ŞARKILARIN ÖYKÜLERİ




ANASAYFA  |   KAYIT OL  |   SOHBET  |   ÇERKES MÜZİKLERİ  |   ÇERKESBUL  |   SÖZLÜK  |   LİNKLER  |   KİRİL KLAVYE  |   BASINDA ÇERKESLER  |   SİTENE EKLE  |   İLETİŞİM

ŞARKILARIN ÖYKÜLERİ

Re: ŞARKILARIN ÖYKÜLERİ

İleti gulbeseker_66 » Per Ağu 06, 2009 12:38 pm

PauKaF yazdı:Ağlatan Kafe'nin Hikayesi

Olay çukurova da geçiyor.Bir adiğe kızı var ay kadar güzeldir
Ama ne yazık ki ailesi çok fakir ve ailesi sırf para için onu çukurovadan bir pamukağasıyla sözlüyorlar.Kız da ailesi için mecbur kabul ediyor.
Sonra bir gün köylerine misafir gençler geliyor ve içlerinden biri kıza aşık oluyor ki kız da ona aşık oluyor..
Ama kız sözlü..
Erkek ne derse desin kız sözlü olduğu için erkeği geri çeviriyor.Ama erkeğe sırılsıklam aşıktır..
Ne var ki ailesi için o zengin adamla evlenmesi lazımdır..
Kız erkeğin hiçbir çabasına cevap vermez,veremez..
Ama bu durum yüzünden bunalıma girer..
Odasına kapanır kız
Haftalardır ne yer ne de içer..
Sadece akordeon çalar!!
Ama sadece akordeon çalar!!
Bir gün artık ailesi kızın hrşeyini bilen en yakın arkadaşını çağırır, kızla konuşsun diye..
Bu arkadaşı herşeyi biliyordur o misafir genci vs..
Kız gelir
(adı gurina) Gurina kapıyı aç ben geldim der ama, kapı yine de açılmaz
Hep akordeon çalmaktadır..Ağlatan Kafe'yi çalar..Hep ama hep..
Derken bir el silah sesi duyulur..

Kapıyı kırdıklarında görmektedirler ki Gurina ağlayarak Ağlatan Kafeyi çalmış ve parçanın son notasının tuşuna babasının tüfeğinin tetiğine bağlamıştır.. Ağlayarak parçayı çalıp, parça sonunda son tuşa bastığında tüfek patlamış ve Gurina bu şekilde intihar etmişti..





ilyass ben geldımm ama bsey söylıcem ımkanı yok bu hıkayenın dogru olmasına cukurovada gecmesıne yada cunku mantıgınız alıyormu aglatan gafe o zaman cıkmıs olamaz ortaya ya bunu atalar dedeler dunyanın dört bı yanında yasayan çerkesler bılırler haksızmıyım ısraılden tut ürdüne kadar bıde cok eskılerden bılınır Sad
gulbeseker_66
Çaylak Üye
Çaylak Üye
 
İleti: 11
Kayıt: Per Nis 02, 2009 7:39 pm

Re: ŞARKILARIN ÖYKÜLERİ

İleti alptekin01 » Pzr Ağu 16, 2009 7:26 am

Mausser haklı pamukağasıyla filan bir hikayesi yoktur ağlatan kafe nin . Heralde sonradan türetilmiş bir hikaye bu. 1864 ve hatta daha öncesinin hüzünlü aşk hikayesidir bu. en doğru olarak yakın duran hikayede youtube da bulabilirsiniz.
alptekin01
Çaylak Üye
Çaylak Üye
 
İleti: 1
Kayıt: Pzr Eyl 07, 2008 4:24 pm

Re: ŞARKILARIN ÖYKÜLERİ

İleti PauKaF » Sal Eyl 15, 2009 8:34 pm

YİĞİTLİK ÜZERİNE ŞARKILAR (Л1ЫХЪУЖЪ ОРЭДХЭР)
VINERKO Mir, VINEREKO Ray
Adige Geleneği (Адыгэ Хабз)
İlkokul 5. sınıf ders kitabı’ndan alıntı, Maykop, 2007, s. 72-82.
Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız


BİREYSEL KAHRAMANLIK ÜZERİNE ŞARKILAR VE GELENEK (Л1ызэкъо Орэдхэмрэ Хабзэрэ)


Ülkesi için canını dişine takarak çarpışan yiğitlerin adlarını ve sergilemiş oldukları kahramanlıkları koruma altına almak ve ölümsüzleştirmek, onları birer gurur anıtı olarak halkın kalbinde yaşatmak için, Adigeler, o gibi kişiler için övgü dolu şarkılar düzerlerdi.


Bu bir gelenekti. Adige sözlü edebiyatında (1оры1уатэ) çok sayıda kahramanlık şarkısı bulunuyor. Kahramanlık şarkıları iki gruba ayrılır. Birinde birden çok yiğidin adı geçer. Bunlara çok kişilik şarkı (л1ыбэ орэд) ya da çok kişi üzerine söylenmiş şarkı denir. Diğeri ise tek bir kişi, tek bir kahraman üzerinedir. Bunlara da tek kişi üzerine şarkı (л1ызэкъо орэд) denir.



Yiğitlik örneği olan olaylar üzerine söylenmiş şarkıların hepsi, geguak'olar (джэгуак1о;halk sanatçıları) tarafından, yiğitlerin adları belirtilerek düzenlenirdi. Ancak değişik dönemlere göre, yiğitlik ölçütleri de

değişebilirdi. Sözgelişi, Aydemirkan’ın yiğitliği, gelenek dışına çıkan beylere (пщы-оркъ) karşı verilen uğraşlar kapsamındadır. Haklının, gerçeğin yanındaydı Aydemirkan. Bir başka kahraman, Tığujıko Kızbeç'in yiğitliği ise, XIX. yüzyılda Rus İmparatorluk ordularının acımasız saldırılarına karşı verilen savaşta kendini gösterir. Kızbeç ulusunun/Adige ulusunun özgürlüğü ve bağımsızlığı için, canını dişine takıp 30 yıl boyunca savaşmış bir kahramandır.



Adigeler her ikisinin de adını ve anılarını yaşatmak için destan ve şarkılar düzdüler, böylece her ikisini de ölümsüzleştirmiş oldular.

