Tuesday, Oct 21st

Son Güncelleme:11:37:28 PM GMT

BuradasIn: Özel Soner Daur

Soner Daur

Mustafa Kamal'ın Çerkes Babalığı

E-posta Yazdır PDF

Mustafa Kamal Çerkeslerin elinde büyümüş.

Bu küçük araştırmayı Çerkeslerin gurur duyacağı veya duyması gereken bir olay manasında paylaşmadığımı belirtmek isterim ki, bana sorarsanız pekte önemli değil ama gerçektir ve saklanan tarihten sadece bir kesittir.1850'lerde başlayan Çerkes sürgünü sonrası Selanik’e yerleştirilen Çerkeslerin mevcudiyeti ve bölgenin Sabetay,Yahudi nüfusu, Yahudi kökenli Osmanlıların yaşadığı bir döneme sahip oluşu da ayrı bir konudur.(Mesela M.Kamal’in okuduğu Şemsi Efendi İlkokulu olarak anılan okulun hocası Şemsi Efendi bir Osmanlı Yahudisidir.Gerçek adı Şimon Zvi. İstanbul’da ezici çoğunluk anlamında Sabetay mezarlığı olarak bilinen Bülbülderesi’n de yatıyor.Aşırı Çerkes dostu,savunucusu olan veya gerçekten Çerkes olan, İzmir’de ilk kurşunu attığı iddia edilen ve bu nedenle Kahraman ilan edilen Hasan Tahsin(Osman Nevres)‘de aynı mezarlıkta)

Sabah Gazetesinden Figen Yanık‘ın M.Kamal’in üvey babası Ragıp Bey’in kızı, üvey kızkardeşi Ruhiye hanım’ın çocuk ve torunları ile görüşerek ortaya çıkardığı gerçeklerden yola çıkarak bu sonuca varıyoruz.Çerkesliği konusunda ise; Yazar Fatih Bayhan’ın “Fikriye Hanım” adını verdiği çalışmayı baz alıyoruz, çünkü M.Kamal’in ilk eşi Fikriye hanımın ailesinden alınan bilgiler işimize çok yarayacak.

RAGIP BEY KİMDİR?

Mustafa Kemal’in babası Ali Rıza Efendi 1888 yılı içinde öldü(M.Kamal 8 yaşında). Annesi dul kaldı ve ertesi 1889 yılında Çerkes kökenli Ragıp Bey ile ikinci evliliğini yaptı. Mustafa Kemal’in Süreyya, Hakkı, Ruhiye (kız) adında üvey kardeşleri oldu. Atatürk’ün doğduğu ev olarak gösterilen bina üvey babası Ragıp Bey’e aitti. Milli Eğitim Bakanlığı, 1934 yılında yayınladığı Tarih IV kitabında Selanik’teki evi “hatalı bir şekilde” Mustafa Kemal’in doğduğu ev olarak gösterince o tarihten beri yanlış yapılmaya devam ediliyor. Atatürk’ün üvey kız kardeşi Ruhiye hanımın ailesi (soyundan gelenler) Atatürk’ün doğduğu ev bilgisinin tarihi yanlışlığına dikkat çekerek düzeltilmesini istiyorlar.Çünkü o ev doğduğu değil büyüdüğü evdir.

RAGIP BEY’İN ÇERKES OLDUĞUNU FİKRİYE’NİN AİLESİNDEN ÖĞRENİYORUZ

Aileden edinilen bilgilerden biri şöyle: Fikriye Hanım’ın asıl adı Zeynep Fikriye’dir. 1897’de bugünkü Yunanistan sınırları içindeki Yenişehir’de dünya gelir. Çocukluğu savaşlarla geçer. Babası Hayrullah Bey Konya Karamanoğulları soyundan gelen bir ailedendir. Annesi Vasfiye Hanım Çerkes kökenlidir. Çiftlikle uğraşan aile varlıklıdır. Fikriye Hanım’ın annesi Vasfiye Hanım, Mustafa Kemal’in üvey babası olan Ragıp Bey’in kız kardeşidir.

Yani M.Kamal’in üvey babası Ragıp Bey’de buradan anlaşılıyor ki Çerkes kökenlidir.

M.KAMAL’İ ASKERİ OKULA YAZDIRAN DA ÜVEY AĞABEYİ ÇERKES SÜREYYA

Atatürk’ün üvey kız kardeşi Ruhiye Hanım’ın torunu olan 75 yaşındaki Ferhat Babür “Tarih kitaplarında yazılan bilgilerin artık değiştirilmesinin zamanı geldi” diyor.Zübeyde Hanım’ın, eşi öldükten sonra Atatürk 8 yaşındayken üç çocuklu Ragıp Bey ile evlendiğini, doğduğu iddia edilen Selanik’teki evin aslında büyüdüğü ev olduğunu ve onu askeri okula üvey ağabeyi Süreyya Bey’in kaydettirdiğini de söylüyor.

ATATÜRK’ÜN ÇERKES KAMASI NEREDE?

Şimdi söz Ferhat Babür’ün…
Selanik Gümrükler Başmüdürü Ragıp Bey, eşi Afet Hanım’ın genç yaşta ölümüyle 3 çocuğuyla dul kalıyor. Çocukları Süreyya, Hakkı ve Ruhiye. Anneannem Ruhiye en küçük kardeş. (Bazı kayıtlarda Rukiye diye geçse de anneannemin adı Ruhiye’dir.) Anneannemin babası, eşi öldükten sonra bir yıl bekar kalıyor. Atatürk’ün babası Ali Rıza Bey ölüp Zübeyde Hanım dul kalınca 1889 yılında kendisi gibi dul olan Ragıp Bey’le evleniyor.

Zübeyde Hanım, ikinci kez evlenince Selanik’te, Atatürk’ün ‘doğduğu ev’ denilen, halbuki doğduğu değil 8 yaşından itibaren büyüdüğü ve subay çıkıncaya kadar gelip kaldığı Ragıp Bey’in evine geliyor. Zübeyde Hanım, kendi çocuklarına biraz daha fazla özen gösterirmiş. Anneannemin ağabeyi Hakkı, Zübeyde Hanım’ı hiç sevememiş.

Ragıp Bey’in en büyük oğlu Süreyya Bey, babası Zübeyde Hanım’la evlendiğinde subaymış. Atatürk ona özenmiş. Süreyya Bey de onu alıp askeri okula yazdırmış. Süreyya Bey, iddiaya göre Atatürk’e bir de kama hediye etmiş, “Gerektiği zaman bunu kullanabilirsin” demiş.

Atatürk subay olup Selanik’ten ayrıldıktan sonra Lozan Mübadelesi ortaya çıkmış. Bu arada Ragıp Bey, Zübeyde Hanım’dan ayrılmış. Ayrıldıktan sonra zor durumda kalmaması için “Sen Türkiye’ye git, Makbule ve Ruhiye’yi de yanına al” demiş. Hakkı, onlarla gitmeyi kabul etmemiş. Yalnız gitmek istemiş. Ragıp Bey de Selanik’te kalmayı tercih etmiş.

Saygılarımla,

Soner DAUR

Pazar, 05 Ağustos 2012 18:30 tarihinde güncellendi

Bağımsız Federasyon Şart!

E-posta Yazdır PDF

Geçtiğimiz günlerde Kaf-Fed’in Anadilde Eğitim Basın bültenini izledik ve dinledik.

Her kamuya açık etkinlik ve programlar da olduğu gibi ezberler tekrarlanıyor haliyle.Birgün birileri çıkıp “Artık yeter, farklı birşeyler söyleyin” diyene kadar da devam edecekler anlaşılan.

“Biz Çerkesler” diye söze başlanır, klasik sürgün tarihi hakkında birkaç kelam edilir.Akabinde bu ülke için Çerkeslerin neler yaptıkları, savaşlar, gösterdikleri kahramanlıklar v.s. den bahsedilir.Konu dil olunca da Ubıhçanın öldüğü ve Unesco’nun Adigece ve Abazacayı tehlike altındaki diller kategorisine koyduğundan bahsedilir.Kapak olarakta millet bıkana kadar şu sözleri tekrarlamaya devam ederler veya edecekler:

“Biz bu topraklar için savaşırken Türkçe bilmiyorduk, şimdi Anadilimizi bilmiyoruz.”

Ancak her bildiri de bir kaç konu ile alakasız kelamı etmek konusunda da çok marifetli davranılıyor nedense.
Sanki nabza şerbet verir gibi ya da okşama seansları, aba altından sopa göstermeler, herşeyin kontrolü bizde tavırları seziyor insan.Şu örnek sizlere yetermi bilmem!

-Kurtuluş savaşı henüz başlamadan Düzce’de Çerkeslerin ve özellikle Abazaların kışkırtmalar sonucu çıkardığı bir isyanı, Çerkesler bastırdı diye bununla övünmek ne demektir? Bu bakış açısının altında yatan zihniyeti tahlil etmeye kalksak acaba kurumumuza iftiramı atmış oluruz?

Başka bir açıklamaya baktığımızda da şu tutarsızlığı görüyoruz.

-Atatürk’ü baz alarak, onun silah arkadaşları olan Çerkesleri göklere çıkartıyorlar.Peki hal böyle iken nasıl olurda Marmara bölgesinden Atatürk’ün emri ile sürülen binlerce Çerkesi ve boşaltılan köylerin hakkını savunabiliyor bu kurum? Bu tezatlık değil midir?

Diğeri ise daha acıklı!

-Çerkes Ethem’i Çerkeslerin haini,Çerkeslere kıyan biri olarak ilan eden zihniyet, bizzat Atatürk’ün emri ile Çerkes Ethem ve Çerkeslerin bastırdığı ayaklanmalar ile neden gurur duyar?

Atatürk’e bu kadar değer veren, Atatürk’ün safhında savaşmayı gurur ölçütü olarak kabul eden bu zihniyet nasıl oluyor da Atatürk’ün dönemin de saf dışı edilen ve sonrasında dilleri baskı altına alınan Çerkesleri, ileri gelenlerini hangi mantık ile savunmaya kalkabilir?

Kaf-Fed kendinimi kandırıyor, toplumumu yoksa harbiden kafasımı karışık?

Bu kafa karışıklıkları ve ezberleri ile biz Çerkesleri üzmeye devam eden kurumumuz, elimizde kalmış az buçuk değerlerin,mirasların da heba olmasına neden olmakta.

İnsan düşünmeden edemiyor.“Korkudur bizimkisi yaşam korkusudur” diyen Sönmez Baykan‘a sıkılan kurşun ile tarihte Çerkes Ethem tarafından bastırılan ve elebaşları asılan Çerkes isyancılarının maruz kaldığı zihniyet aynı zihniyetmidir? Bastırılan Çerkes ayaklanmaları ile övünen Kaf-Fed ne dediğinin farkındamı?

KAF-FED BAĞIMSIZ DEĞİL!

Hiç karalamak gibi bir derdimiz yoktur, çünkü bu örgüt bizimdir, bizim olmalıdır.Kuruluşundan beri bu ülkenin Türkçü kadrolarının kontrolünde veya apaçık Ülkücü,Türkeşçi isimlerle temas içinde olmuş bir örgüt düşünün ki Çerkeslerin haklarını ve taleplerini temsil edecek? O dönemlerin siyasi konjonktürü bunumu gerektiriyordu pek bilinmez.Federasyon Başkanlarının ve mesleklerinin bu kadrolarla olan ilişkisi, MHP gibi partilerin parti başkanlarının aile secerelerinde Çerkeslerin de olması su götürmez gerçekler.En son Cihan Candemir ve kadrosunun bu mesleki ilişkilerini günyüzüne çıkartmıştık (Biliniyor olsa da).Devlet Bahçeli’nin seceresinde ki Çerkes aileleri v.s. Bunun dışında Federasyonun Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkileri de kendilerinin saklamadığı bir gerçek.

Yani , şunu diyebiliriz ki KAF-FED ne ekonomik olarak ne de siyasi olarak Bağımsız değil.Zaten Ekonomik bağımsızlığı olmayan bir kurumun, siyasal bağımsızlığının da olamayacağını herkes beynine kazımalıdır.Siyasal bağımsızlığı olmayan bir kurumun da Çerkeslerin siyasi ve kültürel mücadelesinde ne kadar öznel bir etkisi olacağıda malumdur.

En basitinden artık “Çerkes=Adıge-Abaza-Ubıh” ekseninde sıkışan ve yalnız kalan Kaf-Fed’in bu yeni anlayışlarına binaen amblemindeki 7 yıldızın “12 yıldız” olmasının ve Ülkücü,Türkçü zevatın “Kafkas” edebiyatından kurtulmasının zamanı gelmiştir.Desteğimiz herzaman sonuna kadar bakidir.

Neyse diyelim ve bir başka önemli konuya değinelim en iyisi.

ÇERKES DİLLERİ ARGUMANI, KİMLİK MÜCADELESİNİN DİNAMİTİDİR!

Bir “Çerkes dilleri” sözüdür söylenip duruyor.Bahsedilen Adigece ve Abazaca dilleri Çerkes dillerindenmiş deniliyor.Bu diller tarihi vatanımız Çerkesya’da konuşulan dillerdi.Çerkesya’da konuşulan bir başka dil olan Ubıhça’da öleydi.Bu devlete adını veren halk Adıge yani Çerkeslerdi gerçeği ile Çerkesya’nın ortak dilinin Adıgabze(Çerkesce) olduğu gerçeğini bu yukarda ki yoruma eklediğimiz de ortaya gene tutarsız ve gerçekçi olmayan bir durum çıkıyor.Çünkü 2 farklı dilin birleşmesinden bir dil çıkmaz.Bugüne dek Çerkes=Kafkas şeklinde ki ezberler nedense artık değişmeye başladı, “Çerkes=Adıge,Abaza,Ubıh” oluverdi.

Abaza dili tek başına bir dildir, bir başka dilin lehçesi değildir.Abazacanın Çerkes dili olması, o dilin Çerkes dilinin bir lehçesi olmasını gerektirir ki; böyle birşeyin hiçbir gerçekle bağdaşmayacağı açıktır.

Ya “Çerkesce diye bir dil yoktur” denerek kimseyi kandırmadan yiğitçe davranılmalı ya da “Çerkesce Adıge dilidir(Adıgabze)” gerçeği kabul edilmelidir.

“Çerkes dilleri” demek Çerkes’i bir millet adı olmaktan çıkartır, bu anlamda da “Biz Çerkesler” diye başlayan sözlerin kimlik bazında hiçbir anlamı olmaz.

Yani Kaf-Fed artık şeffaf olmalıdır, açık ve ciddi olmalıdır.Görüşlerini netleştirmelidir artık.

Çerkes’den ve Çerkesceden anladıkları nedir? Siyaseten mi gerçekleri saptırıyorlar yoksa amaç nedir?

Siyaseten hangi mantık ve anlayış ile politika üretmektedirler?

Gerçi verdikleri veya verecekleri cevaplar ile uygulamaları arasında çok tezatlıklar görebiliriz.O nedenle sormak pek işe yararmı bilinmez!

Saygılarımla

Soner DAUR
CERKES.net

Pazar, 29 Temmuz 2012 01:49 tarihinde güncellendi

Türk Diye Bir Irk-Millet Yokmuş!

E-posta Yazdır PDF

turkiyeGöreceğiniz üzere ve kanunlar ile sabit olmakla birlikte, bu ülke de Türk adında bir ırk veya millet yokmuş.Eğer var deniliyorsa anayasanın tamamen bu yönde değiştirilmesi gerekir.Anayasa da ki “Türk” adı bir ırkı tarif etmez diyen MHP,CHP gibi partiler de hem fikirdir ki; Türk diye bir ırk ve millet yoktur!

Bence doğru değil ama , onlara oy verenler bu şekilde düşünüyorlar ise benim gibilere pek söz düşmez herhalde!

1921 Anayasası Türklük Tanımı (Osmanlıca)

Madde 88:- “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur v.s.”

1937 Anayasasın da ise bu madde, sadece günümüz Türkçesine çevrilmiş haliyle kalmıştır.
Madde 88.- “Türkiye’de din ve ırk ayırdedilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese “Türk” denir.”

1938 yılında Mustafa Kamal Atatürk vefat eder.Gerçi onun zamanında da Türk Irkı tabiri bizzat kendisi tarafından da dillendirilmekte olsa da ,ölümünden sonra bu süreç tam anlamıyla gerçekleşmeye başlamış ve resmiyet kazanmıştır.Örneğin;

1939 tarihinde yayımlanan,okullarda okutulan Yurt Bilgisi ders kitabında Türk’ün ne demek olduğunu tarif eden güzel bir yazı:

“Türk ırkı Brakisefal(kafatası şekli)’dir. Dünya üzerinde büyük bir tarih ve medeniyet yaratmış ve yaşatmış olan Türk ırkı benliğini en ziyade korumuş bir millettir. Türkler, tarihten önceki ve sonraki zamanlarda, yayıldıkları, göçtükleri geniş ülkelerde rast geldikleri ve yurtlarına komşu oldukları ırklarla karışmak mecburiyetinde kalmışlardır. Fakat bu karışmalar Türk ırkının kendine mahsus benliğini, vasfını kaybettirmemiştir. Ancak uzun zamanlar çokluk olan ırkların arasına karıştıkları vakit -bazı yerlerde- o ırkların içinde adlarını sanlarını ve dillerini unutmuşlardır. Türk Milleti bu suretle karıştığı ırkları yükseltmiş ve ilerletmiştir.”

1961 Darbe Anayasası ile din-ırk kavramı ve Türkiye Devleti tabiri nedense kalkıyor.

Madde 54- “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.“

BİRAZ GERİLERE GİDELİM!

Cumhuriyet döneminin ilk anayasası olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu(1921 anayasası), 20 Ocak 1921′de kabul edildi.”Hakimiyetin kayıtsız, şartsız millete ait olduğunu” vurgulayan ilk anayasaydı ve yönetim şekli de “halkın kaderini bizzat ve bilfiil idare etmesi” olarak düzenlenmişti.

29 Ekim 1923′te bu anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesiyle Cumhuriyet ilan edildi ve Cumhurbaşkanlığı makamı konuldu. Üç yıl üç ay yürürlükte kaldı. 

Anayasada vatandaşlık tanımının “Türklük” üzerinden yapılması, 1924 Anayasasına konulan “Türkiye’de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese ‘Türk’ denir” maddesiyle başladı. “TÜRK” adında bir millet ve ırk olmadığı resmen tescillenmiş oldu!

Komisyonun Fransa II. Cumhuriyeti ve Polonya Anayasası’ndan yararlanarak hazırladığı tasarı mecliste görüşüldü; bazı maddeleri değiştirilerek 20 Nisan 1924 tarihinde kabul edildi.

Bu anayasa da “Türklerin Hukuku Ammesi” başlığı altında sadece klasik ve bireysel hak ve hürriyetler tanınıyor; sosyal haklara yer verilmiyordu.

İLK HEDEF İSLAM VE DİN!

1924 Anayasası, yedi defa değiştirildi. 1928′deki ilk değişiklikle Anayasa’da bulunan dini ibareler çıkarıldı. Anayasanın, “Türkiye Devleti’nin dini İslamdır, resmi dili Türkçedir, makkarı Ankara şehridir” şeklindeki 2. maddesi, “Türkiye Devleti’nin resmi dili Türkçedir; makkarı Ankara şehridir” biçiminde değiştirildi.

1938 -Mustafa Kamal vefat etti, 7 yıl sonra Darbe geldi!

1960′a kadar yürürlükte kalan 1924 Anayasası döneminde, fiili siyasi rejim, anayasanın öngördüğü meclis(halk) hâkimiyeti sisteminden farklı oldu.

HAKİMİYET-İ MİLLİYE HALA RAFTA!

1945 yılına kadar tek parti (Cumhuriyet Halk Partisi) rejimi hâkimdi. Siyasi kuvvet, mecliste yani halkta değil partide, özellikle hükümette ve partinin yöneticilerindeydi.

Anayasa, 27 Mayıs 1960 darbesiyle yürürlükten kalktı.

Bu anayasanın yargı alanında getirdiği önemli bir yenilik, Yüksek Hakimler Kurulu oldu. 1961 Anayasası, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Uyuşmazlık Mahkemesi gibi yüksek mahkemeleri de düzenledi.

1961 anayasasının yargı alanında getirdiği önemli yeniliklerden bir diğeri, kanunların Anayasa uygunluğunu denetlemekle görevli bir Anayasa Mahkemesi‘ni kurmasıydı.

Anayasanın yeniliklerinden bir diğeri de, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri arasına “sosyal devlet” kavramını eklemesiydi. Buradaki “sosyal devlet” ilkesi, 1924 Anayasası’ndaki kişisel özgürlükler için garanti sağlayan devlet düzeninden farklıydı.

12 EYLÜL 1980 DARBESİ

Darbe ile gelen 1961 Anayasasında, “Devlet şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez” maddesi yer alıyordu. 1980 Darbesiyle de 1981 anayasası ile birlikte değiştirilemez maddeler artırıldı.

1982 Anayasası’na göre, Türkiye Cumhuriyeti “toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.”

İnsan haklarına dayanmasa da haklara Saygılı ve Milliyetçi bir devlet! ?

1961 Anayasasındaki “insan haklarına dayanan devlet” anlayışı, 1982 Anayasası’nda yerini “insan haklarına saygılı devlet” anlayışına bıraktı. 1982 Anayasasında “temel hak ve özgürlüklere sınırlama” getirilirken “güçlü iktidar anlayışı” hakim kılındı.

Kaynaklar:

http://www.barobirlik.org.tr/calisma/ha ... ayasa.aspx
http://www.belgenet.com/yasa/k4709.html
http://www.anayasa.gen.tr/1961anayasasi.htm
http://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa21.htm
http://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa24.htm
http://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa61.htm
http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/1113.html


Soner DAUR
CERKES.net

Çarşamba, 30 Mayıs 2012 21:01 tarihinde güncellendi

Kopyacı Zihniyet

E-posta Yazdır PDF

yalcin.21-300x199Bu aralar birilerinin Çerkeslik anlayışı ile bu ülkede ki baş ağrısı Türklük anlayışı hemen hemen aynı düzleme nihayet oturdu. Gerçi, yarın birgün kendilerini başka birilerine de benzetebiliriz.

Çünkü ne zaman ne söyleyecekleri belli değil.Yarın bakarsınız başka birilerini örnek alıp yazıp çizer, insanlara yol göstermeye kalkarlar.Yani hangisi tutarsa!

Kendilerine hayrı olmayan bu şahıslar Kaf-Fed başkanlığına da soyunabiliyor,hatta bu işi maaşlı memurluk olarak görebiliyorlar. Kaf-Fed böyle bir örgüt çünkü.Nedense bir dediği diğerini tutmayan,T.C de başka RF’de başka konuşan insanlar böyle bir örgüte başkan adayı olup görev alabiliyorlar.Çerkesler açısından ne kadar da acıklı bir durum.

Neyse, biz gelelim asıl meseleye.

Çerkes ve Çerkesya isimleri üzerinden tartışan bir millet düşünün ve o milletin adınında Çerkes olduğunu! bunlar harbiden kafayı yemişler diyeceksiniz.

Herşey ortada iken, neyin doğru ve yanlış olduğu biliniyor, belgeleri ile ortada iken, neden bazı insanlar bunları kabul edemiyorlar? Bir insan gerçeği kabul etmiyorsa, en basitinden işine gelmiyordur.Acaba durum bu kadar basitmidir? Bu insanların zeki,aklı başında insanlar olduğunu kabul ediyorsak, hiçte mantıklı değil.O zaman sorun nerde, kimde? Sorun Çerkes,Çerkesya adlarında mı, yoksa bunların derdimi başka?

Çerkes ismi ne idiğü belirsiz bir isim mi? Çerkesya , neresi tam olarak belli olmayan, mazide kalmış ve unutulmuş bir isim mi acaba? Yada Kafkaslarda kazı yapmışlarda, bir kral mezarı üzerinde Çerkesya ibaresine mi rastlamışlar? Acaba bu kral mezarı Adıgey’de bulunduğu içinmi, sadece Adıge(Çerkes) halkı bu adı sahipleniyor?

Hiçbiri değil diyorsak, gelin şu yazıyı en basitinden bir analiz edelim.

Çerkes kim, Çerkesya neresi? Kendileri hele bir anlatsın, bizde yorumumuzu yapalım.

Y.K: Bugün Çerkes kelimesi RF’da ve oradaki devlet yapılarını tartışmasız doğru kabul edenlerde Adığe halkını ifade etmek için kullanılır. Diyasporada ise genellikle Çerkes = Adığe kelimesi pek karşılık bulmaz.Bunun yerine Çerkes = Adığe, Abaza, Ubıh ilk kabuldür.

Cevap: Hangi diaspora da? Türkiye’de mi? Türkiyede acaba Çerkes= Adıge anlayışı ne zaman yok edildi yazar biliyormu? Bu ülkede ilk var olduğumuzda, örgütlendiğimiz de Çerkes=Adıge mantalitesi ile örgütlendik.Hala da aklı başında herkes bunu böyle bilir.Bunu kim inkar edebilir acaba? Çerkes Teavun Cemiyetinin kullandığı dil hangi dildi sayın yazar? Şimal-i Kafkas derneği tüm Kafkasyalılara Çerkes mi diyordu? Ubıhlar hangi dili konuşuyordu? Bu Çerkes(Adıge) örgütlerinde yer alan Abazalar nerenin Abazaları idi? Çerkesya’nın mı, Abhazya’nın mı Abazaları idiler? Sizlerden ala Kafkaslı bilinci olan İsmail Berkok Paşa, Çerkesleri tarihsel olarak tarif ederken ” Tarihi Çerkes kavmi, Batı Kafkasya sekenesidir!”,”yani batı Kafkasya halkıdır” dememişmiydi? O dönemler Abhazlar,Osetler nerede yaşıyorlar dı beyefendi?

DİLİ FARKLI OLAN HALKIN İSMİ DE FARKLIDIR

Diğer sözlerine gelmeden önce, Çerkes’in ne olduğuna karar verelim.Bu bir halkın adımıdır, bölgesel bir admıdır(Kafkaslı gibi)? Herkes hem fikirdir ki “Çerkes” bir halk adıdır.Bu konuda bir tartışma yok gibi gözüküyor.Şunuda bilmek gerekir ki, bir halka isim verileceği zaman o halkın konuştuğu dile bakılır.Dili farklı olan her halkın ismide farklıdır.Dilleri farklı olup Çerkes gibi tek bir isimle anılan bir topluluk dünyada yoktur.

Dili Adıgabze(Çerkesce) olan halkın adı Adıge(Çerkes)’dir.Dili Abhazca olan halkın adı Apsua(Abhaz)’dır.

Bir halkın adına Çerkes diyorsunuz ve o halk nasıl oluyorsa 3-4 tane birbiriyle alakasız farklı dil konuşabiliyor? Böyle saçma birşey olabilir mi? Nerde var bunun gibi bir örnek?

Çerkes bir halkın adı ise, Çerkesya nedir peki? Kafkaslar gibi coğrafik bir bölge adımıdır? Değil diyorlar/diyoruz.Madem öle, bu ülke hangi baskın unsurun ve dilin egemenliği altında kuruldu? Bu ülke kurulurken Adıgeler dışında kalan Ubıhlar ve Abazalar(Çerkesyalı Abazalar/Abazinler) Çerkesce(Adıgabze) bilmiyorlarmıydı? Bayrakları tek değilmiydi?

Y.K : Bilindiği gibi, bilim adamları(ya da insanları) Çerkes kelimesinin kökeni hakkında da onlarca farklı tez ortaya atmışlardır.

Cevap: İşte sorun burda.İnsanlar Çerkes’in nerden geldiğini tartışıyorlar.Çerkes adının kimleri temsil ettiğini değil.Diğer konuda Çerkes bir ismin Türkçesidir.Çerkes adı Türkler tarafından uydurulmadı.Bunu da anlamak gerek.

Y.K: Çerkeslere gelince, bu topluluk da binlerce yılda aynı şekilde oluşmuştur. O kadar çok kavimle savaş ve ticaret ilişkisi kurulmuştur ki, Kafkas çoğrafyasında bugünkü insanların etnik yapısı tam bir karışım ve kaynaşımla ortaya çıkmıştır. Kafkas coğrafyasının en tartışmalı kelimesi olan Çerkes de böyledir. Yani halk gibi kelimenin kökeni de karışım ve kaynaşım sonucudur.

Cevap: Formül üstüne formül üretmek için bir insan neden bu kadar kıvranır? Kafkasyacılık oyununa daha neleri alet edecekler merak ediyoruz.Bir millettin adı ile,tarihi ile bu kadar oynanır mı? Bu hakkı onlara veren kim? Şartlanmış bir şekilde yorum yaparsanız zaten bu tezinizi baştan çürütür.Örnek kitaplar veriyor birde.Mesela, “..Çerkes ulusunun oluşumunda İskit, Sarmat ve Alan kabilelerinin büyük bir etkisi vardır…” diyen bir yazıyı gösteriyor.Bunlar kimlerin atası ki? Alanlar Osetlerin atası ise Çerkes adı Osetleri de kapsamak mı zorunda oluyor? Böyle saçma bir mantık olabilir mi? Mesela biz Gürcüleri kültürel olarak etkiledik diye Gürcüler Çerkes mi olacaklar? Bu kafa yapısının bizi Türkleştirmeye çalışan sistemden ne farkı vardır? 

O kadar kitap okumuş ve şu sonuçlara varmış kendisi!

1- Çerkes kelimesi ve ulusu tek etniğe (Adığe) indirgenemez ve Çerkesya sadece Adığeler’in ülkesi değildir; olmamıştır.

Cevap: Çerkesya sadece Adıge’lerin(Çerkeslerin) ülkesi diyen oldumu bilemiyoruz. Hiçbir Çerkesya yurtseveri,Çerkesyalı ve Çerkes=Adıge diyenler böyle dememiştir. Çerkes , Adıgabze(Çerkesce) konuşan halka denmiştir ve denir zaten, yukarda açıkladık.Çerkesya’yı oluşturan Adıge harici halklarda Çerkesce(Adıgabze) konuşuyorlardı, kültürel olarak birdiler.Bayrakları da birdi! Bu halklar Çerkesler,Ubıhlar ve Abazalardır.Osetler Çerkesyalı değildiler ve dilleri de farklıdır.Çeçenlerde ha keza öledir.Kurucu unsur ve dil Çerkesdir, Adıgabzedir,Adıge’dir.Dolayısıyla Çerkes, Adıge demektir.Ubıhların tamamı Çerkes olarak anılabilirler çünkü tamamen Çerkesyalıdırlar.Aslen Ubıh şehri olan Soçi Çerkesya’nın Anapa’dan sonra ki son Başkentidir..Abazalar ise öle değil, bir kısım kabileleri Çerkesya sınırları içinde, Adıgelerle iç içe yaşadılar.Uzunca anlatmaya gerek var mı?

2-Çerkesya sadece Adığe, Abaza ve Ubıhlar’ın ülkesi de değildir; olmamıştır.

Cevap: Hangi kitapta bunun böyle olmadığı yazıyor çok merak ettim.Yoksa siz işinize geldiği gibi mi anladınız yazılanları? Çerkesya tüm Kafkaslıların ülkesi herhalde, öylemi? İlk Çerkesya bayrağında ki 7 yıldız da 7 Kafkaslı bölgeyi temsil ediyordu galiba(Adıge ülkesi,Abazalar,Çeçenya,dağıstan v.s.) bumudur? Artık bayatladı bu espiri, ayıptır!

3-Çerkesya denen ülkede tüm Kuzey-Batı ve Orta Kafkasya halkları yaşamıştır; yaşayacaktır. Daha eski haritalarda ise tüm Kuzey Kafkasya’nın Çerkesya-CIRCASSIA olarak tanımlandığını da hatırlatmak gerekir.

Cevap: Kuzey Batı tamam da, bu Orta kafkasya halkları kim oluyor? Kabarda bölgesi olabilir mi? Yoksa Osetya da dahilmi buna? Çerkesya(Adıge ülkesi) nin toprakları zaten Terek nehri boyunca uzanıyordu tüm Orta Kafkaslar boyunca.Eski haritalara gelince, hangi tarihli haritalardır bunlar? 1000 lere kadar giderseniz Çerkesya ülkesi Kırım’a,Don nehrine kadar uzanıyor.Sizin kafa ile gidersek işimiz yaş yani.

ÖZENTİ AYDIN MODUNA GİRİYOR ŞİMDİ.BENİM BERKOK PAŞADAN,FETGEREYDEN NE EKSİĞİM VAR.BENDE YORUM YAPIYORUM DİYOR VE ÇERKES ADININ NERDEN GELDİĞİNİ AÇIKLAYIVERİYOR.

4-Çerkes kelimesi çağdaş Osetler’in atalarından Sarmatlar’ın önemli bir kolu olan SİRAK halkları ve yerli(otokton) KAS halklarının birlikte oluşturdukları bir kelime olabilir ve Çerkesler karışık bir halktır. Yani, SİRAK+KAS, SİRAKAS, SİRAKES’ten dönüşen kelime ve halklar bütünü olan ÇERKES.

Cevap: Anlaşıldı.Amaç bu olunca, herşey herşeye benzetilebilir.Beyefendi illa kendi kafasına göre Kafkaslılık yapacak ya, Osetler üzerinden giriyor konuya.Peki Çeçenler,Abhazlar nerde? Sadece Osetler ile Çerkeslerin atalarımı karıştı? Sirakes zaten Çerkeslerin ataları olan halkların kuzey komşusu bir halkın adıdır.Karışmış bir halkın adı değildir.Sirak diye bir halk adı tarihte yok ama Kaslar var.Kaslar ile karışana kadar bu halkın adını bilen yokmuydu ki karışınca Sirakes adı duyulur oldu?Çok mantıksız ve boş izahatlar bunlar. Adıgelerin o dönemki bazı kabilelerinin Sarmatlaştığını bir kaç kaynakta okuduk, biliyoruz. Belkide bu Sirakesler bu Sarmatlaşan Adıge(Çerkes) kabilelerinden biridir.Bu daha mantıklı olurdu en azından ama bu onları Sarmat yapmaz.Hele hele Osetleri Çerkes hiç yapmaz.O zaman sizde Türkleştiniz, Türksünüz.Kabul ediyormusunuz?

5- KAS kelimesi tüm Kafkasya’da tarih boyuınca ve bugün hep var olagelen, otokton halkları da tanımlayan bir kavramdır. Sirkas; Çerkas, Kasbek, Kasbi, Kasog ve Kafkas kelimeleri bunlardan bazılarıdır.

Cevap: Bu saydığınız tüm isimler Çerkes(Adıge) halkının çeşitli dönemlerde kullanılagelen ve kullandığı isimlerdir.Ruslar 1200 lü yıllarda Kuzey Adıgelerine(Çerkeslere) Kasog diyordu, o Çerkesler kurdukları ülkeye de “Cherkasy” adını vermişlerdi.Ukrayna tarihinde Cherkasami olarak anıldılar ve Ukrayna’da Cherkasy adında bir yerleşim yeride mevcuttur.Hatta Ukrayna tarihinde bu şehrin kuruluşu anlatılırken Çerkeslerden açıkça bahsedilir, tarihi şehir armalarında da bizdeki gibi 3 çapraz ok figürleri mevcuttur.Kısacası Kas eki ile başlayan ve biten tüm isimler Çerkesceden(Adıgabze) geçme isimlerdir.Çünkü binlerce yıl hakim unsurdu bu halk o coğrafyada.

7- Bazılarının Türki dil konuştukları için kendilerinden kabul etmek istemedikleri Karaçay- Balkar halklarının tarihteki adlarından birisi ALAN, diğeri de DAĞ ÇERKESİ ve KARA ÇERKES’tir.

Cevap: Ona bakarsanız L. Kosswig Karaçayları bir dönem “Karaçay Kabartayları” olarak tanımlamıştır.Yoksa Kabartay adıda Karaçayları temsil ediyor olmasın? Böle mantık olurmu Allah aşkına…

İŞTE AĞIZDAKİ BAKLA BURDA GİZLİ!!

Y.K: Yeni Dünya’da, Rusya Federasyonu’nun gittikçe merkezileşen yönetim yapısında artık tek başına hiçbir halkın ayakta kalma şansı kalmamıştır. Kafkas halkları bir arada düşünmek ve birlikte davranmak zorundadırlar.

Cevap: Size göre ise bunun mümkün olması için Herkesin Çerkes olması gerekiyor.Bumudur yani çözüm öneriniz? Walla pes!!!!

Bu kafa ile bırakın diasporayı, Kafkaslar da sizleri kale alacak bir tane aklı başında adam çıkar mı acaba? Hedef kitleniz aklı başında olmayan,cahil,kafası pek işlek olmayan kalabalıklar ise ancak T.C sınırları içinde kendinize bir kaç yüz yandaş bulabilirsiniz.Reklamınızı yapsalar sizlere yetecek diye bir izlenim edindim, belki de ben yanılıyorumdur.

GERÇEKLERİ YOK SAYIP, OLAYLARI VE NESNELERİ KENDİ DÜŞÜNCENİZE UYDURMAK DEMEK, YAPAY VE ZORLAMA BİR GİDİŞATA İŞARETTİR.MÜMKÜN OLMASA DA HERKESİ ÇERKESLEŞTİRMEK DEMEK, AYNI ZAMANDA DİASPORADA Kİ BASKIN KÜLTÜR VE REJİMLERE DESTEK ÇIKMAK DEMEKTİR.EN ÖNEMLİSİ BİLEREK YAPILAN BU İŞİN SONU İSE HAİNLİKTİR!

MALUM YAZARINDA YAZISINDA İTİRAF ETTİĞİ GİBİ SAÇMALAMAK BEDAVA OLABİLİR AMA BU HALKIN GELECEĞİ İLE OYNAMAK O KADAR BELEŞE MAL OLMAZ!

Hepimiz Kafkaslıyız.Çerkesler,Abhazlar,Gürcüler,Çeçenler,Osetler v.s. Başka tanıma ihtiyacımız olacağını sanmıyorum.

Saygılarımla

Soner DAUR
CERKES.net


Çerkesin Derdi Herkesi Gerdi

E-posta Yazdır PDF

adigey-bakrakEn başta nedense bizleri ve sonra herkesi.Bizleri germesinin nedeni de gene bizleriz, bir başkası değil.

Ben sanırdım ki bizimkiler görüş farklılıkları nedeniyle hep ayrışıyorlar, ortak hareket edemiyorlar. Sonra baktık ki, durum hiç öle değil.Çerkeslerin,farklı olsa da örgütlerinin demokratik talepleri hemen hemen aynı.Kürt temsilcileri,örgütlerinde olduğu gibi bariz talep farklılıkları yok.Yani, sanırım ilk defa bizde birinin ak dediğine öbürleri kara demiyorlar.

Kaf-Fed’in mecburiyetten doğan siyasal talepleri ile bir diğer girişim ÇHİ’nin talepleri hemen hemen aynı.Sadece o kadar da değil,kendine Çerkes’im diyen kimi çevirseniz bu taleplere “EVET!” diyecektir.Hatta çok yetersiz diyenler bile çıkacaktır.

Peki o zaman, sorun nedir?

Yoksa sorun atadan kalma,sadece Çerkes olanın anlam verebildiği dik kafalık mıdır?

Yoksa korku mudur?

Yoksa birilerinin elinde taşeron olmak, insanı bu kadar mı yozlaştırır.(Tüm bu demokratik taleplere karşı çıkan Birleşik Kafkasya Hareketleri gibi.Birkaf Federasyonu,Bir-Kaf Konseyi v.s.)

Bu durumda saygı duyabileceğim tek örgüt Bir-Kaf oluyor.Çünkü adamlar netler, “bizim devletten anadil,kimlik,kültürel konularda bir talebimiz yok” diyorlar.Bu kafa yapısıyla sadece Akp değil Mhp ve Chp’ye de göz kırpıyorlar, çünkü bu durum hepsinin işine geliyor.Talepleri olsa şaşardık gerçide, net oldukları için kendilerini tebrik ediyorum.Asker emeklisi Birkafçı Sönmez Can’ın Türk-İslam birliği hayalini anlattığı makaleyi okuduktan sonrada bu örgütün artık saklanacak, inkar edilecek bir tarafı kalmadığını anlamış bulunuyoruz.

Bu yazıdan başka şeyleri de anlıyoruz aslında.Oda Türk-İslam Birliği davasına hiçte uzak olmadığını bildiğimiz AKP ile Birkaf’ın Çerkes meselesine olan uzaklığı da aynı. İkisi de bu talepler ve Çerkes kimliği konusunda hiçte birşey yapma,konuşma isteğinde değiller.Bugüne kadar hep bir demogoji ve zaman kazanma, oyalama taktiği uygulandı AKP tarafından.AKP’yi diğer partilerden ayıran tek şey, bu olaylara karşı değillermiş gibi görünmekten ibaret.İş talebi yapan Çerkes’e, “biz sizi sonra arayacağız” diyen sekreter modunda.

Anladık ki, amaçları sadece Kürtleri bir şekilde pasifize etmek, hizaya sokmak, en az zararla bu meseleyi sonuca ulaştırmak.Bunu yaparken de elden geldiğince az bir takım tavizler vermek. Bu çalışmaların bariz bir şekilde Kürtleri hedeflediği, demokratik açılımın nedeninin Kürt sorununu ortadan kaldırmak olduğu sanılmasın diye de araya Çingeneler,Aleviler gibi unsurları da eklediler.Çerkesler,Lazlar değil de neden Çingeneler peki hiç düşündünüz mü?

Neden olacak? Çingeneler Çerkesler,Lazlar gibi milli bir tavıra sahip değiller.Dil talepleri zaten yok.Tek dertleri kültürlerini özgürce yaşamak istemeleri ve ikinci sınıf insan muamelesi görmemeleri.Türk olarak anılmak konusunda da bir sorunları yok zaten.Çünkü, kimse onlara Türk muamelesi çekmiyor/çekmek derdinde değil.

Yani AKP,MHP,CHP hiç farketmez; bu partilerin kendini “Türk olarak tanımlamaktan imtina edip,kimliğine sahip çıkan” halklar ile (Kürtler zorakidir) hiçbir alışverişe yanaşmadıkları ve yanaşmayacakları açıktır.Çünkü korkaktırlar, eziktirler!

Bu partiler arasında revaçta olan sorun Kürt siyaseti konusunda ki görüş farklılıklarına dayanıyor.Diğer konularda az çok hem fikirdirler ve biri diğerinden aşağı kalmayacak şekilde Türk milliyetçisidirler.AKP’nin kendine yakın gördüğü ve hedefinde olan tek siyasi akım da MHP, daha doğrusu MHP’nin hitap ettiği halk kitlesi.Bu kitleyi İslam-Türk sentezi dahilinde yer almaya ikna ettikleri zaman işleri hallolacak.CHP ile ayrı düşmelerinin de tek nedeni bu Dinci refleksleridir,gerçi oda pek dinci sayılmaz,sadece lafttadır.Ama MHP ve şuanki temsilciler halkını ve oyunu kaymetmemek/ AKP’ye kaptırmamak için AKP’nin İslamcı sızmalarına karşı tedbirler almakla meşgul.Bunun son örneğini okullarda Kur’an Dersi,din dersi konularında gösterdiler ve destek verdiler bu girişime.Yani, CHP gibi İslama uzak bir görüntü vermemeye özen gösteriyorlar.Biliyorlar ki, MHP nin azalan oyu büyük oranda AKP’ye kayıyor.

Farklılarmış gibi görünen bu siyasi partilerin ve düşüncelerinin temelde nasıl benzer olduklarını sanırım anladık.

Ne kadar birkaç nüans farkları olsa da temelde aynı olan bu siyasi partilere nazaran biz Çerkesler’in kendi içlerindeki sorunu nedir peki?

Bence sorun, iyi niyetle düşünürsek temsil yetkisidir.Ben merkeziyetçi akıl mantık almaz tavırlarıdır.Yoksa ayrı örgütlenip, aynı talepleri dile getirmelerinin başka mantıklı bir açıklaması olamaz.

Ben dahil kimse de , bu ayrışmaların samimiyetsizlikten kaynaklandığını düşünmek istemiyor sanırım.Yani Birkaf gibi birilerinin güdümünde olup olmadıkları konusunda kuşkuların olması bize hiçbir fayda sağlamaz.En azından Bir-Kaf kadar açıkça bunu belli etmediklerini var sayıyoruz.

AKP nasıl ki MHP’nin halk kitlesini ele geçirmek derdinde ise, Kaf-fed de ÇHİ ve diğer Çerkes örgütlerinin çalışmalarını ve kitlesini ele geçirmek,tek elden yönetmek yada kendisi siyaset yapmak derdinde.”Biz varken sizemi düşer” demek için Kaf-Fed’in Siyasi bir kurum olması gerekir.Çünkü Kaf-Fed siyaset yapmadı bugünlere dek.O nedenle ÇHİ’ye tavır alması yanlıştır.

Kaf-Fed insanlarını ÇHİ’ye kaptırmak istemiyor/siyaset yapmak istiyorsa yapacağı tek şey tamamen onlara karşı olmak yerine belli konularda onların suyundan gitmek ve siyasi oluşumlar gerçekleştirmek zorundadırlar.Zaten, bu konuda ayrı da olsa bir takım faaliyetlere giriştiler ve talepler noktasında benzer şeyleri söyledir ama Kaf-Fed imzasıyla tabiki!.ÇHİ’yi Hainlik ile suçlayan çevrelere de sadece lafta kalsa da karşı tavır aldılar.Ancak hala ortak hareket etmemek konusunda inat ediliyor.21 Mayıs Çerkes Soykırımının nerede nasıl anılacağı konusunda ortaklaşa iş yapamamak gibi bir garabet var toplumumuzun başında.Yapılacak şey belli ve aynı olsa da nedendir bilinmez, yinede ayrışabiliyoruz.Böyle saçmalık olamaz, ayıptır, rezilliktir!

Çerkesya Yurtseverleri(Yurtseverliği) de Kaf-Fed’in en kısa zamanda ilişkiye girmesi gereken bir kitleye sahip.ÇHİ ve Kaf-fed’den farklı olarak öze dönük ve anavatan Çerkesya ve Çerkes(Adıge) diasporası eksenli faaliyetleri ile ilerki zamanlarda Kaf-Fed’in karşısında en güçlü ve tek Çerkes(Adıge) örgütü olma yolunda ilerliyorlar.Çünkü, toplumumuza ve özellikle Kaf-Fed içerisindeki Çerkeslere etkileri her geçen gün meyvelerini veriyor.Bunun dışında birçok konuda da Kaf-Fed’in üstüne çıkmış durumdalar.

Kaf-Fed ilerde kendisine pahalıya mal olacak şeyler yaşamak istemiyorsa, Çerkes tanımı ve anavatan Çerkesya konusunda kesinlikle kafa değişikliğine ihtiyaç duymak zorunda.Buna karşı olmak bir gerçeği inkar etmek demektir aslında.Çerkes(Adıge)lerin artık örgütlenmelerini tamamlamaları gerekiyor.Cumhuriyet öncesi Çerkes Teavun ile başlayan Çerkes(Adıge) örgütlenmesi yerini 1920 lerin “Birleşik Kafkasya,Kafkasyalılık” akımına kaptırmıştı.Bu süreç artık miadını doldurmuştur ve öze dönüşün bir an önce gerçekleşmesi gerekiyor.Bunun sinyalleri “Çerkescenin ve Çerkes kimliğinin gerçek sahiplerine verilmesi, anavatan Çerkesya bilincinin yerleşmesi, derneklerin isim değişikliği, Çerkes isimli derneklerinin kurulması, Kaf-Fed harici örgütlere anavatandan destekler, ziyaretler, Çerkes Kadınları Teavun Cemiyetinin kurulması” ile verilmeye başlandı ve Kaf-Fed’de gördü ki, işler kendilerinden bağımsız da gayet yürüyebiliyor.Eğer samimi iseler buna alışmaları gerekir çünkü, Çerkeslik kimsenin babasının malı değildir.Bu örgütleri kendi bünyesine katmak derdine düşmek yerine, bu faaliyetleri desteklemek ve kafa yapılarını değiştirmek gerektiğini anlamak zorundalar. Türkiye Osmanlı hayaline girerken ve tarihine sahip çıkarken, biz Çerkeslerde Osmanlının son dönemlerinde faaliyet gösteren ve Faşist Türkçü rejim ile sona erdirilen Çerkes örgütlenmelerine ve bilinçli,faal ve öze dönük anlayışa geri dönmeliyiz.

Atalarımızdan kalan miras budur.Yaşadığımız ve kurucu unsur olduğumuz devletlerde demokratik haklarımızı savunmak,Çerkes kalmak ve sonra yarım kalan işimizde Çerkesya’ya dönmektir.

Bu yolda ve davada tüm camiamıza,derneklerimize,halkımıza kolaylıklar olsun!

Evet Çerkes’in derdi herkesi germiştir, germek zorundadır.Kimse bu halka uşak muamelesi çekemez.Zamanında peşinden koşulan, yardım dilenen halk şimdi itilip kakılıyorsa, bu kendini Türkçü zanneden zevatın ne kadar kişiliksiz ve ruhsuz olduğunun kanıtıdır. Bizler ne CHP’nin ukala vekilleri(1) dedi diye kimliğimizden ne de MHP’nin utanmaz sözcüleri(2) dedi diye “vatanımız var diye dilimizden” vazgeçmeyeceğiz.AKP gibi ağzımıza bal çalanları da görüyoruz, biliyoruz.Bu böyle biline!

Herkes Haddini bilecek! Başta Çerkesler ve Abhazlar.

Allaham Adıge Lhepkır Yixume!

Allah Çerkes Milletini Korusun!

Thaşüğapseou

Soner DAUR
CERKES.net

(1) CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, bir konuşmasında CHP Genel eski Genel Başkanı Deniz Baykal ve eski Genel Sekreter Önder Sav’ın Çerkes olduğunu hatırlatır(Öle olmasa da). Söylediklerine kulak verelim şimdi: “Kendimizi Türk kimliği ile ifade etmemiz lazım. Anadili eğitimi talebi, radyo ve tv talebi, farklı kimliklerin tanınması talebi bölücülükle eşdeğer taleplerdir. Biz Türkiye’nin kaynaklarının bu kadar etnik dilin öğretim, eğitimine harcanmasını gereksiz görüyoruz. Türkiye’nin buna gücü yoktur. Biz kaynaklarımızı matematik, İngilizce diğer yabancı dillerin öğretimi, eğitimi için harcayalım.”

(2) MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Çerkeslerin taleplerine şöyle bir göz atmış ve talepleri tehlikeli bulmuş. Oktay Vural, MHP’de pek çok Çerkes bulunduğunu söyleme ihtiyacı hissetmiş. Bildirgede yer alan taleplerin Çerkeslerin talebi olduğuna inanamamış. Şöyle demiş: “Çerkesler bunu duyarsa muhakkak size karşı çıkarlar. Çerkeslerin böyle bir Çalıştaydan haberleri olduğunu da zannetmiyorum. Olsaydı mutlaka buna engel olurlardı.”

Sayfa 1 - 8

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »