Wednesday, May 23rd

Son Güncelleme:01:40:59 PM GMT

BuradasIn: Anasayfa

Ahlaki Çöküş ve Dizayn Edilen Çağdaş Toplum

E-posta Yazdır PDF

istiklalcaddesi2Sekülerleşen ve modernleşen dünyanın yan tesiri olarak toplumlarda meydana gelen ahlaki çöküşün göstergeleri yüzyıllar önce Avrupa’da kendini göstermiş olsa da nispeten kapalı toplum olarak değerlerini bir derece muhafaza edebilmiş Türkiye açısından bakıldığında bu sorun bilhassa son yirmi yılın sorunudur. Seksen darbesinden sonra ülkede iktidara gelen siyasi anlayışın, daha doğrusu bizzat Özal’ın şahsi projesi olarak görülen hızlı libarelleşme ile birlikte ülkemizin kapılarının ilkin batı tarafına genişçe açılması, akabinde modern batıya açılan bu kapıdan ülkemize daha önce oralardan aldığımız teknik ve ilimden çok başka bir tarzda sermaye ve sermaye ile birlikte gelen kültürel değerlerin maya verdiği yeni toplumsal dinamiklerin bu sorunun esas sebebi olduğu söylenebilir.

Bugün gelinen noktada artık adi suçların artması hadisesi yadırganmazken, yolsuzluk, usulsüzlük, kayırmacılık, kadrolaşma gibi kelimeler de algılarımızın bağışıklık kazandığı hastalıklı teşhis ifadeleri arasında yerlerini aldılar. Sıradan insanların giriştiği adi suçlar ve de halkın hür iradesiyle görev başına getirdiği seçilmişlerle onların muhtelif görevlere tayin ettiği atanmışların suç sayılması gereken fiillerinin toplumumuzun yozlaşmış olan genel karakterini somutlaştırmak suretiyle ortaya koymak gibi yeni ve ciddi bir işlevleri var.

İnsanları bir suça yeltenmekten, bir cürmü işlemekten alıkoymak için devletin ve kurumların koyduğu kaidelerin yetmeyeceği çok açıktır. Hem bir toplumda caydırmak ve cezalandırmak maksatlı kural ve kanunların fazlalığı o toplumun o derece soysuz olduğuna işarettir. Bir suçun cezası ölüm dahi olsa şayet vatandaşı kontrol eden, onu suç teşkil eden fiilden uzaklaştıran içsel mekanizmalar gelişmemişse nihayetinde idam hükmü infaz edilecektir. Değerleri olmayan toplumlarda cezanın fonksiyonu daha çok geciktiriciliktir.

Kırsal kesimlerde daha çok sakin ve dingin bir hayat sürülmesine karşın Büyükşehirlerimizde hemen her yurttaş az ya da çok suç sayılan fiillere maruz kalmaktadır. Hırsızlık, gasp, darp, soygun vs. gibi suçların faillerinin ekseriya az gelişmiş bölgelerimizde yaşayanlardan ya da bunların göç ederek yerleştiği metropollerdeki varoş semtlerin sakinlerinden çıkması, sosyal devletin tesis edilememesi ve sosyal adaletin sağlanamaması gibi sebeplerin neticesi olarak maddi değerlerin belli kesimlerin elinde toplanması ile doğrudan ilişkilidir. 90’larda TV ve Radyo, 2000’li yıllarda ise bilhassa internetin telkin ettiği ve yerleştirdiği israf kültürü ülkemize tüketim toplumu hüviyetini kazandırmıştır. AVM’ler, Gross Marketler, Digital Marketler vs. gibi küresel ekonominin Truva atları zengin ve müsrif batının alışkanlıklarını kitle iletişim araçları vasıtasıyla an ben an takip eden, batılı yaşam tarzına özenen gençleri tahrik etmektedir. İşsizliğin yüksek oranda seyrettiği yaş aralığındaki bu fertlerin bu gibi tahriklerin sonucunda arzu ettikleri meta ya da hizmet için gerekli olan parayı meşru kanallar kendileri için açık olmadığından ancak gayr-i meşruluğu tevessül ile temin edebilecekleri muhakkaktır.

Umumi ahlaka aykırı sayılabilecek fiillerin yaygınlaştığından şikayet ediyoruz. Cinsel suçlar o kadar çeşitlendi ki çoğuna isim bile veremiyoruz hatta tarifine bile midemiz müsaade etmiyor. Hemen hergün çarşaf çarşaf yayınlanan bu yönlü haberlerle manevi dayanaklarımızın altı oyuluyor. Eşcinselliği özgürlük çerçevesi içerisinde değerlendirirken, fuhuşu yasal yollarla meşrulaştırıp kamu hizmeti kapsamına sokmuşuz. O hizmetten yasal vergi de alıyoruz. Kadını erkeğinin malı sanan örümcek kafalıların yeni yetme psikologlarının çok eşliliği milletin zihnine yerleştirmek için verdikleri bilimsel fetvalar yetmezmiş gibi bir de ifrata saplanmış psikologların “Modern Çokeşlilik” kavramını gündeme getirmeleri zinaya bahane arayanların ekmeğine yağ sürüyor.

Ünü ülkemizin sınırlarını aşan dizilerimizde, tarihi çarpıtmak pahasına da olsa allana pullana işlenen “cariye”likle iştahlar kabartılıyor. Gazetelerimizin son sayfa güzeli olmadan çıkanı pek az. Hemen her reklam filminde kadın cinsel bir obje olarak kullanılmakta iken son zamanlarda erkeğin, erkek bedeninin de bu şekilde ele alınmasının yaygınlaştığını görüyoruz. Çekilen her sinema filminin olmazsa olmazı yatak sahneleri. Şehirlerimizin duvarları ve billboardları şehvet görselleri ile süslü. Sözde muhafazakar, seçkin bürokratlarımız evdeki eşini dört duvar arasına sıkıştırırken partide, kokteylde imam nikahlı modern görünümlü başka bir eş ile boy gösterebiliyor. Büyükleri böyleyken yerel yönetimlerde görevli küçük bürokratlar 14 yaşındaki bir çocukla ilişkiye girmekten utanmıyor. Hadise yargıya naklediyor ve hakim çocuğun rızasını gerekçe göstererek binevi vicdanlarımızın ırzına geçiyor, bizi de kirletiyor.

Şimdi bunlara reaksiyon geliştirebiliyoruz, tüylerimiz diken diken oluyor belki. Fakat bunları da olağan karşılayacağımız günler gelecek. Son asırda uydurma ideolojinin devlet eliyle yerleştirilmesi maksadıyla milli, manevi değerleri tahrip edilen toplumumuz meydana gelen boşluğu bu tecrübeler sayesinde yeni ve çağdaş(!) değerlerle dolduracak. Bu ülke çağdaş(!) insanı bu şekilde yetiştiriecek, çağdaş(!) toplumu böylesi köksüz bir anlayışla medya ve popüler kültür aracılığıyla dizayn edecek.

Akef YASSIN

Diğer yazılar için tıklayınız...