Thursday, Aug 21st

Son Güncelleme:11:37:28 PM GMT

BuradasIn: Anasayfa

CERKES.net | Çerkeslerin Anasayfası | Çerkes | Kafkasya | Çerkez | Adige | Kafkas |

Çerkesler uğradıkları sürgünün gündeme alınmasını talep ediyorlar

E-posta Yazdır PDF
Soçi : Çerkesler uğradıkları sürgünün gündeme alınmasını talep ediyorlar.

Cem Özdemir Avrupa'daki Çerkes Federasyon temsilcilerini, Rusya hükümetine olan talepleriyle ilgili görüşmek ve Soçi'nin otokton halklarına dikkat çekmek üzere çarşamba günü bir Basın toplantısı düzenledi.

Rusya, geçmişiyle yüzleşebilme fırsatını kaçırıyor. 15/01/2014

Geçtiğimiz günlerde Soçi olimpiyatlarına katılımını iptal eden Cumhurbaşkanı Gauck, bu kararıyla siyasi tartışmalara sebep oldu. Gauck un kararının sebebi, Rusya'daki insan hakları ihlalleri olduğu seklinde yorumlanırken, Çerkeslerin tarihinin de bu bağlamda ele alınıp unutulmaması gerektiği de düşünülebilir.

Çerkesler Çarlık Rusyası tarafından sürüldü

Bu yıl Çerkeslerin Çarlık Rusya ordusu tarafından Soçi ve civarından sürülüsünün 150. yıl dönümü. Olimpiyatların resmi açılış programında, bu gerçeği yansıtan ne bir anma ne bir anıt, nede Soçi kentinin Çerkeslerle anıldığına işaret eden herhangi bir bölüm yok. Cem Özdemir'in bu konulardaki taleplerini kendileriyle görüşmek üzere düzenlenen basın toplantısına davet ettiği Tarihçi Gülay Gün, Avrupalı Çerkes Dernekleri Federasyonu temsilcisi Ö. Fauk Tamzok ve Avrupalı Çerkesler Federasyonu EUROXASE temsilcisi Timur Shogen konuyla ilgili görüşlerini dile getirdiler.

Gülay Gün söyle dedi : Biz Soçi'de yapılan 2014 Olimpiyat oyunları hazırlık sürecinde kendimizi bir halk olarak çok ihmal edilmiş hissettik, olimpiyatların Soçi'de yapılıyor olmasını, tarihimizi bilerek düşündüğümüzde, bizlerde yüzümüze atılmış bir tokat etkisi yaratıyor, Soçi bizim için 1864 yılında Çar ordularına yenilen Çerkeslerin 19 yy. in en büyük sürgününü yasamak zorunda bırakıldığımız tarihsel başkentimiz ve yapılacak olimpiyat açılış törenlerinde Soçi'nin işgalinin 150. yıldönümünün o günü hatırlatırcasına, resmi geçitlerle kutlanacağını duymak bizler için aşağılayıcı bir durumdur. Biz Çerkesler sürgün travmasının izlerini henüz unutabilmiş değiliz, sonuçta o topraklarda başlayan acı dolu sürgünde 1 Milyon insanımızı kaybettik.

Rusya azınlık grubu, sürgünün konu edilmesini talep ediyor.

Gülay Gün söyle diyor: Çerkes halkı şiddeti ret ediyor ve en doğal olan haklarını, hukuk, demokrasi ve insan hakları çerçevesinde talep ediyor, bu bağlamda 2013 sonlarında Wolgorad ta yapılan terör saldırılarını kınıyoruz ve bu tür eylemlerle kesinlikle anılmak istemiyoruz.

Federasyon temsilcileri Timur Shogen ve Ömer Faruk Tamzok Rusya yönetimine taleplerini söyle yöneltiyor.

1- 1864 Soçi işgalini yansıtan resmi geçitin iptal edilmesi. 2- Rus yönetimiyle eşit seviyede yapılacak görüşmelerde, sürgün döneminin tarihsel boyutlarıyla ele alınıp, günümüze olan etkilerine kadar islenmesi. . 3- Tarihin gerçeklere dayalı olarak yeniden ele alınıp, üzerinde çalışılması. 4- Suriyeli Çerkeslerin, en kısa zamanda, gerekli kararlar alınarak anavatanlarına dönebilme imkanlarının ve oradaki entegrasyon sürecinde desteklenmelerinin sağlanması.

Cem Özdemir son olarak şunları söyledi: Rus hükümetinin Olimpiyat oyunlarıyla birlikte eline gecen bu fırsatı, tarihiyle yüzleşebilme amacıyla kullanmıyor oluşu çok üzücü, oysa bunun Sydney ve Vancouver olimpiyatları gibi olumlu örnekleri var, bu ülkeler olimpiyat etkinliklerini tarihleriyle yüzleşebilmek ve otokton halklarını tanıtabilecek bir fırsata dönüştürmekte basarılı olup, olumlu sonuçlar almıştır.

Sonrasında tekrar söz alan Ö.Faruk Tamzok. Olimpiyat oyunlarından sonra, açılan bu zaman penceresinin kapanmamasını umduğunu, başlanılan bu sürecin, gelecekte tarihi gerçeklerin objektif şekilde araştırılarak Çerkeslerin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunulacağını dilediği söyledi.

Kaynak: http://www.gruene.de/themen/buergerrechte-demokratie/sotschi-tscherkessen-fordern-aufarbeitung-ihrer-eigenen-vertreibung.html

Çeviri: Timur Shogen

İnternet Çerkesler İçin İcat Edilmiş-Komplo Teorileri-1

E-posta Yazdır PDF

Evvel zaman içinde kalbur saman üstünde develer tellal iken pireler berber iken Evren paşa nitekim demokrasinin kestanesini rap rap çizer iken, Akifiye köyünde Esme hanımın barakalarında dedelerimizin ve ninelerimizin anlattığı hikayelerden ibaretti aklımızdaki Çerkesya.

Çocukluk bu ya : Anlatılan hikayeler kadardı bilgilerimiz. On beygir gücünde kuvvetli adamlar,dağların zirvelerinde kurulmuş ütopik köyler ve bulutlar arasında uçan atlılar gelirdi çocuk aklımıza. Ve büyüdükçe dağıldı sis perdesi ama yinede Kaf dağının arkasında ulaşılması güç bir rüyaydı bizim için anavatan.

Çok kısa bir sürede dünya ile paralel  bizlerinde kapsını çaldı iletişim çağı. Nedense hep kaçıp giden trenlerin arkasından bakmaya alışık olan bizler bu sefer internet trenin en ön vagonunda bulduk kendimizi. Ve bir o kadar uzak olmaktan çıktı Çerkesya.  Pc, net, sanal, teknoloji icat etmişler, ağırlamak lazım bu güzel insanları ama Matrix ne anlar kefirden, metazdan, şıpsıdan?  Artık İnternetin gücü Çerkes’lerin  gücüydü.  Rüya ve masallardan çıkıp evimizin içine girdi bir anda tüm Kafkasya. Ama bir tuhaflık vardı bu işin içinde. Bir çok şey bizlere anlatılanlar ve yazılıp çizilenler gibi değildi.

Gün oldu devran döndü, Ütopik masalların yerini herkesin Çerkes olduğu  çağdaş masallar aldı. Çerkes’lerin interneti keşfiyle beraber yeterli olmasa da her geçen gün biraz daha uyanan  biraz daha sorup sorgulayan; dayatmanın, medyanın ve teknolojinin sınırlandıramadığı bir nesil geliyor. Kimileri her ne kadar küçümsüyor olsa da daha birkaç yıl öncesine kadar Çerkes’ lerin sorunları, uluslaşma yolundaki çabaları Anavatan – Diaspora ilişkileri bu kadar gündeme gelip tartışılmamıştı. Bizleri bu zamana kadar tahakküm altına almaya çalışan sistem ve bazı otoriteler bu durumdan çok rahatsızlık duymaya başlamış olmalı ki Diaspora cenahında yeni akımlara yeni söylemlere ve hakkımızdaki komplo teorilerine şahit olduk. Önce bölücü, sonra Amerikan-Gürcü ittifakının adamları en son olarak mikro milliyetçi olarak suçlandık. Hemen akabinde Nihal Atsız’ a benzetilecek kadar hakaretlere uğradık.

Oysa (hadi benim gibi tecrübesizleri geçtik diyelim) komplo teorileri ve hakaretlerle yıldırmaya çalıştıkları klavyeşörlükle, sanallıkla suçladıkları Çerkesya Yurtseverlerindeki bir çok büyüğümüz bundan yıllar önce henüz internet icat edilmemişken, ideallerinin peşinde; en yoksul ve en zor dönemlerinde Çerkesya’ ya adımlarını atmışlar, onları eleştiren bir çok kişi Çerkesya’ nın haritadaki yerini bilmezken onlar çoktan anavatanlarında çoluk çocuğa kavuşmuşlardı.

Çerkes ulusallaşma çabalarının son 30 yıllık evrelerini incelediğimizde bu rahatsızlıkların ve paniklemelerin sebebini daha iyi anlayabiliriz. Çünkü Uluslaşmadan, dönüşten ve mücadele den bahseden, tarihsel ve sosyolojik belgelerle gerçeklerle Çerkes kimliğinin tanımını yapan ve kontrol edilemeyen Çerkes profili kimsenin işine gelmiyordu. “ Çerkesi altın kafese koymuşlar , kırk katır bostan yan gel yat oğlum Osman” da demiyorlardı.

Bugünlerde yeniler ve kimi eskiler Yurtseverlere saldırmanın hazzını yaşıyor, varlıklarını devam ettirebilmelerinin başka yolu yok çünkü. Dünden bugüne getirebildikleri de yok, bugünden yarına aktarabilecekleri de. Korkuyorlar çünkü Çerkes toplumunun bugünkü durumu aslında onların geçmişlerini gösteren bir aynadır. Oysa biz daha eskileri de biliyor takip ediyorduk, sanki onlar değil miydi bizleri dar kalıplar arasına sıkıştırıp kullanılabilir ve asimile edilebilir halklar yaratan? Sanki onlar değil miydi  kişiliksiz ruhsuz kurumları yaratan? Sanki onlar değil miydi bizleri at gözlükleri ile yarınlara bakmaya zorlayan?

Ey bizi beğenmeyen eskiler, oysa bugüne kadar kaç kere dönüp arkanıza baktınız? Kaç kere vicdan muhasebesi yaptınız?  Dağ taş anladı da derdimizi hiç mi aklınıza gelmedi bu insanlar ne istiyor diye sormak? Ey ayna birazda sen benim yüzüme baksan?

Başka bir cephede herkesin temsilcisi biziz, biz olmazsak bir şey olmaz dediler, olmadı. Herkesi Çerkes yapmaya çalıştılar baktılar doku uyuşmazlığı var aşı tutmadı. Ek kuvvet olarak Oset’ler devreye kondu: O da ne? Kuş böcek peşinde, böcek yaprak peşinde, yaprak kendi işinde gücünde. Sonra manevra alanı daraltılarak sanki,Ubıh’ ların Çerkes kimliği ile ilgili bir sorunları ve tereddütleri varmış gibi yalıtım, yapıştırıcı ve yumşatıcı vazifesi ile Adige-Ubıh-Abhaz denklemine geçildi. Akıllarına ortak aramak için yaptıkları manevralar da yemedi, Birkaç insanın kendi kariyerizim ve çıkarları için kendilerini Çerkes olarak kabul etmeyen halklardan zorla Sentetik Çakma Çerkes yaratma çabaları kendi çevrelerindeki aklı başında bir çok  insanı bile isyan ettirdi.

Peki bu ısrar, bu acelecilik neden? Tüm toplumun ve kendilerine bağlı tek bir derneği bile olmayan bir halkın yerine karar verme cesareti nereden kaynaklanıyor? Peki kendi adlarına karar verilen halkların en tepedeki karar mekanizmaları neden susuyor? Madem her şey komplo teorileri ile açıklanıyor, bizde oyunu kuralına göre oynayıp bundan sonra Soçi olimpiyatlarını ve Ubıh’ ları Adige’ lerden koparma çalışma ve çabalarına da ilerleyen zamanlarda değindiğimizde bugün susanların yarın dillerinin nasıl açıldığını hep birlikte göreceğiz.

Bu süreçte beni üzen ve kendi kendimi sorgulamama neden olan yegane şey, kendi öz kimlikleri sulandırılırken kendileri ile ilgi bunca tartışma ve kavga yaşanırken, kararlar alınırken konuşması gereken kişi, kurumların ve derneklerin dut yemiş bülbül gibi sessizliğe gömülmüş olmasıdır. ( Hangi görüşten olursa olsun fikir beyan edenleri tenzih ederim). Davalarına onlar kadar inanıp elimizden geldiğince destek verip yanında olduğumuz insanların, bizlere hakaret edilirken, “Gürcü-Amerikan ittifakçısı olarak bizler hedef gösterilirken susan dostlarımızın canları sağ olsun. Ama bir yerlerden talimat geldiği için susuluyorsa o değerlendirilmesi gereken ayrı bir konudur sanırım.

Oysa Diasporadaki tüm halkları ilgilendiren  tartışmalarda ve alınan kararlarda  halkların tüm STK ları aracılığıyla 5-10 kişinin yerine kendilerinin karar vermesi gerekmez miydi?  Önceden birkaç kişi tarafından hazırlandığı iddaa edilen ortak karar metnine imza atmak etik bir davranış mıdır? Kararı sizler verin.

Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı dünyada sadece Çerkesler için mi geçersizdir? Her ne olursa olsun kimler rahatsız olursa olsun Çerkesya söyleminin her zaman arkasında olacağız. Çerkesya’ yı biz icat etmedik, hep vardı ve oradaydı. Atalarımızdan mirastır, hakkımız ve helalimizdir. Kimse boşuna hede höde kalkanlarını açıp aksini söylemesin. Dünyada evrensel ve hukuksal bir kuraldır: Hak sahibi dünyanın neresinde olursa olsun neresinde yaşarsa yaşasın hak sahibidir, söz sahibidir. O hakkını değerlendirip değerlendirmeyeceği kendi tasarrufudur!

Hiç  aklımdan çıkmıyor o sorduğun soru: Hakikatten Çerkesya neresiydi Abi?

 

Zawurkan Zolan

 

Çarşamba, 12 Ocak 2011 00:39 tarihinde güncellendi

Dikkatinize Sunuyorum

E-posta Yazdır PDF

Turkish Coalition of America (TCA), tarihçi Prof. Justin McCarthy ile tarih kitaplarında pek yer verilmeyen Osmanlı topraklarındaki 5 milyon Müslümanın acı göç hikayesini, harita olarak yayımladı. Bu konuda Kuzey Kafkasyadaun sürgün edilenlere ilişkin olarak,

The Great Exile
Prof. McCarthy: "The Russians continued and expanded their policy of forcing Muslims out of conquered lands. 1.2 million Circassians and Abkhazians, Muslim inhabitants of the Eastern Black Sea region, were expelled to the Ott...oman Empire in the 1860s. One-third of them subsequently died, mainly of starvation and disease."

BÜYÜK SÜRGÜN

Prof. McCarthy: “ Ruslar fethettikleri topraklarda Müslümanlar üzerindeki baskı politikasını genişleterek devam ettirdiler. 1860‘larda 1.2 milyon Çerkes, Aphaz ve doğu karadeniz bölgesinde bulunan çoğu müslüman nüfusu Osmanlı İmparatorluğuna kovdular. (gitmeye zorladılar.) Kovulan bu halkın üç’te biri ise çoğunlukla hastalık ve açlıktan hayatlarını kaybettiler. ” ifadeleri kullanılıyor.

Karadeniz sahillerinde yaşıyor olmaları nedeniyle asıl hedef kitle olan ve Rusların 1859 yılında yapmış oldukları “Savaşmadan teslim olun!” çağrısını reddederek 5 yıl daha mücadele veren Kuzeybatı Kafkas halkları, (Tüm Adığe boyları, Abazalar ve Wubıhlar) %80-85’ler düzeyinde tarihi ata topraklarında Çar’ın emriyle ve kendi iradeleri dışında sürülmüş ve zor kullanılarak Osmanlı topraklarına gönderilmişlerdir. O nedenle de Adığe boyları Abazalar ve Wubıhlar’ a SÜRGÜN hatta SOYKIRIM uygulandı. Günümüzde hala var olma savaşını sürdüren  bu sürgüne uğramış ve hayata tutunarak bu güne gelebilmiş olan SÜRGÜN nesli varlığını nasıl koruyabilecek

-Yapılan ciddi bilimsel bir çalışma olmamasına rağmen bir çok kişi tarafından dillendirilen T.C. yaşayan Kuzey Kafkasya göçmenlerinin nüfusunun 6-10 milyon olduğudur. Bu tespite katılmak mümkün değildir tabiki. Zira böyle bir tespitte 6-10 milyon arasında 4 milyon gibi ciddi bir farkın olmaması gerektiğidir.Ancak;

-Şu anda boşu boşuna Çerkes kimliği tartışılıyor. Oysa ki, DİL DÜŞÜNCENİN KENDİSİDİR -ANADİL TEMEL İNSAN HAKKIDIR Anadilde eğitimi savunmak, eşit temelde kardeşçe bir barışı sağlamak ve eğitimin demokratikleştirilmesini kendisine insanım diyen herkesin savunması gerekir. Bu bağlamda kısır çekişmeler yerine herkesin elinden geldiğince bir şeyler üretmesi, öğrenmesi şart, dil bilmeden kimlik kazanılamaz. İster Adige olun ister Abaza, önemli olan dilin öğrenilmesi ve ileriki kuşaklara yazılı olarak aktarılması şarttır.Ben buna bakarım, geri kalan teferruattır. Hatta Kürtlerden bir örnek verirsek, akademisyenleri olsun, aktivistleri olsun, akilleri olsun, bakan ve milletvekili konumuna gelenleri olsun kendi tarih kültür ve dillerine ne kadar hakimler lütfen dikkat edelim. Hiç inanç konusu veya siyasi ve etnik farklılıklar ön plana çıkarılıyormu.?

-Bu güne kadar şahsen Adige ile Abaza' yı hatta Wubıxh' ın aynı soydan ve kültürden geldiğini düşünüyorum ve Çerkes ifadesininde diyasporda kullanıldığı şekliyle Adigeler için kullanıldığıdır. DÇB kuruluşunda  bir Adige-Abaza örgütü olarak kurulmuş olmasına rağmen işlevi genel anlamda bir Adige örgütüdür.

-Bırakalım Abazalar kendi sorunlarıyla, Adigeler kendi sorunlarıyla ilgilensinler, en uygun şekliyle örgütlensinler, güçlerin birleştirimesi gerektiğindeyse kimse kimseye çelme takmasın, yolu tıkanırsa elinden geldiğince birbirine yardımcı olsun. Dilini öğrensin, adına XABZE veya ALAYFA densin ama sözde ve sloganda kalmasın ona uysun. XABZE'den öncede bir ADİGEĞAĞE vardı. Örgütlenmeler ayrılık sebebi olmamalı ama her şeyin azı kıymetlidir, çoğu israftır.

-İleride yapılacak seçimler var, bu konuda toplum olarak ne gibi hazırlıklarımız var veya olacak. Toplumu iyi tanıyan, sorunlarıyla ilgilenebilcek kişi ve kişileri seçerek onları  meclise taşıyabilcek yöntemlerin bulunması şarttır. Bu güne kadar her seçim öncesinde duyduğumuz  konuşmaları reel taşıyarak bu günden tezi yok “ Galiptir bu yolda mağlup" şayet inandığın uğurda, elinden geleni ardına koymadıysan; kaybetmemek adına dişinle tırnağınla kazıdıysan; ama yine de sadece senin iradenin kazanmaya yetmeyeceğini anladıysan; üzülme, müsterih ol. zira mağlubiyet her zaman kaybetmek değildir. En azından bence bunun mutlaka denenmesi lazım.

-Ayrıca şu anda KB Cumhuriyetlerinde yaşanan faili mechul cinayetlerede dikkatinizi çkmek istiyorum. Her zaman olduğu gibi bir yıllardır Kuzey Kafkasya üzerine oynanan kirli oyunların devamı olarak  Tarih ve etnografi profesörü Arslan Tsipinov'un eski Adige geleneklerini canlandırarak Putperestliği savunduğu’ gerekçesiyle hedef alması, mesele din-gelenek çatışması eksenine de kaydırmasıdır.Kimlik karmaşası çıkarılarak insanları‘Dini kimlik’ ve ‘Milli kimlik’ sorunuyla karşı karşıya getirecek bir yöntemle kaos ve iç çatışmalara yol açılması., ileride daha büyük sorunların  yaratılabileleceğidir.

Güçlü bir diyaspora  ve güçlü bir anavatan için elele verilmesi gerektiği gerçeği sakın unutulmasın. Bu nedenle her konuyu çok iyi tahlil ederek, kişisel ve duygusal davranmadan, polemiklerden uzak şekilde irademizi  ifade ederek, makul ve mantıklı davranışlar sergilenmeli diye düşünüyorum. ve malumun ilanıda olsa dikkatlerinize sunuyorum.

29.01.2011

TYKO Hayrettin TURAN


Cumartesi, 10 Eylül 2011 20:48 tarihinde güncellendi

Çerkes soykırımı ve Soçi Kış Olimpiyatları

E-posta Yazdır PDF

Çerkes soykırımı ve Soçi Kış Olimpiyatları

Bundan 148 yıl önce, karınca belli Çerkes gençleri, çocukları, kadınları ve erkekleri ve yaşlıları, gümüş eğerli güzel atlarıyla Kbaada yaylasının yeşil çayırlarını kanlarıyla sularken, kutsal topraklarının gün gelip barış ve kardeşliği temsil eden olimpiyat oyunları için merkez yapılacağını hayal edebilirler miydi?

Üstelik kan rengine dönüşen yeşil çayırın, adeta tarihe tanıklık etsin diye bizzat Rus devleti tarafından Krasnaya Polyana/Kızıl Çayırlık olarak ismi değiştirilmişken...

Asırlar boyu en çok kendi halkına zulmeden Rus çarlarının 19. yüzyılın son çeyreğinde emperyal dünyada kendilerine sağlam bir yer açmak için yerli halklarını katlettiği, kalanları Osmanlı'ya sürgün ettiği Çerkesya'nın başkenti Soçi, modern Rus çarlarının onayı, Dünya Olimpiyat Komitesi'nin akıl almaz aymazlığı ve muhtemelen bilemediğimiz ilişkiler sonucu, 2014 Kış Olimpiyatları'na ev sahibi ilan ediliverdi. Rus çarlarının sadece orada yaşayan insanları değil, misliyle bitki ve hayvan çeşitliliğini de düşüncesizce katlettikleri topraklara, tam da Çerkeslerin yok oluşa sürüklenişinin 150. yıldönümünde, Putin yönetimi oligarklarının ve yerli-yabancı işbirlikçilerinin desteğiyle Kafkasya'nın kadim halkı Çerkesleri yok sayarak, eskiden savaş makinalarını yolladıkları topraklara bu kez de iş makinaları ile saldırıya geçtiler. Tarih ve doğa hızlı bir şekilde katledilmeye başlandı. Anlaşılan o ki, Çerkesya'yı Çerkeslerden tamamen arındırdıklarını, kalanları baskıyla sindirdiklerini düşünenler, dünyamızın en önemli ekolojik bölgelerinden biri olan Kafkas dağlarındaki bitki ve hayvan yaşamını kökten silme kararı almışlar. Olimpiyat bölgesinin UNESCO'nun 'koruma alanı' ilan ettiği bir yerde olması, suç ortaklığının alabildiğine genişlediğinin bir göstergesi değil mi? Dünyanın ekolojik olarak gelmiş olduğu hazin durumu bilen hangi aklı başında insan, buna tepkisiz kalabilir ki!

Çerkes sporcular ne hisseder?

Mafyatik Rusya devlet düzeni iktidarlarının unuttuğu şey, Çerkeslerin özellikle diyasporadaki artan etkileri ve gençliğinin kararlılığı idi. Her tür manipülasyona karşın doğa, insanlık ve dünya kültürü adına bu halklara destek verecek vicdanlar da vardı. Barışçı ancak kararlı eylemlerle Dünya Çerkesleri ve onların dostları her 21 Mayıs günü, Rusya Federasyonu temsilciliklerinin bulunduğu pek çok ülkede, başta en büyük nüfusu barındıran Türkiye ve İstanbul 'da olmak üzere gerçekleri haykırıyor. May 21 ve No Sochi 2014 örgütlenmeleri, dünya kamuoyuna ve insanlığa sesleniyor. Belli ki, bu ses daha da yükselecek ve 2014'e kadar alanını daha da genişletecek.

1864 yılının 21 Mayıs'ında biten, özellikle son yüz yılında şiddetlenen Kafkas-Rus Savaşı sırasında yapılan, kayıtlara geçmiş katliamlar, modern dünyanın en büyük sürgün ve soykırımlarından biri olarak tanımlanıyor. Dünya Çerkesleri tarafından yapılan eylemler, Kafkasya'nın tarih boyunca en büyük nüfusu olan Çerkes halkın yüzde 90'ını topraklarından süren ve kalan yüzde 10'u sürekli aşağılayan bir sisteme karşı koymanın uluslararası boyutudur. İşin içine bitki ve hayvan katliamları da katılınca duyarlı tüm insanlığın haberdar edilmesi ayrıca zorunlu hale geliyor.

Daha da ironik olan katledilen yerli halkın bakiyeleri ve Kafkasyalı akrabalarının Rusya Federasyonu Olimpiyat ve Dünya şampiyonalarında büyük başarılara imza atanlar olmaları. En küçük Kafkas halkı bile koca devletlerle boy ölçüşecek Dünya ve Olimpiyat şampiyonları yetiştirme konusunda ünlü. Bu şampiyonlar atalarını katleden, Soçi gerçeğini inkâr eden bir devletin bayrağını göndere yükseltmekten bıkmış usanmış olmalı. Hele hele atalarının kanlarıyla sulanmış ve adı Krasnaya Polyana - Kızıl Çayırlık olarak değiştirilmiş, Çerkeslerce kutsal Kbaada yaylasında yapılacak olimpiyatlarda bu sporcuların ve duyarlı takım arkadaşlarının psikolojisini düşünmek bile ayrı bir trajedi.

Çerkesler ne istiyor?

Tarihi boyunca yerleşik halkı olduğu Kafkasya'da her sığınana kucak açan Çerkesler, 148 yıldır dünyanın 50 ülkesindeki diyaspora yaşamlarından yoruldular. Yaşadıkları soykırım ve sürgünün, Rusya Federasyonu ve dünya kamuoyu nezdinde tanınmasını talep ediyor ve Çarlığın mirasçısı Rusya Federasyonu'ndan özür bekliyorlar.

Tüm Avrupa ve özellikle ülkemizi, ellerindeki sonsuz enerji kaynaklarını kullanarak gizliden tehdit eden bir antidemokratik ülkeden bahsediyoruz. Nüfusunun önemli bir kesimi açlık çekerken, küçük bir azınlığın dünyanın en zenginlerinin başında geldiği bir ülkeden bahsediyoruz. Sınıfsal çıkarlarını korumak adına Rus ırkçılığını körükleyen, 20 yy. sonunda bile Çeçenya'da 50 bini çocuk 450 bin insanı dünyanın gözü önünde katleden, ülkeyi haritadan silen, yargısız infazları günlük yaşamın içine sokanların yönettiği Rusya'dan bahsediyoruz. Bu çağda bile bu ilkellikleri yapabilen, yönetimi iki kişinin arasında istedikleri gibi değiştiren ve demokrasinin abecesi okunmayan bir ülkeden söz ediyoruz.

Çerkesler yaşadıklarına ve şu anda yaşadıklarına karşın "nefret değil adalet" diyor.

Çerkesler, hem en büyük diyaspora nüfusu olarak yaşadıkları, kuruluşunda diğer halklar gibi kan ve emekleri olan Türkiye Cumhuriyeti hem de Rusya Federasyonu üyesi anavatanları Kafkasya'da eşit, özgür ve yalanlardan arınmış tarihleriyle barış içinde, olmazsa olmaz demokrasi içinde, ataları gibi doğayla ve tüm halklarla barışık yaşamak istiyorlar.

Soçi 2014 tartışmasının Rusya ve Kafkas halklarının yeni ve temiz bir sayfa açmaları için fırsat oluşturması en büyük dileğimizdir.

YAŞAR GÜVEN: Gemi İnşa ve Mak. Müh.

YALÇIN KARADAŞ: Mimar

Radikal Gazetesi

Çerkes Sürgünü 150. Yılı Resim Yarışması

E-posta Yazdır PDF

Çerkes Sürgünü 150. Yılı Resim Yarışması

 

Yarışmanın Teması : Çerkes Sürgünü 150. Yıl

Yarışmanın ana teması etrafında Kafkasya’ya dönük mesajlar taşıyan, mitolojik,folklorik ve milli motifler konu olarak ele alınabilir.

Değerlendirmede resimlerin özgün yaratım özellikleri dikkate alınacaktır.Bükülmüş,rulo haline getirilmiş,kitap ve dergilerden kopyalanmış, daha önce yayınlanmış resimler değerlendirmeye alınmayacaktır.

Yarışmanın amacı:

Türkiye’de yetişmekte olan yeni kuşağın kendi milli kültürüne , tarihine olan ilgisini  artırmak ve bu konudaki gelişimine yardımcı olmak.Yetenekli gençlerin ortaya çıkarılmasını ve desteklenmesini sağlamak.

Yaş Grupları:

Yarışma 9-13 yaş grubuna göre değerlendirilecektir.

Sergileme ve Katalog

Yarışmada dereceye giren resimlerle, jüri tarafından sergilenmeye değer bulunan resimler Adana’da ve Türkiye’nin çeşitli illerinde sergilenecektir.Yarışma sonucunda ödül kazanan ve sergilenmeye değer bulunan eserlerin yer aldığı bir katalog basımı planlanmaktadır.

Gönderilen eserler iade edilmeyecektir.

Teknik Özellikler:

Resimler paspartulu olmalı katlanıp bükülmemelidir. Paspartunun arkasına yarışmacının adı soyadı doğum tarihi (ay.gün.yıl) adres, telefon bilgileri yazılacaktır.

Boyut:

Çalışmaların kısa kenarı 35 cm den, uzun kenarı 70 cm den, uzun olmayacak  ve her yarışmacı  sadece bir eserle katılacaktır.

Malzeme:

Çalışmalar yukarıda belirtilen ölçüdeki resim kağıdına karakalem, flomaster, guaş, suluboya, pastel, gravür, kolaj vb. tekniklerinde gerçekleştirilebilecektir

Süre:

Çalışmaların en geç, 01/03/2014  tarihine kadar  Adana Çerkes Derneğine ulaştırılması gerekmektedir.

Seçilen resimler 12-24 Mayıs 2014 tarihlerinde Adana Çerkes Derneğinde  sergilenecektir.

Ödül:

İlk üçe giren yarışmacılar Kafkasya Gezisi ile ödüllendirilecektir.

İrtibat:

Songül KINIK

0 505 778 71 44

Sayfa 7 - 303