AYDEMİRKAN ŞARKISI'NIN ÖYKÜSÜ (Айдэмыркъан иорэд икъэбар)


Aydemirkan Kabardeyderebeylerinden Pşı İdar'ın oğlu olarak 1509 yılında doğdu. Bahçesaray (Бахъчысэрай/Kırım başkenti) ve Astrahan (Астырхъан) seferleri (зек1о) sırasında yiğitliğiyle parlayıp tanındı. Er meydanında diğer beylerin hepsini gölgede bırakıyordu.



O sıralar ülkeyi Bislan Pts'aps'e Kurış (Бислъан Пц1апц1э Курыщ) (1) yönetiyordu. Kurış’ın yanına varıp:



“Aydemirkan bizi hep gölgede bırakıyor, atının bir benzeri yok, kendi de tehlikeli biri, onu öldürtmezsen, bilesin ki beyliğin elinden gider, ülke de elden gider” dediler.



“Olur, öldürtürüm” dedi Bislan Pts’apts’e. Bir kaleyi zaptetmek için köylere sefere katılma haberi saldı (чылэгъаджэ ыш1ыгъ).



“Bir ordu oluşturmam gerekiyor, bildireceğim tarihte herkes ok ve yayı ile birlikte dediğim yere gelsin” diyerek.



Atlı haberci Aydemirkan’ın yanına da vardı:



“Bislan Pts’apts’e ordu topluyorum, Aydemirkan’a da söyleyin, bildirdiğim yere günü ve saatinde gelsin dedi” diyerek.



“Gelebilirsem gelirim” dedi Aydemirkan da.



“Gelebilirim de ne demek oluyor? ”Gelirim” demiyorsan, dediğini aynen iletirim” diyerek, iğneleyici bir biçimde konuştu haberci.



“Aynen ilet” dedi Aydemirkan da. Haberci dönüp söyleneni bildirdi.



“Onun güvendiği dağlara kar yağdırmasını bilirim ben” (Ар зыгъэгушхорэ гур сэ язгъэуп1эн/Ona o cesareti veren yüreğini paspas ettiririm) dedi Bislan Pts’apts’e. Gün geldi ve herkes söylenen yerde toplandı, Bislan Pts’apts’e sırayla herkesin ok ve yayını denetlemeye, kusurlu bulduklarını alıp okçu ustasına (щаш1э) verip nişangah (бзэпс) koydurarak ilerlemeye başladı. Derken sıra Aydemirkan’a geldi.



“Ver okunu” dedi Aydemirkan’a. Vermedi.



“Ver hadi köpeğin dölü” dedi Aydemirkan’a.



“Kusuru varsa, öldürülecek olan benim (Мыхъумэ, аук1ыщтыр сэры)”, diyerek okunu vermedi Aydemirkan.



Ordu hazırlandı, sabah erkenden kaleye saldırıldı (щамбул). Bislan Pts’apts’e Kurış geriden ve uzaktan savaşı izliyordu. Atlı haberciler/ulaklar gönderdi, ulaklar “alamadılar, güçleri yetmiyor” diye haber getiriyorlardı, sonunda, öğle üzeri/kuşluk vakti beklenen haber bir haberciden geldi:



“Kale alındı, kaleye ilk giren Aydemirkan oldu. Kapıyı kırıp kale içine girdi, bayrağımızı kale burcuna dikti” .



“Öylesine, kale alacağımıza, bütün bir ordu yok olsaydı da, o köpeğin dölü keşke kaleye ilk giren kişi olmasaydı” dedi Bislan Pts’apts’e Kurış. Kaleyi yağmalayıp dönerlerken yolda, ormanda üç dişi geyik (blane/бланэ) görüp kovalamaya başladılar. Grubun yarısı geyiklerin peşine düştü ama yetişmediler, geyikleri kaçırdılar. Bislan Pts’apts’e, yayıldığı arabasından doğrulup bir iki kez ileriye doğru baktı, ”Vay anasını! ” dedi.



Bislan’ın “Vay, anasını” demesi üzerine, Aydemirkan, atı Ceman-Şarık’a (Джэман-щарыкъ) üç kamçı vurup fırladı. Geyiğe yetişti, kamçısıyla vurup geri çevirdi, Bislan’ın arabasına doğru sürdü, yayına bir ok takıp fırlattı, geyiği arabanın tekerine çaktı, arabayı yere mıhladı (2).



“Koca Kurış (Курыщэшхо)! Okumu nasıl buldun? ” diye sordu.



“Senin o böbürlenen ciğerini/yüreğini ezip geçmezsem, Bislanların evine alınan kızlardan biri sayılayım! ” diye yanıt verdi derebeyi.



“Sen bilirsin (Сыолъэ1урэп)” karşılığını verdi Aydemirkan da.



Kamboletıpş ile Aydemirkan çocukluktan kan kardeşi olmuş iki yakın arkadaş idiler. Pşı Kambolet, Bislan Pts’ats’e Kurış’ın damadı idi. Kambolet’i çağırttı:



“Aydemirkan ülkeyi mahvedecek, öldürülmesi gerekiyor” dedi.



“Öyle biri öldürülmez, o ülkenin temel direğidir (хэкум ик1ылъэныкъу)” dedi Kambolet.



“Bütün bir ülke/ileri gelenler yanıma gelip öldürülmesini istediler, onu öldürmezsen, akrabalığın burada biter” dedi Kurış.



“Öyle olsun, öldürürüm” diyerek geri döndü, bir kuzu kestirip Aydemirkan’ı çağırttı. Yeme içmeden sonra:



“Hadi yüzmeye gidelim, ırmağa” dedi Aydemirkan’a.



“Gidelim ama atlarımız sinekten rahatsız olurlar”.



“Kendi atlarımızla değil, sıradan atlarla gideriz” dedi Kambolet.



Atlara silahsız bindiler. Ancak Kambolet dönüp tüfeğini aldı.



“Kargalara ateş etmek için” dedi Kambolet. Aydemir kuşkulanır gibi oldu. Irmağa varmak üzereyken, Kambolet kendisini Aydemirkan’ın biraz gerisine attı, geriye baktığında, Kambolet’in gözlerinden yaşlar döküldüğünü gördü.



“Hiç ağlama, budala olan benim, sen değilsin ki” dedi Kambolet’e. Kambolet vurup Aydemirkan’ı öldürdü. Aydemirkan’ın atı Ceman-Şarık, ağaç sürgülü bir at ahırındaydı, kapıyı kırıp dışarı çıktı ve Aydemirkan’ın yanına koştu, etrafında dolandı, onu birkaç kez evirip çevirdi. Aydemirkan’ın öldüğünü anlayınca da, gelmiş olduğu denize doğru koşup gitti (3). Aydemirkan’ın ölüsü Kabardey toprağına defnedildi.



Aydemirkan’ın bizzat Kambolet tarafından öldürülmediği, onu pusu yerine götürerek öldürttüğü biçiminde anlatılar da vardır. Aydemirkan’ın kabri/höyük mezarı (1уашъхьэ) Kabardey-Balkarya Cumhuriyeti’nin Avşecer (Аущэджэр) köyü yakınındadır.



Aydemirkan öldürüldüğünde 30 yaşındaydı. Onun adı çok sayıda şarkıya konu oldu. Şarkılardan birinde şöyle deniyor:



Kılıç tutan bileklerine o gücü veren, Koruyucu Tlepş’ tir,

Ok ve yayına güç/hız katan da Koruyucu Avşec’dir,

Atlar şaha kalktığında-saldırıyı başlattıklarında ilk yetişen Aydemirkan’dır.

Yetişir yetişmez bir kara bulut gibi er meydanında belirir,

Güçlü bir boğa gibi orta yere dikilir,

Keskin kılıcını bir çekti mi, yolu düşmanın kalbinin üzerinden geçer,

Issız bir yere ulaştığında, kartal gözü gibi ortalığı bir süzer,

Bir gördüğü de atı Ceman-Şarık’ın elinden kurtulmaz,

Bir haykırdığında düşmanının ödünü patlatır.



Aydemirkan’ın kılıcı usta bir demircinin elinden çıkmıştı. Bu demirci Koruyucu Tlepş’ (Лъэпшъэу тикъан) denilen Demirciler Tanrısı’nın yetiştirmesiydi/öğrencilerindendi. Yayı, Hıristiyan din azizlerinden/tanrılarından Koruyucu Avşec’in (Aziz Georgi/Святой Георгий) denetiminde gerilmişti. Atı Ceman-Şarık da onu, istediği her yere, en kısa bir sürede, bir şimşek hızıyla (лъэрытемытэу) yetiştiriyordu. En güçlü, yaban dağ sığırı (к1оч1эцу;bizon) gibi olan düşmanlarını bile korkuturdu. Aydemirkan böylesine eşsiz bir yiğit olarak, şarkısında anlatılıyor. Atı, silahı ve kendi görünümüyle, o, tam bir yiğitlik örneğidir.



Kahramanın ardından, ölümünden sonra, şairler, onu konuşturarak, sanki ölen kişinin kendi konuşuyormuş gibi şarkılar da düzerlerdi. Aydemirkan da, başına geleni kendi şarkısında şöyle anlatır:



Benimle arkadaşlık yemini etmiş olan Pşı Kambolet bana ihanet etti/kardeşlik yeminini çiğnedi,

Kambolet beni ıssız bir yere,

Hıv ç’etıku (Хъыу к1этыку) denen yere götürdü,

Ön tarafıma bir baktığımda, babasını öldürdüğüm kişiyi görüyorum.

Arkaya dönmek istediğimde küfürlerle karşılaşıyorum,

Solumdan tetikçi/cani grubu üstüme geliyor,

Çemberi yarayım desem iğdiş atım yürümüyor, bir yük,

Üstlerine yürüyeyim desem Ceman-Şarık’ım uzakta,

Karşı koyayım desem çelikten kılıcım belimde değil,

Beni engellemek için çukur kazmışlar, atlayamıyorum…



Aydemirkan acımasız beylerin elinden böyle can verdi. Çocukluk arkadaşı Pşı Kambolet tarafından kandırılarak Hıv ç’etıku denilen ıssız yere götürüldü. Onu pusu kurmuş bekleyen düşmanlarına yem etti. Güvendiğin arkadaşının ihanetinden daha adi, daha alçakça bir eylem olamayacağı Aydemirkan şarkısında şöyle dile getirilir: «Bunu bana yapan arkadaş, belasını Allah’ından bulsun (Мыр къысэзыш1агъэм шъэогъум итхьэр ерэу)»



*Binicisiyle üç düşman atlısını ya da binicisiz ama eğerli yedi düşman atını er meydanından/savaştan alıp getirene, Adigeler adam olmuş derler (Пый шыуищ зэрэтэсэу, е шибл онэгу нэк1эу заом къыхэзщырэр л1ы икъугъэк1э адыгэмэ алъытэ).
*Korkusuz olanın ünü yok olmaz (Зыпсэ емыблэжьрэм ищытхъу к1одырэп).

*Arkadaş yeminine ihanet etme/Dostluk Tanrısı’nı aldatma/Dostluk Tanrısı’na ihanet etme (Ныбджэгъум итхьэ умыгъапц1э).

*Ölümden değil, onursuzluktan kork/kaçın (Л1эныгъэм нахьи, емык1ум нахь ш1ол1ык1).

(Eski Adige deyişleri)



BİLGİ NOTLARI:

1) Bu ad “Besleney Pts’apts’e Kurış” biçiminde de yazılır. Türkiye’deki anlatlara göre bu obur Kabardey beyi çok şişman olduğundan ata binemiyor, iki tekerli arabasıyla ava ya da gideceği yerlere götürülüyormuş. -HCY

2) Türkiye’de dinlediğim anlatılarda olayın avda geçtiği, azgın bir erkek yaban domuzunun (къохъуцэжъ) Besleney Pts’apts’e Kurış’ın üzerine yürüdüğü, domuzu öldürmek için Aydemirkan’ın yayını gerdiği ama Besleney Pts’apts’e Kurış’ın Aydemirkan’a “Adi herif, vurayım deme, o benim hakkım” (Томэжъц1ык1у, уеокъон, ар сэ си1ахь) dediği, ama attığı okun domuzu ıskaladığı, beyin/pşı’nın mutlak bir ölümle burun buruna geldiği, bunun üzerine Aydemirkan’ın domuzu vurup arabanın tekerine çaktığı, beyi ölümden kurtardığı biçimindedir. -HCY

3) Türkiye’deki anlatılara göre, suyu (ırmağı ya da denizi) geçip gelen bir at sürüsü içinden Ceman-Şarık’ı, birkaç denemeden sonra, Aydemirkan, çocuk yaşta iken tayı yakaladı. Tayın asıl sahibi ise kendi öz babası idi. Tay, yelelerine sıkı sıkıya yapışmış olan çocuğu, henüz tanışmadığı babasına götürdü. Çocuk kundağa bağlı iken bir kartal tarafından götürülmüş, çocuksuz bir aile de onu kurtarıp büyütmüştü. Tanrı izin verirse, duyduğum Aydemirkan anlatılarını daha sonra yazmaya çalışacağım. -HCY


TIĞUJIKO KIZBEÇ ŞARKISI (Тыгъужъыкъо Къызбэч иодэд)


Tığujıko Kızbeç (1), 1777 yılında Shapsughya’da, At’ek’um (Ат1эк1ум) ırmağı kıyısındaki Naşha (Нашъхьэ) köyünde doğdu. Adige Süvari birlikleri komutanıydı. 30 yıl boyunca Adige ülkesini kasıp kavuran Rus İmparatorluk ordularına karşı koydu. Ona “Çerkeslerin Aslanı” (Черкесмэ яаслъан) da deniyordu.



Kızbeç’in atlı birlikleri 40 kez düşman ordugahlarını bastı. Onun yiğitçe sürdürdüğü çarpışmalar ve başarıları tarihsel belgelere de geçmiştir. Başarıları içinde en önemlilerinden biri de şudur:1834 yılında 700 atlı ile birlikte Abın Irmağı kıyısında koca bir düşman ordusunu yendi (2), aynı yıl , yanındaki 90 atlı ile birlikte, düşman ordusunun baskınına uğrayan dokuz köyün yağmalanan mallarını ve alınan tutsakları kurtardı.



1839 yılında 9 yerinden yaralanmış olarak bu dünyadan ayrıldı.



“…Çocukları Kazaklar tarafından öldürülmüş biri, çok sayıda yarası olmasına , yaşlanmış olmasına karşın, düşmana karşı direnişlerini aralıksız sürdürdü. Anapa’daki Osmanlı komutanı Hasan Paşa’nın ricası üzerine Mekke’ye gitti, ancak hacı olmak bile onu sakinleştiremedi, eskiden olduğu gibi, o yine bir Sahpsugh olarak kaldı. İri cüsseli, gür sesli, eli, adımları ve davranışlarıyla tanımlamak gerekirse, o, görünüş ve hareketleriyle tam bir Shapsugh kahramanını tanımlıyordu. Kendisini kıyamet günü (Дунэе къутэжь) için doğurulmuş biriymiş gibi görüyordu.



…Birisinin, ”Böyle danslara katılman (уджым ухэтыныр)/bütün eğlencelerde boy göstermen/dans etmen yaşına uygun düşmüyor” diye eleştirmesi üzerine, ”Ölünceye değin oynayacağım/dans edeceğim (сыкъэшъощт), eğer dans etmek yoksa, Cennet’i bile istemem”, demişti. Adige geleneğine aykırı düşüyor olsa da, sağlığında, Kızbeç ve başarıları üzerine bir şarkı düzmüşlerdi. Kızbeç, şarkısını dinlemeyi çok severmiş.



“…Kızbeç artık yaşamıyor ama o Shapsugh düşünce dünyasındaki yaşamını sürdürüyor. Rus kalelerine her bir baskın verildiğinde, Kızbeç, beyazlar giyinmi kır atının üzerinde görünüyormuş”. (Hangerıy/Хъанджэрый. «Беслъний Абат» adlı yazısından alıntı) (3).



Tığujıko Kızbeç, örnek bir savaşçı, örnek bir yiğit olarak ulusumuzun benimsemiş olduğu en iyi bir ordu komutanı, örnek bir kahramandır (л1ыблан). Şarkısında Kızbeç’in soyu/sülalesi (l’ako/л1акъо) ve gösterdiği yiğitlikler anlatılır.



Büyükbabası Yemlışıko,

Onun oğlu Tığuj,

Tığujıko Kızbeç/Tığuj oğlu Kızbeç’tir…

Kardeşi Batmıze,

Zeçeriyaların (4) kızının oğludur…

Karanlıkları yaran (мэзахэр еугъозы) biri,

Dolunaylar ise tacıdır,

Okunun ucu bağışlamasızdır (Ибзашъхьэ щымыут). . .

Kızbeç, kılıç sallamasını sever,

Subayları atlarından alaşağı eder,

Saldırları karşısında Kazaklar kaçarlar,

Düşmanlarını kovalar (Ипыйхэр отэк1ы1у ирефых).

Koca orduların karşısında irkilmez:

Zor korkutulur biridir o,

Dişli, çok güçlü,

Aceleci olmayan, sağlıklı/yakışıklı (шъуаш1у) biridir o,

Kızbeç yetişir yetişmez

Ateşten bir top gibi (чэтэку маш1оу),

Her yere ışıltısını saçar,

Er meydanı ortasına dalar (Корэныгум аш1уепк1э). . .

Ra, Kızbeç'in birlikleri

Sayıca azdır, ama her bir eri ateşten sınav vermiş (дзэ лыгъох),

Feleğin çemberinden geçmiştir (Ик1ыгъо пэпчъых),

Mızrak ucunda bile ilerlemeyi bilirler (пчыпэшъхьэрык1ох)…

Yiğitlerinin içinde bir aslandır o,

Aslanı ipte oynatır,

Kazakların canına okur…

Sakalı sanki bir aslan yelesi,

Savaşta kendisinden uzak durulan biridir o…



O, karanlıkta at biner, diyor şarkı, başındaki ordunun erleri de kendisi gibi seçme yiğitlerden oluşmuştur. Savaşta Kızbeç’ten titrerler, yanına yaklaşmaktan korkarlar. Geleneğe bağlıdır, huy ve davranışlarıyla savaşmak üzerine ayarlanmış bir makine gibidir ama çağının koşullarına ayak uydurmasını da bilen biridir o. Yaşamını, ülkesini ve ulusunu korumaya adamıştır. Tığujıko Kızbeç’in örnek yiğitliği şarkıda işte böyle anlatılır.



BİLGİ NOTLARI:
1) “Kızbeç”, Shapsughca’da “Kızbek” olarak okunur, ancak Adige ve Kabardey edebiyat dillerinde Shapsughca’da olduğu gibi “k-к” (ke) ince sesi bulunmaz, ’k’ (ke) ince sesi karşılığı olarak “ç-ч” (çe) sesi kullanılır ve bu ses (“ç-ч” ), normal “ç-чъ” sesinden farklıdır;ancak, bir biçimde Shapsughca’nın ya da Kabardeyce’nin farklı lehçe ve türevlerinin baskın olduğu Türkiye’de bu farklılık algılanamıyor. Bu nedenle Kızbek adı, birçok yerde, doğru söylenişi/telaffuzu bilinmediğinden, yakıştırma olarak “Huzbek”, ”Guzbek” biçimlerinde de yazılıyor. Adın aslı “Kazbek” ya da “Kızbek”tir, edebi dilde, bunun karşılığı “Kızbeç” ya da “Kazbeç”tir, Rusça’da ise “Kazbiç” biçiminde yazıldığı görülebilir. -HCY

2) Kızbeç’in söylenen yerde 14 bin kişilik bir düşman ordusunu yendiği ve düşmana 6 bin zayiat verdirdiği de yazılır (Bkz. General İsmail Berkok, ”Tarihte Kafkasya”, s. 421-422;Kadircan Kaflı, ”Şimali Kafkasya”)-HCY

3) Hangerıy/Hancerıy (Хъанджэрый)-19. yüzyılın ilk yarısında yaşamış Adige aydını. Rus subayı idi. Burada da ismin aslı “Hangerıy”dır, Adige edebiyat dillerinde, Türkçe, Rusça ve Shapsughca’da olan “g” (ge) sesi bulunmadığından, bu ad “Hancerıy” biçiminde yazılır ve okunur-HCY

4) “Zeçeriya” adı da, aynı biçimde “Zekeriya” adının edebiyat diline aktarılmış yazılı biçimidir. -HCY


ÇOK KİŞİ ÜZERİNE SÖYLENMİŞ ŞARKILAR (Л1ыбэ орэдхэр)


“Bir Adige için özgür, yiğit ve doğru/düzgün davranışlı biri olmak, ölümle yaşamı ayıran ince bir çizgide yürümek gibi bir şeydir”

(K’eş’ Adılcerıy/К1эшъ Адылджэрый)



Şarkıda birden çok kişinin adı geçiyor, bunların gösterdikleri yiğitlikler ve söyledikleri sözler yer alıyorsa, bu tür şarkılara çoğul kişili şarkı (л1ыбэ орэд) denir. Çoğul kişili şarkılar, daha çok savaşta yiğitlik göstermiş kişiler üzerine düzülürdü. Bir iki geguak’o-vısak’o (şarkı bestecisi) bir araya gelir, kimlerin adlarını şarkıya katacaklarına karar verirlerdi. Gelenek gereği, şarkı, başta gelen/başat yiğidin adıyla başlatılırdı.



Nartların Hamırze’si

Atlı olarak tek başına kalmıştı (къали),

Yerğujıye Hazako guşe

Bir kılıç darbesi indirdi.



Bu sözler çoğul kişili olan Vestığeye Savaşı (Остыгъэе зао) üzerine söylenen şarkıda yer alır. Bir başına kalmış olsan bile sağlam bir kale gibi kaçmadan yerinde durmasını bilmelisin, düşmanın karşısında tek bir kılıçla kalsan bile, geri çekilmemen, çarpışmanı sürdürmen gerekir, işte o zaman sen bir kahramansın, diyor şarkı.



“Shapsughya Kahramanlarının Şarkısı”nda (Шапсыгъэ л1ыхъужъмэ яорэд) savaş ve savaşçılar şöyle yansıtılıyor:



Düşmanın üzerine göğüsleri önde yürüyorlar,

Düşmanı kılıç elde darmadağın ediyorlar,

Direnen düşman atlılarını tepe taklak ediyorlar,

Er meydanı onlara bir oyun/dans yeri gibi geliyor,

Uçurulmuş/parçalanmış kelleler,

Abın Irmağı boyunda kan seli içinde yüzüyorlar.



Her bir savaşçının kendine özgü çarpışma biçimi şarkılara yansıtılmıştır, bu şarkılar günümüze ulaşmayı başarmışlardır. Biri “savaşın omuzu, başı, temel direğidir” (заом ыблыпкъ). O olmadan savaşı sürdürmek olanaksızdır. Ordunun en gerisinde görevlendirilen atlılar da, ”atlı artçılar”dır (шыук1э къал).



Aproçin’in Kazaklarını

İp gibi peşine takmış getiriyor
. -diyor şarkı.



Şarkı, Karteneko Beçmız’ın atının o denli yaman bir at olduğunu vurguluyor, kendine de o denli güveniyor Beçmız. Düşmana bir görünüyor ve onları peşine takıyor. Atı en zayıf olanı geriye düşürecek biçimde, Kazakları peşine takıyor, onları birbirlerinden uzak ama bir ip gibi dizilmiş olarak gerisinde bırakıyor. Beçmız, ansızın geri dönüyor ve her birini teker teker öldürüyor.



“Ferzepe Savaşı Şarkısı” (Фэрзэпэ зао иорэд) da, çoğul kişili şarkılardan. Şarkı özgürlüğün ve yiğitliğin gerçek bir Marşı'dır.



Kır atlı, beklenmedik bir manevra/dönüş yapıyor,

Ferzepe Savaşı’na (1) katılıyor, -

Davırların kör Hapaç’e’si (Даурк1э хьапэк1э нэшъу).

Yeşil at da mükemmel bir dönüş yapıyor

Naşı ormana alınan kişi-

Şevgenlerin Tahir pak’ıdır (Шэуджэнк1э Т1ахьирэ пакъ).

Pç’enıpe Savaşı (Пк1эныпэ зао) verildiğinde

Yiğit atı (Шы бланэр) yaralanmıştı,

Ferzape’de yaralandığında

Hiçbir atın terkisine binmedin (2).

Mühürlü kılıcını çalıştırıyor,

Başka bir yöntemle savaşıyor-

Hatığuç’e Salımçerıy.

Bjenıko Savaşı (Бжъэныкъо заор) verildiğinde

Degujıyeko’nun ölüsünü

Topun ağzından alıp getiren-

Boletıkoların Şerel’ıko’sudur (Болэтыкъо Шэрэл1ыкъу).

Kır tayı boş eğerli olarak

İki kız kardeşine götürülen-

Degujıyeko Hacal (Дэгужъыекъо Хьаджал).

Lebaş’ha Savaşı (Лэбашъхьэ заор) (3) verildiğinde

Topu ateşleyeni öldüren kişi

Kanekoların Ayteç’idir (Къанэкъок1э шъуи Айтэч).




BİLGİ NOTLARI:

1) Ferzape ya da Farzape, Farz ırmağının Kuban ırmağına döküldüğü yer. Adigece’de sesler hareketli olduğundan “e” sesi “a” ya dönüşebilir, tersi de olur. Buradaki “pe” ön, ırmağın aşağı bölümü anlamındadır:”Farz”+”pe” =”Farz önü”;”Mıyeko”+”pe”=Mıyeko ırmağı önü, vadi bitimi=Mıyeko vadisinin önü, ovaya açıldığı yer=Mıyekuape=Maykop gibi. -HCY

2) Bir başkasının/düşman atlısının terkisine binmeyi kabul etmek demek, Adige geleneğinde, tutsaklığı, köleliği kabul etmek, korkaklaşmak/en aşağılık bir düzeye düşmeyi kabul etmek anlamına gelir. -HCY

3) Lebaş’ha-Yukarı Laba anlamına gelir. Irmak tarifinde “ş’ha (шъхьэ), ırmağın yukarı, kaynak bölümünü, ”pe”, ırmağın aşağı, denize ya da başka bir ırmak, göl ya da bataklığa döküldüğü yeri belirtir. Burada Laba Irmağının yukarı, dağlık bölümünde bir savaş olduğu anlatılıyor. -HCY



circassiancenter
PauKaF
PauKaF
Site Admin
Site Admin
 
İleti: 20499
Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
Konum: MUDAREY-Гъубжь

Re: ŞARKILARIN ÖYKÜLERİ

İleti PauKaF » Cmt Şub 13, 2010 9:15 pm

ŞARKILARIN ÖYKÜLERİ
KARDENGŞIE Zeramuk
Çeviri: Ergün Yıldız




KIAREKIAŞKIETAU ZAWUEM Yİ WUERED

Kabardey Tarihi’ne yönelik bilgiler açısından bu şarkı benzerleri arasında en geniş bilgi veren ve aynı zamanda en sağlam kabul edilenidir. Bu müziğe kaynak olan olay için Neğume Şora şöyle yazar:
Turgutlular (şimdiki Kalmukların ataları ya da aynı kökten bir boy) oldukça büyük bir güç ile Tatarları da yanlarına alarak Kabardey sınırlarını taciz etmeye saldırılar düzenlemeye başlamışlardı. Kabardeyler bunu karşılıksız bırakmamak amacı ile kadın ve çocukları, yaşlıları, at sürüleri ve hayvanlarını güvenli bölgelerde topladıktan sonra üç günlük bir hazırlık yaparak düşmanla karşılaşmak üzere harekete geçmiş Balk Irmağı'nın Terek Nehri'ne döküldüğü noktada düşmanla savaşa tutuşmuşlardı...

Göğüs göğse süren çarpışmalar sonunda Kabardeyler sayıca çok üstün olan düşmanla başedemeyip yavaş yavaş geri çekilmek zorunda kaldılar. Daha gerilere yeniden toparlanan Kabardey güçleri burada düşmanı yeniden karşılayarak savaşa tutuştular kıran kırana süren savaşa oluk oluk akan kana rağmen düşmanla başedemeyen Kabardeyler daha da geriye, Şerec deresine paralel dağ yamaçlarına kadar çekilmeğe mecbur kaldılar. Ertesi gün çekilen Kabardey birliklerini tamamen dağıtmak amacı ile ilerleyen düşmanı yeniden karşılayıp savaşa tutuştular. Bu kez iyi yer tutmuş Kabardeyler düşmana günlerce direnerek daha öteye yol vermediler fakat düşmanı geriletmeleri de mümkün olmadı. Her iki taraftan yüzlerce insanın öldüğü bu karşılaşmada Kabardey pşılerinden (Pşı Apşokue, Kıdrışokue, Kanşokue, Puçt Kalemet ve genç Tepşerokue, Şolehukue, Cılahıstenıpş) bir çoğu bu savaşta öldüler. Kabardeyler her ne kadar düşmanı bu noktada tutmayı başarmış olsalar da durumları oldukça ümitsizdi ve pek bir kurtuluş yolu da görünmüyordu. Fakat ertesi günün aydınlığı ile birlikte hiç ummadıkları bir şey oldu: Diğer halklardan oluşan 2000 kişinin üzerinde gönüllü yardım birliği gelmişti. Bu yeni moral destek ile dinlenmiş yeni askerlerin de yardımı birleşince Kabardeyler toparlanarak düşman üzerine saldırıya geçtiler yeniden alevlenen çarpışmalar neticesinde bu kez düşman tutunamayarak geri çekilmeye başladı çok geçmeden de bozguna uğrayarak dağıldılar. Birlikler arkasında bir çok esir ve ganimet bırakan düşmanı kendi topraklarına kadar sürerek Balk Nehri'nin öte yakasına kadar kovaladılar. Neğumenin söylediğine göre Dilimizde yeralan "Pariiuhu uihue" sözü o zamandan kalmış. (Pariiuhu Psıhurey köyü ile Balk ırmağı arasında kalan yer.) Yani düşmanın durumuna düş,bozguna uğra gibi bir anlam ifade edermiş. Daha sonraları o savaşın olduğu bölge Kıaşkataw ismini aldı. Bu şarkı yalnızca Kabardeyler de söylenegelir, diğerlerince pek bilinmez. Şarkıyı ilk kez Psıguensu'den Tşıhumırze Kueşouk'den işittim ve derledim.



ŞECEMOKUIE HASANŞ Yİ WUERED


Yaşlıların anlatımına göre Şecemokue Hasanş Yalnız başına birisi imiş. Üstelikte yoksul. Böyle olunca onun sevdiği kızı almak için başlık parası vermesi mümkün değilmiş. Hasanş ne kadar züğürt ise sevdiği kız da tam tersine çok zengin ve üstelik büyük bir aileden imiş.Ve bu ailenin de kızlarını başlık parası almadan vermeleri mümkün değilmiş. Aslında burada bir açıklama getirmeden edemeyeceğim. Bizim törelerimizde kesinlikle böyle bir şey yoktur. Fakat Adige kızlarının güzelliği ve zarafeti o kadar nam salmış ki Kırım hanları, paşaları, Osmanlı paşaları bir Çerkes kızı ile evlenebilmek için kızı ve ailesini razı edebilmek uğruna türlü hediyeler altınlar gümüşler gözden çıkartırlarmış.

İşte bu gide gide zaman içinde nakit paraya,bu gün başlık parası denilen yüz kızartıcı hale dönüşmüş.

Her neyse...

Hasanş böyle bir para ödeyecek durumda değilmiş tabii ki. O bu başlığı ödeyemeyince kızı türlü hediyeler ve yüklü paralar veren Nogay Hanı'na vermişler. Tabii genç kız bu durumu kabullenmemiş ve ailesinin bu kararını sevdiği adama bildirmiş bir şekilde. Nogay gelin alayı kızı alıp köyü terk ettikten sonra her iki tarafı otlar ve dikenlerle kaplı bir patikada Hasanş düğün alayının önünü kesmiş ve silahını çekerek gurubun arasından gelini sırtladığı gibi insan boyunu aşan otların arasına dalmış.

Nogaylar ilk şaşkınlığı atlatıp onları takip etmek istemişler fakat nerede ise sık bir ormanı andıran bu dikenli arazide onları bulmak mümkün olmamış.

Bunun üzerine dört bir yandan otları ateşe vermişler Cehennem ateşinin içinde kalan sevgililer çaresiz dışarı çıkmağa çalışırken ve tam kurtulduklarını düşünürken sık otların arasından fark edemedikleri bir Nogay tarafından açılan ateş sonucu Hasanş vurulmuş ve ölmüş. Nogaylar cesedi oracıkta bırakıp gelini alarak gitmek istemişler, fakat genç kız "Eğer onu layığı ile toprağa vermezseniz sizinle gelmem. Gerekirse buracıkta ölürüm" diyerek direnmiş. Nogaylar çaresiz mezarı kazmış ölüyü mezara indirmişler. Genç gelin "izin verin mezarını ben düzenleyeceğim" diyerek mezarın içine inmiş ve saçında örülü makası çıkartarak sevdiği gencin yanı başında kendi canına kıymış. Nogaylar da bunu üzerine yan yana yatan iki gencin mezarını kapatarak geldikleri gibi eli boş dönmüşler.

Hikayesini dinlediğiniz bu ağıtı ise daha sonradan Hasanş'ın arkadaşları söylemişler. Ağıtın kaynağı Kabardey'dir. Diğerlerince pek söylenmez. Ağıtı ilk kez ağabeyim Kardeguşıe Beçmırze'den işittim.



ADİYIUH Yİ ĞIBZE


Adiyıuh ile onu kaçıran genç hakkında söylencelerde pek öyle geniş bir bilgi yok. 1936 yılında Moskova'da yayınlanan "Kabardinski Folklor" isimli kitapta bu konuda çok az bilgi verilmekte ise de pek yeterli olduğu söylenemez. Olay kısa olarak şöyle anlatılır:

Adiyıuh ile sevdiği genç arasındaki ilişki her iki tarafın akrabalarınca pek onaylanmaz. Çünkü iki aile arasında çok büyük sosyal fark mevcuttur ve aileler bu nedenle ikisi arasındaki bu ilişkiye kesinlikle izin vermemektedir. Genç erkek soylu , genç kız ise alt tabakadan bir aileye mensuptu.

Fakat buna rağmen genç erkek sevdiği kızı kaçırır ve hızla bölgeden uzaklaşmak isterler fakat yolda atın bir şeyden ürkmesi sonucu ansızın huysuzlanır ve kız attan düşerek oracıkta ölür. Genç erkek bunun üzerine işte bu bilinen ağıtı söyler.

Moskova'da yayınlanan kitapta olay böyle anlatılmakla birlikte şarkının kendisinde ormanda çalıların arasından ansızın havalanan bir kuşun atı ürküterek kızın düşmesine neden olduğu belirtilir. Sözlü söylencelerin hepsinde ise kızın belinde bağlı kuşağın (O dönemlerde genç kızlar bellerini ince tutsun, dik ve uzun göstersin diye bez içerisine sarılı çubuklardan oluşan bir tür kuşak ile sımsıkı sararlarmış) kalbine saplandığını ve o anda öldüğünü anlatırlar.

Fakat hiç kimse bu kızın ve erkeğin kim olduğu,olayın hangi tarihlerde olduğu, nerede olduğu konusunda bir bilgi verememektedir. Bu ağıt tüm Adige boylarınca söylenegelir. Ağıtı ilk kez annemden dinledim.



HANİYFE Yİ ĞIBZE

Hanife Kundetey'den (Şegem II) Hamıkue Tlostenbeç'in kızıydı. O çok güzel, çok akıllı ve zarif olması yanında aynı zamanda çok usta bir mızıkacı idi. Köylerinde her kimin düğünü eğlencesi olsa, gelip onu götürürlerdi. O da hiç kimseyi kırmaz hepsine giderdi.

Günlerden bir gün Çerwan ailesinde bir düğün vardı ve Hanife her zaman olduğu gibi burada mızıka çalıyordu. Düğün böyle güle oynaya devam ederken Hanife oyuna çıktığı bir sırada, misafirlerden sarhoş olan bir adam (Ağıtta belirtildiğine göre Abreclerde Muhammet Ali) silahını çekerek oynayan kızın kızın şerefine bir kaç el ateş etmiş. (Yine eskilerin söylediğine göre o zamanlar bir genç kız oynarken silah sıkmak ona değer vermek, onu takdir etmek anlamlarında ve normal karşılanan bir şey imiş.) İşte bu şekilde atılan kurşunlardan birisi önce bir genç kıza, onu da geçerek oynamakta olan güzel mızıkacıya isabet etmiş ve bu yürek parçalayan ölüm işte bu ağıta kaynak olmuş.

Bu Ağıtı Nezer Maşe, Dzeğeştokue Karemırze ve bize hikayeyi anlatan Mırzehan Zeyret'ten dinledim. Bu ağıt günümüzde hala söylenegelir.



KIERBEÇ Yİ WUERED

Kıerbeç'in türküsü isimli bu ağıt ilk kez Adigey de söylenmiş olmasına rağmen Kabardey bölgelerinde daha çok bilinip söylenmektedir. Söylenceye göre bir dönem Kaniye isimli bir Adige köyü ile yakındaki bir Nogay köyü arasında bir sürtüşme ve düşmanlık başgöstermiş Kıerbeç ise bu Adige köyünde en sözü geçen en bileği kuvvetli ve aynı zamanda Nogayların en çekindikleri gençlerin başında gelirmiş.Bu gözü pek genç her olayda onların karşısına dikilir şimdiki deyim ile her taşın altından çıkarmış. İşte bu nedenle Nogaylar bu genci öldürmeğe karar vermişler. Ve Kıerbeç bir başka yerde bulunduğu sırada ona kasıtlı olarak "Kaniye köyü baskına uğradı" yalan haberini ulaştırmışlar. Tabii bunu duyan genç "oturduğumuz yerde kendimizi yedirtmeyiz" diyerek hemen yola koyulmuş ve dönüş yolunda kendisini bekleyen Nogay nişancıları tarafından kurulan tuzağa düşerek kalleşçe vurulmuş. Kıerbeç aldığı bu yaraya rağmen ellerinden kurtularak köyüne ulaşmış fakat bir daha ayağa kalkamadan günlerce hasta yattıktan sonra kangren olan bacağı ölümüne neden olmuş.

Onun yiğitliği ve terbiyesine dair hala şu haber anlatılagelir: Kıerbeç in ölümünün yaklaştığını farkeden diğer insanlar babası Muhammed'i "oğlunu ölmeden önce son bir kez gör, konuş" diyerek zorlamışlar ve gencin babası bunun üzerine oğlunu görmeye gitmişti. Bunu duyan Kıerbeç ise "babam beni yatarken görmesin" diyerek evin içerisinden giriş kapısı üzerine bir ip bağlatmış ve bu ipe tutunarak kangren ayağına rağmen babasını ayakta karşılamıştı.

Yaşlı baba oğlunu son bir kez bu şekilde ayakta gördükten sonra hiç bir şey söylemeksizin dönüp gitti. Kıerbeç ise babasının evden çıkışından hemen sonra olduğu yere yığılıp oracıkta can verdi. İşte bu Kıerbeç yi wuered denilen ağıtın hikayesi budur. Ağıtı ilk kez ağabeyim Kıardenguşıe M.'den dinledim. Fakat bir çok kişi tarafından bilinir ve söylenegelir.



JANBOLET Yİ ĞIBZE

Janbolet'in Ağıtı hakkında eskiler şöyle anlatırlar. Yeçemezıkue (bir kısmı yerkuey mezıkue olarak anlatır). Sağlıklı, dinç ve toplumda sözü değer gören bir yaşlı idi. İlk çocuğu olan Janbolet'in doğumundan sonra eşi ölmüş ve bunun üzerine bir süre sonra Temezlerin kızı Andole guaşe ile yeniden evlenmişti. Ve bu kadından yeniden 9 çocuk sahibi olmuştu. Fakat çocuklarını büyütemeden ölmüş ve çocuklar annelerinin elinde birlikte büyümüşlerdi. Janbolet tıpkı babası gibi çalışkan, dürüst,güçlü ve sözü geçen bir genç olmuş, diğerleri de bunun tam tersi tembel, uyuşuk ve zayıf karakterli birer genç olarak ortaya çıkmışlardı. Fakat Andole guaşe üvey oğlunun toplumda gördüğü itibarı, buna karşılık kendi öz çocuklarının yetersizliğini bir türlü hazmedemiyor ve sürekli kıskanıyordu. Bu kıskançlık o dereceye gelmişti ki Janbolet'i oğullarına öldürtmeye karar vermişti. Fakat Oğullarının hiç birisi onunla başedebilecek güçte değildi. Üvey Kardeşlerinden en küçüğü Janbolet'i çok severdi. Öyle ki öz ağabeylerinden daha çok onun yanına gelir Janbolet'de onunla sürekli ilgilenirdi. İşte bu çocuk annesinin üvey kardeşlerine kurduğu tuzağı gelip Janbolet'e haber vermişti. Ertesi akşam ağabeyler i gelip onu öldüreceklerdi.


Tabii Janbolet de hazırlığını yapmış yatağına bir koca kütük koyarak üzerini de örtmüş ve kapı arkasında gelenleri beklemeğe başlamıştı. Gece artık herkesin uyuduğuna kanaat getiren kardeşler Janbolet'in odasına geldiler.


En küçük hariç hepsi sırasıyla aralık kapıdan içeri süzülüyor kılıçları ile yatakta zannettikleri Janbolet'e vuruyorlardı. Fakat karanlıkta kapı arkasında bekleyen Janbolet hepsini teker teker kafalarına vurarak bayıltmış. Daha sonrada silahlarına ve bütün elbiselerini alarak çırılçıplak 8 kardeşi kendi odasına hapsettikten sonra elbiselerini götürerek annelerinin kapısı önüne atıvermişti...

Oğullarının giysilerini gören Andole Guaşe oğullarımı öldürdü diye feryat figan ederek geldiğinde Janbolet üvey kardeşlerini serbest bırakmış ve onlara bir daha böyle şeyler yapmamaları için yalvarmıştı. Fakat kadın oğullarının bu beceriksizliği karşısında daha da çileden çıkmış sürekli onunla uğraşmağa başlamıştı.

Bu işin iyiye gitmeyeceğini anlayan Janbolet kadının üç kardeşine gizlice haber göndererek onları çağırttı. Olan biteni anlattıktan sonra kardeşlerin kendi gözleri ile görebilmeleri için bir plan yaptı. Janbolet, Andole Guşe'nin yanına giderek " Evde üç misafirim var. Fakat benim acilen bir işim çıktı. Ben dönünceye kadar siz onlarla ilgilenir misiniz, diyerek gitti. Janbolet az mı kaldı çok mu bilinmez ama döndüğünde misafirlerini evde açlıktan bitkin bir halde öylece yığılmış otururken buldu. Aynı şekilde misafirlerin atlarına da su dahi verilmemişti...


İşte dedi Janbolet kız kardeşinizi gördünüz. Bırakın beni, haneye gelen benim misafirime bile böyle davranıyor. Bunu üzerine üç kardeş kız kardeşlerinin yanına giderek bu yaptığının insanlık olmadığını, törelere uymadığını ve hatalı olduğunu üstelik kendi ailelerine de leke getirdiğini söyleyip" bundan sonra bizim bir kız kardeşimiz yok" diyerek evi terkedip gittiler.


Andole Guaşe Janbolet'in bu hareketi üzerine iyice zıvanadan çıktı. Ve açıkça onu öldürmeleri için oğullarını gönderdi. Bu kavgada Janbolet üvey kardeşlerini öldürdü, kendiside aldığı yara ile öldü.

Ağıtı ise Janbolet'in ölürken söylediği rivayet edilir. Bu ağıtı İlk kez Psıguensu'den Uıneğas Batırbiy'den dinledim.

circassiancenter
PauKaF
PauKaF
Site Admin
Site Admin
 
İleti: 20499
Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
Konum: MUDAREY-Гъубжь

Önceki

ÇERKES MÜZİKLERİ

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir