynı zamanda korkaklarında destanlarını söylerlerdi. bkz. GeguakIu. Bu nedenle CeguakIulerden korkulur ve çekinilirdi. Ozanların adaletli olmaları gerekiyordu. Bir verq yendiği düşmanına hak ettiği yiğitliğinden söz etmeyince kendi adını da destandan çıkartırdı.

Cemenşçarıq-джэмэнщарыкъ, Adige Nart destanlarında hızlılığı ve çabukluğuyla bilinen ve üne kavuşmuş bir at soyu.

CIemez-ц1эмэз, günümüzdeki Karadeniz limanı Novorossisk'in Adigece adıdır ve 'Kara orman' anlamına gelmektedir.

Cenaze merasimi, Adigeler kendi eceliyle vefat eden hemen bir iki saat içinde toprağa verilirken savaşta vefat eden için şanına layık bir merasim yapılabilmesi için bir kaç gün sonra toprağa verirlerdi.

Cenaze merasimi için bütün akrabalar, sülaleye ve kabileye mensup kadınlar ve kızlar da dahil olmak üzere katılırlar ve hazırlanan sofraya yardım ederler. Ölen kişi fakir ise, dahil olduğu, kardeşlik organizasyonu, gerekli malzemeleri tedarik etmektedir. Şölen için ekmekler pişirilir ve bachsıme hazırlanırdı. Gençler kurbanlık hayvanları getirirler kesip temizledikten sonra parçalara ayırarak hazırlanması için kadınlara verirlerdi. Vefat edenin yakınları bir hafta boyunca hiçbir iş yapmazlar. Cenaze çıkan evde yemek pişirilmez. Yemekleri hazır olarak komşular, akrabalar ve dostlar getirirlerdi.

Savaşta ölen şehit olduğu şekilde odanın ortasına yatırılır; hastalıktan ya da aldığı yaralardan sonra vefat edenler ise yıkandıktan sonra en temiz ve güzel elbiseleri giydirilirdi. Eğer fakir ise, yine kardeşlik organizasyonu gerekli cenaze elbisesini temin etmekle yükümlüydü. Vefat edenin elbiseleri cenazenin yanına konan bir yastığın üstüne konur, silahları ise duvarlara asılır ya da kapının girişine, şeref takı gibi hazırlanarak asılır ve ziyaretçiler altından geçerdi. Eşi ise, cenazenin ayakucuna gelecek şekilde kapının yanında, elinde beyaz bir mendille, yüzü beyine dönük ayakta dururdu. Arada sırada acısını belli edecek şekilde hıçkırıklar çıkarır ve elindeki mendille gözyaşlarını silerdi. Vefat edenin kızları cenazenin iki yanında donmuş gibi hareketsiz otururlar ve beklerler. Oda vefat edenin kadın yakın akrabalarıyla doludur. Erkekler odanın dışında kapının yanında ya da avluda beklerlerdi. Arada bir belirli sürelerde, erkeklerden, yakın akrabalarından birisi içeri girerek yasını belli edecek kelimeler söyleyerek ağlar ve dışarı çıkar. İçeri girenin sözlerini ve acılarını içerdeki kadınlar da tekrarlarlardı. İçeri giren kollarını alnının üstünde bağlar yukarıda sözünü ettiğimiz elbiselerin yığılı olduğu yastığın önünde diz çöker ve eğilerek cenazeyi selamlardı. Odadaki kız evlatları yerlerinden kalkarak kollarından tutarak kaldırıncaya kadar bu vaziyette kalırdı. Bu davranışıyla kız evlatları onun duyduğu acıyı anladıklarını ve kabul ettiklerini ve paylaştıklarını göstermektedirler. Odaya yaşlı biri girerse cenaze sahiplerini teselli edecek sözleri yüksek sesle söylerdi; "Tanrı’nın tecellisi vs." gibi.

Bu prodezürlar evde yapılırken, delikanlılar genelde vefat edenden daha da büyük, çok derin ve geniş bir mezar kazarlar. Eğer vefat eden müslüman ise dinin gereği Mekke’ye doğru olan yeri daha yüksekçe kaldırılır ve taşlar konulur ya da çalı çırpıyla örülürdü.

Genelde cenaze üçüncü gününde akşama doğru gençler tarafından dışarıya çıkarıldıktan sonra hoca Kuran’dan sureler okuyarak taşınır ve akrabaları onu takip ederdi. Mezar başında bir kaç kez tüfek ya da tabancayla ateş edilir ve merasime katılanların içinde kahramanlığıyla bilinen ve tanınan biri meftunun kılıcını kınından çekerek mezarın üstünde bir kaç kez sallar. Yine meftunun en sevdiği sadık atı mezarın etrafında üç kez dolaştırılır ve bu günün anısına ya da günahkar kabul edilerek bir kulağı kesilirdi. Sonunda da cenaze mezara konarak gömülür etraftan çokça toprak getirilerek mezar üstüne yığılırdı. Eşi ve kız çocukları iki ile dört hafta boyunca evden çıkmazlardı. Uzaktan taziyeye gelenler bu sayede evde birilerini bulabilmektedirler. Genelde ölenin ruhuna ve anısına, kırkıncı günü geçince ulu bir yemekli merasim düzenlenir ve arkasındanda bu yasak ya da kısıtlamalar kalkardı.

Ölünün odası kırk gün boyunca ellenmeden ve hiç bozulmadan bırakılırdı. Aileden şahıslar odaya girince sanki yaşıyormuş gibi sağlığında yaptıkları her türlü saygınlığı ve gelenek ve görenekleri uygulamak zorundadırlar.

Yine literatürde bize aktarılan bilgilere göre cenazenin bulunduğu odaya ağıtçılar ve türkücüler çağrılır ve müzik aletleri eşliğinde kahramanlık şarkı ve türküleri söylerdi. Bilhassa vefat edenin kahramanlıklarını dile getirirdi. Daha sonra at yarışları düzenlenirdi. Birinciliği alan atlar, göz değmesin diye hemen bir ahıra kapatılırdı.

Abchazlarda merasimleri en baştan sonuna kadar en yaşlı kimse yürütürdü. Cenaze yıkandıktan sonra gömülürdü. Yas tutanlar kırk gün tıraş olmazlar ve siyah elbise giyerlerdi. Acılarının ifadesi olarak göğüslerine vururlardı. Mezar başına her gün yemek konur ve yabancıların dua etmelerini beklerler ve kırk gün mum yakarlardı. Kırk gün sonra akrabaları ve yakın arkadaşları bir daha mezar başında toplanarak ağlaşırlar. Arkasında hayvanlar kurban kesilerek müzikli danslı eğlenceler düzenlerlerdi.

Cençıdz-джэнчыдз, fasulye falı ve falcısı.

Cenin zarı, çocuğun doğumundan sonra cenin zarı atılmazdı. Cenin çocuğa yaşamında arzu ve isteklerinin yerine getirilmesinde yardımcı olacağına inanılarak kurutularak saklanırdı.

Ceraunii, Kuban dağlarının eski çağlardaki adıdır. Strabo'ya göre Güneydoğu, Plinus'a göre Güneybatı Kafkasya'dır.

Cercetae, Klassik çağ coğrafyacısı Strabo'ya göre tarihi Adige ülkesinin adıdır.

Cärkäsäg, Jenkin (1962:186) Çerkes sözcüğünün bu kelimeden türediğini ve eski Çerkesce’de kartal anlamına geldiğini yazmaktadır.

Cerkes, Johannes de Galonofontibus, Archangelo Lamberti'nin ve diğer eski kaynaklardaki değerlendirmelere göre bu isim Terek/Tscherek ('Çerek') nehirlerinden gelmektedir; diğer bazı iddialara göre de Taraksi/Tarki, Tscherkessi ('Çerkessi') sözcüğü Tark/Cerk+As/ Es- Terek- Assların birleşiminden ortaya çıkmıştır. Lamberti bu kelimeyi Karaçayların adı olan caraquirquez 'qara-kür-ku-az' (' Karadağ ass'ları') tanımı ve sözcüğüyle karıştırılmamalıdır, diyerek bilhassa dikkat çekmektedir.

Chabarda, sözcüğünden Kabarda'lar anlaşılmaktadır ve Gürcüce 'Kenara git' anlamındadır.

Chabze-хабзэ, Adige halkının sözlü kanunlarının adıdır. Kişinin yaşam ve davranış biçimlerini ve uyması gereken sözlü töreleri içeren bu görenek ve geleneklerin tümünün adıdır. Batı sosyal literatürüne ''Adige Namus ve Şeref Töreleri'' adıyla giren bu sözlü kanunlar genelde her üç senede bir yapılan halk meclislerinde tekrar ele alınarak zamana göre uydurularak çoğunluk oyuyla düzeltmeler yapılırdı. bkz. Adige Chabze ve Verq chabze

Chadıjensk-Хадыжъэнск/Chıdej-Хъыдэж adının Rusça olarak değiştirilmiş halidir. Burası eskiden çok iri ağaçlarla kaplı ve su kaynaklarının olduğu yerdir. Çobanlar koyun sürülerini buraya getirerek su içirirler ve sıcakta öğle uykusuna yatırırlardı. Koyunların bu haline chıden-хъыдэн denirdi. Bu toponim adını koyunların öğle uykusuna yatma halinden almaktadır. Koyunları kaldırıp götürmek için ortalarına bir keçi atılır ve çağrılır. Keçinin arkasından giderek dağılırlar.

ChakIo-хак1о, Adigelerin binek ve yarış atına denilir. Bu atlara yaz boyunca binilmezdi. Sonbahardan itibaren ilkbahar başlarına kadar binilen besi atlarıdır. ChakIo’ya kuru ottan taze ota geçildiği zamanda binilmez ve taze ottan kuru ota geçilince binilirdi. ChakIo binilince atın kuyruğu örülerek topuz haline getirilmesi gerekirdi.(Antalya Yeleme köyü.)

Chalcocondylas, 15. yy da yaşamış, ilk defa Çerkes kelimesini '' Tzarcas (Çarkaz) '' şekliyle kullanan Bizanslı yazar.

Chame 1ymıf-Хамэ 1умыф, geleneklere göre harmandan kaldırılan hasattan ilk defa yemesi gerekenler ev sahibi ile yakın akrabalarıdır. Hasattan sahipleri yemeden satılmazdı. Sözcüğün anlamı yabancının yemesi tabu olan. Yendikten sonra satılacaksa da değiş tokuş yapılacaksa da yapılırdı.

Charles, Alexandre 1832-1918 yılları arasında yaşamış olan ve Reverie Circassiene adlı Lecoco müzik parçasını yazan komponist.

Charzi Ali, yaşı yetmişe varmış 19. yy başlarında yaşamış bir Adige savaşçısıdır. Alman şairi Herrmann Puttmann şiirlerinde bu kahramanı işlemektedir. (Wıld und Frei. Tscherkessenlieder. Hamburg, 1841)

Chas-хас, toplantı, Halk meclisi ve günümüzde diasporada dernek anlamına gelmektedir. Adigey Cumhuriyeti’nin Parlementosu’nun adı Chase’dir.

Chase mıve-хасэ мывэ, Adige masallarında Psıj nehri kaynağında, halk meclislerinin yapıldığı bir ev varmış. Bu evin yanında üstünde bir at ile köpek ayağı bulunan delik bir taş varmış. Bir kişinin yalan söyleyip söylemediğini bu taş vasıtasıyla tespit ederlermiş; yalan söyleyen geçemezdi, söylemeyen geçerdi.

Chatiukai, bkz. Hatukai

Chechaşe-хэхашэ, düğün için gerekli yakacak odunun getirilmesi olayına denilir.

Chıden-хъыдэн, Koyunların öğle sıcağında kafalarını bir birlerinin altına sokarak dinlenerek yatmalarına denilir. Bkz. Chadyjensk.

Chımışey, bkz. Bjedığu

Chımışıqo Peterez -Хъымышыкъо Пэтэрэз, Nart destanlarının kahramanlarındandır. Nart Marıqo iki erkek çocuğunu, Çeçenay ile Chımış'ı, aralarındaki bir anlaşmazlık nedeniyle, evden kovar. Babalarının öfkesinden korkan iki kardeş ayrı ayrı yerlerde saklanırlar. Marıqo yaptıklarından pişman olur ve çocuklarıyla barışarak geri getirmek istese de her ikisi de geri dönmeyi ret eder. Babaları ile çocukları arasında yapılan mücadelede her iki çocuk yaşamlarını yitirir. Chımışın eşi ise bir çocuk doğurur ve adını Peterez koyar. Peterez büyüyünce dedesini öldürerek babasının intikamını alır.

Peterez'den diğer Nart kahramanları çekiniyorlar ve sayıyorlardı. Pako Nartlardan ateşi çalar. Nesıren JaçIe ateşi getirmeye gider. Tanrı Pako onu yakalayarak Oşha Mafe' de zincirlere vurur. Ch. P. Nesren JaçIe'yi kurtararak ateşi tekrar Nartlara geri getirir. (bkz.. Nart Savsırıqo) Yakışıklılığı ve kahramanlığıyla tüm genç kızların gönlünü kazanan kahraman, t genç kızları sükutu hayale uğratarak mitik halk olan Yısp'lerden bir kızla evlenir.

Chırıhacher. Bilmece ve bulmacalar.

Фызит1у псынэм 1утэу маплъэхэри шыут1у ялъэгъури зым жьэ1э:
»Мы къак1ор тил1ит1у,
Дил1ит1ум ядэс,
Дикъут1ум я едэшхос.» Мыр даштэу хъурэ, къубгуры1уагъа?

Pınara su getirmeye giden iki kadın uzaktan gelen iki atlıyı görürler ve biri şöyle der:

‘’ Gelenler kocalarımız.
Kocalarımızın da babaları,
Çocuklarımızın da dedeleri’’ Bu nasıl oluyor anladınız mı?

Çözümünü aşağıda yazıyorum-
İki iyi arkadaş bir biriyle çok iyi anlaşan iki kadınla evleniyorlar. (1.kocaları)
Kadınların çocukları doğmadan erkekler savaşa gidiyorlar ve geri gelmiyorlar-
Vuruldular kayıp diye yaslarını tutuyorlar-
Her ikisi de erkek çocuk dünyaya getiriyorlar ve bunlar büyüyor. Evlenme çağına girince kadınlar diyor ki: “Biz iki iyi arkadaşız iyi anlaşıyoruz hiç kavga etmedik. Bu nedenle aramıza bir yabancı koymayalım yoksa aramızı bozabilir. Ben senin çocuğunla, sende benim çocuğumla evlen’’ diyor. Arkadaşı da uygun buluyor ve evleniyorlar- (Kocalarının babaları)
Bu evlilikten her ikisinin de çocukları oluyor. (Çocuklarının dedeleri)

‘’Çerkesler neden şovenist oluyorlar?“ (Sahibi Degumuko O.) Şoven’den yemek yedikleri için.

Choç1apa, 25 ile 30 arşın uzunluğunda kayık.

Chodz, bkz. Fedz

Chorubze, bkz. mezşIeğıbze.

Chulıjıy-Хъулыжьый, tarihi Adigey'de Karadeniz kıyısındaki Gelencik kıyı kentinin adıdır ve 'küçük otlak' anlamına gelmektedir. Yunanlılar Hieros ve Osmanlılar Gelincik adını vermişlerdir.

Chuacho-хъуахъо, düğünlerde ve eğlencelerde bir misafirin ya da herhangi bir kişinin şerefine yapılan konuşmaya denilir. Genelde elde bir içki kadehi bulunur ve Chuacho yapıldıktan sonra kadehin sonuna kadar içilmesi gerekmektedir.(bkz. bje)

ChumpIetzIecığo kchute-хъумп1эц1эджыгъуэ кхъутэ, kuraklık olduğu zaman karınca yuvasına su dökülerek, karıncaların gösterdiği tepkiye bakılarak yağmur yağıp yağmayacağı tespit edilirdi.

Chunım-хъуным, Adige halkının yardımlaşma sandığının adıdır. Konukların ağırlanabilmesi için belirlenen bir ambara her türlü yiyecek ve içecek tüm yöre sakinlerince getirilerek doldurulur ve buradan gelen yada gelecek olan misafirler ağırlanırlardı.

Chupq-хъупкъ, model, şapka elbise vs. dikiminde kullanılan formlar.

Cıl-джыл, Adigelerde senelerin hesaplanma şeklidir: 1. Fare- цыгъо- yılı; 1936, 1948, 1996 2. İnek- чэмы-- yılı; 1937, 1949, 1997 3. Su kurtları yılı; 1938, 1950 4.Tavşan-тхьэк1умк1хь - yılı; 1939, 1951, 1999 5. Yağmur kurtları yılı; 1940, 1952 6. Yılan-блэ- yılı; 1941, 1953, 1989 7. At - шы- yılı; 1942, 1954, 1990 8. Koyun-мэл- yılı; 1943, 1955, 1991 9.Renkli-чэбэ хьамлыу kurtlar yılı; 1944, 1956, 1992 10.Tavuk-чэты yılı; 1945, 1957, 1993 11. Köpek-хьэ- yılı; 1946, 1958, 1994 12. Domuz-къо- yılı; 1947, 1959, 1995 Çinlilerden Kalmıklar vasıtasıyla Adigeler arasına yerleşmiş hesaplama usulüdür.

Adigeler arasında bereketli, uğurlu ve iyi yıllar olarak şu ayları kabul ederlerdi: köpek, koyun ve yağmur kurtları seneleri. Hastalıkların, uğursuzlukların ve kuraklıkların yılları olarak da tavuk ve yılan yıllarını kabul ederken savaş yılları olarak da tavşan ve domuz yılları olduğuna inanırlardı.

Cıncıf -джынджыф, Adige masallarında adı geçen magik kuvveti ve özellikleri olan mitik bir at adıdır.

Cıne-джынэ, Arap inançlarından alınarak Adigelere geçen inançtır. İki türlü Cıne olduğuna inanırlardı; iyi Cınef -джынэф ve kötü CınaptzIe-джынапц1э olmak üzere. Adige inançlarına göre bazı kişilerin Cınelerle evli olduklarına ya da beraber yaşadıklarına Cıneqot-джынэкъот inanırlardı. Antalya’nın Zivint köyünden, Yeleme köyünde evli Goşechuray Jançat'ın anlattıklarına göre, Zivintliler göç esnasında gemide hiç yokluk çekmemişler. Kendileriyle beraber yaşayan Cınefler devamlı olarak yiyecek ve içecek getirmişler. Yıllar sonra Cınelerin reisi Jançatların aile reisine gelerek kendilerini serbest bırakmalarını rica eder ve oda bu isteği kabul ederek helalleşerek hürriyetlerini vermiştir. O günden bu güne de bir daha da görülmemişlerdir.

Ciget, Karadeniz kıyısında yaşayan bir Çerkes boyudur. Güldenstedt ve Klaproth'a göre Balkarlardır. Ancak daha sonraki seyyahlar bu iki seyyahın yanıldıklarını yazmaktadırlar. Bodenstedt'e göre Bzıb ile Soça nehirleri arasında yaşayan bir halktır. Wachuscht ve Zarewitz detaylı 'Kafkasya coğrafyası' adlı kitaplarında Cigetleri ayrı bir halk olarak tanımlamaktadırlar. ''Silahları, giyinişleri ve harp sanatları Abhazlar da olduğu gibi Çerkeslere benzemektedir,'' diyerek yazmaktadır. Kafkasların en savaşçı haklarından birisidir.

Ciğitovaty (Dshighitowatj), Ciget kelimesinden gelmektedir. At sırtında harp oyunları yapmağa denilir. Kökeni Adigelere dayanmaktadır. Çerkeslerin sürgününden sonra Kazaklar sahiplenmişlerdir. Çar II. Alexander tarihi Adigey'e geldiğinde, çar’ın özel arzusu üzerine, onun şerefine, ünü her tarafa yayılan bu harp oyunlarını Adigeler düzenlerler. Ancak Çar’ın Çerkes büyükleriyle doğrudan doğruya temas etmesini istemeyen general ve memurlar, olası bir suikasttan korkulduğu bahanesiyle, bu oyunları görmekten vazgeçirilerek Petersburg'a geri döner.

Cik (Dschik) Gürcü Kıralı IV. Bagrat'ın orduları 1390’da Dadian Wamek Chritaw komutasında Çerkesya’ya akın düzenler ve başarılı olur. Kopa'da bunun anısına yaptırdığı kilisenin tablosunda, mağlup ettiği 'Cik'lerin adını yazdırır.

Ciki (Cyky) Herbersteine göre Karadeniz kıyısında korsanlıkla yaşayan halk; Rus kaynaklarına göre Ortodoks Hıristiyan dinli ve Slav dilini kullanmaktadırlar. Her ikisi de Frank Kaempfere göre yanlıştır. Ona göre Çerkeslerdir. (bkz. Frank Kämpfer)

Circassi/ Cirkassi/ Cherkis/Ciarchassi/Ciarcassi, Çerkes teriminin literatürde değişik yazılış şekilleri. Bu sözcük Moğollardan sonra kullanılmaya başlanmıştır. Büyük bir olasılıkla da Strabon’un ilk kez kullandığı etnonum 'kerketai' den türetilmiştir. bkz. Zich

Circasi Popvli/Circasi Petigorski/ Circassi quınoque montani populi cristiani toponimleri Kuzey Kafkasya'nın ovalıklarında Herberstein'in haritalarında görebilmekteyiz.

Cocka, Evliya Çelebinin hatıralarında Taman yarımadasında bir liman köyüdür ve saf olarak Adigeler oturmakta ve çok misafirperverdirler.

Constantin Porphyrogenneta, Zychia (= Çerkesya) ülkesinde Bizans Kilisesi’nin ruhani temsilcisinin adıdır.

Cor-джор, Çeşitli anlamları vardır; 1. Haç. 2. Hıristiyan dini. 3. Çocuklarca bereketin sembolü olarak yapılan bir dini merasimin adı. İlkbaharda kurbağalar ötmeye başlayınca, çocuklar uzunca bir çatal alırlar ve buraya kuru otları bağladıktan sonra ateşe verirler ve çocuklar bunu döndürerek 'core core' diyerek koro halinde şarkı söyleyerek tüm köyü dolaşırlardı. Bereket ve bolluğu sembolize eder. bkz. Kaşç

Corax, Anapa'nın kuzeyinde, denize dökülen Atakum nehrinin eski devirlerdeki adıdır.

Corme-джормэ, sucuk.

Ctesias, adlı yazar, Persica adlı yapıtında VII. sayfa 81 ve yine Aelian XVII sayfa 34 de Kafkasya'dan da söz etmektedir.

Cudosci, kutsal anlamındadır ve 'İbranice’den' geldiği sanılmaktadır. Adigeler ulu ağaçları kutsal kabul ederlerdi ve bu ulu ağaçların altında kurban keserler, kestikleri hayvanların kafataslarını da ağaçların altına yığarlardı. Ayrıca ok ve yaylarını, kılıçlarını da tanrılara adak olarak kutsal sayılan ağaçlara asarlardı. Ulu ağaçların kutsallığına olan saygı ve korkudan hırsızlar asla adak eşyalara dokunamazlardı.

Cugo-Cuk Kala (Dschugo-Dschuk Kala), 'küçük fare kalesi' anlamına gelir ve Adigeler ünlü gezgin Dubois’e göre Tzımısse kalesi de derler. Osmanlılar ise telaffuz edemediklerinden 'Sucuk Kale' şekline getirmişlerdir.

Cumania, Kumnis-Ziche, Daryal geçidinde bulunan bir kalenin adıdır.

Cumaruk (Dschumaruck), beş parmaklı Kafkas dağlarının yüksek tepelerinde yaşayan çok renkli ve güzel bir kuşun adıdır. Dağ keçileri ile beraber yardımlaşarak yaşar. Cumaruk avcı ya da vahşi bir hayvanın yaklaştığını çok yükseklerden izler ve ıslık çalar gibi öterek dağ keçilerini yaklaşan tehlikelere karşı uyarır.

Cuvyaki (Cuvjaki), çuaqe-цуакъэ yani ayakkabı kelimesinin İndo-Avrupa diline değişerek geçmiş halidir.

Dabanov, Hamar, 1846’da 1200 adet yayınlanan 'Çerkesler ve Moskovitler' adlı kitabın yazarıdır. Kitabın birinci baskısı sansürden geçmeden yayınlanmıştır. Çerkesler lehine ve Ruslar aleyhine bilgilerden dolayı ilk baskısının 900 adeti toplatılarak yakılmıştır. Geri kalan üç yüz tanesi ise bulunamamıştır. İkinci baskısı ise sansürden geçmiş haliyle basılmıştır.


Yazarın asıl adı ve soyadı bilinmemektedir. Kullandığı rümuz adlarının her ikisi de Daban ve Hamar tarihi Çerkesya'da dağ adlarıdır. Bu nedenle de yazarın Adige kökenli olma ihtimali vardır.



Dadian, Lamberti ve Dubois'in yazılarından öğrendiğimize göre 17. yy’ın ilk yarısında tarihi Çerkesya'ya gezi yaparak, efsanevi Amazonlar hakkında araştırma yapan bir araştırman.



Dadscha, Abchazların çiftçileri koruyucu perilerinden birisidir.



Dağlı Halklar Cumhuriyeti, Lord Palmerston'un casusu olan Davit Urquhart tarafından 19. yy’ın otuzlu yıllarında ortaya atılarak, İngiliz çıkarları için kullanılmak planıyla gerçekleştirilmek istenen cumhuriyetti. Birinci Dünya Savaşından sonra Lord Curzon tarafından tekrar ortaya atılır, ancak pek ilgi görmez. Amaç: Türkiye ile Rusya'nın arasını açmak ve Rusların güneye inmesini önlemekti. (Neue Solidaritaet, Sonderdruck Dezember 1999)



Dağlı Halklar Özerk Cumhuriyeti, 10 Ocak 1921 tarihinde kurulmuş olan bu cumhuriyetin sınırları Terç nehrinden Kuban nehrine kadar Kabardey, Şerces ve Adigey topraklarını içine alacak şekilde tarihi Çerkesya topraklarının çoğunu içine alıyordu.



Daile, İnguşların sayıp saygı duydukları bir yaratıktır. Daile şerefine ilkbahar ve sonbaharda olmak üzere iki kez eğlenceler düzenlenirdi. Dini seremonin sonunda Zani- Stag adı verilen dini yönetmeni, kendi elleriyle kestiği kurbanın iç organlarına bakarak, kurban etinin yenip yenmeyeceğine karar verirdi.



Damığe tedze -дамыгъэ тедзэ, her ailenin kendine özgü işaretiyle ilkbahar da atlarının damgalanmasına denilir. Genelde bu iş bitirildikten sonra yemeli içmeli bir eğlence yapılırdı.



Dar-i Alan, Gürcüce; Dariela, Osetçe; Dairan, tatarca; Daryol, Rusların ‘Gürcü Askeri Yolu’ adını verdikleri , literatürde Daryolan ‘ölüm yolu' anlamında da açıklamasının yapıldığı Osetya'dan Gürcüstan'a giden, orta Kafkaslardaki dağ geçidinin adıdır.



Davıy-Дауй, MS. IV. yy’da yaşayan Kabardey beyidir. Oğlu Bachsan seksen savaşçısı ile birlikte Gotlar tarafından öldürülmüşlerdir. Bu katliam bütün ülkeyi yasa boğmuş ve Gotlara karşı büyük bir intikam duygusu yaratmıştır.



Davut bey, bkz. Urquhart David



Daye-дае, Adige geleneğine göre erkek çocuklar başka ailelerin yanında büyütülürdü. Eğitilen çocuk, kendini büyütenlere D. derdi. Kendini büyüten Ebeveynlerini genç delikanlı kendi öz ebeveynleri gibi kabul eder ve onların her türlü sorumluluğunu ve yükümlülüğü üstüne alırdı. bkz. PIur ya da atalık



Dayı Çerkes, Sultan Süleyman 1529 tarihinde Macarlardan ve gavurlardan intikam almak için kendi komutasında Viyana’yı kuşattığında kale surları her taraftan ateş altına alınmıştı. Bir kaç kez kaleye hücum edildi ve kale surları yıkılmaya başladı.


İstihkamlarda ezan sesleri duyulmaya başladı. Çerkes adlı bir süvari elinde kamasıyla açılan bir gedikten içeriye girer. Kahraman Çerkes atıyla birlikte vurularak öldürülür ve müslümanlar geriye püskürtülürler. İkinci saldırı yapılmaz ve ertesi güne bırakılır.



Allah’ın takdiri ilahisi ile ertesi günü hava çok soğur; kar yağmaya başlar, kar fırtınası başlar dolu yağmaya başlar. Bu afetle müslüman ordusu çok zor durumda kalır. İstihkam çukurlarını kar doldurur binlerce insanın ayakları ve kolları, binlerce hayvanda donar, ortalık mahşer gününe dönüşür.



Müslüman savaşçılar sultana yalvarırlar: ’Lütuf et, acı bizlere ulu Sultan Süleyman. Her şeyi bilen ve Ulu Allah isterse her şeyi istediği şekilde halleder. Kasım gününden beri 17 gün geçti. Bizim gayemiz gavurlara bir ders vermekti, bunu yaptık. Şimdi kendimizi emniyete almamız gerekir. Allah nasip ederse ilkbaharda kaleyi tekrar kuşatırız!’ Sultan bu yalvarmaları kabul eder ve kuşatmayı kaldırır.



Dayı Çerkes ve atı Frank balsamıyla mumyalanır ve anıt olarak dikilir. Bu gün bile kaleye girdiği yerde atının üzerinde elindeki kamasıyla, elbisesi, ok ve yaylarıyla başında tatar kalpağı ile ve kamasıyla durmakta ve buranın adı Çerkes meydanıdır.



Kral Ferdinand dayı Çerkes’i filintasıyla vurarak öldüren gavur kahramanı çağırtarak şunları söyler: ’Neden bu kahraman ve inançlı kişiyi arkadan vurarak öldürdün? Sen gerçek bir erkek olsaydın yiğitlik göstererek karşı karşıya gelerek mücadele ederek başını keserdin.’



Bu sözlerle kafir kral adaletini gösterir ve Çerkes’i kalleşçe öldüren gavuru Dayı Çerkes’in karşısındaki duvarın içine ördürdüğü duvara hapsederek ölüme mahkum eder ve eziyet içinde ölür. Cesedi kurumuş olarak aynı yerde yani Çerkes meydanındaki duvarın içinde bulunmaktadır.

(Kaynak: Teply Karl, Türkische Sagen und Legenden um Wıen, dıe Stadt des Goldenen Apfels der Deutschen, in: Österriıchıiche Volkskunde 31 (1977), 225-284; Kreutel Richard F., Im reıche des goldenen Apfels (Osmanısche Geschıchtsschreıber, Bd. 2), Graz 2.A. 1963,S.77)



Debec-Дэбэдж, Nart efsanelerinde ilk Demirciler Tanrısı ya da ilk demircisi olarak bize aktarılmaktadır. Burada çeşitli devrelerden kültür çağlarının üst üste yığılması ile diğer Nart efsanelerinden daha eski bir kültür evresinin demirci tanrısını açıkça görebiliyoruz. Bir anlatımda Nart Tlepş, kendisine kılıç yapması için iki kardeş Nart tarafından getirilen tılsımlı tırpanın ustasının Debec olduğunu görür görmez hemen tanıyor; bundan yapacağı kılıcın ancak Savsırıqo'ya uygun olduğunu düşünerek, sahibine 'kim benim örsümü yerinden sökerse onun olacağı' şartını kabul ederlerse, kılıç yapacağını ve o kişiye vereceğini söyler. Her iki Nart' da teklifi kabul ederler. Kardeş Nartlar örsü yerinden kıpırdatamazlar. Tesadüfen oradan geçen Savsırıqo ise, yedi kat yere çakılı örsü sökerek tekrardan dokuzuncu kata kadar saplar ve D. tılsımlı tırpanından yapılacak olan kılıca sahip olma hakkını da kazanır.



Dechenağu, Nart Efsanelerinin güzelliğiyle ün salmış kadın kahramanlarından birisidir. D. ormanların ve dağların ötesinde, uzaklarda ulaşılmaz bir yerde yaşıyordu. Nart TIımıs Dechenağu bulmak için yola çıkar. Ormanlara dalınca Nart TIımıs'ın yolunu yabani hayvanlar keserler. Nart TIımıs hepsini öldürür. D. yaşadığı dağın dibine ulaşınca tepelerden, kanatlarıyla güneşi kapatan kocaman bir kartal uçarak Nart TIımısa saldırır. Nart TIımıs onu da öldürür. Yedi dağ ve tepe aştıktan sonra bu kez tek gözlü, göğsünün ortasında keskin kama gibi sivri bir kemiği olan bir dev karşılar. Kahramanımız onu da mağlup eder. Onun arkasından eğersiz ata binmiş bir insan karşılar. Yapılan ikili mücadele sonunda, Nart TIımıs'ın korkunç kılıç darbesi ile atlının miğferi ikiye ayrılır ve düşer. Atlıdan uzun sırma gibi saçlar dökülür. Nart TIımıs derhal kılıcını kınına sokarak, mücadeleye son verir. Çünkü kadınlara karşı, kadının olduğu yerde savaşmak Adige geleneklerine ve göreneklerine göre ayıp sayılırdı.



Dechenağu ile TIımıs evlenirler ve Nart ülkesine dönerler. Dechenağu’da tanrısal özellikleri olan bir kadın kahramandır. Tanrısal gücü olan, yağmur yağdırma, fırtınalar yaratma gibi özelliklerine bakıldığında eski bir tabiat tanrıçalarından biri olduğunu izleyebiliyoruz.



Dechenağu daha sonraki Adige şarkı ve destanlarında da devamlı olarak güzelliğin ancak mutsuzluğun sembolü olarak günümüze kadar süregelmesi, bu motifin Adige halkının gönlünde ne kadar derin bir yeri olduğunun kanıtıdır. Antalya’nın Yeleme köyünün en güzel kızının adı Dechenağu idi. Sevdiği delikanlıya kaçar, ancak yedi kardeşi birleşerek geri getirirler. Köyden kimle evlendiyse mutlu olamaz, sonunda uzakta bir Türki ile evlenir ve mutsuz olarak orada vefat eder. Adına dechenağu ağıtı halen söylenmektedir.



Dejıy, fındık



Dejıyeblağ nıp - дэжьыеблагъ нып, fındıkların delinerek iplere dizilerek bir bayrak şekli verilerek, misafirlere, düğünlerde yapılan yarışmalarda; at koşusu, silah atma vs. birinci gelenlere mükafat olarak dağıtılan bir nevi bayraktır.



Dejıye qamıçş - дэжъые къамыщ, fındıklar iplere dizilir ve bunlar en az üç sıra halinde bir kamçı gibi bir sopaya bağlanır. Bu haliyle D. eğlencelerde düğünü yöneten bkz. Hatıyaqo tarafından sembolik olarak taşınır ve herkes onun sözünü dinlerdi.



Dejıye paIo - дэжъыепа1о, fındık, ceviz, kumaş parçaları vb. ile, milli yüksek kız şapkasının benzeri yapılan bir şapkadır. Bu da düğünlerde yarışmalarda birinci gelenlere verilirdi. At yarışlarında genç bir kız D. yı bir atlıya vermesiyle yarış başlardı. Kim Dejıye’yi elinde taşıyana ulaşır da geçmeğe başlarsa, ona verilmesi gerekirdi. Kim ilk önce daha önceden kararlaştırılan belirli hedefe ulaşırsa Dejıye’ye sahiplenirdi. Bu atlı -eğer bekarsa- qeşçen’ına götürerek hediye ederdi.



Dejıv, müzikte nakarat, beraber tempo tutturmak.



Demir/Demirhane, demir ve demirciler Adige halk inançlarında çok saygınlık duyulan ve insanüstü sihirli kuvvetlerin sahibi, kişi ve yer olarak kabul edilirdi. Yaralı ve hastaların demir ve demirhanede iyileşeceğine inanırlardı. Hastanın iyileşmesi için gerekli merasimler demirhanede yapılırdı. bkz. ÇIapşı doğum yapacak kadınlar demirhaneye giderek doğum yaptıkları da literatürde anlatılmaktadır.



DentleçI-дэнлъэч1, Adige el işlerinde iğneyle işlenen bir motif şeklinin adı. Genç kızlar sözlülerine bu işlemeyi hediye göndermeleri de geleneklerdendir.



Diaskurias/ Dioskurias/Iskurias/ Iskuritsche/ Sebastopel, 1455 den sonra Suchumi ve Abchazca Akua.



Didur bkz. Çeçen



Dıdı, biz denilen kunduracı aleti.



Dığujıcho perıdze-дыгъужьыхъо перыдзэ, Kabardey Adigelerinin inancına göre kayıp olan ya da çalınan bir eşyanın geri getirilmesi için, hocaya gidilerek yaptırılan büyü. Hoca sembolik olarak hırsızlığın yapıldığı evden getirilen bir eşya vs. parçasını okuyup üfledikten sonra ateşe atarak yakardı. Hırsız belirli bir zaman içinde çaldığı şeyi geri getirmezse, ellerinin kuruyacağına inanırlardı. Bu inançta 'ateşe tapma' ve 'islam' dini inancını beraberce görebiliyoruz.



Dıgune Doğan Akif (1883-1962) Düzce'nin Köprübaşı köyündendir. Mısırda okumuştur. Çerkes Teavün Cemiyetince 1918’de tarihi Adigey'e gönderilmiş ve orada okul açmış, din dersleri vermiştir. Ekim ihtilali ile birlikte Düzce’ye geri dönmüştür. Dıgune Doğan Akif, din derslerini, hutbeleri Adige diliyle verirdi. Bu nedenle de halk tarafından çok sevilirdi ve Adige halkının gönlünü kazanmıştır. Dini kitapları, mevlitleri vs. anadili Adigece ile yazmıştır.



Dıve-дыо, sülük. Adigelerin devamlı olarak Avrupa'ya ihraç ettikleri bir hayvandır Adigeler hastalıklardan korunmak için yaz ve sonbaharda toplardamarlara ayaklara vs. koyarak, sülüklere pis kanlarını emdirmeleri bir gelenekti.



Dikiş iğnesi, elden alınmaz. Alırsan araya o kadar ipliğiyle birlikte dedikodu girer.



Din, Adigeler tarih boyunca her halk gibi çok çeşitli dini inanç ve evolüsyonlardan geçerek günümüze gelmiştir. En eski tarihimiz olarak kabul edilebilecek olan çok zengin Nart Efsanelerinde din ve dini motiflere çok az rastlanmaktadır ve Nart yaşamında eldeki yayınlanan tekstlere göre belirli bir önemi yoktur. Çerkesler diğer dünya halklarının takip ettikleri yolu takip ederek dini inançlarını da yerine getirmişler ve bu yolu takip ederken de asla tutucu, bağnaz değil çok liberal ve demokrat olmuşlar ve kimseyi zorlamamışlardır. Tarih öncelerinde çok tanrılı zamanlardan kalma en büyük tanrı, gök tanrısı Wa dır. bkz. tanrılar, Hıristiyanlık, İslamiyet.



Dirr, Adolf (1867-1930) München etnografya müdürlüğü yapan Dirr doğru dürüst akademik bir kariyeri yoktu. Buna rağmen bilim adamları çevresinde çok taktir edilirdi. Ününü yıllarca Kafkas halklarının dillerini araştırması ve etnografik eserleri toplamasından kaynaklanmaktadır. Dört yüze yakın topladığı eserlerin üçte birini bir araya getiren odur.



Dnyeper, İskitçe at ırmağı anlamına gelmektedir.



Diyane Beşiktaş Çerkes kız okulunun Latince harflerle Osmanlıca ve Adigece olarak 1920 yılında yayınladığı dergi.



Dolmen, sadece Batı Kafkasya ve İspanyada rastlanan, Karadeniz kıyısına 480 km uzunluğunda paralel 30 ile 75 km genişliğinde rastlanmaktadır. Bunlar 12 parçadan oluşan yer üstü mezarlardır. Sadece Bace (Bagovskaya) bölgesinde 564 adet sayılabilmiştir. bkz. Yıspvıne. Bu mezarların en eskilerinin yaşı MÖ. 2400 senesine gitmektedir ve bronz çağında yapılmıştır. Yer üstü gömü geleneğini MÖ. 1400-1300 yıllarında bırakmışlardır. Bu mezarlar çevredeki, çok güzel ve düzgün bir şekilde zımparalanmış ve kesilmiş kumtaşı, kristalli, kireç ve karataş büyük parçalarından yapılmıştır. Deniz seviyesinden 250 ile 400 metre yukarılarında görülmekte ve dört değişik yapı tiplerine rastlanmakta ve genelde tek bir dağ keçisi reliyefi ile süslenmişlerdir. Blok halinde yontulmuş kayalardan yapılan bu mezarlar uzunluğu 2.23 m. ve yüksekliği 1.60 ile 1.40 m arasında değişebilmektedir. Giriş kesiminde küçük yuvarlak bir kapı oyulmuştur ve onu kapayacak şekilde de taştan bir tıkaç yapılmıştır. Bu mezarlara ilk önceleri kabile reisleri gömülürken daha sonra kolektif mezarlar olarak kullanılmıştır. Dolmenlerde, parmak üç ya da dört köşeli tarak şekilleriyle süslenmiş testiler bulunmuştur. Ayrıca disk şeklinde seramikten yapılma iplik eğirme aletleri bazılarında da metalden yapılma,- zırnıklı bronzdan yapılma süs eşyaları ve aletleri de bulunmuştur. bkz. resim (Kaynak; Markovin, W.I./Muntschajew, R.M. Kunst und Kultur im Nordkaukasus. s. 18)



Domfar, Dugarların komşusu ve düşmanı bir halktır.



Don nehri, diğer bir adı da Tanais'dir.



Dordup, bkz. Saghumi, Durr-Dup olarak da geçer.



Dot-дот-, Adige göreneklerine de erkek çocuğunun eğitim ve öğretim amacıyla verildiği aileye denilirdi. Eğittikleri çocuğu Dot diye çağırırlardı.



Döllinger, Fr. Neumann'ın yapıtında 1836-1837 yıllarında Adigeler arasında araştırma yapmış bir kişi olarak bize aktarılıyor.



Dogor, Digor olarak bilinen Asetin kabilesinin diğer yazılış şekli.



Dschick, bkz. Çerkes



Dsurdsuki, Anapa kalesinin diğer bir adıdır. Klasik eski çağdan beri bilinen 1784’de Osmanlılarca tamir edilen, 1791’de, Graf Gudowitsch tarafından zapt edilen, 1807 ve 1811’de Osmanlı ver Ruslar arasında el değiştiren ve 1829 Edirne Antlaşması ile Ruslara bırakılan kaledir.



Dul-Dul, Hz. Muhammed'in beyaz renkli binek hayvanı olarak kullandığı dişi katır. Adige masal ve anlatımlarında ise çok hızlı koşan bir at olarak geçmiştir.



Dünya Çerkes Kongresi, Başlangıçta Hollanda Çerkes Kültür derneğinin Almanya dernekleriyle beraber 4-6 Mayıs tarihleri arasında 1990 Den Alerdinck kentinde yapılması tasarlanan bir toplantının, Almanya Çerkes Kültür dernekleri federasyonunun düşünce, inisiyatif ve organizesi ile ‘uluslar arası’ bir toplantı haline dönüştürülmesinden sonra, Amerika’nın Kaliforniye yöresinden gelen Muhamed Şık, Türkiye’den Süleyman Yançatorol’un ve Kabardey Balkar Rodina ve Adige Halk dernekleri delegelerinin de katılmasıyla ve Hollanda ve Almanya’dan katılımcılardan gelen istek ve arzu doğrultusunda Dünya Çerkes Kongresinin kurulması karar altına alınarak, tüzük çalışmaları için, Hollanda dernek başkanı Fethi Receb, dernek sekreteri Zekai Baydilli ve Almanya Dernekleri Federasyon Başkanı Dr. Batıray Özbek kongrede tespit edilen maddelere göre ilk tüzük tasarısı hazırlanması için görevlendirilmişlerdir. Hazırlanan tüzük tasarısı sadece Rodina derneği temsilcileri ile Nalçık’ta revizyondan geçirilerek ekleme ve çıkarmalarla tekrar Hollanda’da iki dernek üyelerine yine 26-28 Nisan 1991 tarihinde Den Alerdinck eğitim merkezinde ikinci kez tartışmaya sunulmuştur. Mayıs 1990’daki birinci toplantıda Rodına derneğinin sıcak bakmadığı DÇK’nın birinci amacı Anavatana geriye dönüştür maddesi, Nalçık’ın olurunu alamayarak getirilen tüzük taslağında göremeyen bilhassa Almanya temsilcilerinin şiddetli tepkilerini görmüştür. Bu maddenin tekrardan tasarı tüzüğe konulması için, tam bir gün Fethi Receb'le delegeler tartışmak zorunda kalmışlardır. Bu da Kabardey Cumhuriyeti’nin dönüşe sıcak bakmadığını ortaya koymasına rağmen maalesef katılımcıların çoğu anlamamışlardır. Almanya temsilcileri toplantıyı terk etme kararı alınca, toplantının hatta Nalçık’ta yapılacak uluslararası toplantının tehlikeye düştüğünü anlayan F. R. delegelerin istekleri doğrultusunda hareket ederek yeni taslak tüzüğe tekrardan dönüş amacı eklenmiştir. Tüzük taslağı Nalçık kentindeki ilk uluslararası toplantıda tekrardan Kalmık Yura başkanlığında oluşturulan kurulda yeniden ele alınarak kabul edildikten sonra ilk kez tüm Çerkesleri içine alan DÇK kurulmuştur.



1. Kongre 22 Mayıs 1991’de Nalçık'da

2. Kongre 20-24 Temmuz 1993 de Maykop'ta

3. Kongre 24-26 Temmuz 1996 da Çerkessk'te yapılmıştır.

4. Kongre Krasnodar'da

5. Kongre ise tekrardan Nalçık kentinde yapılmıştır.



Dzeğaşçt-Дзэгъащт, Bjedığu ve Abedzech Adigelerince tekstleri bize aktarılan bir Nart Kahramanı.



Eck. J. Dr. küçük halkları bazen farkına varmadan karıştırarak araştırmacıları yanılgılara düşürmüştür. Örneğin: " della vita de Zychi chiamati Ciarcassi " yi " Ciarchassi sözcüğünü karıştırarak ''Scithi'lerin yaşamları ve gelenekleri " diyerek yanlış çevirerek Ciarchassiler, Scithi yapmıştır. Bilinçli mi yoksa bilinçsiz mi bu hata yapıldı bilmiyoruz amma gerçekte yapılan hata nedeniyle Zych halkının, Avrupa literatürden uzun zaman silinmesine neden olmuştur. Sebastian Münster'de aynı hatanın neticesinde yazdığı Cosmographie, (Basel 1550) adlı yapıtında Eck'in kurbanı olmuştur. Bu yazar daha da ileri giderek ' Zychler' den 'Scyth' yani İskit ve daha sonrada 'Sarmat' yapmıştır. Yıllar sonra 1779'da Stritter Georg Johann, yapılan hatayı düzelterek Zychileri tekrar dünya kamuoyunun dikkatine sunarak, hatırlanmasını sağlamıştır. (Frank Kämpfer 1991;45)



Edirne Antlaşması, 14 Eylül 1829'da yapılan Osmanlı-Çarlık Rusya'sı arasında yapılan bu antlaşmaya göre, Rusya'ya bütün Kafkasya veriliyordu. Bu tarihe kadar Kuzey ve Kuzeybatı Kafkasya tamamen bağımsızdı ve sadece görünüşte dini inançları nedeniyle halifeye bağlı idiler. Dolayısıyla bu antlaşmanın maddesi Çerkeslerce kabul edilmeyerek; '' Osmanlı bizi ne zaman boyunduruğu altına aldı ki? Kimin toprağını kime veriyor ki'' diyerek ret ederler. bkz. Rayevski



Ekmek, Adigelerde ekmek, insan şekli hariç çeşitli geometrik ve saç örgüsü şeklinde pişirilirdi. Fırından ya da saçtan alınan ilk ekmeği hiç evlenmemiş kimsenin, 'ilk evlendiği hanımı vefat eder” inancıyla yememesine dikkat edilirdi. Fırından bitişik olarak çıkarılan ekmekler orada bulunan bir çocuk çağrılarak kafasına vurularak birbirinden ayrılırdı.



Elbrus, Adigelerin Oşha-Macho 'kutsal ya da mutluluk dağı' dedikleri, Kafkasların hatta Avrupa'nın 5642 metre yüksekliği ile en yüksek dağının adıdır. Genelde cinler padişahının oturduğu yer olarak Ortadoğu halklarının masallarında yer almaktadır. Abchazlar 'Orfi İtub', Ruslar 'Şattgora', Tatar ve Türkler ' Kaf-Dağ', Karaçaylar 'Dağlar Dağı' adıyla tanımaktadırlar. Elborus yazılışıyla da literatürde bilinmektedir.



Elma-мые, gerek Nart efsanelerinde gerek günümüz Adigelerinde büyük önemi olan tılsımlı bir meyvedir. Nart Seteney güzelliğini ve dinçliğini, yarısı kırmızı diğer yarısı beyaz olan, tılsımlı elmaya borçludur. Nartlar bu elma nedeniyle devlerle savaşmak zorunda kalırlar.


Hatta Sular Tanrısı Psıtha Guaşe'de kumruya dönüşen kızları vasıtasıyla bu elmayı çaldırmaktadır. Elma ağacı yılda bir elma veriyordu. Çocukları olmayan bir kadın, beyaz tarafını yiyince, altın sarısı renginde saçlarıyla kız çocuğu oluyor, kırmızı tarafını yiyince de, Nart gibi kahraman bir erkek çocuğu oluyordu. Günümüzde Çerkes kızları yüzlerine elma kabukları sararak yatarlar ve bu sayede de ciltlerini canlı tutarlardı.



Elta, Çeçenlerin hayvanlar ve Ormanlar Tanrısı'nın adıdır.



Emir Paşa, (1840-1940) Sivas yöresinden bir Abasin'dir. Sivas milletvekili olarak ilk cumhuriyet parlamentosuna gelmiştir. Hukuk tahsili yapmasına rağmen çiftçilik yapmış ve sivil olarak 'paşa' unvanı almıştır. Türkiye Kurtuluş Savaşı’nda M. Kemal tarafını almasına rağmen, parlamentoda 'Çerkeslerin de ayrı bir halk olduğunu' savunduğu ve Türk faşizmi ve nasyonalizmine karşı açıkça tavır aldığından, İstiklal Mahkemesi’nde yargılanarak, Isparta iline üç seneliğine sürgüne gönderilmiştir. 23 Nisan 1920'de T.B.M.M.'nin oturumunda Milletvekili Yusuf Kemal Tengirşek'in bir konuşması üzerine Emir Paşa söz alarak şöyle der; ''Yusuf bey, hep Türk, Türk deyip duruyor. Bu memlekette Türk'ten başka kimse yok mu? Rica ederim yalnız Türklük adına konuşmayalım. Çünkü Türklük adına biz buraya toplanmadık. Bu vatanda Çerkes, Çeçen, Kürt, Laz ve daha bir takım İslam halkları var. Bunları dışlamayalım.''



Emmeç, ünlü araştırmacı Reineggs ( 1796, Bd I; 238) Emmeç hakkında şunları yazmaktadır; ‘’Çerkesler Karadeniz kıyılarında yaşıyor ve Emmeçlerle devamlı olarak savaşıyorlardı. Emmeçler Çerkesya dağlarında, Suanlara komşu olarak Aghla Kabak yöresinde, erkeksiz olarak yaşıyorlar ve korku bilmez savaşçıydılar. Her iki halk yıllarca bir birleriyle savaş içindedirler. Buna bir son vermek için her iki halkın orduları karşı karşıya gelirler. Peygamber özellikleri olan ve halkları tarafından çok sevilen efsanevi kraliçe ve kral karşılıklı cephede savaşa hazır beklerken, birden bire kraliçe elçileriyle Çerkeslerin kıralı Thulme'ye haber göndererek görüşmek istediğini bildirir. Kral Thulme teklifi kabul eder, kurulan bir çadırda bir araya gelirler. Yapılan görüşmeden sonra çadırından çıkan kraliçe, ordusuna kralın kendisini ikna ettiğini, onun peygamber özeliklerinin kendisinden daha üstün olduğunu ispatladığını, bu nedenle barışa karar verdiğini, iki ordunun da kendisini örnek almasını söyler. Ordu da kraliçesini dinler. Çerkes erkekleriyle Emmeç kadınları evlenirler, Çerkesya ormanlarına dağılırlar ve çoğalırlar.’’ bkz. Amazonlar



Eneter, bkz. Budinen



Erak, Rion nehrinin diğer bir adı.



Essad Bej, Asıl adı Lev Noissimbaum olan bazen de kendisine Kurban Said adını takan, Kafkasya ve Kafkasyalılar hakkında bir çok eserleri olan yazar. E. Bej çok iyi gözlemci ve Kafkas insanının karakterini eserlerinde dile getiren bir araştırmandır.



Eskesch Scheich Eddin (Eskeş Şeyh Eddin), Şamda yaşamış ve Kafkasya'yı ve Karadeniz kıyılarını gezmiş bir gezgin. E. Rus ve Alanlara komşu Sekchi ya da Sichi bkz. denilen Hıristiyan bir halktan seyahatnamesinde söz etmektedir.



Ethem Bey, (1880-1950) Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasında emeği geçen, batı cephesini kuran organize eden, ayakta tutan, ‘’kurtuluşa başkaldıran Türkleri ezen’’, Adigelerin Şapsığ kabilesinin Dipşov sülalesindendir. Kendisine ihtiyaç duyulmayınca; 'isyan' ettirmek için her türlü entrikalar düzenlenerek, sonunda Çerkes lakabı da takılarak, önce Yunanistan oradan Berlin ve nihayet Filistin'e giderek, bugünkü İsrail topraklarındaki Kfar-Kame Şapsığ köyüne sığınarak, oradan da Ürdün'e geçerek Vadi Seer Şapsığ köyünde 1950 de vefat etmiştir.



Kendisine Çerkes lakabı takılması iyi planlanmış bir politik oyundu. Batı Anadolu'da sanki yalnız Çerkesler 'isyan' etmişler imajı yaratılarak -kaldı ki, on binlerce Türkün Yunanları merasimle karşıladıkları görmemezlikten gelinerek- Çerkes halkına karşı baskı aracı olarak kullanılarak, Anadolu'daki Çerkesler arasında baskıcı bir terör havası yaratılarak, Batı Anadolu'dan Doğu'ya sürgünler yapıldığı gibi, hatta etno-genesid'e gidilerek Balıkesir, Manyas, Gönen ve Karacabey’de bir çok köylerde de Çerkes kıyımlarına gidilmiştir. Bu devlet terörü ile Çerkesler sinmişler ve Batı Anadolu'da asimile olarak dillerini ve kültürlerini unutmuşlar ve tüm Anadolu düzeyinde de zaman geçtikçe önce içine kapanık daha sonra 1950'lerde görünüşteki demokratikleşme süreci içinde etkisini daha da göstererek asimile başlamış, bir Çerkez Ethem fobisi ve suçluluk kompleksi yaratılmasına araç olmuştur. Halen Türkiye Çerkesleri bunun ezikliği ve kompleksi içinde asimileye doğru hızla koşmakta hatta kendilerini inkara kadar gitmektedirler.



Evlenme, Adigelerde evlenme genellikle bir birini zecheslerde yapılan psetlıcho ile tanıyan gençlerin kendi rızalarıyla yapılırdı. Bu nedenle de kolay kolay boşanma olmazdı. Boşanmanın ayıp sayılmasının Hıristiyan dininin Katolik inancından kaynaklanmaktadır. Görücü usulüyle evlenme geleneği genelde sürgünde yaşayan Adigeler arasında görülmektedir. Anavatanda görücü usulüyle evlenenlerle, 'sen evlenmedin ki, ebeveynlerin sana bir kadın aldılar' diyerek alay edilir. Çerkesya'da evlenmeler hemen hemen eski geleneklerin devamı olarak kız kaçırma usulüyle yapılır. Adigelerde evlilik Osmanlı'da kalarak geri dönenlerde az da olsa polygami'ye rastlansa da genelde monogami'dir. Eve gelen gelin kendi kızlık adıyla çağrılır ve vefatında ise tekrar kızlık ailesinin arzuları gereğince defin edilirdi.


Gerdek gecesi yeni evlileri gece gizlice dinlemek ya da ocakta ateş yanıyorsa tuz atarak ya da kedileri içeri atarak rahatsız etmek geleneklerdendir. Damadın arkadaşlarının görevi ise bu tür şakaları önlemektir.



Eyrig-Aacnix/Eyrig-Aaknic), 'hırsızların ve haydutların' koruyucu meleğidir diyerek literatürde söz edilse de yağmaya gidenlerin koruyucu kutsalı demek daha doğru olur. Anlamı 'gündüz ve gecedir'. Bu koruyucu meleğin yaşadığı yer, iki ırmak arasındaki Şapsığ yöresindeki Aci köyüdür. Ubuhlara karşı yağmaya giderken, konik bir şekilde pişirilmiş ekmeği bu meleğe başarılı bir yağma için adarlardı ve eğer çok iyi yağma olursa daha çok adak vaad ederlerdi. Gerçekten de yağma başarılı olunca bu meleğin yaşadığına inandıkları ağacın altına çeşitli meyveler koyarlar, ganimette at olursa atın yelelerinden biraz kesilerek kutsal ağaca asarlardı.



Fare-фарэ, Adige halk destanlarında adı geçen herkesçe değeri olan çok aranan asil kanlı bir at türü.

Fars-Фарзэ (Farze), Psıj nehrine dökülen Labe nehrinin yan kolu.



Farç-фарч, küçük bir yelkenli türü.



Fasulye falı, Adige halkı arasında çok yaygın bir fal bakma geleneği. Fal’a üç kez bakılırdı. Birincisi köy için, ikinci ve üçüncü de falı isteyen kimse için bakılırdı.


FaşIe-фаш1э, haraç



Fedz, Adigey Cumhuriyeti'nin en batı sınırında bir Adige yerleşim birimi. Ünlü bestekar Vımar Thabısım'ın doğum yerdir.



Fe tzIıne ğetıtlIın - фэ ц1ынэ гъэтыл1ын, eve yeni getirilen gelin kaynana ve kaynatanın huzuruna getirileceği zaman bir kurban kesilirdi. Bu kurbanın pöstekisi kılları yukarı bakacak şekilde yeni ebeveynlerin odasının kapı önüne serilir ve gelin ona basarak içeri girerdi. Gelinin yeni ailesi içinde bu pösteki gibi yumuşak ve sevimli olması beklenirdi. Abhazlar da bu gelenekle ilgili bir fıkra anlatılır. Gelin pöstekiye basmamakta inat edince, nedeni sorulur ve şu cevabı verir: ’’Ben kayınpederimin sırtına basmak istemiyorum.’’



Fehard ya da Fahard/Ferhad Paşa, Alman asıllı, asıl adı Stein olan Macar Generali. Daha önceleri Avusturya ordusunda albay olarak görev yapmıştır. İstanbul İngiliz büyük elçiliğinden birinci tercümanlık yapan Bisani ile birlikte Paris Antlaşması'nı ihlal ederek, Adigelere bir gemi dolusu savaş malzemesi gönderdiğinden dolayı küçük Asya'ya sürgüne gönderilmiştir. Fehard yabancı bir prens olarak Tarabya'da bir otelde yaşamaktaydı. Daha sonra sürgünden rüşvet vererek kendini kurtarmıştır.



Ferraeh-id din Molla, Hicri 10. yy da yaşamış bir arap alimi. Ferraeh-id din Molla kendi fantezisi ile Kabardeylerin ortaya çıkışları hakkında bir masal uydurmuş ve Kabardeylerde hatta tüm Adigeler de buna islam dininin de etkisiyle inandırılmıştır. Ferraeh-id din Molla bunları yazarken eski coğrafyacıların ve gezginlerin belgelerini okumadan hayal gücünü iyi çalıştırdığı ortaya çıkmaktadır. Bkz.. Kabarda



Fesapşçı-фэсапщы, misafir olarak gelenler için hoşgeldin anlamında selamlama sözcüğü.



Fesıj apşçı-фэсыжь апщы, gurbetten dönerek devamlı evinde, ülkesinde kalmak için geri dönenlere, gelenleri selamlama şeklidir.



FeqotlI-фэкъол, eski Adige sosyal düzeninde bağımsız hür çiftçilere verilen addır.



Fiag nehri, Adigeler; Pog-Auße (Avze), Ruslar; Pog ya da Fajuk (Fayuk) derlerdi.



Filizin E. D- Филицин Е. Д., 5.3.1848- 10.12.1903 ünlü kafkasoloğun yaşadığı dönem. Stavropolde doğan araştırmacı, Adigelerin sosyal yaşantıları üzerine değerli yapıtlar bırakmıştır.



FıpIaste, ya da ChupIaste, darıdan yapılma, ekmek yerine soğuk olarak yenen Adige milli ekmeği.



Firunze, Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı. Sovyetler kurulduktan sonra, Lenin kendisiyle İsviçre'de görüşen bazı Adige bürokrat ve generallere verdiği sözü tutarak Ankara'ya Firunze'yi göndererek Anadolu'dan Çerkesleri geri götürmek istediyse de zamanın bürokratlarından Hüseyin Tosun ve generalleriyle bir söylentiye göre Musa Kundukov ile görüştürülerek, Çerkeslerin anavatanlarına geri dönmek istemiyorlar cevabın verdirilmiştir. Alman gizli istihbaratının verdiği raporlara göre: Osmanlılarca kandırıldıklarını geçte olsa anlayan halkın % 80 gibi büyük bir kısmı anavatana dönmeye hazırdı. Bunun tam tersine rütbe ve servet sahibi olanlar ise Türkiye'de kalmayı istiyorlardı. Dönüşe karşı olanların başında gelen kişi ise Türk Ajans müdürü Gönenli Hüseyin Tosun beydir. (Kaynak, Werner Zürrer, Almanya’nın 1. Dünya Savaşında Kuzey Kafkasya Politikası.)



Fuad Tchığo Paşa (1835-1931), Kahire'de ilk okula gider. Orta dereceli eğitimini İstanbul'da yaptıktan sonra tekrar Kahire'ye giderek orada askeri okulu bitirir. Sultan Abdülhamid'i tenkit edince tutuklanarak tüm askeri rütbeleri sökülerek idama mahkum edilir. Ancak taraftarlarından korkulduğundan Şam'a sürgüne gönderilir. 1908'de İstanbul'a geri döner. Çerkes Teavün Cemiyeti'nin kurucuları ve aktif çalışanları arasındadır. Hiç çekinmeden düşüncelerini söylediğinde 'deli' lakabıyla da anılırdı.

Gaçe (Gatsche), Çerkesya'da rahat dolaşabilmek için, sözü geçen, sayılan sevilen bir Çerkes'in himayesinde olmak gerekiyordu. Bu sözü geçen tanınmış kişinin adına misafirle birlikte dolaşan kişiye Gaçe denilirdi.



Galidsa, Abchazya'nın İlori yöresinde Karadeniz'e dökülen ırmak.



Galierd ya da Galierd, İnguş tanrılarından birisidir. 1810'da Rus egemenliği altına girince, İnguş yaşlılar meclisi bu tanrılar adına yemin etmişler ve yapılan antlaşmada da tanrılarına ve dini merasimlerine karışmama şartını istediler ve bu istek Ruslarca kabul edilmiştir. Rus misyonerleri 1820'den sonra Hıristiyanlaştırmak için çalışmalar yürütmüşlerdir.



Gaorce, Gwarce, Uzunyayla'da yaşayan Adigelerin yakmak için kuruttukları tezeğe verdikleri addır.



Gatukoi bkz. Hatichquahe



GeguakIo bkz. CeguakIu



Gekotey (Hekotey) (M.Ö. 433-388), yılları arasında Sind kent devletinin krallığını yapmıştır. Gekotey kanun yapıcı, sanata ve edebiyata önem veren, kendi adına para bastırmış dirayetli bir ‘Adige’ kralıydı.



Gelendsik, bkz.Chulıjıy



Gelin bkz. evlenme



Gelinin su getirmeye başlaması, gelin bir yıl boyunca ilk çocuğu oluncaya kadar hiç bir iş yapmadan Leğune'de otururdu. Bir yıl sonra ilk defa su getirmeye, diğer gelinlerle ya da komşu kızlarla birlikte, omzunda su sopası, iki ucunda su kovalar, ayrıca aynalar, küçük keseler vs. asılı olarak çeşmeye su getirmeğe götürülmesi merasimidir.



Gigre, Milattan önceleri klasik çağ Çerkeslerinin Yunanlara verdiği addır.



Gimriler, bkz. Kimmerler



Gogon, Kabardey Adigece'sinde metalden yapılma ince uzun su getirmeye yarayan testi.



Goşenay Temryuq kızı, 16. yy Kabardey Beyi olan Temrjuk'un kızıdır. Goşenay 31 Ağustos 1561'de Rus Çarı IV. İvan'la, Rus boyarları karşı çıkmasın rağmen politik bir evlilik yapmış, Maria adı altında vaftiz edilmiştir. Bu evlilikten bir erkek çocukları olsa da, Rus Boyarları, annesi Rus olmayan birisinin Çar olmasını istemediklerinden, her ikisini de zehirleyerek 6 Eylül 1569'da öldürmüşlerdir. Olaydan haberdar edilen Çar çok zalimleşerek imparatorluğunda yas ilan etmiş herkese siyah elbise giyme zorunluluğu koymuş ve imparatorluğunda her türlü mücevherat takılmasını ve taşınmasını da yasaklamıştır.



Gök gürlemesi, ilkbaharda gök ilk kez gürleyince, su kaynağına koşulur su getirilir ve bu suyla HarıpIe pişirilir ve tuz biberle yenilirdi. Hayvanlar da hemen suya götürülür ve su içirilirdi. Kim ki en önce bu sudan eve getirir, evde bolluk ve bereket olacağına inanırlardı. Ayrıca kışın gök gürleyip yağmur yağmadan kar yenmezdi. Burada Tanrı Şıble'ye duyulan inanç ve saygınlığı görebiliyoruz.



Grokausus (Grokavsus), İskitler'in Kafkasya'yı tanımladıkları addır.



GuaIşe, bu sözcüğün bir kaç anlamı vardır. 1. Prenses. 2. Uslu, terbiyeli ve hanım kızlara verilen sıfattır. 3. Kaynana. Gelinin, kaynanasının adını başkalarının yanında söylemesi ayıp sayılır ve ondan söz ederken g. kelimesini kullanır. 4. Evin beyi de hanımının adını söylemesi haynape sayılırdı ve ondan BısımguaIşe, Vınerıs ya da VıneguaIşe diyerek söz ederdi.



Gua1şe ğeğ, prenses ağlatan. Bjeduğlu Tl’ap’ El Hac Mustafa Mahir Efendinin araştırarak kaleme aldığı hikayesi şöyledir:

Kabardey'de peri misali bir kız ortaya çıkmış izini gören yüzünü görmeden aşık olur derecesinden nazik bir yaratıkmış. Görenler, ‘’acaba bu kız yüzünden, köyde ne çok fitneler olacak, ne kadar anlaşmazlıklar büyüyecek,’‘ diye düşünüyorlardı. Bu nazik ve güzel kız Biberd köyünde yaşıyordu. Bir akşam komşularının evinden yalnız gelirken, atlı bir baba dostuna rastlar. Kızcağızı biraz okşadıktan sonra, ‘‘gel kızım seni evinize kadar götüreyim‘‘ der. Çocukta hem bu kişiyi tanıdığından, hem de böyle şeyler adet olduğundan çekinmeyerek kabul eder ve ata biner binmez çak'o (*) ile yüzünü örterek doğru kendi evine götürür ve annesine teslim eder. Annesine ‘‘bu kızı canın gibi sev iyi bak ve eğit! Günü gelir hem sana, hem de bana yarar‘‘ diyerek iyice tembihler ve kalkarak kızın pederine gider. Bakar ki orada bir kıyamet. Kızın kayıp olduğunu anlamışlar ve herkes bir tarafa koşuyor. Ama boşuna. Neticede kızın babasıyla kızı çalan o gece sabaha kadar uyku uyumadan otururlar. Sabah erken geceden hazırlanmış atlara binerek, Timur kapı ile Anapa'nın arasında sormadık adam, gezmedik yer bırakmamışlar. Bulmak kabil mi, nihayeti, ‘‘bu kız periye benzer bir şey idi, şimdi başka aleme karışmış olsa gerektir‘‘ diyerek, pederini güç hal kandırarak dönmüşler.



Çok geçmeden bir düşmana karşı durmak icap etmekle yine kızın pederi dostu ile beraber savaşa gidip muharebe ederler iken Meskür dost ayrılır, vefat eder. Ölen adamın cenazesi evine götürülüp validesi merasim yemeği icra ederken, her nasılsa kız bazılarının gözüne ilişerek tanırlar ve derhal gidip babasına haber verirler. Babası da ‘‘eyvah dostumun niyeti fena değildi ama ne çare ömrü yetmedi. Matem bitinceye kadar kız orada kalsın,’‘ dediyse de, ‘‘Kabardey büyükleri bu olamaz, evladını kendi muhafaza etmelisin ki, o çektiğin mihnete bir daha uğramayasın’‘, diyerek kandırırlar. Kızı besleyen kadın karardan haber alınca, vefat eden oğlunun derdini unutarak, kızın ayrılığına yanmaya başlar. Topluluk kız çocuğu alarak, ağlaya ağlaya, babasının evine getirirler. Çocuk yine ağlar. Bir ağlamak ki, susturmak mümkün değil. O vakitte kızın asıl eski adını değiştirip, hanım ağlatan anlamında 'Guaşeğeğı' adını vermişler. Meskür kadına da bir takım güzel sözler ve pek çok hediyeler verilerek, istediği vakit yine görmek şartıyla evine geri gönderirler. Guaşeğeğ şimdi babasının evinde başka memede (sütannede) iken yine orada idi. Gençliğini görenler gördükçe yine görmek isterlerdi.



Hatta Kanşavş'u namında bir beyzade, kızı bir defa beşikte görüp, gözü kalmış idi. Bu sabiy kaybolduğu zaman, ondan haber alabilmek için gece gündüz durmadan gizli gizli aramıştı. Bu sefer çocuğun bulunduğunu işittiğinde, kılık kıyafet değiştirerek köye gelerek, kızın babasına hizmetkar olur. Memleketi uzak, kılık kıyafetini de değiştirdiğinden herkes onu gerçek bir hizmetkar olarak biliyordu.



Silah ve eğer takımı dahil her şeyleri kendisi yapar, çamaşır vs. iktiza edeni Çerkes adeti olarak Guaşeğeğı'ya diktirerek hem hizmetkar hem silahşor süvari olmuş ve en sonunda da beyinin mühim işlerine karışmağa başlamış idi.



Şöyle ki, efendisi bir düşman için tedarikte bulunduğunu görünce, gece Şhaloch atına binip işini bitirir döner. Efendi sabahleyin at, silah gibi hazırlık istediğinde, yavaşça yanaşarak, “yorulmayınız onun işi bitti”, derdi. Beyde adı geçenin adi hizmetçi olmayıp bey durumunda olduğunu bilirse de yine belli etmezdi. Ancak nereye giderse beraber alır ve saygı gösterirdi.



Bir gün bey odasında oturuyordu. Pencerenin karşısında ise Kanşavuş'u atıyla uğraşıyordu. Guaşeğeğı'da kapının bir kanadını açıp delikanlıya bakmakta iken, kendi işleriyle uğraşan delikanlıya, Şoloch cinsi atına binerek bir iki dizgin almasına beyan eder. Oğlan zırhına varıncaya kadar her şeyini mükemmel bir şekilde giyinerek biner ve kızın istediklerini yerine getirir. Bir dizgin eder. Bir daha artık ejder mi aslan mı desek caiz. Efendi beğendi ve bir de kamçı vurarak gitmesini ister. Olaylara seyirci kalan Guaşeğeğı' nın ‘’beni önünde hazır bulacaksın’’ diye işaret verdiğini anlar. Beye hitaben; ‘‘kamçı vurursam bir kusur etmiş olurum. Belki de bir daha hizmetinde bulunamam‘‘, dediyse de efendinin zorlaması üzerine bir kamçı vurur. Amir ; ‘‘bir vuruş maşallah kurşun gibi, bir dönüş tebarekallah, yıldırım gibi dedi ‘‘. Üçüncü defa kamçısını vurunca daha öncelerden beri güzelliğiyle bilinen 15 yaşında ki genç kızı, atının üzerine attığı gibi memleketine götürür. Bey de ardından bakarak güldü. Çünkü bu olay işine geldi. ‘‘Sonra bu nasıl şey, hali meçhul adi bir hizmetçi kıymetli kızını kaçırsa da, bu adam yine rıza göstersin diyenler “olduysa da'' ey arkadaşlar o sizin adi dediğiniz kişi, merhum falan beyin oğludur. Yetim kalınca edep ve terbiye öğrenmek için yanıma geldi. Keşke onun gibi bir yiğit daha bulsam da büyük kızımı versem‘‘ diye karşılık vermiş.



Gelelim Kanşavuş'a. Gelini ile beraber salimen memleketine vardığında İslami adetlere göre evlenerek, otuz cariye ve güzel at ve eğer takımları, kıymetli şeyleri nikah adeti olarak kayın babasına göndererek muhabbetleri artar.



Yine bey münasip bir zat bulup büyük kızını da evlendirmiş ise de Guaşeğeğı sırası gelmeden evlendiğinden ve kocası da yakışıklı olduğundan, küçük kız kardeşini kıskandığından bir birinden ayırmak için bin türlü hileler düşünmeğe başladı. Uzun müddet uğraştı. Sonunda bir fırsatını bulup, bir gece küçük kız kardeşinin yatağına yatar. Gece yarısı olunca Kanşavuş'u işin farkına varır. Kanşavşu sabahleyin, olan işi anlayınca, silahlanarak oradan geçmekte olan bir tatar kervanını, “haydutlardan muhafaza ederek, Karadeniz iskelesine kadar götüreceğim” bahanesiyle evden çıkıp gitmiş ve bir daha da geri dönmez.



Guaşeğeğı o günden sonra ne yedi ne içti, dokuz gün ve gece durmadan ağladı. Hain kadın “ gayeme ulaştım bu bana yeter “ diyerek oda kaybolur gider. Bir daha da yüzünü gören olmadı. Guaşeğeğı için bestelenen ağıtı duyan kızlar, muhakkak ağlayacaklardır.



A Biberdi kuace guşeme sira pşaşe ğeş'üağ

A cır sipace yi dişe pxevu pşehuce sepxiğ

A xedziğe seç'ı pşıtl'ıpxum sırı neçıha se,

A çıpxu hade-sade guşem sişhağuse guşeri yiğek'odiy

Se sivunej guşeri çiğeğupşiy se.

A sıtl'emi sı kumışhe hajıxer yemıptlınev sıkenaği se.

A se kısexul'ağem kınevij, şı'açer guğek'od kısfexuğa se..



“Biberd ahalisinin birinci nazlı kızı idim.

Şimdi odamın altın direğine esaret zinciri ile bağlandım.

Seçme otuz adet cariye nikahım iken,

sihirbaz cadı ve hain kancık aziz kocamı zayi etti.

Evimi yaktı.

ölsem bile köpekler kemiklerime bakmaz bir halde beni bıraktı.

Vay başıma gelenler haller.

Şimdiden sonra yaşamak benim için haram demektir,“ diyerek göçüp gitti.



Guchuacho veşch apşçi-гухахъо ошх апщи, afiyet olsun



GuçIe quzıbje-гук1э къузыбжьэ, Kabardey Adigelerinde tarla işlerinde en son gelene verilen kadeh dolusu içkiye denilir.



Gum/Gumaj (Gumay) Podkuma nehrinin Adigece adıdır. Kuma nehrinin yan kollarından birisidir.



Gumista, Ssuchum Kale'nin yanında denize dökülen ırmaktır.



Gumm, Orpheus'ta, Phasis nehrinin yan kollarında, hemen hemen çıplak yaşadığı belirtilen efsanevi bir halkın adıdır.



Gurchu-гурхъу, dibek



Guşçe quape yıbze-гущэ къуапэ ибзэ, Adige soylu ailelerinde görülen bir gelenektir. Soylu ailenin bir kız çocuğu dünyaya gelince diğer soylu bir ailenin erkek çocuğuyla nişanlanırdı. Bunu belgeleyen de beşiğe yapılan bir kertiktir. Beşik kertmesi.



Guşha, Adige gelenekleri gereği gelin her yanı süslenmiş bir arabayla getirilirdi. Arabanın üstünde ise ayrıca bir kumaş bulunur. Gelin arabaya biner binmez erkek tarafından giden atlılar gelin arabasının dört bir yanında nöbet tutarlardı. Gelin alayı harekete geçer geçmez, kız tarafı bu bez parçasını kapmak için art sırtında bir yarış ve mücadele başlatır. Erkek tarafı da bunu çaldırmamak için ellerinden geleni arkalarına bırakmazlar. Guşha'nın alınması damat tarafı için büyük bir ayıp olarak kabul edilir ve alay konusu olurdu. Gelinin taraftarları Guşha alır almaz, gelin alayı, Guşha geri getirilinceye kadar yerinde kalırdı. Bu yarış ve mücadele gelin alayı kendi avlusuna girinceye kadar devam ederdi. Gelin alayı evinin avlusuna girer girmez her şey normale dönerdi. Guşha gelinin namusu ve şerefi kabul edildiğinden çalınmamasına, kaçırılmamasına önem ve dikkat edilirdi. Dağlarda oturan Adigeler ise gelini genellikle at sırtında getirirlerdi. Damat tarafı ellerinde sembolik bir bayrakla giderler ve bu bayrak için yukarıdaki şekilde mücadele edilirdi. Gelin tarafı kendi avlularına geri getirmek isterken, damat tarafı da tersine kendi köyüne ya da avlusuna getirmek ister. Eğer düğün alayı birçok köylerden geçmek zorunda kalırsa, aynı mücadele yeniden başlatılırdı.



Günler ve tabular, Haftanın yedi günü için ayrı ayrı tabular vs. vardır: Pazar tanrının günü ve çalışılmaz, cuma günü çamaşır yıkanmaz, salı ve çarşamba günleri uğursuz gün olarak kabul edilir; a) Tırnak kesilmez, b) Evler süpürülmez. c) Çöp dışarıya atılmaz. d) Kumaş kesilmez. e) Çamaşır yıkanmaz. Bilhassa salı günü asla yola çıkılmaz. Salı günü yola çıkanın elleri ve kafası titrer olur vs . gibi.



Gürcü Askeri yolu, bkz. Bab-El-Alan



Güsar Vasfi Dr. Med. (1895-1978), İstanbul'da doğmuş, Amman'da ilk okulu, Şam ve Nablus'da orta ve lise öğrenimini yaptıktan sonra İstanbul'da askeri tıpta okumuştur. İstanbul'da kurulu olan Çerkes Teavün Derneği'ne 1912'de üye olmuştur. Çerkes etnik kimliğini saklamadığından dolayı mesleğinde rütbe alamamıştır. İstiklal savaşında doktor olarak görev yapmış ve İstiklal Madalyası almıştır. Türkiye'nin 'çok partili' düzene geçmesiyle 1952'de İstanbul'da kurulan ''Kafkas Kültür Derneği'nin'' kurucuları arasında yer almıştır. Derneğin yarı resmi organı olan 'Yeni Kafkas' aylık derginin redaksiyonunu ve sahipliğini üstlenerek 1963 yılına kadar aralıksız yayınlamayı başarmıştır. Bu yıllarda tüm batı dünyasında geçerli olan ''soğuk harb'in'' akımına kendini kaptırarak bu etkiyle yazılarını yazmış ve yazıları farkına varmadan amaçlarının tersini yaratmıştır. Çünkü bu tür ‘anti Çerkesya’ yazılarıyla büyük bir Adige kesiminin umudu olan anavatana dönebilme hayallerini yıkmıştır. Çerkes isminden korkulduğundan 'Kafkas' kelimesine sığınılarak, politik ve etnik beraberlik ve önemlisi sayıca çokluk görünmek için 'her Adige Çerkes'tir ama her Çerkes Adige değildir' tekerlemesini ortaya atarak, zaten karmakarışık olan ulus, millet bilincini daha da çıkmaza sokarak, farkına varmadan Çerkeslik davasına fayda yerine zarar da vermiştir.


Guşha. Çerkesce'yi bilmediği halde çok milliyetçi bir Adige idi. İlginç olanı kendisinin anadilini bilmemesini gayet normal görürken, kişilerin soyadlarının Türkçe olmasına tahammülü yoktu.



Hable, önceleri bir büyük ailenin adını taşıdığı (örneğin; 'Azmeskohabl') yerleşim birimi. Şimdi ise anlam değiştirerek mahalle anlamında kullanılmaktadır.



Habzvıd, iki deniz arasında yaşayan tılsımlı atlardan yılkısı olan kadın bir dev. Nart Verzemec (bazı anlatımlarda Sawsırıqo olarak geçmektedir) Psetın Guaşe'nin yardımıyla, kendisini kaçırarak yedi yıllığına tutsak kılan Arcon-Archonıj'dan kurnazlıkla atı Jaq-Jaq'ı nereden aldığını söyletir. Yaşlı bir çoban'ın verdiği sıkı talimatlarla Verzemec bu ülkeyi bulmaya yola koyulur. Yol boyunca zorda kalan bir kurda, kuşa ve balığa yadım eder. Habzvıd’ın ülkesine varınca fark ettirmeden yaklaşarak omuzlarından arkaya beline kadar sarkan göğüslerine dudaklarını değdirir. Böylece gelenek gereği Verzemec evlatlığı olur. Ancak Verzemec'ın geliş nedenini ve istediğini öğrenince Habzvıd ona üç gece peş peşe yılkısını yayıltarak eksiksiz geri getirirse, istediği atı vereceği sözünü verir. Verzemec teklifi kabul eder. Birinci gece Habzvıd ıslık çalınca atlar bozkırda kaybolurlar. Ancak yol boyunca yardım ettiği kurt yardımına gelerek birinci gecenin, ertesi gece yine çalınan bir ıslıkla atlar göklere çıkarak uçup kayıp olunca yine yolda yardım ettiği şahin gelerek atları toplayarak geri getirerek ikinci gecenin, son gece atlar aynı şekilde denize dalarak kayıp olsalar da yol boyunca yardım ettiği balık yardım ederek, atları denizden geri çıkararak üçüncü gecenin sınavını da kazanır. Verzemec en son gece denizde doğan bir tayla yılkınının bir fazlasıyla çoğaldığını Habzvıd'da söyler. Verzemec bu tayı seçer ve almak ister, sahibi Habzvıd isteksiz verir. Yolda tay Verzemec'e şöyle seslenir; 'kardeşim benden daha çok anne sütü içti. Beni bırak anneme gideyim kardeşimden daha çok süt içeyim ve ondan sonra geri gelirim. Ancak o zaman kardeşimi geçebilirim'. Verzemec ister istemez tayı bırakır ve gerçekten de kısa bir zaman sonra geriye yetişmiş bir at olarak gelir. Bu atın yardımıyla Verzemec Nart Kızı Psetın Guaşeyi devden kaçırarak Nart ülkesine geri getirmeyi başarır. (bkz. Vıd)



Hacemıko Hacı, bağımsızlık savaşı yılları sırasında Abzechlerin tanınmış thamatelerinden birisidir. Çar II. Aleksander, Adigey'e gelince onunla Chımış ÇIey'de görüşme yapan bir kısım Abzech delegelerinin başında olan kişidir. Önce çar bir konuşma yaparak ''barış istediğini, herkesin din ve geleneklerini serbestçe tatbik edeceğini, tek isteğinin güney Kafkasya'ya askerlerinin rahatça gidebilmesi için emin bir yol istediğini, gelin savaşı durduralım ve barışı gerçekleştirelim '’ der. Bu konuşmadan sonra Hacemıko ayağa kalkarak çara şu tarihi cevabı verir; ''Vatanımı çok seviyorum. Buraların çocuklarımın da vatanı olarak kalmasını istiyorum. Savaşla vatanımıza sahiplenemeyeceğimizi anlamış olmamız gerekir. Türkler bize ne yardım etmek istiyorlar ne de edebilecek durumları var. Ben sayın Çar Aleksander'in dediğini kabul ediyor ve barış antlaşması taraftarıyım'' der.



Arkasından diğer bir delege Zeyko Şutzejıko TlIışe söz alır ve şu konuşmayı yapar; ''Sayın çar önce tüm askerlerinizi çekiniz. Son savaşçımıza kadar savaşa devam edeceğiz.'' Daha sonra yanındaki torbadan bir avuç tuz alarak Şhaguaşe nehrine atarak sözlerine şöyle devam eder; ''Gördünüz mü tuzun nasıl eriyip gittiğini ? İşte bu tuz gibi bizler de Rusların arasında eriyip gideceğiz.'' Bu cevaptan sonra Absechler bir birleriyle anlaşamazlar ve sonu gelmez tartışmalara girerler. Durumu iyi kavrayan çar ayağa kalkarak; '' önce kendi aranızda anlaşın, daha sonra konuşuruz. Ancak savaş istiyorsanız, ben de sonuna kadar bu savaşa devam edeceğimi unutmayın,'' diyerek oradan ayrılır. Zaman ise Hacemıko'yu haklı çıkarmıştır.



Hacı Ahmet, C. Stücker Adigey'e gelince kıyı boyunda bazı küçük kalelerin onarımında çok yardımı dokunan bir Adige. bkz. Stücker



Hacı Mohamet. Şamil’in Abedzechlere gönderdiği naip. Halkın gelenek ve göreneklerini bir tarafa iterek şeriatı uygulamaya kalkınca meçhul kişilerce öldürüldü.



HaçIe, HaşIe, HaIe, konuk sözcüğünün çeşitli Adige diyalektlerinde söyleniş şeklidir.



HaçIeş, konuk evi. Adige köylerinde avlu içinde ancak asıl evden uzakta, misafirin rahat edebileceği şekilde kurulmuş bir misafir evi bulunurdu ve köye gelen konuk burada ağırlanırdı. Misafir genelde H. sahibince ağırlansa da, daha önce ev sahibine söylenerek izni alınarak komşular ve köy halkı da ağırlayabilirdi. HaçIeşlerin Adige sosyal yaşamında özel bir yerleri vardır. Burası haberleşme, eğitim ve öğretim merkezi görevini de yerine getirirdi. Yakın akraba ve dostları genelde asıl ev kısmında misafir odasında ağırlanırdı. HaçIeş günümüzde anlam ve fonksiyon değiştirerek 'Otel' anlamında kullanılmaktadır.



Hadağe-хьадагъэ, vefat edenler için düzenlenen merasim ve ağıtlar.



Hade-хьадэ, ceset.



Hadağe maşIö-хьадагъэ маш1о, cenaze olan bir ailede en az üç gün ne ateş yakılır nede yemek pişirilirdi. Akrabalar ve komşular hazır pişmiş yemekler getirerek yas tutan aileyi ve gelen misafirleri ağırlamaları geleneklerdendi.



Hadağe maqeğe1u, komşu köylere ölüm haberini götüren haberciye denilir. Bu kişi yas haberini atlı olarak götürüyorsa atının kuyruğunu bağlamadan giderdi ki bu acı bir haber götürdüğünü gösterir ve atı her gören acı bir haberin olduğunu anlardı. Çerkesler atlarının kuyruğunu topuz şeklinde bağlamadan binmezlerdi.



Hadrıch, öbür dünya, ölülerin gittiği yer. Ahiret. Ölümden sonra ebedi bir yaşamın olduğun inanırlardı. Öbür dünyada ceza olmadığı ve tam tersine her şeyin çok güzel ve iyi olacağı inancındaydılar. (Bkz. Th. Lapinski s. 161)



HadeIus, cenaze kalktıktan sonra beraberce yenilen yemeğin adıdır.



Hakurate Şahençeriy Vmar oğlu, 28 Nisan (10 Mayıs) 1883 yılında Chaştuk-Хаштук köyünde dünyaya gelmiştir. Penejıkuay köyünde 1899'da ilkokula başlar ve 1905 de bitirir. 1905-1907 yılları arasında Yeketeranidor'da yapılan yürüyüşlere katılmıştır. Sovyet devriminden sonra Adige Özerk Bölgesi’nin kurulmasında, Aralık 1922’de parti sekreteri olarak en önemli rolü oynamış kişidir. Moskova'da 5 Ekim 1935'de parti hastanesinde vefat etmiş bir varyanta göre de 'Adige halkının sorunlarını her yerde ön plana çıkardığından 'Stalin tarafından zehirlettirilerek öldürülmüştür. 10 Ekim'de anavatanı Adigey'e getirilerek toprağa verilmiştir. Yaşamı boyunca halkının ve kültürünün yok olmaması için elinden geleni geriye bırakmamıştır. Halkının çağdaşlığı yakalayabilmesi için tüm güçlerini seferber ederek, gençleri devlet parasıyla okutmuştur. Arada bir Yekeradinora giderek eğlence yerlerini gezerek okutmaya gönderdiği gençleri kontrol ederdi. Sağda solda haylaz gezerken yakaladıklarına önce; "Halkın senden çok şey ümit ediyor. Sen burada eğleniyorsun" diye ihtarda bulunurmuş. Eğer aynı kişiyi ikinci üçüncü kez yakalarsa elinden düşürmediği kamçısıyla dövermiş.



1925 yılında onun adını taşıyan teknik öğretmen okulu açılır. Daha sonra Andrıchuaye Chusen Pedagoji Öğretmen Okulu adını alır.



Haluju-хьалужъу, ince açılmış hamur içine peynir, patates ya da kıyma konularak, yarım ay şekline getirilerek kızgın sıvı yağa atılarak kızartılan bir nevi börek.



Hamit Abdülhak, ünlü Osmanlı yazarlarından birisidir ve annesi Çerkes kökenli cariyedir.



Hanwan Jonas, 1752 yılında güney Rusya ve Kafkasya'ya gezi yapan bir seyyah.



Hantzeguaşç-хьанцэгуащ, kuraklık olduğu zaman yağmur yağdırmak için yapılan dini merasimlerden birisidir. Odundan bir kürek şeklinde yapılan bir bebeğe kadın elbiseleri giydirilir. Köyün kız çocukları bebeği ellerine alarak koro halinde; 'HantzeguaşçIer keteşeçI, Veşch kıtfeğeşch titha tlapI (Kürek prensesini gezdiriyoruz, yağmur yağdır ulu Tanrı)' dizilerini söyleyerek kapı kapı dolaştırırlar. Her kapıda bebek suyla ıslatılır, hane sahipleri kız çocuklarına börekler çörekler verirler, sonunda da Hantzeguaşç dereye ya da ırmağa atılır, toplanan yiyecekleri de çocuklar beraber yerler. Bu merasim başından sonuna kadar tamamen kadınlar tarafından düzenlenir ve yürütülür. Gezdikleri sırada önlerine gelen her erkek kişiyi bol suyla ıslatırlar ya da suya atarlar. Üç gün suda kalan Hantzeguaşç çıkarılır ve kırılır. Aksi taktirde fırtınalarla sel felaketi olacağına inanırlardı.



Şapsığ Adigeleri Psıgoşçah-Псыгощахь derlerdi ve merasim bittikten sonra birbirlerini suya attıkları da olurdu.



Хьацэгуащэр зэтэщэра Псыгощахь орэд
Хьэнцэгуащэр зэтэщэра Тыгъурыгъор псышъхьэ мапэ

Ощхыр къэщха ! Титхьэ лъап1 къегъэпэпэха...

Ныхэтхы къыщэгъуэгъо- Хьэмц1ыир псышъхьэ мапэ-

Ощхыр къэщха ! Титхьэ лъап1, къэгъэпепеха...

Лыгъотхы къыщегъэщха ! Фыгъожъыер псышъхьэ мапэ,

Ощхыр къещха ! Ситхьэ лъап1, къегъэпэпэха...

Шъэонахъор къоепсы рагъашъуа !



Haş1e-Хьааш1э, baba Haş1e diye çağrılırdı.



HaramIuaşçh-хьарам1уащхь, masallarda ve beddualarda kullanılan bir dağ adı. Haram sözcüğü Arapça'dan alınma yabancı bir kelimedir.



Hasan Efendi Hadji, İngiltere’ye Çerkesya elçisi olarak giden kişi.



Hasta tedavisi, 19. yy.'ın ortalarına doğru yapılan gezi notlarında rastladığımız bu tedavi usulü islam diniyle birlikte batıl bir inanç olarak Adigeler arasında yaygınlaşarak yer tutmuştur. Hastalar için uygulanan bu tedavi şekli tüm islam halklarında yaygındır. Hasta olan ya kendisi ya da yerine birisini Yefendi'ye gönderir. Yefendi kurandan ayetleri kağıtlara yazar. Bunlardan birisi su dolu bir bardağa konarak, suyu bittikçe yenilenerek yedi gün boyunca içilir. Diğeri de yedi kat mumlu beze üçgen şeklinde sarılarak bedende ya da yastık altında taşınır. Bu sayede hastalıkların iyileşeceğine inanılırdı ve inanç olduğundan hafif derecede ruhi nedenlere dayanan hastaların iyileştiği de olurdu. Diasporada yaşayan Adigeler arasında halen bu tedavi şekli yaygındır. Hatta perestorıkadan sonra Adigey Cumhuriyeti'nde bu dualar Adige olmanın belirleyicisi olarak boyunlara takılmaktadır.



Haşçır Killar- Хьащыр Киллар, Oşhamafe dağının tepesine. 11Temmuz 1829'da ilk ayak basan alpinisttir.



Haşoko Adel Muhamçeri, 1933-1984, Amman'da dünyaya geldi ve orada okula gitti. Gençliğinden beri halkı ve halkının sorunlarıyla ilgilenmeye başlar. Bilhassa ikinci dünya savaşından sonra ünlü Adige ozanı Kube Şaban'ın Amman'a gelmesinden sonra ondan aldığı bilgilerle hayatını tamamen Adigelere ve Adige kültürüne adar. Amman'daki " Çerkes Yardımlaşma ve Çerkes Gençlik derneklerinde'' görev aldı ve faal olarak çalıştı. Kube Şaban ile birlikte "Kebardeyme ya ceş tev" ve "Göç" adlı tiyatro eserlerinin sahneye konmasında etkin rol aldı. Derneklerde okuma yazma kursları düzenledi. Bu tür çalışmaları rejimle iç içe olmuş, enseleri kalın Adige kökenli yüksek mevkideki bürokratların işine gelmiyordu. Bu nedenle kendisi gibi düşünen vatansever gençlerle, Adige halkının sorunlarına çözüm aramak için gizli toplantılar düzenliyorlardı. Ürdün gizli servisinin dinlemesinden çekindiklerinden dışarıda geniş arazide ve çölde toplantılarını yapıyorlardı. Bir gece evine baskın yapan 'Adige!' kökenli Ürdün gizli emniyeti görevlileri onu ve Semih Thabısımı tutuklarlar ve çöle götürürüler. Aylarca boynuna kadar gelen suda bekleterek işkence yaparlar ve sonunda bırakırlar. Her iki kader arkadaşının bu işkence sonunda böbrekleri iltihaplanır ve her ikisi de aynı böbrek yetersizliğinden bir hafta arayla Adel Muhamkeri Wuppertal'de, Semih Thabısım ise Anavatan Nalçık'ta hayata gözlerini yumar.


Adel Muhamkeri'nin tutuklandıktan ve gördüğü işkenceden sonra artık Ürdün’de yaşayamayacağını anlar. Zaten Kube Şaban'da Fransa'ya geçmiştir. Ancak onun hedefinde anavatan vardır. Anavatana giderek oraya yerleşmek en büyük amacıdır. Bu amaçla 1960’da önce Varşova’ya gider oradan da Moskova'ya. Ancak her nedense Anavatan Çerkesya'ya giderek yerleşme izni alamaz. Üzgün olarak zamanın Sovyetler birliğinden ayrılmak zorunda kalır. Artık gideceği ülkesi yoktur. Almanya'ya gelir. Kaderi Wuppertal kentine yerleşmek olur. Burada da eşi Elke'yi tanır ve onunla hayatını birleştirir ve evlilikten bir kız çocukları "Diyane" dünyaya gelir.


Adel Çerkes'siz yapamayan sıhhati pahasına olsa halkına, diline, kültürüne aşık bir insandı. 1960'lı yıllarda Almanya'da yabancı hemen hemen yok gibiydi. Hele hele Türkiyeliler hiç yoktu. Bir şeyler yapmak istiyor, çalışmak istiyor. Fakat Adige bulamıyordu.



Türkiye'den işçiler gelmeye başlayınca Adigeleri aralarında arıyor ancak bulamıyordu. İşte bu aşamada diasporada ilk kez kendi halkının öz adı olan ADİGE Kültür derneğini Schwelm’de kurar. Kurucu üyeler arasında Türkiyeli tek bir Adige yoktur. Bu ad bazı çıkarcı çevreler arasında sıkıntı yaratarak, vefatından sonra değiştirilmek istendiyse de başarı sağlanmamıştır. Bu ad daha sonra kurulan bir çok derneklere (Zwingenberg, Nürnberg, Oyten, Hamburg olmak üzere) örnek olacak ve zamanla Kafkas adlı derneklerde isimlerini değiştirerek (Münüh, Köln vs.) Adige ya da Çerkes adını almışlardır ve özlerine kaynaklarına dönmüşlerdir.



Adel yaşamının büyük bir kısmını halkına adamış ender büyüklerimizden birisidir. Kişiler ölür giderler amma yaptıkları çalışmalar asla yok olup gitmez. Kişileri yaşatan, ölümsüzleştiren başardıkları işler ve insanlığa bıraktığı eserlerdir. İşte Ürdün'de genç yaşlarında hazırlayarak Adigelerin istifadesine sunduğu eserleri. Bu eserleriyle Ürdün'de gerekse İsrail'deki yüzlerce Çerkes çocuğu anadilimizde okuma yazmayı öğrenmişlerdir. Eserleri; Di Anabze 1958, Adige Alfibe 1959, Chechığev Adige Vered zavıl 1960, Mefepç 1960, Adige alfabem yığuaz, Zı mafegorem, Nart Tchıdecher, ayrıca Nıbjeğu adlı üç dilli dergininde yayınlanmasında emekleri geçmiştir. Wuppertal derneğinde de yayınlarının yanı sıra sayısız müzik kasetleri hazırlayarak tüm dünya Adigelerine Adige parası karşılığında dağıtmıştır.


Adige kültürüne olan tutkusu aile yaşamını yıkmıştır. Wuppertal Elberfeld’de kiraladığı tek odalı apartman odasında yaşamına devam ettirmiştir. Yatalak hasta olduğu zamanlarda bile Çerkes geleneklerini uygulayan tavizsiz bir Adige idi.



Hatichquahe, russ. Attigoi, Gatuqoy, Klaproth; Hattukai, Bodenstedt; Gatjukoi, Rommel; Hattukei, Anadolu'da 1960'larda çalışan L. Kossiwig; Khatuköy, Hatsuköy adlarını Türkçeleştirerek kullanarak yanılgıya düşerken kendi kendilerine Hit ya da Hetıquay (хьэтыкъуай) derler. Şhaguaşe ile Afips nehirleri arasında oturuyorlardı ve Adigey'de bir köy olarak kalırken, Sürgünde Uzunyayla'da 15 köy kadar en kalabalık olarak vardır. İsrail'deki Kfar Kama'nın da hemen hemen pek çoğu Şapsığ Adigece'si konuşan Hetıkuay’dırlar.



HatiyaqIo-хьатияк1о, Adige düğün, eğlence ve şölenlerinde halk oyunları oynanırken, oyun boyunca düzenden ve kurallardan sorumlu kişidir. Erkek HatiyaqIo ile birlikte kızlarında HatiyaqIo orada seçilirdi. Bunlar genellikle herkesi tanıyan ve herkesin sevdiği ve saydığı kişiler olmaktadır. Erkek HatiyaqIo sembolik olarak elinde basit bir değnek yada dejıye blağe taşırdı. Bu geleneğin kökü çok eski devirlere kadar gitmektedir. Strabo, ''bu halklar kutsal asa taşıyan kişilerce yönetilirler'' diye yazmaktadır. Tarihi Adigey'de yapılan kazılarda da bunu doğrulayıcı olarak mezarlarda üzerlerinde ve uçlarında hayvan rölyef ve şekilleri bulunan kutsal asalar bulunmuştur. Zaman içinde değer yitirse de düğünleri idare edenlerin taşıdıkları sembolik bir araç olarak günümüze kadar yok edilmeden gelmiştir. HatiyaqIolere sorulmadan düğünden çıkıp gidilemez, onlar müsaade etmeden ortaya çıkılarak oynanmaz. Kim ki, geleneklere karşı harekette bulunur HatiyaqIo kanalıyla cezalandırılır. Kimi Adige kabilelerinde bir düğün ya da eğlence HatiyaqIo tarafından yapılan halk dansıyla açılır ve kapatılırdı.



Hatko Ahmed, 24 Eylül 1901-1937. Hatığujıkuaye köyünde doğmuştur. 1910-1912 yıllarında köyde okula gider. Ufa kentinde din okulunu daha sonrada Batalpaşınk'de öğretmen okulunu bitirir. Sovyet devriminden sonra Ğobekuay köyünde öğretmenlik yapar. İlk şiirleri 1923'de Adige Makhe'de yayınlanır. Adigey'de ilk defa Adigece şiirler yazarak yayınlayan ilk şairdir. 1926'da Moskova'da Doğu Üniversitesi'ni bitirir. Adige Makhe gazetesinin ikinci redaktörlüğünü yapar. 1934'den itibaren vefat edinceye kadar Adige yazarları birliğinin sekreterliğini yapmıştır. Eserleri; Bılım Fek1od 1927, Ç1er 1930, Mekhamecher 1931, Çasovoy 1935, Tz1ıfır şere1 1959, Stıchcher 1967, Mujestvo adlı eseri de 1938 de Rostov na Don kentinde yayınlanmıştır.



HatrantıkIu-хьатрантык1у, Adigeler arasında ''tanrı seni HatrantıkIu Dağına götürsün'' şeklinde kullanılan beddua sözcüğüdür. HatrantıkIu bir toponomi'dir. Bazı dil bilimciler Anapa kalesi ile HatrantıkIu aynı görmektedirler. Çünkü oraya esir olarak getirilip satılanların, bir daha geri dönmeleri çok zordu.



Haynape, Adigelerde bir kişiye söylenecek en ağır kelimelerden birisidir. Bu söz söylendiği zaman kişinin ne kadar olumsuz tutumu olsa dahi anlaşma en azından tarafsız kalma yoluna giderdi. Ayıp anlamında olmasına rağmen çok daha detaylı ve yaptırımcı caydırıcı bir anlamı vardı. Knobloch (1991;14) şu şekilde açıklama yapmaktadır:'' ha 'köpek' + (y)i ' toprak; pislik' - na 'göz' + pe 'ağız'. Karşısındakine reel ya da manen suratına yaptığı işin iyi olmadığı anlamında yüzüne söylemek ve atmaktadır.



Heble-хьэблэ, mahalle.



Hebzvıd-Хьэбзуд, kancık köpek cadaloz.



Hedağepaşe-хьэдагъэпашэ, taziyeye giden gurubun başkanına denilir. Gurup avluya girince Hedağepaşe bir kaç adım ileriye çıkar ve gurup adına taziyede bulunur ve daha sonra geri çekilerek guruba katılır ve taziye yerinden ayrılırdı.



Hedetej-хьэдэтеж, faili meçhul cinayetlerde, öldürülen kimsenin yanında bulunan malı mülkün, belirli bir zaman, akrabaları bulunarak gelinceye kadar saklanmasına denilir.



Hek1otey, 433-388 yıllarında yaşamış ve Sind krallığını yapmıştır. Adına paralar bastırmış, kanunlar çıkarmış, güzel sanata değer vererek gelişmesini sağlamıştır.



Hel-хьэл, kama. Odun yarmada kullanılan kama.



Heluğ mıkumıpş mayasız pişirilen ekmek



Hendırquaqoe-хьэндрыкъуэкъуэ хуэпэ, yağmur yağıp yağmayacağını tespit etmek için yapılan bir merasimdir. Bunun için bir kurbağa yakalanır ve kadın elbiseleri giydirilir. Daha sonra havaya atılır. Kurbağa yere düşer düşmez bağırır ve sıçrarsa yağmur yağacağının habercisi olarak kabul edilirdi.


Diğer bir merasim ise ilkbaharda kurbağalar bağırmaya başlayınca düzenlenir. Çocuklar kollarını pantolonlarının kolundan çıkararak dört ayaklı bir kurbağa şeklini alırlar ve avluda sağa sola sıçrayarak yedi tane taş toplanır ve aşağıdaki şarkı söylenir;

''Var var '' Ти1 ти1

Neyimiz var, neyimiz var Сыд ти1 сыд ти1

Olmayan yok Тимы1эж шъы1эп

Olmayan yok !'' Тимы1эж шъы1эп ''



Henepşıf Habl, bağımsızlık savaşı yıllarında Kuzey Abezechlerin reisliğini yapmış, bkz. Muhammed Emin'in oturduğu köyün adıdır. Adigey Cumhuriyeti'nde Lağo-Naqe'ye giderken, solda yüksek tepede kurulu olan Dache köyünün yakınındaydı.



Heneter bkz. Budinen



Heniochen, Karadeniz kıyısında yaşayan bir halk. Bunların Argonautlarla beraber gelen Spartalar olduğunu ileri sürenler vardır. Ancak Heniochenlerden söz eden Yunan yazarlar her nedense bunların Spart asıllı olduklarını yazmamaktadır.



Hepeşçıpche-хьэпэщыпхэ, koyunu kayıp olan kimse koyununun kurtlarca parçalanmasını istemiyorsa eline bir ip alarak Yefendinin evine gider. Hoca bu ipi ayetler okuyarak üfler ve üç ya da yedi adet düğüm atar. Daha sonra eve gelir, ipliği kamasının ucuna dolar ve kapının arkasına kamanın ucu yukarı gelecek şekilde kayıp olan hayvan bulununcaya kadar dikili tutulurdu.



Herberstein von Siegmund Freiherr, Humanist ve filozof. Rusya ve Rusya halkları üzerine eserleri vardır. Eserlerinde Çerkeslerden de söz etmektedir.



Hesha, bkz. MequIate'nın Hatıkuay diyalektinde adıdır.



Heschaha bkz. MequIate'nın Kabardey diyalektinde adıdır.



Hızel İbrahim, tarihi Adigey'e geri dönerek Peneches'te okul açarak halkına hizmet eden vatansever Adige'dir. Ekim ihtilalinden sonra Düzce'ye geri dönerek 1960'da vefat etmiştir.



Hieros bkz. Gelendsik



Hippisch-Lippisch (Hippiş-Lippiş), Kabardey Adigelerinin Oşchıtchu'a verdikleri addır.



Hippus, Tschenistzchale, Rion nehrine Kuzey'de katılan bir yan nehir.



Hiristiyan dini, bu semavi din IV. yy'dan sonra Bizans kanalıyla yayılmaya başlamıştır.. Herberstein şöyle yazıyor: Yunan kilisesine bağlı hıristiyandırlar. Dini İbadetlerini ve seremonileri kendi anadillerinde yaparlar.



Hordgaei (Hordgaay) Abghaz, Megrel ve İberia bölgesi dağlarına verilen ad.



Horschelt Theodor (1829-1871) 1858’de Tiflis'e gelerek, 1859'da Şamil'in teslim alınması savaşına bizzat katılmış 1863'de Münih'e geri dönmüştür. Savaş alanını canlandıran birçok resimler yapmış ve Şamil'in teslim alınışı tablosunu da 1865'de yapmıştır. Eserleri Rus Çarı tarafından satın alınmıştır.



Hurame, о хьурамэ хьурамэ

хьурамэ такъэ

такъмакъыр зи аша

зи ашэр л1ыук1а

л1ыук1ыр devamını yaz!



Hüseyin Tosun, (Shaplı) (1875-1935) Türk ajans müdürlülüğünü yapmıştır. Balıkesir Gönen Üçpınarlı'dır. Adige tarihini yazmış ve Abdülhamit II tarafından tutuklanmıştır. İstanbul'a yürüyen ordunun komutanı Mahmut Şevket paşa ilk iş olarak Hüseyin Tosun beyi zindandan kurtarır. Hüseyin Tosun su ekmek istemeden 'Çerkes tarihi müsvettelerini' istemiştir. Ne bu müsvetteler, ne de kitap haline getirilmiş olarak ortada yoktur. Ancak daha sonra bu müsvetteler ‘’büyük bir ihtimalle Gnrl. İsmail Berkuk ele geçirerek bazı düzeltmelerden sonra yayınlamıştır’’, denmektedir.



Alman istihbaratının raporlarına göre T.C.nin kurulmasından sonra Çerkeslerin geriye dönmelerine şiddetle karşı gelen ve geriye göç etmelerini önleyen yüksek bürokratlardan birisidir.



Hypanis (Hipanis), bkz. Psıj



Hyrgis (Hırgis), Don nehrinin yan kolu olan Denetz'in adıdır.



Ibsib (Ibzib), Abchaz kabilelerinden birisidir ve Absıb (Abzıb), Bsıb (Bzıb) diye de bilinir.



İngilis (ingiliz) Pascha (Paşa), Bielefeld 1826- asıl Adı C. Stücker olan alman asıllı, İngiltere hizmetinde albay rütbesinde bir subay. Osmanlı devletinde jandarma teşkilatını kurmuştur. Daha sonra İstanbul’daki Çerkes kökenli kişiler onu Adigey'e maaş karşılığında ordu teşkilatı kurdurmak için gönderirler. 28 Mayıs1857 de Tuapse’ye gelir ve 26 Ağustos1858'de buğday yüklü bir mavnayla Çerkesya'yı terk eder. Anılarını Türkiye ve Çerkesya'da insan karakterleri, adlı yapıtında yayınlar.



Ingur (Ingori), Abchazya'nın güneyinde bir nehir. Abchazya ile Samursachan arasında sınırdır.



Interiano Giorgie, 1550-1557 seneleri arasında Kafkasya’da kalmış ve Adigeler arasında yaşamış Cenevizli gezgin. I. gezi notlarında Adigeler hakkında detaylı bilgiler vermektedir.



Iskurias, Iskurtsche, bkz. Diaskurias



Islık çalmak, evin içinde ıslık çalmak bazı Adige kabilelerince yasaklanır. Islık çalınınca ev farelerle dolar ve eve uğrusuzluk getireceğine inanırlardı.



İdam, Adige toplumunun geleneklerindeki ceza kanunlarında, idam ya da kafasını kesme kararları yoktu. Kişiler üç şekilde cezalandırılırdı. 1. Hırsızlık olduysa çaldığı malın karşılamak. Eğer ölüm olayı olduysa halk meclisinin kararı doğrultusunda; a) Mal mülk ödenerek karşı taraf razı edilir. b)Tüm ailesiyle birlikte köyünü terk etmek zorunda bırakılırdı c) İşlenen suç çok ağırsa örneğin katillik gibi, köle olarak yurt dışına satılırdı. Günümüzde insan hakları dernekleri, demokrasinin beşiği sayılan Avrupa'da halen ölüm kararlarının kaldırılması için mücadele ederken, Adige toplumu bu insan haklarını çoktan tatbik etmekteydi.


İslam, Adige halklarının İslamiyet'i kabul etmesi değişik yıllarda ve kanallarla olmuştur. İlk olarak İslamiyet dinine geçenler Kabardey Adigeleri olmuştur. Kabardey soyluları 15. yy’dan itibaren Kırım Hanlığının baskılarıyla İslam dinini benimsemeye başlarlar. Kabardey soyluları başlangıçta halka İslam dinini yasaklamışlardır. Kırım hanları ve Dağıstan beylerinin baskılarına ve vergilerine dayanamayan Kabardey beyleri Ruslardan yardım isterler. Temryuku'un kızı Goşenay Korkunç İvan'la evlenir ve Maria adıyla vaftiz edilir. Temryuk halkın tekrar Hıristiyanlaşması için Moskova'dan papazlar getirtir. Böylece Bizans Ortodoks Kilisesi'nden Rus Ortodoks Kilisesi'ne geçiş yapılmış olur. İslam dini daha sonra Kırım Hanlarının askeri baskılarıyla zaman içinde bütün halk tarafından benimsense de Mezdegu yöresinde oturan Adigeler Hıristiyan dininde kalmışlar ve halen de Hıristiyandırlar.

Batı Adigeleri de İslam diniyle 1770 tarihinden sonra yakından ilgilenir olmuşlardır. Askeri ve ekonomik gücü azalan Osmanlılar, yeni ve dinamik devamlı toprak kazanan ve imparatorluğunun Romanya sınırlarını zorlayan ve gün geçtikçe başarı sağlayan Çarlık Rusya'sına karşı kendine denge ve rahatlama sağlayabilecek bir cephe açmak gerekliliğine varan Babı-Ali Çerkesya’yı bu iş için elverişli bulur. Gürcü asıllı bir paşa olan Ferah Ali Paşa'yı görevli olarak Çerkesya'ya gönderir. Dinden ziyade politik amaçlı misyonlaştırma hareketi, Osmanlı lehine çok iyi, Ruslar ve bilhassa Çerkesler için çok kötü çekilmiş bir piyondu. Adigeler için yok olmanın edilmenin başlangıcı olmuştur. Çünkü Osmanlı tehlikesini gören Ruslar ikinci bir Osmanlı cephesinin açılmaması hele hele sağlam ayaklar üstüne basmasının kendi aleyhlerine olduğunun çok iyi bilincindeydiler. Neticede de yavaş yavaş bazen de zor kullanılarak (Muhammed Emin tarafından) Batı Adigeleri de İslam dinini benimsemeye başladılarsa da, zamanın gezginlerinin hemen hemen tümünün birleştikleri halkın büyük bir çoğunluğunun tabiat dini inançlarıyla birlikte Hıristiyan ve müslüman dini inançlarına sahip oldukları şeklindedir.



İsmail Efendi Konstanıqo. İngiltere’ye Çerkesya elçisi olarak giden kişi.



İsole olmuş dağ halkları, Fr. Müller tarafından ortaya atılmış bir hipotezdir. Ona göre Kafkas halkları ve dilleri diğer halk, dil ve kültürlerden coğrafi yapıları nedeniyle izole kalmıştır ve hiç bir guruba da dahil edilememektedir.

J. Paşa, literatürde ön adı verilmeden bize aktarılan 1857 yıllarında İstanbul'da yaşayan ve Çerkes Davası Komitesi’nin yönetim kurulundan birisidir. Bu kişiler Osmanlı devletince takip ve cezadan korktuklarından genelde asıl adlarını vermiyorlardı. Bu gelenek daha sonra da Çerkes camiasında devam etmiştir. 1950 den sonra yayınlanan tüm dergilerde genelde herkes takma adını kullanmıştır ve halen de kullanmaktadırlar.



Jakup(Yakup) bey, bkz. Bell



Jacoby Bey (Yakobı Bey), Macar kökenli Sefer Bey'in emir ve komutasında bulunan bir subaydır. C. Stücker'in arzu ve isteği doğrultusunda, Sefer Paşa'dan koparak 8 adet topuyla birlikte Naib Muhammed Emin'e katılır.



Jaji, Abchazların, Ekin Ekme'nin kadın koruyucu perilerinden birisidir. Mart ve Kasım aylarında ekinlerin iyi olması için ona dua edilir. Merasimlerin yapıldığı günlerde Abchazlar sadece ekmek, sebze ve meyve yerlerdi.



Jaq-Jaq-Жъакъ, Nart efsanelerinde adı geçen dev Archon-Archonıj'ın atının adıdır. J. hissedebilen duyup düşünebilen, uçabilen sahibine sadık ve düşmanlarına karşı mücadele veren bir attır. Jaq iki deniz arasındaki bir ülkede yaşayan Habz-Vıd'ın yılkısında yetişmiş bir attır. Onu geçebilecek olan tek at, kendinden daha çok annesinin sütünü emmiş kardeşlerinden biridir. Jaq o kadar hızlı koşabiliyor ki, benim diyen en iyi Nart atlarının bir haftada aldıkları yolu o bir günde alabiliyordu. Her sesi duyabilen ve sahibini uyandıran, uyaran ve kendi başına hareket ederek düşmana karşı savaşan at cinsi.



Jane Kırımıze- Жъанэ Къырымызэ, ünlü Adige ozanı ve yıllarca Adige yazarlar birliği başkanlığını yapan Jane Kırımıze 7 Mart 1919'de Afıpsıp köyünde doğmuş ve 1983'de Maykop'ta vefat etmiştir.



Jant1e-Жант1э, bir evde en değer verilen misafire ya da yaşlıya ayrılan başköşe.



Jass' lar Opss'da denilir, Şore, B. göre günümüzdeki Abzinlerdir.



Jebağı Kazanoqo - Жэбагъы Къэзэнэкъуэ, ünlü Adige düşünürü filozofu. 1864- 1750 seneleri arasında yaşamıştır. Kabardey Adigelerinin mahkeme başkanıdır. Onun verdiği kararları hiç kimse bozamazdı. Jebağı Kazanoqo geleneksel xhabzeye göre kararlarını veriyordu. Bu ise çıkarlarını düşünen din adamlarının işine gelmiyordu ve ona karşı tavır alıyorlar ve düşman ilan etmişlerdi. Ancak Adige halkı onun yanında ve arkasında yer almış ve sahiplenerek korumuştur. O halktan çıkma, halkı için çalışmış halkının gönlünde ölümsüzleşmiştir. Öyle ki, ona karşı tavır alan hocaların hiçbirinin adı sanı kalmazken, aradan 250 yıl geçtikten sonra bile, onun mezarına el koyarak yemin edenler olduğu gibi, yeni evlenen çiftler onun Nalçik kentindeki mezarına giderek çiçek koyarak saygı ve sevgilerini gösterenler de vardır.



Jedscherkuai/Jegerukai, (Yecerkuay) sayıları az kalan Adige kabilelerinden birisidir. Günümüzde Adigey Cumhuriyeti’nde kendi adıyla anılan bir köyde yaşamaktadırlar.



Jefendi (Yefendi), müslüman din hocalarının Adigece adıdır.



Jefri, bkz. Beschilbei



Jegu paşçha tıh-Жьэгу пащхьэ тыхь, bir ailede çok sevindirici bir olay olunca et kaynatılır. Kaynatılan etin suyundan ya da yağından alınarak ocaktaki ateşin etrafına dökülerek ocağa ve ateşe adak edilir ve tanrıya şöyle dua edilirdi: ''O Tanrı'm bu evde mutluluk ve sevinç dolu günler çok olsun. Bu evde hep böyle bolluk olsun. Ocağı sönmesin.''



Jegu paşçha yevı1u-Жьэгу пащхьэ еу1у, ilkbaharda çocuklar elbiselerini ters giyerek köyde bütün evleri tek tek dolaşarak ocaklara vururlar. Evin kadını kendi olanakları içinde meyve, tatlı vs. gibi yiyecekleri ya da para verirdi.



Jemadıv-Жэмадыу, tüm Adige kabilelerince bilinen ve tanınan, tabii kuvvetlere hükmedebilen, atının seve seve tuz taşını yalamasından esinlenerek, Nartlara tuzu bulan ve getiren kahramandır.



Jemischtsch- Емыщ (Yemışç), koyunların koruyucu meleğidir. Sonbaharda koyunlar çiftleşirlerken onun adına merasimler yapılırdı. Koçlar yaz sonlarına doğru koyunlardan ayrılır ve beslenirler. Sonbaharda koçlar boyanır, aynalar ve renkli kumaş artıkları vs. takılır. Daha sonra koyunlara götürülerek sevinç naraları atılarak koçlar koyunların içine salınır ve böylece koyunların çiftleşmesi başlardı.



JemykIu-Емык1у, (YemıkIu) bu yaptığın olmadı sana yakışmıyor anlamındadır. Haynape'nin anlam bakımından daha zayıftır. Caydırıcı utandırıcı bir anlamı vardır.



Jeneb- Енэб, (Yeneb) Latince Dryopteris filix-mas denilen bitki.



Jergun- Ергун, (Yergun) Nart Kahramanlık Destanları'nın kahramanlarından birisidir. Jergun Nartların domuz sürülerinin çobanıdır. Gorgonıj ya da GoreguIan olarakta geçer. Jergun karakteri ve davranışlarıyla 19. yy'da ünlü olarak sosyoloji bilimine geçen Adige xhabzenin taşıyıcı ve takipçisidir. İyi kalpli, namuslu ve çok doğru bir Nart'tır. Onun olmadığı bir akında ya da yağmada Nartların başarı şansları yoktur. O sürülerini kolay kolay işinin ehli olmayana bırakıp savaşa da gitmezdi. Sürüsünün sayısını hesaplayabilene güvenirdi.


Diğer Nartlar gibi binek hayvanı bir at değil, iri yarı bir domuzdur. İslamiyet'in tesirinde kalınarak domuzun haram kılınmasından etkilenerek bazı tekstlerde domuz yerine binek hayvanı olarak atı görebiliyoruz. Binek hayvanı olan domuz atlardan çok hızlı koşabilmektedir. Binek hayvanı savaş meydanında ölünce onu gelenek gereği orada bırakmıyor, boynuna alarak tekrar ülkesine geri getiriyor. Diğer Nart kahramanları ona saygı duyarlar ve hiçbiri onunla kavgayı göze alamazdı.


Ünlü Nart kadın kahramanı bilge Setenay Guaşeyi, Nart Verzemec için kaçırmaya giden gurubun içinde olması mecburidir, yoksa başarı sağlanamazdı. Yolda daha sonra onun gücünden korkan arkadaşları, binek hayvanının burnunu sıkıca bağlayarak ölümüne neden olurlar ve sessizce oradan ayrılarak yollarına devam ederler. Ertesi gün Nart Jerıgun uyanınca gördüklerine üzülür ve derhal ölü hayvanı boynuna alarak yaya olarak Nartlara yetişir, hatta onları geçer. Setenay'ı kaçırır ve onu öldürülen hayvanın üstüne bağlar ve her ikisini de sırtlayarak kendi evine getirir. Yıllar sonra tekrar Verzemece geri verir.



Jerış, Abchazlarda dokumacıların koruyucu meleğidir.



Jevğuace-Жэугъуаджэ, Kuzey.



Jğamjamıjıy-жъгъамжъамыжъый. Süt ve yumurta ile cıvıkça hamur hazırlanır ve kızgın tereyağına konularak kızartılır.



Jı1ak1o-Жы1ак1о, belirli bir aksiyon ve iş için geçici olarak seçilen o gurup adına konuşma yetkisi olan kişidir. Bilhassa kan davası olaylarında bir tarafı temsil eden kişidir. Her yaştan kişilerden olabilir.



Jıbğo/Dschubgo-Жъыубгъу, Karadeniz kıyısındaki şehircik. Adını Adıgece'den almaktadır; rüzgarın yayılarak estiği yer anlamındadır.



Jıcerıbze, beraber yapılan bir işte görevini bitirerek ilk önce geri dönen kimseye verilen bir kadeh içkiye denilir.



Jığamjamjıy-жъгъамжьамжый, sütle sıvı hamur hazırlanır ve sıcak tereyağında kaşık kaşık kızartılarak yenilir.



Jığe yıbğ-Жъыгъэ ибг, Şapsığ bölgesinde, Karadeniz yakınındaki Qelej yakın yerdeki en yüksek dağın adıdır.



Jıne, cin. İslam diniyle birlikte Adigelere geçen inançtır. Cinler insanların arasında yaşarlar. İyi ve kötü niyetli Jıneler vardır. Bazen bayan Jıne insanlara aşık olurlar onlarla evlenirler ve çoluk çocuk sahibi olurlar. Bu durumda olan insanlar için Jıne qot yani onun yanında Jıneler geziyor denilir.

Kötü niyetli cinler insanları uykudan alarak eğlencelerine götürürler, sözde ziyafet çekerler ve uyanınca hayvan pisliği yedirildiğinin farkına varırlarmış.

Zivint köyünde Yeleme köyüne gelin gelen Goşechuray Jançat'ın anlattıklarına göre, ailesinin Jıne kökenli köleleri varmış. Bu köleler vasıtasıyla Karadeniz den Antalya limanına gelinceye kadar, her eksik şeyi getirdiklerinden hiç yokluk çekmemişler. Seneler sonra Zivint köyünde sağlam kök saldıktan sonra, cinlerin aile reisi evin ailesine gelerek kendilerini serbest bırakmalarını istemiş, oda bunu kabul ederek onlara bağımsızlıklarını verip serbest bırakmış ve o tarihten itibaren de bir daha görünmemişler.



Jıtha- Жъытхьэ, Rüzgar Tanrısı. Yalnız bir kaç Türkçe literatürde bu isme rastlanmamaktadır. Bu nedenle daha sonraları yaratılmış bir tanrı ismi olduğu sanılmaktadır.



Jhıv qıtevağ- жьыу къытэуагъ, albastı. Adige inançlarına göre uyurken gelen bir ruh uyuyan insanın üstüne yatar ve onu boğmayı dener. Kim ki onu sırtından atabilir de kamasının sivri ucuyla yattığı odanın duvarlarını çizebilirse bir daha ona Jhıv gelemez, yaklaşamaz. Diğer bir inanca göre de üstünden atıp ayağa kalkıp küçük ayak parmağını sallarsan bir daha gelmez.



Jıv-Жъыу, nakarat



Jiker Salat, Abchazlarda insanların düşünmesinde çok büyük etkisi olan koruyucu bir peridir. Oruç (İslamiyet'teki oruç değil kast edilen) günleri hariç yılın herhangi bir Perşembe günü bu peri için bir tavuğu kurban keserlerdi. Kurbanlık tavuk daha civciv olarak yumurtadan çıkarken kurbanlık olduğunu kendiliğinden belli ederdi. Merasime herkes katılırdı. Ailenin reisi kurban kesilen tavuğu alarak evden dışarıya çıkar ve kurban edilen tavuktan bir parça et keserek kızgın közlerin üstüne atarak şu dileklerde bulunurdu; Jiker Salat bizi düşüncelerinle aydınlat bize düşünme yeteneği ver. Kötü düşünmekten ve düşüncelerden koru. Hepimize dünyada barış ve dostluk getir. Daha sonra geri kalan tavuğu geri getirerek ailesi ve davet edilen misafirlerle beraber yenirdi. Ev sahibi kötü karakteriyle tanınıyorsa davet edilen misafirler kurban edilen tavuğun etinden yemezlerdi.



Jopchu- Жъопхъу, erkek çocukların eğitim için verildikleri ailede anne görevini yapan kadının kız kardeşinin adıdır.



Joqo nan- Жъокъо нан, Nart Chımışıko Peterez'in destanlarında işlenen yaşlı bir kadın.



Joquane- Жъокъуанэ, eğitime verilen erkek çocuğun yeni ailesindeki anne rolünü alan kadına verilen addır.



Jor- Жъор, Doğu Adigece'sinde kutsal haç işaretinin adıdır. bkz. Qaş. Kutsal yerlere, evlere, yol kenarındaki çeşmelerin yanına haçlar dikilirdi. Hıristiyan olmayan çok tanrılı Adigeler de haça saygı gösterirlerdi.

Üçgen içine alınmış üç yaprak süslü haçlar kutsal ağaçların yanına dikilir ve burada dini merasimler yapılırdı. Kutsal yerden hiçbir kimse ağaç kesmeye cesaret edemezdi. Belirli kutsal günlerde bu ağaçların gölgesinde toplanılarak dini merasimle kurbanlar kesilirdi. Akına ya da ticaret amacıyla giderek başarılı ya da sağ salim dönenler kutsal haçlara getirdikleri mallardan adaklarını koyarlardı. Aynı zamanda hayvanlarda kurban edilerek eğlenceler de düzenlerlerdi. Adaklar; kılıç, filinta, elbise vs. ya haça ya da kutsal sayılan ulu ağaçlara takılırdı. Kimse tanrılara adak olarak bırakılan eşyaları almağa cesaret edemezdi. Görüldüğü gibi Adigeler doğa inancıyla semavi Hıristiyan dinini birleştirilerek yeni bir Adige dini anlayışını geliştirmişlerdir.



Julianus (Yulianus), 14. yy.'ın başlarında tarihi Çerkesya’yı ve Güney Rusya'yı gezerek gezi notlarını yayınlayan Macar Rahibidir.



Kabak, Evliya Çelebinin seyahatnamesinde Çerkes köylerinden bu adla söz etmektedir. Kabak sözcüğü Tatarca'dan gelmektedir. bkz. Kuadsche



Kabarda/ Kabardey/ Kabardien, Barbaro Josafat, 1474; Khabardah, Adige kabileleri içerisinde en kalabalık ve güçlü olanıdır. Doğu'da Dağıstan beylerinden güneyde Abchaz beylerine kadar herkes onlara haraç ödemek zorundaydılar. Hatta yer yer Gürcistan krallığının iç işlerine karışarak kral seçimlerinde etken rolü oluyordu.


Kabarda sosyal yapısı diğer Adige kabilelerinden daha geniş ve kapsamlıydı. Danilewski yapıtında onun üzerinde sınıf saymaktadır. Kabarda ileri görüşlü, disiplinli beyleri vardı ve iyi bir politika yürütmesini bilen Adige kabilelerinden biridir. Bu özelliklerinden dolayı da savaşlarda en az zarar gören ve sonuçta günümüzde 400 bine ulaşan nüfusuyla en kalabalık Adige gurubudur.

Kabarda kökeni hakkında çeşitli varsayımlar vardır. Bir anlatıma göre de; Mısır kökenli olduklarıdır. Bu inancın yayılmasına neden olan, Çerkes kölemen devletinin yıkılmasından sonra birçok Çerkes tekrar Çerkesya'ya dönmesidir. Bilhassa M. E. Paşa’nın Mısır'ı ele geçirmesinden sonra, yapılan Çerkes katliamından kaçarak geri gelenlerden olan Tochtamışlar bu mitik inancı doğurmuştur. Tochtamışlar bu kez kendi soydaşlarınca takibata uğrayarak belirli bir politik ve askeri güç haline gelmeleri önlenmiştir.



Diğer bir anlatıma göre de hicri 6. yy.'da Kabarda adındaki beyleriyle beraber Kuban'daki yerleşim yerlerini terk ederek Don nehri ve oradan da Kırım yarımadasının güneyine Kaça ile Belbek nehirleri arasına yerleşirler. Belbek nehrinin bir koluna da Kabarda adını taşımakta ve Tatarlarca da 'Çerkes ovası' denmektedir. 7. yy'da tekrardan Kırımı terk ederek Taman yarımadasına geri dönmüşlerdir. İnal'ın krallığı sırasında doğuya giderek günümüzdeki yerleşim sahalarına, oradaki Çerkesleri egemenlikleri altına alarak yerleşmişlerdir.


Bu anlatım tarihi gerçeklere uymaktadır. Diğer tarihi bir gerçek ise Azak denizinin kuzey yakalarında günümüzdeki Tagonrog'da G. İnteriano'nun gezi notlarında 16. yy.'da Çerkeslerin yoğun olarak yaşadıklarıdır.



Ferraeh-id din Molla, Hicri 10. yy'da yaşamış bir arap alimi. Ferraeh-id din Molla kendi fantezisi ile Kaberdeylerin ortaya çıkışları hakkında bir masal uydurmuş ve Kaberdeylerde hatta tüm Adigeler de buna İslam dininin de etkisiyle inandırmıştır. Ferraeh-id din Molla bunları yazarken eski coğrafyacıların ve gezginlerin belgelerini okumadan hayal gücünü iyi çalıştırdığı ortaya çıkmaktadır.


'' Ferraeh-id din Molla göre bunlar Mısırda Kupt ya da Copte'de yaşayan ve oradan kovulan Zingi ya da çingenelerden gelmektedirler. Mısır'dan kovulmalarına nedeni ise beyleri Ser=Akus bir Arap beyiyle yaptığı tartışmada attığı bir yumrukla Arap beyinin ön dişlerini kırmasıdır. Ceza olarak da Ser=Akus'un ön dişlerinin kırılmasına karar verilir. Ser=Akus bunu ret eder ve aralarında savaş başlar ve Zingiler savaşı kaybederler ve kaçmak zorunda kalırlar. Bir süre Akdeniz'de ki adalarda korsanlık yaparak yaşarlar. Bizans kralı Büyük Konstantin onları oralardan alarak imparatorluğunun çeşitli yerlerine yerleştirir. Zingiler üç kabileden oluşuyordu. Bu kabilelerden Athu, Adon ve Saresethaeler. Seresthaeler Trakya ve Bulgaristan'a; Ser=Akus ise Kuban nehri kıyılarına giderek yerleşir. Buradan Meot denizi ve dağların içine kadar olan yerleri feth ederek yerleşirler.'' (Reineggs, C.I, 239-240)



Kabarda, Kırımda Belbek nehrinin en yukarıdaki kolunun adıdır.



Kabarien, olarak Bizans tarihçisi Konstantin P. Kabardeyleri tanımlamaktadır



Kabardey- Balkar Cumhuriyeti, 1.09.1921 yılında Kaberdey özerklik statüsü alır. 22 Ocak 1922'de Kaberdey Balkar özerk bölgesi ve 1937'den itibaren de özerk cumhuriyet statüsünü alır ve 1991'den itibaren de cumhuriyet statüsünü alır.



Kadın, Adige toplum yapısında kadının yeri her zaman için erkeğin yanında olduğu gibi, kadınlar tüm toplumsal olayların içinde yer aldığını görüyoruz. Kadın ile erkek arasında kaçgöç olmamıştır. Nart efsanelerine baktığımızda, güzel Setenay, güzelliği kadar akıllılığı ve zekası ile erkeklerin arasında yer almış, aynı zamanda Nartlara gerekli olan aletleri düşünerek, Nart Tlepşe anlatarak, (örnek, maşa) yaptırıp insanlığın istifadesine sunan kültür getiren bir kahramandır. Daha sonra ki tarihimizde Meot kraliçesi olan TIırğotav, ülkeyi başarıyla yönetmiş, Bosfor İmparatorluğu'nu bozguna uğratmış kraliçe olarak karşımızda durmaktadır. 13. yy'da Macar Dominik papazlarının da seyahatnamelerinde Thumurtakan kralı Ferzache'nin yanında her türlü devlet işlerinde hanımında yer aldığını, kendileriyle devamlı olarak ilgilenen ve misafir edenin Kıraliçe olduğunu yazmaktadırlar. Efsanevi Redade'nin Kiev Prensi Mistislav’a ve yine HapaIe köyünden Laşın’ın Kırım Hanı'na karşı kahramanca yürüttükleri savaşlarını halk anlatımlarından ve tarihi belgelerden biliyoruz. Bir kadının olduğu yerde savaş yapmak, kavga yapmak kadına karşı saygısızlık sayılırdı. Bir kadın, kız çocuğu dahi olsa bir kavga yerine gelirse, baba erkek çocuğunu dövse, dahi, hemen orada dövmekten vazgeçerdi. Atlı olarak bir kadını geçmemek, yoldan geçen bir kadına oturduğu yerden kalkarak saygı göstermek yine Adige geleneklerindendir. Düşman ya da kanlı bir düşman eve girerek ev hanımlarından birinin göğsüne dudaklarını değirirse, ona asil hakkı tanınırdı ve ailenin öz çocuğu gibi korunurdu.



Kafkasya, Karadeniz ile Hazar Denizi arasında 1200 km uzunluğundaki dağlık araziye denmektedir. Kafkasya kelimesi ilk kez MÖ. 479 yılında Aşulos’un ‚Zincirlere vurulmuş Prometheus’ adlı yapıtta geçmektedir. Persler ve Tatarlar Kaf-Dağ’ı demektedirler. C. von Hahn ise Asetince'den gelme koh ya da choch sözcüklerinden geldiği iddiasındadır. (Paul Keeentmannö 1943;7)



KIakIo- к1ак1о, Türkiye'de yaşayan Kabardey Adigelerinin Türklere verdikleri addır.


'Kısa' boylu insanlar anlamına gelmektedir. Uzunyayla'ya Adigeler ilk olarak geldiklerinde yöre halkını görünce şaşırarak şöyle demişlerdir:" Алых Алыхь мы к1ак1охэр сыдэу бэлых. Мы ц1ыху ц1ык1ухэр даштэу къагъэхъугъа ?' Allah, Allah bu Türkler ne kadarda becerikliler. Bu küçücük insanları nasıl yaratabildiler ki?' "



Kalım, Kabardeylerde Vase'nin adıdır. Kelimenin aslı Tatarcadır. Genelde bir at ve iki öküz olarak verilirdi.



Kanıko Kanklışç-Къаныкъо Къанкълыщ, Temmuz 1557'de Kabardey beyleri, İdar, Temrıko ve Tazret adına Moskova'ya giden elçilerin başkanıdır. Rus çarından Kırım-Tatarlarına karşı yardım istemişlerdir.



Kanzal, Adigeler arasında yaşayan Tatarlara verilen addır.



Karabatır Zanoğlu, Zanıko Sefer Paşa'nın oğludur. Adigey'in düşmesinden sonra Osmanlı hizmetine girerek Leva İbrahim Paşa adını almıştır. Hatta ulusal giysisini de atarak Osmanlı elbiselerini giymiştir. Kendi çıkarları ve Paşa unvanı alabilmek için, etnik kimliğinden öz adına kadar her şeyini değiştiren bir Çerkes. (Bkz. Tliap Mahir)



Karabulak, bkz. Çeçenler



Karaçay, Çerkesya topraklarında Adigeler arasında yaşayan Nogay Tatarlarından bir gurup. K. dilleri hariç gelenek, görenek, halk oyunları ve milli giysileriyle tamamen asimile olarak Adigeleşmişlerdir. L. Kosswig bu nedenle haklı olarak Karaçay Kabartayları tanımını kullanmaktadır.



Karadeniz, hemen hemen tüm halklar bu denize 'Kara' adını vermektedirler. Efsanevi Kimri/Gimri (Kimmerler) kara rengi severler ve sevinçlerini de siyah renkle ifade ederlerdi. Yaşamları için çok önemli olan bu denize de kendi dillerinde kara sıfatı ile adlandırmışlardır ve daha sonra da bu sıfatı her halk kendi dilinde kullanmıştır; Adigeler; ChışIutzIe, araplar; Bahr-i Esved/Bahr-i Bundus, Türkler; Karadeniz, Ruslar ise Çörni More vs.. Adige erkek giysisi Tzıye ' цые ' de genelde siyah renkli olurdu ve en sevilen renktir. Diğer anlatımlara göre kumu siyah renk olduğundan ve deniz devamlı fırtınalı olduğundan bu adın verildiği söylenmektedir.



Karawelof Luben, Bulgar asıllı 1837-1879 yılları arasında yaşayan yayıncı, politikacı ve şair. Bulgar halkının 1876'da yaptığı ayaklanmanın bastırılmasında Çerkeslerin oynadıkları rol hakkında yazıları vardır.



Karbeç Chut-Карбэч Хъут, Trubetzkoy'un (100 yaşında Abzeh, Tuapse'de yaşayan) hatıralarında bize anlatılan, tarihimize altın yazılarla geçen kişi. K. savaş yıllarında fanatik bir müslüman olarak Ruslara karşı amansız savaş yürütmüş, yenilgiden sonra halifenin ülkesine diğer yüz binlercesi gibi umutla gitmiştir. Halifenin ülkesinde soydaşlarının binlercesinin acıklı durumunu görünce tekrar Çerkesya'ya dönerek, köy köy gezerek, gördüklerini ve yaşadıklarını anlatarak göçü durdurmaya çalışmış az da olsa başarılı olmuştur. Adige halkının başına gelen bu trajedinin sorumlusu olarak İslam dinini gördüğünden, islam dini aleyhine propaganda yapmaya başlamış ve kendisi yeniden çok tanrılı ata dinine geri dönmüştür. İslamiyet karşıtı çalışmaları başarı göstermiş ve kıyı boyu Şapsığları çok tanrılı dinlerinde kalmışlardır. En sevindirici yönü ise bu misyonluk çalışmalarının meyvesi olarak kıyı boyunda birçok Adige vatanlarında kalmışlardır.



Karden, Hıristiyan dini ruhanilerinden papa tarafından tayin edilen papaz, Kardinal.



Kardeşlik Organizasyonu. Bu organizasyondan ilk kez söz eden ünlü gezgin ve bilim adamı Prof. Dr., Karl Koch’dır. Karl Koch'a göre yerleşim sahalarındaki insanlar kendilerini düşmanlarına karşı daha iyi koruyabilmek, katillik olayında kan parasını ödeyebilmek, kız kaçırmada istenen vaseyi vs. ödeyebilmek için bu tür organizasyonlar kurulmuş ve hemen hemen herkes herhangi bir organizasyona üyedir. Koch örnek olarak bugünkü Krasnodar kentine yakın Psıj nehri içindeki adada yaşayanların abıde adlı kardeşlik organizasyonu olduğunu yazmaktadır.



Karpulak, Tatarların Azak Denizi'ne verdikleri addır. Balıkların anası, balık kaynağı anlamına gelmektedir ve yunanca bkz. Meevtria kelimesini tercümesini yaparak bu adı vermişlerdir.



Kasach-Mepe (Kazah-Mepe), Mengreller Kabardeylere bu adı vermektedirler ve 'Kazahların Beyleri' anlamına gelmektedir.



Kasachia (Kazahia), eski Rus kroniklerinde Kasogların ülkesine verilen addır ve Çerkesler kastedilmektedir.



Kasilbeg/ Kisilbei, bkz. Abassen, büyük ve küçük Laba nehirlerinin kaynaklarında yaşarlar. Kaspisch kommt von Cassiapa (Roschkoschnı;'1888, 274)



Kaschak (Kaşak, Keschek (Keşek)), Ünlü Arap gezgini İbni Masudi'ye göre 10.yy'da 'Gururlu, kibirli ve şöhret düşkünü' anlamında Çerkesler için kullanmaktadır. Sözcüğün kökeni Persçe'dir. Gürcülerde Çerkeslere Kaschag (Kaşag) adını vermektedirler. Bu tanımı 'Kazak' ve 'Kozak' kelimeleriyle karıştırmamak gerekmektedir.



Kaukasus, Plinus; Graukasus, Heredot; Crucasis, adıyla söz etmektedir. Alexander von Humbolt ise Sanskritçeden 'Abkas = parıldamak' ve 'Graven=kayalar' türeterek 'parıldayan kayalar' etimolojik anlamını vermektedir. C. Hahn ise kelimenin kökeninde 'koh' sözcüğünü ararken - Goi, Koi, Kuh, Kusch (Kuş) söyleniş şekillerinde de kullanılmaktadır ve dağ anlamını, görmektedir. Bodenstädt e göre (Roschkoschnı; 1888, 274) Koi-kasch yada Kav-kasch yani Kasch dağları anlamına gelmektedir.



Kaukaus zerstörer, (Kafkasyayı yakıp yıkanlar), terimini Fr. Bodenstedt kullanmaktadır ve şu halkları sırasıyla yazmaktadır; Yunanlar, Romalılar, Partlar, Araplar, Hunlar, Moğollar, Tatarlar, Osmanlılar ve en son olarak da Rus ve Kazaklar.



Kavkazi, Gürcü kroniklerinde Çerkeslerden bu sözcük altında geçmektedir.



Keggach, sözcüğünde Şore Bekmursin 'Şapsığ' sözcüğünü görmekte ve Kossog kelimesi ile eşanlamda kullanmaktadır. Eski Rus kaynaklarında Kasoglar olarak söz edilmektedir. Moğolların istilasına kadar bu ad kullanılırken, Moğolların gelmesiyle Circassi (Tscherkessen= 'Çerkesler') terminolojik sözcüğü kullanılmaya başlanılmıştır.



Kelermensskaya, tarihi Çerkesya topraklarında, bir Adige köyüdür, adını Adigeceden almaktadır. 'Keler', yabani sarımsak, 'mez' orman, beraber 'yabani sarımsak ormanı' anlamındadır. Gerçektende burada bol miktarda yabani sarımsak yetişir.



Kemirkhai, Th.Lapinski'ye göre, diğer Adige kabileleri arasında karışarak erimiş bir Adige kabilesidir. bkz. Kemurquähe



Kempner, Friederike, Alman edebiyatının mizah ve hicivci şairlerindendir, Friederike Kempner kalemini çok iyi kullana ve yazdıkları ile söylemek anlatmak istedikleri ayrı olan şiirler yazmaktadır. Bende bir Çerkes kızıyım adlı şiirini göreceksiniz. Ayrıca Çerkes süvarileri adlı bir şiiri de vardır.


ch bin auch Tscherkesserin!

Weit die Welt möcht’ ich durchmessen
Bis zum schwarzen Kaukasus,
Auf die Schwelle des Tscherkessen
Setzen möcht’ ich meinen Fuß.

Mit dem Lammfell auf dem Schopfe
Träte jener vor mich hin,
Essen würd’ aus einem Topfe
Ich mit der Tscherkesserin.

Schöne Menschen, schöne Glieder,
Starker Mann und zartes Weib,
Aber seht, auch dieses Mieder
Enget wohlgestalten Leib.

Apfel fällt nicht weit vom Stamme,
Und wer sieht nicht, frag’ ich, wer?
Daß es mir vom Auge flamme:
Ich auch bin Kaukasier!



Kemurquähe, Yecerkuay'ların bir koludur. Tatarlar; Temirgoi adıyla tanırlar.



Kergis, Forster bu sözcükte Çerkesleri görmek istemektedir. Ancak yanılmaktadır. Çünkü kendisini destekleyen ne bir bilim adamı ne de gezgin vardır.



Kerket/kerketaioc/Kerketai7Kerketai/ Kerketie/ Kerketaei, Xenophon ve MÖ. 2. yy.'da Skylax'ın yazılarında rastlanan bir sözcüktür. C. Hahn bu yazılara dayanarak 'Çerkes' sözcüğünü ve Çerkesleri bu isme bağlamaktadır.



Kestene Dimitri- Кэстэнэ Димитрэ, ermeni kökenli Adigece yazan ünlü yazarlarımızdan birisidir. Kendisi 9 Mayıs 1912'de Bjedığuhabl köyünde dünyaya gelir ve 1985'de hayata gözlerini yumar.



Keşak, Ibni Massudi 948'da yayınladığı eserinde; Keschak, Osetlerin Kasach, ve Mengrellerin Kaschak, terimlerini Çerkesler için kullandıklarını yazmaktadır.



Khable, bkz. Hable



Khakustash, Natuhac ve Şapsığ’ların koruyucu perisidir. Aynı zamanda çift sürülen öküzlerin de koruyucu meleğidir.



Khateguaş, bahçelerin koruyucu meleği.



Khepeguaş, denizlerin koruyucu perisi . Bu peri için merasim yapılan evde altı adet mum yakılır ve kapının önüne de kurbanlık bir büyük baş hayvan bağlanır. Gerekli dua yapıldıktan sonra kurban kesilir, etten bir parçada Khepeguaş için denize atılarak adak edildikten sonra hep beraber yenilir içilir ve eğlenilirdi.



Kız kaçırma, Adigelerde evlilik kız kaçırma geleneğiyle gerçekleşirdi. Çeşitli Adige kabilelerinde kız kaçırma gelenekleri değişse de, genelde genç kızın isteği dışında kız kaçırma pek olmaz. Zoraki kaçırmaların sonunda kan davası ortaya çıkar ve kaçıran toplum tarafından cezalandırılırdı. Günümüzde kız kaçırma usulleri ayrı yollar takip ederek gerek tarihi Çerkesya'da gerekse sürgündeki Adigeler arasında birbirlerinden ayrı şekillerde gelişme göstermiştir. Çerkesya'da; birbirleriyle anlaşan iki genç herhangi bir zamanda anlaşırlar ve genç kızı evine götürür. Daha sonra erkeğin akrabalarından birkaç kişi kız evine giderek;'' emanetiniz bizde. Kendi rızasıyla geldi,'' derler. Kız tarafı da bunun üzerine bir gurup elçi göndererek kızla yalnız olarak görüşerek, kendi isteğiyle gelip gelmediği sorulur. Olumlu cevap alınınca (genelde evet cevabı verilir, kavgaya neden olmamak için) hemen düğün hazırlıklarına girişilir ve resmi nikahtan sonra evlilik resmileşmiş olur.



Kaçırma olayı olmamışsa evlenme memurluğundan alınan günde erkek tarafı bir gurup halinde, daha önceden haberli olan kızın evine giderler. Gelin süslenmiş, ev halkı gelenler için yemekler hazırlamışlardır. Gidenler sokakta beklerler ve içlerinden bir gurup başlarında Thamateleri olduğu halde avluya girerler ve eğer bir diyecekleri yoksa emanetlerini almak istediklerini, söylerler. Kız tarafı bu gurubu hazır bekleyen sofraya davet ederler. Sofradan bir kaç lokma alındıktan sonra, sessizce kız odasından alınır ve arabaya bindirilir. Bu ara gurubun thamatesi genç kızın anasına yanaşarak ' süt parası ' diye ufak bir meblağ sembolik parayı eline gizli yapıyormuş gibi sıkıştırır. Konvoy doğruca mızıkalar çalınarak nikah dairesine gider. Nikahtan sonra erkek tarafının avlusunda düğün yapılır, yenilir içilir. Düğüne gözleyici olarak gelinin akrabalarından bir kaç kişi gelirler. Onlar da bir kaç lokma aldıktan sonra, kızımız kızınız oldu. 'Allah hayırlısını etsin. Sözünüzü dinlemezse haber verin biz dinleteceğiz' diyerek oradan ayrılırlar.



Literatürde ve sürgünde ise başka türlü kız kaçırma şekilleri aktarılmaktadır. Genç kızı delikanlının arkadaşları kaçırırlar ve yanlarında ise muhakkak kızın bir yakın akrabası olurdu. Kız atın boynuna bindirilince hemen ateşli silahlarla kız kaçırıldığını belli etmek için ateş ederlerdi. Bu yapılmazsa hırsızlık olarak kabul edilir ve hem alay edilir hem de ayıplanırdı. Ateş edilince kız kaçırıldığı anlamına gelir ve silahını alan atına binerek kız kaçıranları kovalamaya başlarlar. Kız kaçıranlar ise takip edenleri yanıltmak için iki üç yönde ateş ederek kaçarlar. Daha önce gençler tarafından belirlenen damat adayının en iyi arkadaşının evine yakalanmadan genç kız getirilince kovalamacalar biter. Bu kovalamaca da kızın bulunduğu gurup yakalanırlarsa, genç kız geri evine götürülürdü. Böyle bir durumda genç delikanlı herkese alay konusu olurdu. Genç kızı kaçıran damat adayının kızın getirildiği evde kalmasına müsaade edilmez. Daha önceden kararlaştırdığı en samimi arkadaşının evine p’ur olarak gider ve düğün bitinceye kadar orada kalırdı. Genç kızın ailesi artık getirildiği evdir ve yeni evinden gelin olarak çıkar.



Diğer gelenek dışı uygulanan usul kızın zorla bağıra çağıra kaçırılmasıdır ki buna azda olsa her yerde rastlanmaktadır.



Kızıltaş, Evliya Çelebi'nin gezi notlarında; "Taman yarımadasında kurulu bir kaledir ve Güney'inde 70 pare Adige köyü olduğunu, evlerinin sazdan yapılma olduğunu" yazmaktadır.



Kimmerler, Adigelerin ilk ataları olarak kabul edilir. Tüm Güney Rusya ve Kafkasya'da egemen olmuş efsanevi bir halktır. Kimmer'ler ve Trerer'ler Karadeniz kıyısından geçerek Ön Asya'ya geçmişlerdir. Güney'e inen Kimmerlerin baskılarıyla Gomerler kura vadisine çekilerek bura otoktanlarıyla kaynaşarak günümüzdeki Gürcü halkının temelini oluşturdukları sanılmaktadır. Trererler ise Batı Kolhis'e yerleşerek otoktan halkla kaynaşmışlardır.



Kindschal/Kinschal (Kincal/Kinşal), bkz. Qame



Kislovod, bkz. Nart-Sane



Kisten, bkz. Misdscheg



Kjahisch (Kyahiş 'Kyahça'), batı Adigey diyalektlerinin dil bilimi dalındaki adıdır.



Klaproth, Julius 19. yy başlarında Kafkasya'ya ve Rusya'ya gezi yaparak, anılarını yayınlayan Alman asıllı seyyah. K. Batı Adigelerinin arasında bulunmadığı halde onlar hk. da bilgiler aktarmaktadır. Fr. Bodenstedt'e göre K. Tiflisten hiç ayrılmadan Kafkasya'nın çeşitli yöre ve ülkelerinden kent'e gelen kişilerle görüşerek bilgilerini toplamıştır.



Klimsch, Fr. Bodenstedt’in kitabındaki resimleri yapan ressam.



Klugenau, Klücke v. Avusturya asıllı, Rus Çarının hizmetinde Kuzey Kafkasya cephesinde bulunmuş general.



Kneighte, Lord Palmerston'un Edinburg avcı üniformasıyla ve Nadir bey kod adıyla Çerkesya'ya gönderdiği casus. Lord Palmerston bu metoduyla Çerkeslere asker birini gönderdiği imajını vererek savaşa devamlarını istiyor ve Rusların da olası protestolarını önlemiş oluyordu. Bunda da başarılı olmuştur.



Kob-коб,halk meclislerinin toplandığı yere denilir.(Ferrah Ali paşa)



Koblı Aslanceriy, Tuapse'de 19. yy. ortalarında yaşamış, akıllı ileri görüşlü aynı zamanda liberal düşünceli Adige Thamatesi. Th. Lapinski'ye söylediği felsefi ve politik sözleriyle ünlüdür. '' Siz bütün müslüman ve hıristiyanlar, tek tanrıdan söz eden sizleri anlamak hem çok zor hem de siz bu iddialarınızla yanılmaktasınız. Gözlerimizin gördüğü hiçbir şey yeryüzünde tek değildir, aksine pek çoktur, çeşitlidir. Nasıl olur da bu kadar çok çeşitlinin içinden birisi tek ve en kudretli olduğunu iddia edebiliyor kendini bu çokluklardan ayırabiliyor? Bizim çok tanrılarımız varken, her şey daha iyi ve düzenli idi; çünkü her tanrının görevi ayrı ve belli idi. Su, ateş, ormanlar, dağlar, insanların ve hayvanların tanrıları. Hepsi ayrı ayrı idi... Tek bir tanrı nasıl oluyor da dünyamızda sayılmayacak kadar çok sorunların üstesinden gelebiliyor? Bu tek tanrı adına önceleri Türkler gelerek bizi boyundurukları altına almaya kalktılar. Yine bu tek tanrı adına sonraları Ruslar gelerek bizi köleleştirmek istediler. Osmanlılar bizi tek bir tanrı adına, yine aynı tek tanrı adına köleleştirmek isteyen Ruslara karşı savaşa çağırıyorlar. Yine Ruslar bu tek tanrı adına müslümanları, müslümanlar da Hıristiyanları öldürüyorlar. Nerede bu olaylardaki gerçek? Söyler misiniz? Sizler de aynı tek bir tanrı adına, amma daha değişik bir tanrı, Türklerinkinden ve Ruslarınkinden de daha başka tek bir tanrı adına (sizlerin de bizlerden ne istediğinizi zamanı gelince görecek ve anlayacağız) bizlerle birlikte tek bir tanrıya karşı savaşmak istiyorsunuz. Ne karmakarışık ve ilginç değil mi?'' (Tuapse mart 1856, Koblı Arslamkeri)



Kobus, İngur nehrinin diğer bir adıdır.



Koch, Karl Heinrich Emil, 1809-1879 yılları arasında yaşamış olan botanikçi Alexander Humbold'un maddi destekleriyle yaptığı araştırma gezisini hastalığı nedeniyle sonunu getirememiştir.



Kochubey Fürst, Michael Woronzow'un emrinde çalışan subay ve Amerikalı misafirlere şöyle demiştir:'' Çerkesler aynı sizin Kızılderililer gibi vahşi ve medeniyetsizdirler. İnatçılıkları ve söz anlamaz olduklarından sadece imha etmekle söz dinlerler.'' (Joseph Brewda ve Linda de Hoyos, Neue Solidaritaet, Sonderdruck, Dezember 1999 Wıesbaden)



Kodor, Abchazyada Dranda'da denize dökülen nehir. Diğer bir adı da Korof'tur.



Kodosch (Kodoş) bkz. Qodes



Kodes bkz. Qodes



Kokhan, Lezgilere Adigelerin verdikleri addır.



Kolhis, Batı ve Güneybatı Kafkasya'ya Yunanlar bu adı vermişlerdir.



Komus, metal telleri olan Kafkas halklarında kullanılan ve gitara benzeyen bir müzik aleti.



Konı-коны, dört düz yontulmuş, elli ile yüz cm. yüksekliğinde taşlar üzerine koni şeklinde kalınca dallarla örülen ve içi toprakla sıvanan hasılat ambarı. Taşlarla Konı tabanının birleştiği yere ayrıca yine çok düz yontulmuş yuvarlak taşlar konur. Bu sayede fare vs. gibi hayvanların tırmanarak içeriye girmeleri önlenirdi.



Korof bkz. Kodor



Kosmoloji, Adigelerin inançlarına göre kozmos üç kısımdan oluşmuştur; alt, orta ve yukarı dünya olmak üzere. Bu kısımları bir birine bağlayan ise bitkilerdir. Alt dünya; toprağın altı ve kökler, ortası; toprağın üstü ve bitkilerin gövdesi, yukarısı da gökyüzü ile bitkilerin dalları ve yapraklarıdır.

Makrokozmos ile Mikrokozmos'u bir birine bağlayan ağaç PçIey'dir (Latince, Platana). Bazen de altın bir ağaç olarak düşünülen elma ağacı PçIey'in yerini almaktadır. Kozmosun yer altı dünyası ve yer üstü dünyası yedişer kattan oluşmuştur. İnsanlar ancak birinci kata ulaşabiliyorlar. Korkunç olan yer altı dünyasına ise ulaşılamıyor. Buna rağmen çerkes masallarında yer altının yedi katına da ulaşılabiliniyordu. Orada yine iyi insanlarla mücadele eden korkunç devler yaşıyordu.



Adigeler iyiliklerin ve iyinin doğudan ve güneyden geldiğine, kötü ve kötülüğün ise Kuzey ve Batı'dan geldiğine inanırlardı. Burada tabiat kanunlarının insanlara olan etkilerini görebiliyoruz. Doğu'dan insanlara ve tabiata yaşam veren güneş geliyor, güneyden canlılara yaşam veren serinlik ve yağmur geliyor. Kuzey'den ise soğuk, kar fırtına ve en önemlisi Adige halkını kasıp kavuran turan ırkına dahil barbarlar gelirken, canlılara yaşam veren güneş batıda kayıp olarak yeryüzünü karanlıklara boğuyordu.



Kossog, bkz. Keggach



Kostoroma, Moskova'nın kuzey Doğu'sundaki bir il ve il merkezi. Buraya 1864 yenilmesinden sonra çok sayıda Ubuh ailesi götürülerek yerleştirilmiştir.



Kölemenler Mısırda Eyyübiler dünastisi zamanında, müslüman olmayan halklardan köleler alıp, asker olarak yetiştiriyorlardı. Müslümanların köle olarak alınıp satılmaları yasaktı. İşte bu İslam'i kanun gereği mısıra, Moğollu Ukraynalı, Kafkasyalı tabii ki Çerkeslerden de genç sıhhatli erkek çocukları köle olarak getirilip satılıyordu. Kırım hanlarının ayıp vergisi ne göre Çerkeslerin her yıl verecekleri erkek ve kız çocuğu sayısı belirlenmişti. Cengiz hanın ölümünden sonra güney Rusya’da kurulan Altınordu devleti hanları durmadan çok kazançlı olan insan ticaretini devam ettirirler. Sonuçta Mısır'da Arap olmayanlardan iki ordu oluşur Türk kölemenleri ve Çerkes kölemenleri olmak üzere. Sadakat ve savaşçı özelliklerinden dolayı bu iki etnik gruptan insanlar daha tercih ediliyordu. Altın Ordu Devleti'nin kurulduğu yıllarda Çerkesya'da ekonomik durum iyi değildi. Aileler kendilerini geçindirmekte zorluk çekmekteler, vergilerini ödeyememekteler ve karşılığında çocuklarını satıyorlardı. Moğollar ayrıca köle edinmek ve satmak için her yere saldırıyorlardı. Mısır'a gelenlerin yaşam şartları çok iyiydi. Memluk olabilmek gelecekleri için büyük bir şans olarak görülüyordu. Memluk ordusu etnik guruplara göre organize edilmişti, Kıpçak Türkler, Bahriyye, Çerkesler ise 1280 yılında sultan Kala’ün tarafından kurulan Burciyya askeri birliğinde idiler. Diğer Memluk birlikleri Çerkeslerden çekiniyor ve korkuyorlardı. Sultan Berkuk 1382'de iktidarı ele geçirir ve 17 yıl iktidarda kalır. Onunla birlikte islam dinine geçtiklerinden Kıpçak kölelerin alımı azalır. Çerkes asıllı Memlukların satın alınması çoğalır. Çerkesler bir birlerini destekliyor tutuyor, yüksek mertebelere sadece Çerkesleri getiriyorlardı. Çok ilginç olanı ise çerkes memluklarında sultanlık babadan oğula devir edilmiyor, sultan tarafından serbest bırakılan kabiliyetli bir kölemene devir ediliyordu. Çerkesler yerli halkla karışmadılar eşlerini de Çerkesya'dan getiriyorlardı. 1517'de Yavuz Sultan Selim’le Kölemen Devleti de yıkılır. Onların kurdukları devlet idare sistemi ile askeri yapı 18. yy'la kadar devam ettirilir. (Marcel Erdal, Die Tscherkessen in Ägypten. )



Krasna Kuban-Красна Кубан, adlı gazeteyi mayıs 1918 de Osmanlı devletinden vatanına dönen Tletzerıqo Harun Arap harfleriyle yayınlar. Daha sonra kızıllarla beyazlar arasında çıkan savaşlar nedeniyle Osmanlı devletine dönerek orada vefat eder.



Kuban, bkz. Psıj



Kubichan, bir Abazin kabilesinin adıdır.



Kudoschi, Eduard von Ambach (1845;13) Adigelerin ormanlar içinde kutsal saydıkları tapınma yeri. Bu kutsal ağaçlara kurban ettikleri hayvanların kafaları asılıdır. Ayrıca savaştan sonra her türlü silahlarını burada bırakırlar ve hiçbir hırsız bu silahlara korku ve saygıdan dolayı ellemezdi.



Kuh-Kusch (kuh-kuş), Çerkesler Kafkas dağlarına 'ak dağlar' anlamında Kuh-Kusch demektedirler. (Paul Kentmann,1943;7)



Kume-gubğ, Nart efsanelerinde devamlı adı geçen, Nart Kahramanlarının yağmaya gittikleri ovadır.



Kumnis-Ziche, Daryal geçidinde bir şatonun adıdır.



Kunadi, Rommel (1808;48) Bısım sözcüğünün karşılığı olarak k. terimini kullanmaktadır. Daha sonraları 'Kunak' adıyla literatürde kullanılmıştır. bkz.. Bısım. Wurden.



Kurban, Adigelerin, bir çok dünya hatta Avrupa halklarının (Slavlar, GallerWde olduğu gibi) tersine, tarihlerinde insan kurban etme gelenekleri olmamıştır. Ya da savaşta öldürüldükleri düşmanlarının kafataslarından, (Hunlarda olduğu gibi), içki içme gelenekleri de olmamıştır. İleri ve insancıl bir kültürün ve yaşam anlayışının varlığının bir örneğidir. Dini merasimlerde hayvanların kurban edilmesi geleneği ise her millette ve dinde olduğu gibi yaygındı. bkz. Achın



Kurc- курдж, Güney Kafkaslarda oturan Kafkas halklarından Gürcülere verilen addır.



Kurğu, Nart ülkesinde bir tepe. Efsanelere göre, Nart Alec bkz., bu tepeye kurduğu evinde yaşamaktadır.



Kuvoğu-куогъу, Adigelerde çok önceleri kullanılan mesafe ölçü birimidir. Bir kağnı arabasının bir günde aldığı yol, anlamına gelmektedir.



Lebe, Labe, Laba, Psıj nehrinin yan kollarından birisidir.



Lebepe zav-Лэбэпэ зау, 6.06.1761 yılında Lebe nehri ile Pçşıze nehrinin birleştiği yerde Ç'emguy Adigleri ile Tatarlar arasında yapılan savaşın adıdır. Savaşı kendilerinden daha çok ve kalabalık olan Tatarları bozguna uğratan Adigeler kazanır ve 300 Tatar askerini de esir alırlar.



Lamur, bkz. Misdschegir



Lanais, Don nehrine İtalyan ve Yunanlılarca verilen addır.



Lapinski Theophil (Teofil), 1826 yılında Polonya'da doğmuş ve 24 Nisan 1886'da Lvov'da hayata gözlerini yummuş Polonyalı subay. Polonya'nın çarlık Rusça'sınca istila edilmesinden sonra 1849'da Osmanlı Devleti'nin hizmetine Tevfik Bey adıyla girmiştir. Daha sonra yanındaki yedi subay ve 72 askerle birlikte İstanbul'daki Çerkes komitesinin ve D. Urquuhart’ın yardımıyla Osmanlı Devleti'nden gizlenerek Çerkesya'ya gönderilir ve 27 Şubat 1856'da Tuapse'ye çıkar. Lapinski Çerkesya'da 5 Aralık 1859 yılına kadar kalır. Umduğu başarıyı sağlayamayınca İstanbul’a döner. İstanbul dönüşü Osmanlı Devleti'nin Çerkesleri göç ettirme planlarını görünce bunu protesto ederek, göç ettirmenin halk için yok olmak demek olduğunu söylemesine rağmen sözlerine kimseye dinletememiştir. Hatıralarını "Kafkasya Dağ Halkları ve Bağımsızlık Savaşları" adı altında 1863 yılında Hamburg'da yayınlamıştır. Çok detaylı olarak Çerkesya haritası yapmasına karşın, haritayı, Ruslara faydası olur, düşüncesiyle yayınlamamıştır.


Günümüz Avrupalı Doğu Avrupa tarihi bilim adamlarının bir çoğu Lapinski ve benzeri diğer Avrupalıların Adige halkına yararlı değil zarar getirdiği ve yokluklarını hazırladıkları üzerinde birleşmektedirler. Çünkü barış antlaşması yapmaya hazır Adigeler bu tür ajanlar tarafından kışkırtılarak, savaş uzatılmıştır. Karşılıklı olarak acımasızca yürütülen savaşlar her iki taraf arasında onarılması güç öfke ve kin yaratmıştır. İngiltere'nin ve Osmanlıların politikasına uygun olan ve uzatılan savaşlar ise Adige halkının aleyhine olmuştur. Osmanlılar ve İngilizler yer yer resmi olarak Çerkesleri desteklemezken, gayri resmi olarak destekler gibi görünüyorlardı. Lapinski de İngiliz politik çıkarları için çalışmıştır.



Laşın, bütün Adige kabilelerinde tanınan ve sevilerek anlatılan kahraman bir Adige kadının adıdır. HedeğatlIe Asker tarafından 'Nart' katagorisine alınmakta ise de yanılmaktadır. Daha sonraları Nartlaştırılmış bir kadın kahramanımızdır. Laşın anlatımlarda tarihselleştirilmektedir ve yaşamı Kırım Hanı Ketay zamanına geri götürülebilmektedir. Hakkında bir çok değişik anlatımlar vardır. Bunlardan biri olan, Zivint köyünden Yeleme köyünde evli olan Goşechuray Jançat'ın anlatımını yazıyorum: "Bir ailenin gelinine kayınbabası gelenek gereği yeni doğan bir buzağıyı hediye eder. Gelin buzağıya kendi öz çocuğu gibi bakar. Her gün kaldırarak odasına da götürüyordu. Büyüdükçe de yine kaldırıyordu. Zaman geçip koca bir boğa olduğunda da hiç zorluk geçmeden kaldırabilir hale gelir. Günlerden bir gün süt sağarken sahibine alışık boğa süt dolu bakırı döker. Buna kızan Laşın bir anlık öfkesiyle koca boğayı kaldırıldığı gibi çitten dışarıya atar. O anda tesadüfen avluya çıkan kayınvalidesi gözleriyle gördüklerine inanamaz. Ancak gördüklerini de kimseye söylemez.'' Hikayenin devamını HedeğatlIe A.'dan devam ediyoruz: "Günlerden bir gün Ketay Han Adigelerce ödenmeyen vergileri toplamak için ülkemize akına çıkar. Adigelerle savaş yerine beraberinde getirdiği cengaveriyle bir Adige cengaverinin savaşmasını ve kim galip gelirse onun tarafının galip sayılacağını Adigelere ulaştırır. Adige thamateleri çok düşünseler de, hanın zincirlere vurulmuş olarak getirdiği cengavere karşı savaşacak hiçbir kimseye şans tanımazlar. Adige thamatelerinin başkanı olan, eve dönünce üzgün halini gören eşi, neden üzgün ve düşünceli, olduğunu sorar. Yaşlı thamate durumu anlatınca, eşi "eğer geleneklerimize uygun düşmez demeyecekseniz, ben ona çare bulurum" der. Arkasından da gelininin yaptığını anlatır. Ertesi günü gelinlerine erkek elbiseleri ve bir miğfer giydirerek, er meydanına giderler. Ketay Hanı Adigelerin cengaverini görünce kahkahalarla güler ve ona acır. Hemen cengaverini zincirlerden bırakır ve karşı karşıya gelirler. Laşın nasıl yaptığı bilinmeden Tatar'ı yerden kaptığı gibi yukarı kaldırır ve yakındaki tepeden, Ketay hanının ve seyircilerin şaşkın bakışları arasında aşağı fırlatır. Ketay Hanı'nın pehlivanı son anda Laşın miğferinin tepesinden yakalayabilir ve beraberinde korkunç bağırışları arasında götürür. Laşın'ın dökülen uzun saçlarını görenler ikinci bir şaşkınlık geçirirler. Tatar Hanı ise gördüğü olaya ve hele hele cengaverini bir hamlede bir kuş gibi havaya kaldırıp tepeden aşağı atanın bir kadın olduğunu görünce daha da şaşırır ve; "sizin bir kadınınız, benim en kuvvetli cengaverimi kolayca yenilgiye uğratınca, sizinle savaşılmaz diyerek", ordusunu geri çekerek ülkesine geri döner.



Lawlinzi (Lavlinzi) Batı Kafkasya dağlarına verilen addır.



Lavristan Lavritis, Avar Hanı Baykan'a karşı Adige vatanını korkusuzca koruyan Adige Kralıdır. Avar Hanı'nın elçileri gelerek, Adigelerden haraç isteyince şu cevabı vererek geri gönderir:" Ülkemizde tek bir cengaver kaldıkça ve elimizde tek bir kılıç kalıncaya kadar ülkemiz için savaşa hazırız. Bizim ve halkımızın Avarlara ödeyecek haraçları yoktur. Bunu Baykan Han'a böyle bildiriniz."



Leğune-лэгъунэ, eve getirilen yeni gelin için avlu içinde hazırlanan yada yapılan evdir. Gelin bu evde bir seneye yakın, genelde ilk çocuğu doğuncaya kadar kalırdı. Damat gece yarısı kimseye görünmeden gelir ve sabah erkenden de kimse görmeden çıkar giderdi. L. kaynana ve kaynatada giremezlerdi. L. den alınan gelin merasimle birçok hediyeler verilerek asıl ev kısmına getirilirdi. Bu merasimden sonra genç kızken taşıdığı şapkasını çıkarır ve yerine kayınvalidesinden Tzıchağe adlı yünden örülme başörtüsü hediye verilir ve bundan böyle bunu takar ve ev işlerini de yavaş yavaş yapmaya başlardı.



Leğune mafIe-лэгъунэ маф1э, gelin Leğune'den bir yıl sonra hanenin en yaşlı kadını tarafından alınarak asıl ev kısmı tanıtma merasimine denilir. Leğune'den alınan gelin ateş yanan bir ocağın başına getirilir ve şu dua yapılır:" Ulu Tanrı, bu ocaktaki ateş hiç sönmesin! Bu yeni aileye mutluluk bereket ve çok çocuk ver." Ocakta asılı zincirin kutsal sayılması ve ona dokunan her kimsenin kan düşmanı dahi olsa evin öz evladı gibi görülmesi ve korunması gelenekleri ve inançları Mazdaismus inancının motivlerini göstermektedir.



Leğup, kazan



Lejcher- лэжъхэр, oyun yöneticisi.



Lepsı-лэпсы, Adigelerin severek yedikleri yemeklerden birisidir. Et büyükçe parçalara ayrılır ve çeşitli baharat ve bazen de sebze ile kaynatılır. Kaynadıktan sonra suyuyla beraber yendiği gibi, bazı kabilelerde önce et yenir ve yemeğin sonunda bir bardak ya da tas dolusu ılık et suyu üstüne içilir. Bu yolla yenen etin hazmı hızlandırılır.



Lesghi (Lezgi), Kuzeydoğu Kafkaslarda yaşayan kendine özgü dili ve kültürüyle bir halk.



Lesghen-Лэскэн, Kabardey'de Terç nehrine katılan bir nehir.



Lev-Лэу, Nart destanlarında bir Nart.



Leva İbrahim Paşa, bkz. Karabatır



Levirat, evlilik şekli Adigelerde de yaygındır.



Leylek, Yeleme Adigelerinde ilkbaharda leylekler geri dönüp ilk kez leyleği gören her kişi hemen yere yatarak yuvarlanırdı. Bu davranışın mutluluk getireceğine ve her arzularının yerine getirileceğine inanılırdı.



Livon savaşı, Çarlık Rusya'sının İsveç'le yaptığı savaşa Adige süvarilerinin çarın yanında 1558'de katılmaları ve Şubat 1560'da da geri dönmeleri.



Longworth, Lord Palmerston'un Alsit Bey kod adıyla Çerkesya'ya gönderdiği ajan.



Ludan (Loo Dane), ipek yolu ile Karadeniz kıyısındaki Loo liman kentine getirilen ipekler oradan tekrar Ukrayna'ya ve Kırım'a götürülerek satılırdı. Bu nedenle Ukrayna'da bu ipeklere 'Loo Dan' yani 'Loo ipeği' denilirdi.



Machelo, Kolchislilerin Güneybatı'sı ile Kuzeybatı'sında yaşamış olan bir halkın adı.



Machsıme bkz. bachsıme



Madtschar, bkz. Ingusch



Mayıs Böceği, yakalanan Mayıs Böceği avuca alınarak üstü sıvazlanarak; "dev, dev uç! Uçta bana kundura ve dikiş makinesi getir!" denir ve uçurulur. Yugoslavya'daki Adige gençleri ise; "Qeşçenım/Psetlıchom nerede bana göster!" derken, diğer yörelerde de ;" Bana ebeveynlerini göster! Ebeveynlerin vefat etti. O zaman bana küçük kardeşinin donunu göster!" tekerlemelerinin dendiği de oluyordu.



Maikop-Kurgan (Maykop-Kurgan), Rus bilim adamı Nikolay Ivanoviç Vselovskiy 1897 yılında Maykop kentindeki bir kurganı kazarak MÖ.2 bin senesinden kalma altından yapılma yürüyen pozisyonlarda, gümüşten boğa heykelleri ile kap kacaklar bulmuştur. Vselovskiy erken bronz devrine ait heykeller bulmuştur: Hanımı ve metresleriyle birlikte gömülen bir kabile reisinin mezarıdır. Kurgan (Yunanistan'daki kurganlar hariç tutulursa) Avrupa kıtasında eşine rastlanmayan bir zenginlikteydi. Bu buluntulara bakınca Kuzey Kafkasya'nın 3 bin sene önceki yaşam ve kültür düzeylerinin ne kadar yüksek olduğunu açıkça görebiliyoruz. Taman yarımadasından Dağıstan'a kadar uzanan bu kültürün adı, bu nedenle Maikop Kültürü denmektedir.


Sovyetler döneminde yaptığı kazılarda daha da zengin ve şaheser denilecek kadar sanat harikalarını içeren mezarları açan A. Leskov şöyle demektedir; ''Bu buluntulardan sonra Güney Rusya'nın (yani Kuzey Kafkasya'nın) insanlık tarihine etkilerini iyi anlayabiliyoruz. Bu yüksek kültür tüm Güney Rusya'yı ve aynı zaman tüm Avrupa-Rusya'sını çok etkilemiştir". (Kaynak; Leskof Alexander Grabschätze der Adygen. München, 1990, Markowin, W. I./Muntschajew. R. M. Kunst und Kultur im Nordkaukasus. Leipzig 1988)



Maiot, MÖ. 7 yy.'da bazı Maiot kabileleri İskitlerin egemenlikleri altında oldukları ve bu saptama Xnephon'da "Avrupa'da İskitler egemendir ve Maiotlar da egemenlikleri altındadır" diye yazmaktadır. Bizler için Kuzeybatı Kafkasya halkları hakkında çok değerli bilgiler aktaran Hekataios ve Milet ise bu yörelerde "hiçbir İskit kabilesi" yoktur diye yazmaktadırlar. Heredot'ta MÖ. 5 yy için, "Kuban yöresi ve Azak denizi kıyılarında sadece M. yaşamaktadırlar," diye yazmaktadır. Bıjışkyan Miotis şeklinde kullanırken Miotis-Meotis Denizi adını bu halktan aldığını yazmaktadır. Ona göre bu halkın kralının adı 'Mej (Mey)'dir ve adını ondan almaktadır.



Matlıcho-Малъыхъо, enişte



Malka, Terç nehrinim yan kolunun adıdır.



Mamchığ-Мамхыгъ, daha önceleri kalabalık bir Adige kabilesidir. Sayıları azalarak günümüzde sadece büyük aile adı olarak kullanılmaktadır.



Mamışç-Мамыщ, Nart Efsanelerinde kürek kemiğinden geleceği söyleyebilen falcının adıdır.



Mamırse-Мамырсэ, mısır fırında kavrulur. Daha sonra ince un halinde öğütülür. Bu mısır unu kaynayan suya tuz ilavesiyle kaynatılır ve çok kalın bir hale gelinceye kadar belağ bkz. ile yoğrulur ve sıcak olarak ekmek yerine yenilir. Abhazlar tuzsuz pişirirler ve adına Abısta, Gürcüler ise Mamalık derler.



Manca (Manka), rus generali Vlassov'a Adigelerin taktıkları addır.



Mantsur-Манцур, Th. Lapinski'nin kullandığı bir isim. Bu yazara göre diğer Adige kabileleri arasında eriyerek yok olan bir Adige kabilesi.



Maria, Temirnukova, bkz. Goşenay



Marlinski, asıl adı Besucheff (Bezucheff) olan bu yazar, Allgemeine Leipziger Zeitung 1837, 129 no da yazdıklarına göre Çerkes kökenlidir. Uzun zaman Lezgilere esir düşerek tutsak kalmıştır.



Maschuk (Maşuk), Adigece ateş dağı anlamına gelmektedir. Bu dağın tepesinde Adigeler nöbetçiler bulundururlar ve ileriden olası düşman orduları yaklaşmaya başlayınca hemen ateş yakarak, düşmanın yaklaştığının haberini verirlerdi. Prof. Dr. J. Knobloch" MaşIo= ateş, ku=merkez, yer, araba, MaşIoku= ateş yakılan yer anlamına gelir", diyerek açıklamaktadır. Literaturda Maschuka(Maşuka) ya da Metschuka(Meçuka) adlarıyla da geçmiş olan bu dağın etrafında kükürtlü sular çıkmaktadır. Bu dağla ilgili bir efsane de vardır. '' Bir zamanlar Adige ülkesinde Beştau ve Albrus adlı iki cengaver varmış. Her ikisi de Maschuk adlı genç bir kıza aşık olurlar ve genç kız için mücadele ederler. Beştau Elbrus'un kafasına kılıcıyla vurarak ikiye böler- onun içinde Elbrus dağı ikiye bölünmüştür. Son kuvvetini toplayan Elbrus ise Beştau'u yere yıkarak beş parçaya ayırır. Her iki hayranını kayıp eden Maschuk ise üzüntüsünden ağlamaya başlar ve gözyaşları Oşchıt1chu (Pjatigorsk) kentinin sıcak su kaynaklarını oluşturur.'' (Prof. Dr. J. Knobloch Homerische Helden und christliche Heilige in dr kaukasischen Nartenepik. Heidelberg, 1991)



Massud İbni, 948 yılında yayınladığı eserinde Kafkasya’dan söz etmektedir.


Mazai (Mazay) Urartu tanrılarından birisidir. Adige tanrısı Mezıth ile karşılaştırınız.



Mdsim-Tha, Ardil'de Karadeniz'e dökülen bir nehir.



Mecheps-Мэхъэпс, Hıristiyanlarda vaftiz suyu



Meevtria, günümüzdeki Azak Denizi'nin eski Yunanca adıdır. Balıkların anası, balıkların kaynağı anlamına gelmektedir.



Mel şçIepşç-мэл щ1эпщ, koyunları hastalıklardan korumak için çobanlarca alınan bir önlem. Bunun için bir tünel yapılır ve ateş yakılarak duman tünele verilir. Koyunlar dumanlı tünelden geçirilir. Böylece koyunların hastalıklardan korunacağına inanılırdı.



Meleçıpchu ye AzaneçIe Kure, Nart efsanelerinde adından çok söz edilen aynı zamanda bütün Adige kabilelerince tanınan, sevilen ve sayılan kadın kahraman.



MequIate, daha önce biçilerek kurutulan otların, kış aylarında hayvanlara yedirmek için, ağıllara yakın bir yerde piramit şeklinde üst üste yığılmış haline denilir.



Mequğeşığe, biçilmiş yaş otların kış için döndürülerek burulması . Burma.



Meotis bkz. Maiot



Merem mequave- Мэрэм мэкъуауэ, Cumartesi günleri, kimsesiz, hasta ve özürlü kimselerin otları imece yapılarak biçerek evlerine taşınması olayına denilir.



Merissa/Merjem (Meryem), Melissa/ Meriem Adigelerde arıların koruyucu meleğidir ve iki kez günün döndüğü ayda ve sonbaharda (Eylül) Merissa için eğlenceler düzenlenirdi. Bu eğlencelerde sadece baldan yapılma içecekler ve yemekler yenirdi. Adige inançlarına göre bir zamanlar ortaya çıkan bir afette tüm arılar yok olurken Merissa elbise koluna saklanan tek bir arı vasıtasıyla arılar tekrar çoğalmışlardır. Bu nedenle kendisine minnettarlık duyuyorlardı. Adigelerin çok eski çağlardan beri ihraç mallarından birisi de bal ve balmumu olduğu literatürde yazılmaktadır. Bu koruyucu meleğin İsa Mesih'in annesi olan Meryem ile aynı olduğunu iddia edenler de vardır.



Meşçbeş1e İshaq- Мэщбэш1э Исхьакъ, ünlü şair ve edebiyatçımız 28 Mayıs1931'de Şhaşçefıj köyünde doğması.



Metez, küçük yarım ay şeklinde hazırlanan hamurların içine kaynatılarak ezilen ve baharatlanan patates ya da taze Çerkes peyniri konarak yapıştırılarak kapanır. Daha sonra tuzlu suya konularak kaynatılır. Metez üstüne tereyağlı biber sosu ya da yoğurt dökülerek yenilir.



Metrachier, bkz. Zychier



MeIu- мэ1у, savaş zamanında kullanılan kalkan.



Mechetchıl-мэхъэтхилъ, dıvha. Kuran'dan ayetlerin yazılarak üçgen şeklinde boyuna takılarak taşınan



Mey, Bıyışkyan'a göre çok eski devirlerde Maiot kralının adıdır.



Mezguaşç-Мэзгуащ, ormanların koruyucu meleği.



MezçIeğıbze-Мэзк1эгъыбзэ, Adigelerin gizli şifreli dilidir. Avcı dili de denilir. Bu dil için şifreli kelimeler geliştirilerek kullanıldığı gibi ‘’kelimelerin arasında başka seslerde konularak yeni kelimeler türetilerek konuşulurdu’’ diyenler de vardır. Avcı dili kelimelerinden örnekler: Tıghuj/тыгъужъ 'kurt' =mezıh/мэзыхь ' Orman köpeği ', qo/къо 'domuz' =peşab/пэшъаб ' yumuşak burun',thak1umç1h/ тхьак1умк1ыхь ' tavşan' =yerıq/ерыкъ, ble/блэ 'yılan'= ç1ıhaj/к1ыхьэжь 'çok uzun' denilirdi. Ayrıca Essad bey’de (1930;16) aşağıdaki kelimeleri tesbit etmiştir:’шапука/şapuka= at’, ‘ амафа/amafa=kan’, ‘ами/ami=su’, ‘асаз/asaz=tüfek’, ‘ашаршка/aşapşka=korkak’ Etnologlara göre burada örtmece (=euphemismus) inancı yatmaktadır. Çünkü bu yaratıkların asıl adları söylenince, onların uyandırılacağı ya da dikkatini çekileceğine ve avlamakta zorluk çekileceğine inanılırdı. Bu nedenle adları değiştirilirdi.



Mezdegu, günümüzde Kuzey Osetya sınırları içinde bulunan halkı Adige ve Hıristiyan dinli olan kentin adıdır. Kabardey beyi Korina- Kançokin Rusların tarafına geçince bu sık karanlık ormanlar içinde 1763 yılında yerleşerek kenti kurmuştur.



Mezıth- Мэзытхь, Adigelerin ormanlar tanrısıdır. Adige anlatımlarına göre Mezıth altından kılları olan erkek yaban domuzunu binek hayvanı olarak kullanır. Mezıth bir emriyle ormanlarda yaşayan hayvanlar toplanırlar ve Mezıth kızı onları sağar. Mezıth ormanlarda yaşayan hayvanların da koruyucusudur. Avcılar ava çıkmadan önce onun duasını almaları gerekmektedir. Avlanan hayvanın kemikleri toplanarak bir arada toprağa gömülür. Bu hayvanın tekrar canlanacağına inanırlardı. Mıyekuape kültüründe bulunan MÖ. yy'dan kalma domuz bunun bir delili olarak alabiliriz.


Chancerij'in yazdıklarına göre Altından tüyleri olan çok iri erkek domuza binip gezerdi. Onun emriyle geyikler, dağ keçileri vs. toplanırlar ve çok güzel kızlarda onları sağarlardı.


Bu anlatımın haricinde bugünkü Taganrog kentine yakın bir yerde bulunan ve üstünde yunanca Mecytheos-Mezıtheos yazısı bulunan kaya parçasında ise bir keçinin ve insanın ayakları görülmektedir. Bu Adigelerin yunan efsanesinin Pan'ından etkilendiklerini görebiliyoruz.



MezıtlIı- Мэзыл1ы, orman insanı, vahşi olarak ormanda yaşayan insan. Bu insan yarı çıplak tüm bedeni kıllarla örtülüdür. (bkz. Şıpkişe) Diğer bir anlatıma göre MezıtlIı tepegözlüdür ve göğsünün ortasında kama gibi keskin ve sivri bir kemiği olduğu şeklindedir.



Mıçezın, Adigey'de yetişen, sonbaharda olgunlaşan, kar yağsa da dalında hiç bozulmadan kalabilen bir elma cinsi.



Mıgu, Şaxe nehrinde bir ejderha yaşıyor ve her seferinde genç bir kız istiyordu. Hiç kimse onu öldüremiyordu. Kuban yöresinde yaşayan Adigelerden Mıgu adlı bir yiğit olayı duyunca atına atlayarak gelir. Bir ağaca koca bir boğayı uzun bir iple bağlıyarak ejderhanın gelmesini bekler. Ejderhayı gören boğa kaçmak istese de kaçamaz ve ağacın etrafında dolaşır. Ejderhada onu takip edeceğim derken ağaca kendini dolar. İşte bu anı bekleyen Mıgu şimşek gibi devin yanına atını sürer, kılıcıyla vurarak parçalara ayırır ve öldürür ve Şaxe nehri kıyısında oturan insanları bu devden kurtarır. Onun anısına Şexe ç’ey'de şelalelerin yanında küçükte olsa bir ejderha anıtı vardır.



Mıjö Şan, Nart efsanelerinde kahramanların cesaret ve kuvvetlerini ölçtükleri bıçak gibi keskin yuvarlak bir taş. Nart Sawsırıqo'nun cesaretini ölçmek için, tepelerden aşağıya yuvarlanan Mıjö Şan'ı kafasıyla, göğsüyle dizleriyle karşılaması gerekiyordu. Dizlerindeki zayıflığı bilen düşmanlarının bu isteklerini yerine getiren Sawsırıqo atının uyarılarına uymadan diziyle vurunca Mıjö Şan dizini parçalayarak ölümüne neden olmuştur.



Mıjö zepedz, Adigelerin boş zamanlarında amatörce yaptıkları geleneksel spor dalından birisidir. Anlamı taş atma sporu yada yarışmasıdır. Bu iş için önceden bir taş belirlenir ve belirli bir atış noktasından şu disiplinlerle atılır;

1) Ayaklar arasında sallanarak (bir elle ya da iki elle) ileriye atılır.

2) Ayaklar arasından sallanarak( bir el ya da iki elle) kafanın üstünden geriye atmak.

3) Ayaklar arasında sallanarak (bir el ya da iki elle) geriye atmak.

4) El ayasına konulan taşı (gülle) omuzdan ileriye atmak

5) Yuvarlak ve yassıca taş alınarak disk atar gibi atmak.

(bkz.. Bell, J. S., cilt ı. s.108)



Mıjö yıvıt- Мыжъо иут. Önce ileride bir çizgi çizilir. Oraya her oyuncu elindeki yassı taşını atar. Çizgiye en yakın atanlardan başlayarak oyun sırası belirlenir. Çizgiye en uzakta taşı kalan ebe olur. Daha sonra yassı taşlar üst üste yığılır. Diğerleri sıraya geçerler ve elindeki taşla yığını dağıtmaya çalışır. Dağılır dağılmaz ebe taşları üst üste çok çabuk yığar ve oyun taşlarını atıp almaya gidenlerden birini yakalamaya çalışır. Yakalanan ebe olur. Yakalayıncaya kadar ebeliği devam eder.



Mışe- мышэ. Ayı insanlardan türemiştir. Kadının biri hamurlu elleriyle tuvalete gidince tanrı onu cezalandırarak ayı yapmıştır.



Mıve yebj- Мывэ ебжь, cenaze mezara konulduktan sonra iki adet taş alınarak kurandan sureler okunarak üflenir ve biri başına diğeri de ayak ucuna konulur. Bu yolla Cebrail gelerek sorguya çektiğinde vefat edenin yanıltılmasının önleneceğine inanılmaktaydı.



MıyekuaIpe- Мыекъу1апэ, Rusça Maykop adıyla tanınan bu kentin Adigece anlamı 'yabani elma’ yöresidir. Önceleri küçücük bir köycükdü. Rusların fethinden sonra buraya 1857'de küçük bir kale kurarak diğer operasyonlarını organize etmişlerdir. Halihazırda Adigey Cumhuriyeti'nin başkentidir.


Kent Maykop kültürü ile meşhur olmuştur. Maekop’un hareketli bir tarihi vardır: Burada 1891'de Maksim Gorki tutuklanmış, Denikin Beyaz ordusuyla harabeye çevirmiş, Budnoy 1. Süvari Ordusu'yla geçmiş, Faşistler katliama girişmişler, Gürcü Generali Groçkeri işgal etmiş ve büyük Gürcistan topraklarına ilhak etmiştir. Yine Adigelerin Ekim İhtilali'ne nasıl ve ne biçimde katılacaklarının planları yapılmış, 1942'de Alman ordularınca işgal edilmiş ve Adige müzesi soyularak içindekiler Almanya'ya götürülmüştür.



Michail, büyük Bey, 14 Nisan 1864 de Soça da, yenik Adige thamatelerini kabul eden rus generali. Adige thamateleri onunla barış antlaşmalarını görüşerek anlaşmışlardır.



Michail Temryuk, Çariçe Goşenay'ın erkek kardeşi. Çarın muhafız alayında görevli Opriçinki’dir. Michail Temryuk diğer Opriçinkilerle birlikte 1571 yılında öldürülmüştür.



Midawi, Modaweh, Laba nehrinin çok yukarılarında oturan bir Abassa kabilesi.



Mikschag (mikşag), Svanların Adigelere verdiği addır.



Millet Meclisi, Adigelerin Şaçe' de (= Soçi) kurdukları parlamentoları iki yıl görev yaptıktan sonra denizden Ruslarca 19 Haziran 1862'de top atışlarıyla yıkılıp, yakılmıştır.



Miloşova, Sırbistan'ın Kosova eyaletinin Pristina ile Mitroviça kentlerini bağlayan yol üzerinde Adigelerin de (20 hane kadar) yaşadığı bir köy. Bu Adigeler 1999 Nato - Kosova savaşından sonra Anavatanlarına RF Parlamentosu'nun oy birliği kararıyla geri götürülmüşler ve Maykop yakınında Mafehabl köyü kurulmuştur.



Mirlam Bey, bkz. Stücker



Misafir ve misafir hakkı, gerek misafir gerekse ev sahibinin birbirleriyle ilgili olarak karşılıklı bazı hakları vardır. Her Adige kendisine gelen misafiri tanrı misafiri kabul eder ve onu en iyi şekilde ağırladığı gibi her türlü tehlikeye karşı da korumak zorundaydı. A. Dirr (1925; 30) ''misafir ev sahibinin kölesi gibidir'' diye yazmaktadır.


Misafir, çok önemli bir neden olmadan asla ev sahibini değiştirmezdi. Bu geleneklere karşı gelmekti. Bu durumda misafir göstermelik olarak, genelde yemeli içmeli bir ziyafet şeklinde cezalandırılır ve bu cezayı da yeni ev sahibinin çekmesi gerekmektedir.


Eğer eski bısımı bu değişime neden olduysa, misafiri rencide ederek geleneklere karşı geldiğinden, Adige xhabzeye göre cezalandırılırdı.



Misdschegier (Mizceg), Gürcüce; Kist, Tatarca; Mizschegi (Mizşegi) kendi kendilerine ise Lamur diyen ve literatürde İnguş olarak bilinen halk.



Mochoschowzi (Mochoşovtzi) /Mochosch/Muchosch, Laba nehri ile Fars nehirleri arasında yaşamış olan ve 1800'li yıllarda Klaprotha göre 670 aileden oluşan bir Adige kabilesidir.



Molla, İslam dini ruhanilerine verilen addır.



Moschi, Reineggs göre Güneybatı Kafkasya dağlarına verilen addır. Henniochi ya da Coraxe diye de bilinir.



Mosdok bkz. Mezdegu



Msite, Meste, Adige koruyucu meleklerine verilen addır.



Muhacir Kabardeyler, büyük ve küçük Zelençık (Selentschik) arasına gelerek yerleşen Adigelere denilir.



Muhammed Emin, Dağıstan'dan 1845 yılında Abzehler arasına yerleşerek sözde Şamil'e bağlı ancak gelenek ve göreneklere göre idare edilen bir idare tarzını kurarak 1848-1858 yılları arasında Kuzey Abzehleri arasında egemen olmuş Naiptir. Muhammed Emin İslam dinini yaymış aynı zamanda askeri komutanlık da yapmıştır. Kökeni hakkında çeşitli varyantlar vardır. Stücker'e göre Arap asıllıdır ve Arapça'dan başka dil bilmemektedir. Gerek Şapsığlarla, gerek Güney Abzehleri ve Zanıko Sefer beyle hiç anlaşamamış ve düşmanca ilişkiler içinde bulunarak kardeş kanı dökmüşlerdir. Halbuki Muhammed Emin gelinceye kadar anlaşmazlıklar olsa bile kardeş kanı dökülmemiştir. Şamilin teslim olmasından sonra Bursa'nın Armutluk köyüne yerleşerek orada 1317'de hayata gözlerini yummuştur. (bkz..KK dergisi 2. cilt son sayı sayfa 33)



Mussa bey, Ruslara esir iken on bir arkadaşıyla Prusya'ya kaçmıştır. Prusya askerleri bunların silahlarını almak isteyince aralarında kavga başlar ve sonuçta 7'si ölür ve Prusyalılar tarafında da 32 yaralı verirler. Berlin'de harp divanında yargılanarak dört yıl ceza alarak Danzig'e götürülür. Cezası bitince Berlin'e döner. Kendi ifadesine göre Prusya Kıralı Friedrich Wilhelm ile görüşmüş ve kral onu "Gel bakalım sevgili dostum Çerkes" diyerek karşılamış. Kraldan silahlarını geri verilmesi için ricada bulunmuşsa da kabul etmemiştir. Kendine Kraliyet atlarına bakması için iş verilmiştir. Adigey'de Prusyalı bir subayı olan C. Stücker'in görev aldığını duyunca derhal vatana geri dönmüş ve beraber çalışmıştır. 20 Ocak 1851 de Bromberg’de yargılanan Çerkeslerden birisi olup olmadığını bilemiyoruz. Mahkeme tutanağında hem Mirza hem de Musa/Muza olarak geçmekte ve olayın gelişme tarzı değişik anlatılmaktadır. Bkz. Polonya (Kaynak: C. Stücker, Prozeß in Bromberg. Polonya’da yargılanan Çerkesler.)

Musa Kunduk bkz. Beş Kafkasyalı.



Nalkupi, Madshawi, bir Abassa kabilesidir.



Namık İsmail Zeyf, (1890-1935) İstanbul da zengin bir Ubuh ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Ailesinin zenginliğine paralel olarak zamanın en iyi okullarına gitmiştir. Paris'te ve Almanya'da resim dersleri almıştır. İstanbul'da açılan Çerkes Örnek okulunda da öğretmenlik yapmıştır.



Naochatatsch (Naochataç)/Naokatasch(Naokataç), kutsal ağaçların Adigece adıdır.



Nart, Adige Kahramanlık destanlarının adıdır. İsa!dan önce 3000 senesinde oluşmaya başlayan bu destanlar İsa!dan sonra 300 yılına kadar gelişmesini devam ettirmiştir. Bu efsaneler 30'a yakın efsane birliğinden oluşmuştur. Tanrılar, Mitik yaratıklar ve Devlerden oluşan destanların merkez eksenini Nartlar teşkil etmekte ve devamlı olarak birbirleriyle dostane ya da düşmanca ilişkiler içindedirler. Destanların temelini kahramanlık, insanlara faydalı olmak, insanların düşmanı olan ve yaşama olanaklarını yok etmek isteyen tanrı, dev ve ejderhalarla mücadele teşkil etmektedir. Mücadele yapılırken vahşi ve barbarca kan akıtan kahramanlara değil, akıl ve mantığıyla düşmanlarını ekarte eden Nart kahramanlarını görebiliyoruz. Nartlar en fazla dokuz ya da on altı kişilik birliklerden oluşmaktadır.

Nart Efsaneleri bütün Kafkas halklarınca az çok bilinmesine rağmen toponomik merkezini Kuzey Batı Kafkasya teşkil etmektedir. Doğuya gittikçe ve güneye indikçe hem tekstler ve varyantlar azalmakta hem de masallaşmaktadır. Çerkeslerde nazım ve nesir şekilleriyle bize aktarılırken, diğer Kafkas kabilelerinde çoğunlukla nesir yazıyla anlatılmaktadır.



Nart efsanelerinin kökeni hakkında bilim adamları anlaşamamaktadırlar. Georg Dumezil İndo Europen kökenli görürken, Adige Nartologları bunu kabul etmemektedirler'' Hem nesir hem de nazım şeklindeki tekstler yalnız olarak Adigelerde yaşarken, Asetinlerde genelde nesir halinde aktarılmıştır. Bu da Adige kökenli olmanın diğer bir bilimsel kanıtıdır. Çünkü destanlar oğunlula nazım türüdür.'' demektedirler.



Tarihte Adigelerden diğer Kafkas halklarına doğru bir kültür etkisi ve akımı olduğu gerek son zamanlardaki Arkeolojik kazılar gerekse 18 ve 19. yy gezginlerinin yazılarında izleyebiliyoruz. Gürcü krallarından Kırım hanlarına kadar hepsi prenslerini Adigelerin yanında Adige xabze ile eğitmeleri için gönderirlerdi. İşte bu eğitim de Nart Destanları'nı da öğreniyorlar ve ülkelerine götürüyorlardı. Tersine işleyen herhangi bir kültür akımından ise söz edilmemektedir. İşte bu nedenler, sözünü ettiğimiz kültür etkisi ile Nart efsanelerinin Adigelerden diğer uluslara geçtiği şekli daha doğru bir yaklaşımdır. (Sarkisyanz, Essad Bej)



Nart Eşatolojisi, Nart efsanelerine göre, insanlar yeryüzünde belirmeye başlayınca kendi zamanlarının sonunun geldiğine inanarak birer birer yok olmuşlardır. En son Nart olarak Nart Taetaerşav'dan söz edilmektedir. Bu Nart kahramanı Nartlarla insanoğlu arasındaki, geçiş döneminin köprüsünü teşkil etmektedir. Teterşav de bir tepede toplanmış küçücük yaratıkların, insan denen yaratıklar olduğunu öğrenince şöyle demektedir" Kim Nart Taetaerşave'yi gördüyse Nart görmedim demesin." Nart Teterşav’dan sonra Nartlarda yeryüzünden yok olurlar.



Nart-Sane, Kislovod kentinin Adigece adıdır. Sıcak su kaplıcaları ile ünlüdür.



Nartıf, Nartıchu, mısır. Etimolojik anlamı '' Nartların darısı ''. Mısırın Amerika kıtasından Avrupa ve Çerkesya'ya gelmesi ile birlikte darıya benzerliği ve iriliği nedeniyle verilen addır.



Nasren JaçIe, Nart efsanelerinde Tanrı Pako tarafından çalınan ateşi geri getirmek için yola çıkar. Ancak bunu başaramaz ve yakalanarak Oşha Mafe'ye ceza olarak Elbrus dağında prangaya vurulur. Adigelerin Prometheus’u.



Natchu Kaitsch/Netchuasha, Rusça; Natuchschi/Natkuadsh/Natuchaiz, Nod-kuadsch, Taman yarımadasından Kuban'a arasında Güney'de Şapsığ Adigelerine komşu olan bir Adige kabilesidir.



Naurus (Navruz), Polonyalı subay Th. Lapinski'ye göre diğer Adige kabileleri arasında eriyip kayıp olan bir Adige kabilesi.



Nebğırey bkz. Qancıqo Şeway



NeğuçIıtz- Нэгъуч1ыц, Adige efsanelerinde geçen bir cadı kadın motifi. NeğuçIıtz geleceği bilebilen, omuzlarından arkaya attığı göğüsleri beline kadar gelen ve çok iri dişleri olan bir cadıdır. Dudaklarıyla göğsüne dokunabilenleri adopsiyon yapmaktadır. Horozu binek hayvanı olarak kullanmaktadır.



Nemırıfo- Нэмырыфо, sadece Şapsığ tekstlerinde bize aktarılan bir Nart'ın adı.



Nepch- Нэпх, göz bağlamak. Adigelerin inançlarına göre halktan bazı kişilerin tabiat üstü kuvvetlerinin olduğuna inanılırdı. Bu kişiler karşılarındaki her türlü yaratığın gözünü bağlayarak kendisini görünmez yapabildiği inancındadırlar. Bu güce sahip olanları ne hayvanlar nede insanlar görebilirdi. N. Özelliğine sahip olmak için bir yarasa yakalanır. Hiç bir sesin olmadığı bir yerde kesilir, kaynatılır, etleri ve kemikleri yarılır ve suyu atılır. Suyu atınca kemiklerini yakalayabilirsen sende de nepch olur.



Netı- Нэты, düğün ve eğlencelerde kurban edilen bir hayvanın pöstekisi ters çevrilir ve içine çeşitli kırılmayacak eşyalar konularak, dikiş yeri belli olmayacak şekilde dikilir. Daha sonra düğün esnasında yapılan yarışmalarda N. süvarilere ya da yayaların arasına atılır. Netı kim damadın evine getirebilirse içindeki eşyalarla birlikte kendisine verilir.



Nıchase- Ныхасэ, Adige kadın halk meclislerine verilen addır. Nart efsanelerinde de bu kuruluş vardır. Adı ve fonksiyonuyla birlikte Asetin efsanelerine de geçmiştir. Ünlü Kafkasolog J.Knobloch ( Heidelberg, 1991 S. 39) şu açıklamayı getirmektedir; ' 1. Sözcük, Konuşma; 2. Sohbet; 3. dağ köylerinde halk meclislerinde günlük problemler hakkında yapılan konuşmalar. Ya İndoiran dilindeki ''ni-kasa'' ya da ''kas-'' görünmek, göstermek - ya da Çerkesce menşelidir. Kaynağı ise ''ne'' ( istikamet gösteren fiil) ve ''xa- se'', ' beraber oturmak, meclis'dir.



Nıp- Нып, bayrak, günümüzde Adigece ismi unutularak, onun yerine Türkçe'den ödünç alınarak Çerkesleştirilmiş hali ile 'bırakh' olarak kullanılmaktadır.



Nıse, gelin. Adige geleneklerine göre N. olmak çok ağır ve külfetlidir. Geleneklere göre kayın peder ve anneyle konuşamaz, hatta onlara sesini duyurmaz, anlaşma el kol hareketleriyle olur. Gelin ev halkına ve yakın akrabalarından herkese ayrı bir ad bulmak zorundadır ve onlara ancak bu adla seslenebilir. Eşiyle birlikte başkalarının görmesi ayıptır ve böyle bir şeye meydan vermez. Evde herkesin karnı doyduktan sonra artan olursa onu yiyebilirdi. Kendisi için özel yemek hazırlayarak yemesi çok ayıp sayılırdı. Bu ve buna benzer sıkı gelenekler yıllarca kadınları kendi toplumuna karşı olmaya yöneltmiştir.



Nısetepşç- Нысэтэпщ, Gelin eve getirililiğinde attan indirilir indirilmez avlu kapısında yapılan övgü ve iyi dileklerle dolu konuşmaya denilir. (Hatıkoy) Bazı yörelerde ise itaatkar olsun diye, ince dalları gelinin başının üstünde birbirlerine çarpılır hatta başına vuranların olduğu da anlatılmaktadır.



Nısetın- Нысэтын, eve getirilen gelinin yeni ailesine, akrabalarına, düğün esnasında yardım edenlere ve yararları olanlara verilmek üzere getirilen hediyelere denilir.



Nıseyışç ğogu- Нысэищ гъогу, 'gelin götürme ya da alma yolu.' Çok eski çağlardan beri Karadeniz Adige limanlarından çıkarak, tarihi Çerkesya topraklarından geçerek Orta Asya, Hindistan ve Çin'e giden yolun - İpek yolunun- Adigece adıdır.



Nışç- Ныщ, kurbanlık hayvanlara verilen ad.



Nıvejleps- Ныожълэпс, bazı Adige kabilelerinde düğün eğlenceleri ve her türlü merasimler bittikten sonra, bizzat gelinin, düğün süresince emeği geçen kadınlara et kaynatarak 'lepsi' onlara ikram ederek, ağırlamasına denilir.



Niedertscherkessisch, bkz. Kjahisch/Kyahça, batı Adige lehçelerine denilir.



Nogumo Şore Beçmız, * 1794 22 Haziran 1844. Günümüzde kuruyup yok olan Dzutze nehri kenarındaki Nogumo Abezech köyünde dünyaya gelmiş ve ailesi Kabardey bölgesine yerleşmiştir. Ebeveynleri Dağıstan'da bir medreseye din hocası olması için gönderirler. Orada Arapça, Persçe ve Türkçe öğrenir. Yirmi beş yaşına kadar vatanında din hocalığı yapar. Ancak "halkıma faydası olmayan bir ilmin bana da faydası yok" diyerek hocalıktan ayrılır ve Rusya'nın devlet hizmetine girer. Rusça'yı öğrenir ve 1828'de Nalçık'ta Rusça öğretmenliği yapmaya başlar. 1830- 35 yılları arasında Petersburg'da Çar hizmetinde bulunurken kütüphanelerde de halkına faydalı olabilmek için araştırma yapar. Rus Polonya savaşına da katıldıktan sonra Anavatanına dönerek 1835-1843 yılları arasında Kabardey mahkemelerinde başkanlık yapar. 1837'de Kabardey Adigece'sinin gramerini hazırlar ve 1843'de de 'Adige Halkının Tarihi' adlı eserini yayınlanacak şekilde hazırlar. Ancak Rus Akademisi'nce baskı için değerli görülmez ve yayınlanmaz. Kendisi 10 Temmuz bazılarına göre 22 Temmuz'da genç yaşta halkına daha çok eserler bırakacağı çağda geçirdiği kalp kriziyle hayata gözlerini yumar. Yaptığı hizmetleriyle halkının kalbine ebediyen ölmemecesine yerleşir. Yapıtları vefatından sonra yayınlanır.



Nüfus, Tarihi Çerkesya’da kaç kişinin yaşadığı tamamen tahminlere dayanmaktadır. Bu nedenle herhangi bir sayı vermek istemiyorum. Sürgün ve göçle vatanlarını terk edenlerin sayısı da tam olarak bilinememektedir.

Resmi kayıtlara göre bir milyon Çerkes'in tek etiği bilinmektedir. Bunun 600 bin Avrupa kıtasına, 400 bin'de Asya bölgesine yerleştirilmişlerdir.

Waldemar Stöhr 1856-1864 yılları arasında 600 bin Çerkes'in bunlardan 130 bin Abchaz’ın Türkiye'ye göç ettiğini yazmaktadır.


Kabardeyler Diğer Çerkesler

1897 98,561 46,286

1926 139,925 65,270

1939 164,106 87,973

(Geiger,Bernhard 1959)



Batı Adigelerinin ilk resmi nüfus sayımları 28 Ocak 1897'de yapılmıştır. Bu sayıma göre günümüzdeki Maykop ve Krasnodar çevresinde 41 bin 869 Adige yaşıyor bunlardan % 8,5 i okuma yazma bilirken, % 7,5 i de Arapça okuyup yazıyordu.


T.C. sınırları içinde 1927 yılında 13.648.270 kişi yaşıyordu. Bunlardan aynı istatistiklere göre 60 bin kadar Çerkes yaşıyordu. 1965 yılında ise
31 milyon 391 bin 207 kişi. Nüfus artma oranı % 24,9. Çerkeslerin sayısı ise ne hikmetse azalmıştır. Nüfus artma oranının Çerkeslere de 60 binden hareketle uygulayacak olursak 150 bin Çerkes'in yaşaması gerekmekteydi. (Ubuccini et Pavet de Courteille 1876;Waldemar Stöhr Westemanns Lexikon 1965 ; Tanoğlu Ali Ord. Prof. Beşeri coğrafya İstanbul 1969)



Nalkupi, Madshawi, bir Abassa kabilesidir.



Namık İsmail Zeyf, (1890-1935) İstanbul da zengin bir Ubuh ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Ailesinin zenginliğine paralel olarak zamanın en iyi okullarına gitmiştir. Paris'te ve Almanya'da resim dersleri almıştır. İstanbul'da açılan Çerkes Örnek okulunda da öğretmenlik yapmıştır.



Naochatatsch (Naochataç)/Naokatasch(Naokataç), kutsal ağaçların Adigece adıdır.



Nart, Adige Kahramanlık destanlarının adıdır. İsa!dan önce 3000 senesinde oluşmaya başlayan bu destanlar İsa!dan sonra 300 yılına kadar gelişmesini devam ettirmiştir. Bu efsaneler 30'a yakın efsane birliğinden oluşmuştur. Tanrılar, Mitik yaratıklar ve Devlerden oluşan destanların merkez eksenini Nartlar teşkil etmekte ve devamlı olarak birbirleriyle dostane ya da düşmanca ilişkiler içindedirler. Destanların temelini kahramanlık, insanlara faydalı olmak, insanların düşmanı olan ve yaşama olanaklarını yok etmek isteyen tanrı, dev ve ejderhalarla mücadele teşkil etmektedir. Mücadele yapılırken vahşi ve barbarca kan akıtan kahramanlara değil, akıl ve mantığıyla düşmanlarını ekarte eden Nart kahramanlarını görebiliyoruz. Nartlar en fazla dokuz ya da on altı kişilik birliklerden oluşmaktadır.

Nart Efsaneleri bütün Kafkas halklarınca az çok bilinmesine rağmen toponomik merkezini Kuzey Batı Kafkasya teşkil etmektedir. Doğuya gittikçe ve güneye indikçe hem tekstler ve varyantlar azalmakta hem de masallaşmaktadır. Çerkeslerde nazım ve nesir şekilleriyle bize aktarılırken, diğer Kafkas kabilelerinde çoğunlukla nesir yazıyla anlatılmaktadır.



Nart efsanelerinin kökeni hakkında bilim adamları anlaşamamaktadırlar. Georg Dumezil İndo Europen kökenli görürken, Adige Nartologları bunu kabul etmemektedirler'' Hem nesir hem de nazım şeklindeki tekstler yalnız olarak Adigelerde yaşarken, Asetinlerde genelde nesir halinde aktarılmıştır. Bu da Adige kökenli olmanın diğer bir bilimsel kanıtıdır. Çünkü destanlar oğunlula nazım türüdür.'' demektedirler.



Tarihte Adigelerden diğer Kafkas halklarına doğru bir kültür etkisi ve akımı olduğu gerek son zamanlardaki Arkeolojik kazılar gerekse 18 ve 19. yy gezginlerinin yazılarında izleyebiliyoruz. Gürcü krallarından Kırım hanlarına kadar hepsi prenslerini Adigelerin yanında Adige xabze ile eğitmeleri için gönderirlerdi. İşte bu eğitim de Nart Destanları'nı da öğreniyorlar ve ülkelerine götürüyorlardı. Tersine işleyen herhangi bir kültür akımından ise söz edilmemektedir. İşte bu nedenler, sözünü ettiğimiz kültür etkisi ile Nart efsanelerinin Adigelerden diğer uluslara geçtiği şekli daha doğru bir yaklaşımdır. (Sarkisyanz, Essad Bej)



Nart Eşatolojisi, Nart efsanelerine göre, insanlar yeryüzünde belirmeye başlayınca kendi zamanlarının sonunun geldiğine inanarak birer birer yok olmuşlardır. En son Nart olarak Nart Taetaerşav'dan söz edilmektedir. Bu Nart kahramanı Nartlarla insanoğlu arasındaki, geçiş döneminin köprüsünü teşkil etmektedir. Teterşav de bir tepede toplanmış küçücük yaratıkların, insan denen yaratıklar olduğunu öğrenince şöyle demektedir" Kim Nart Taetaerşave'yi gördüyse Nart görmedim demesin." Nart Teterşav’dan sonra Nartlarda yeryüzünden yok olurlar.



Nart-Sane, Kislovod kentinin Adigece adıdır. Sıcak su kaplıcaları ile ünlüdür.



Nartıf, Nartıchu, mısır. Etimolojik anlamı '' Nartların darısı ''. Mısırın Amerika kıtasından Avrupa ve Çerkesya'ya gelmesi ile birlikte darıya benzerliği ve iriliği nedeniyle verilen addır.



Nasren JaçIe, Nart efsanelerinde Tanrı Pako tarafından çalınan ateşi geri getirmek için yola çıkar. Ancak bunu başaramaz ve yakalanarak Oşha Mafe'ye ceza olarak Elbrus dağında prangaya vurulur. Adigelerin Prometheus’u.



Natchu Kaitsch/Netchuasha, Rusça; Natuchschi/Natkuadsh/Natuchaiz, Nod-kuadsch, Taman yarımadasından Kuban'a arasında Güney'de Şapsığ Adigelerine komşu olan bir Adige kabilesidir.



Naurus (Navruz), Polonyalı subay Th. Lapinski'ye göre diğer Adige kabileleri arasında eriyip kayıp olan bir Adige kabilesi.



Nebğırey bkz. Qancıqo Şeway



NeğuçIıtz- Нэгъуч1ыц, Adige efsanelerinde geçen bir cadı kadın motifi. NeğuçIıtz geleceği bilebilen, omuzlarından arkaya attığı göğüsleri beline kadar gelen ve çok iri dişleri olan bir cadıdır. Dudaklarıyla göğsüne dokunabilenleri adopsiyon yapmaktadır. Horozu binek hayvanı olarak kullanmaktadır.



Nemırıfo- Нэмырыфо, sadece Şapsığ tekstlerinde bize aktarılan bir Nart'ın adı.



Nepch- Нэпх, göz bağlamak. Adigelerin inançlarına göre halktan bazı kişilerin tabiat üstü kuvvetlerinin olduğuna inanılırdı. Bu kişiler karşılarındaki her türlü yaratığın gözünü bağlayarak kendisini görünmez yapabildiği inancındadırlar. Bu güce sahip olanları ne hayvanlar nede insanlar görebilirdi. N. Özelliğine sahip olmak için bir yarasa yakalanır. Hiç bir sesin olmadığı bir yerde kesilir, kaynatılır, etleri ve kemikleri yarılır ve suyu atılır. Suyu atınca kemiklerini yakalayabilirsen sende de nepch olur.



Netı- Нэты, düğün ve eğlencelerde kurban edilen bir hayvanın pöstekisi ters çevrilir ve içine çeşitli kırılmayacak eşyalar konularak, dikiş yeri belli olmayacak şekilde dikilir. Daha sonra düğün esnasında yapılan yarışmalarda N. süvarilere ya da yayaların arasına atılır. Netı kim damadın evine getirebilirse içindeki eşyalarla birlikte kendisine verilir.



Nıchase- Ныхасэ, Adige kadın halk meclislerine verilen addır. Nart efsanelerinde de bu kuruluş vardır. Adı ve fonksiyonuyla birlikte Asetin efsanelerine de geçmiştir. Ünlü Kafkasolog J.Knobloch ( Heidelberg, 1991 S. 39) şu açıklamayı getirmektedir; ' 1. Sözcük, Konuşma; 2. Sohbet; 3. dağ köylerinde halk meclislerinde günlük problemler hakkında yapılan konuşmalar. Ya İndoiran dilindeki ''ni-kasa'' ya da ''kas-'' görünmek, göstermek - ya da Çerkesce menşelidir. Kaynağı ise ''ne'' ( istikamet gösteren fiil) ve ''xa- se'', ' beraber oturmak, meclis'dir.



Nıp- Нып, bayrak, günümüzde Adigece ismi unutularak, onun yerine Türkçe'den ödünç alınarak Çerkesleştirilmiş hali ile 'bırakh' olarak kullanılmaktadır.



Nıse, gelin. Adige geleneklerine göre N. olmak çok ağır ve külfetlidir. Geleneklere göre kayın peder ve anneyle konuşamaz, hatta onlara sesini duyurmaz, anlaşma el kol hareketleriyle olur. Gelin ev halkına ve yakın akrabalarından herkese ayrı bir ad bulmak zorundadır ve onlara ancak bu adla seslenebilir. Eşiyle birlikte başkalarının görmesi ayıptır ve böyle bir şeye meydan vermez. Evde herkesin karnı doyduktan sonra artan olursa onu yiyebilirdi. Kendisi için özel yemek hazırlayarak yemesi çok ayıp sayılırdı. Bu ve buna benzer sıkı gelenekler yıllarca kadınları kendi toplumuna karşı olmaya yöneltmiştir.



Nısetepşç- Нысэтэпщ, Gelin eve getirililiğinde attan indirilir indirilmez avlu kapısında yapılan övgü ve iyi dileklerle dolu konuşmaya denilir. (Hatıkoy) Bazı yörelerde ise itaatkar olsun diye, ince dalları gelinin başının üstünde birbirlerine çarpılır hatta başına vuranların olduğu da anlatılmaktadır.



Nısetın- Нысэтын, eve getirilen gelinin yeni ailesine, akrabalarına, düğün esnasında yardım edenlere ve yararları olanlara verilmek üzere getirilen hediyelere denilir.



Nıseyışç ğogu- Нысэищ гъогу, 'gelin götürme ya da alma yolu.' Çok eski çağlardan beri Karadeniz Adige limanlarından çıkarak, tarihi Çerkesya topraklarından geçerek Orta Asya, Hindistan ve Çin'e giden yolun - İpek yolunun- Adigece adıdır.



Nışç- Ныщ, kurbanlık hayvanlara verilen ad.



Nıvejleps- Ныожълэпс, bazı Adige kabilelerinde düğün eğlenceleri ve her türlü merasimler bittikten sonra, bizzat gelinin, düğün süresince emeği geçen kadınlara et kaynatarak 'lepsi' onlara ikram ederek, ağırlamasına denilir.



Niedertscherkessisch, bkz. Kjahisch/Kyahça, batı Adige lehçelerine denilir.



Nogumo Şore Beçmız, * 1794 22 Haziran 1844. Günümüzde kuruyup yok olan Dzutze nehri kenarındaki Nogumo Abezech köyünde dünyaya gelmiş ve ailesi Kabardey bölgesine yerleşmiştir. Ebeveynleri Dağıstan'da bir medreseye din hocası olması için gönderirler. Orada Arapça, Persçe ve Türkçe öğrenir. Yirmi beş yaşına kadar vatanında din hocalığı yapar. Ancak "halkıma faydası olmayan bir ilmin bana da faydası yok" diyerek hocalıktan ayrılır ve Rusya'nın devlet hizmetine girer. Rusça'yı öğrenir ve 1828'de Nalçık'ta Rusça öğretmenliği yapmaya başlar. 1830- 35 yılları arasında Petersburg'da Çar hizmetinde bulunurken kütüphanelerde de halkına faydalı olabilmek için araştırma yapar. Rus Polonya savaşına da katıldıktan sonra Anavatanına dönerek 1835-1843 yılları arasında Kabardey mahkemelerinde başkanlık yapar. 1837'de Kabardey Adigece'sinin gramerini hazırlar ve 1843'de de 'Adige Halkının Tarihi' adlı eserini yayınlanacak şekilde hazırlar. Ancak Rus Akademisi'nce baskı için değerli görülmez ve yayınlanmaz. Kendisi 10 Temmuz bazılarına göre 22 Temmuz'da genç yaşta halkına daha çok eserler bırakacağı çağda geçirdiği kalp kriziyle hayata gözlerini yumar. Yaptığı hizmetleriyle halkının kalbine ebediyen ölmemecesine yerleşir. Yapıtları vefatından sonra yayınlanır.



Nüfus, Tarihi Çerkesya’da kaç kişinin yaşadığı tamamen tahminlere dayanmaktadır. Bu nedenle herhangi bir sayı vermek istemiyorum. Sürgün ve göçle vatanlarını terk edenlerin sayısı da tam olarak bilinememektedir.

Resmi kayıtlara göre bir milyon Çerkes'in tek etiği bilinmektedir. Bunun 600 bin Avrupa kıtasına, 400 bin'de Asya bölgesine yerleştirilmişlerdir.

Waldemar Stöhr 1856-1864 yılları arasında 600 bin Çerkes'in bunlardan 130 bin Abchaz’ın Türkiye'ye göç ettiğini yazmaktadır.


Kabardeyler Diğer Çerkesler

1897 98,561 46,286

1926 139,925 65,270

1939 164,106 87,973

(Geiger,Bernhard 1959)



Batı Adigelerinin ilk resmi nüfus sayımları 28 Ocak 1897'de yapılmıştır. Bu sayıma göre günümüzdeki Maykop ve Krasnodar çevresinde 41 bin 869 Adige yaşıyor bunlardan % 8,5 i okuma yazma bilirken, % 7,5 i de Arapça okuyup yazıyordu.


T.C. sınırları içinde 1927 yılında 13.648.270 kişi yaşıyordu. Bunlardan aynı istatistiklere göre 60 bin kadar Çerkes yaşıyordu. 1965 yılında ise
31 milyon 391 bin 207 kişi. Nüfus artma oranı % 24,9. Çerkeslerin sayısı ise ne hikmetse azalmıştır. Nüfus artma oranının Çerkeslere de 60 binden hareketle uygulayacak olursak 150 bin Çerkes'in yaşaması gerekmekteydi. (Ubuccini et Pavet de Courteille 1876;Waldemar Stöhr Westemanns Lexikon 1965 ; Tanoğlu Ali Ord. Prof. Beşeri coğrafya İstanbul 1969)



Okul, tarihi Adigey topraklarında Bell'in yazdıklarına göre kuran kursları mevcuttu. 1.01.1916 tarihli istatistiklere göre 12 Adige köyünde 682 çocuk okurken bunların içinden 118'nin kız çocuğu olması çok ilginçtir.



Oledschkandar (Oleckandar), 100 ile 300 kişi alan, gerek kürekleri gerekse yelkenleri olan deniz taşıt aracının Abchazca adıdır.



Ouneh- унэх(vınech) Dubois, M. yapıtında Karadeniz kıyısı köylerinden bu adla söz ederken, köy anlamında kullanmaktadır. Burada klasik bir yanlış anlama hatasını görebiliyoruz. Gezginin "Bunlar ne? Burası ne?" gibi sorusuna "evler" cevabı alınca bunu 'köy' anlamında kullanmıştır.



Opss, Nogumo'ya göre Abazinlerin adıdır ve Karamzin'in 'Asetinlerin' adıdır diye yazmasını kabul etmemektedir.



Orfi İtub, Abchazların Elbrus dağına verdikleri addır.



Oşchitchu, Beştav'ın (= Piyatogorsk) Adigece adıdır.



Oşten, Kuzeybatı Kafkasya'nın yani tarihi Çerkesya'nın ikinci yüksek dağının adıdır.



Osseten, As, Aas, Rusça; Jassi, Gürcüce; Ossi adı verilen Orta Kafkasya'da oturan halk. Alanların torunları olduklarına inanmaktadırlar ve ülkelerine perestorikadan sonra 'Alanya' adını vermişlerdir. Ruslar tarafından, tabii dinlerinden döndürülerek Hıristiyanlaştırılmışlardır. Vaftiz olarak Hıristiyan olana herkese, bir gümüş ruble ile bir gömlek verilmiştir. Üç yıl içinde Osetya'da yaşayan insanların üç misli kadar gömlek ile gümüş Ruble dağıtılmıştır. Bu da gösteriyor ki her kişi kendini hemen hemen altı kez vaftiz ettirmiştir. bkz. Vesetın. Bilinen belli başlı Oset kabileleri;1. Digorlar 2. Waladşır 3. Kurtatı 4. Tagaurlardır.



Ödipus kompleksi, Nart efsanelerinde Nart Setenay'ın eşi Verzemec arasında geçen konuşmada 'oğlu' Savsırıqo ile evlenebilme isteğini dile getirmektedir. Nart Verzemec yaşlanarak ölüm zamanı gelince adet gereği Nart ölüm meclisine gider. Eşi Setenay'a göre o halen dinç ve dinamik bir Nart'dır ve öldürülmesini istemez. Setenay, Nart Alec’in evinde toplanan Ölüm Meclisi'nde Verzemec’in nasıl hareket edeceğini sıkı sıkıya öğütleyerek gönderir. Setenay daha önceden nasıl ve ne şekilde hareket edeceğini öğütlediği oğlu Savsırıqo'yu da meclise gönderir. Meclise alınmak istenmeyen Savsırıqo zorla girer ve meclisi dağıtır. Verzemec kendini pencereden dışarı atarak, atına atladığı gibi evine geri gelir. Korku içinde titreyerek yatağına uzanır. Olanlardan hiçbir haberi yokmuş gibi davranan Setenay, eşinden olan bitenleri öğrenir. Daha sonra eşine şu soruyu yöneltir; ''O kahramanı oğlun olarak mı yoksa kardeşin olmasını istersin?'' Verzemec; ''oğlum olmasını istedim'' der. Setenay da; ''o senin oğlun'' der. Eğer ''kardeşim olsun'' deseydin ''seni öldürterek onunla evlenecektim'' der. Geleneklere göre evlenebilirdi de. Çünkü yanan bir taştan doğan Sawsırqo, Seteney'ın hem öz annesi değildi, hem annesinin sütünü de emmemişti.



Öksinos, Karadeniz'in öfkeli dalgalarından dolayı verilen 'Aksinos' adının karşıtı olarak "dost, misafirperver" anlamına gelen bu isim Yunanlarca verilmiş ve bu iyi anlamlı isimle, deniz tanrısını memnun ederek Karadeniz'in öfkesini azaltmak istemişlerdir. Bkz. Aksinos



Pako- Пако, Nart Efsanelerinde tanrı, hatta kendisine bağlı olan diğer tanrılar da vardır ve tanrılar tanrısı olarak adı geçen bir motiftir. Bazı varyantlara göre de tanrıçadır. Bu yeri ve statüsü belli olmayan özelliklerinden dolayı da tarihi çok eskilere dayanan bir kültürden geri kalarak bize aktarılan bir tanrı olarak kabul edilmelidir. Pako gökyüzündeki sarayından insanlara ve tabiata hükmetmektedir. Kuraklık, zelzele, su taşmaları, güneş tutulması gök gürlemesi ve şimşek çakması hep onun görev alanı içindedir. Onun gazabına uğramamak için Nartlar haraç ödüyorlardı. Bir keresinde Nartlar haraç ödemek istemeyince ateşi alır gider. Nesıren JaçIe ateşi getirmeye gitse de yakalanarak dağlara zincirlerle çakılır. Bu kez Nart Badineqo gücünü denemek ister. Pako önce kocaman bir kartal gönderir. Kartalın kanatları o kadar kocamandı ki açınca gündüzden gece yapmaktadır. Badineqo kartalı öldürür ve tekrar gün aydınlanır. Arkasından kocaman bir ejderha gönderir. Kahramanımız onu da yenerek yoluna devam eder. Bunları gören Pako korkusundan gökyüzündeki sarayına sığınır. Badineqo'nun bu saraya girmesi ise imkansızdır. Onu kurnazlıkla kandırarak başını pencereden dışarı çıkarınca Badineqo kılıncıyla vurarak başını koparır ve ateşi, Nesıren JaçIe'yi, Nart ülkesine geri getirir ve Nartların soğuktan donmalarını önler.



Pallas Peter Simon, 1741 Berlin'de doğan ve 8 Eylül 1811'de yine Berlin'de vefat eden ünlü araştırman ve gezgindir. II. Katherinan'ın emir ve arzusu ile 21 Haziran 1768'den 30 Temmuz 1774 seneleri arasında, Sskolow, Sujew ve Rutschkow ile beraber araştırma gezisi yaparak eserlerini yayınlamıştır. Etnografik olarak Çerkeslerinde ayrıntılı olarak anlatıldığı eseri "Güney Rusya'ın çeşitli vilayetlerine gezilerim ve izlenimlerim'' üç cilt olarak Petersburg' da 1768- 73 yayınlanmıştır.



Paskalya yortusu, Adigelerin Hıristiyan dininde oldukları yıllarda Mart ayında kutladıkları bir bayramdır. Bu ayda ve yortu boyunca ne borç alırlar ne de borç ne de hediye alıp verirlerdi. Her aile ayın sonunda dini bayramını kendi evinde kutlardı. Diğer yörelerdeki akrabalarının da dini eğlencelere katılabilmesi için her aile başka bir günde kutlama eğlencelerini yapardı.

Gün doğarken tüfekle havaya ateş edilince paskalya eğlencenin başladığı ilan edilmiş olurdu. Köyde oturanlar kutsal ağaçların bulunduğu yerlere akın akın gelirler ve gerekli dini ayinler yapılır ve kurbanlar kesilirdi. Merasime katılan insanlara bakılarak kurbanlık hayvanlar kesilirdi. Hep beraber yemek yendikten sonra yumurtalar ortaya konulurdu. Eğlenceler sırıkların ucuna konan yumurtalara ateş etmekle sona ererdi. Atışlarda başarılı olanlara kurban edilen hayvanların pöstekileri hediye edilirdi.



Panagasia, Peyssonal'ın notlarına göre tarihi Adigey'de bir yer aynı zamanda kutsal bir ağaç. Gerek Adigeler gerekse Abchazlar bu ağacın tanrısal özelliklerinin olduğuna inanırlardı.



Panagia, bkz. Panagasia



Panjassa (Panyassa) bkz. Panagasia



Panticapaeum, Kerç karşısında kurulu olan klasik orta çağ kentidir.



Papgaia, Bizanslı Constantin P. ye göre Zichlerin diğer bir adıdır.



PIaste, Adigeler Osmanlı devletine sürgüne gönderildikten sonra, mısır ve darı yerine bulgur kullanarak yaptıkları ekmek yerine geçen, katı bir kıvamda, 'belağ' ile karıştırılarak pişirilen yiyecek. Suriye ve Ürdün'de ise Pirinç kullanılır. bkz. Mamırse



Patus, bkz. Bata



Pchane- Пхъанэ, Şah oyunundaki karelerin adı.



Pchanıv- Пхъаныу, odundan yapılma uzun saplı kepçe.



Pcheabjan- Пхъэ1абжъан, odundan tırmık.



Pcheaşe- Пхъэ1аш1э, Karasaban.



Pcheçay- Пхъэчай, fıçı



PcheçIen- Пхъэк1эн, dama oyunu. Nart Sawsırıko tarafından bulunduğu söylenir ve anlatılır.



PcheçIıçI- Пхъэк1ык1, Adige milli ritmik müzik aleti. Sert odundan ya da kemikten yedi adeti üst üste konularak uçlarından delinerek bir iple gevşekçe bağlanarak mızıkanın ritmine uyacak şekilde sallanarak bazen de avuçların içine vurularak tempo görevi olan bir müzik aleti.



Pcheçuak- Пхъэцуакъ, odundan yapılma yüksek ayakkabılar. Düğünde sırada olan genç kızlar genelde bu ayakkabıların üstünde dikilirler. Oyun sırası gelen genç kız bir adım ileri çıkarak bu ayakkabılardan aşağıya iner dans eder. Danstan sonra tekrardan bu ayakkabıları giyerek sırasına geçerdi.



Pchedz-Пхъэдз, şans oyunu. Günümüzde ise oy kullanmak için de bu sözcük kullanılmaktadır.



Pche jibze-Пхъэ ибзэ, okuma yazması olmayan çobanlarca yaylaya koyunlar çıkarılmadan önce kullanılan bir sayma şekli. Her sürü sahibi kalınca bir dala çobana teslim ettiği koyun kadar kertik atar ve uzunlamasına ortasından ayrılır. Yarısını çoban, diğer yarısını da sürü sahibi alır. Kışa doğru koyunlar yayladan getirilince sürü sahibi daha önceden yarıya ayrılan çubuğu getirir ve çobanınki ile yan yana konarak koyunların sayısı tespit edilir ve daha sonra geri verilirdi.



Pchembğujıy-Пхъэмбгъужьый, dokumada kullanılan kare biçiminde her dört köşesi delik olan tahtalara denilir.



Pchençaw-пхъэнчау, su kenarlarında içi kalınca kabuklu bir çeşit kargı yetişir. Kargının içi boşaltılır ve içine ,ç çapı kalınlığında yuvarlak bir değnekçik konular. Kenevir ipinin liflerinden yuvarlak topcuklar yapılır ve içine konularak atış yapılır.



Pcheş-Пхъэш, tahta at. Ç1apşı yapılırken oynanan oyunlardan birisidir. Kalınca bir kalas bir ucundan havaya asılır. Gençlerden birisi ona ata biner gibi biner. Diğerleri hem onunla sohbet ederler hem de devamlı olarak da, sağa sola ileriye geriye doğru sallarlar. Belirli bir zaman içinde aşağıya düşmeden kalabilen oyunu kazanır.



Pcheter-Пхъэтэр\пхъотэр\пхъуантэ, sandık.



Pchurıtlf-Пхъурылъф, evlenen genç kızın dünyaya gelen ilk çocuğu anne babasının evine getirilince büyük bir merasim yapılır. Eğer bu eğlenceyi yapmazlarsa yaşam tanrısının ağladığına ve kendilerini ayıpladığına inanırlardı.



Pçıhaluk Mehmet Ali Dr. Med. 1882-1935 Humusta doğmuş ve ilk öğrenimini yapmıştır. Daha sonra Şam'da askeri okula girmiştir. Burayı bitirdikten sonra İstanbul'a giderek tıbbiyeye kayıt olmuştur. Tıbbı 1903 yılında bitirerek Dr. olmuştur. İstanbul'da kurulan Çerkes derneklerine üye olmuş ve aktif olarak çalışmalar yapmıştır. Ğuaze dergisinin yazarlarındandı. Çerkes dili, tarihi hakkında çalışmalar yapmış ve bunları Humusta yayınlamıştır.



Pegumsuzu diyerek L. Kosswig bize ''küçük tahtalarla dokuma sanatına denilir'' diye yazmaktadır. Шъагъэ Пхъомбгъужъый ise daha doğru olanıdır.



PekIu- Пэк1у, Pşı ve Verkler barış ya da savaş kararını şu şekilde alırlardı. Her iki gurup ayrı ayrı toplanırdı. Aldıkları kararlar PekIu tarafından iki tarafa aktarılırdı. İşte bu görevi yapana PekIu denilirdi. Doğu Adigece'dir.



Peky dili, Ubuhça'nın diğer bir adıdır.



Pelav Tepeş, Sefer Bey'in şapkasının adıdır. Aynı zamanda Elbrus dağından sonra Kuzeybatı'ya doğru en yüksek dağın adıdır.



Peneşu- пэнэшъу, kandil.



PIesteIep, Adigelerin eğlencelerinde genç kızlar ya da erkekler beğendiklerine Hatıyako vasıtasıyla küçük bir hediye gönderir. Gönderdiği bu hediyeye PIesteIep denilir. Hediye verilirken hediyeyi veren kimden geldiğini söyleyerek senin hal hatırını soruyor ÇIevıpçIe der. Hediyeyi alan kimse aynı yolla ve şekilde karşılık verir.



Peşkov, Evliya Çelebi hatıralarında başkent anlamında kullanmaktadır.



Peşukoğu, Evliya Çelebinin hatıralarında Adige beylerinin oturdukları ve yönettikleri yerlere denilir. Bugünkü Adigece'de şeref misafirlerinin oturma yeri anlamına gelmektedir. Zaman içinde anlam değişimine uğradığını sanıyorum.



Petigor bkz. Pjatigorsk Çerkesleri.



PIey- П1эй, çelik çomak.



Pezonda, bkz. Bitschiunta



Phanagoria, Taman yarımadasının eski çağda Yunanlarca verilen addır.



Pharis Bey, Fransa'da okuyan Kürt aşiret beylerinden biri. Lapinski'nin çağrısına cevap vererek, 1856'da Adigey'e giderek Çarlık Rusya'sına karşı komutanlık yaparak savaşmıştır.



PIıne- П1ынэ, koyun pöstekisinden yapılma kadın kalpağı. Savaşta korkaklık yapanlarda bu kalpağı giymek zorunda kalırlardı.



Pıpch- Пыпх, Yeleme köyünde adından söz edilen ancak ne olduğu bilinmeyen dini işlevi olan bir motif ya zamanla adı ve görevi unutulan bir Abedzech tanrısı ya da Hıristiyan inancından kalma haçtır.



Pızığeş, Nart efsanelerinde önemli bir rolü olmayan bir Nart. Nart Tlepş'e getirdiği sihirli tırpan’ın sahibidir. Tırpanın ustası demirciler tanrısı Debec'dir.



Pıy- Пый, 1. Düşman. 2. Korkuluk



Pigavata, Abchazlar (Bıyışkyan; 80) başkentlerine bu adı vermektedirler.



Pilao, Şapsığ bölgesinde günümüzdeki Nowotroiskoje'de denize dökülen nehrin adıdır.



Pitiund, bkz. Besonta



Pizunda, bkz. Besonta



Pjatigorische Tscherkessen (Piyatigor Çerkesleri), 1553 yılında kendilerini Kırım Tatarlarının baskısından korumak için Çar IV. Ivan'a yanaşan Doğu Adigelerine denilir.



Podkuma/Podkumka bkz. Gum.



Polonya de beş Çerkes werqı, Polonya'ya yerleşen beş Çerkes prensi ülkeleri Kuzey Kafkasya'dan gelmişlerdi. Kuzey Kafkasya, Terek ve Kuban nehirleri arasında batıdan doğuya uzanan topraklardır. Tatarlar buraya Beştan, Ruslar ise Piatyhorje diyorlardı. Fakat asıl ismi "Kabarda" idi.

Kabardeyler ve onlara akraba olan Bes(le)neyler yaşıyordu burada. 15-16'ncı yüzyıllarda bağımsız bir ülke oldular. Bu devlete Ruslar "Cherkassy", Polonya ve Litvanyalılar "Petyhorcy" adını vermişlerdi. Kırım Tatarlarıyla iyi ilişki içindeydiler. Kabardey savaşçıları, komşu düşmanlara karşı Kırım Tatarları'na yardım ediyordu.

1555-1560 yılları arasında Kabarda ülkesi Rus egemenliğine girdiği sıralarda Ukrayna prensi Dymitro Wisniowiecki Polonya'yı terk edip Kırım Tatarlarına karşı savaşmaya Rusya'ya gitmişti.

Dymitro Wisniowiecki, aynı zamanda yüz sene sonraki Polonya Kralı Michal-Korybuth Wisniowski'nin dedesidir. O tarihlerde Polonya, Ukrayna, Beyaz Rusya ve Litvanya ülkeleri tek bir devletti.

Dymitro Wisniowiecki bu savaşta kendi Kazak ordusuyla büyük başarılar elde etmişti. Kendisi de aslen bir Kazak olup Kazak "Zaporozha" birliğinin de kurucusuydu.


Çar Korkunç İvan onu Kabarda Valiliği'ne atadı. Dymitro ve diğer Kazaklar Kabarda ülkesini yıllarca iyi ve höş görülü bir şekilde yönetince bir çok Çerkes savaşçısını da yanına kazanmış oldu.

Fakat 1561 yılında Çar Korkunç İvan Polonya'ya saldırmaya karar verdiğinde, Prens Dymitro artık Rusya'da kalamayacağını anlamıştı ve ülkesini Ruslara karşı savunmak için Ukrayna'ya geri döndü.

Bu harekete oldukça öfkelenen Korkunç İvan'ın şöyle dediği anlatılır: "Dymitro bize bir köpek olarak geldi ve bir köpek olarak geri döndü".

Ve sonunda Prens Dymitro 1563'de Moldova'da yakalanıp İstanbul'a Türk Devleti'ne teslim edildi. Türkler de onu Tatarlara karşı yaptığı savaşlardan dolayı idam ettiler.


Bir kaç ay sonra ise bir grup Çerkes Prensi -Dymitro ile dostane ilişkilerinden dolayı- kendi Çerkes savaşçılarından bir grubunu Kabarda'daki Rus egemenliğine karşı işbirliği için Polonya'ya gittiler.

Korkunç Çar bu prensleri kendince ölüme mahkum etmişti.

1561 yılının Ağustos ayında Polonya Kralı Çerkesya'dan gelecek olan tüm savaşçıları kabul edeceğini kendisinin özel "Kralın Kitabı"na yazarak ilan etmişti. Böylece 1562'de beş Kabardey Prensi yurtlarını terk edip aile ve savaşçılarıyla birlikte Polonya'ya geldiler. Polonyalı tarihçiler bunların 300 kişi olduğunu yazıyor.

Polonya kralı onları büyük bir şeref ve hediyelerle karşıladı. Bu karşılama şekli Çerkesleri çok memnun etmişti.

Polonya'ya gelen Çerkez Prenslerin adları şöyledir:

Kasım Kambulatowicz (Czerkaski), Gawrila Kambulatowicz (Czerkaski), Onyszko/Aleksander Kudadek (Czerkaski- çok ünlü batı Çerkasya Prensi Sibok/Wasyl Konsaukowicz'in oğlu, aynı zamanda da Temruk Szymkowicz, Sibok'la akraba idi), Solgien Szymkowicz (Czerkaski-Szymek Temruk'un oğlu), Temruk Szymkowicz (Czerkaski-Szymek Temruk'un oğlu).

Korkunç İvan, Çerkes Prenslerini tekrar kazanmak için Aleksiej Klobukov'u temsilci olarak Polonya'ya yolladıysa da sonuç alamadı. Çerkeslerin çoğu Ortodoks, bazıları Pagan dinine mensuptu. Daha sonra bir kısmı Ukrayna Ortodokslarına katıldı, bunların üst sınıfından olanlarsa Polonyalı Katolik oldular.

Prens Solgien ve Prens Temruk, Polonya ordusundaki özel Çerkes/Kazak birliğinin kumandanlığına getirildi. Fakat Çerkes komutanlığında, savaşçılığını en güzel örneklerini Prens Temruk gösteriyordu. Bir çok yazılı belge onun kahramanlıklarından bahseder. Örneğin, 13 Nisan 1572 de, güçlü bir Türk ordusu Moldova'da Polonya ordusuna saldırdığında bütün Polonya birlikleri panik halinde savaş meydanını terk ettiklerinde, bir tek Prens Temruk ve yanındaki Çerkes savaşçıları meydanında kalmış ve Polonya birlikleri geri dönene kadar savaşmıştılar.


Prens Temruk'un cesaret dolu başarıları ödülsüz kalmadı tabii; Polonya kralı onu Polonya aristokrat sınıfına yükselten bir nişan verdi ve aynı zamanda ona Polonya, Litvanya ve Ukrayna'nın ortak "Podolie" bölgesinden, büyük malikaneler verildi.

Gün geçtikçe bu beş Çerkes Prensi çok güçlü, zengin ve nüfûz sahibi olup hepsi de Podolie bölgesine yerleştiler. Her yıl yeni Çerkes savaşçıları Polonya'ya gelip bu özel Çerkes/Kazak birliğine katılmaya devam ediyordu. Bir kaç yıl sonra bu özel birlikler öyle güçlendiler ki, artık Polonya ordusunun ayrılmaz bir parçası haline gelmişlerdi. Ta ki, 1795 yılına kadar.

O yıl Rusya, Prusya ve Avusturya Polonya'yı işgal etti ve burayı parçalara böldü. Dolayısıyla Polonya ordusundaki Çerkeslerin sayısı azaldı ve onların yerlerini artık daha çok Polonyalı, Ukraynalı ve Tatar askerler alıyordu. Fakat bu özel birlikler hiç bir zaman Çerkes görünümünü ve karakterlerini kaybetmediler. Şöyle ki; Çerkes adetleri, Çerkes silahları ve Çerkes savaş taktiklerini korudular ve devam ettirdiler.

Bu Çerkes Prenslerin çocukları zamanla Polonya toplumunda asimile oldu. Fakat mizaçlarını ve savaşma isteklerini -özellikle can düşmanları Ruslara karşı- her zaman korudular. Ruslar Ukrayna'yı işgal ettiklerinde ise, Polonya'daki Çerkesler varlıklarını kaybettiler.


Günümüzün Polonyalı tarihçileri, bu beş Çerkes Prensi'nin Polonya ordusunun evrimi için sarf ettikleri muazzam etkiyi kabul ediyorlar.

(Bu yazı, Amjad Jaimoukha'nın kişisel Web-Sitesinden alınmıştır. Yazı:Martin Kruscynskiİngilizce'den çeviren: Mustafa Naç)

Polonya gönüllü birliği, İngiltere ordusuna bağlı olarak çalışan bir askeri birlik. Daha sonra Osmanlı devletinin hizmetine gönderilerek, Osmanlı-Polonya kraliyet kazak atlı alayı kurulur. Bu gönüllülerden bir çoğu Sefer Paşa komutasında Anapa da ki Çerkes cephesine geçmişlerdir. Başlarındaki komutan yine bir Osmanlı ve İngilizler için çalışan Polonyalı subay olan Theophil Lapinski'dir.



Polowzisch, (Polovziş) Polowze/ Kuman/ Koman, Klaproth'a göre Güney Rusya'da asimile olup yok olan bir Türk halkı. Klimov günümüzde Karaçay ve Balkarlarla beraber yaşayan Kumuk'ların Polowzisch'dan artakalanlardır demektedir.



Pontos, Yunanca'dan gelmedir ve deniz anlamına gelir.



Pontos axeinos, misafir sevmeyen istemeyen deniz anlamında Karadeniz için kullanılırdı.


Pontos euxeinos, Yunanlar Karadeniz kıyılarında koloniler kurunca Karadeniz'in adını değiştirerek Pontos euxeinos vermişlerdir.



Porto de Sufaco/ Porto Suaco, Anapa'nın diğer bir adıdır.



Portofolio, Lord Palmerston ve David Urquhard tarafından 19. yy'da yayınlanan politik derginin adıdır. Bu dergide Adigeler hakkında da pek çok makaleler yayınlanmıştır.



Prischtaf(Priştaf), Ruslarla barış içinde yaşayan halkların sınırlarındaki nöbetçilere Ruslarca verilen addır.



Prometheus, Adige inançlarına göre Oşha-Mafe dağının üstünde koni görünümlü çok iri bir kaya parçası vardır. Bu kayanın üstünde ak sakalları ayaklarına kadar uzamış tüm bedeni kıllardan gözükmeyen bir adam oturmaktadır. El ve ayak tırnakları kartalın pençe tırnağı gibi uzamış, gözleri köz ateşi gibi kıpkırmızı. Boynundan, ellerinden ve ayaklarından zincire vurulmuştur. Bir zamanlar Tha'ya yakınlığı bilinen bu adam, Tha'yı devirerek onun yerini almak isteyince, Tha'ya yenilir ve bu acıklı duruma düşer. Onun yanına gidip onu görebilenler bir kaç kişi olduysa da ikinci kez yanına gidememişlerdir. Kim ikinci kez onu görmek istediyse hayatıyla ödemiştir. Bu yaşlı adam genelde donmuş gibi durmaktadır. Bekçilerine fırsat buldukça su soruyu yöneltir:

" Yerüzünde halen saz yetişiyor ve koyunlar doğuruyor mu ? "

"Evet" cevabını alınca, sazlar yetişmez ve koyunlar doğurmaz olunca cezası biteceğinden, öfkesinden vahşileşiyor. Zincirleri sökmek için debelenmeye başlayınca yeryüzünde zelzele oluyor. Zincirler şimşek oluyor, gözyaşları ise Oşha Macho dağından çıkan köpüklü iki ırmak oluyor.

Ünlü bilim adamı G. Dumezil İndogermen efsanesindek, '' Loki '' motifiyle karşılaştırmakta ve benzerlikler bulmaktadır.



Propygus, Kayser Justinian zamanında yaşamış bir tarihçi. Bu tarihçi Adyghe adından ve halkından söz etmektedir.



Prusya’da yargılanan çerkesler. 20 Ocak 1851'de Bromberg’de (şimdiki Polonya'nın Buydgoszcz kenti) jürili ağır caza mahkemesinde büyük Kabarda doğumlu beş Çerkes yargılanmıştır.


1850 yılının Eylül ayının sonlarına doğru Rusya-Prusya sınırını Lowieg'de geçerek, Jambot Erkinof, Bekmirze Nasonof, Nadı Melbahof, Omar Kwasow, Mohammed Pasmonof, Godzokuf Hapuf, Mirza Erkinof, Scholdoch Godyokow, Hauf Giranduko ve Hacı Mustafa, polise teslim oldular ve Prusya kralının emri altında çalışmak için Berlin'e gitme müsaadesi isterler. Bir Jandarma nezaretinde Inowraclaw’a getirilirler. Kaçma gerekçesi olarak da Rus ordusunda gördükleri hakaretler ve 1849 yılındaki Rus-Macar savaşı için gönüllü olarak savaşa katıldıkları halde terhis edilmediklerini gösterirler. Prusya ve Rusya arasında 20 mayıs 1844 de yapılan sözleşme gereği her iki taraf asker kaçaklarını geri verme mecburiyetleri olduğundan geri göndermek isterler. Süvari yüzbaşısı Ihlow Çerkeslere silahlarını vermelerini isteyince ’’Çerkes silahını vermez’’ diyerekten kabul etmezler. Askeri garnizon’a götürülerek silahlarını zorla alma planını yapan yüzbaşı Çerkesleri garnizona götürür. Çerkesler içeri girmeden kurulan pusuyu anlarlar ve içeri girmemekte ısrar ederler. 25 asker hazır beklemektedir. Hemen on iki hafif süvari askeri cephe oluşturur ve nişan alırlar. Çerkeslerde tüfeklerini hazırlarlar. Yüzbaşının ateş emri ile Prusyalılar başlarından yukarı ateş ederek yüzbaşıyı dinlemezler. Çerkeslerde aynı şekilde havaya ateş ederler. Diğer hazır bekleyenlerde saldırıya geçerek kılıç kılıca bir mücadele başlar. Bu kavgada Çerkeslerde ikisi vurulur, üçü yakalanır beşi ise kaçmayı başarırlar. Prusyalılardan bir subay, diğer bir subay ağır yaralanır bir erde vurulur. Kaçan beş Çerkes İnowraclaw yakınında bir eve sığınırlar. Karşılıklı müsademede de üç asker yaralanır. Prusyalılar evi ateşe verirler ve bir Çerkes yanar diğer dördü komşu eve sığınarak müsademeye devam ederler. Bu Kezev'e baskın yapılır ve ikisi Nasom ve Melbacho vurulur Omar Kwasow yaralı ele geçirilir. Mahkemede ise şunlar yargılanır; Bekmırza, Melbacho, Scholdoch (Şholdoch),Granduko ve Mirza. Bu müsademelerde de iki asker yaralanırken olaya seyirci gelen halktan da bir kişi yaralanır.



Bromberg de mahkeme çok büyük ilgi görür. Salonda ve etrafında askeri tedbirler alınırken, salonda şık giyinmiş bayanların çoğunluğu teşkil ettiği ilgililerin dikkatini çekmiştir Sanıklar ‘Devlete ve devlet güçlerine karşı gelmek ve cinayetten’ yargılanırlar. Sanıkların avukatı, Çerkes tarihinden söze başlayarak, Çerkeslerin yaşam felsefeleri, bağımsızlığa olan tutkularında söz ederek, bilhassa sanıkların adam öldürmeye niyetleri olmadığını olsaydı ölü sayısının daha da çok olacağını nefsi müdafaa da bulundukları ve suçlunun yüzbaşı olduğunu dile getirirken bilhassa şu sözleri tesirli olur: silahla doğup yaşamak ve ölmek sadece bir gelenek değil doğma bir dindir inançtır bir Çerkes için. Çerkesle silah birbirinden ayrılmaz bir bütündür.Silah onun ruhu, düşüncesi, her şeyidir. Ondan silahını almak onu ruhundan etmektir. Dolayısıyla silahını koruması en ulvi dini görevidir. Kanının son damlasına kadar silahını korur ve bizim paragraflardan daha üstündür bu inancı. Ceza olarak da adam öldürme suçunun yerinde olmadığını sadece devlete karşı gelme suçunun kabul edilebileceğini ve iki ay ile iki sene arası bir kalebentlik hapisin verilmesinin adaletli olacağını söyler. Jüri heyetinin kararı da bu teklif de çoğunluk sağlar ve ikişer yıl hapis verilir diğerleri beraat ederler. (Kaynak;Der Prozeß gegen die aus Rußland auf Preußisches Gebiet übergetretenen Tscherkessen wegen thätlichen Widerstandes gegen die bewaffnete Macht als Abgeordnete der Obrigkeit. Bromberg, 1851)

Psape, sevap.



Pse, ruh, can.



Psebıde, Yincic nehri kıyısında ki şatosunda yaşayan Adıyıfun eşi.



Psechech- Псэхэх, can alan, Azrail


Psetha, yaşam tanrısı.



Pseguashekha (Psıguşekha), su koruyucu perisi. Issız dağlardaki göllerde ve akarsularda yaşadığına inanılırdı. Şapsığ Adigeleri kuraklık olunca dağların tepelerindeki ısız göllerden merasimlerle su getirerek Karadeniz'e dökerek, yağmur yağdırması için su perisinden yardım beklerlerdi.



Psekab, bkz. PsışuapIe



Psekoasch (Psıguaş) bkz. Pseguashekha



PsekIod- Псэк1од, günah



Psekusch (Psekuş), Nalçık kentinin içinden geçen ırmağın adıdır.



Psetlıcho, Adige toplumsal düzenin sosyal kurumlarından birisidir. Bekar delikanlılar evlenme arzu ve isteğiyle yanına en iyi tanıdığı bir kaç kişiyi alarak beğendiği genç bir kızla konuşmaya sohbete gider. Psetlıcho esnasında edebi, çok ince düşünceleri içeren karşılıklı zeka ve akıllığı ölçen hatta filozofik konuşmalar düzeyinde yapılmaktadır. Gençler birbirlerinin zekasını ölçerken zor durumlara da düşebilirler. Bu tür konuşmalara da ' chorubze ' ya da ' çIeğ çIetlıbze ' de denmektedir. Genç kız, kendisiyle konuşan delikanlı Psetlıcho sudur. bkz. Semerqev ve Teoant1.

«Чыг набгъо тэтым, Ağaçta bir yuva var

Бзыу ц1ык1у ис къисхышурэп. İçindeki yavru kuşu alamıyorum.

Пшъашъэр къыпэгушы1эжьы: Kız cevaplıyor;

Чыгыр сят Ağaç babam

Набгъор унер Yuva evim

Бзыуыр сэры Kuş ben

Ул1ымэ сыхь» Yiğitsen kaçır beni.



Pseveğu, atıcılıkta yarışma. Gösterilen bir hedefe ateşsiz yada ateşli silah vs. ile ateş etme yarışı.



Psheshane (Psejane), Adigelerin yurtlarını ve ocaklarını koruyan ilahları.



Psı-Псы, su.



Psıchedze-псыхэдзэ, kuraklıkta yapılan merasimlerden birisidir. Özel yaşamlarında mutlu uyarlı ve düzgün olan bir aileden bir kadının ayakkabısı çalınır. Ayakkabı uzun bir sopaya takılır ve suyun dibine batırılır. Arkasından ayakkabı sahibi kadın evinden alınarak elbiseleriyle birlikte bir kaç kere suya batırılarak çıkarılır. Arkasından hep beraberce yağmur duasına çıkılırdı.



Psıcheptle- псыхэплъэ, evlenmeyen genç kızlar derince temiz bir kap alarak temiz suyla doldurduktan sonra etrafında toplanarak suya bakarlar. Bu bakışlarda gelecekteki eşlerini görebileceklerine inanıyorlardı.



Psıj, Kuban nehrinin Adigece adıdır. Herberstein ise 'Cupa' adıyla söz etmektedir.



Psıtha Guaşe, Adige sular ve denizler koruyucu meleği (tanrıçası) dır. Bu tanrıça Meotis denizinde ki su altı sarayında yaşamaktadır. Üç kızının Nartlarla evlenmesini istemektedir. Kızları kumru olarak Nart ülkesine gelerek, Nartların her yıl bir adet tılsımlı gençlik veren, kutsal elma ağacındaki elmaları çalarak saraylarına getiriyorlardı. Ne yaptılarsa da elmanın hırsızlarını bir türlü bulamazlar. Nart Tatemqonun iki erkek kardeşe nöbetçilik sırası gelir: Pıce ile Pızığeş . En küçükleri olan Pızığeş gece sessizce uçup gelen kumruları fark eder. Hemen yayını gerer ve kumrulardan birini yaralar. Diğer kardeşlerini uyandırarak kan izlerini takip eder. Pızığeş Kanlı topraktan da bir avuç alarak mendiline sarar ve beraberinde alır. İz süre süre Meotis denizine gelirler. Pızığeş denize dalarak kumruları ararken bir saraya gelir. Kapısını çalar ve açılır. Kendisini saraya buyur ederler ve ağırlarlar. Ancak ev sahiplerinin üzüntülerinden bir şeyler sezinler. Sorunca olayı anlatırlar ve iyileşmesi için Nart ülkesinde akan kanın gerekli olduğunu ilave ederler. Pızığeş hemen beraberinde getirdiği kanlı toprağı verir. Böylece sular tanrıçasının en küçük kızı iyileşir. Karşılığında ne dilersen dile dileğin gerçekleşecek denince iyileştirdiği kızla evlenmek istediğini söyler ve isteği gerçekleşerek beraberce Nart ülkesine dönerler.



PsışuapIe- Псышъуап1э, Şapsığ bölgesinde günümüzdeki Lazerev'de Karadenize dökülen ırmak. Lazerev kentininde Adigece adıdır.



Pscheduch (Pşeduch), Rommel 1808; 42 bkz. Bjedığu



Pşçerıh- Пщэрыхь, üç değişik anlamda kullanılır. 1. Thamete ya da herhangi bir gurup başkanının arzu ve isteklerini yerine getirmek için yanına verilen kimseye denilir. P. bu hizmeti yaparken karşılığında herhangi bir para vs. almadığı gibi bu görevi de devamlı değildir. 2.Aile reisi oğullarından söz ederken oğul sözcüğünü değil P. kullanır. Misafir de aynı şekilde P. sorar yoksa çocuklarını değil. 3. Aynı şekilde haçIeşlerde geçici olarak misafire hizmet eden kimseye de denilir.



Pşçı- Пщы Eski Adige toplum yapısında en üst sınıf düzeyinde olan kişiye verilen addır. İkincil anlamı da eve gelen gelin kayınpederi ve beyinden P. sözcüğü ile tanımlar ve söz ederken üçüncü şahıslarda senin P. nerede diyerek eşlerini sorarlar. Asla kocan yada beyin nerede diye sormazlar.



PşçıIe ğesıj- Пщы1э гъэсыж, çift sürülürken dinlenmek amacıyla geçici olarak küçük çardaklar kurulurdu. Çift sürme işi bitince çardaktan odunlar alınır geriye kalanlar bir araya getirilerek yakılırdı. Geri kalan küle tüfek ya da tabancayla ateş edilirdi. Bu yolla burada ve buradan kötülüklerin çıkması ve yayılmasının önlendiğine inanılırdı.



PşçılIı- Пщыл1ы, beyin adamları, köleleri anlamındadır. Eski sosyal sınıf yapısında üçüncü sınıf insanlardır. Bu insanlar Adige kökenli olduğu gibi Adige olmayanlar da vardır. Eskiden üst sınıftan olup savaşla harp esiri olarak en alt sınıfa düşenlerde vardır. Ünlü İngiliz seyyahları bu sınıfsal yapıya liberal yapısından dolayı 'Slave' yani hiçbir hakkı olmayan köle adını verememektedirler. Çünkü Adige sosyal yapısında PşçılIıların da hakları vardı ve haksızlığa uğrayınca beylerini mahkemeye verebilirlerdi. Ancak aynı suç için ödenen cezalar aynı olmuyordu.



Pşçıçev- Пщычэу, doğu Adigelerinde pşçıların bir altında bulunan ve onların her türlü emir ve kararlarını tatbik eden ve ettiren sınıfın adıdır.



Pşçınatl- Пщыналъ, Adige halkının kahramanlık melodili destanlarına denilir.



Pşçıne- Пщынэ, birincil anlamı melodidir. Günümüzde ise müzik aletlerine; akordeon ve armonika gibilerine verilen addır.



Pşçınepchenc- Пщынэпхэндж, sürgünde yaşayan Adigeler, Rus yapısı armonikaya bu ad altında tanımaktadırlar.



Pşçınedıduaqo, doğu Adigelerinde kullanılan iki ya da üç telli , ŞıçIepşçıne'ye benzeyen bir müzük aletidir.



Pşıs- Пшыс, masal.



Pşıze- Пшызэ, bkz. Psıj



PIuabl- П1уабл, hasır



PIur- П1ур, evlenmekte olan genç damat adayı kendi evinde kalmazdı. En iyi tanıdığı ve bildiği bir arkadaşının evine giderek orada gerdek gecesine kadar 0kalırdı. Bu olaya PIur denilirdi. Damat buradan gerdeğe gider ve bu aile kendi ailesi gibi kabul edilirdi.



Üst sınıf çocukları doğar doğmaz, eğitmek için bir aileye verilirdi ya da eğitmek isteyen aile çocuğu kaçırırdı. Erkek çocuk 15/16 yaşına kadar PIur yanında kalır eğitilirdi. Eğitimden sonra büyük bir merasim ve hediyelerle birlikte öz anne ve babasına geri getirilirdi. Eğiticiye hediyeler ve mükafatlar verilirdi. Eğitilen çocuk için, eğitici aile kendi öz ailesi gibidir ve onu her yerde korur ve yardım eder. Erkek çocukların eğitim için alan aileye Tatarca'dan gelme Gan’da denilir. Literatürde atalık olarak da geçmektedir.

Merasimle baba evine getirilen için atalığının övgü dolu konuşmaları ondan bir örnek:’gözleri kartal gözü gibi keskin görür. Sinirleri aslan gibi sağlam. Panter gibi atılgan ve çevik, dağ keçileri gibi kayadan kayaya başı dönmeden sıçrar. Yabani atlara binmede becerisi kabilemizdeki en usta olanlarıyla yarışabilecek şekilde usta. Keskin nişancı, kılıcı bazı düşmanlarının kalbini bir kaç kez sırtına kadar deldi bile. Dağ fırtınaları gibi bir orda bir burada esiyor. Kahraman düşmanları ona ‘şeytan’ Çerkes takma adını taktılar bile. Korku nedir bilmez, ölüme şarkı söyleyerek karşı durur. Bazı cengaverler umudunu yitince o destan söyleyerek silahlarını kullanır. Bir baba olarak ondan gurur duyabilirsin. Oğlun senin nam ve şerefine layıktır.’’ (Kaynak:Ambach, Eduard, Danılewskı)



Püttmann, Herrmann, 19. yy'ın ilk yarısında yaşamış bir Alman şairidir. ''Çerkes şarkıları. İlkel ama Hür" adlı yapıtını Çerkeslere ithaf ederek Hamburg'da 1841 yılında yayınlamıştır.



Pylae Caucasie, Darial geçidinin roma dilindeki adıdır.



Pytius/Pezonda/Bitschuinta/Pezonda/Pitzunda/Bitschwinda (Bitşivinda) bkz. Besonta



Qafe- къафэ, Adigelerin milli halk oyunlarından birisidir. Batı Adigelerince ZefakIu adı altında bilinir. Genelde karşılıklı bir çift tarafından oynanır. Qafe'nin çok çeşitli değişik dans şekilleri vardır; Qafequançe, ŞırışzefakIu gibi. Qafe genelde yavaş bir tempoyla dans edildiğinden thamatelerce oynanırken ZefakIu qafe'ye göre biraz daha hızlı oynanır. Adigeler Qafe müziğiyle atlarını terbiye ederek dans ettirdikleri de oluyordu.



Qale- къалэ, Kale anlamına gelir. Günümüzde kent anlamında kullanılır.



Qalmıkşçey- Къалмыкъщей, bkz. Ş1orey şey



Qame, iki yanı da keskin Adige kamasına denilir. Stücker'in (1862;43) yazdıklarına göre ''Adigelerin dinlerine göre kamalarını her zaman yanlarında taşımak zorundadırlar. Bu nedenle İstanbul'da Sultan Abdulmecid’in (1839-1861) fermanıyla sivillerden sadece Çerkesler silah olarak Qame taşıyabiliyorlardı ', diye yazmaktadır.



Qame chetIe- Къамэ хэт1э, gelin alayı damadın evine yaklaşarak avluya girmeye başlayınca ev halkından bir genç kamasını çekerek gelinin önüne yere saplar. Bu anda düğün alayı yerinde çakılır kalır. Gence bir kadeh içki ile kızartılmış tavuk verilince kamasını çeker ve gelin Leğuney'e doğru yol alır.



Qamıl- Къамыл, uzun çoban flütüne denilir. Üstte üç deliği altta ise tek bir deliği vardır. Ön iki dişin arasına alınarak çalınır.



Qamlan- Къамлан, küçük kargıdan yapılma kutu, sandık.



Qamlıbj- Къамлыбжь, odundan yapılma içecek eşyası.



Qan, bkz. P1ur



Qancımıqo Şevay- Къанджымыкъо Шэуай, Nart efsanelerinde en ünlü kahramanlardan birisidir. Nart Qanc ile ormanlar perisi Nebğırey'in, bir başka anlatıma göre de Alıguce’nin çocuğudur. Nebğırey doğan çocuklarını yediğinden, Qanc çocuğunu çalar. Elbrus dağının buzullarının içinde saklar. Tanrılar onu korur buzulların suyunu süt olarak içer ve büyüyünce Nart ülkesine döner. Diğer bir anlatıma göre doğar doğmaz ateşle oynayabiliyor ve Setenay tarafından eğitilmiştir. Üçüncü bir anlatıma göre devlerin kızıyla evlenen Qanc’ın çocuğudur. Geleceği bilebilen, konuşabilen akıllı sadık bir atı vardı. Nart Şevay gibi akından getirdiği malları yolda rastladığı fakirlere dağıtırdı. Qancımıqo Şevay tanrılarla iyi geçinirdi. İri yarı, soğuk ve fırtınaları tınmayan ve uyuyabilen birisidir. Uyurken atı nöbet tutardı. Sawsırıko ve Nasıren onu öldürmek isteseler de, akıllı atının uyarılarına uyduğundan başaramazlar. Gurur nedir bilmeyen kahramanımız Werzemecin kızıyla evlenir.



Qanzerguxu-къанцергуху tahtıveriali



Qarden- Къардэн, Hıristiyan dininden kalma Kardinallere denilir. Bu isim günümüzde ‘klan’ adı olarak kullanılmaktadır.



Qarışu- Къарышъу, Kağnı ya da at arabası ile ot ve sap çekmede kullanılan bağlamaya ve sıkıştırmaya yarayan bir araç. Kalınca yaş bir dal kıvrılarak, ovalimsi bir şekilde üst üste getirilerek bağlanır ve kurumaya bırakılır. Kuruyunca da birbirinden ayrılmaması için çivilerle çakılır yada deriden kesilme iplerle sıkıca bağlanır.



Qaşç- Къащ, Batı Adigelerinde kutsal haç.



Qatin- Къатин, beddua etmek.



Qhaşçhedese- Къхьэщхьэдэсэ, kahramanlığıyla ünlü olmuş kişilerin mezar taşlarından bir parça kırılarak eve götürülür ve saklanır. Hanede herhangi birisi hastalanırsa bu taş alınır ve her tarafı bilhassa ağrıyan yerlerine sürülür. Bu sayede hastanın iyileşeceğine ya da ağrılarının dineceğine inanılırdı.



Qebıps- Къэбыпс, kabak keççapı. Kalın kabuklu, Adigeler arasında 'Türk kabağı' denilen kabak alınır. Yıkandıktan sonra dört beş parçaya ayrılır ve çekirdekleri temizlenir. Geniş bir tencereye konarak et kısmı ayrılıncaya kadar kaynatılır. Daha sonra kabuğundan ayrılarak pasta haline getirilir. Sıvı kabak suyu temiz bir tülbentle süzülür. Daha önceden çok temiz yıkanmış sırlı testiye doldurulur. İçine tuz ve kırmızı biber karıştırılır. Üstüne kapağı konulduktan sonra temiz bezlerle ağzı iyice hava almayacak şekilde bağlanır. Daha sonra desti serin gün ışığı almayan bir odaya konulur ve kış mevsimine kadar beklenir. Kışın testiden alınarak bal ve benzeri tatlı maddeler eklenerek içilir ya da sos olarak kullanılır.



Qeğeğeştah- къэгъэгъэштахь, yedi mayıs gününü Adigelerde kadınların bayram günü olarak kutlarlardı. O gün genç kızlar kırlara çıkarlar, çiçek toplarlar ve bir birlerine hediye ederlerdi



Qe Iane, къэ 1энэ, cenaze gömüldükten sonra beraber yenen yemek.



Qenğebıtl - Къэнгъэбылъ/Кукунгъэбылъ



QeraptzI- Къэрапц1, Nart efsanelerinde Nart Chımışıqo Peterez'in atının adıdır.



Qerkes (Kerkes), Prusya İmparatoru'nun oğlu Prens Albrecht von Preusen'in (;357) yazdıklarına göre "Kafkaslarda her cesur ve korkusuz insana Qerkes Denilmektedir."



Qerkesse sözcüğü Tscherkesag'tan (Çerkessag) türetilmiştir ve eski Çerkesçe'de Kartal (Jenkins 1967; 186) anlamına gelir, diye yazmaktadır.



Qeşçen- къэщэн, 1. erkek için evlenmek. 2. erkeğin flört ettiği genç kız.



Quac- къуадж , köy, çıle- чылэ de denilir.



Qob- Къоб. Danışma Meclisi.



Qochu van- Къохъу уан, erkek domuza konan eğer.



Qodes- къодэс, balık görünümünde, denizlere hükmeden bir Adige doğa tanrısı. Denizlerin taşmasını önleyen tanrı.



Qoedz- Къодз, doğu Adigelerinde var olan bir gelenekti. Pşılar en büyük pşıyı seçtikten sonra, halktan da danışman olarak bir temsilci seçerlerdi. İşte buna Q. denilir ve pşı karar almadan önce Qoedzla konu hakkında fikir birliğine varmış olması gerekmektedir.



Qoydane- Къойданэ, Nart efsanelerinde bir toponomik isimdir.



Quace def- Къуаджэ дэф, Adige halk yargılarında ölüm cezası verilmezdi. İşlenen en ağır suç olunca verilen en ağır kararlardan birisi de suçu sabit görülen kimsenin, kendisine tanınan bir zaman içinde köyünü terk ederek çok uzakta bir yerde yerleşmesidir. Bunun karşılığında davacı her türlü kan davasında vazgeçerdi Avrupa'nın daha düne kadar reform ve medeniyetin örneği olarak gösterdikleri ' idam kararlarını kaldırmaları ', görüldüğü gibi Adige halk gelenek ve kanunlarında yeri olan ve uygulanan bir kanun maddesidir.



Quace/Kwadsche, köy



Quafe, sandal, mavna



Qucır- Къуджыр, bakımsız kendi başına bırakılmış bahçe.



Qultıbğu- Къултыбгъу, Nart efsanelerinde bir Nart. bkz. Adıyıf



Qumal- Къумал, hain, halkını vatanını satan, ihanet eden.



Qunan- Къунан, iki üç yaşına girmiş olan tay.



Qundıpsıv- Къундыпсыу, Adigelerin sütü kışa hazırlayarak konserve etme şekillerinden birisidir. Q. Adige kabilelerinde çok çeşitli yöntemlerle yapılmaktadır. Önce sütten Adige peyniri yapılır. Peynir suları derin bir tencereye konur. Temiz üç adet çakıl taşı büyüklüğünde taşlar içine konulur, tencerede bir bardak kadar su kalıncaya kadar durmadan kaynatılarak maya yapılır ve üstü kapatılarak soğumaya bırakılır. Başka bir tencerede süt kaynatılır ve o da soğumaya bırakılır, temiz yıkanmış ve iyice kurulanmış içi sırlı testiye doldurulur. İçine bir bardak dolusu Qundıpsıv mayası dökülür, biraz da tuz eklenir ve karıştırılarak kapağı konarak çok temiz bezle hava almayacak şekilde bağlanır. Aradan bir gün geçince içilmeye hazırdır. Durdukça ekşileşir. Serin, gün ışığından uzak bir yerde muhafaza etmek gerekmektedir. Devamlı olarak, taze kaynatılmış ve soğutulmuş süt ilave edilir. İçinden Qundıpsıv alınırken çok temiz kepçeyle almak gerekir, yoksa hemen bozulur. Durdukça çok ekşidiğinden ya süte karıştırılarak ya da suyla karıştırılarak içilir. Mamırse ve suda kaynatılmış kabakla yenilir. Qundıpsıv kaynatmakla sonbaharda beklenmeyen soğukların birbirine ilgisi olduğunu ima etmek için " kim Qundıpsıv kaynattı?" denilir. Qundıpsıv Adige kabilelerinde çeşitli şekillerde hazırlanmaktadır. Uzunuyayla'da yaşayan Adigeler şu şekilde hazırlıyorlar; meşe fıçısına yoğurt doldurulur. Üstüne temiz bey konulur hava almayacak şekilde bağlanır. Alttan suyunun akacağı bir delik bırakılır. Üstten bir ağırlık konulur ve suyu yavaş çıkar. Hiç suyu kalmayınca Qundıpsıv hazırdır.



Qunvıd- Къунуыд, Nart Aşemez ile başkalarının dedikodusuyla ikili mücadeleye girerek sonunda her ikisi birden hayatlarını yitirirler.



Quramıbıy- Къурамбый, un, tereyağı ve baldan yapılma kuru pasta.



Qureyşı- Къурейшы, Muhammed peygamberin kabilesinin adı. Kabardey'de Verqler kendilerine Qureyşı derlerdi. Bu tanımla kendilerini hem halktan tecrit etmek istemişler hem de kendilerini halka benimsetmek istemişlerdir. İslam dinini kendilerine layık görerek halka yasaklamaları da bu tanımın altında yatmaktadır.



Qurıt-къурыт. Peynirin suyu kaynatılır kalın kıvamına gelinceye kadar. Bu suya kaymak ve peynir ilave edilerek hamur yapılır. Hamurlardan orta büyüklükte toplar yapılır ve kurumaya bırakılır. Kuruduktan sonra yenilir.


Quşha- къушхьэ, asıl alamı dağdır. Türkiye'de yaşayan Adigeler Q. deyince 'Asetinleri' kast ederlerken Kafkasya'da yaşayan Adigeler ise 'Balkarları' kastederler.



Qutun- Къутын, kürkten yapılma giyim eşyalarının tümüne denilir.



QuytzIık, къуйц1ык, Adige masal ve hikayelerinin Kel Oğlanıdır. Bu motif çeşitli anlatım şekilleriyle masallarda işlenmektedir. Küçük boyuna rağmen devleri aklı ve zekasıyla yenilgiye uğratmaktadır.



Redade, Adige halk kahramanlarından birisidir. Kiev kroniklerine göre Kiev-Rusları 1022'de Tmurtakan kentini kuşatırlar. İki tarafta boşuna kan akmasını istemezler. Her iki taraftan birer cengaver ortaya çıkararak yapacakları mücadelede kazanan taraf savaşı kazanmış olarak kabul edilmesinde anlaşırlar. Adigelerin cengaveri Redade'ye karşı Kievliler Kutsal Vladimir'in oğlu Mistislav'ı er meydanına çıkarırlar ve savaşı sonuncusu kazanır ve Redade hayatını yitirir. Aradan on yıl geçtikten sonra Adige Kralı İndar bin Asetin savaşçı ile birlikte Tmurtakan'ı fethederek tekrar ele geçirir ve Redade'nin de intikamını almış olurlar.


Redade gerek isim gerek tarihi ve masalımsı destanlarda devamlı olarak yeri olan hem erkek hem de kadın motiftir. Nitekim Adige gelin alma merasiminde söylenen gelin alma şarkısında halen hep Redade'nin adına atfedilerek söylenir. Bu da Redade'ye olan bağlılığı ve sevgiyi göstermesi yönünden ilginçtir. Gelin alma şarkısından nakaratlarda tekrarlanan cümleleri aşağıya yazıyorum.


О Рэдадэ, Redade

We Redade Güzel Redade bizim gelinimiz."

Рэдадэ гуащэр тыныса.

Redade guşçer tınısa "



Rha, Volga nehrinin diğer bir adı.



Ricardus, Macar Dominik rahiplerinden. Büyük Macaristan'ı bulma hayaliyle yola çıkarak, Konstantinopel üzerinden Taganrog'a gelerek burada Adige kralı Fersache'ye bir kaç ay misafir olduktan sonra, oradan hareket ederek Alanların yanına kadar giderek geri gelir. Ancak sözü edilen büyük Macaristan'ı bulamaz.



Rion, bkz. Erak



Sabroni, Rusçadır, sözlük anlamı toplantıdır. Adige komando guruplarına Ruslarca verilen addır.



Safa, Asetinlerde Demirciler Tanrısı'dır.



Sachum/Soghum Kala/Saghumi/Dor Dup/ gürücüce; Tzchomi/ abulfeda; Sachum, Abchazya'nın başkentinin değişik yazılış ve söylenişleri.



Saç ayağı, Adige inançlarına göre gök gürlemeye başlayınca saç ayağının hemen ocaktan alınarak dışarı atılması gerekmektedir. Bu geleneğin nedeni, yıldırımın eve çarpmasını önlemektir.



Sağındaq- Сагъындакъ, ok kuburu. Moğolca ' sağdak ' sözcüğünden geldiği sanılmaktadır. Bkz.. Prof. Dr. J. Knobloch, 1991; 45



Sağındaqış- Сагъындакъыш, bkz. Şebzaşe



Sakubanzi, Rusların Psıj nehrinin Güney'inden dağlara kadar olan yerlere ve oralarda oturan halklara verdikleri addır.



Salatalık, bitki kökünden kurur inancıyla erkeklerin salatalığı koparmalarına izin verilmezdi.



Sale, Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde Taman'da bulunan Tatar köylerine Çerkesler tarafından verilen addır.



Samalta, Bıjışkjan Minas'ın yazdıklarına göre Abchaz yaşlılarının halk mahkemelerine ve mahkeme yerinin adıdır. Davalı ve davacının ifadeleri alındıktan sonra, mahkeme kurulu bir yere çekilir ve verilecek karar üzerinde tartışılırdı. Verilen karara her iki tarafta uymak zorundadırlar. Uymayanlar çok ağır cezalar alırlardı.



Samır, Adige hikaye ve masallarında iriliği ve kuvvetiyle söz edilen bir köpek cinsi.



Samursachan/Ssamursakan, Bodenstedt'e göre İngur ve Galidsa nehirleri arasında, Berger'e göre Ochur ile İngur arasında yaşayan, 1839/40 yıllarında Rus egemenliğine giren bir Abchaz kabilesi.



Sane, Şarap



Saneps, üzüm suyu.



Saneşha, üzüm meyvesi



Sander, Alexander, Nikuradse pseude adıyla eserler veren bir yazar.



Sany (Sanı)/Sanich/Schani, bkz. Jane



SapI- Сап1, kılıçın kını.



Sasdeni, Bzıb ile Mdsymtha kaynaklarında yaşamış olan Ubuh-Abchaz kabilesi.



Saurmaten/Sarmaten/Serbmaten, Sarmatlar



Saşçka, Adige kılıcının Rusça adıdır. Bu kelime Adigece 'Seşcho' kelimesinden türetilerek Rusça'ya girmiştir.



Save-Сао, kılıçla vuran, savaşan.



Savıt, gümüş işlemeciliğinde savat çalışmalarına denilir.



Savserez /Sosresch (Sosreş) /Sosrezh /Seozeres /Soseresch /Sseoße=res, Sular ve denizler tanrısıdır. Nart efsanelerinde ise aile ve ocak tanrısı olarak kendisinden söz edilmektedir. Trubetzkoy'un bize 1900 yıllarda Şapsığlar arasında tespit ederek aktardığı tanrılardan birisidir. Savserez deniz üstünde yürüyerek gidebildiği gibi daha başka mucizelere de sahipti. Bu nedenle çok gururlandığından Tha bir ayağını keserek onu cazalandırır. Savsırıqo'nun ağacı tek bacaklı kabul edilir. İlkbaharda onun adına kurban kesilir, üç gün boyunca merasimler düzenlenirdi ve şölenler yapılırdı. Adigeler onun çok ünlü bir denizci ve dalgalarla rüzgarın onun egemenliği altında olduğuna inanırlardı. Bilhassa Çerkesya kıyısında yaşayan Adigeler arasında daha çok saygınlığı vardır. Kıyı boyunca onun adına ulu kabul edilen ağaçlar ibadet yeri olarak kullanılmakta ve ondan yardım beklemektedirler. Her bahçede bulunan kurumuş bir armut ağacı onu sembolize ederdi. Daha önce kesilmiş böyle bir ağaç yıl boyunca iyice korunur ve kimse ellemeye ya da yakmaya kırmaya cesaret edemezdi. Kutsal günün akşamı bu ağaç korunduğu yerden alınır suya atılır ve yıkanırdı. Arkasında en üst tepesine peynir bağlandıktan sonra kutsal ayine katılan misafirlerin sayısı kadar mum ya da meşaleler takılarak bezlerle vs. süslenirdi. Daha sonra da evin içine taşınırdı. Aile büyük sevinçle, tanrının gelmesini karşılar ve sevinirdi. Rüzgarların ve dalgaların tanrısı evin içine alınmadan önce bir kurban da kesilir ve şölen de hazırlanırdı. Şölenler arada sırada dualarla kesilerek üç gün üç gece devam ederdi. Dualarında tanrının insanları fırtınalardan ve dalgaların şerrinden koruması için yalvarılırdı. Üç gün sonra peynir alınır ve merasime katılanlar arasında dağıtılarak yenirdi. Kutsal ağaç merasimle avluya alınır ve bir dahaki ilkbahar ayına kadar korunduğu yerine konulur tanrıya da iyi yolculuklar dilenirdi. Savserez in yolculuğa çıktığına ve ertesi yıl aynı mevsimde geri geleceğine inanırlardı. Savserez iki kardeşi olduğuna inanırlardı; onlar hayvan sürülerin ve çiftçilerin tanrısıdır.

Bodenstedt (1849, 210-202) bulutların da tanrısı olduğu ve kara sularına da egemen olduğunu eklemektedir. Çiftçiler yağmur yağması için, kuraklıktan yanan toprağa su dökerek; Psetlıcho Geşçenın'ı, kadın beyini, anne oğlunu suyla ıslatır ve bu suyun akarsuda denize ulaşacağına neticede de kurban adaklarını akarsuların götürerek S. ulaşacağına inanırlardı. Merasimde " kutsal Meryem, Tanrı'nın annesi, bizlerden dertleri üzüntüleri uzak tut, sağlık ve zenginlik ver " diyerek dua ederlerdi. Dobrovin eserinde aynı dini merasimin ayrıca tüm yerleşim alanında yaşayanların da katılımlarıyla yapıldığını da eklemektedir.



Savsırıqo, Nart efsanelerinde en aktif ve devrimci kahramanı olarak bizlere aktarılmaktadır. Annesinin adıyla Setenay'ın oğlu Savserez diye geçer. Setenay dere kenarında çamaşır yıkarken, Nartların inek çobanı nehrin karşı kıyısına hayvanlarını sulamaya gelir. Savserez görünce ona anında aşık olur. Setenay ise bu bakışlardan rahatsız olur ve kızararak kalkıp gitmek isteyince, çoban üzerinde oturduğu taşı alıp gitmesini söyler. Savserez söyleneni yapar ve taşı sararak ocağın başına koyar. Gün geçtikçe taş büyür ve etrafını sardığı yün iplikler kırılır. Aradan dokuz ay on gün geçince taşı demirciler tanrısı Tlepş'e götürür. Tlepş yedi gün yedi gece durmadan taşı döver ve içinden ateşler içinde yanan bir erkek çocuk doğar. Tlepş onu maşasıyla dizlerinden (diğer bir anlatıma göre belinden) tutar ve yedi kez soğuk suya batırır ve her seferinde suyu kaynatır. Böylece Savserez'nın her tarafı çelikleşir ve çok çabuk büyür. İşte bu nedenle adınıda "yanan çocuk" anlamında Savsırıqo konulur. Savserez'da anası gibi tanrısal özellikleri vardır; fırtınalar, şimşekler, soğuk havalar, sis vs gibi tabiat olayları ona itaat ederlerdi. Sawsırıqo Nartlar arasında devrimciliğiyle bilinir korkulur ve saygınlık görürdü. Devler, diğer Nartlar ve tanrılar ondan korkarlardı. Ateşi, üzüm ve şarap kültürünü tanrılardan alarak insanlara armağan etmiştir. Onun sadık dostu Tchojıy adlı atıdır. Ancak onu dinlemediğinden zayıf tarafı olan diziyle Şanşereche vurunca ayakları kopar ve hayata gözlerini yumar.



Savsırıqo ağacı /Sausruqo /Sosruqo, günün döndüğü ayda (Bodenstedt'e göre sonbaharda, Hancerı'nin yazdıklarına göre kışın başlangıcı olan aralık ayında kutlanırdı.) Adigeler Sawserez adına bir ağacın dallarını keserler süslerler ve anarlardı. Buna Savsırıqo ağacı derlerdi. Bu ağaç tek bacaklıdır. bkz. Savserez. Onun adına kışın yiyecekler adak olarak adanırdı. Onun adını taşıyan odaya yiyecekler ve içecekler konur, ahıra da atı için ot ve saman konurdu. O günlerde yerleşim alanına gelen bir misafir, iyiye yorumlanarak, büyük merasimlerle karşılanır ve ağırlanırdı.



Savsırıqo ve kadınlar, Nartlar, ''kadınlar dedikoducu oluyorlar'', diyerekten bir gün kadınların hepsini bir araya toplayarak, ''bakalım neyin dedikodusunu yapacaklar'' diyerekten, kocaman bir odaya kapatırlar. Odada ondan bundan söz ederek dedikodu yaparlarken, içlerinden birisi, "gökten yıldız düştü/ota kıvılcım düştü" der ve akşam olunca da dedikodu "Savsırıqo öldü" de düğümlenir. Kadınlar akşamleyin dışarı bırakılınca, gerçekten de Savsırıqo ölmüş olarak cesedi köye geri getirildiğini görürler.



Saye-Cae, Adigelerin, işlemeli kadın milli giysisinin adıdır.



Saymalar-лъытак1эхэр. Çocuklar oynarken ebe yi belirlemek için kullanırlar.

Енэ енэ Лык1э ук1ы Къэсэхь

Енэмыкъу Ангъэн Сэхьэжь

Мы къушьхьэл Лъэнгъэн Сэщхыжь

Шхьэлкъут Бынакушь Аш1угъэ дэлъыр си1эхь

Къутэрау Къожъ хэдз. Ае -гъуае дэлъыр уи1эхь

Сампал Сызыхьэжьырэм

Палыжь Хьан ямыжъожъ тэсэгъэожь.

Дэе, дэе

Дэе бэш

Бэш мыгъо

Бэш маф.



Sayvante-сайуантэ, üstü açık ağıl.



Sebastopel, bkz. Dioskurias


Sefer Paşa Zanıqo, hakkında pek çok bir birini tutmayan bilgiler çağdaş Avrupa kökenli subaylarca bizlere aktarılmıştır. Bunlardan C.Stücker (1862;171,249-250) onun Türk kökenli olduğunu ve Kırım Savaşı öncesinde Osmanlı hizmetinde bulunduğunu ve geri çağrıldığını ancak geri gitmediğini yazmaktadır. Osmanlı rütbelerini geri vererek Anapa civarına yerleşmiştir. Sefer Paşa, Osmanlı Sultanınca Çerkesya'ya gönderilen bir çok subayı şikayet ederek; '' Ruslarla ilişki içerisindedirler '', diyerek geri götürtmüştür. Suçlanan subayların hepsinin suçsuzluğu ispat edilmiş ve affedilmişlerdir. Stücker söylenenlerin doğru olup olmadığını öğrenmek isteyerek subayları arasa da bulamaz. Çünkü subayların pek çoğu daha sonra İran Şahının hizmetine girmişlerdir. Bu nedenle de kendileriyle görüşme imkanı olmadığını, yazmaktadır. Sefer paşanın kardeşinin anlattıklarına göre kendisi, sekiz genç cariyeyi satmak için İstanbul'a giderken, Rus devriye gemilerinin eline geçer. Olayı duyan Sefer bey derhal olaya müdahale edince, kardeşi serbest bırakılmıştır. Öz kardeşine göre Ruslarla iyi ilişki içerisinde yaşamaktadır. Jakub beyin anlattıkları da bunu kanıtlamaktadır. Sefer bey devamlı olarak Ruslardan fıçı dolusu sert içki hediye gelmekte ve ne gariptir ki bu fıçıların gelmesinden sonra da muhakkak Ruslar saldırıya geçmektedirler. Bunu tasdik edici bilgileri de Theophil Lapinski'nin eserinde de okuyabiliyoruz.



Sekchi, bkz. Eskesch



Sekutha/Seikutch, gezginlerin ve yabancıların tanrısıdır. Misafirlere ve gezginlere yardım eden misafirperverlerin evlerini korur ve onlara bereket getirirdi. Misafir gelince ve evden ayrılınca onun şerefine bir kadeh içki adak ederlerdi. Thummel'e göre ise bu tanrı akına gidenlerin tanrısıdır.



Selentschu, nehrine Noğaylar Kitschi İndschik ya da Ulu İndschik derler.



Semerqev, Adige toplumsal yaşantısının kurumlarından birisidir. Genç kız ve erkeklerin bir birleriyle yaptıkları flört ve şakalara denilir. Bu kelimenin çeşitli dialekt ve ağızlarda daha başka söyleniş şekilleri de vardır.



Sempal- Сэмпаль, tüfekle ateş esnasında hedefe rastlatmak için üstüne konularak ateş edilen üç ayaklı çatal.



Senechu, Şarap anlamına gelir. Kislovod kentinin Adigece bir adı da Senechu. bkz. Nart-Sane



Serasker Mirlam Bej, bkz. Stücker, C.



Sero, islam dinin inancından evvel Adige inançlarında Cebrail'in görevini yapan yaratıktır. Ölen kişi gömüldükten hemen sonra Sero gelerek ölüyü sorgulardı.



Seşcho, kılıç, Rusça; Şaşka denilir ve Adigece'den alınmadır. Adige kılıcı tek yönlü keser ve hafif meyillidir ve kesici tarafı yukarıda olacak şekilde takılırdı. Tutacak yeri ancak el sığacak genişliktedir ve ucu yarıktır ve stilize edilmiş kartal başı görülmektedir. Rusça'ya Saşka şekliyle girmiş ve Çerkesce'den alınmadır.



Setenay, Nart efsanelerinin kadın kahramanlarından birisidir. Setenay bilge, akıllı ve güzelliği ile bilinen kadın motifidir. Beyi olan Verzemec onun direktifleriyle hareket etmektedir. Setenay yalnız Nartlara değil demirciler tanrısı Tlepş'e de Nartlara yayarlı olacak alet ve gereçleri yapmada akıl vermektedir. Bunlara maşa, örs ve orağın bulunmasındaki yardımları örnek olarak gösterebiliriz. Setenay tanrısal özellikleri vardır. Güneş, fırtınalar vs. onun sözlerini dinlemektedirler. Bu özellikleri nedeniylede onun kişiliğinde çok daha eski devirlerden kalma ve daha sonra ise anlamını yitirmiş bir tanrıçayı görebiliyoruz.



Setımqocher- Сэтымкъохэр, Nart Setım'ın üç çocuklarıyla ilgili efsanelerdir. Nart-Setım ile ilgili efsaneler daha çok Yecerkuay ve Ç'emguy Adigelerince bilinmektedir. Nartların gömülü olduğuna inanılan kurganlar halen kutsal kabul edilmektedir. Adigey'de kuraklık baş gösterince bu Nartların mezarlarına gidilir, dini merasim yapılır ve mezardan toprak alınarak bir kumaş parçasına sarılır ve su dolu testiye atılırdı. Akabinde yağmur yağacağına inanılırdı. Öyle zannediyorum ki, çok eski devirlerden kalma yağmur tanrıları anımsatmaktadır. bkz.. Hanzeguaşe



Seyin Time, asıl adı Hüseyin Şemi Tümerdir. (1875-1962), Yunanistanın Serez sancağına bağlı Demirhisar köyünde dünyaya gelmiştir. İstanbulda ilahiyat ile hukuk öğrenimi yapmıştır. Fatih camisinde imamlık yapmıştır. Latin harfleriyle Adigece şiirler yazmış ve bunları ' Ğesefetchıd ' adlı yapıtında toplayarak yayınlamıştır. Devletin hışmından korktuğundan Seyın Time takma adını kullanmıştır.



Seytuq- сэйтук, 1 Mayıs ile 15 Haziran arası çam ağacının kabukları sıyrılır, çıkan su tolanarak içilirdi Çık suy seytuk denilirdi.



Shana /Shani /Jane, 19. asrın başlarında Klaproth'a göre altı köyden ibaret olan bir Adige kabilesidir. Bodenstedt zamanında Şhaguaşe ile Afıps nehirleri arasında yerleşiktiler.



Sheberis /Şeberiz, Adigelerde bolluğun bereketin tanrısı



Sıcı-Сыджы, örs.



Sınıfsal yapı, Adige Nart efsanelerinde sınıfsal yapının olduğunu gösteren motiflere rastlanmamasından hareketle, Adigelerde başlangıçta sınıfsal yapının olmadığı sonucuna varılmaktadır. Nitekim antik çağ seyyahı Strabo da bunu kanıtlamakta ve şöyle yazmaktadır: ''Bu halklar kutsal asa taşıyan thamatelerce yönetilmektedirler''. Sınıfsal yapının daha sonra dışardan, Doğu'dan gelen Turanilerden daha sonra Çarizmden etkilenerek Adigelere yer yer egemen olan halkların mirası olarak kaldığı sanılmaktadır. Bunu en iyi kanıtlayan da dağlarda yaşamış Adige kabilelerinde çok basit (5 sınıf) bir sınıfsal yapı gözlenirken, Kırım Hanları ve Ruslarla devamlı ilişkisi olan kabilelerde 15'in üstünde sınıfın gözlenmesidir. Yine dağlarda yaşayan Abedzech kabilesi ihtilallerle 1750 ve 1791 da, sınıfsal yapıda reformlar yaparken, diğer çok ayrıntılı sınıfsal yapısı olan Adigelerde, örneğin Kabardey kabilesinde, ne ilginç ki yine dış güç, Ruslarca 1860'larda sınıfsal yapılar kaldırılmağa başlanmıştır.


Bunu kanıtlayan diğer örnek de Kölemenler'dir. Bkz. Kölemenler

Mısır'da Eyyübiler Dünasti'si zamanında, müslüman olmayan halklardan köleler alıp, asker olarak yetiştiriyorlardı. Müslümanların köle olarak alınıp satılmaları yasaktı. İşte bu İslami kanun gereği Ukranya'dan, Moğollara kadar her yerden tabii ki, Çerkeslerden de köleler geliyordu Mısır'a. Cengiz hanın ölümünden sonra Güney Rusya'da kurulan Altınordu devleti hanları durmadan çok kazançlı olan köle ticaretini devam ettirirler. Sonuçta Mısır'da Çerkes köleleri çoğalır ve Dünasti'yi ellerine geçirirler.



Sırb- Сырб, içi boş sert bir bitkiden yapılan bir çocuk tabancasıdır. Atılan 'kurşunları' ise kenevirin liflerinden yuvarlanarak yapılır ve hava basıncıyla üflenerek atılırdı.



Sicci, Plano de Carpini Adigelerin atalarından Sicci olarak tanımlamakta ve söz etmektedir.



Sichi, bkz. Eskesch



Sihirli sayılar, Nart efsanelerinde ve Adigelerin günlük yaşamlarında tek sayılar sihirli ve tılsımlı kabul edilirdi. Bu sayılar; 3,5,7,9 ve 15. Düğünler yedi gün yedi gece devam eder. Kozmoz alta ve üste doğru her biri yedi kattır.



Silah taşıma kultu, Gnrl. Stücker'in (1862;43) anılarında, ''Adigelerin dini inançlarında silah taşımanın ve her zaman yanlarından ayırmamaları gerektiğini'', yazmaktadır. Bu nedenle de Constantinopel'de herkese her türlü ateşli ve ateşsiz silah taşıma yasağı konurken, sadece Çerkesler kamalarını taşıyabilme serbestiyetine sahiptirler. bkz. qame.



Simurg, Oşha-Macho dağlarının insan ayağı basmamış tepelerinde binlerce seneden beri tanrısal kuş olan yaşlı Simurg yaşamaktadır. Bu kuş bir gözüyle geçmişi, diğeriyle de geleceği görebiliyordu. Simurg uçup gökte dolaşmaya başlayıp kanatlarını çarpınca yeryüzü sallanmaya, fırtınalar oluşarak korkunç sesler çıkarır, denizlerde korkunç yüksek dalgalar oluşur, uyuyan cinleri deniz dibine çeker. Tanrısal kuş Simurg yükseklerden aşağıya acıyarak ve şikayetlenerek bakar, -o an bütün kuşlar susarlar, çiçeklerin başları aşağıya düşer, dağ ırmakları daha da vahşice akar, dağlar ve ormanlar yas tutuyormuşçasına kara peçeye bürünürler. Binlerce hava perisinin kutsal ilahileri gelir yükseklerden aşağılara. O anda gökyüzü açık maviye dönüşür, güneşin altın huzmeleri dağların beyaz tepelerinde aydınlanır, dağ suları sakinleşir, çiçekler açar ve kokuları göklere yükselir.



Sindii, bkz. Zigoi



Sintler /Sindler, Herodot'un bize aktardığı ve Meot denizinin kuzey kenarlarında oturan, şehir devletleri olan ve Adigelerin ataları kabul edilen halktır. En yeni Sovyet arkeoloji araştırmalarında Adigelerin ataları olduğunu Arkeolog Kruşkol, Ju. Sintler yazmaktadır. Sintler MÖ. 3000 senesinden beri hayvancılık yapmaktalar, çok ustaca değerli seramik eşya yapmaktalar ve aynı zamanda balıkçılık da yapmaktadırlar. Daha sonraları çiftçiliğe de başlamışlardır. MÖ. VIII-VII yy'dan beri de demiri işlemesini bilmektedirler ve yazıyı da kullanmaktadırlar. Arkeolojik kazılarda bulunan yazılı belgelerle, Kuban Kültüründe bulunan yazılı belgeler büyük bir benzerlik göstermektedirler. MÖ. VI. yy'da kent devleti kurmuşlar, para basmışlar, kanunlar çıkarmışlar hatta güzel sanat önem vermişlerdir. Mısır'dan Roma'ya kadar her yerle ticari ilişkilerde bulunmuşlardır. Sintler demokratik düzene sahip bir kent devletiydi. Krallık babadan çocuğa geçmiyor bilakis demokratik olarak kendi aralarından seçimle krallarını seçiyorlardı. En başarılı krallarından birisi de 433 ile 388 yılları arasında yaşamış olan Hek'otey'dir. Gotlarla devamlı olarak savaş içinde yaşamaları bu krallığı zayıflatır ve Hunlar tarafından mağlup edilmelerine en büyük etken olur. (Kaynak; Крушкол, Ю.С. Антически Синдикэ. Москва,1971)



Sixu Seferbiy- Сихъу Сэфэрбый, nisan 1918'de hazırladığı Adige alfabesini Şocen Mos'ın da yardımıyla yayınlaması.



Slukhukol, bkz. Çagar



Soghum, bkz. Bsubbeh, Suchum-Kala



Sotej (Sotey), Don nehri ile Terek arasındaki geniş araziye Adigeler Sotej demektedirler. Bu arazide Osmanlı Sultanı II. Selim'in ordusu ile Dolet Girey beraberce Çar'a karşı yürüyüşe geçerler. Ruslar Kuzey'den, Adigeler Güney'den saldırarak Turko/Tatar ordusu kıskaca alınarak yok edilmiştir. Bu nedenle savaşa da Sotej savaşı denilmektedir.



Sovcuk, Adachun kalesinden güneye doğru iki saatlik uzaklıkta 450 hanelik, Bey Barzok egemenliğindeki Taman'daki bir Adige köyüdür.



Sovyet devrimi ve idaresi, Adige topraklarında Sovyet devriminin gerçekleştirilerek kanunlarının geçerli olduğu tarih 9 Ocak 1918'dir.



Spy, bkz. Yısp



Ssani, Kral Adrian zamanında Karadeniz kıyılarını gezen Arrian, Ssani halkından söz etmektedir. Ssani günümüzdeki Adige kabilelerinden Janelerdir.



Sserkessen, Persçe'dir. Haydut, elebaşı anlamına gelmektedir. Bazı gezginler bu isimle 'Çerkes' kelimesini benzerlik bularak, bu halk için kullansalar da tutarsızdır ve yanlıştır.



Ssotscha, Ubuh ülkesinde Nawaginskaya'da denize dökülen ırmağın adıdır.



Stanovtza, Sırbistan/Kosovo'da, bölge başkenti Priştina'nın Batı'sında
30 km kadar uzaklıkta bir yerleşim yeri. Burada Sırplar, Arnavutlar ve Adigeler yaşamaktadırlar. Nato-Kosova savaşından sonra hemen hemen hepsi anavatanlarına geriye göç etmişlerdir.



Stein, bkz. Fehard Paşa



Stücker, C. İngiliz lejyoner askerliği yapmıştır. 1856 yılında Osmanlı devletinin hizmetine Serasker Mirlam Bey adıyla girmiş ve Jandarma teşkilatını kurmuştur. Görevi bitince J. Paşa aracılığıyla "Çerkes Komitesi" ile tanışarak anlaştıktan sonra Sefer Paşanın kardeşi Mustafa ile 15 mayıs 1857 de Çerkesya'ya gitmiş ve Çerkes cephesini düzenleyerek bir ordu kurmaya kalkmışsa da, kabilesel ve klansal toplum yapısı ve Osmanlı ve M. Emin arasındaki çıkar çatışmalarının bir sonucu olarak başarılı olamamış ve Constantinopel'e geri dönmek zorunda kalmıştır. Anılarını ‘Türkiye ve Çerkesya’da Karakteristik İnsan Manzaraları’ adlı yapıtında yayınlamıştır.



Suchai, MÖ. 5. yy'da yaşayan Herodot'un gezi notlarındaki bu halk daha sonra Adigelerin ataları oldukları bilim adamlarınca kabul edilmektedir. bkz. Zichia.



Suchia, bkz. Zichia



Sudschuk Kale. bkz. Cugo- Cuk kale



Sumç, Osetince'dir. bkz.. Cumaruk.



Süleyman ve İsmail bey, Adige kökenli, maaşlı olarak Osmanlı hizmetinde çalışmış ve TuIapse'de yaşamışlardır.



Süleyman efendi. Şamilin Hacı Mohamet'den sonra gönderdiği ikinci naip. O da katı şeriat kanunlarını uygulamaya kalkışınca meçhul kişilerce öldürülmüştür..



Süt hakkı, herhangi bir kişi düşman olsun dost olsun bir eve sığınarak o evin kadınlarından birisinin göğsüne dudağını değdirdiği andan itibaren o kişi asil hakkı alır ve o evin evlatlığı olur her türlü tehlikelere karşı korunurdu. Bu gelenek Adige mitolojisinden 20 yy sosyal yaşamına kadar her zaman ve yerde geçerliliğini korumuşsa da göçten sonra diasporada anlam ve değerini yitirmiştir.


Aynı zamanda evlenen genç kızın annesine damadın ailesi tarafından verilen sembolik paradır.



Svan Bej, Ciget kökenli, binbaşı rütbesiyle Rusya hizmetinde görev yapan ve 1845 yılında da Ardiller kalesi komutanlığını yapmıştır. Çeçen ve Dağıstan halklarına karşı başarılı mücadeleler yürütmesine karşın kendi anavatanına karşı savaşmayı ret etmiştir.



Sswäta=wo Ducha, bkz. Ardiller.



Schache (Şache) /Dagamsa, Şapsığda günümüzde Golowinski'de denize dökülen ırmağın adıdır. Rusca Golowinka'nın adı da Schache Ç1ey'dir.



Schagacki (Şagaki) bkz. Schegakeh



Schagh Bascha /Schagh Bischa /Schug Wascha / Psıj nehrinin yan okulu olan 'Şhaguaşçe' nehrinin çeşitli söyleniş şekillerdir. Ruslar bu nehre Beleja adını vermişlerdir. Şhaguaşe'nin anlamı gelin kafasıdır. Buzul ve karlardan beslendiği için devamlı olarak beyaz akan bir akarsudur. Diğer bir anlatıma göre ise, savaşlarda şehit olanların kafaları buraya getirilerek sahiplerine verildiğinden, ''kafaların dağıtıldığı yer'' anlamı verilse de tutarsızdır. Çünkü Rus - Adige savaşlarından önce de adı aynıdır.



Şaghe, Doğu Adigece'dir. Anlamı kızartmaktır. Düğünlerde damadın p'ur olarak kaldığı evden bir delikanlı, yapılan eğlencelerde yemek için köyde aileleri tek tek dolaşırlar ve kurbanlık hayvan toplarlar. Bu bağışların hepsine birden Şaghe denilir.



Şağır, alkollü içkiler.



Schagirei, büyük ve küçük Laban'ın kaynaklarında yaşayan bir halk.



Schamschuchut (Şamşuchut), her Adige ailesinin yedi dalı olan ve tahıl ambarında saklanan bir ağacı vardır. Hasat mevsimi sona ererek tahıl ambara dökülünce bu ağaç ailedeki herkesin katılımıyla yerinden alınarak mutfağa taşınarak dikilir. Dallarına mumlar konarak yakılır. Daha sonra çıplak olarak önüne dikilinir ve dua edilirdi. (Thümmel; 1845 c. I, 162)



Şanmerd, Taman'ın doğusunda Adachun geçidinde kurulu olan bir Adige köyünün adıdır.



Şanşerech /Janşerech, Nart efsanelerinde sözü edilen keskin bıçakları olan mitik bir tekerlek. Nartlar kuvvetlerini ölçmek için bu tekerleği tepelerden aşağıya bırakırlardı. Aşağıda bekleyen Nart eliyle, koluyla, ayaklarıyla beliyle son hızla dönerek gelen tekerleğe vurarak tekrar tepeye çıkarırlardı. Nart Sawsırıqo'yu düşmanları öldürmek istemektedirler. Ancak bir türlü başarılı olmazlar. En sonunda vücudunun uzuvlarını söyleyerek Ş. denerler ve zayıf yerini öğrenirler. Savsırıqo'nun atı Tchojıy sonunun nereye gideceğini sezinler ve Sawsırıqo'yu bu tuzaktan dolayı uyarır ve diziyle vurmamasını söylese de, atının uyarılarını dinlemez. Gururuna ve cesaretine güvenen kahramanımız sonunda bu iki insani zayıf özelliklere yenilir ve her ölümlü gibi o da yaşamını yitirir. Bkz. Knobloch 1991; 39-40



Şapsığ /Schapsuch/Schapsigh/Schapsik, en kalabalık Adige kabilelerinden birisidir. Klaproth zamanında 10bin aile olarak tahmin ediliyordu. Şapsığlarında Pşıları yani beyleri yoktur. Abzehler devrim hareketlerini diğer kardeş halklarada götürerek kendilerini kendilerine asil adı veren Pşı- Verklerden kurtarmışlardır. Onlarda Pşılarını kovmuşlar ya da öldürmüşlerdir. Doğularında Abzechler, Batı'da Natıchuaclar Güney'de Karadeniz ve Ubuhlar vardır. Bodenstedt'e göre ülkedeki en yüksek dağlara da Şapsığ denmektedir. Tenginskoje de Karadeniz'e dökülen ırmağın adıda Şapsığ'dır.



Schattgora, Rusçadır. Kaf-dağ Tatarca, Orfi-İtub Abchazca, Oschga-Machua Adigece adıdır ve 'mutluklar dağı' anlamına gelmektedir. Cinler Padişahı'nın oturduğu yer anlamında Cinistan olarak da Tatarlarca inanılmaktadır.



Şçabz- щабз, yay.



Şçave Yeğesej /Щауэ егъэсэж, Adige geleneklerine göre damat düğün başlamadan kendi evinden ayrılarak en iyi bir arkadaşının evine yerleşir ve orada düğün boyunca kalmak zorundadır. Gelin Leğune'ye getirildikten sonra damat geceleri gizlice gelinin yanına gider. Ancak anne baba evine girmesi yasaktır ve ayıplanır. Belirli bir zaman sonra damat büyük bir merasimle tekrardan kendi evine getirilmesi merasimine denilir. Bu merasimden sonra anne baba evine de rahat rahat girmeye başlar.



Şçave zegoeğep- Щауэ зэгуэгъэп, gerdek gecesi yeni evlileri rahatsız etmek için genç kızlar ve erkekler bir çok şakalar yaparlar; bacadan kedileri içeri atmak, ocakta ateş yanıyorsa yukarıdan ateşe tuz dökmek, vs. gibi. İşte bu şakalara Şçave zegoeğep denilir. Sadıçın görevi bu tür şakaları önlemektir. Bkz. yedeun



Şçebzaşç- Щэбзащ, ok.



Şçhe- Щхьэ, 1. Kafa, baş anlamına gelir. 2. Sayım ve para birimi olarak da kullanılırdı. Örneğin; bu at için on baş koyun istiyorum v.s. gibi.



Şçıbze- щыбзэ, elek.



ŞçIı amışçIe- Щ1ы амыщ1э, yeni cenaze çıkan aileden birisi hastalandığında, hastayı iyileştirmek için merhumun mezarına gidilerek, mezardan toprak alınarak bir bardak suda eritilir ve içirilir hatta banyo yaptırılır. Bu sayede hastanın iyileşeceğine inanılırdı.



ŞçIıhafı- Щ1ыхьэфы, imece. Adige toplumsal yaşamının yardımlaşma şeklinin adıdır. Genelde yardımlaşarak sırayla işler yürütülür. ŞçIıhafı boyunca beraber yemek yenilir.



Şeberız, Sozreş'in dualarında tekrarlanan bir isim.



Şechech vered, yaralıdan ok ucu ya da kurşun çıkarılırken söylenen şarkı.



Şharchon- Шъхьархъон, uzun kollu üçgen şeklinde kesilmiş, yünden örülme kışlık başlık.



Şhaşçefıj- Шъхьэщэфыжь, bağımsızlıklarını bağlı oldukları beylerinden satın alarak bağımsız sınıfa geçenlere denilir. Günümüzde tarihi Adigey'de bu adda bir Adige köyü mevcuttur.



Schaschı (Şhaşı), bir Abasa kabilesinin adıdır.



Schaschva (Şaşva), Abchaz demirciler tanrısıdır.



Schiache (Şiache), Şache nehri kast edilmekte ve bu nehrin kaynaklarında ortaçağdan kalma bir şehrin harabeleri bulunmaktadır. Görülen sütün ve heykellere bakılırsa burada çok eskiden kalma büyük bir medeniyetin kalıntıları olduğunu göstermektedir.



Schuska (Şuska), Neumann (1847;109) bir Çerkes iyilik perisidir diye aktarmaktadır.



Şataşçhe şığaje- Шатащхьэ шыгъажэ, hayvanların yayladan dönmesinin şerefine düzenlenen at yarışı ve eğlencelere denilir. Bu yarışlar için temiz kalınca bir dal alınır. Bir ucuna kaymağın kabuğu kat kat, kalın bir baş şekli alıncaya kadar sarılır. İstenilen kalınlığa gelinince dumana tutulur ve sertleştirilir. Çoban sonbahar sonunda hayvanları köye getirerek herkese hayvanını geri verdikten sonra at yarışı düzenlenir. Birinci gelene Ş. mükafat olarak verilir. Daha sonra hep beraber yemekler yenilir, dans edilir ve eğlenilir.



Şaveqot, sağdıç. Damadın hizmetinde bulunur.



Schegakeh /Skchegech, Taman yarımadasında yerleşik olan bir Adige kabilesi. 'Suya, denize' yakın oturanlar anlamına gelmektedir. 1784 yıllarında Anapa kalesinin kurulduğu yerde yerleşik Adige kabilesidir. Bu senelerde Pşıları M. Geraisen'dir ve Ruslarla iyi ilişkiler içindedirler.



ŞekIuabze, avcı dili, anlamına gelir. Bkz.. MezçIeğıbze-Мэзк1эгъыбзэ



Scheudsach ve Gagrinskaya nehirleri, Cigetlerin ülkesinde, Gagra'da denize dökülen ırmağın adı.



Şe temığacho dıvhe- Шэ темыгъуахуэ дыухьэ, Muska. Kuran'dan alınma ayet ve sureler bir kağıda yazıldıktan sonra üçgen şeklinde katlanır, balmumu emdirilmiş bir bezle yine üçgen şeklinde sarılır ve boyuna asılarak taşınır. Bunu taşıyan kimseye ateşli silah kurşununun değmeyeceğine inanırlardı. Bu inanç, yıldırım tanrısı Şıble inancının devamı olarak islamiyetle birlikte Adigelere arasında yaşaya gelmiştir. Şıblenin isabet ettiği yerde, şıblenin 'kurşunu' aranır. Onu bulup taşıyana hiç bir ok ya da kurşunun işlemeyeceği inancı vardır.



Şemsettin Tleseruq Paşa, (1855-1917) Diğer bir çok Çerkes kökenli paşaların tersine Şemsettin Tleseruq Paşa sivil okullarda okumuş ve Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirmiştir.


Çerkes Teavün Cemiyeti'nin en faal üyelerinden birisidir. Okuma yazması olmayan bir dilin, kültürün ve halkın yok olacağı bilincine vararak Adige dili için bir alfabe hazırlamaya başlamış ve 81 harfli bir eser ortaya koymuştur. Bu denli zor alfabe nedeniyle eleştiri alınca ses ve harf sayısını 74'e indirmiştir. Derneğin hazırlattığı alfabe ise 38 ses ve harfli idi. Bu alfabeyle Ğuaze Dergisi yayınlanmıştır.



Şerech, tekerlek. bkz. Şanşerech



ŞevaptzI /Şawqo/Şave, adlarıyla da bilinen Nart kahramanlarından birisidir. Bu Nartla ilgili tekstler genelde Abedsech, Şapsığ ve Bjedığu'cadır ve içerik bakımından öğretici ve eğitici özellikleri vardır.



Şevcen, Hıristiyan din adamlarına denilir.



Şevcen İsmail, 18. yy'ın sonlarında doğru yunanca Adige tarihini yazmış olan bir Adige aydınıdır. Negume Şore Şevcen İsmail'in el yazmalarını değerlendirerek eserine almıştır.



Şevcen Mos- Шэуджэн Мос, eşi Goşenay ile birlikte Adige ihtilalci ve devrimcisidir. Beyazlar tarafından yakalanarak Nisan 1918'de asılmışlar ve cesetleri atlara bağlanarak köy köy gezdirilmiştir.



Şeveşej, Adigelerde damadın p1ur olarak kaldığı evden Leğune'ye merasimle, şarkı ve türkülerle getirilmesi olayına denilir. P1ur anlamı ve işlevi hakkında Adige kabilelerinde değişik yorumlar vardır.



Şeyh Mansur, Sscheich (Şeyh) Mansur 1768-74 Osmanlı-Rusya savaşını Osmanlılar kaybedince, Ruslar tüm Kafkasya'nın sahibi olduklarını ileri sürerler. Bu durum hem Osmanlıları hem de İngilizleri telaşlandırır. Venedik ve Londra ile ilişkileri hakkında resmi belgeler bulunamadıysa da büyük bir olasılıkla İngiliz casusudur. Asıl adı Giovanni Battista Boeti ve Dominik papazı olan bu kişiyi İngilizler casus olarak Şeyh Mansur adı altında Çeçenistan'a gönderirler. Şeyh Mansur kısa zamanda 20.000 kadar savaşçıyı etrafına toplar ve başlangıçta başarılı operasyonlar düzenlese de Ruslar 1791'de bozguna uğratarak tutuklarlar ve Ssolovetzkoy adasında zindanda vefat eder, Osmanlıların Kafkasya'yı İslamlaştırmak amacıyla görevlendirdikleri ve yetkilendirdikleri yüksek rütbeli bir Osmanlı ajanı. Hakkında birbirini tutmayan bilgiler aktarılmaktadır. Hemen hemen her Kafkas asıllı kişilerde olduğu gibi bilimsel olarak kişiliği ve görevi hakkında hiçbir araştırma yapılmamıştır.



Şeytan, İslam diniyle birlikte Adigeler arasında yayılan inançtır. Şeytan çok çeşitli görünümlerde ortaya çıkabilmektedir. Yeleme köyünde su perileri gibi su kenarlarında çıplak olarak saçını altın bir tarakla tarayarak yaşamaktadır. Kim ki sessizce yaklaşarak saçını tutarak altın tarağını elinden alabilirse ona kul köle olacağına inanılırdı. Şeytan köprü altlarında, kayalarda, derelerde yaşarlar ve aniden şekil değiştirerek at, öküz tavuk vs. olabildiklerine inanılırdı.

Şhequte- Шхьэкъутэ, çok sayılan bir misafir için genelde bir koyun kesilirdi. Koyunun her parçası kayıp edilmeden misafirin önüne konması gerekirdi. Kellesi de kaynatılarak sağ yarısı yemeğin en sonunda misafirin önüne konularak sofrayı yöneten thamade tarafından paylaştırılırdı. Sol yarısı ise ailede kalırdı. Misafir, genelde ise sofrayı yöneten thamade bu yarım kelleyi şu şekilde paylaştırırdı; kulağını sofranın en gencine kamanın ucuyla uzatır o da iki eliyle alırdı. Daha sonra sırasıyla burun kısmı thamadenin solunda oturana, gözleri sağında oturana verildikten sonra beyni dağıtılırdı. Verilen parçaların yenmesi şart değildir. Tatar geleneği diyenlerde vardır.



Şıç’epşın, iki telli kemençe. At kuyruğu kemençesi denmektedir.



Şıtxetl-шытхэлъ, atlara göz değmemesi için takılan nazar boncuğuna denilir.



Şholoh, en ünlü Adige at soylarından birisidir. B. Tl. E. H. M. Mahir Efendi şhaloho atları hakkında şöyle yazmaktadır: ’’Gorşoloh. Kabardey'in 4. bey ve asilidir. En iyi birinci atlar bunun at sürülerinden çıkar. Çerkesler için en makbul at Şoloh'tur. Sözünü ettiğimiz Şoloh'un oğlu küçük iken, bir gün dayısı gelerek; "oğlum hazır ol! Seni uzakça bir yere götüreyim de hem sefere alışır hem adam olursun" diye babasının izniyle çocuğu beraber alır ve Kalmuk Han'ın memleketine doğru gider. Adı geçen hanın bir kaç bin at kısraktan ibaret olan yılkısını bir arada ve bir dağın eteğinde bulur. Sözü edilen çocuktan başka kırk elli yaşlarındaki bahsi geçen kişide beraberinde olduğu halde, asıl maksadı yılkıyı sürüp getirmek olduğundan, atların etrafını çevirerek, bir kerede hepsini sürdüyse de, yılkıda öyle aygırlar olur ki, çobandan daha çok işe yarar ve yılkıyı korurular. Nitekim bu aygırlar bazen saklanır bazen ısırır ve tekme atar yani neticede süvarilere hücum ederler ve kısraklarını müdafaa etmeğe başladılar. Neyse güç olsa da yılkıdan binden fazla hayvan bölerler ve geriye dönerler.



İçlerinde bir aygır kalmıştı ki, o kadar kurşun ve kılıç yarası almışken, yine ejder gibi. yılkısını koruyarak mücadelesini bırakmaz. Onlar bir iki güne kadar bir mesafe alırlar. Kalmık Hanın memleketinin sınırlarından dışarı çıkarak bir vadide yorgun hayvanları dinlendirirlerken her nasılsa bir iki kısrak ile sözünü ettiğimiz azgın aygır kaçarlar. Bu aygır hergeleye dönmeden, ağasının kapısının önüne gelip durur. Han bu hayvanın halini ve karakterini bildiğinden "Vay düşmanlar!" diye çabucak atına biniyor aygır kılavuzluk

yaparak tam kaçtığı vadiye Hanı getirir. Ne yazık ki, düşman çoktan oradan ayrılmıştı, Handa çaresiz köyüne döner.



Gelelim oğlanın dayısına. Kendi hududuna girdi. Aygırın kaçtığına ne kadar üzüldüklerini yazmaya gerek yok. Yine hayvanatı rahat ettirmek ve otlatmak için bir otlakta mola verirler. Çocuk atların durumlarına dikkat ediyordu. Bir gece baktı ki bir tay ne yatar nede uyuyor. Daima etrafına koşuyor, yatan atların üzerinden atlıyor, devamlı bu tür hareketlerde bulunuyor. Oğlan kendi kendine:" eğer kaçan aygırın bir yavrusu tarafımızda kaldıysa mutlaka bu olacaktır", diye gözünü ona diker. Bir kaç gün sonra daha evlerine varmadan, ganimet taksime başlanıp çocuğa hangi cinsten ve hangi soydan isterse vereceğini, dayısı söyleyince, oğlan göz koyduğu tayı gösterir. Dayısı bunu görünce güldü. "Utanma payını tamamıyla iste!" dediyse de çocuk yine tayda ısrar etti. Nihayeti tayı alır ve evine gider ona bakar besler iyi bir at olur. Daha dört yaşında iken yapılan bir yarışta güzel bir cariye kazanır. İkinci defa bir muharebede adeta insan gibi acayip hallerde bulunarak, savaşı kazanmağa ve pek çok esir almağa sebep olur. Çünkü defa Kabardey beylerinden šmfgcsr+j adlı kabilenin uçar derecesinde hızlı olan ve o tüm ülkede onun gibisi bulunmayan Ferman atıyla yarışa çıkarılarak bir haftalık mesafeyi altı saatte alarak geride bırakır. Bu derece ünlü atı bir saatlik yolda geride bırakır. Bu başarıları onun iyi cinsli ve birinci olduğunu ispat eder. çok geçmeden o tarafa kuvvetli bir düşman dadanır. Bu durumlarda adet olduğu gibi köy ahalisi ailelerini dağlara çıkarırlar. Yalnız baba Şoloh buna razı olmadı. Evinde kaldı. Oğlu ise sözünü ettiğimiz at ile gündüz savaşa gider, geceleri döner. Cepheden de babasına haber verir. Böylece bir kaç gün geçer derken düşman yaklaşmağa başlar. Oğlanın atı aç, susuz, terli ve yaralı olduğu halde süratle geri gelir, babasını bindirdiği gibi kendiside terkine binerek ailelerinin bulunduğu dağa kadar kaçtılar. Ne yazık ki bu yorgunluk ve çektiği zahmetlerle kuvvetini yitirmiş olmadığından bir daha ayağa kalkamadı. Hane halkı da etrafına toplanarak, bahtımız döndü, diyerek çok ağladılar, çok üzüldüler. Ancak hergelelerinde en güzel kısraklar o attan gebe olduğunu oğlan haber verdiğinde herkes teselli buldu. Şoloh'un emriyle ölen atın derisini yüzdüler, yenisi eskisi yüze yakın yara saydılar. Ciğerini daha sıcak iken istedi ve kokladı; "dokuz yaşına girmişti" dedi. "Dünyada bunun bir eşi daha olmaz" diye tekrar üzüldü. İşte Şoloh atını çok aranması ve beğenilmesi bunun cinsinin en iyi olmasındandır.’’



Şıbğerıve-Шыбгъэрыуэ, Adigelerde bir spor çeşididir. İki atlı belirli bir mesafede karşılıklı olarak yerlerini alırlar. Dört nala atlarını sürerlerken yan yana geldiklerinde atlılar bir birlerini attan aşağıya almaya çalışırlar. Kim atının sırtında kalırsa yarışı o kazanmış olur.



Şığecegu-Шыгъэджэгу, Adigelerin atlarını dans ettirdikleri melodinin adıdır.



Şığın goşıj- Щыгъын гошыжь, vefat eden bir kişinin bütün elbiseleri bir sene sonra merasimle herkese dağıtılırdı. Merasim için yarışmalar yapılır ve birinci gelenlere dağıtılırdı. Ayrıca bir eve yeni gelen gelinin getirdiği ya da ona hediye olarak verilen bütün hediye elbiseler akrabalara dağıtılırdı. Her iki gelenekte diasporada yaşayan Adigeler arasında ya tamamen kalkmış ya da basite indirgenirken, tarihi Çerkesya'da yaşayanlar arasında yaşamaktadır.



Şığu perıdze- Шыгъу пэрыдзэ, Kaberdey Adigeleri arasında yaşayan bir gelenektir. Bu geleneğe göre herhangi bir eşyası ya da malı çalınan kişi bir avuç tuzla hocaya gider. Hoca tuzu okuyup üfledikten sonra yanan ateşe atar. Bu andan itibaren hırsız kendini yüzü kızararak belli edeceğine inanırlardı.



Şığogu şçhağubje- шыгъогу щхьэгъубжэ, Adige evleri hem arka bahçeye hem de avluya giden iki kapılı olurdu. Arka bahçeye açılan kapıya Şığogu şçhağubje denilirdi. Adige evlerinin kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı iki tuvaletleri de olurdu. Biri arka bahçede diğeri ise tamamen karşısında avlunun ucunda olurdu. Arka bahçedeki kadınlar tuvaletidir ve Şığogu şçhağubje kapısı da buraya giderdi.



ŞıçIe goş- шык1э гуэш, yılkı atlarına aile damgaları vurulunca kuyruk ve yeleleri de kesilirdi. Bu kıllardan kement yapılırdı. Kıllar atlara damga vuranlara verilirdi.



ŞıçIepşçın- Шык1эпщын, kemençe. Halk etimolojisinde anlam 'At kılı müziği (=armonikası)' anlamına gelmektedir.



Şığo, yas tutmak.



Şınaq ğegerez, yeni evlenen çiftin evinde düğünden iki gün sonra yapılan bir eğlencedir. Odundan yapılma ve tek kulpu olan derince bir çanak Bachsıme ile doldurulur ve sofranın ortasına konulur. Bu çanak ekseni etrafında döndürülür ve bırakılır. Çanağın sapı kimi gösterirse içindeki Bachsımey'i o içmek zorunda kalırdı.



Şıpqişe, Adige halk inançlarına göre dünyada yüz gerçek vardır. Bununla ilgili bir efsanevi anlatım vardır; Günlerden bir gün bir Nart ormana ava gidince orman adamı MezıtlI’ı Nart’ı ellerinden sıkıca yakalar. Nart kendisini bırakmasını isteyince "Yüz gerçeği birer birer söylersen" bırakacağım der. Nart kabul eder ve söze başlar.

1. Tanrı tektir.

- Doğru der.

2. Masanın ayakta durabilmesi için en az üç ayağı olmalıdır.

- Doğru, der.

3. Yılanın ısırdığı muhakkak ölür.

- Doğru.

........

100. Beni bırakırsan bir daha buralara uğraman.

- O da doğru der ve Nart'ı serbest bırakır.



Şıvpeje- Шыупежьэ, bir atlı gurubu diğer bir yöreye gidiyorsa öncü olarak bir atlıyı gönderirler ve o yörenin ileri gelenlerine, yolda gelen misafirler hakkında bilgileri verir. Gurup hedeflenen köye yaklaşınca köye girmeden Şıvpeje geri gelinceye kadar bekler. Daha sonra karşılayıcı olarak gelenlerle birlikte köye girerler ve misafirler herkese dağıtılırdı.



Şuate- шъуатэ, bal ve balmumundan yapılan alkol derecesi çok yüksek olan bir içkidir.



Şuatze- Шьуацэ, günümüzdeki Soçi turistik ve liman şehrinin otoktan adıdır.



Şuğuaqe, Evliya Çelebinin bize aktardığı Adige kabilelerinden birisidir. Beyleri Yıncurıqo 'dur ve Noğaylarla dostça ilişkiler içerisindedir. Çeşitli 40 ile 50 hanelik köylerde yaşayan Şuğuaqeler 450 hane kadardırlar. Güney sınırlar Karadeniz'e kadar uzanmaktadır. Evleri sazdan yapılmadır ve etrafları Azbar denilen yüksek ve kalın duvarlarla çevrilidir ve iki giriş kapıları vardır. Evlerin odaları iç içedir. Yine seyyaha göre bunlar paranın ne olduğunu bilmemektedirler ve değiş tokuşla yaşamaktadırlar. Çok iyi sanatkardırlar. Hayvanları geceleri avluya alındıktan sonra kapıları kapanır ve aslan başlı, zincirlere bağlı serbest bırakılan köpekler, mal mülkün bekçiliğini yaparlardı.



Şochtan- шъохътан, Korse. Adigeler evleninceye kadar düz tahta çubuk ve deriden yapılma Şochtan taşırlardı. Göğüslerin çıkması kadınlığın sembolü olarak kabul edilirdi. Damat zifaf gecesi bu korseyi çıkarırdı. Şochtan çıkarmada iki ayrı yöntem kullanıldığı literatürde bizlere aktarılmaktadır.
1. Damat keskin kamasıyla korsenin iplerini keserek çıkarır. 2. Kabardey Adigelerinde çıkarma şeklidir. Damat gelinin uçlarını çok iyi sakladığı korsenin iplerini bularak çözerek çıkarmak zorundadır. Daha sonra bu korse evinden diğer bir genç kıza verilirdi. Korseyi yırtmak ya da kesmek çok ayıplanırdı.



Şochtemıps- Шъохътемыпс, sütyen.



Şoenü Mehmet Fetgerej, 1980 yılında Sapanca'nın Yanık köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Guduvıta-Venderıpş'tan Osmanlı devletine sürgün edilen bir Ubuh'tur. Daha küçük yaşlarda iken babasını kayıp etmiş ve doğru dürüst bir okula gidememiştir. Buna rağmen kendi imkanlarıyla Fransızca'yı öğrenerek halkı üzerine çeşitli kitaplar yayınlamıştır.


Çerkes Ethem ve Anzavur bahane edilerek Batı Anadolu'dan Doğu'ya TC tarafından Adigeler sürgüne gönderilince korkmadan olayın üstüne giderek, sürgünü durduran tek gerçek ender Çerkes aydınıdır. Parlamentoya sunduğu dilekçe üzerine meclis kararıyla Balıkesir'den Sinop'a kadar Çerkesleri kapsayarak planlanmış olan sürgünü durdurmuştur. Bu gösterdiği pervasız, korkusuz davranışlar ve medeni cesaretten dolayı TC tarafından yargılanarak ölünceye kadar yazı, kitap yazarak yayınlamama ve Isparta'da sürgünde yaşama cezası verilmiştir.

Ankara da, Çerkeslerin daha kolay asimile olabileceğine ve bu nedenle Çerkes kadınları ile kızlarının alınıp Türk erkeklerine verilmesi dedikodusu yayılır. İstanbul da gazete çıkaran ve bu dedikoduları duyan Fetgerey ŞOENU çok üzülür ve meclise bir mektup yazar der ki: ''Duyduklarım doğruysa çok ayıp ediyorsunuz. Bu asimile için çok kaba bir yöntemdir. Her medeni millet ve devlet gibi sizde medenice yapın, okullar açın, bu okullarda Türk kültürünü öğretin. Ayrıca Çerkesler mal-mülk sahibi olsunlar. Herkes malvarlığı kadar milliyetçidir ondan sonra Çerkes milliyetçiliği daha yapmazlar. Türk kültürüne karışırlar’’ diye meclise 3 defa mektup yazar ama nafile hükümet daha da kızar ve İstanbul da çıkardığı gazeteyi de kapatırlar.

Şöenü M. F.19 Ocak 1931 tarihinde çalıştığı iş yerinde çıkan yangında aldığı yanıklardan ve zehirlenmelerden dolayı hayata gözlerini yummuştur.



ŞIöreyşay- Ш1орэйшей, gölgede havadar kurutulan planta bitkisinin çekirdeklerinin kaynatılarak, süt ya da kaymak ve balla, içine karabiber konularak kışın içilen bir nevi bitki çayı. Üşütmeye ve gribe karşı iyi bir içecektir.



Şözetech, düğünde gelin için kurban edilen hayvanın derisi atlılara atılır ve deri kapmaca başlar. Pöstekiyi alarak guruptan uzaklaşabilen atlı onu qeşçenıne götürerek verir ve yarışmayı kazanmış sayılırdı.



Schosschu (Şosşu), Abhazların demirciler tanrısıdır. Onun onuruna yapılan dini merasimler yılın son haftasında yapılırdı. Tanrıya bir dana, ya da koç ve evin hanımı da evde yaşayan kişi başına bir tavuk kurban ederlerdi. Buğday unundan çeşitli pastalar hazırlanır ve kurbanların ciğerleri ve kalpleri ceviz dallarına geçirilerek şiş yapılırdı. Yemekler hazırlandıktan sonra yörenin demircisi aletlerini getirerek gelir ve aletlerini doğruluğunun nişanesi olarak da şapka ve kemerini çıkararak örsün üzerine koyduktan sonra bir mum yakar ve herkes diz çöktükten sonra ceviz dallarına geçirilen şişten et parçaları alarak ateşe atar ve şöyle dua eder. "O, Schosschu ailemi hastalıklardan koruman için sana yalvarıyorum. Sana bu et parçalarını adak ediyorum vs." Daha sonra yeni yılda yaptığı her aletin insanlara faydalı olmasını ve zarar vermemesi için duada bulunur. Hazırlanan yiyeceklerden bir kaç lokma yer. Aileden herkes daha önce bu merasim için özenle hazırlanan şaraptan birer yudum alırlar. Arkasından hep beraber yemekleri yerler ve gece yarılarına kadar komşu ve dostlarıyla eğlenirler. Örsün başında Schosschu'nın şahadetiyle merasimle yemin edilir ve söz verilir. Eğer sözümü tutmazsam Schosschu benim kafamı bu örsün üstünde kessin. Kim ki sözünü tutmazsa hastalanacağına inanırlar. Tanrının tekrar gönlünü kazanabilmek için böyle bir kişinin pek çok kurbanlar kesmesi gerekmektedir.



Schyble (Şıble), şimşek, yıldırım. Adigelerde gök gürlemesi ve yıldırımlar tanrısıdır. Bu tanrı çok kutsal sayılmaktadır. Katoliklerin Azizler Yortusundan sonra Ş. için dini ayin ve merasimler yapılırdı. Adigeler ekim sonunda Azizler yortusunu kutladıktan sonra hemen devamı olarak yağmur gönderen, yaz boyunca serin hava gönderen tanrıya şükran borçlarını göstermek için merasim düzenlerlerdi. Adigeler Schyble'nin çarpması ile ölmeyi tanrının lütfu olarak kabul ederlerdi. Şimşek iyi niyetli bir melek kabul ederler ve sevdiği insanları da öldürüldüğü inancı vardı. Ölü büyük merasimlerle toprağa verilir ve merasim boyunca ağlanmaz, aksine sevinç gösterileri yapılırdı. Bu merasim esnasında gök gürleyip şimşekler çakarsa, ölüye tanrının gösterdiği saygı ve sevginin büyüklüğünün işareti kabul ederek daha da sevinirlerdi. Bkz. (Knobloch, 1991;32)



Kuraklık olduğu zaman, yağmur yağdırmak için Şapsığ Adigelerinde Şıble'nin onuruna şöyle merasimler yapılırdı; köydeki bütün erkekler, şimşeğin öldürdüğü bir mezarı ziyaret ederler. Bu merasime Schyble öldürdüğü kimsenin sülalesinden bir kimsenin muhakkak katılması gerekmektedir. Merasime katılanlar yalınayak başları açık, el ele tutuşarak mezarın etrafında dönerek dans ederler ve dini şarkılar söylerlerdi.



Merasimin başkanı ellerini havaya kaldırarak yağmur yağdırması için Schyble dua ederdi. Daha sonra mezardan bir taş alırlar, taşı bir ipe bağlayıp, yakındaki bir nehre giderek taşı suya bırakırlar. Taş üç gün suda kaldıktan sonra tekrar aynı merasimle sudan alınarak mezara geri konulurdu. Şapsığlar bu yolla yağmur yağacağına inanırlardı. Eğer taş üç gün sonra tekrar mezara getirilmezse sel afeti olacağına da inanırlardı.



Bodenstedt'e (1849;201) göre, Şıble adalet ve savaş tanrısı olarak da görev yapmaktadır. Savaşa gitmeden önce onun adına merasimler yapılır, kurbanlar kesilirdi. Merasim esnasında ya da savaş sırasında yağmurun yağmasını iyiye yorumlarlardı. Schyble'nin yaktığı ağaç ya da kayalar kutsal yer kabul edilir ve azul yeri olarak saygınlık görürdü.



Yeleme köyündeki diğer bir inanca göre, şimşeğin kurşunu olduğunu ve kim bu kurşunu bulurda boynuna asarsa, ona tabanca vs. kurşununun isabet etmeyeceğine inanırlardı. Ayrıca gök gürlemesinin Schyble'nin sağa sola sürüklediği koskocaman yuğgu taşlardan meydana geldiğine de inanırlardı.

İlk gök gürlemesinde pınara koşup su getirilip bu suyla yemek yapılır, hayvanlar sulanır. Suyla harıp1 yapılır ve şıbjıy şığu ile yenilirdi. Evde bereket olacağına inanırlardı



Schyble sözcüğünün etimolojik anlamı yılan atıdır. Ubuhlar ise yeryüzünde yaşayan ve bir mızrağı koruyan ejderha olduğuna inanırlardı.



Şı zebğuatle, Bu oyun karşılıklı belirli bir mesafeden dört nale hareketle yan yana gelince karşısındakini eğerden aşağıya almaktır. Bkz. Yedic

Tabaklama, Adigeler tabaklamada peynir suyu kullanırlardı. Peynir suyuna yatırılan ham pösteki, belirli bir zaman sonra çıkarılarak etleri sıyrılarak deri haline getirilirdi.



Tabu, Adigelerde yapılması ya da söylenmesi uğursuzluk ve felaket getireceğine inanılarak kaçınılan olaylar da vardır. Örneğin; gelinin kaynana ve kaynatayla konuşmamaları, haftanın belirli günlerinde belirli işleri yapılmasının yasaklanması vs. gibi.



Tabun, mustang, yılkı.



Taman/Temen, Adigey topraklarının batıya doğru uzanan yarımadaya denilir. Burada klasik çağına Phanagoria kenti bulunuyordu. Taman kelimesi Adigece'den gelmekte, sulak ve bataklık anlamına gelir. Evliya Çelebi zamanında bu yarımadada 80 pare Adige köyü vardı. Bunlar Netıkuac Adigeleridir.



Tamerıs Özbek. Antalya doğumlu olan Tamerıs Türkiye’den ilk olarak anavatana giderek üniversite öğrenimi yapan kızımızdır. O zamanlar Sovyetler Birliğine gitmek bir yana adının bile ağıza alınmasının zor olduğu dönemde gitmesi ona dönüşçülerin piyoneri unvanını kazandırmıştır. Başarılı öğrenimden sonra oranın vatandaşlığını alarak Nalçık kentine yerleşmiştir.



Tamm, küçük ve büyük Laba nehirlerinin kaynaklarında yaşayan kabilelere denilir.



Tamığe-Тамыгъэ, bkz. Çıpche



Tamtereqan, bkz. Tmurtakan.



Tanais, bkz. Don



Tanc-Тандж, miğfer.



Tanrı ve Tanrı inancı, Literatürde, Adigelerin ülkelerinde düzen intizam ve bolluk getiren üç kız kardeş olan Tanrıçalarının olduğu yazılmakta ise de, adlarını vermemektedirler. Bu penatlar yine Adige yaşlılarınca üç sınıfa şöyle ayrılıyorlardı; ailede birlik ve beraberliğin, komşularla dost ve sevgiyi yaratan ve geziye çıkanların yolcuların koruyucuları. Her kim ki evini değiştirir ya da seyahate çıkar, daha önceden onlara bir şeyler adak yaparlardı. Ulu ağaçların altında dini merasimlerin yapıldığını ve bu ağaçlara haç astıklarını bir çok seyyah yazmaktadır. Ulu ve kutsal ağaçların altında Tanrılara dua ederler, Tanrılara adak olarak hediyeler, kamalar, kılıçlar vs. takılır ve bunlara kimse dokunamazdı. Takılan eşyalara değeri ne olursa olsun asla dokunulmazdı.



TapIanta, bkz. Altı Kesek



Taphne, diğer Adige kabilelerine karışarak yok olmuş bir Adige kabilesi.



Tapşı, Abhazlar T. denilen çok iri ve kocaman ağaçlara taparlardı. Doğrusu Thapşı şeklinde olması olasılığı vardır.



Tapşı Meryem, nikahlanan çiftlere getirilen hediyeler Tapşı'nın altına koyarlardı. Daha sonra Tapşı Meryem'in adının geçtiği dualar yapılır ve hep beraber yemekler yenilerek eğlenilirdi.



Taş doğumu, mitolojik anlatımı, eski ön Asya halklarında çok yaygındı. Hitit'lerden Araplara kadar çeşitli halk anlatımlarında rastlanmaktadır. Adige Nart efsanelerinde de bu mitolojik anlatımlar vardır. Nartlar içinde en kahraman olarak tanınan ve bilinen Sawsırıqo da taş doğumludur. Bkz. Sawsırıqo



Tauli bkz. Lawlinzi



Tavıç-Тауч, kadınlar için hakaret kelimesi olarak kullanılır. Utanmaz, ahlaksız anlamlarına gelir. ''Habzı tavıç''



Tchıye-Тхые, Achin bkz.. için yapılan merasimde beraber götürülen ve dualarla pişirilen hamurdan bir yiyecek.



Tchojıy- Тхъожьый, Nart efsane kahramanı Sawsırıqo'nun atının adıdır. Tchojıy uçabilen, düşünebilen, konuşabilen ve Sawsırıqo'ya tavsiyelerde bulunarak tehlikelere karşı uyaran Nart efsanelerinin Pegasusu'dur. Sawsırıqo'nun annesi Setenay guaşçe onu yer altında gün ışığı göstermeden oğlu için büyütmüştür.



Tchuvatle-Тхъууалъэ, yayık.



Techutay-Тэхъутай, okluk.



Tecal-Тэджал, Arap -islam inancından kaynaklanarak Çerkeslerin inançlarına Adigeleştirilerek sadece ismiyle geçen bir motiftir. Deccal dünyanın sonunu getirecek olan motiftir. Bu motif hemen hemen tüm halkların inancında yaşamaktadır. Germen efsanelerine göre de Olrik'tir ve Gottlar (bkz. Dumezil; Loki) vasıtasıyla Adigelerden alınarak German efsanelerine geçtiğini iddia eden bilimciler de vardır. Adigelere göre Tecal çok iri dev bir yaratıktır. Kafkas dağlarının derinliklerinde kuş uçmaz kervan geçmez kayalıklara zincirlerle bağlanmıştır. Dünyanın sonu yaklaşmaya başlayınca kendini bu zincirlerden kurtararak, şarkı ve türkülerle insanlara gelerek kendini Tanrı olarak ilan edecektir. Bkz.. Nesren JaçIe



Teffik Bey, bkz. Lapinski, Theophil



Tekeli General, 1785 yılında Anapa kalesini kuşatan çar askeri birliklerinin komutanı. Sırp asıllı ve gaddar ve vahşi bir asker olarak bilinir. Başarısız olan bu kuşatmada Kabardeylerin de vatanlarının yakılıp yıkılmasında ve binlerce kardeşlerinin boğazlanmasında Rusların yanında yer almışlar. (Ketmann, Paul;23)



Temeq, boyunduruğun sağa sola kaymaması için takılan sopalar.



Temenşıv-Темэншыу, sözlük anlamı 'Taman atlısı' dır. Nart Efsanelerinde adı geçen bir kahramandır.



Tem, Adige kemerinin üstünde bulunan gümüş düğmelere denilir.



Temeps, boyunduruğun düşmemesi için takılan ipler


Temirgoi /Kemerquahe/ÇIemguy, Laba nehri kıyılarında yaşamış olan bir Adige kabilesidir. Rommel (1804; 41) onlardan şöyle söz etmektedir;" Çerkeslerin en ilginç en zengin ve temiz kabilelerinden birisidir. Etrafları iyi korunan 40'a yakın köyde yaşamaktadırlar ve 2000 savaşçıları vardır."



Temleç /Темлэч, zengin ve asil sınıfa mensup kişilerin kılıçlarının sapına gümüşten yapılma taktıkları takı.



Temrjuk /Temryuk/Temürk, Taman yarımadasında Kerç boğazına yakın yerde kurulu olan ve Evliya Çelebi zamanında 800 hane Adige'nin yerleşik olarak oturduğu kalenin adıdır. Halkı balıkçılıkla ve kamçı yapımıyla geçinmektedir. Evler sazdan yapılma ve damları ise topraktandır.



Temruk /Temçuk, Kabardey Adigelerinin 16. yy'daki Beyleri. Tatar-Türk baskılarına karşı vatanının bağımsızlığını koruyabilmek için IV. İvan ile anlaşır ve kızı Goşenay'ı 1561 de çarla politik evlilik yapar. Halkını tekrar Hıristiyanlaştırmak için papazlar getirir ve kiliseler yaptırır.



Tene Gubğo-Тенэ Губгъо, Nart efsanelerinde Nart Kahramanlarının at koşturdukları ovanın adıdır. Kuban nehri ile Don ve Volga nehirlerinin kavuştuğu yere kadar uzanan bölgenin adıdır. Buraları tarihin eski devirlerinden MS.1500 yıllarına kadar Adigelerin topraklarına dahildi.



Tenefe, Paskalya bayramının Abhazca adıdır. Bu günde ölenlerin ruhunu şad etmek için yemek dağıtılırdı.



Teoant-Те1уант1, Konya ilinde yaşayan Adigelerin 'Semerqev' için kullandıkları addır.



Terç, Kabardey'de Oşha-Macho dağından kaynağını alarak Hazar denizine dökülen ırmak..



Terek, bkz. Terç.



Terse Gubğo- Тэрсэ Губгъо, Nart efsanelerinde adı geçen diğer bir ovanın adıdır.



Teşçe-Тещэ, gelinin aileye entegre edilmesi merasimine denilir



Tha-Тхьэ, Tanrı. Adigeler arasında Tha diye bir yaratığa tapılır. Ancak işlevi ve hakkında yapılan herhangi bir merasim vs. den hiç bir yerde söz edilmez. Günümüzde ise Allah inancı ve kelimesiyle eş değer olarak kullanılmaktadır.



Thabze-Тхьэбзэ, küçük baş hayvanların sahiplerince tanınabilmesi için yavru iken kulaklara kesilerek yapılan damgalara denilir.



Thaçet-Тхьэчэт, Hindi. Sözlük anlamı 'Tanrının tavuğu' şeklindedir. Amerikanın keşfinden sonra Avrupa ve Asya'ya yayılan Hindi için bir fıkra anlatılır: Günlerden bir gün bir Adige ağaca çıkarak Tanrıya çekişmeye başlar; "Tanrım sen adaletliyim diyorsun. Ama seninde adaletin yokmuş. Kendi tavuğunu kocaman yarattın da bizim tavuğumuzu küçücük yarattın." O anda gök gürlemeye başlayınca ağacın altında durun diğer Adige arkadaşına seslenerek; "kızdırdın, kızdırdın, in aşağıya" diyerek aşağıya indirir.



ThaçIeğ-Тхьэк1эгъ, ormanlarda tapınılan ve kutsal sayılan ulu ağaçların olduğu yerlere denilir. ( Bkz. Achin )



Thağelıc-Тхьэгъэлыдж /Thekhaleik/Thağelec/Thekofeshu, Nart kahramanlarından birisidir ve daha sonraları çiftçilerin ve bereket Tanrısı rolünü üstlenmiştir. İki kardeşi vardır; Amış ve Mamış.


İlkbaharda çift sürmeye gitmeden önce gençler el ele tutuşarak bereket Tanrısı için şarkılar söyleyerek, yalvararak toprakları dolaşırlardı. Çiftçiler gurup gurup olurlar ve onlara "zetzey-зэцэй" ya da "zetzeğu-зэцэгъу" denirdi. Meş1odz Serbi'nin yazdıklarına göre her gurubun bir thamatesi olurdu. Thamate ilk toprağa karasabanı saplayacağı belirlerdi. Orada öküzlerin boynuzlarına, karasabana, sabanın devirdiği ilk toprağa bachsıme dökerek Thağelıc adak yapılırdı.


Toprağın sürüldüğü yere bir bayrak dikilir ve bu bayrağa bakarak dinlenme zamanları tespit edilirdi. Çift sürme günlerinde önceleri pazar, müslüman olunduktan sonra cuma günleri dinlenilirdi. Çift sürme günlerinde yeni evlilerin hiç biri eşlerinin yanına gidemezler gidenler cezalandırılırlardı.

Thağelec'ın duası;



Тэ ти Тхьагъэлыджэу, оу-оу,

Цобзэ ш1обзыр тэупс, оу-ра,

Цобзэ 1улъхьэр, оу-оу,

Гъэ мэщыш1эр дэтэгъэк1,оу-ра,

Дэщ-дэк1 дэшъхьалъэу, оу-оу,

Шъэхьалъэ ш1ой хэмытэу,оу-ра,

Цэу тэтыр джэнэ гуапэм фэдэу ушъуашъоу оу-оу,

Ашъо гъуапэм фэдэу онтэгъоу, оу-ра,

Жъогъэ бзыгъэр зэрищэу оу-ра,

Щаум тешъхьаукъэу, оу-ра,

Гъэжъо конибгъур зэбгъурытэу, оу-оу,

Азыфагу дэтым нысэщэ джэгу хэтш1ык1эу, оу-ра,

О къытэт, къытэт, къытэт, оу-оу-ра.



ThağeptzI-Тхьэгъэпц, Tanrı'yı aldatan, yalancı.



Thalırqeb- Тхьэлыркъэб, Su kabağı. Su taşımaya yarayan içi boş kalın kabuklu kabaklara denilir.



Thamate/Themade-Тхьэматэ/Тхьэмадэ, sözlük anlamı 'Tanrı'nın babasıdır.' Hıristiyan dininden gelmedir ve İsa Mesih'in üç özelliğinden birisidir. Gürcülerin 'Tamada' dedikleri kişi hemen hemen tüm Kafkas halklarında, içki ve eğlence masalarının başkanı olarak geçer. Ayrıca Adige sosyal düzeninde çeşitli anlamlarda ve işlevlerde kullanılır.


1. Bir toplumda en yaşlı kişi ya da önder olan kimseye denilir.


2. Ailede gelinler beylerinden ya da kayın babasından toplumda söz ederken kullandığı tanım şeklidir.



Tharqoj ane-тхьаркъожь анэ, Adige sofrasına denilir.



Thaşxo-Тхьэшхо, ulu Tanrı. Adigelerde sözü edilen inanılan ancak hakkında herhangi bir dini merasim yapılmayan görevinin ne olduğu açıkça bilinmeyen bir Tanrı'dır. Ancak Adige toplumunun düşüncesiyle böyle görünmeyen bir Tanrı düşüncesine gelmeleri, ileri bir kültür düzeyine ulaşmış olmalarının bir göstergesi olarak ta kabul edilebilinir. (Knobloch; 1991, 51)



Thateer, ünlü yunan coğrafyacısı Strabo'nun Taman'da ve Kuban nehri kıyılarında yaşadığını yazdığı bär halk adıdır.



ThatleIu-Тхьэлъэ1у, Tanrı'ya yalvarma yakarma.



ThatzIık-Тхьэц1ык, küçük Tanrılar, simgesel doğa güçleri.



Thawadi, Abchaz ve Cigetlerde Gürcü kökenli asilzadelere verilen addır.



Theodosia, Kaffa kentinin yunanca adı.



Thulme, Milattan önce tarihi Adigey topraklarında yaşamış olan efsanevi bir halkın kralının adıdır. bkz. Emeçler.



Tığemıs, Karadeniz kıyısında Soçi'ye yakın günümüzdeki Dagomys'un Adigece adıdır.



Tıram-Тырам, soylu Adige atlarından birisidir. İhtilal yıllarında bu at soyu tamamen yok edilmiştir.



Tlepe tewıçu, hemen hemen kaybolmaya başlamış olan güzel bir Adige geleneğinden söz etmek istiyorum. Bu gelenek diasporayı bilmiyorum amma, Kafkasya'da halen yaşatılmaktadır. Bu geleneğin tekrar canlandırılmasının geleceğimizin garantörü olan çocuklarımızı genç yaşlarda çok iyi etkileyeceğine ve toplumumuza bağlayacak faktörlerden birisi olacağına inanıyorum.



Tlape tevuç eğlencesi çocuk ilk defa ayaklanarak yürümeye başlayınca,
-beş altı yaşına kadar da olabilir- düzenlenir.



Gerekli eşyalar:


- Yuvarlak Çerkes sofra masası. Mayasız 10-15 cm çapı olan yuvarlak ince açılmış ve pişirilmiş ekmek. Her tlepe tevuç yapılacak çocuk için bir tane pişirilecek.


- Meslekleri gösteren sembole eden (makas, telefon, steskop, kitap defter, para vs.) gibi minyatür çok çeşitli eşyalar.


Çocuklar için milli elbiselerin diktirilmesi ve Adige melodilerinin canlı olarak çalınması daha da güzel olur.


Çocuğun yakın arkadaşları ve yakın akraba ve dostlar davet edilir. Bir oda da masanın üzerine mesleklerle ilgili minyatür eşyalar konulur. Herkes yerini alır ve müzik çalmaya başlar. Çocuğun elini çocuğun güveni olduğu her hangi bir kişi tutarak odaya alkışlarla getirir. Daha sonra masanın çevresinde üç kez dolaştırılır ve üç adet eşya seçmesi istenir. Çocuğa baskı yapılmaması gerekir ve çocuğu gezdiren kişiden başkasının konuşmaması gerekir. Yoksa çocuk şaşırır.


Çocuğun seçtiği eşyalara (bazen uç değil iki ya da bir tane seçebiliyor etkilememek gerekiyor) göre davetlilerden isteyenler sırayla düşüncelerini söylerler, hangi mesleği seçeceğine dair konuşmalar yaparlar.

Arkasından çocuğun çorapları çıkarılır, masa toplanır ve yufka ekmek masanın ortasına konulur. Çocuk iki ayağı ile yufkaya basar. Aileye en yakın bir kişi elindeki bıçakla çocuğun ayağına göre yufkayı keser. Kesilen ekmeğin sağ kısmı anneye, sol ayak altı babaya , geri kalanı da oturanlara parça parça dağıttıktan sonra çocuk hakkında iyi temenniler içeren konuşmayı yapar ve kesilen ekmekler yenilir.


Daha sonra eğlence yapılır ve en son olarak da hep beraber yemek yenilir ve dağılınır.



TIırğotav- Т1ыргъотау, Polyainos'un anlattıklarına göre Meot kraliçesidir. TIırğotav kurduğu krallık ve disiplinli ordusuyla Sindleri ve hatta Bosfor İmparatorluğu'nu dahi mağlup etmiştir. Agyrion Dioder'in (Diodorus Siculus adıyla bilinen) Aripharnes hakkında yazdıklarına göre, Aripharnes'in Meot başkentine yaptığı saldırıyı Thatei Kraliçesi başarıyla karşı koyar. Bosfor Kralı Satyros'un komutanı Aripharnes'in ordusunda Yunan, Trakyalı ve İskit kökenli paralı askerlerde vardı.



TIırığu- Т1ырыгъу/Къэнакъ bkz. Ğurğur



Tırışav- Тырышъау, Abedzeh, Şapsığ, Bjedığu kabileleri ile Şhaşefıj köyünde oturan Adigelerce bilinen ve sevilen bir Nart kahramanıdır.



Tısaşe- Тысашэ, Adige geleneklerine göre gelin getirildikten iki üç ay sonra kendi ailesine büyük bir merasimle geri getirilme olayına denilir. Aile ziyaretinde her ferdine ufak da olsa bir hediye getirmesi bir gelenekti. Dayılara muhakkak en güzel hediyeler verilirdi. Bu da Anaerkil aile düzeninden günümüze aktarılan kalıntılardır. Gelin kendi ebeveynlerin yanında birkaç ay kalırdı. Hatta eğer çocuğu olacaksa çocuğunu burada dünyaya getirirdi. Gelin, beyinin evine geri getirilince yine aynı şekilde hediyelerle geri gelirdi. Daha sonraki ziyaretlerde hediye verilen kişiler daha dar bir çerçeveye indirgenirdi.



Tlachş Ğepsk- Лъахъш гъэпск1, kuraklıkta yağmur yağması için yapılan törenlerden birisidir. Kuraklık olunca dul bir kadından demirden köstek ödünç alınır ve suda yedi gün yedi gece bırakılır ve yıkanırdı. Bu büyüsel merasimden sonra yağmur yağacağına inanılırdı.



Tlap-Лъап, deriden yapılma su taşımaya ya da peynir basmaya yarayan gereç.



Tlaqotleş-Лъакъолъээш, literatürde Ozden/Wezden/Uzden Tatarca tanımlarıyla sözü edilen Adige sosyal sınıflarından en kalabalığı, kuvvetlisi ve zengini olan tamamen bağımsız halk sınıfıdır.



Tlaquatz1e- Тлъакъуац1э, Şapsığların Ağup dedikleri ve çok büyük bir aileyi kapsayan kan birliğine dayanan gurup. Literatürde Klan/Clan adıyla söylense de, klanın gerektirdiği özelliklere sahip oldukları gibi bazı Tl. Sippe /kin (ship) özelliklerine sahip olanlarda vardır. Örneğin; Yedicler, Yenemıqolar, Davırlar atalarını Orman Tanrısı Mezıtha'da görmektedirler.



Tlach- Лъахъ, köstek.



Tlaschü- Лъашъу, ziraat aleti. Toprağı sürdükten sonra düzlemeye yarayan alet.



Tlay- Лъай, yumuşak deriden yapılma ayağa giyilen tozluk.



Tlav- Лъау, hastalık ya da sağlık nedeniyle kan almaya denilir. Adigeler yılda iki kez bu yolla kan akıtarak sağlıklı olarak kalacaklarına inanırlardı. Bu metot sülük olmayan yerlerde tatbik edilmektedir. Sülük olan yerlerde ise sülük ile yapılırdı.



Tlchonç- Лхъонч, ocakta devamlı takılı olarak duran zincir. Tlchonç ucunda 'şoven' asılı durur ve yemek vs. pişirilir. Tlchonç Adige ve diğer kuzey Kafkasya halklarının sosyal düzeninde çok büyük önemi ve değeri vardır kutsaldır. Kim ki eve girerek bu zincire eliyle değer o kişi, o evin çocuğu sayılır ve her türlü kan davasından kurtulurdu. Politik asil ve dokunulmalık hakkı alırlardı. Tlchonç şoven asılı olarak durmuyorsa katlanarak kancasıyla kısaltılarak asılması tabuydu; asılırsa ailede kuraklık ve kıtlık olabileceğine inanırlardı. Eğer zincir kullanılmayacaksa tamamen ocaktan çıkarılarak gereken yere ya uzunluğuna konur ya da asılırdı.



Tlebıtz-Лъэбыц, Nart efsane motiflerinde bir devin adıdır .



Tlechu- Лъэхъу, esirlere takılan esaret zinciri.



Tlepako- Лъэпако, iki sözcükten bir araya gelmiştir. 'Tle' ayak, ayak ucu, 'pako' küt kısa, küt ayaklı, kısa ayaklı ve 'Türk' anlamında kullanılmaktadır. 'Bzemı1u', 'dili söylemeyen ' sözcüğü de kullanılmaktadır. Bkz. K1ak1o



Tlepsk1e psıhın- Лъэпск1э псыхьэн, demir ve demircilerin Adige inancında sihirli özellik ve kuvvetleri vardır. Yeni doğan çocuk demirciye götürülerek demirhanedeki suda yıkanırdı. Bu yolla çocuğun kuvvetli ve sıhhatli olacağına inanırlardı.



Tlepş- Лъэпшъ, Nart efsanelerini, daha sonra Adige folklorunun en önemli ve değerli figürlerinden birisi Tlepş'dir. Tlepş, Nartlar'ın demirciler Tanrısı aynı zamanda demircisidir. Tlepş Sıcak kızgın demiri çıplak elleri ve yumruklarıyla işliyor ve elleri yanmıyordu. Kültür getiren bir kahramandır. Orak ve tırpanı Jıspı-prensesinin mırıldanmalarına dayanarak yaparak insanlığın hizmetine sunmuştur. Daha sonra Setenay- Guaşe'nin yardımıyla maşa ve çekici de bulmuştur. Maşayı yaptığı andan itibaren elleriyle sıcak demire elleyemez olmuştur. Tlepş aynı zamanda tılsımlı silahların da yapımcısıdır. Örneğin; ustası olan Nart Debecin yaptığı tılsımlı kendi kendine ot biçen tırpandan yaptığı ok, yayından çıkmadan önce, öldüreceği düşmanlarının adını söyleyip de havaya atınca bu kişileri nerede olurlarsa olsun bulup öldürdükten sonra yere düşer ve hemen tılsımını yitirirdi. Bununla ilgili resimler MS. 1. yy'dan kalma seramik testilerde bulunmuştur.


Tlepş, 20.yy'ın ortalarına kadar Demirciler Tanrısı olarak Adige sosyal yaşam ve dini inançlarında yerini almıştır. Onunla ilgili literatürde pek çok bilgiler aktarılmıştır.



Neumann Telebs, Marigny Tliebs adları altında tanımaktadırlar. Kadınlar çocuklarını demirhanede dünyaya getiriyorlardı. Demirin sağlığa kavuşturucu tılsımlı özellikleri olduğuna inanırlardı. Hasta ziyaretine gidenler kapı eşiğindeki örse ya da demir parçasına çekiçle var gücüyle vurduktan sonra hastanın odasına girerlerdi. Çift sürmeye gitmeden önce saban demirine adaklar adanarak merasimler yapılırdı. Bkz.. Ç1apş



Tlequaptz1e- Лъэкъуапц1э, Araplara verilen addır. Etimolojik anlamı 'Çıplak ayaklılardır.' Arapların giydikleri uzun mintandan dolayı şu sözleri söylemişlerdir: evleri, elbiseleri ve tuvaletleri bir ve aynı olan bir halk.



Tlerığ- Лъэрыгъ, üzengi.



Tleteğevıtzu- Лъэтэгъэуцу, çocuk yürümeye başlayınca yapılan bir eğlencedir. Odanın ortasına çeşitli mesleklerden aletler ortaya konduktan sonra çocuk içeriye bırakılır. Çocuğun seçip aldığı alete göre bir meslek sahibi olacağına inanılırdı.



Tlevas- Лъэуас, kan davasında ödenen kan parası. Adige geleneklerinde kan davasının takip edildiği ve çok Brutalca yapıldığı yazılmaktadır. Köy ya da yöre ihtiyarlarının kararıyla verilecek ceza miktarı kararlaştırılırdı. Sosyal düzende herkes herkesi mahkemeye verebilirdi; aşağı sınıftan biri asiller sınıfını da mahkemeye verebilirdi ve davayı kazanan taraf kim olursa olsun cezasını çekmek zorundadır. Üst sınıfa karşı kararlarda cezalar daha az olabiliyordu. Yargı önündeki eşitlik Adige Chabze'nin yani sosyal hukukunun temel unsuru olduğunu hemen hemen tüm seyyahlar birleşmektedirler. Verilen cezayı kabullenmeyen ya da ödememekte ısrar ederse, kan davası güdülürdü. (Kaynak: Rommel 1808;49, Bodenstedt 204, Thümmel 1854;41, Stücker 1862;247)



Tl1ıchuj- Л1ыхьужь, kahraman.



Tl1ık1o-Л1ык1о, elçi.



Tl1ıtz1e-Л1ыц1э, soyadı, babasının ya da dedesinin öz adına dayanarak verilen tanınan addır.



Tlokhumysh, bkz. Sheberis



Tmurtaqan. Bizanslılar; Tmartaka/Cenevizliler; Matreca/Tmurtaraqan, Adigece; Tamtaraqan, Taman yarımadasında bir kaledir. Adigelerin atalarınca kurulan bir kaledir. Dominik rahiplerinin anlatımlarına göre
14. yy'da Yunan kilisesine bağlı hıristiyan Adigeler yaşıyordu.



Thabısım Vımar-Тхьабысым Умар, 16 Ağustos 1919-1999 yılları arasında ünlü bestekar ve artist sanatçımız Fedz köyünde dünyaya gelmiştir. Adigey Cumhuriyetinin milli marşının bestekarıdır. Yüzlerce bestesi vardır. Adige müzik sanatının en ileri gelenlerinden birisidir.



Tığuptloq-Тыгъуплъокъ, hırsızların ve haydutların koruyucu meleğidir.



Tiyatro ve tiyatroculuk, ilk Adigece tiyatro 1913 yılında Yekaterenodar kentindeki Çerkes kültür derneğinin çabalarıyla ‘'Qunçuko ile Gulere’’ adlı yapıt sahnelenerek perdelerini açmıştır.


Sovyet devriminden sonra yazılı edebiyata geçişle de yazılı tiyatro eserleri verilmeye başlamıştır. Ancak geçiş kolay olmamış, bilhassa kadınların sahneye çıkarak rol almaları gelenek ve dinle bağdaştırılmadığından bugün dahi kolay olmamaktadır. 1 Eylül 1936'da Lunaçerske Devlet Enstitüsü'nde Adige Tiyatrosu Stüdyosu'nu yaşama geçirilir. 16 Haziran 1923'te ‘’Şamil'in İşi’’ adlı tiyatro Krasnodar kış sezonunda Adigece sahnelenmiştir. (1953 yılında Amman'da yayınlanan Takvim yaprağından)



Totreşç-Тотрэщ, Nart efsanelerinde bir motif.



Tramkt, tanınmış ve ünlü bir at ırkıdır.



Transkuban Çerkesleri, bu tanımla Batı Adigeleri kast edilmektedir.



Trerer'ler, Kimmerlerle beraber Karadeniz kıyısından güneye inen halktır. Trerer'ler bir kısmı Batı Kafkasya'da kalarak yerli halkla karışmışlardır. (Gött.Myt.1986;3)



Tscha1ade-Ч1адэ/Pcheçay- Пхъэчай, fıçı.



Tschagar(Çagar)/ Tschagrai/Tschegreh, literatürde doğu Adigelerinde asillerinin koruması altında bulunan bağımsız bir sınıf olarak yazılmaktadır. Batı Adigelerinde böyle bir sınıf yoktur.



Tscha1k1o-к1ак1о, yünden ve kıldan yapılma diz uzunluğunda kepeneğe benzer erkek mantosu. Eteği genelde geniş yapılır. Binici ve atını soğuktan korur. Tüm Kafkas halklarınca giyilen bu giysi (Bodenstedt 1849;76) su ve soğuk geçirmeyecek şekilde en iyi kalitesi ve arananı Kabardey'de yapılmaktadır. (Petzhold, Cilt 2 1867;23 )



Tschamtschen (Çamçen), Ermeni tarihini yazan ve Adigelerden de söz eden bir yazar.



Tschamtuch (Çamtuch), kara koyuna verilen addır. Bu koyunlar beyazlardan daha iri olur, tüyleri kıvırcık ve kuyrukları da çok iri olur. Adigeler bu koyunların etini daha lezzetli bulurlar ve çok değer verdikleri misafirleri için keserlerdi.



Tscha1apşç- Tschapsugh (Çapsuğ) bkz.. Şapsığ



Tschate- Чатэ, kılınç. bkz.. Seşcho



Tscherkess (Çerkes)/Cherkess /Cherkets



Tscherkesag bkz.Qerkesse.



Tschirkaß (Çirkaz) Tscherkeß (Çerkez) sözcüklerini Reinegs 1790'da kullanıyor.



Tsemetz, Sudschuk Kale koyuna denize dökülen nehir.



TIuapse- Т1уапсэ/Trubsa/Tuab/Tugapsse, Karadeniz kıyısında Şapsığ'da bir liman kentidir.



Tube- Chase, tarihi Abzech bölgesinin bir kısmıdır. Tube- Chase şu kişilerce idare edilirdi; Yebrem Chej, Zey Jınt, Tl1ışe Sudin, Kube Pe1oç1ın, Aşnec Qosıs, Beşçıqo Hasan, Ğunçeko Tefan.



Tubi, Ubuhça'nın ve Ubuhların diğer bir adı olarak kullanılır. Bu diyalekti konuşan halkın beyleri vs yoktur ve iki üç hanelik evler halinde ormanlarda dağılmış olarak yaşarlar. Şapsığlarla Cigetler arasında yaşarlar.



Tula gümüş işçiliği, Kafkas el sanatında gümüşün işlenme şekline denilir. Gümüş üstüne gravüre şeklinde işlenen motifler. Gümüşün beyaz bakır, kurşun ve kükürt karışımı ile işleme sanatının adıdır.



Tume, melez.



Türkleştirmek, Kurtuluş Savaşı'nda Anadolu toprakları üzerinde yaşayan tüm halkları kabullenen M. Kemal Atatürk, Türk olmayan ancak müslüman olan etnik gurupları kendi yanına çekmiştir. Savaş bittikten sonra ise bu etnik gurupları tanımamalıktan gelerek hepsini Türklük potasında eritme planları yapılmıştır. Halbuki Lozan antlaşmasının 39. paragrafına göre her etnik halka kendi anadilini kullanma serbestiyeti tanınmıştır.



Türkleştirmenin birinci kademesi olarak, Çerkes Ethem bahane edilerek Batı Anadolu'dan Balıkesir'den Sinop'a kadar doğuya sürgün hazırlıkları yapılmaya başlanarak, Balıkesir'den 14 köy sürgüne gönderilmiştir. Batı Anadolu'nun bir çok Çerkes köylerinde pogromlar düzenlenmiştir.



İkici kademede 1930 yılından itibaren Türkçe haricinde her dilde konuşma yasağı konularak konuşanlar hapishanelere atılmış, işkence görmüş, yüksek okullardan atılmış para cezaları ödemek zorunda kalmışlardır. İçişleri Bakanı E. Mahmut Bozkurt verdiği basın bildirisinde şunları söylemiştir: "Bu vatanın efendisi ve sahibi Türklerdir. Türk olmayanların bu ülkede tek hakları vardır oda Türklere kölelik yapmaktır." Örneğin Düzce'de açılan Orta Okul 1 Eylül 1926Eda Milli Eğitim Müdürü Mustafa Necati tarafından, Çerkeslerin okumalarını önlemek amacıyla kapatılmıştır. Bu yolla halka psikolojik baskı yapılarak susmaları sağlanmıştır.



Üçüncü kademe olarak soyadı kanunuyla diğer etnik guruplara öz Türkçe adlar verilmiş böylece Türkleştirmenin (Kosswig 1974; 354) kendi etnik tarihi soyadlarını almaları yasaklanmıştır.



Dördüncü kademe olarak 1950'den sonra Balkanlardan geri getirilen Türk kökenli muhacirler Çerkes köylerine yerleştirilmiştir. Resmi açıklamada "etnik guruplardan iyi Türk yapmak" şeklindedir. Başarılı dört basamaklı Türkleştirme politikası meyvesini vererek TC dahilindeki Çerkesler Türkleşmişler ve kendi etnik kimliklerini inkar etmeye başlamışlardır.



Tzarcasen (Tzarkazen), 435 yılında ilk kez Bizanslı yazar Chalcocondylas tarafından kullanılmış terimdir. Bkz. Eichwaldt 1838:356



Tzatze- Цацэ, şiş.



Tzık1uaç ğet1ıtlıj- Цык1уэк1 гъэтылъыж, kadınların vefatından bir yıl sonra yapılan dini merasime denilir. Bu merasimde fakirlere yemek dağıtılır ve hayır işlenirdi.



Tzıye- Цые, Adige erkek milli giysisinin adıdır. Literatürde Çerkesska adıyla bilinir. Bu milli giysiyi zaman içinde diğer Kafkas halkları da Çerkeslerden etkilenerek giymişlerdir. Yüksek Adige kültürünün etkisinde kalan birçok Kafkas halkları Gerek Gürcüler gerekse Azeriler hatta Kazaklar bile buna sahiplenmeğe kalkışmaktadırlar. Buda ileri Çerkes kültürünün dışa yansıma şeklidir.



Tzochumi /Soghum kalah, bkz. Soghum



Tzon Pass /Tzur Prokopis 'Cor' adını verdiği Terek nehrinin yukarı kaynaklarındaki geçidin adıdır.



Tlape tevuç- Лъапэ тэуцу. Çocuk yürümeye başlayınca bir odaya yuvarlak anenin üstüne bir çok eşyalar konur. Çocuk içeri bırakılır ve anenin etrafında üç kez dolaştırılır ve eşyalar seçtirilir. Seçtiği eşyaya göre bir mesleği olacağına inanılırdı.


Bazı Adige kabilelerinde bu merasimi sadece kadınların yürüttüğünü ve erkeklerin katılmadığı şeklinde anlatılmaktadır.



Tlchonç-Лъхъонч, Adige ocaklarında devamlı olarak asılı olarak kalan ve Şovenin asılı durduğu zincir. Bu zincirin Adige sosyal yaşamında çok anlamlı bir özelliği ve değeri vardır. Bu zincire dokunan kimse, kanlı olsa da o aile tarafından adapte edilmiş olur ve kendi çocukları gibi kabul edilir, korunur yedirilir, içirilir hatta düşmanlarına karşı korunurdu.



Tletzerıqo Harun, İstanbul'daki Çerkes Teavün Cemiyeti'nin direktifleri ile 1911'de tarihi Adigey'de Bıyhakoyyaç köyüne yerleşerek ve orada okul açarak eğitim veren patriot bir Adige. bkz. Krasne Kuban.



Tleşu-Лъэшу, fren



Ubin, Kuban nehrinin yan kollarından birisidir.



Ubuch/Ubıh/Vıbuh/Peku, Karadeniz Soça bölgesinde yaşamış olan bir Çerkes halktır. Sayıları çok az ve dillerinin 82 sesi vardır ve bunlardan sadece ikisi sessiz diğerleri seslidir. Abedsechlerle akrabadırlar ve Ubuh asilleri Abdsechçe konuşurlar (A. Berge 1860;174) demektedir nitekim bir halk kongresi ile, sayıları az olduğundan (Özbek 1982; 9) Ubuhça yerine Adigece'yi öğrenmeye karar vermişlerdir. Ubuhlar şu kabilelere ayrılırlardı; Medovay, Vordan/Varden, Chisa ve Ssaşe.


Ubuhlar Abedsechlerden sonra silahı bırakanlardır. Bir çoğu Moskova'nın Kuzeydoğu'sunda Kostroma iline yerleştirilmiştir ve akıbetleri hakkında hiç bir bilgimiz yoktur. Günümüzde en çok Ubuh Türkiye'de yaşamaktadır. Ancak Tefik Esenç’in vefatından sonra Ubuhça'yı doğru dürüst bilen hiç bir kimse kalmamıştır. Bkz. Tubi



Uğo ş1eğevın- 1угъо щ1эгъэун, Adige inançlarına göre dumanın hastaları iyileştirdiğine ve hastalıkları önlediğine inanırlardı. Bunun için günlük çok kullanılırdı. Örnek olarak; birisini bir köpek ısırınca, ısıran köpeğin tüyleri kırpılır ve yakılarak dumanı içe çekilir. Bu sayede iyileşileceğine inanılırdı.



Ukruch, Constantin'in Kuban/Psıj nehrine verdiği addır. (Neumann, Fr. 1847; 18)



Urquhart, David İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Palmerston tarafından 1833 yılında Osmanlı imparatorluğu'na gönderilmiştir. Urquhart İngiltere kral IV. Williams'ın özel sekreteri Sir Herbert Taylor ve Palmerston'a doğrudan doğruya bağlı idi. 1834 yılında Kafkasya'ya casus olarak gönderilmiştir. Urquhart'in en yakın adamı olarak da 1830 yılında Rusya'ya karşı Polonya'yı başarısız bir ayaklandırma hareketini yürüttükten sonra İngiltere'ye sığınan Adam Czartoryski yanına verilmiştir. Urquhart tüccar kılığında 1834'de Anapa kalesine gelerek 15 Çerkes beyi ve 200 thamate ile toplantı yapar. Onlara tuz, barut, kurşun dağıtır ve Rusya'ya karşı savaşı yürütürlerse İngiltere krallığının tam destek vereceği vaadinde bulunur. Urquhart verdiği sözü tutarak gerekli yardımları da gönderir. 1835 de Portofolio adlı doğunun problemleriyle ilgilenen bir gazete yayınlar. İlk sayısında Rusların sözde gizli isteklerini, ikinci yarısında da Çerkeslerin bağımsızlık deklarasyonunu yayınlar. 1836'da İngiliz büyükelçiliği sekreteri olarak Türkiye'ye geri gelir. 1836 Ekim'inde Vixen gemisini özel olarak ticarete başlatır, Rusya'nın ticaret ablukasını kırmak için. 1837 başlarında gemi Rusya tarafından ele geçirilir. Büyükelçilik harp gemilerini göndermesini ister, ancak Palmerston İngiltere'nin çıkarlarını düşünerek herhangi bir krize girmek istemediğinden yanıtsız kalır. Vixen olayından sonra Urquhart resmi olarak İngiliz devletinden koparak, Osmanlı devletine danışman olarak görev alır.



Urup, bkz. Varp



Uruch, Kabardey topraklarında Terç/Terek nehrinin yan kolunun adıdır.



Uzden, Tatarca'dan alınarak, yabancılarca Adige soyluları için kullanılan sözcüktür. Tatarca en yaşlılar anlamına gelmektedir.



Uzunyayla, Anadolu'da Kayseri ilinin Kuzey kısmına denilir. Bu yörede 82 Adige köyü vardır ve bunların 15'e yakını Hatukuay, ikisi Abedzech ve bir kaçı da Abazin olmak üzere gerisi Kabardey Adigeleridir. Yöreye 1864'den itibaren Adigeler yerleştirilmiştir. Bu yıllarda Avşarlar Osmanlı'ya isyan ediyorlardı. Padişah asi Avşarları ıslah etmek gayesiyle bilinçli olarak Çerkesleri yerleştirir. Osmanlı devletinin Avşarlara ya kışlıklarda ya da yazlıklarda kalma teklifini, yazlıkları tercih edilince dağlarda kalırlar. Ünlü halk ozanı Dadaloğlu yazdığı şiirinde ''hakkımızda devlet etmiş fermanı, Ferman padişahın, dağlar bizimdir''. Halen bu nedenle iki halk arasında yer yer anlaşmazlıklar çıkmaktadır. Avşarların Çerkeslere karşı duydukları kinlerini şu halk dörtlülerinde dile getirmektedirler:



''Giydikleri deri, ''Kıllı Çerkes tükenir mi

yedikleri darı, Birer birer ölmekle

Gök gözlü bir halk geliyor Beşer onar ölmeyince.

Bizi mahv edecek.'' Ne deyimde ağlayım

Ölü benim olmayınca.''



Vae,Wae Hattilerin, Sümerlerin ve Urartuların tanrısıdır. Ubuh ve Adigelerin de gök tanrısıdır. Adige folklorlarında halen onun adıyla yemin edilmektedir; "Mı ofır ç1enıç1ere Vae'şchor sıthamığeptz1." V sözcüğünden bir çok tabii olaylarla ilgili kelimeler türetilmiştir. Vaeş1ü; güzel hava, Vaeye; (Vae'nın naleti); fırtına , Vaeşchı (Vae'nın iyi sevinci); yağmur, Vaesı (Vae'nın yakması); kar, Vaeşöpşe ( Vae'nın kapısı); bulut, Vaeşü (Vae'nın çürüttüğü); dolu vs. .



Vaeba, tanrının iyiliklerini kazanmak istenirse bu sözcükle yalvarılırdı.



Vağober şç1ım cheptlaşç-Вагъобэр щ1ым хэплъащ, Adige inançlarına göre ilkbaharda güzel hava olup geceleyin sayısız yıldızlar parlarsa, yılın çok tahıl meyve sebzelerde bereketli olacağına inanırlardı. Bu ayda yıldızların ortaya çıkarak yeryüzüne baktıklarına ve sonbaharda unıversimun derinliklerine geri çekilerek gelecek ilkbaharı ayını beklediklerine inanıyorlardı.



Vane, eğer.



Vanegutl1- Уанэгул1, yaşamının büyük bir kısmını eğer üstünde geçiren kimseye denilir.



Varde, Gotlara verilen addır. Anlamı büyük, iri kocaman ve kahramandır.



Varp, Psıj nehrinin yan kollarından Besleney Adigelerinin topraklarından geçen ırmağın adıdır.



Vase, başlık. Adigelerde başlık olarak eğerli bir at kızın dayısına hediye edilirdi. Bu ata binilmez ve işte de kullanılmazdı. Adige Ulusal Halk mahkemesi başkanı Yedic Zeleskeri tarafından ata binmeme geleneği 1830 yıllarında ortadan kaldırılmıştır. Vase geleneği daha sonraları, Türk ve tatar halklarının etkisiyle bir çok hayvana, Osmanlı devletinde de paraya dönüştürülmüştür. Vase geleneğinin Adige toplumunu çoğalmasını önleyen en büyük etken olmuştur. Çünkü ağır olan bu parayı ödeyebilecek muhacirler olmadığından evlenmeleri gecikmiş hatta durmuştur. Neticede genç kızlarımız genelde parası olan zengin diğer halklardan kişilerce evlenmek zorunda kalmışlardır.



Vase tetlhe- Уасэ Телъхьэ, evli erkek kardeş aniden vefat edince, eğer genç kadın isterse eşinin kardeşiyle evlendirilirdi. Bu evlilik için yeniden kadının ebeveynlerine başlık parası ödenirdi ki buna Vase tetlhe denilirdi.



Vasetın, cizye ödeyen. Asetinlere verilen addır.



Vaeşö-Уашъо, gök yüzü.



Vaşcho-Уашхъо, zaman içinde çeşitli kültür ve dinlerin bir birini etkilemesi ile fonksiyonunu yitiren ancak adı kalan gök tanrısıdır. Atasözlerinde adı kalmış ve yemin ederken halen 'mı vaşchor sıthamığeptz' diyerek onun adına yemin edilir. Kökü çok eski devirlere kadar uzanan bu tanrı Robert Bleichsteiner'in (1923;105) de dediği gibi;" Bu tanrının tarihi, klasik eski çağdaki Boğazköy'e kadar uzanır."



Vaey-Vay, belirli bir kahramanlığı olan kimseleri tanımlamakta kullanılan sözcüktür. " O vay vay dedirten birisidir." Gök tanrısı Vaey ile bir ilişkisi olduğu sanılıyor.



Vaeye, 'Va' Gök Tanrısı ve 'ye' kötülük, felaket anlamlarının birleşmesi ile bir araya gelmiştir. Gök Tanrısı'nın gazabı anlamına gelmektedir. Sözlük anlamı fırtınadır.



Vaeyıpç- Уаипчъ, 'va' göktanrısı ve 'pçe', 'sis' kelimeciklerinin bir araya gelmesinden oluşmuştur. Gök Tanrısı'na açılan kapı anlamına gelmektedir. Çerkeslerin inancına göre göğe açılan bir kapı vardır. Kim ki bu kapıyı görebilir bütün istekleri yerine gelir. Vaeyıpç hiç beklenmeyen olaylar ya da bir iş olursa söylenirdi. Bununla beraber şu olaylar gerçekleşince Vaeyıpç denilirdi; 1. Gökyüzü yarılınca. 2. Eğer bir kişi kendinden beklenmediği halde çok olmayacak iyi bir iş yaparsa. 3. Eğer atı geviş getirirken görülürse 4. Yine bir atı uyurken görünce. 5. Koyunları geviş getirirken görünce.



Veğu-Огъу, kıtlık, kuraklık.



Venteğu- Уэнтэгъу, sözlük anlamı ağır. Çocuk bekleyen kadın için aile içinde Venteğu diye söz edilir. Tlermıche- gebe sözcüğü ise aile arasında pek kullanılmaz, yabancılara karşı kullanılır. Ayrıca çocuk buldu sözcüğü de kullanılırdı.



Verq-Chabze, ikinci derecedeki sosyal sınıf ve bu sınıfın gelenek ve göreneklerine denilir.



Verşer-уэршэр, sohbet etmek, konuşmak vs.



Vequle- Уэкъулэ, günümüzde geçerliliğini yitiren geleneklerden birisidir. Eğer birisi yiyecek ve içeceksiz kalırsa diğer bir köydeki iyi tanıdığı birine giderek Vequle'yim der. Arkadaşı onun onuruna bir eğlence ile beraber yardım kampanyası başlatır. Köyüne giderken de bir çok hediyelerle geri gönderilir ve açlıktan korunurdu.



Versache, 1330 yıllarında Metrage kenti başkent olmak üzere kurulan kent Adige krallığının kralıdır. Macar Dominik rahipleri kendisinden büyük bir övgüyle söz etmektedirler. Polygamie'nin çok yaygın olduğunu yazmaktadırlar.



Verzemec- Орзэмэдж, Nartların bilge kadını Setenay'ın eşidir. Verzemecıko Yerışeqo adıyla da bilinir. Verzemec ile ilgili tekstler daha çok Batı Adigey'de yaşayan kabileler arasında yaygın haldedir. Nart Sawsırıqo'nun babası rolündedir. Her Nart gibi yaşlanıp toplumda produktif olmamaya başlayınca Nart Alec'in yaşlıları öldürme chasesine götürülür. Ancak Nart Sawsırıqo annesi Setenay'ın direktifleriyle gelir ve birçok Nart'ı öldürürken Verzemec'ı pencereden dışarıya atar ve o da atına atladığı gibi bir solukta eve varır ve olan biteni anlatır. Setenay eşine; "onun gibi bir çocuğun mu yoksa kardeşin mi olsun istersin?" diye sorunca, "oğlum olmasını isterdim" diye yanıtlar. Setenay da o senin oğlun diyerek yanıtlar ve bu olaydan sonra Verzemec oğlu olduğunu öğrenir.



Verzemecıqo Şebatnıqo- Орзэмэджыкъо Шэбатныкъо, hemen hemen bütün Adige kabilelerince tanınan ve hakkında destanlar söylenen kahramandır. Bu kahramanın devamlı olarak yanında iki ayrılmaz arkadaşı vardır; bir köpek ve şahin. Devamlı olarak Çınt halkına karşı savaş yapmaktadır. Çağımıza kadar aktarılan sosyal sınıfın en üst tabakası olan Pşı unvanı tek bu Nart'ta kullanılmaktadır. Onun şahsında Adige adetlerini görebiliyoruz; herhangi bir akından getirdiği ganimetleri yolda fakirlere dağıta dağıta gelirdi. Öyle ki evine gelince kendine hiçbir şey kalmazdı. " Çerkes asilzadeleri, silah, atı ve eşinden başka her şeylerini ihtiyacı olanlar ya da isteyenlere hediye ederlerdi", diye literatürde bilinmektedir. Verzemecıqo haksızlığa tahammül edemeyen, zayıfları koruyan bir Nart'tır. Onun diğer bir özelliği de şekil değiştirebilmesidir. Hayvan olabiliyor ve tekrar insan. Güzel Nart kızı Akuande'yi kaçırarak onunla Çınt ülkesinde evlenir. Kazayla bir Nart tarafından vurulur, kardeşi Savsırıqo da onun intikamını alır.



Vestığay- Остыгъай, çam ağacı



Veter- Отэр, grup. Anlam yönünden küçültücü olarak kullanılır.



Vıc- Удж, el ele ya da kol kola tutuşularak büyük bir grup halinde oynanan bir Adige halk oyunudur. Bu halk dansının kaynağı MÖ. çağlara kadar uzanmaktadır. Adigelerin savaş tanrısı olarak tapındıkları Şıble adına düzenlenen merasimlerden kaynağını almaktadır. Şıble'nin öldürdüğü kişi için ağlanılmaz ve Şıble'nin açtığı toprak ya da yaktığı ağacın vs. etrafına kol kola girilerek dans edilirdi. Savaş anında da genç delikanlılar son kez genç kızlarla dans ederler ve sonuna doğru delikanlılar dans arkadaşlarını yerlerine getirdikten sonra atlarına atlayarak cepheye koşarlardı.



Vıdı- Уды, cadı, cadoloz. Bu yaratıkların kılık değiştirdiklerine çeşitli hayvanların şekillerine girdiklerine inanılırdı. Tılsımlı özelliklerinden dolayı geleceği de bilebildiklerine inanılırdı.



Vıjı- Ужьы, gelincik. Yugoslavya'da yaşayan Adigelerin anlatımlarına göre bu hayvancık bir zamanlar dişi bir insandı. Günlerden bir gün değirmeni süpürürken uzaktan gelen bir yabancıyı görür. Onu misafir etmemek için değirmenin içinde saklanır ve yabancının seslenmelerine karşılık vermez. Yabancı bunun üzerine beddua eder ve bu kadından Vıjı olur. Bu nedenle de devamlı olarak insanlardan kaçmakta ve saklanmaktadır.



Vınaşo /Vanafe-Унашъо/унафэ, karar. Toplumsal konularda alınan karara denilir. V. de alınan karar yaptırımcı ve bağlayıcıdır ve hakim kararı gibi geçerlidir.



Vıneh- унэхь, Toprağa yan yana iki sıra halinde 12 çukurcuk yani v. açılır. Daha önce belirli miktarda çakıl taşları toplarlar. Oyuna başlayacak belirlenir ve taşları alarak her v. birer tane koyarak dolaşır. Ta ki taşlar bitinceye kadar. Taşlar bitince en son koyduğu v. nede tek taş olurda karşısındaki v. taşlar varsa onları kazanmış olur ve yuvadan alır ve oradan oyuna devam eder. En son koyduğu taşın karşısında hiç taş yoksa diğeri oyuna devam eder, ta ki taşların hepi bitinceye kadar. En çok taş toplayan oyunu kazanmış olur. Bu oyunu ‘kuraklık getirecek’ inancıyla oynatmak istemezlerdi.



Vıneh- Qoceh-унэхь къоджэхь. Akşamları oynanan çocuk oyunlarından birisi. Şimdi sorduğum soruyu cevaplayana İstanbul'u vereceğim denir ve soru sorulur. Ayrıca ocak başında ısınarak oturulup sohbet ederken, kül düzgünce yayılır. Eldeki maşayla küle kaç kişi oynuyorsa o kadar maşa izi yapılır. Her iz bir kent olabildiği gibi, eğer erkek çocuklarsa köyden bir kızı kızlarsa bir erkek çocuğunu temsil eder. İzleri yapan ''hangi izi istiyorsun?'' diye sorar. Tüm maşa izleri verildikten sonra her izin adını söyler.



Vınejımıç1ıpşç1e-Унэимык1ыпщ1э, 17-19. yy. literatüründen öğrendiğimize göre Adigelerde katillik olayına çok az rastlanırdı. Geleneklere göre katil olan kimseye verilen en ağır ceza, ailesi ile birlikte köyünü terk ederek çok uzaklarda başka bir yere yerleşmek zorunda kalmasıdır. Bu durumda karşı taraf da kan davasından vazgeçer. Eğer köyünü terk etmek istemezse karşılığında çok yüksek oranda kan parası ödemek zorunda bırakılırdı ki, insan öldürülmesi halinde bu yekunu ödeyebilecek kişinin çok zengin olması gerekmektedir. Bu durumda 'kardeşlik' organizasyonları yardım ederler.



Vınejışe- Унэишэ, yeni eve gelen gelin Leğune'ye getirilir. Burada kimse karışmadan kendi başına üç ay kadar kaldıktan sonra gelin esas ev kısmına bir merasimle getirilir. Bu merasime Vınejışe denilir.



Vıneut-Унэ1ут, ortaçağ Çerkes sosyal yaşamının gerektirdiği sosyal sınıflardan en altta olanıdır. Bunların hemen hemen hiçbir hakları yoktu ve beylerine hizmet etmek zorundaydılar. Bu kişiler yapılan savaşlar sonucunda diğer Adige kabilelerinden ya da halklardan esir alınan aynı zamanda düşman bilinen kabile ve halkların aristokrat ailelerinden de olabiliyordu.



Vıpş1e-упш1э, koyun yününün suyla keçe kumaş haline getirilmesine denilir.



Vix'ler, Karadeniz'in ticarette serbest deniz ilan edilmesine rağmen çarlık Rusya'sı devamlı olarak diğer ulusların gemilerine zorluk çıkarmaktaydılar. İşte İngiliz politikacısı ve daha sonra iş adamı David Urquhart 1836 yılında Adigey kıyılarına ticaret gemilerini gönderir ve buna Ruslar müdahale ederler ve gemilere el koyarlar. Bu yolla diplomatik bir skandal yaratmak ister: Rusların antlaşmalara uymadığını ve Karadeniz'in 'Ticarette her gemiye açık olması gerekirken Rusların bunu önlemek istediklerini ispatlar. Ancak İngiliz Parlementosu olaya duyarsız kalır.



Vıserej- Усэрэжъ, Adige efsanelerinde geçen, akıllı ve zeki, olaylarda kendisine danışılan bir kadın motifi.

Wagner, Moritz:, Reisender und Naturforscher [...], geb. 3. Okt. 1813 zu Baireuth, widmete sich dem Kaufmannsstand und kam in ein Handelshaus nach Marseille, von wo aus er Algerien besuchte. Die hierdurch geweckte Reiselust veranlagte ihn, 1833 bis 1836 in Erlangen und München Naturwissenschaft, speziell Zoologie, zu studieren. Sodann ging er nach Paris, bereiste zwei Jahre lang Algerien und machte als Mitglied der wissenschaftlichen Kommission den zweiten Feldzug nach Konstantine mit. Die Resultate dieser Reisen legte er in den "Reisen in der Regentschaft Algier in den Jahren 1836, 1837 und 1838" (Leipz. 1840, 3 Bde. mit Kupferatlas) nieder. Nach seiner Rückkehr studierte er in Göttingen Geologie; aber schon 1844 und wieder 1850 und 1852-1855 unternahm er neue größere Reisen, über die er in "Der Kaukasus und das Land der Kosaken" (Leipzig 1848, 2 Bände), "Reise nach dem Ararat und dem Hochland Armenien" (Stuttg. 1848), "Reise nach Kolchis und den deutschen Kolonien jenseit des Kaukasus" (Leipzig 1850), "Reise nach Persien und dem Lande der Kurden" (das. 1852-53, 2 Bde.), "Reisen in Nordamerika" (mit Scherzer, das. 1854, 3 Bde.) und "Die Republik Costarica" (das. 1856) berichtete. Eine fünfte Forschungsreise führte ihn 1857-59 nach den Staaten Panama und Ecuador. - 1860 wurde er ordentlicher Professor und Direktor des ethnographischen Museums zu München. - Er starb 31. Mai 1887 [...]" (Siehe Meyers Konversationslexikon : Eine Encyklopädie des allgemeinen Wissens, 4. Auflage, Leipzig, 1888-1889)

Waschsmut. Friedrich. Bodenstedt’in kitabının kapak resmini yapan ressam.



Wartanoff Boris (=takma adi) Boris Lisitzian

Xaver Glavani, 18. yy da Adigelerden detaylı bilgiler veren bir İtalyan seyyahı.



Xase bkz. Chase



Xoç1ap1e-хъоч1ап1э, 17 -20 metre uzunluğundaki tekneler.



Xurjın-хъуржын, tahıl tohumluklarının taşındığı torbalara denilir.

Yaje tevıde- яжьэ теудэ, doğum sırasında zorluk çeken bir kadının karnına ocaktan alınan külle ovulur ve şu dua yapılır; tanrı yardımcın olsun. Rahat bir doğum göstersin. Bu inanç ateş ve ateşe tapma zamanlarına geri gitmektedir



Yakup Bey, bkz.. Bell, S.



Yas ve yas tutma, hasta gözlerini kapatınca odada herkes vefat edene gözlerini dikerek yüksek sesle ağlamaya başlar. Ne kadar çok yüksek sesle ağlanırsa vefat edene o kadar saygı duyulduğunu gösterir. Kadınlar bilhassa vefat edenin yakını olan, eşler, kızları vs. üstlerini başlarını yolarak ağlarlar. Tırnaklarıyla yüzlerini ellerini kollarını çizerler. Yas tutanlardan hiç biri diğerini dikkate almadan acısını dile getirmek için ağlarlar kendilerine işkence ederler. Erkekler kamçılarını ya da bir sopa alarak her yerlerine kan akıncaya vururlar. Bazıları kafalarını sağa sola vururlar. Bu acılı sahnelerden sonra akrabalar bir araya gelerek, vefat edenin onuruna yakışır bir merasimi nasıl yapacaklarının planlarını konuşurlar ve hazırlarlar. Vefat edenin sosyal statüsü ve nasıl ve ne şekilde öldüğü merasimin yapılış şeklini etkilerdi. Savaşta yaşamını yitiren kimse daha önce gösterdiği kahramanlıklara da bakılarak en onurlu bir merasimi hak ederlerdi. Savaşta aldığı yara sonucunda hemen ölenler için daha görkemli bir merasim hazırlanırken uzun zaman yaralı kalarak vefat eden için daha mütevazi bir merasim düzenlenirdi. Cephede ve yıldırım düşmesi ile vefat edenlerin cennete gideceklerine inanırlardı. Yarası iyileşmeden uzun müddet yaşayarak ölenlerin daha önce işlediği suçların ve günahların acısını çektiği şeklinde yorumlanırdı. Çok ileri yaşlarda vefat edenlerinde saygınlıkları çok büyük olmaktadır.

.

Uzun yaylada yaşayan Adigeler ilk geldiklerinde Avşar kadınlarının çok iyi ağladıklarını görünce Adige soyluları kendilerinden biri vefat edince parayla Avşar kadınlarını getirerek ağlatırlar. Avşar kadınları da şöyle yas tutuyorlardı." kıllı Çerkes tükenir mi birer birer ölmekle, beşer onar ölmeyince. Ne deyimde ağlayım, ölü benim olmayınca." Adigeler söylenenleri anlamamaktalar ve ağıtları dinledikçe, "vay anasına amada iyi yas tutuyorlar", diyerek yas tutan kadınları taktir ediyorlardı.



Yaşemıqo Aşemez, hemen hemen bütün Adige kabilelerince bilinen ve hakkında anlatımları olan bir Nart Kahramanıdır. Nartlara kültür ürünleri getirmiştir; bunlar Qmıl ve PcheçIıçItır. Güzel sanata tutkun olan Yaşemıqo zamanını eğlenceden eğlenceye giderek insanların gönlünü neşelendirerek geçirmiş ve kadınların gönlünü kazanmış amma erkeklerin de düşmanlığını kazanmıştır.



Yaşlıları öldürme Chasesi-, Nart efsanelerinde yaşlıları öldürme geleneğine denilirdi. Yaşlanarak artık üretgen olamayan devamlı olarak toplumun ayak bağı haline gelen yaşlılar bu kurultaya getirilirler ve orada yapılan konuşmalardan sonra gerçekten artık ölmesi gerekir denince çocukları tarafından götürülerek öldürülürlerdi. Öldürme işi şu şekilde gerçekleşirdi:
1) uzak bir yere götürülerek ölüme terk etmek. 2) Kayalardan aşağıya atmak.


Bu gelenek Suudi Arabistan'dan Galler'e kadar tatbik edilen bir gelenekti. Araplar atlarının kuyruğuna bağlayarak yerde sürükleyerek, Galler'de kafasına bir tokmakla vurularak öldürürlerdi.



Yecerkuay/Yedgerkoi, Adige kabilelerinden birisi.



Yechutl1e Sefer-Ехъул1э Сэфэр, 18.11.1914 de Penejıkuay köyünde yaşama gözlerini açan yazarımız 1977'de yaşama gözlerini yummuştur.



Yedeun, dinlemek. Geleneklere göre yeni evlenenler muhakkak gerek kızlar gerekse erkeler tarafından dinlenirlerdi.



Yedic Zeleskeri Degu, Batı Adigey'de 19. yy başlarında yaşamış olan halk filozofudur. Kanun yapıcı ve uygulayıcıdır. Davalarda hakimlik yapar ve verdiği kararlara itiraz edilmezdi. Kanun yani xhabze yapıcısıdır. Yedic Zeleskeri Degu kısa boylu, atının eğerinde belli olmayacak kadar küçük bir insandı. Ünü ise ta Rusya içlerine ve çara kadar ulaşmış birisiydi. Kurulan halk meclislerinin tartışılmaz başkanıdır. Adigeyde genelde her üç yılda bir gelenek ve görenekleri çağa uydurmak ya da yeni problemleri geleneklere göre çözümlemek için genel halk kongreleri yapılırdı. Bu genel halk kongresinin en sonuncusu 1829 yılında Yedic Zeleskeri Degu başkanlığında yapılmıştır.



Yedic Zeleskeri geleneklere göre kanun yapıcı demiştik; bunu kanıtlayıcı şu olayda anlatılır. ‘’Adige geleneklerine göre 'başlık!' olarak kızın dayısına baştan aşağı donamış bir at verilirdi. Bu ata binmek ve at takımlarını kullanmak ise çok ayıp sayılırdı. At ölünceye kadar faydalanılmadan bakılmak zorunluluğu vardı. Zaman savaş zamanı. Diğer taraftan kuraklıklar, bulaşıcı hastalıklar Adige halkını kırıp geçiriyordu. İşte bu zamanlarda her zaman olduğu gibi Yedic Zeleskeri Degu atının üzerinde bir davadan geri gelirken halkın şu sözlerle söylendiğini duyar; Yedic Zeleskeri Degu herhalde yaşlandı ve artık düşünemez oldu. Bulunduğumuz kıtlığı yaşamıyor mu, bilmiyor mu ? Biliyorsa şu 'başlık!' olarak verilen atın faydasını bırak birde zararı olduğunu göremiyor mu, farkında değil mi ? Olayı anlayan Yedic Zeleskeri vakit geçirmeden üç yılda bir toplanan Halk Meclisini beklemeden xhabzeyi değiştirmek gerektiğini amma nasıl yapacağını düşünerek evine gelir. Davadan davaya giderek uzun zaman evinden uzak kalan Yedic Zeleskeri Degu avluya girince avluda bağlı olan atı görür ve misafir var diyerekten sevinir. Hemen misafir evine girer fakat içeride kimse yoktur. Buna şaşar ve ev halkına sorar: ''Bu atın sahibi nerede?'', '' Atın sahibi sensin. Sen davadan davaya koşarken kız kardeşinin kızı evlendi ve sana da bu atı geleneklerimize göre gönderdiler '', cevabını alır. Yedic Zeleskeri hemen bu atı alır biner ve köyü herkesin şaşkın bakışları arasında bir baştan bir başa dolaşır. Yedic Zeleskeri Degu'in yaptığı gelenek olduğundan ve bu yaptığı da her yere sözlü olarak yayıldığından o günden sonra 'başlık' olarak gönderilen atlara da binmek gelenek haline gelmiştir.



Yedic Zeleskeri ile ilgili diğer bir olay da şöyle anlatılmaktadır. ‘’Yedic Zeleskeri Degu adını çok duyan Rus Generallerinden birisi onunla tanışmak ister ve bu isteğe olumlu karşılık verir. Yedic Zeleskeri Degu yanında koruyucu ve yardımcıları olmak üzere kararlaştırılan Rus kalesine gider. Gnrl. adını ve ününü çok duyduğu bu filozof için bir karşılama merasimi hazırlatır. Yedic Zeleskeri Degu ve yanındaki gurup kaleye girince General yaklaşan gurubu göstererek yanındakilere Yedic Zeleskeri Degu hangisi olduğunu sorar. Atın üzerinde görünmeyecek kadar küçük olan şahsı gösterdiklerinde, '' bu mu ünü her yöne yayılan ve kendisinde söz edilen Yedic Zeleskeri '' diyerek General kahkahalarla gülmeye başlar. Bu sıra atlılar yaklaşmış ve Generalin gülmeleri de bitmemişti. Y. saygıyla selamladıktan sonra , neden güldüklerini sorar. Durum kendisine anlatılınca Yedic Zeleskeri Degu, Generale kendisiyle at göğüsleme güreşi yapıp yapmayacağını sorar. General derhal atına atlayarak karşısına dikilir. Verilen komutla atlar bir birlerine doğru koşmaya başlarlar. Bir anda şimşek gibi iki at karşı karşıya gelir ve o anda nasıl olduğu bilinmeden Rus generalinin Yedic Zeleskeri Degu'nın elinde, atı ise kaçarak uzaklaştığı görülür. Yedic Zeleskeri Degu bir elinde havada debelenen Generali şeref tribünündeki yerine getirir ve yere bırakır. Misafirler ve seyirciler neyin nasıl olduğunu anlayamazlar ve generale de iyi bir ders vermiş olur.’’ (Yukarıdaki bilgileri Maykop kentinde bir sohbette Dr. Batırbıy Bırsır anlatmıştı.)



Nerede ve ne zaman vefat ettiği bilinmemektedir. Öleceğini anlayınca atına binerek ‘uzakta bit mahkemeye çağrıldım’’ diyerek evinden ayrılır, vatanının topraklarına ve ormanlarına doğru at sürer ve bir daha da izine de rastlanmaz. Zannımca bu yolla mezarının yapılarak insanların kendisini putlaştırmasını önlemek istemiştir.



Yefendi, imamların Adigece adlarıdır.



Yemık1u- Емык1у, iyi değil, yakışmıyor anlamına gelir. Toplumsal yaşamda ise görenekler gereği kanun gibi geçerliliği olan bir sözcüktür.



Yeminezh in beş ayaklı tchoj kısrağından doğma atı olan bir dev motifi.



Yemışç- Емыщ/Femışç, Neumann'a göre (184 ;109) Adige kutsallarından birisidir ve Tokarew (1968; 247) koyunların ve hayvanların koruyucu meleğidir. Bu koruyucu meleğin adına sonbaharda eğlenceler yapılırdı. Ancak Yemışç koruyucu melek değil koyunların koruyucu tanrısıdır. Bu amaçla ilkbaharda koçlar sürüden ayrılırlar ve iyice beslenirdi. Sonbaharda koçlar boyanır, aynalar takılır, şekerler takılır ve koyunların arasına salınırdı. Çocuk ve delikanlılar koçları yakalayarak takılan eşya ve yiyecekleri almaya çalışırlardı.


İlkbahar ayında yapılan merasimde ellerinde yiyecek içeceklerle ve tüfeklerle birlikte çobanların yanına giderlerdi. İçlerindeki en yaşlı olanı elindeki içki dolu boynuzu gök yüzüne ve bastığı toprağa bakarak iyi dileklerini içeren chuacho'yu söylerdi:


Уэгуу къащхуэ,

Ш1ылъэу щхъуант1э,

Миныр ущу,

Щибгъур джэгуу,



Къыпэджэгук1-ныпэджэгук1ым,

Нысашэ, гушы1э хэтш1ык1у,

Тхьашхо, тхуэгъэбагъуэ.



Bu duadan sonra elindeki içkiden bir yudum alır ve yanındakine vererek dolaşırdı. Erkeler ellerindeki dolu tüfekleri çobana doğru çevirerek havaya ateş ederlerdi. Arkasından koçları sürüye katarlardı. Koyunların çiftleşmesi de bu merasimden sonra başlardı.



Merasim yapılmadan doğan kuzular haram kabul edilirdi. Hatta bu kuzuların yenmediği de söylenirdi. Koyunların çoğalması için koçlara el sürülürken, dişilerin üstüne de darı dökülürdü.


Sürüde tek kulaklı bir koyunun olması iyinin ve bereketin nişanı sayılırdı. Dört ayağında beni olan kuzular öldürülürken, bir ya da iki ayağı benli olanlarla üçüz doğuranlar ise iyiliğin ve bereketin nişanı kabul edilirdi.



Yermel, Ermeni.



YetIef, Adigeler genelde evlerini ve avlularını yılda iki kere YetIef denen beyaz bir toprakla badana ederlerdi. Bu toprağı getirmek genelde kadınlarla çocukların görevi dahilindedir. Badana da ise erkeklerde yardım ederlerdi.



Yevtıch Asker-Еутых Аскер, 25 Eylül 1915 de Hatıkuaye köyünde doğan ünlü yazarımız. Sovyet devrinde yazdığı romanlarda kullandığı motiflerin Adige geleneklerine ters düştüğü nedeniyle ülkeden sürülerek yıllarca Moskova'da yaşamak zorunda kalmıştır. Perestorika ile tekrar Adigey'e dönmüştür.



Yıl, Adige halkının diğer Grogorian, Miladi ve Hicri'nin yanı sıra kullandığı takvimin adı Joğuabe-Жъогъуабэ adındaki yıldızlara göre hesaplanan takvimdir. Bu takvime göre bir yıl dört mevsime bölünerek her bir mevsim 90 gün olmak üzere hesaplanırdı ve bir yıl 360 gündür;

a) Joğuaber ç1ım kıcheç1ığ [Mart 20-22]
b) Joğuaber ğajom kıcheptlağ [Haziran 21-22
c) Joğuaber çığ şhapem chehağ [Eylül 21-22}
d) Joğuaber ç1ıgum chehajığ [Aralık 21-22].

Bu tanımlar ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış olmak üzere dört mevsime uymaktadırlar.


Ayrıca cıl bkz. adı verilen yıl sayma şeklini de kullanırlardı. Bir cıl 12 senedir. Bu şekil yılların sayımı bir çok uluslarda kullanılmakta ve 'fare' yılıyla başlanıyor. Adigler ise 'Örümcek' ile ilk yılı saymaktadırlar ve 1988 yılı en yakın olan örümcek yılıydı. Bunu 'yılan', 'at', 'koyun', 'hacı kurdu', 'tavuk', 'köpek', 'domuz', 'fare', 'inek-1997 yılı', 'haşıvmış' ve 1999 yılı 'tavşanın' yılıdır.

Bu on iki yılı ikiye ayırıyorlardı; iyi bereketli ve kötü yıllar. Bereketli yıllar; köpeğin, koyunun ve hacı kurdunun, tahılın hastalıktan yok olduğu yıllar ise; tavuk ile yılan, savaş yılları; domuz ile tavşanın yılları kabul edilirdi.



Ayrıca 'şıle'den de söz etmek gerekiyor ve anlamı 40'dır. İki çeşit şıle vardır. Kış şılesi; Ocak 16-17'den Şubat 24-25'e kadar sürüyor ki, kışın en şiddetli zamanlarıdır. Yaz şılesi de; Temmuz 16-17'den ağustos 24-25'e ki, en sıcak günlere isabet ediyor. Daha eski takvime göre ise; kış Ocak 3-4'den Şubat 11-12'ye, yaz ise Ağustos 3-4'den Eylül 11-12'ye kadar kabul edilirdi.



Yeni yılı Adigeler 23 Mart gününü kabul ederler ve kutlanılırdı. Mart'ın 22'sinde katır üstündeki bir tellal köyü dolaşarak ertesi günü yapılacak olan kutlama merasimi için herkesin Kutsal Ağaç'ın (Чъыгыуджы) yanına gelmesi ilan edilirdi. Tellalın ilanı biter bitmez ellerinde meşalelerle genç kızlarla delikanlılar yeni yıl şarkısını söyleyerek ev ev dolaşırlardı. Bu şarkının mısralarından bazıları şöyledir:


Dağların avluların ötesinden doğarak

Yeni yıl neşe içinde geliyor.

Gel, çiçeklerle dolu ilkbahar

Yeryüzü aydınlık, mutluklarla taşmış

Gönlümüzü çalan ve neşeyle dolduran,

Tanrı bereketli günleri getiriyor.



Gençler uğradıkları her hanede sevinçle karşılanırlar, güzel sözlerden sonra onlara yiyecek ve içecekler verilirdi. O gece yatmadan önce tüm aileler lambalarını, ocak ateşlerini yakarak aydınlık içinde bırakırlardı. Sabahleyin güneş doğmadan şen ve şakrak seslerle herkes kutsal sayılan ağacın yanına giderlerdi.


Bu kutsal ağaç el ele onlarca kişinin etrafını çevirebilecek şekilde ulu bir çınar ağacıdır. Bu eğlence için görevliler insanlar gelmeden önce kumaş parçalarıyla ağacı süslerler ve yeni kurban edilmiş hayvanların derilerini asarlardı.


Güneş doğarken insanlar yüzlerini o ağaca ve güneşe çevirerek dikilirlerdi. Dua edecek kişinin bir elinde içi bachsıme dolu bir tas, diğer elinde bir halıjö, sağında ve solunda bir erkek ve kız çocuğu olacak şekilde öne çıkarak dikilirdi. Herkes ellerini güneşe doğru uzatırdı. Öndeki yaşlı kimse güneşe bakarak şöyle dua ederdi: ''Yeni yıl evlerimize iyi nasipler getirsin. Hastalıklardan uzak, dünya barış içinde, ocağımızda bol rızk, sağlık gönlümüzden geçirdiğimiz her iyi şeylere ellerimiz ulaşarak, mutluluk içinde yeni yılı geçirmemizi tanrıdan diliyorum. "Amin" ".


Bu duadan sonra beraberlerinde getirdikleri yiyecekleri ortaya koyarak hep beraber büyük daireler yaparlar oturarak beraberce 'hoch' yaparak yiyip içerlerdi. Arkasından Vıc oynanır, yeni yılla ilgili şarkı ve türküler söylenirdi. Gençler at yarışları yapar, deri kapmaca , at güreşleri yaparlar ve bütün gün eğlenirlerdi.



Yınceroqo, Taman yarımadasında oturan Şuğake Adigelerinin 17. yy sonlarına doğru reisliğini yapmıştır. Anlatılanlara göre 80 yaşına rağmen gayet dinç ve aklı başında bir reisdir ve 3000 atlı 7000 i yaya olmak üzere on bin askeri vardı.



Yınımıqo Babıchu, Abzech ve Şapsığ Adigelerince tekstleri bize aktarılan bir Nart Kahramanıdır.



Yınıj, Adige mitolojisinde, masal ve hikayelerinde devamlı olarak yer alan ve en önde gelen motiflerden birisidir. Yınıjlar insanlara benziyorlar ancak insanlardan vücutça daha iriyarı düşünce ve akılda ise daha geri yaratıklardır. Bu özelliklerinden dolayı da Nartlara, ve diğer küçük yapılı mitik halklara yenilmektedirler. Yınıjlarında sosyal düzenleri tıpkı Nartlarınkine benzemektedir. Devamlı olarak Nartlarla mücadele halindedirler. Yınıjlar Nartların, güzel kızlarını, darı tohumlarını, ateşini ve koyun sürülerini kaçırmaktadırlar. Bu yolla Nartların cesaretini ve kuvvetini ölçmektedirler. Günlerden bir gün yine Yınıj Nartların ateşini çalar. Savsırıko getirmeye gider. Dev uyurken ateş parçasını alır ve o anda Y. uyanır ve kahramanımızın bileğinden yakalar.


Savsırıqo tüm uğraşılarına rağmen kendini bu pençelerden kurtaramaz. Yınıj eğer bana kahramanlıklarını duyduğum Savsırıqo'nun yapabildiklerinden üçünü söylersen seni bırakırım der. ''Dağların tepesinden keskin bıçakları olan tekerleği Şan-Şerechi yuvarlatır ve bunu ayaklarıyla vurarak geri tepeye kadar çıkarır '' der. Yınıj bunu başarıyla kazanır. Başka ne yapabilir?'' Ateşte kızarmış saban demirini yutar ve tekrar dışarı defni hacet yapar.'' Dev bunu da başarıyla becerir. Üçüncüsü? diye sorar. ''Akarsuya boynuna kadar girer ve onu üfleyerek dondurur. Donmuş sudan rahatlıkla çıkar'' der. Onu da derhal yapar ve gerçekten buzları sökerek çıkabileceğini anlayan kahramanımız hemen müdahale eder ve ''yanılmışım, bir şeyi unuttum'' der. Nedir unuttuğun? ''Yedi araba dolusu otu suya attıktan sonra donduruyordu'' der. Yınıj hemen bunu da yaptırır. Ama bu kez ne kadar debelense de buzdan kurtulamaz. Sawsırıqo kılıcını çekerek devin kafasını uçurmak isteyince dev seslenir: ''Senin kılıcın benim kellemi kesemez. Benimkini kemeriyle beline takarak gel! Ancak o kesebilir kafamı. 'Sawsırıqo kılıcı alır ancak kemere ellemez. Kılıcı buzda kaydırarak fırlatınca Yınıj kafasını kesmiş olur. Sonra kemeri ucundan tutarak yakındaki ağaca fırlatır. Kemer ağaca dolanır ve hemen ağacı kurutur. Kahramanımız böylece ateşi tekrar Nartlara geri getirir. Nartlar donmaktan kurtulurlar.


Adige anlatımlarında çeşitli tiplerde Yınıj'a rastlanmaktadır. Genelde tek kafalı Yınıj olmasına rağmen az da olsa bir çok başlılara da rastlanmaktadır. Tepegözler ise hemen hemen en önde gelen motiflerden birisidir ve bunların Adige kökenli olduğu ve yunan mitolojisine ödünç verildiği üzerinde tartışılmamaktadır. Bu tepegözler bazen göğüslerinde bıçak şeklinde sivri ve keskin kemik çıkıntıları olabilmektedir.



Yısp- Исп, bazende Spı olarak da geçen mitik bir halktır. Yısp çok küçüktürler ve tavşanları at yerine kullanırlardı. Bu küçüklüklerine bakmadan iri yapılı Nartlarla evlenmektedirler ve devamlı iyi ilişkiler içindedirler. Nartlar, orağın bulunuşunu Yısp GuaIşçe'ye borçludurlar .



Yısp-GuaIşçe, Исп Гуащэ, Nart kahramanı Chımışıqo Peterez'ın annesidir. Yısplerden gelin olarak alınmıştır ve Nartlara kültür aletlerinin bulunuşunda yardımcı olmuştur.



Yısp vıne-Исп унэ, bkz. Dolmen.



Zande Şıtıcher, Adigelerin müslümanlara taktıkları tanımlamalarıdır. Dik duranlar anlamına gelmektedir. Bununla ilgili bir halk anlatımı da vardır.’Adigey'de bir zamanlar birkaç atlı ormanda giderlerken yorgun argın yatan domuz yavrusunu görürler. İçlerinden birisi hemen atından atlayarak domuz yavrusunu yakalar şu sözleri söyleyerek okşamaya başlar; ‘’Dik duranlar geldiler, sizi de, bizi de mahvettiler.’’ (Mahmut Fidan-Bidanıqo)



Zass Gnrl. /Sass, Liffland doğumlu alman asıllı çar hizmetinde bir generaldir. Kendisinin dediğine göre Wallenstein ailesindendir. Kuban Adigeleri ona acımasızca işlediği kıyımlardan dolayı 'deli ya da kafası delik' lakabını, Şapsığlar ise ' sağır ve dilsiz' lakabını vermişlerdir. 1840 Kafkas cephesinin sağ kanadının komutanıydı.



Zeches- Зэхэс, toplantı, kongre. Günümüzde Adigey Cumhuriyeti Parlamentosu'nun adıdır.



Zefak1u, bkz. Kafe'nin Batı Adigece adıdır.



Zek1o-Зэк1о, Adige soylularının akına giderek diğer kabile ya da halkları yağmalamalarına denilir.



Zeldav- Цэлдау, Hasta ve yaralılar için yapılan, hastanın eğlenmesi için düzenlenen bir oyunun adıdır. Mayasız hamur hazırlanarak simit şeklinde ya da çok güzel süslü bir ekmek pişirilir. Bu ekmek hasta odasına asılır, genç delikanlıların elleri arkadan bağlanır ve hem kendi etrafında döndürülür hem de sağa sola sallanır. Oyuna katılanlar dişleriyle bu ekmekten bir parça koparmaya çalışırlar. Oyunun kaidesini çok iyi bilmeyenler dudaklarını parçalarlar ya da dişlerini kırabilirler.



Zeigut, Zaevetha'nın yanlış anlaşılarak kağıda geçirilmesidir. Savaşanların koruyucu tanrısıdır.



Zek1uj ane- Зэк1уж 1анэ, bir konağa gelen konuğun geleneklere uygun bir şekilde ağırlanmaması halinde, ev sahibi yerleşim sahası yaşlılarınca oluşturulan bir mahkemeye verilir ve yargılanır. Ve ev sahibi genelde misafir için tüm herkesin katıldığı bir ziyafet vermesi karar altına alınır ve uygulanır.



Z1emez /Zimisse, Kara orman anlamına gelir.



Zey İbrahim- Цэй Ибрахьим, yazar ve dramaturg Zey İbrahim 11 Ocak 1890 yılında Şıncıye köyünde dünyaya gelir. 7 Eylül 1936 da yaşama gözlerini yumar. Yaşamı boyunca kendini Adige kültürüne adamış olan bir yazarımızdır. Adige Özerk Bölgesi'nin kurucusu olan Hakurate'nin yakın dostu ve arkadaşıdır.



Zeyko Şutzejıko TlIışe bkz. Hacemıko Hacı



Zığo Teyçöj- Цыгъо Тэуцожь, 1855 - 26 Ocak 1940 tarihleri arasında yaşayan, okuma yazması olmayan ünlü Adige halk ozanıdır. Sözlü anlatımları derlenerek kitap halinde yayınlanmıştır.



Zıpch, yünü taramaya yarayan alet.



Zic, Bu ad Strabo' dan bu yana antik çağ belgelerinde (XI; 2.12) Zychoi/ Zygoi/ Ptolomus: Zichia İnteriano Zigoi/ Zinnkooi/ Zychen/ Zichu/Zycchia/Sychia/Sicci/ Ziqui/Zichoi Zychides/Zicchen/Zicchi/Zecchen /Tchichenyazılış şekilleriyle ve Türk-Tatar halkları da Zikk şeklini kullanırlar. Marko Polo (IV;12) Adigelerden söz etmekte, ülkeyede Ziccia demektedir. Herberstein ise farkına varmadan 'Zychi' kelimesini 'Scithi' yaparak, Ciarchasileri 'Scithi' yapmış, yanlış bilgilerin yayılmasına, ve Çerkeslerin 200 yıl Avrupa bilim dünyasından yok olmasına neden olmuştur. (Kaynak; Interianus, 1502, Bodenstedt 1848, Danilewski, 1847,)



Zigurat, Summerlerin tapınaklarının adıdır. Bu sözcük Adige halk etimolojisine göre şöyle açıklanmaktadır. 'Zi' kendine dönüşü gösteren fiil, 'gu' kalp, gönül, 'rat/ret' vermek, yani tüm gönlünü huşu içinde vermek anlamına gelir.



Ziquia, 1404 de Libellus de Notatia Orbis'de adları geçmekte ve Rubrikte bu ad altında tanımaktadır.



Ziye-Цыйэ, Adige erkek milli giysisinin adıdır. Literatürde ''Çerkesska' 'Çerkes giysisi'' anlamına gelmekte ve Kuban-Terek Kazaklarından diğer bütün Kafkas halklarına kadar herkes bu giysiyi benimseyerek giymiştir. Çar ordusuyla Adigelere karşı savaşan ve daxe de bulunmuş olan Prusya prensi Albrecht von Preußen kıtabında s. 45, Wagner, M. Cilt II, s. 79 giysiyi her halkın benimseyerek giydiğini ancak en çok Çerkeslere yakıştığını yazmaktadır. (Prinz Albrecht von Preußen- Reisen im Kaukasus, 1863 Wagner M. Der Kaukasus und das Land der Kosaken Leipzig, 1850)



Zizlan, Abchaz su perisi. Kadınlarca kutsal kabul edilir. Kadınlar evlenmeden ve doğumdan önce onu anarlar. Bebek bekleyen kadınlar tavuk ya da börek ve peynir adağını vermeden su getirmeye cesaret edemezlerdi. Bu dini merasimlerde erkekler bulunmazlar, eğer bulunursa hasta olacaklarına inanırlardı. Zizlan için yapılan gizemli dini ayinleri bilen kadınlar, doğum yapan kadınlara yardım ederlerdi.



Zugi/Zygoi/Zinkoi/Sundyi, Adigelerin MÖ zamanlardaki adıdır. Doğru yazılış şekli tz'uchu yani insan anlamına gelir.



Zurzuch, bkz. Anapa



Zzimisse/Z'emez, Sudschuk Kalenin Adigece adıdır.



Zylchoi. Kottenkamp’ın yazdığına göre Strabo bu sözcüğü Çerkesler için kullanmış. (Kottenkamp 1843; S125)



1. Literatürde çeşitli şekillerde verilen terimler (/) ile birbirinden ayrılarak yazılmıştır; Adige/Adyghe/Adige vs. gibi.

2. Latin ve kiril harfleri ile yazılan aynı sözcükler (-) ile ayrılmıştır.

3. Almanca terimler gerekip de, Türkçe telaffuza uyarlanınca ( ) içinde verilmiştir; Tscherkessen (Çerkessen)

4. Kelimelerin diziminde Türkçe dizim kuralı kullanılmıştır; a,b,c . Çerkesce de ses sayısı çok olduğundan bu sıralamada bazı zorluklar doğmaktadır.

5. Bu dizimde ses kesme yada duraklama işaretinin hiçbir etkisi yoktur.

6. Adige kökenli terim ve sözcüklerde dilekti karakterine dokunulmadan dizilmiştir.

7. Kullanılan terim koyu yazılmıştır. Cümle içinde ise sadece baş harfi koyu olarak verilmiştir; Adige Kuzeybatı Kafkasya’nın otoktan halkı olan A. in çoğu Türkiye’de yaşamaktadırlar.

8. Terimler açıklandıktan sonra parantez içinde kaynakçaları da verilmiştir.

9. Her terimin sonunda okuyucuya kolaylık olsun düşüncesiyle tırnak içinde eğik yazıyla kaynaklar verilmiştir.



KAYNAK:

circassiancanada



ApSuVa'OÇAMÇiRA Resim


Ben Bir Sürgünle Doğdum Kendimi Yalnız Bir Dağın Yamacında Buldum Başta Küçücüktüm Şimdi İse Kocaman Bir ABHAZYA'LI OLDUM ...
Gosipha
Uzman Üye
Uzman Üye
 
İleti: 1401
Kayıt: Pts Haz 30, 2008 8:19 am
Konum: oçamçira /оцамцира/'ApSuVa TıpHa

DİL BİLGİSİ

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir