ABHAZ SÜLALE ADLARININ ANLAMI SÜLALE BİLGİLERİİ




ANASAYFA  |   KAYIT OL  |   SOHBET  |   ÇERKES MÜZİKLERİ  |   ÇERKESBUL  |   SÖZLÜK  |   LİNKLER  |   KİRİL KLAVYE  |   BASINDA ÇERKESLER  |   SİTENE EKLE  |   İLETİŞİM

ABHAZ SÜLALE ADLARININ ANLAMI SÜLALE BİLGİLERİİ

ABHAZ SÜLALE ADLARININ ANLAMI SÜLALE BİLGİLERİİ

İleti Gosipha » Sal May 12, 2009 6:28 pm

A - B

A-Z'YE TAMAMLANACAKTIR.

Aan: “Ardıçtaki, geliş yerindeki” anlamlarına gelir.

Abaş: “savaşan, mücadele eden” anlamındadır.

Abat (Habat?): Anlamsızdır. Bu ailenin bir kolu da Adige’lerdedir. Türkiye’deki Abant gölüne “Abat Ykuara” (Abat deresi) derler. Burada barınan Abatlı eşkiyanın bu adından kaldığını ve zamanla Türkçede Abant diye söylendiğini bildirirler. Orada öldürülen eşkıya Abatın kesilen kafasını jandarmadan teslim alarak gömüleceği köye götüren hanımının yolda söylediği ağıtlarını da şarkı ile anlatırlar.
Ferah Ali Paşa’nın teslim aldığı silahları ve mühimmatı Kuzey Kafkasya’daki Hacılar kalesine götürürken kafile başkanı olan Abaza gencin baskıncı Abazalara meydan okurken bağıra bağıra söylediklerini ve Abazaca “Ben Abatoğluyum… Paşa babamdan vazifeliyim.” Gibi sözlerle baskıncıları dağıttığını paşanın kâtibi Haşim Efendi yazar.

Abid: Osmanlıca erkek adı olan Âbid’dendir.

Abuk-Abug: “Koç tüylü” demektir. Abuk Ahmet Paşa bu ailedendir.

Adagua-Adago: “Sağır” manasındadır. Bu ailenin bir kolu da Ubıhlardadır.

Adleyba: Adley, “aşağı gelen komşu” anlamındadır. Şu anki Sohum belediye başkanı Astemur Adleyba bu ailedendir. Adapazarılı şairler Kemal Adleyba ve Cihat adleyba da bu ailedendir.

Agırba: “Sahil halkı” demektir. Abhazya Parlamentosu Başkan Yardımcısı Tarihçi İrina Agırba, ressam Ruslan Agırba bu ailedendir.

Agumaa: “en yürekli” anlamındadır. Abhazyalı ünlü tarihçi Guram Gumba bu ailedendir.

Aguhuwa: “kalbe gıda kişi” anlamındadır.

Ağa-yağı: körük ve düşman” anlamındadır. Aşuva Abhazlarında bir ailedir.

Ahü: “En geri” anlamındadır.

Aka-Akı: “En tutulan” anlamındadır.

Akutsia: “Didikler dişli” anlamındadır.

Alanıya: Alan halkından demektir.

Alaw: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Alay: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Albat: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Aldız: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Alkin: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Almas: “Elmas” demektir.

Alsvın: “Kızılağaç yanındaki” anlamındadır.

Altaç-ipa: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Amaba: “En hâkim” anlamındadır.

Amıçba: “üzeri çatlak, çatlak derili” anlamındadır. Bu ailenin bir kolu da Ubıhlardadır. Tarihçi Yazar Gerg Amıcba, Almanya’nın Abhazya temsilcisi Khibla Amıcba bu ailedendir.
Bir portre:
Hasan Amca, gazeteci ve yazardır. Vubıhların Amç’a sülalesindendir. 1884’de doğdu. Fatih rüştiyesini kuleli Askeri lisesini bitirdi.Harbokulu ve askeri tıbbiyeye gitti ama 3. Sınıfta sağlık nedenleriyle bıraktı.İttihat ve terakki Partisine katıldı. İhtilal hareketlerine katıldı. Prens Sebahattin Kozba’nın “Adem-i Merkeziyet görüşünü benimsedi. 1912’de “Halaskarlar Grubu”na katılarak bir hükümet darbesi girişiminden tutuklandı. Suriye’de “Ermeni Muhacirin Müfettişi” olarak görevlendirildi. Bu görevi sırasında kendi bölgesinde Ermeni halkının kıyama uğramaması için içtenlikle gayret gösterdi (1915). Kurtuluş savaşı sırasında Türkiye’yi terk ederek uzun yıllar Yunanistan ve Bulgaristan’da yaşadı. 1950’lerin başında Türkiye’ye döndüğünde dünya gazetesinde çalıştı. Babıâli’nin herkesçe tanınan ve sevilen Hasan Amca’sı oldu. 1961’de İstanbul’da yokluk içinde öldü. Nizamiye Kapısı, Doğmayan Hürriyet, Yarıda Kalan İhtilal gibi kitapları vardır.


Ampar: Üzerinden kopmuş demektir.

Andı: “Anasından ayrılmayan” demektir.

Andırbıwa: “Yüzeydekini gösteren kişi, yazı bilen kişi” anlamlarındadır.

Anıya: “Yazılı” demektir.

Ankuab: “Yazılı olanları gören” anlamındadır. Şimdiki Abhazya başbakanı Aleksandr Ankuab bu ailedendir.
Bir Portre: Gunda Ankuab (1973-…) Birinci baskısı 2007'de yapılan "Türkçe-Abazaca Konuşma Kılavuzu ve Sözlük" adlı eserin yazarıdır. 1973 yılında Abhazya'nın başkenti Sohum'da doğdu. Yazar ve şair Vladimir Ankuab ile filoloji doçenti Lüdmila Hibba'nın kızıdır. Abhazya devlet üniversitesi ekonomi bölümünden mezun oldu. Abhazya savaşının bitiminde Abhazya'da yapılan ilk güzellik yarışmasında Abhazya güzellik kraliçesi seçildi. 1996 yılında evlenerek Türkiye’ye yerleşti. Kocası İzmit derneğinin emektarlarından Sami Korkut’tur. Halen İzmit’te yaşayan Ankuab, İzmit derneğinde Abhazca kursu hocalığı yapıyor.

Anş-ba: “Kızgın analı” demektir.

Anxua: “yardımsever anneli” demektir.

Apıshüwa: “Dönen Abaza” anlamındadır.

Apsa: “Değerli” anlamındadır.

Apşis: “Sarı tüylü” anlamındadır.

Apug-ipa: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Arasiya: “Araslı”, “fındıklı” anlamlarındadır.

Arcaliya: “Arcallı” demektir. Arcal ata adıdır.

Argun: “Vekilharç” demektir.

Arıd-ba: “Ordu yanındaki, ceviz ağacı yanındaki” anlamlarına gelir. Eski Abhazya’nın şimdiki Soçi’nin şimdiki adıyla Adler bölgesinin beyleri bu aileydi. Yönetim merkezlerine kendi adları takılarak Osmanlıca Arıdlar denmiştir. Arıdlar zamanla Adler’e dönüşmüştür. Evliya Çelebinin seyahatnamesinde geçer. İngiliz yazar J.S. Bell bu aileden Ali Bey hakkında şöyle yazar: “ Kambi, Talma, Keei Ünlü hatipler) bile Adler prensi Ali bey’in o bölge adına kırk kişinin başında meclisin ortasında asılı duran Kuran’a yaklaşarak asil bir tavırla, yüksek bir ağırbaşlılıkla konuşma yapıp döndüğünü görselerdi hayret ederlerdi….” Yazar Aydın Arıt ve yazar Fikret Arıt bu ailedendir.
Bir portre:
Abhazların Arıdba ailesinden olan, Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde 3 ekim 1918 yılında doğan Fikret Arıt, Robert Kolej’in orta kısmını bitirdi. Banka memurluğu, kömür ticareti, film işlerinde çevirmenlik gibi çeşitli işler yaptıktan sonra basın alanına geçti. Bir süre gazetecilik yapan Arıt, daha sonra serbest yazar olarak çalıştı. Kalp yetmezliğinden 1987’de İstanbul’da öldü.
İlk öyküsü Robert Kolej’in "İzlerimiz" adlı dergisinde çıkan Arıt, 1961 yılında yayımlanan "Hep Bu Topraklar için" adlı romanından sonra daha çok çocuk kitapları yazdı, çeviriler yaptı ve havacılık üzerine incelemeler kaleme aldı. "Güzel Yuana" adlı romanı, 1948’de "Damga" adıyla filme alındı.

Arın-ba: “ordu konaklı” anlamına gelir.

Arş-ba: “Kızgın ordulu” anlamına gelir. Abhazya Devlet Başkanı Yardımcısı Valeri Arşba bu ailedendir.

Arkuc: “Meşe üstündeki insanlar” anlamına gelir.

Aarlan: “Ordu içindeki” anlamına gelir.

Armazan: “Ordu malı yerden” anlamına gelir.

Arsalıya: “Arsallı” demektir. Arsal ata adıdır.

Arzın-ba: Bu aileye daha çok Azın, Adzın derler. “Hazan” demektir.
Bir portre:
Vladislav Ardzinba (d. 14 Mayıs 1945), Vladsilav Ardiznba Sovyetler Birliğinde, Gürcü SSR, Abhazya'nın Esher'a köyünde doğdu.
Sohum Pedagojik Enstitüsü'nin tarih bölümünden mezun olduktan sonra Tiflis Üniversitesi'nde çalıştı. Daha sonra Yevgeniy Primakov'un altında eski Ortadoğu uygarlıklarda uzmanlaşmış olan Moskova'da onsekiz yıl boyunca çalıştı ve daha sonra Moskova'da doğulu çalışmaların enstitüsünde yönetici oldu.
Sohum'a döndüğünde, Abaza Lisan Enstitüsü'nün yöneticisi olarak 1987'den 1989'a kadar görev yaptı. Eski Komünist Parti üyesi Abhaz politikacı ve devlet adamı.
1994 yılından 12 Şubat 2005 tarihine kadar Abhazya adlı de facto cumhuriyetin cumhurbaşkanı olarak görev yapmıştır. Aynı zamanda Abhazya'nın ilk devlet başkanıdır. Yerini 12 Şubat 2005 tarihinde Sergei Bagapsh'a bırakmıştır. Vladislav Ardzinba Abhazya'ya bağımsızlık kazandıran bir lider olarak şimdiden Abhazya tarihi ve halkın hafızasında ayrıcalıklı bir yer edinmiştir.


Aslanzıya: “Aslanlı” demektir.

Aşu-ba/Aşba: Ailenin adının kökeni Aşuva Abhazlarından gelir. Bu aile Aşuva (Abazin) bölgesinden gelmedir. Abhazya Millet Meclisi Başkanı Nugzar Aşuba bu ailedendir.

Atey-ba: Anlamsızdır. Ata adıdır. Süvari General Selim Sabit Paşa bu ailedendir.

Awublaa: “Uzak görüşlü, basiretli” anlamındadır. Bu aile Abhazların kutsal ailesidir. Sınıflar üstü, hükümdarlar üstü saygıdeğer bir aile olarak anılır. İnsanüstü saygı gösterdiğiniz kişi için Abhazca’da “Awublaa’nın oğlu imişçesine ona saygı gösterdin.” Derler. Bu ailenin çocukları doğduğunda bir süre toprağa bastırılmaz. Ancak bir duacının merasimiyle toprağa bastırılır.

Ayüdz-ba: “Mürekkepli” anlamındadır.

Azagu-ipa: “adalı” demektir.

B
Baalaw: “inen uzun” anlamındadır.

Babal: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Babaşiya: “Babaşlı” anlamındadır.

Bebiya: “ayva bulan” anlamındadır.

Babuwa: “Babulu” demektir. Babu-Babuw erkek adıdır.

Badid: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Bediya: “Badılı” demektir. Görenin yanındaki anlamına gelir.

Bagapş: “Kızıl” çakal anlamına gelir. Türkiyeli ünlü müzisyen Fehmi Bagapş ve şimdiki Abhazya devlet Başkanı Sergei Bagapş bu ailedendir.
Bir portre:
Sergey Bagapş
4 Mart 1949'da doğdu. Sohum Devlet Subtropik Ürünler Enstütüsü Ziraat Bölümü'nü bitirdi.1982 yılında Oçamçıra Bölge valisi oldu. 1992 – 1993 yıllarında Abhazya Parlamentosu'nda milletvekilliği ve Başbakan Yardımcılığı yaptı. 1999 – 2000 yıllar arasında Başbakanlık yaptı. 2000 yılından itibaren Devlet Karadeniz Enerjileri Genel Direktörlüğü görevini yürüttü. 3 Ekim tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Amtsahara, Birleşik Abhazya ve Aytayra siyasi hareketleri tarafından desteklenen Bagapş ilk turda yüzde ellinin üzerinde oy alarak Abhazya'nın ikinci cumhurbaşkanı oldu. Evli olan olan Sergey Bagapş, biri kız, biri erkek iki çocuk babasıdır.

Bagasa: “Küçük çakal” anlamına gelir.

Bagatalıya: “Çakal yuvalı” demektir.

Bagrat: Bu ailenin birer kolu Ermenistan’da, gürcistan’da, Abhazya’da krallık yapmıştır. İsrail kökenlidir. Abhaz Bagratlarına “Şah-ı Şah” (Şahlar şahı) denmiştir. Şaşa,Şaş, Çaça, Çaçe değişik söylenişleridir.

Bağ-ba: Anlamsızdır. Ata adıdır. Abhazya şehidi Bahadır Abağba bu ailedendir.
Bir portre:
Abağba Bahadır, 1967 senesinde Eskişehir’de doğdu. Efkan, Vedat ve Zafer gibi Türkiye’den giden ilk grupta olan Bahadır, savaşta büyük başarılar gösterdi. Fedakarlığı ve cesaretiyle büyük saygı duyulan bir isimdi. Kozba Vedat’ın şehit düştüğü çarpışmada çok ağır yaralanan şehidimiz, aylarca tedavi gördü ve 20 Eylül 1993’de Sohum’a düzenlenen son saldırıda şehit düştü. “Bazukacı” lakaplı Abağba Bahadır’ın mezarı Gudauta’dadır.

Bağırkan-ipa: Anlamsızdır. Ata adıdır. Osmanlıların son ünlü devlet adamı Enver paşanın hanımının annesi bu ailedendi.

Baeğ: Kuaza ailesinin bir koludur. Anlamsızdır. Ata adıdır. Bu aileden iyi hatipler, şarkıcılar, çalgı aleti çalanlar ve iyi dans edenler çok yetişmiştir.

Bakutiya: “Tavuk bulan” anlamındadır.

Bambat: Anlamsızdır. Ata adıdır. Aşuva ailesidir.

Baniya: “Görünen yerdeki” anlamındadır.

Barakua: “Görünüşü sert” anlamındadır.

Baramiya: “Görüşlü” anlamındadır.

Baras: Anlamsızdır. Ata adıdır. Bu aileden Lamşux (Lamşuh) adlı bay barıştırıcı hatipliğiyle anılır.

Barçın: “İnsanları bulup doyuran yerden” anlamındadır. Bu aileden Hakuç adlı kişi, at dışkısı getiren ve bir dehlizden geçip akan ve at dışkısını nerden getirdiği halkça bilinmeyen bir akarsuyun sırlarının öğrenmek istemiş; yanına gözü pek birkaç yiğit ile çekiç, küskü, balta, mum, yiyecek gibi şeyler alarak akarsuyun içindeki dehlizden geçerek uzun bir yolculuk yapmış. Yolculuğun sonunda Abritskil ve Araş’ın (atının) bağlı olduğu Çılov mağarasına varmış. Orada Abritkil ile tanışarak konuşmuş ve aynı yoldan geri dönmüş.

Barganciya: Anlamsızdır. Ata adıdır.




Bartsıs: “Ordunun peşinde giden” anlamındadır. İsmail Ziya Bersis bu ailedendir.
Bir Portre:
İsmail Ziya Bersis
Abhaz kökenli asker, politikacı ve gazeteci. 1884 yılında Sapanca'da doğdu. Osmanlı-Rus Savaşı sonunda (1878) Sohum’dan Anadolu’ya göçeden Habib Bey'in oğludur. Öğrenimini İstanbul'da yaptıktan sonra 1903 yılında Harbokulu'nu teğmen olarak bitirdi. Selanik Redif Taburu’na atandı. 1906'da üsteğmen oldu. 1907'de Siroz, Görice Nişancı Taburuna, 1909'da yüzbaşı olarak Bağdat Jandarma Mektebi öğretmenliğine atandı. 1910 Ağustosu'nda Kerkük Jandarma Komutanlığına atanan Bersis, bu görevindeki başarısıyla Bağdat Valisi Berzeg Nazım Paşa'nın takdirini kazandı. 1913 yılında İstanbul'a dönerek Balkan Savaşı'na katıldı ve Harbiye Nazırı olan Berzeg Nazım Paşa’nın yaverliğini yaptı. Mayıs 1914'de İzmit milletvekili seçildiyse de Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine milis komutanı olarak tekrar orduya katıldı. "Teşkilat-ı Mahsusa" üyesi olarak Süleyman Askeri Bey'le birlikte Irak cephesinde görev yaptı. Musul ve Kerkük'de savaştı.
Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra sivil yaşama dönerek gazeteciliğe atılan İsmail Ziya Bersis, birçok gazetede yazı yazdı. Türk Kurtuluş Savaşı'na destek verdi. "Misak-ı milli" ilkelerini "galip devletlere" tanıtmayı misyon edinen bir grubun üyesi olarak çalışmalarda bulundu. Bu amaçla eski elçilerden Galip Kemali'nin (Söylemezoğlu) çağrısı üzerine 16-21 Ocak 1921'de Roma'daki Boston Oteli'nde 13 kişinin katılımıyla düzenlenen ve "misak-ı milli" ilkelerini galip devletlere tanıtarak, İtalya Dışişleri Bakanı Kont Sforza aracılığıyla barış konferansına sunmayı amaçlayan "Roma Türk Ricali Kongresi"nde yer aldı.
1950 yılında İstanbul'da Kafkas Kültür Derneği'nin kurucu ve aktif çalışanları arasında yer aldı. Bu derneğin gayriresmi organı olarak yayınlanan “Kafkas Dergisi"nin sahipliği ve başyazarlığı görevlerini üstlendi (Ocak-Aralık 1953). Bu dergi 30 yılı aşkın bir baskı döneminden sonra Çerkesler ile ilgili olarak yayınlanabilen ilk dergi olması bakımından önem taşıyordu. Bersis'in ölümü üzerine adı değiştirilerek bir yıI da "Kafkas Mecmuası" adıyla yayınlandı. İsmail Ziya Bersis, son yıllarında İstanbul'da sahibi ve başyazarı bulunduğu "İstanbul Postası" gazetesinin yayınını da sürdürüyordu. 31 Aralık 1953'de akrabalarını ziyaret için gittiği Ankara’da öldü.

Brıskil: “Yalpa gidişli Kil” anlamındadır. Kil ata adıdır.

Barzaniya: Bizanslı anlamındadır.

Bırzıwa-Barzuwa: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Basariya: Basar soyu demektir. Simon Basariya bu ailedendir.
Bir Portre: Abhazya’nın ilk kültür emekçilerinden biri, Osmanlı Devletinde yaşamasına karşın Abhazya ile sıkı ilişkiler kurmuş bir aydın olan Simon Basaria’dır. Muhacirlik konusunda Bolşevik devrimi öncesinde yayınlanmış “Türkiye’deki Kafkas Dağlıları” , “Abdülhamit’in Annesi”, “Ubıh ve Sadzlar-Kaybolmuş Halklar” adlı makaleleri halen önemini korumaktadır. 1918 yılında Abhazya’yı işgal eden Gürcü Menşeviklerin kurduğu hükumet zamanında Kutol köyünün yakılması olayında hayatını kaybeden Simon Basarya, 1912 yılında Türkiye’de yaşarken önde gelen Abhaz ve Adige aydınları için yüzlerce resim malzemesi toplayarak büyük bir hizmet gerçekleştirmiştir.

Başham-ba: “Zehir bulan” anlamındadır. Araplaşmış bir Tunuslu aile hala bu adı kullanır. Ünlü kişiler yetiştirmiştir. Tunuslu düşünür Ali Başhamba gibi.

Başlıya: Başıllı demektir. Başıl ata adıdır.

Başnux (Başnuh): “Hesabı boşa çıkan” anlamındadır.

Bedliya: Badıllı demektir.

Berslan: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Beslanziya: Beslen suyundan anlamındadır.

Beygua: “Kızgın Bey” anlamındadır. 18 asrın ilk yarısında Rus tarafını tutup Abhaz krallığına darbe yapmaya kalkıştıklarından aslında “Beye kızgın” anlamında kullanılmıştır. Bu aileden 12 kişi başlarında Beygua Mamagul olarak Abhaz krallığını basarak bir hükümet darbesi yapmaya kalkışmış başarılı olamayarak tutuklanıp Batumda hapse atılmıştır.Diğerleri Megrelya’ya ve Kabardey’e kaçmışlardır. Zamanlada asimile olmuşlardır. Kabardeylerdeki Beyko ailesi bunların torunlarıdır. Ünlü (rahmetli) Abhazolog Ömer BÜYÜKA ve spor yorumcusu Şansal BÜYÜKA bu ailedendir.

Bgan-ba (Abgınba): “Yıkık yerden” anlamındadır. Türkiye’de Karasu’nun Kobaşlar Köyünün tamamı bu aileden oluşur. Bu aileden bir portre:
“Albay Rüştü Kobaş Abgınba:
1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sonucunda sürgün edilen Abhazlardandır . Adapazarı- karasu "Kobaşlar (Bganaa)" köyünün kurucuları olan "Abgınba" sülalesindendir. 1899 yılında harbokulu'nu bitirdikten sonra, 1906'da Düzce’ye atanır.
Aynı yıl, jandarma örgütüne geçerek düzce jandarma bölük komutanlığı görevine getirilir. Osmanlı’nın karizmasını yerle bir etmiş olan dünyaca ünlü Çakırcalı Mehmet Efe'yi (zamanında Çakırcalı'nın haberleri İngiliz, Fransız gazetelerinde baş sayfadan verilir.) yakalamakla görevlendirilir. Düzce-Adapazarı yöresindeki Abhazlardan oluşturduğu kırk kişilik gönüllü birliğiyle bu görevi başarıp Çakırcalı Efe'yi öldürerek ün kazanır. (Çakırcalı'nın on beş yıllık eşkıyalık yaşamında 1081 kişi öldürdüğü söyleniyor.)
Yaşar Kemal'in yazdığı "Çakırcalı Efe" romanının "Çakırcalıyı biz öldürdük." adlı ikinci bölümünde Rüştü Kobaş'ın Çakırcalı Efe ile ilgili anılarına yer verilmektedir. Aslında Çakırcalı'yı çatışma sırasında kardeşi Osman Abgınba öldürmüştür. Çakırcalı efe azılı bir Çerkes ve Arnavut düşmanıdır. Romanda bu tafsilatlı bir şekilde anlatılmaktadır. Albay Rüştü Kobaş ve arkadaşlarının başarılı olmalarının en önemli sebeplerinden biri de, kendi aralarında konuşurken hep Abhazca konuşmuş olmalarıdır. Böylece Çakırcalı'yı takip ederken dışarıya hiç bilgi sızdırmazlar.
daha sonra Rüştü Kobaş, Balkan Savaşı'nda Kafkas göçmenlerince oluşturulan gönüllü süvari birliklerinde komutanlık yapar.milli mücadele yıllarında Düzce-Hendek yöresinde, özellikle Kafkas göçmeni aAhazlar arasında oluşan ikinci ayaklanma hareketi sırasında (19 temmuz 1920), T.B.M.M. hükümeti tarafından bolu jandarma komutanlığına atanır. T.B.M.M. 'de İzmit milletvekili olan eski Adapazarı kaymakamı Fuat Carım ile birlikte yöredeki Kafkas göçmenlerinin ileri gelenleriyle bağlantı sağlayarak, bu halk hareketinin barış yoluyla ve kansız olarak sona erdirilmesinden etken olur (eylül 1920). Cumhuriyet devrinde de çeşitli görevlerde bulunduktan sonra albay rütbesinden emekliye ayrılır.”

Bgaç-Abgaç: “Beli meşe gibi güçlü-kalın” anlamındadır.

Bgazv: “Yırtık belli” anlamındadır.

Bıçı: Anlamsızdır. Ata adıdır. Bıç, Bıj veya Bıça da denir.

Abıda-abdaa: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Bıgı: kurt, çakalın değişik söylenişidir.

Bırcı-Abırcıba: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Bıtp-Bütba: Ata adıdır. “Gür saçlı” anlamındadır. Türkiye’de 1919’da Latin harfleriyle Abhaz alfabesinin yapan “Kafkasya Hatıraları” adlı kitabı bulunan Mustafa BÜTBA ve Seka genel müdürlüğünü uzun süre yapan Aziz GÜMÜŞ de bu ailedendir.
Bir portre:
(Bütba) Mustafa Bütbay: (1864) Kafkasya'nın Tsabal yöresinden Balkanlar'a ve Osmanlı-Rus Savaşı (1877-78) sonrasında da ikinci kez Anadolu'ya göç etmek zorunda kalan Butba adlı bir ailedendir. Babasının adı Şahan'dır. Eskişehir'in Ağapınar köyünde doğdu. Öğretmenlik görevlerinde bulundu. İstanbul'da Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) ve Darüşşafaka Lisesi'nde öğretmenlik, sonradan "Çerkes Kız Mektebi" haline getirilen Beşiktaş Kız Terakki Mektebi'nde müdürlük yaptı. "Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti" ve "Şimali Kafkas Cemiyeti"nin çalışmalarına katıldı. Yusuf İzzet Paşa'nın başkanlığında oluşturulan alfabe komisyonunda görev alarak Latin esaslı Abhaz alfabesinin oluşturulmasında rol oynadı (1919). Bu derneklerin girişimi ve Osmanlı Hükümeti'nin onayıyla oluşturulan bir kurula katılarak İsmail Hakkı Berkok, Aziz Meker ve diğer arkadaşlarıyla birlikte Kuzey Kafkasya'ya gitti (1920). Dağıstan, Çeçenistan ve Abhazya'da bulundu. (Bu görev gezisiyle ilgili anılarının bir kısmı ölümünden sonra yayınlanmıştır.) Türkiye'ye döndükten sonra da çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı. Abhaz folklorunu derlemek üzere Kafkasya'dan Türkiye'ye gelen Viktor Y. Kukba'nın çalışmalarına yardımcı oldu (1927). Bu bakımdan Abhazya'da da tanınan bir kişidir. 1946 yılında öldü.
Basılmış eserleri: "Çerkes Elifba Apsışola" (Abhazca Çerkes Alfabesi, Şimali Kafkas Cemiyeti Yayını, İstanbul 1919), "Kafkasya Hatıraları" (Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara 1990).

Bıya: “Görünen” anlamındadır.

Bjaniya: “Anne kucağında yatan” anlamındadır.

Biberd: Atınordu dilindeki bay Berdi’den geçmiştir. Abazin boyudur.

Bijnow: “Uzun sesli” anlamına gelir. Türkiye’de bu aileden Muhlis Paşa ve oğulları Âgah, Hurşit, Şevket, Halis Beyler gibi askerler ve idareciler çıkmıştır. Muhlis Sabahattin Ezgi ve kardeşi Neveser Kökdeş gibi ünlü bestekârlar, 1932 Türkiye’nin ilk dünya güzeli seçilen Keriman Halis ECE de bu ailedendir. Bu aileden Ubıhlarda da vardır.
Br portre:
Muhlis SABAHATTİN (1889-1947)
Muhlis Sabahattin Ezgi, 1890 yılında Adana'da sürgünde doğar. Sürgünün nedeni, Abdülaziz'in başmabeyincisi olan babası Hurşit Bey'in, Abdülhamit'in tahta çıkmasıyla İstanbul'dan uzaklaştırılmasıdır. Çocukluğu Drama ve Selanik'te geçen Muhlis Sabahattin, eğitimini Galatasaray Lisesi'nde tamamlar. Evdeki sazlı sözlü sohbetlerde kulağına dolan alaturka müziğin yanına, okul yıllarında piyano hocasının katkısıyla alafranga müzik kültürünü de ekler. Böylece o yıllarda Batı müziğine ilgi duymaya başlar.
"Muhlis'in Çocukları" adıyla kurduğu operet topluluğu, 1930'lu yıllarda büyük başarı kazanır. Bir süre sonra "Süreyya Opereti" adını alan bu topluluk, Kadıköy'deki meşhur Süreyya Paşa Tiyatrosu'nda temsillerini sürdürür. Ayşe, Asaletmaap, Gülfatma, Monbey gibi birbiri ardına sıralanan operetlerin kadrosunda ; Suzan Lûtfullah, Lûtfullah Sururi, Celal Sururi, Muammer Karaca, Toto Karaca, Avni Dilligil, Ömer Aydın ve orkestrada Muhittin Sadak gibi, Türk operet tarihinin en değerli isimleri bulunmaktadır. Operetlerin kazandıkları başarılar üzerine, Sahibinin Sesi ve Columbia şirketleri üst üste plaklarını yayınlar. Özellikle "Ayşe" opereti, Suzan Lûtfullah adının duyularak sevilmesine, Muhlis Sabahattin'in "Operet Kralı" olarak kabul edilmesine ve "Muhlis'in Çocukları"nın halk arasında tanınmasına neden olur.
13 Şubat 1947 günü hayata gözlerini yumar.

Blab: “Uyanık” anlamına gelir. Blabırxua dağı bunların adını taşır.

Bzagu: “diri yürekli anlamındadır.



C Ç

C
Cagu-Caguarıya: “Çile içindeki” anlamındadır.

Calmırza: Canmırza’nın değişik söylenişidir. Ata adıdır.

Cam: Acem asıllı iken Abhazlaşmış bir ailenin adıdır. Ünlü Abhaz yazar Fazıl İskender bu ailedendir.
İskender fazıl Abduloviç (1929)
Suhum'da doğan, 1950'den beri Moskova’da yaşayan, dünya çapında üne sahip olan bir abhaz yazardır. Eserlerini Rusça yazmasına karşın konularını hep Abhazya ve Abhazyalılardan seçmektedir. Toplumsal olayları hicvetmesiyle ünlenmiştir. bu sene (2008) 6 mart günü ünlü Abhaz yazarı fazıl İskender 78 yaşına basmıştır. 1987 yılında, fazıl İskender’in hayatını, kişiliğini ve siyasi fikirlerini anlatan bir belgesel çekilmiştir. Yönetmeni, İbrahim Chkadua, belgeselin adı da, şiir ve vatan/poem and motherland'dır. Abhazya’da milletvekilliği yapmıştır. 1993’den bu yana da kültür dünyası birliği başkanlığı yapmaktadır. Birçok ödül almıştır. ABD Norwich üniversitesi tarafından fahri doktor unvanı verilen fazıl İskender’in adı 1994 yılında Uluslararası Astronomi Birliği’nce yeni bulunan bir göktaşına verilmiştir. ayrıca şair kimliği de taşıyan İskender’in birçok şiir kitabı vardır.

Türkçeye çevrilen eserleri:
Sandro dayı (cem yayınevi - çeviren Mehmet özgül),
Öyküler - (cem yayınevi - ç ev. Mehmet özgül)
Keçi Öküz Yıldızı (hürriyet yayınları),
Güneşi Yiyen Keçi (bilgi yayınevi)
Kafkas Öyküleri (da yayınları)
Çik ve Puşkin (milliyet yayınları)

Candal-Cincal: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Canget: Canghet gibi söylenir. Ata adındandır. Aşuva ailelerindendir. Mısır vezirlerinden Hüseyin Fahri Paşa bu ailedendi.

Caniya-Ceniya-Ciniya: “Zahmet içindeki anlamındadır. Abhaz dili ve edebiyatına kırk yıl emek veren, dergi yayınlayan, bir şiir kitabı bulunan Caniya Çiçiko bu ailedendir.12 Ekim 1975 yılında rahmete kavuşmuştur. Abhazya gazisi Bahri Ceniya’da bu ailedendir.

Cantamır: Ata adıdır. Türkçedeki Cantimur’un başka söylenişidir. Aşuva boyundan bir ailedir.

Capara-Capariya: “Zahmet üreten yerdeki” anlamındadır.

Capşı: “Kızıl meşeli” demektir.

Copua: “Zahmet saçan” anlamındadır. Abhazyalı Ressam Batal Copua bu ailedendir.

Carşaliya: “Halk yürüyüşü içindeki” anlamındadır.

Catker-Cetker-Jetker: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Cgotan: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Cic-ba: Anlamsızdır. Ata adıdır.
Cugbar-Çukbar: “Tuzu büyük” anlamındadır.
Cıkir: “Meşeye tapanlar” anlamındadır.

Cudar: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Cır-Jır: “Çelik” anlamına gelir. Ata adıdır. Aşuva yazar Cır Hamit bu ailedendir.


Ç

Çaabal-Çabal: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Çaç-ba: 985’ten sonraki Abhaz kral hanedanı olan Bagratların ünvanı olan Çaç’tır. 1864 Temmuz ortalarına kadar Abhazya’nın başında hüküm sürmüştür. Gürcüler bu hanedana Şirvaşidze (şirvanşah) derler. 19 yy. da Çaçbaların hakimiyet alanı iyice daralarak Bzıpla İngur nehirleri arasına kadar gerilemiştir.
Abhazya Krallığı 14. asırda “Çaçba” ve “Şervaşidze” Prenslerine geçti. Moğol istilası sırasında bazı Abaza gruplar Kafkas Dağlarını aşarak “Kuban” ve “Kuma” nehir boylarına yerleştiler. Osmanlı Devleti İstanbul’u feth etmeden önce Abhazya’nın bir kısmını feth etti. 1451 yılında Murat Bey komutasındaki 50 savaş gemisi (Osmanlı donanması) Abhazya kıyılarına çıkarma yaptı. 1453’te İstanbul’un fethi Abhazya üzerinde büyük tesir meydana getirdi. 1454 yılında Osmanlı donanması Sevastopolis’i topa tutarak Ceneviz kolonileri ortadan kalktı. Osmanlılar sahillere yerleştiler.
1578 yılında Osmanlı temsilcisi Sohum’a geldi. 1451’den 1812 yılına kadar Abhazya Osmanlı hakimiyetinde idi. Bazı özgür dağlı topluluklar dışında Abhazya Osmanlı toprağı idi. Abaza hükümdarları Osmanlının “vasal”ları kabul edildi. Sohum Kalesi yeniden inşa edildi. “Sohum Kale” adı ile 50 toplu Yeniçeri Garnizonu oldu. İki tuğlu paşa bu garnizonun komutanı idi. Abazalar 1725, 1728, 1733 ve 1757’de Osmanlıya karşı ayaklandılar. 1771’de büyük bir ayaklanma oldu. Geçici olarak Sohum Kaleyi ele geçirdiler. Abaza Çaçba Prensleri Ingur Nehrine kadar bu bölgeye hakim idiler. Çaçba Prenslerinden Keleşbey, Osmanlı desteğinden faydalanarak 1780’de Abhazya feodal beylerini kendine bağladı. 1801 yılında Rusya Doğu Gürcistan’ı ilhak etti. Keleşbey uzağı göremedi. Rusya’nın Kafkasya’da askerî varlığını geçici olarak düşünüyordu. Keleşbey Osmanlı egemenliğinden kurtulmak için 1803 yılında Rusya’ya yakınlaştı. Keleşbey 1806 yılında Çar’a Rusya’ya katılma kararını bildirdi. Rusya Osmanlı Devleti ile çatışmak istemedi ve Keleşbey’in kararını geciktirdi. Zamana bıraktı. 2 Mayıs 1808’de Aslanbey, babası Keleşbey’i öldürttü. Ve iktidara geçti. Kardeşi Abhazya’yı terk etti.
Aslanbey Osmanlının askerî ve siyasî desteği ile 2 yıl iktidarda kaldı. Kardeşi Georgi 12 Ağustos 1808’de Rusya’ya ilhak isteğiyle başvurdu. Çar I. Aleksandr bu isteği 17 Şubat 1810’da kabul etti. 10 Temmuz 1810’da Rus donanması Sohum’u bombaladı ve Sohum Kale’yi ele geçirdi. Abhazya tahtına Georgi (Şervaşidze) geçti. Aslanbey’i destekleyen 5 bin Abaza Osmanlı İmparatorluğuna yerleşti. 1812 yılındaki Osmanlı Rus Savaşından sonra Abhazya Rusya’ya ilhak edildi. 1812’den sonra Abazaların sürgün yılları, çile ve felaket dolu günleri günümüze kadar bitmedi.

Çaçhalıya: Anlamsızdır. Ata adıdır. Abhaz Şairlerinden Kirşal Çaçhaliya bu ailedendir.

Çadıya: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Çaçvı-Şaşvı: Çaçvı ekmeği ekşi Şaşvı da kanı ekşi anlamındadır. Bu aileye her iki şekilde de hitap edilir.

Çiçe: “Musallat olan” anlamındadır.

Çakuya: “Ekmeği yarım yamalak pişiren” anlamındadır.

Çal: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Çalmas: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Çamaa: “Ekmekli, aşlı” anlamındadır.

Çamaguwa: “Zenginlerin ortasındaki” anlamındadır.

Çbar: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Çegem: “Ekmek tadında” anlamına gelir.

Çeregikua: Anlamsızdır. Ata adıdır. Aşuva Abhazlarından bir ailenin adıdır.

Çerkeziya: “Çerkesli” demektir. Gürcülerde de Çerkesişvili ailesi vardır.

Çım: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Çiper-Çıpır: “Mağrur öncülerden” anlamındadır.
Bir portre:
Tevfik Çiper
Abaza/Abazin. 1901 yılında Adana'ya bağlı Tufanbeyli'nin Akpınar köyünde doğdu. İ.Ü. Hukuk Fakültesi'ni bitirerek çeşitli yerlerde hâkimlik, Adalet Bakanlığı Müfettişliği görevlerinde bulundu. Ankara'da serbest avukat olarak çalıştı. Konya Yüksek İslam Enstitüsü'nde Mukayeseli Hukuk, Tefsir ve İslam Hukuku Tarihi dersleri verdi. 1926 yılında kurulan Kafkasya Dağlıları Halk Partisi'nin bazı süreli yayınlarında "Abat" takma adıyla yazıları yayınlandı. 1972 senesinde vefat etti.

Çırig: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Çırkuman: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Çkuniya: “Çocukça” Ata takma adıdır.

Çıwı-Çawı: “aşçı” anlamındadır.

Çızım-Çızımaa: “Anız sahibi” anlamındadır. Halit Lemi Atlı bu ailedendir.
Bir Portre:
Halit Lemi Atlı (1870-1945). Tanburi Mustafa Çavuş'la başlayan ve hocası Hacı Arif Bey'le kişilik bulan şarkı bestekârlığı zincirinin en önemli halkalarından biri olarak kabul ediliyor.Saz Semaisi formunda bestelediği bir eser ve bir İstiklal Marşı dışında bütün eserlerini şarkı formunda veren Lemi Atlı, bir ses sanatkarı olarak da musikimizde önemli bir yere sahiptir.168 bestesi var.Mezarı, Erenköy Sahrayı Cedit Mezarlığındadır.

Çolariya: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Çvaş: “Uykuya dalmış” anlamındadır.

Çvayı: “Uykuda doğmuş” anlamındadır.

Çvıjı: “Sığır etli” anlamındadır.

Çukbar: “Saçak damlası” anlamına gelir.

Çümtzı: “Sığır sineği” anlamına gelir.

Çürhuwa: “Öküz yemli” anlamına helir.

Çvışı-Çüşı: “kızgın öküz” anlamına gelir.

Çxutwa-Çhutwa: “Ekmek veren” anlamına gelir.

Çgı: “Atsız” anlamına gelir.

Çıhvzıs: Anlamsızdır. Ata adıdır. Kap aialesinin bir koludur.

Çpux: “Göğsü kıllı” anlamına gelir.

Çxu: “At kıllı” anlamına gelir.

Çakuwa-Yjakuwa: “Çatlamış kaplumbağa” anlamına gelir.

Çanba: “Çatlak yüzlü” anlamına gelir. (Gürcülerde Lazlara Çan der. Abhazlaşmış Laz bir aile olabilir.) Samson Çanba bu ailedendir.
Bir portre:
Samson Çanba (1886-1937)
Abhaz toplum ve siyaset adamı, yazar. Yakov oğlu. Oçamçıra ilçesinin Atara köyünde doğdu. Dranda’daki kilise okulu ve Sohum Dağlı Okulu’ndan sonra gönderildiği Kutaisi’deki Tarım Okulu’nu bitirdi (1907). Bu yıllarda devrimci eylemlere karıştı. 1914-15’de Sohum (Abhazya) yöresindeki köylerde öğretmen olarak çalıştı. 1916’da Sohum’a giderek oradaki Abhaz aydınlarıyla ilişki kurdu. Sohum Öğretmenlik Semineri’nde Abhaz dili ve Coğrafya öğretmeni olarak görev aldı. Bu yıllarda RSDİP’ne de üye olmakla birlikte Bolşevik fraksiyonuna katılmadı. Şubat 1917 devriminden sonra Kafkasya’nın kendine dönüş ve devletleşme çabalarına, Kafkasya Dağlıları Birliği (Kuzey Kafkasya) Cumhuriyeti’nin oluşturulması çabalarına aktif şekilde katıldı. “Sohumskiy vestnik” (Sohum Bülteni) ve “Gorskaya jizn”(Dağlı Yaşamı, Vladikafkas 1917) gazetelerinde yazılar yazdı. Abhaz Halk Konseyi’nin “bağımsızlar” fraksiyonunda yer aldı. Dırmit İ. Guliya, F. Kh. Eşba, K. D. Maçavaryani, N. C. Canaşiya, Simon M. Aşkhatsava, A. M. Çoçua, D. T. Maan, A. İ. Çukbar, P. S. Şakrıl, Simon P. Basariya gibi Abhaz aydınlarıyla birlikte halkının kültürel kalkınması ve Kafkasya Dağlıları Birliği’yle bütünleşmesi için çalıştı. Yörenin Gürcü Menşevik hükümetine bağlı askeri birlikler tarafından işgalinden sonra da ,bu aydınlar grubu tarafından Şubat 1919’da çıkarılmaya başlayan “Apsnı” (Abhazya) gazetesinde yazılar ve eserlerini yayımladı. Abhazya’da Sovyet iktidarının kurulmasından sonra RKP(b)’ne kaydoldu (1921) ve Abhazya SSC’nin yönetiminde ve Parti’de görevler aldı. Abhazya SSC Merkez İcra Komitesi’nin kararıyla. Eğitim Komiserliğine atanarak 1925 yılına kadar bu görevi başarıyla sürdürdü. Çeşitli gazete yazıları, tiyatro eserleri, hikaye ve şiir kitapları yayımlandı. Abhazya Yazarlar Birliğinde ve Abhaz Bilim - Araştırma Enstitüsünde görevler aldı. Abhaz Tiyatro yazınının kurucusu sayılmaktadır. Stalin döneminde 1937’de yapılan “temizlik”ler sırasında binlerce aydın ve suçsuz insan gibi o da “burjuva milliyetçiliği” vb. suçlar isnat edilerek yokedildi. Öldürülmesinden yıllar sonra “aklandı” ve “itibarı iade edildi”.

Eserleri: “Amhacır” (Tarihi dram, 1919),
“Deva gor” (Dağ Kızı, Romantik poem,1919),
“Moguçee derevo s alım tsvetom” (Çiçek Açan Güçlü Ağaç, 1922),
“Apsnı Hanım” (Sembolik piyes 1923),
“Pesn stradaniya” (Istırap Şarkısı, Realist uzun hikaye, 1927),
“O, Allah Allah” (Uzun hikaye, 1929),
“Sluçay iz proşlogo” (Eski Bir Olay, Mizahi piyes, 1929),
“Apkhyartsa” (Sembolik şiirler, 1929),
“Pobeda” (Zafer, Piyes, 1931),
“Kiaraz” (Piyes, 1931),
“Seydık” (Uzun hikaye, 1932),
“Kamen s oçaga deduşki” (Dedemin Ocağındaki Taş, Uzun hikaye, 1934),
“Starıy dub” (Yaşlı Meşe Ağacı, 1935)...


Çapıwa-Tjapuwa: “Ufalanan” anlamındadır.

Çatanaa: “Çatlak yerli” anlamındadır.

Çıçıw-Tjıtjuw: Ata adıdır. Bebecik anlamına gelir.

Çkalapıwa: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Çvaçva-Çoçwa: “Zilli” demektir.




D - E - F

D
Daguna: Anlamsızdır. Ata adıdır. Aşuva Abhazlarından bir ailenin adıdır. Aynı sülale Digune olarak Adigelerde de vardır.

Daladıya: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Dapıya: “Çiltli, kasnaklı” demektir.

Darıkua: Anlamsızdır. Ata adıdır. Hırıpslı Marşanların bir koludur. İlk büyük millet meclisinde Sivas milletvekili olan Emir Paşa bu ailedendir.
Bir Portre:
Emir Marşan Paşa (1860-1940)
Sivas'ın Yıldızeli ilçesine bağlı Halkaçayır Köyü'nde doğdu. Abhazların Khırps sülalesine mensup Tahir Bey'in oğludur. İstanbul Hukuk Fakültesini bitirmiş olmasına rağmen, profesyonel anlamda avukatlık veya yargıçlık yapmaya gerek görmemiştir.
Büyük miktarda arazi ve çiftliklerin sahibi olması nedeniyle çiftçilik işlerini tercih etmiştir. Paşalık ünvanı askeri kökenli değildir. Saray tarafından verilmiş bir ünvandır.
Siyasi görüşü itibariyle İttihat ve Terakki Partisi'ne karşı olan Hürriyet ve İtilaf Partisi taraftarı ve Sivas İl Başkanı'dır. Bu nedenle, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Sivas'a geleceklerine dair gelen ilk haberlere oldukça sert tepki gösterip Vali Reşit Beyi tehdit etmiştir.

Ancak Mustafa Kemal Paşa'nın yanında Rauf Bey ve Bekir Sami Bey gibi Çerkes liderlerinin olduğunu öğrendikten sonra partisinden istifa ederek, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının en hararetli destekleyicisi olmuştur. Sivas ve Uzunyayla Çerkesleri üzerindeki etkisi sayesinde yöre Çerkeslerinin Sivas Kongresi yanlısı tavır koymalarında etkili olmuitur.
Uzunyayla'da yapmış olduğu iki toplantıda, çerkes eşrafı ile konuşup, maddi ve manevi anlamda büyük destek sağlamıştır. Yıldızeli'nde sahibi olduğu büyük mali imkanları, Sivas Kongresi ve daha sonra da 3. Kolordu için seferber olmuştur.
TBMM açıldıktan sonra Sivas Milletvekili olarak Ankara'ya gelmiş, İdare Amirliği'nde ve Hukuk Encümeni'nde görev almıştır. Yozgat isyanlarının bastırılması sırasında Çerkes Ethem Bey ile birlikte Yozgat'a gitmiş, Ethem Bey'in Uzunyayla'ya kadar uzatmayı tasarladığı takip harekatına engel olmuştur.
Maraş savunması sırasında da Maraş'a kadar gidip Aslan Beye destek sağlamaya çalıştığı bilinmektedir. Ömrünün sonuna kadar kendine has Çerkes tavrından ayrılmamıştır. Lozan Antlaşması ile ilgili Meclis müzakereleri sırasında; "Antlaşma, Çerkes halklarının haklarını gözetmemiştir" mealindeki bir ifadesi nedeniyle, yeniden seçilen Mecliste, Çerkes kökenli milletvekili sayısının çok çok azalmasına neden olduğu anlatıla gelmektedir.
Emir Paşa, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra, kendisinin doğrudan dahil olmadığı bir nedenle, oğlu Hamit Bey'in Terakkiperver Cumhuriyetçi Parti kurucuları arasında yer almış olmasınında etkisiyle ve Kıyafet Kanunu'na muhalefet gerekçesiyle yargılanmış ve Sivas'ın ileri gelen birçok simasıyla birlikte Isparta'da 3 yıl sürgünde kalıp, yeniden Sivas'a dönmüştür. 1938 de prostat rahatsızlığı sonucu vefat etmiş ve Sivas'ta aile kabristanına defnedilmiştir.


Darımbaa: “Pek görmez” anlamındadır.

Darsaliya: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Dawçıya: “Mağrur dev” anlamındadır.

Doxma-Daxux-Dahuh: “Şişkin damarlı, eğri damarlı” demektir.

Delba: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Dbar-Dıbar: “Görünen yerdeki” anlamındadır.

Dubar: Anlamsızdır. Ata adıdır. Aşuva aile adıdır.

Dug: Anlamsızdır. Ata adıdır.

E
Erıjv-Eyrıjv-Erüj: “Kendisine içirilen” anlamındadır.

Eykus: “Pamikleyen” anlamındadır.

Eylasıra: “Beraberce dokuma yapılan yerdeki” anlamındadır.

Eymırxua: “İşinden yararlandırmayan” anlamındadır.

Eymxa: “Üstü başı eskimiş” anlamındadır.

Eynik: “İğneli, sivri uçlu” anlamındadır.
F
Farnabaz-Açaa-Açba: Abhazların hükümdar ailelerindendir.Abhaz Kralı II.Lawan Doğu Kralları gibi şah unvanı alarak Abhazca “Aşah” denmeye başladı. Bu zamanla aşa, aça, açe, açı, aç şeklinde söylendi. Açaa dendi.Prenses Leyla Açba, yazar Zihni Açba, Akp milletvekili Sait Açba, Tıbbiye nazırı Açba Ahmet Rasim Paşa, Türk boksunda yeni bir dönem başlatan boksör Melih Açba, Atatürk’ün yaveri Muzaffer Kılıç Açba,Osmanlı’da ilk kadın ressam Mihri Müşfik Açba bu ailedendir.

Bir portre:
Prenses Leyla Gülefşan Açba-Ançabadze
(10 Ağustos 1898 - 6 Kasım 1931)
Prenses Leyla Açba-Ançabadze İstanbul'un Horhor semtinde bulunan Açba Köşkünde Abhaz Prensi Mehmed Refik Açba-Ançabadze ile Abhaz-Gürcü Prensesi Mahşeref Emuhvari'nin kızı olarak dünyaya geldi. Ailesi Kafkasya Aristokrasisine mensup bir Hanedandı.
Çok iyi bir eğitim alan Prenses Açba, Fransızca, İngilizce konuşmanın yanı sıra musik-i şinas olup, Sultan II. Abdülhamit Han'ın Harem Bandosunda Harp çalıyordu.
Osmanlı Hanedanı ile teyzesi Peyveste Hanım ve kuzini Fatma Pesend Hanım tarafından akraba idi. Bu yüzden 1919 senesinde Sultan VI. Mehmet Han'nın ilk eşi Emine Nazikeda Kadınefendi'nin nedimesi oldu. Kadınefendi'ye Osmanlı Hanedanı'nın 1924 yılında sürgüne gönderilmesine kadar hizmet etti.
Efendisinden ayrıldıktan sonra Sivas'taki halasının yanına yerleşti ve hatıralarını yazdı. Veremden Sivas'ta hayatını kaybetti.
Prenses Açba hatıralarını yazan ilk Osmanlı nedimesidir.
Prenses Leyla Açba'nın kuzini ise ilk kadın ressam olan Prenses Mihri Açba'dır, tarihe adı Mihri Müşfik olarak geçmiştir.

Ferizba: Anlamsızdır. Ata adıdır.


G - Ğ

Gabı: “Sahili gören” anlamındadır.

Gabniya: “Sahili gören yerden” anlamındadır.

Gabriya: “Sahil korucularından” anlamındadır.

Gamsaniya: “Gamsanalı” demektir. Gamsana ve Gamsaniya bayan adlarıydı. Bu isimli anılan bir anneden soyuna bu ad kalmıştır.

Gandıy: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Gartskiya: Bu aile ve adının anlamı hakkında inandırıcı bilgi bulamadık.

Geçba: Ata adındandır. Bu aile Abhazya’nın Hiltsis yönetim bölgesinin başındaydı. geç oğlu anlamına gelen, Evliya Çelebinin seyahatnamelerine konu olmuş bir ailedir.Vakti zamanında Geçrıpş bölgesinde yaşarlardı, büyük Rus savaşında gösterdikleri kahramanlıklarla anılırlar. Savaş kaybedildikten sonra, sürgünle beraber bir kısmı balkanlarda bugünkü Bulgaristan ve Yugoslavya taraflarına, bir kısmı ise Adapazarı’nın Kuzuluk köyüne göçmüştür. Balkanlara göçenlerin önemli bir bölümü daha sonra tekrar Ürdün’e göç etmiş olsalar bile hala balkanlarda bir elin parmağını geçmeyecek kadar Geçba vardır. Türkiye’de ve Ürdün’de de aynı şekilde sayıları diğer Abhaz ailelerine göre çok azdır. Yıldırım Gencer, Gündüz Yıldrımgeç bu ailedendir.
Bir portre:
Yıldırım Gencer Gerçek adı Gencer Yıldırımgeç (d. 1936 - Adapazarı, ö. 18 Ocak 2005 - Kuzuluk, Akyazı) Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu.
1962 yılında sinemaya başlayan Gencer, 200'e yakın filmde rol almıştır. Türk sinemasında "kötü adam karakteri" rollerinde tanınan sanatçı, alçakgönüllülüğü ve kendine özgü gösterişli yürüyüşüyle, duruşuyla tanınırdı. Sinema ve dizi filmlerde rol almıştır. Yıldırım Gencer son zamanlarında yalnız yaşamaktaydı. Bir filminde yönetmenlik de yapan sanatçı, 69 yaşında kalp hastalığından yaşamını yitirdi.
Türk sinemasının hain planlar yapan kötü adam rollerindeki başarısının yanı sıra, iyi ve güçlü adam rollerini de oynayan bir isimdir. Malkoçoğlu Krallara Karşı filminde Kazıklı Voyvoda Vlad, Kilink İstanbul’da ve Kilink Uçan Adama Karşı filmlerinde Kilink, Maskeli Beşler ve Maskeli Beşlerin Dönüşü filmlerinde Çelik, Kızıl Maske filminde Al Kapon Arif, Maskeli Şeytan filminde pilot, Canlı Hedef filminde Korsan Kemal, Gazi Kadın filminde Zeynep ve Ahmet’in peşine düşen prens İgor, Kara Murat Ölüm Emri filminde Meyhaneci Barbayanu kılığındaki Sinan Bey, Maceraya Bayılırım filminde Selim, Kin filminde Reşat, Bırakın Yaşayalım filminde Hamza, Kabadayı (dayı) filminde Ratasi, Kılıç Aslan filminde Antoine, Bir Araya Gelemeyiz filminde Gazinocu Behçet, Cemil filminde mafya şefi Vehbi Tok, Bodrum Hakimi filminde jandarma kumandanı Bülent, Ana Ocağı filminde Kamil Bey, Süpermen Dönüyor filminde metalleri altına çeviren kötü adam Ekrem, Bedel filminde Kemal'in şoför ağabeyi Mustafa, Güneş Doğarken filminde Davut'un ağabeyi Kara Mustafa, Beş Kafadar filminde kadın düşmanı Hasan Çavuş, Yıldızlar da Kayar filminde Sarı Davut, Kuzucuklarım filminde Savcı Yıldırım, Nazlı ile Emir filminde Nazlı'nın acımasız babası, Tatar Ramazan sürgünde filminde Kirmastılı, Yorgun Savaşçı adlı eserde Çerkez Ethem, Küçük Ağa dizisinde Çerkez Tevfik, Yarın Artık Bugündür dizisinde Yanıkhan belediye reisi, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu dizisinde Binbaşı Sami, Kuruluş dizisinde Kalanoz, Deniz Gurbetçileri dizisinde Ateşoğlu Murat Reis rollerini oynamıştır.

Gegiya: “Gegili” demektir.

Genkua-Genko: Yabancı kaynaklıdır. Aşuvalarda bir ailedendir. Prof A.N.Genko bu ailedendir.
Gerzmaa: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Gerxeliya-Gerheliya: “Gerkhelli” demektir. Ata adıdır.

Gıdım: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Gırcın: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Gitsba: “Eksik dişli” demektir.

Gıygaa: “Kusurluyu kaçıran” anlamındadır.

Gildız: “Sallapati” anlamına gelir.

Grın: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Guabaçıya-Kobaçıya: Dağıstan’ın Kubaçi bölgesinden Abhazya’ya gelip yerleşmiş Abhazlaşmış bir ailedir.

Guac-Godj: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Gogen: Ata adıdır. Bir kolu da Adigelerdedir.

Guagıya: “Küskünce” demektir.

Guapıya-Gopıya: “Önder gönüllü” anlamındadır.

Goramıya: “Kaleli” demektir.

Guası-Gosı: “Gönül kârı” demektir.

Gubliya-Gabliya: “Merhametli” anlamındaıdr. Muhammet Emin Tokcan bu ailedendir.
Bir Portre:
Muhammet Emin Tokcan
16 Ocak 1996'da Rusya'nın Çeçenistan'ı işgalini protesto etmek amacıyla sekiz arkadaşıyla birlikte Trabzon-Soçi seferini yapmaya hazırlanan Avrasya adlı feribotu 211 yolcu ve mürettebatıyla kaçırdı. 72 saat sonra teslim olan Tokcan, gönderildiği Dalaman Cezaevi'nden firar etti. Ancak sahte pasaportla Kosova'ya gitmek üzereyken güvenlik güçleri tarafından yakalandı. İstanbul DGM'ce 8 yıl 10 ay 20 gün hapis ve 1 milyon 166 bin lira para cezasına mahkûm edildi. Tokcan, 1997 Ekim'inde firar ederek Çeçenistan'a geçti. Geçen yıl İstanbul Atatürk Havalimanı'ndan sahte kimlik ve pasaportla Soçi'ye gitmek isterken yakalandı.
4.5 yıl hapis ve 7 cezaevi
DGM'nin 8 yıl hapis cezasına çarptırdığı Tokcan ve arkadaşları önce Bilecik Cezaevi'ne gönderildiler. Tokcan ve eylemci arkadaşları bir süre sonra Eskişehir Kapalı Cezaevi'ne, daha sonra Eskişehir Açık Cezaevi'ne nakledildiler. Daha sonra Tokcan'ın firarı üzerine ise dört Çeçen eylemci, yeniden Eskişehir Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. Bir süre sonra Kocaeli ve Bolu Cezaevi'ne nakilleri gerçekleşti. İnfaz Yasası gereği cezaları 4.5 yıla inen Çeçen eylemciler, bu yılın başında istekleri doğrultusunda Bolu'nun Seben ilçesindeki Kapalı Cezaevi'ne nakledildiler.
Af yasasından yararlandı
Avrasya Feribotu'nu kaçırmak suçundan hükümlü Tokcan da 22 Aralık 2000'de Eskişehir Özel Tip Cevaevi'nden tahliye edildi. Tokcan, "İçeride bir sürü mahkûm kaldı. Aslında bu af filan değil. Çok büyük bir adaletsizlik var" demişti.
12 adamıyla Swissotel'i bastı
Tokcan, 22 Nisan 2001 gecesi İstanbul Beşiktaş'taki Swissotel'i 12 adamıyla birlikte işgal etti. Otelde bulunan 120 kişiyi rehin alan Tokcan ve adamları, 12 saat sonra İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın otele gelmesi üzerine eylemlerine son verdi. Rehineleri serbest bırakan işgalciler, ellerindeki pompalı tüfek ve kaleşnikofları bırakarak polise teslim oldu.

Gucger: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Gucuwa: “Yürek kızartan kişi” anlamındadır.

Gudı: “Kalp bitişiği, göğüste tutulan” anlamındadır. Ata adıdır.

Guguwa-Goguaa: “Merkezin ortasındaki” anlamındadır.

Guıydun-Guydun: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Guliya-Gulya: “ Kalb içinde” anlamındadır. Abahz edebiyatının kurucusu Dirmit Gulya bu ailedendir.
Bir Portre:
Dirmit Gulya
Abhaz halkının tarihsel süreç içerisinde yetiştirdiği en önemli insanlardan biridir, Abhaz dili ve edebiyatının temelini atmış, onu yüceltmek için olağanüstü çaba harcamıştır.
Dirmit Gulya, 21 Şubat 1874 tarihinde, Abhazya’nın Varça köyünde dünyaya geldi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Abhazlar Osmanlı’ya sürüldüğünde, Gulya ailesi de Trabzon’a geldi. Osmanlı topraklarında bir yıl geçirdikten sonra Abhazya’ya geri döndüler ve Azyübja Köyü’ne yerleştiler. Dirmit Gulya 1883’de Akua’daki Dağlılar Okulu’nda öğrenime başladı. 1889’da Goride’deki Kuzey Kafkas Öğretmenler Semineri’ne katıldı. Annesi ve babasını kaybettiği için seminere devam edemedi ve bundan sonra kendi kendini yetiştirmeye karar verdi. Dil öğreniyor, geziyor, gözlemlerde bulunuyor yani yaşayarak öğreniyordu. Halkı yakından tanıyor, onlarla kaynaşmasını biliyordu. Böylece Abhaz aydınlarının içinden halk önderi olarak sivrildi.
Gulya’nın amacı; Abhaz kültürünü yeniden canlandırmak, bunun için her şeyden önce en büyük problemleri olan eğitim ve öğrenim problemini çözmekti. 1891’de Gürcü Tarihçi Macavaryan’ın yardımıyla ilk kez halka inen bir Abhaz alfabesi hazırladı ve ders kitapları yazdı. 1912’de Abhaz edebiyatının ilk basılı ürünü olan “Arpızbey-Abhüzbe Rüşku-Delikanlı ile Genç Kızın Kitabı” isimli şiir kitabını yayınladı. Aynı yıl Gürcistan’da şiirleri, Ajüaynraalakuaey Axizırtarakuaey adıyla toplu halde basıldı. 1919’da Apsnı-Abhazya adlı bir gazete çıkardı. İlk Abhaz tiyatrosunu yazan Gulya, İkinci Dünya Savaşı günlerini yansıtan piyesler, şiirler de yazmıştır: Sara Sıxuştaara-Benim Ocağım (1955) adlı şiiri, Çauratagalan kıta-Sonbaharda Köy poemi ve Anavurkua-Gölgeler adlı felsefi ve psikolojik piyesi bu çalışmalarına örnek verilebilir. Gulya, şiirlerinin ve bilimsel çalışmalarının yanı sıra yüzü aşkın öyküsü ve Kamaçıç adlı romanı ile Abhaz nesr’ine yön vermiştir. Abhaz kadınının yaşantısını anlatan ilk Abhaz romanı olması Kamaçıç’ın en önemli özelliğidir. Ayrıca eser, Abhazların geleneksel yaşantılarını, törelerini, törensel kutlamalarını, at ve silah kültürünü, düğün ve cenaze törenlerini, danslarını, şarkılarını yansıtması bakımından son derece ilginçtir.
Gulya birçok savaş ve kahramanlık öyküsü de yazmıştır. Hara Hkavkaza-Bizim Kafkasyamız, Axatsa-Erkek ve Afırxata-Kahraman en güzel örneklerdir. 1950 yılından sonra özellikle şiire ağırlık veren Gulya’nın diğer bazı eserleri de şunlardır: Abrıskil, Ajutwaa Rıhatır Eykutşaşa-Atalarımızın Birbirlerine Saygılı Davranışları, Ajut-Geçmiş, Yuşütit Aşxakua-Dağlar Çiçeklendi(şiir), Atüm Jyüen Atzaka-Yabancı Gök Altında, Sıpsıadgil-Yurdum…
Gulya 7 Nisan 1960 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Ölümünden sonra Tiflis’teki Bilimler Akademisi’nin Abhaz Dili Edebiyatı ve Tarih Enstitüsü’ne ve Abhazya’nın Tamş Köyü ortaokuluna Abhaz Ulusal Şairi D.Gulya adı verildi. Bütün eserlerini toplayan bir kitaplık inşa edildi ve Sohum’da gömülü olduğu yere büstü dikildi.
Gulya öğretmendi, şairdi, yazardı, redaktördü, tiyatrocuydu, oyun yazarıydı; kısacası Gulya tarihin karanlık sularına gömülmemek için Azgın dalgalarla boğuşan Abhaz Ulusunun deniz feneriydi.

Gumaa: “ Yürekli” demektir.

Gumıl: “Yüreklenmiş” demektir.

Gunı: “Kalpteki” demektir.

Gunıya: “Gönüllü” demektir.

Guramga: “güvenmez” anlamındadır.

Gurcıwa: “Gürcülü” demektir. Gürcü iken Abhazlaşmış bir ailedir.

Gurguliya: “Halkalı” demektir. Abhaz şair Boris Gurguliya bu ailedendir.

Gurzan: “İnce iğneli” demektir.

Guşı: “Kızgın gönüllü, küskün demektir.

Guşmal: “Küskünlük sahibi” demektir.

Guwa: “Kalp dostu” anlamındadır.

Guzba-Gudzba: “İçten pazarlıklı” demektir.

Garşkiya: “Fakir giysili” demektir.

Gec-Ghedj: “ Çoğalan meşe” anlamındadır.

Ğentu: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Ğez: “Sert-parlak” anlamındadır.
Ğıdza-Ğıdzba: Anlamsızdır. Ata adıdır. Aşuva ailesidir.

Ğuakiya: “Güçlü ufak” anlamındadır.

Ğuaman: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Ğunciya: Anlamsızdır. Ata adıdır.

KAYNAKLAR:
Kafkas Kaynaklarına Göre İlk Yaratılışlar, İlk İnsanlık, Kafkas Gerçekleri
B Ömer Büyüka İstanbul 1986

Muhaceretteki Çerkes Aydınları
İzzet Aydemir Ankara 1991

Kafkas Diasporası Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü
Sefer Berzeg Samsun 1995




H -İ - J J

H

Habekir: “Bekirimiz” anlamındadır. Aşuva ailesidir.

Hacıbıy: Ata adıdır. Hacı Bey demektir.

Hacımba: Ata adıdır. Adigelerde de Hacımko adında bu sülalenin bir kolu vardır.

Hagı-Hagba: “Armudu eksik” anlamındadır.

Halbad: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Hamıtaa: “Teslim olmaz” anlamındadır. Bir kolu da Ubıhlardadır. İhsan Sabri Çağlayangil bu Ubıh ailesindendir.

Bir Portre:
İhsan Sabri Çağlayangil
(d. 1908, İstanbul - ö. 30 Aralık 1993, Ankara) siyaset adamı. 1965 - 1971 ve 1975 - 1977 arasında Dışişleri Bakanlığı, 1979 - 1980'de Cumhuriyet Senatosu başkanlığı ve Cumhurbaşkanı vekilliği yapmıştır.
İstanbul (Erkek) Lisesi mezunudur. 1932'de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün çeşitli kademelerinde görev yaptı. 1937 senesinde Dersim harekatının sonuçlanmasının ardından kurulan mahkemede idama mahkum edilen sanıkların infazını düzenlemekle görevlendirildi.
1945'de Ahlat kaymakamı, 1948'de Yozgat, 1950'de Antalya, 1953'de Çanakkale, 1954'de Sivas valisi oldu. Aynı yıl getirildiği Bursa valiliği görevini 1960'a değin sürdürdü. Memleketi olduğu için Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın özel önem verdiği bu valilik nedeniyle Demokrat Parti hareketinin önemli isimlerinden birine dönüştü. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra tutuklanarak önce Yassıada, ardından Balmumcu'da hapis yattı. Yargılanmadan 6 ay sonra serbest bırakıldı.
1961'de siyasete atılarak, Adalet Partisi'nden Bursa senatörü seçildi. 20 Şubat 1965'te Suat Hayri Ürgüplü başkanlığında kurulan koalisyon hükümetinde Çalışma Bakanı oldu. 1965 genel seçimlerinin ardından kurulan Demirel hükümetinde Dışişleri Bakanı olarak görev aldı. Görevi sırasında çok iyi bilmediği diplomasi dünyasına hızla alıştı, komplekssiz kişiliği ve bilmediği konularda dışişleri personeline tam güveniyle başarılı bir bakan oldu.
Hükümetin 12 Mart 1971 askeri müdahalesi üzerine istifa etmesiyle, bu görevden ayrıldı. 12 Mart döneminde senato üyeliğini ve AP içindeki etkili konumunu sürdürdü.
Mart 1975'te Demirel'in kurduğu I. Milliyetçi Cephe hükümetinde gene Dışişleri Bakanlığı görevine getirildi. 5 Haziran 1977 genel seçimlerinden sonra kurulan CHP azınlık hükümetinin güvenoyu alamamasından sonra Ağustos 1977'de Süleyman Demirel başkanlığında oluşturulan II. Milliyetçi Cephe hükümetinde de aynı görevi üstlendi. Aralık 1977'de hükümetin bir gensoruyla düşürülmesine değin bakanlık görevini sürdürdü. Ekim 1979'daki ara seçimlerden sonra Cumhuriyet Senatosu başkanlığına seçildi. 6 Nisan 1980'de görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün yerine cumhurbaşkanlığı görevine vekalet etti. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesiyle sona eren bu görevi sırasında kontenjan senatörleri ataması mecliste tartışmalara yol açtı.
1982 Anayasası'nın geçici 4. maddesi ile 5 yıllık siyaset yasaklıları arasına giren Çağlayangil, Mayıs 1983'te siyasal partilerin kurulmasına izin verilmesinden sonra Büyük Türkiye Partisi'nin (BTP) kuruluşunda rol oynadı. Partinin Milli Güvenlik Konseyi kararıyla kapatılmasının ardından bazı eski AP'li ve CHP'li politikacılarla beraber 1 Haziran 1983 - 30 Eylül 1983 arasında Zincirbozan'da (Çanakkale) gözetim altında tutuldu. 6 Eylül 1987'de yapılan referandum sonunda siyaset yasağı kalktı, ancak Kasım 1990'da aktif siyasetten ayrıldığını açıkladı.

Haraniya: “Kuruluş yerli” demektir.

Haratıkua: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Harazıya: “Tahsildar” demektir.

Harcaliya: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Hasaw: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Haş: “Mermer” demektir.

Haşıg: “Mermeri eksik” anlamındadır.

Hüat: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Hüatış-Hötış: “Domuz öldüren anlamındadır.

Hümar-Hümeraa: “Bol çayırlı” demektir.

Hünça-Huntja: “Tutuklayan” anlamındadır. Bu ailenin bir kolu da Ubıhlardadır. Hunca kozmetiğin kurucusu Adnan Hunca bu ailedendir.

İ

İnal-ipa/Ynal-ipa: Ata adıdır. 15 asırda tüm Çerkesya ve Abhazya'yı birleştirip egemenliğini perçinleyen efsanevi Prens İnal bu ailedendir. Yakın zamanda ApsnyPress’de çıkan harbe göre; Abhazya ve Kabardey-Balkarlı arkeologların katılacağı ortak çalışmayla Tüm Kuzey Kafkasya’ya hakim olan Prens İnal'la ilgili hatıraların bulunduğu Abhazya’nın Pshu dağ köyünde arkeolojik kazılar yapılacaktır.
Bu sülalenin bir kolu da Kabardeylerdedir. Abhaz tarihçi ve etnograf Şalva İnal-ipa da bu ailedendir.

İris: Aşuva ailelerinden birinin adıdır. Ata adıdır.

İsmail-İsmeyl: Ata adıdır. Aşharuwa ailesidir.

J

Jampıl:”Top oyunu hilecisi” anlamındadır. Aşuba ailesinin bir koludur.

Jardaniya: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Jiy-Ajiyba: “Demirci” demektir.

Jıw-Juu: Ata adındandır. Aşuva bir ailenin adıdır.

Jvandı: “Ailesinin yanıbaşındaki” demektir.

Jurt: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Jake: “Sakallı” demektir. Bu aile Azın ailesinin bir koludur
En son PauKaF tarafından, Sal May 12, 2009 6:41 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 değişiklik yapıldı.
ApSuVa'OÇAMÇiRA Resim


Ben Bir Sürgünle Doğdum Kendimi Yalnız Bir Dağın Yamacında Buldum Başta Küçücüktüm Şimdi İse Kocaman Bir ABHAZYA'LI OLDUM ...
Gosipha
Uzman Üye
Uzman Üye
 
İleti: 1398
Kayıt: Pts Haz 30, 2008 8:19 am
Konum: oçamçira /оцамцира/'ApSuVa TıpHa

Re: ABHAZ SÜLALE ADLARININ ANLAMI SÜLALE BİLGİLERİİ

İleti PauKaF » Cmt May 16, 2009 1:23 pm

K

Kaçaraa: “Yerde yemek yiyen” anlamındadır.

Kakaçıya: “pelte yiyici” anlamındadır.

Kamasa: Anlamsızdır. Ata adıdır.

Kamçı: “Pelteden kopan” demektir.

Kap: “dağılır-yumuşak” demektir. Çok kalabalık bir sülaledir birçok kolu vardır. Kazım Kap bu ailedendir.

Bir Portre:
Kazım Kap (1890-1980)
Kafkas yurtseveri, Osmanlı-Türk subayı. Tamtek ile Medine’nin oğlu. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Kuzey Kafkasya’da Rus işgalcilere karşı oluşan ayaklanmalar sonrasında Osmanlı topraklarına sürülen bir Abhaz ailesinin çocuğu olarak Adapazarı’nda doğdu. Küçük zabit (Assubay) Okulu’nu bitirdi. 1918 yılı sonbaharında “Kafkas İslam Ordusu”nun küçük rütbeli bir subayı olarak ve anayurdunun bağımsızlığı için savaşmak gayesiyle Kafkasya’ya gitti. Mondros Silah Bırakışması’ndan sonra bu ordudaki birçok Kafkasyalı subay ve er gibi o da Azerbaycan bağımsız hükümeti emrinde görev alarak Kafkasya’da kaldı. Karabağ yöresinde Jandarma Komutanı olarak başarılı çalışmalarda bulundu ve Ermeniler’in saldırılarına karşı mücadele etti. 10 Ağustos 1919’da Tiflis’te, sürgündeki Kuzey Kafkasya Meclisi’nin toplantısına çağırıldı ve Meclis tarafından Dağıstan bölgesinde cephe Komutanı olarak görevlendirildi. Daha sonra da Ali Hacı Akuşinski’nin yönetiminde Milliyetçi-sosyalist koalisyonu bir iktidar organı olarak oluşturulan “Kuzey Kafkasya Savunma Konseyi”nin bir komutanı -bir aralık Başkomutan- olarak General Denikin’in Rus -Kazak birliklerine ve bir yandan da Rus Bolşeviklerine karşı mücadelesini sürdürdü. Rus Kızıl Ordu birliklerinin Kuzey Kafkasya sınırlarına girmesi sırasında (Mart 1920) Savunma Konseyi’nde çoğunluğu sağlayan ve Sovyet Rusya Hükümeti adına ülkede iktidara el koymaya hazırlanan, Konsey içindeki “RKP(b) Dağıstan Bölge Komitesi “üyelerini tutuklattı. Konsey Başkanı olan Sultan Said Kazbek de bu arada askerleri tarafından öldürüldü. Bolşevikler, bu durumu Dağıstan’daki Osmanlı-Türk subaylarına ve Kafkasyalı milliyetçilere karşı etkin bir propaganda malzemesi olarak kullanıp, ellerindeki Kızıl partizan müfrezelerini üzerlerine sevk ettiler. Kazım Bey bir ara Kaka-maki köyünde Kızıl partizanlar tarafından kuşatıldı ise de kuşatmayı yaralı olarak yararak kurtulmayı başardı. Daha sonra Azerbaycan’a geçmek zorunda kalan Kazım Kap, Şubat 1921 başlarında Kafkasya’yı bütünüyle terk etmek zorunda kalarak, arkadaşlarıyla birlikte Türkiye’ye döndü. Küçük Zabit Mektebi (Assubay Okulu) mezunu olmasına karşın savaş yıllarındaki başarılarıyla Topçu Binbaşılığına kadar yükselmiş bulunan, ama bu rütbenin de çok üzerinde görevler yüklenerek ünlenen Kazım Kap, askerlikten ayrıldıktan sonra Zonguldak’ta TCDD (Demiryolları) Müfettişliği, Eskişehir’de Tarım Bakanlığı Müfettişliği görevlerinde bulundu. 1935 yılında emekli olduktan sonra kereste ticareti ile de uğraştı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında SSCB’ne karşı ve Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığına yönelik olarak yapılan çalışmalar içinde de bulundu. İstanbul’da öldü. 1968 yılında yayımlanan bir makalesinde şöyle demektedir: “En büyük idealim Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığına kavuştuğunu görmektir. Bağımsızlık, uygar bir milletin -hele o millet bu uğurda yüzyıllar boyu varını yoğunu ortaya koyarak mücadele etmişse- en doğal hakkıdır. Ben, bu kutsal idealin gerçekleşmesi için bütün varlığıyla çalışmak, gerekirse hayatını bile feda etmek arzu ve heyecanı ile dolu bir Kafkasyalıyım”.

Karçaa: “Yerde yemek yediren” anlamındadır.

Kardaa: “Ak pak” anlamındadır.

Kawı: “Yumuşak adam” demektir.

Kese: Ata adındandır. Bu aileye Kesi-Ketsi diyenler de vardır. Kesepha Elif bu ailedendir. Bu aileye Xeşiye de denir.

Kçın: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kıp: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kırtaa: “Kentli” demektir.

Kiçbaa: “İnleye şişe çürüyen” anlamındadır.

Kuaçba-Koçba: Ata adındandır. Sebahattin Selek bu ailedendir.

Bir Portre:
Sabahattin Selek, 1921-1990 Günümüz yazarlarından.
Sabahattin Selek Tokat'a bağlı Erbaa'da doğdu. Bursa Askeri Lisesi'ni, Kara Harp Okulu'nu bitirdi. Subay olarak orduya katıldı.Bir süre sonra meslekten ayrılarak Ant gazetesinde, CHP işçi Bürosu'nda görev aldı (1947-50). Ardından Selek Yayınevi'ni kurdu. 27 Mayıs 1960 sonrası Basın ilan Kurumu'nda kurucu genel müdür olarak görev yaptı.1966 yılında Anadolu İhtilali adlı eseriyle Yunus Nadi Ödülü'nü kazandı.
1973-77 dönemi için milletvekili olarak parlamentoya seçildi.

Kuaçxıya: “ Ördek kafalı” demektir.

Kuancarıya: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kuartaa: “Yağmur yerli” demektir.

Kuataniya: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kucba-Kudjba: Ata adındandır.

Kuçlarıya: “Kuçlarlı” demektir. Kuçlar ata adıdır.

Kula: “Baskıncı” anlamındadır.

Kukun. Ata adındandır. “Yemin yeri” demektir. Bu ailenin bir kolu da Adigelerdedir.

Kurça: “Sofra, sofracı” demektir.

Kuş: Ata adıdır.

Kutalıya: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kac: “Yerde kızartma pişiren” anlamındadır.

Kaçv-Kaçvı: “Yerde uyuyan” anlamındadır.

Kaku: “Ağaç üstündeki” anlamındadır.

Kalaya: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kaltsı: “teneke dişli” anlamındadır. Son Halife Abdülmecid’in zevcesi bu ailedendi.

Kamkiya: “Yerden kopmuş” anlamındadır.

Kamlıya: “Yere yapışmış” anlamındadır.

Kantariya: “Pullu” anlamındadır.

Kanxuva-Kanuva: “Pul kıllı” anlamındadır.

Kapdan: “Türkçe Kaptandan” gelir. Bestekar Kaptanipa Rıza Bey Osmanlı sarayında Abhazların temsilcisi gibiydi. Atıf Kaptanoğlu’nun dedesidir.

Kapaan: “Tartma, tartı, tartan, tartılan” anlamlarına gelir.

Katsiya:”Yerde yürüten” anlamındadır.

Katma: Ata adıdır. Kuadzaa ailesinin bir koludur.

Kawaya: “Yerde çalışan” anlamındadır.

Keçv: “Ucu yontulmuş, sivri” anlamındadır.

Kıkaçıya: “Şişkin memeli” demektir.

Kılıç: Türkçedir. Aşuvalarda bir aile adıdır.

Kiaç-Keç: Bir koluda Ubıhlardadır. “Ucu şişkin ve solak” anlamlarına gelir.

Kikua: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kil: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kilar: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kilibz: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kişmarya: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kişv: “Sivri burunlu” demektir.

Kıta: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kiwıt: “Sivri huylu” anlamındadır.

Kuabaxiya: “ Altınla yıkanan” anlamındadır.

Kuaçal: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kuağuaniya-Koğoniya: “Güçlü kucakta yatan” anlamındadır.

Kuakua-Koko:”Toprak tezeklerini kıran” anlamındadır.

Kokoskir: “Tezeği inleye vura kıranlar” anlamındadır.

Kuancarıya: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kuapsirgen: “Uslu çoçuk Sirgen” anlamındadır. Aşuva ailesidir.

Kuarandziya: “dere yerinin suyu” anlamındadır.

Kuarçıya: “Çatlak dereli” anlamındadır.

Kortsheliya: “Köpeği rahvan giden” anlamındadır.

Kuasıya: “Göğsü kar gibi” anlamına gelir.

Kuatanıya: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kuat: “Göğsü açık” anlamındadır.

Kuaza-Kuadzba: “Göğsü terli, göğsü ıslak” anlamındadır. Geniş bir sülaledir. Mahmud Celalettin Paşa,Sadrazam Halil Rıfat Paşa, Prens Sabahattin Kuazdba bu ailedendir. Kuazdba Mahmut Celalettin paşa D’ar-ül Aceze’nin kurucusudur.

Bir Portre:
Prens Sabahattin 1877 yılında İstanbul'da doğdu. Annesi Osmanlı padişahı Abdülmecit'in kızı ve II. Abdülhamit'in kızkardeşi Seniha Sultan, babası ise Bahriye nazırı Halil Rıfat Paşa'nın oğlu "Damat" Mahmut Celalettin Paşa'ydı. Mahmut Celalettin Paşa Adliye nezâretinde görev yaptı. Ancak padişah II. Abdülhamit Mahmut Celalettin Paşa'nın V. Murat'ı tekrar tahta çıkartma yanlısı olduğundan kuşkulanmaktaydı. Evlerinin padişahın adamları tarafından sürekli gözlem altında bulunması, padişahın uyguladığı siyasetlere karşı olması gibi nedenlerle Prens Sabahattin'in ailesi 1899 yılında İstanbul'u terkederek Fransa'ya yerleşti.
Prens Sabahattin yaşamı boyunca 3 defa İstanbul'a geldi. Yurtdışında yoğun bir şekilde kitaplar yazdı, siyâset yaptı, Osmanlı siyâsetini kendi görüşleri yönünde etkilemeye çalıştı. Liberal görüşleri savunan Ahrar Fırkası'nı destekledi ve perde arkasından yönetti.[1] Osmanlı Hanedanına karşı çıkmasına ve Jön Türklerle birlikte çalışmasına rağmen İttihat ve Terakki'ye ve temsil ettiği "jakoben devletçilik"e karşı olduğu için 1924 yılında Osmanlı Hanedanı üyelerinin yurtdışı edilmesine ilişkin yasa gereğince Türkiye'yi terk etmek zorunda kaldı. 1948 yılında İsviçre'nin Neuchâtel kentinde öldü. 1952 yılında cenazesi Türkiye'ye getirilerek İstanbul'un Eyüp semtinde babasının yanına gömüldü...

Kuban: Bu aile Kuban nehrinin adını taşır. Kuban “Sulak yer” anlamına gelir.

Kuc: Ata adındandır.

Kuk: Aata adındandır.

Kulan: Ata adıdır. Anlamsızdır.


Kumpriy: Ata adıdır. Anlamsızdır

Kuntış: Ata adıdır. Anlamsızdır

Kupal: Ata adıdır. Anlamsızdır

Kurça: “emekleyerek yemek yiyen” anlamındadır. Aşuva ailesidir.

Kurkuna: Kurkunlu demektir. Kurkun ata adıdır.

Kurniya: Ata adıdır. Anlamsızdır

Kourtzik: “Tik Hastası” anlamına gelir.

Kalıy: Ata adıdır. Anlamsızdır. Aşuva ailesidr. Edebiyatçı Cgoten Kalıy bu ailedendir.

Kambıya: “Kama bulmuş” anlamındadır. Aşuva ailesidir.

Kanaguwa-Xanaguwa: “Baş yerli” anlamındadır. Aşuva ailesidir.

Kanguat-Xangot: “Baş yere göz diken “ anlamındadır. Aşuva ailesidir.

Kardan: Aşuva ve Adige ailesidir. Ata adıdır.

Kaslandziya: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kaytmas: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kaytan: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kazlat: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kuarkuar: “Çıgırak, eli ayağı titreyen” anlamlarındandır.

Kudinat: Ata adıdır. Anlamsızdır. Bu aile Azın ailesinin bir koludur.

Kulan: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kurdgel: Ata adıdır. Anlamsızdır.

Kuruwa-Goruva: “Öne eğik” anlamındadır.

L


L
Labaxuwa: “Sopa kullanan kişi” anlamına gelir.

Lac: Ata adındandır. Ladj gibi söylenir.

Laçüş: “Solgun gözlü” anlamına gelir.

Ladariya: “İnişteki, yamaçtaki” anlamına gelir.

Lagula: “Göz komşusu””Gözü gömülü” anlamlarındandır.

Laguwa:”Göze takılan” anlamındadır.

Lahü (Löh): “Gözü dönük” anlamına gelir. Bu ailenin “Lahüaa rısvkı” diye ünlü kitabının üzerine toplu merasimlerle yemin ettirilerek kararlar kanunlaştırılırdı. Bu kutsal kitap üzerine edilem yemini bozanlar felakete uğrardı.

Laksvı (Lakşü): “Sürmeli gözlü” demektir. Bu aile Papa ailesinin bir koludur.

Lakırba: Hece vurgusuna göre iki anlamı vardır. Birincisi “Köpek tutan insanlar” ikincisi “Göz tutan insanlar..

Lakuar (Lakor) (Lakoba): “Gözü oynak” anlamına gelir. Nestor Lakoba bu ailedendir.
Bir Portre:
Nestor LAKOBA
Abhaz devrimci. Apollon oğlu. 1912’de Batum’da bulunduğu sırada RSDİP’nin “Gerçekçiler” (Pravdistov) grubuna katıldı. Şubat 1917 devrimi ve Merkezi Rusya’da Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmelerinden (Ekim 1917) sonra, Sohum (Abhazya) Yöresi’nde Sovyet iktidarının kurulması için aktif bir şekilde çalıştı. Şubat-Nisan 1918’de Abhaz Halk Konseyi’nin iktidarına son vermek için yapılan fakat tüm Abhazya yöresinin Gürcü birliklerince işgaline gerekçe oluşturmaktan başka sonuç doğurmayan silahlı ayaklanma hareketlerinde ve Sohum’da 8 Nisan’dan 17 Nisan’a kadar süren kısa “Sovyet iktidarı” döneminde önemli rol oynadı. Hareketin başarısızlıkla sonuçlanması ve Karadeniz kıyısının Tuapse’ye kadar Gürcü hükümetine bağlı birlikler tarafından işgali üzerine, yoldaşları ve küçük “Kiaraz” müfrezeleri ile birlikte Kuzey Kafkasya’ya iltica etti. İç savaş ve General Denikin’e karşı mücadele döneminde, Sovyet Kızıl Ordusu ile birlikte savaştı. 1918 sonbaharında dağ geçitlerinden Abhazya’ya geçti. Çok geçmeden diğer bazı Abhaz komünistleri ile birlikte tutuklandı. Hapisten kurtulduktan sonra da bir süre Abhazya’da Gürcü Menşevik hükümetine karşı çalışmalarını sürdürdü. Gürcü hükümetinin onu yöreden çıkarması üzerine 1919-1920’de Gürcüstan’ın Acara (Batum) yöresinde RKP(b)’nin yöresel örgütünde görev alarak Parti’nin yeraltı askeri çalışmalarını yönetti.
1920 Haziranında Lenin tarafından acil şekilde Moskova’ya çağrılarak Yekaterinodar’a gönderildi. Kuban-Karadeniz Askeri Devrim Komitesi üyesi oldu ve daha sonra da bu Komiteye bağlı olarak oluşturulan “Dağlı seksiyonu”nun başkanlığını yaptı. Eylül 1920’de Abhaz devrimciler Yefrem Eşba ve Nikola Akırtava ile birlikte Bolşeviklerin inisiyatifiyle Bakü’de toplanan “Doğu Halkları Kongresi”nin çalışmalarına katıldı. Yefrem Eşba ile birlikte bu kongre tarafından oluşturulan Propaganda ve Eylem Sovyetine seçildi. Eylül’de, Bakü’de “Türkiye Komünist Partisi (TKP)’nin kurulması çalışmalarına katıldı. Aralık 1920’de Lenin tarafından verilen özel bir görev için oluşturulan ve çoğunluğunu Abhaz komünistlerinin teşkil ettiği Yefrem Eşba başkanlığındaki bir yoldaş grubuna katılarak Türkiye’de bir görev gezisinde bulundu, oradaki Kafkasyalı Abhazlarla da ilişkiler kurdu. SSCB döneminde Abhazya Halk Komiserleri Sovyeti Başkanı (1922-1930) ve Abhazya Merkez İcra Komitesi Başkanı olarak görev yaptı. Kafkasya’nın diğer bölgelerinin aksine, kişisel prestiji ve “devrimci kıdemi” sayesinde Abhazya’da “Sovyetleştirmenin kansız ve nispeten ılımlı olmasını sağladı. V. İ. Lenin’in ölümü günlerinde, hasta bulunan L. Troçki’yi “tedavi için” Abhazya’da tecrit etmek suretiyle J. V. Stalin’in ve yandaşlarının iktidarına zemin hazırlamış oldu. Bu nedenle onun döneminde de bir süre kendisine dokunan olmadı. Kafkasya’nın çeşitli yörelerinde ağır baskılara uğrayan milliyetçiler ve eski üst sınıflara mensup insanlar bile, o ağır baskı yıllarında Abhazya’da yaşamlarını sürdürme olanağı buldular. Bir ara Sohum’da bulunan Zinovyev bile “Abhazya’nın adını değiştirip Lakobistan yapmak gerek” diyerek onunla şakalaşmıştı. Fakat bu durum uzun sürmedi. Nestor Lakoba da, Abhazyalı bir Mingrel olan ve J. V. Stalin nezdinde yükselmesine kendisinin aracı olduğu Lavrenti Beria ve kliği tarafından 1936 yılında yok edildi.

Lakuat (Lakot): Ata adıdır. Anlamsızdır.

Lakuaya (Lakoya): Ata adındandır.

Lahwa: “Lalaı” demektir. Lala ata adıdır.

Lam(Lamıya): Ata adındandır. Osmanlı ünlü sadrazamlarından Tunuslu Hayrettin Paşa bu ailedendir.
Bir Portre:
Tunuslu Hayreddin Paşa
Osmanlı sadrâzamlarından. Abaza asıllı olan Hayreddin Paşa, yaklaşık olarak 1821 yılında doğmuş ve küçük yaşında köle tüccarlarının eline düşerek Kafkasya’dan İstanbul’a getirilmiştir. Reîsülulemâ ve nâkibüleşrâf Kıbrıslı Tahsin Bey tarafından satın alınarak, tâlim ve terbiye edildikten sonra, Tunus vâlisi Ahmed Paşaya verildi. Zekâsı, çalışkanlığı ve kâbiliyetiyle vâlinin dikkatini çeken Hayreddin’in tahsiline özel ihtimâm gösterildi. Bâzı ilimlerin yanında fıkıh ve Tunus’a gelen Fransız subaylarından da Fransızca ve askerî dersler aldı. Daha sonra Avrupa’ya gönderilerek riyâziye (matematik), tabiiye, hukuk ve târih okudu. Tunus’a döndüğünde askerî garnizonlarda vazîfe aldı. 1842’de binbaşı, 1843’te yarbay ve 1846’da miralay oldu. 1850’de mirlivalık rütbesiyle süvâri asâkiri kumandanlığına tâyin olundu. Dönüşünde Tunus’ta çeşitli memuriyetlerde bulundu.
1863 senesi sonlarında memuriyetlerinden istifâ etti. Fransa, Prusya, İsveç, Danimarka, Hollanda ve Belçika devletlerinin başşehirlerini dolaştı. 1864’te Tunus’ta zuhur eden bir ihtilâl üzerine, fevkâlade memuriyetle İstanbul’a gönderildi. İstanbul’daki vazîfesini yerine getirdikten sonra, tekrar Tunus’a gitti. Daha sonra tekrar Fransa, İngiltere, İtalya, Prusya ve Avusturya devletlerinin başşehirlerini dolaştı. 1871’de vezîr-i mübâşir unvânıyla Tunus eyâleti borçlarının indirilmesi ve birleştirilmesi için teşkil olunan komisyon başkanlığına tâyin edildi.
Tunus hükümetinin, İtalya’dan aldığı borcun ödenmesiyle ilgili çıkan ihtilafı arz etmek üzere İstanbul’a geldi. 1873’te Tunus’a döndü. 1878’de İstanbul’a dâvet edilerek vezirlik rütbesiyle Meclis-i âyân azâlığına, daha sonra da yeni teşkil olunan Mâliye Komisyonu reisliğine tâyin olundu. 1878’de sadrâzamlığa getirildi. Doksanüç Harbi denilen Osmanlı-Rus Harbi sonrasında sadârete getirilen Hayreddin Paşa, bu makamda 7 ay 26 gün kaldı. Pâdişâhın yetkilerini yok sayması ve pâdişâha saygısızlık sayılabilecek bâzı isteklerde bulunması sebebiyle, 1879’da sadâretten azledildi.
Hayreddin Paşa, Akvem-ül-Mesâlih fî Mârifeti Ahvâl-il-Memâlik adlı bir eser yazdı. Ancak, İbnü’l-Kayyım el-Cevzî’nin bozuk fikirlerinden etkilenerek yazdığı bu eserinin basımı yasaklandı.
Hayreddin Paşa, tutulduğu nikris hastalığının şiddetlenmesi sonucunda 1890’da İstanbul’da vefât etti. Eyüpsultan’da Bostan İskelesinde hazırlanan kabre defnolundu. Mehmed Nûri, Mehmed Hâdi, Mehmed Tâhir, Mehmed Sâlih, Mahbûbe ve Behiye adlı altı evlâdı vardı.

Lamırçva (Lamırça): “Göz uyutmaz-Köpek uyutmaz” anlamlarına gelir.

Lamırxua: “Yan bakmaz” anlamındadır.

Lapuga: “Göz önüne iten” anlamındadır. Aşuwa ailesidir.


Lapş: “Sarıgözlü-Sarı Köpekli” anlamlarına gelir.

Lasarıya: Ata adındandır.

Law: Ata adıdır. Aşuwa ailesidir. Bir cins atın ıslahçısı olarak anılırlar.

Leyba: “Aşağıya gelen” anlamındandır.

Lıgu (Lug): Ata adıdır. Anlamsızdır.

Lıpaş: “Çukurdaki gözünü ovuşturan” anlamına gelir. Bu ailenin bir kolu da Ubıhlardadır.




M



M
Maan: Bu adı taşıyan Abhaz ailesi Lübnan hanedanı olan Maan’lardan değilse, yada bu adı Ürdün’ün Maan bölgesinden getirmedilerse Abhazca’da “Tutamak yanındaki (Trabzan yanındaki)” gibi anlamlara gelir. Sultan Abdülhamid’in zevcesi Behice Sultan Düzce yöresi Abhaz ve Çerkeslerinin üzerinde nüfuz ve etki sahibi olan Maan Alburz Beyin kızıydı. Maan Ali Bey, Maan Şirin Bey, Maan Mustafa Namık Bey, Maan Koç Bey bu ailedendir.

Bir Portre:
Maan Ali Bey
(1872-1934) 1872 yılında Abhazya'da doğdu. Ailesi 1877-78 Osmanlı Rus savaşı sırasında Anadolu'ya göçederek Düzce yöresine yerleşmişlerdi. Osmanlı jandarma örgütüne katılarak binbaşı rütbesine kadar yükseldi. Balkan Savaşlarına gönüllü olarak katıldı. Sencer Eşref Bey'in komutasında Edirne'yi Bulgarlardan kurtaran ve batı Trakya İslam Cumhuriyeti'ni kuranlar arasında yer aldı. Birinci Dünya Savaşı'na Teşkilat-ı Mahsusa'nın bir mensubu olarak katıldı. Irak cephesinde, genellikle Kafkas göçmenlerinden kurulu olan Osmancık Gönüllü Alayı'nın bir subayı olarak başarılar gösterdi ve sekiz yerinden yaralandı. Silah bırakışmasından sonra Düzce'ye döndü. 1919 yılı sonrasında Kuvay-ı Millye'ye karşı olan Nigehban Cemiyeti yararına bazı girişimleriyle Heyet-i Temsiliye'nin dikkatini çekmişti. İstanbul hükümeti tarafından kışkırtılan karşı ihtilal hareketine de katıldı ve Düzce'de Berzeg Sefer Bey'in yönetiminde oluşturulan yerel yönetimde jandarma komutanlığı görevini üstlendi. Düzce'nin Pşevu Ethem Bey'in güçleri tarafından işgali üzerine kaçtı. Bir süre sonra çıkarılan affın kapsamı dışında bırakıldığından Temmuz 1920'de Düzce ve Hendek'de Abhazların oluşturduğu ikinci ayaklanmada da rol oynadı. Yunan işgal bölgesinde kurulan işbirlikçi (Şark-ı Karip Çerkesleri Temin-i Hukuk Cemiyeti) kurucuları arasında Düzce delegesi olarak yer aldı(1921). Bu ülkeyi terketmek zorunda kaldı. Lozan Anlaşması'ndan sonra 150'lik listeye konanlar arasındaydı. Abhazca, Adigece ve Türkçe biliyordu. 1934 yılında ise Yunanistan'da Kareferye'de öldü.

Mac (Madj): Ata adındandır.

Maf: Ata adındandır.

Malay: Ata adındandır.

Maramkul: ata adındandır.

Margan: Ata adındandır.

Markuazıya: “Bol varlıklı” anlamına gelir.

Marşan: Bir aile adı olmaktan ziyade, bir çok yüksek aileleri kapsayan ortak addır. Büyük devletlerdeki saray nazırı gibi yüksek mevkideki ailelerle takılır. Hititlerdeki Markianu’ya benzer. Marşan kelimesinin aslı Fransızca Marchand (Tüccar)’dan gelmiş olabilir. Dr.M.Tuğrul Kırmızı, Emir Marşan, Şair Mehmet Marşan, stil danışmanı Deniz Marşan bu ailedendir.
Bir Portre:
Emir Marşan Paşa
1860 Sivas 11 Aralık 1940 Sivas
Birinci TBMM Sivas milletvekili. Kafkasya’dan göç eden Abhazlardan Hırpıs Tahir Bey’in oğludur. Uzunyayla yöresindeki çiftliğinde tarımla meşgul oldu. Osmanlı yönetiminden sivil rütbeler aldı ve paşa olarak anıldı. Birinci TBMM’ye Sivas’tan milletvekili seçildi. Düzenli orduya katılmak istemeyen Çerkez Ethem’le görüşmelerde bulunmak üzere oluşturulan Meclis heyeti içinde yer aldı. Milletvekilliği sona erince Sivas’a döndü. Şapka Devrimi’nden sonra Sivas’ta Taşhan duvarına asılan, Şapka Devrimi ve Mustafa Kemal Paşa aleyhinde ifadeler içeren beyannameyle ilişkisi olduğu savıyla, Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde yargılandı ve yargılama sonucu üç yıl Isparta’da sürgün cezasına çarptırıldı.

Markeliya: “Güneşli yerdeki” anlamındadır.

Marxualıya: “Güneş gibi pırıl pırıl” demektir.

Mas: Ata adındandır. “Hakim As” anlamına gelir.

Matuwa: “Eli açık” anlamındadır.

Mazah: “Varlıklı Bey” anlamındadır.

Meker (Mexer): “Arpa sahibi” anlamındadır. Ata adıdır. Prof.Aziz Meker bu ailedendir.
Bir Portre:
Aziz Meker, (d. 1877) - (ö. 1941, Ankara, Türkiye), Türk siyasetçi.
Kuzey Kafkasya'da bugünkü Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi'nde bulunan Biberdkıta köyünde 1877 yılında doğdu. Abhaz kökenlidir. İlk eğitimini burada ve Batalpaşinsk (Çerkesk) köyünde yaptı. Ailesinin Türkiye'ye göçerek Eskişehir yöresine yerleşmesinden sonra 1889 yılında İstanbul Sultanisi'nde okudu.
Daha sonra Fransa'ya giderek tarımcılık eğitimi gördü. İstanbul Halkalı Yüksek Ziraat Okulu'nda öğretmenlik yaptı. Kafkas göçmenlerini oluşturan "Çerkes Teavun Cemiyeti" ve "Şimalî Kafkas Cemiyeti" ile "Kafkasya İstiklâl Komitesi" gibi kuruluşlarda aktif görevler aldı, konferanslar verdi, broşürler yayınladı
I. Dünya Savaşı sırasında Tuşa Fuat Paşa'nın başkanlığındaki bir Kafkas kuruluyla Avrupa'ya giderek Viyana, Berlin, Lozan vb. merkezlerde bu komite adına ve Kafkas davası lehine temaslarda bulundu. Çeşitli devlet adamlarıyla ve bunlar arasında Cenevre'de sürgünde bulunan Lenin'le görüşmeler yaptı. Mondros Ateşkes Antlaşması sonra Anadolu'ya geçerek Anadolu ihtilalinin saflarına katıldı. TBMM tarafından Sovyet Rusya'ya gönderilen elçilik heyetinde başkatiplik olarak görevlendirildi. 1923 yılında Ankara'ya dönerek Ziraat Okulu'nda öğretim üyeliği ve Ziraat Enstitüsü Başkanlığı yaptı. 1932 yılında ise Tarım Başkanlığı Müsteşarlığı'nda bulundu. Abhazca, Türkçe, Rusça, Fransızca ve Almanca biliyordu.

Maçan (Mocan):Ata adıdır.

Mşalıya: “perhizsiz” anlamındadır.
PauKaF
PauKaF
Site Admin
Site Admin
 
İleti: 20494
Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
Konum: MUDAREY-Гъубжь

Re: ABHAZ SÜLALE ADLARININ ANLAMI SÜLALE BİLGİLERİİ

İleti PauKaF » Cmt May 16, 2009 1:24 pm

N

Nıkuapıya:”Yürüyüş öncüsü” anlamındadır.

Nanı: Ata adındandır.

Narmanıya: Ata adındandır.

Narsıya: “Hemen vuran” anlamındadır.

Nart-Nartıya: Abhaz ve Adigelerde Mitolojik bir ailenin adıdır. Aynı zamanda Abhaz ailelerinden birinin de adıdır.

Naş: “Hemen kızan” anlamındadır.


P
Paçlıya-Paçalıya: Ata adıdır.

Pal-Palba: “Dal, saplanan, uzantılı. Dallı ağaç, ağaç gövdesi” anlamlarına gelir. Bu sülale Abhazların ''Ciget'' (Sadz) boyundan gelen, 19.yy kayıtlarında ve Abhaz folklorunda yer alan çok eski bir soy ismidir. Türkiye’de yaşayan Palaa’lar bu gün yoğun olarak Marmara bölgesinde ikamet etmektedirler. Düzce – Üskübü, Düzce – Darıyeri ve Nüfren’in yanısıra Adapazarı Şükriye köyünde de kalabalık bir şekilde bulunmaktadırlar. Bunun yanısıra Adapazarı Kayalar köyü ve Akbalık’tada Palaa haneleri bulunmaktadır. Malül Gaziler Derneğinin kurucusu Albay Sadık Atak ve Abhazya’nın efsanevi pilotu Şamil Palba bu ailedendir.

Phazawa: “Kız evlatlı” demektir.

Pıçkulıya: Ata adındandır.

Pındarıya: “Öncüsüz insanlar” anlamına gelir.

Pıntzaça: “Çatlak burunlu” demektir.

Pıt: “Bir miktar” anlamına gelir. Ata adıdır.

Pliya: “Hep yolan” anlamındadır.

Pnıya: “Önde duran” anlamındadır.

Psardıya: “Makaslı” anlamındadır.

Pşalıya: Ata adındandır.

Pştar: “Gözetleme yerinden” anlamındadır.

Pantuh: Ata adıdır.

Papa: “papaz” demektir. Yazar Mahinur Tuna, İstiklal savaşı kahramanlarından Yetim İbrahim Bey bu ailedendir.
Bir Portre:
Yetim İbrahim Bey
1882 yılında Bilecik’in sarnıç köyünde doğdu. Abhazların Papa ailesindendir. Yunanlıların İzmir’e çıkması ve işgalin genişlemesi üzerine yöredeki Çerkes göçmenlerinden oluşturduğu atlı bir birlikle Kuva-yı Milliye’ye katıldı. Başlangıçta Çolak İbrahim Bey’in daha sonra da Yarbay Arif Bey’in kuvvetleri arasında görevler aldı. Yunan ordusunun son ilerleyişi sırasında onların gerisinde kalarak düşmanın ikmal yollarını kesti. Bazı merkezlerine baskınlar düzenledi. Anodolu İhtilali’nin başarıyla sonuçlanmasından sonra İstiklal madalyası ile ödüllendirildi. 1940 yılında Pazarcık’ta öldü.

Papux: Ata adındandır.

Pasaniya: Ata adındandır.

Paş: “Yumuşak güze tenli” demektir.

Patey: Ata adındandır.

Pikin: Ata adıdır. Mıçın ailesinin değişik söylenişidir.

Ptan (Atanba): Ata adıdır. “et suyu” anlamına gelir.




R--- S

R
Raçva: “Elde toparlayan, elde toparlanan” demektir.

Radız-Radıza: “Ceviz ağacı yanındaki” demektir.

Rağuniya-Rağoniya: “Sert kabuklu cevizin yanında bulunan” demek ise de ata adından gelmektedir.

Rakua: “Soy dizisi” anlamındadır.

Rama: “Cevizli” anlamındadır.

Rastaa: “Fındık koparan” anlamındadır.

Rawtaa: “Ceviz koparan” anlamındadır. İstanbul Kafkas Abhazya Kültür Derneğinde 1970-1975 arası başkan yardımcılığı, 1977-1978 döneminde ise başkanlık yapmış Ethem Arutan bu ailedendir.

Raznıwa: “Gümüşlü kişi” anlamındadır.

Rısvtem-Rüstem: Ata adıdır. Kafkas Rus savaşında bu aileden iki kahraman Abhazın intihar savaşlarını tarih yazmaktadır. (Tarihte Kafkasya İ.Berkok) Aşuva ailesidir.

S
Sabakeya: “Toz kaldıran” demektir.

Saban: Ata adıdır.

Sabıwa: “Tozlu kişi” anlamındadır.

Sacaa: “Kesip kızartan kişi” anlamındadır.

Saçın: Ata adıdır.

Sagesa: Ata adıdır.

Samaa: Ata adıdır.

Salmok: Ata adıdır.

Samanıya: Ata adındandır.

Samardıya: Ata adındandır.

Sameğxua-Samegho: “Yapışık parça” anlamındadır.

Sampal: “Tüfek namlusu” anlamına gelir.

Samsoniya: Ata adındandır.

Sanguliya: Ata adındandır.

Sawıya: Sawalı demektir. Sawa ata adıdır.

Sugbar: Ata adıdır.

Sımsın: “fısıltı” anlamındadır.

Sındı: “ Karlı yerdeki” anlamındadır.

Sid-Sit: Ata adıdır. Aşuva ailesidir.

Smır: Ata adıdır.

Svanı-Suanı: Bu günkü Gürcü toplumlarından biri olan Svanlardan Abhazlaşmış olması muhtemel bir Abhaz ailesinin adıdır. Mehmet ve Ahmet Fetgerey Şoenu bu ailedendir.

Bir Portre:
Mehmet Fetgerey Şouenu
Kafkas yurtseveri, sporcu, yazar. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasındaki Abhazya ayaklanması sonunda, Abhazya’nın Gudauta-Vendrıpş yöresinden Türkiye'ye göç etmek zorunda kalan Atkug Musa Şoenu'nun oğludur. 1890 yılında Sapanca'ya bağlı Yanık köyünde doğdu. Küçük yaştayken babasının ölmesi üzerine annesi ve iki kardeşiyle birlikte gittikleri İstanbul’da, dayısı Bersis Habic Bey’in yanında yetişti. Ortaokulda (Rüşdiye) iken klasik öğrenimi terk ederek kendi kendini yetiştirmeye koyuldu. Fransızca öğrendi. Tarihe, sosyolojiye ve spora merak sardı. Okuduğu ilk Fransızca eserler atayurdu Kafkasya ve Çerkeslerle ilgili olanlardı. Okuduklarıyla o günkü Osmanlı toplumunun ve sürgündeki Çerkeslerin durumunu karşılaştırıyor ve üzülüyordu. "Hayat-ı İçtimaiye ve Yaşamanın Felsefesi" adlı kitabını bu etkiler altında kaleme almıştı. 1914 yılında da gazeteci Celal Nuri (İleri)'nin Çerkes kadınları hakkında yazdığı imalarla dolu bir eserinden duyduğu üzüntüyle "Osmanlı Alem-i İçtimaisinde Çerkes Kadınları" adlı kitabını yayınladı.
O günün sayılı jimnastikçi, halterci ve alafranga güreşçileri arasında da adı geçen Fetgerey, sporla ilgili olarak da birkaç kitap yayınlamıştır. 1913’te ağabeyi Ahmet Fetgerey Şöenu ve bir grup Çerkes genciyle birlikte, bugün de Türkiye'nin sayılı spor kulüplerinden biri olarak yaşamını sürdüren "Beşiktaş Osmanlı Spor Kulübü"nün kurucuları ve aktif sporcuları arasında bulundu. Bir ara Üsküp’e beden eğitimi öğretmeni olarak atanan Mehmed Fetgerey, Balkan Savaşının feci sonuçları üzerine İstanbul'a dönmek zorunda kaldı. Bir süre de Bursa'da öğretmenlik yaptı. Fakat Birinci Dünya Savaşının patlaması üzerine bu görevden de istifa ederek cepheye koştu. Dayızadesi olan İzmit Milletvekili İsmail Ziya Bersis ile birlikte ve "Teşkilat-ı Mahsusa"nın bir mensubu olarak Irak ve İran’da çeşitli savaşlara katıldı. Mütareke döneminde, İstanbul’da üyesi bulunduğu Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti ve Şimali Kafkas Cemiyeti gibi Çerkes göçmen örgütlerindeki çalışmalarını ve tarihi, sosyolojik araştırma ve yayınlarını sürdürdü (1918-22).
Kurtuluş Savaşı yıllarında özellikle Marmara yöresinde adeta çerkesler arası bir iç savaş haline dönüşen olaylar ve şoven yöneticiler tarafından bu yörede uygulanmaya başlayan Çerkes köylerinin sürgünü olayı Mehmed Fetgerey'i son derece üzmüştü. 1923 yılında "Çerkes Meselesi Hakkında Türk Vicdan-ı Umumisine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Arıza" adıyla iki broşür yayınlayarak bunları ilgili resmi makamlara ve TBMM üyelerine de gönderdi. Bu usulsüz ve yanlış uygulamaya karşı çıkan tek yazar olan Mehmed Fetgerey’in bu yürekli davranışı, onun ömrünün sonuna kadar fiili bir yayın yasağı ile karşılaşmasına neden oldu. (Fetgerey’in bu broşürleri sadeleştirilmiş olarak 1979 ve 1994’te iki kez daha basılmıştır).
1924-1930 yılları arasında çalışma ve yazmayı sürdüren, ama Türkiye’de yazılarını bastırma olanağı bulamayan Mehmed Fetgerey, bu yıllarda bazı Avrupa ve Yakındoğu ülkelerinde örgütlenen Kafkasya Dağlıları Halk Partisi adlı organizasyon içinde yer aldı. M.F. Şanba imzasıyla yayımlanan "Russkiy İmperialism i Nezavisimost Gortsev" adlı kitabı parti yayınları arasında çıktı.
İstanbul'da, çalışmakta olduğu Adapazarı Maden İşletmesi A.Ş.'nin bulunduğu Agopyan hanında çıkan bir yangında iki iş arkadaşıyla birlikte, zehirli gazların etkisiyle boğularak genç yaşta öldü (19 Ocak 1931).
Basılmamış olan beden terbiyesine, Irak ve Iraklılara ilişkin bazı eserleri de vardır. "Lezgiler ve Adigeler", "Kafkas Birliği, Çarlık ve Sovyet Rejimleri", "Şimali Kafkasyalıların Prometesi ve Hürriyet Aşkı", "11 Mayıs ve Sönmeyen Ümit", "Kafkas Efsaneleri" (Kafkasya'da Üreyen Güzeller Nesli, Altın Postlu Koç, Tek Çarıklı Kahraman ve Kafkas Kızı Mede,...), "Onsekizinci Asırda Şimali Kafkasya" gibi bazı araştırma ve yazıları ölümünden yıllar sonra Dr. Vasfi Güsar tarafından Yeni Kafkas dergisinde bölümler halinde yayınlanmıştır.
Eserleri:
Hayat-ı İçtimaiyye ve Yaşamanın Felsefesi (İstanbul).
Osmanlı Alem-i İçtimaisinde Çerkes Kadınları (İstanbul, 1914).
Eşgal-i Hayat (İstanbul).
Terbiye-i Bedeniyye Yahud kendi Kendine Jimnastik (İstanbul).
Yirmi Hareketle Jimnastik Dersleri (İstanbul).
Çerkesler (İstanbul, 1920).
Çerkeslerin Aslı Mabudlar Neslindendir (İstanbul, 1922).
Çerkes Meselesi Hakkında Türk Vicdan-ı Umumisine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Ariza (İki kitap, İstanbul, 1923).
Kafkasya ve Servet Menbaları (İstanbul, 1924).
Russkiy İmperialism i Nezavisimost Gortsev (Prag, 1928).

Svlım-Sülım: Ata adındandır.

Svasvıl-Süasüıl: Ata adındandır.

Svıku: “Eğik kara bedenli” anlamındadır.

Svımxu-Şümhu: “Kara kıllı” anlamındadır.

Svınzı-Şündzı: “Mürekkep, suluboya” anlamındadır
PauKaF
PauKaF
Site Admin
Site Admin
 
İleti: 20494
Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
Konum: MUDAREY-Гъубжь

Re: ABHAZ SÜLALE ADLARININ ANLAMI SÜLALE BİLGİLERİİ

İleti PauKaF » Cmt May 16, 2009 1:25 pm

Ş

Ş
Şakaya: Ata adıdır. Bayan adı olarak da kullanılır.

Şakrıl-Şakarıl: “Yaya asker, piyade” anlamındadır. Abhaz dili ve edebiyatı profesörü Şakrıl Kuatsıya ve 12 Kasım 2004’de Abhazya’nın başkenti Sohum’da, parlamento, hükümet ve devlet başkanlığı binalarının Bagapş taraftarlarınca ele geçirilmesi esnasında hayatını kaybeden Doç. Dr. Tamara Şakrıl bu ailedendir. Tamara Şakrıl 12 Kasım günü hükümet binalarının işgal edildiği sırada yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede kurtarılamayarak hayatını kaybetmişti. Tamara Şakrıl Abhaz halkının milli kurtuluş hareketinin sembollerinden sayılıyordu. Şakrıl 1952 yılında Stalin’e açık bir mektup yazmış ve bu mektubunda Stalin’in Abhazya politikasını eleştirmişti. 78 yaşında hayata veda eden Şakrıl yaralandığı son güne kadar Abhazya Sosyal Araştırmalar Enstitüsünde çalışıyordu. Daha sonra kendisine “Abhazya Kahramanı” unvanı verilmiştir.

Şarbalıya: “Yara onarıcı hekim” anlamına gelir.

Şarşalıya: Ata adıdır.

Şawı: “Öç alan” anlamındadır.

Şamkur-Şumkur-Şinkuba: Abhazca değildir. Bu ailenin kaynağı Dağıstandaki Şemkur bölgesi olsa gerektir. Şinkuba ailesi de bu ismin değişik söylenişidir. Bagrat Şinkuba bu ailedendir.

Bir Portre:
Bagrat ŞİNKUBA
Şınkuba, 12 Mayıs 1917 de Abhazya'da Oçamçıra yöresindeki Çlou adlı bir köyde, bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk eğitimini köyünde yaptıktan sonra 1931-1935 yıllarında Abhaz Pedagoji Okulu'nda ve 1939 yılına kadar da Sohum'da bulunan Maksim Gorki Pedagoji Enstitüsü'nde okudu.
Akademisi Dil Bilimleri Enstitüsü'nde asistanlık yaptıktan sonra 1945 yılında Tiflis'de Abhaz dili ile ilgili doktora tezini verdi. Bu arada doğduğu köyün okulunda Abhaz Dili ve Edebiyatı Ögretmeni olarak çalışıyordu. Daha sonra Gürcistan Bilimler Akademisi'ne bağlı Abhaz Dil Edebiyatı ve Tarih Enstitüsü'nde görev yaptı.
Bagrat Şınkuba'nın ilk şiiri 1935 de, ilk şiir kitabı olan "İlk Şarkılar" ise 1938 yılında yayımlandı. Başlıca konusu olan Kafkasya ve onun insanlarını önce Sovyet ülkelerine, sonra da tüm dünyaya tanıttı.
Bagrat Şınkuba, Abhaz edebiyatında şiir-roman türünün gelişmesinde de rol oynamıştır. 1951 yılında şiir diliyle yazdığı "Yurttaşlarım" adlı romanı ve 1955 yılında yayımlanan "Dağların Şarkısı" bu türün örnekleridir. Birincisi savaştan sonraki yıllarda Abhazların yurtlarını kalkındırmak için gösterdikleri gayretleri ve özverili çalışmalarını, ikincisi ise 1905 devrimi yıllarındaki Abhazya'yı anlatır.
Bagrat Şınkuba, edebiyatın başka türlerinde de eserler vermiştir. Örneğin Kiev'de A. Dovjenko stüdyolarında çevrilmiş ve ülke çapında ödüller kazanmış bulunan "Beyaz Başlık" adlı filmin senaryosu Bagrat Şınkuba'ya aittir. Sohum'daki Samson Çanba Tiyatrosu'nda oynanan "Kafalarınız Uyuşuyor.." adlı komedisi ve başka tiyatro eserleri de vardır.

Bagrat Şınkuba'nın tarihi roman türündeki eserleri arasında en önemli olan ve ününü yurt dışına götüreni 1974 yılında yayımlanan "Yurdu Terkedenlerden Sonuncusu" (Son Ubıh) adlı kitabıdır. Bu kitap ünlü Sovyet yazarları Konstantin Simonov ve Yakov Kozlovski tarafından Abhazca'dan Rusçaya çevrilerek Moskova'da yayımlanmıştır. Daha sonra başka Sovyet dillerine ve başta Almanca (Im Zeichen des Halbmonds) olmak üzere batı dillerine de çevrilmiştir. Roman, Karadeniz kıyısında Abhaz'lara komşu olarak yaşayan Ubıh'ların, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında yurtlarından sürülerek Osmanlı topraklarına göçürülüşünü ve oralardaki yaşamlarını anlatmaktadır.
Son Ubıh, Bagrat’ın, “tarihi gerçekleri yansıtmadığı” gerekçesiyle en çok eleştirilen eseridir de aynı zamanda.
Bagrat Şınkuba, birçok klasik yazarın eserlerini de Abhazca'ya kazandırmak için çaba sarf etmiştir. Puşkin, Lermontov, Bayron, Göthe, Petöfi, Şevçenko, Nekrasov, Blok, Rustaveli, Barataşvili, Çavçavadze, Tsereteli, Tabidze, Abaşidze vb. şairlerin birçok eserini de Abhaz diline çevirerek yayımlamıştır. Abhaz edebiyatına verdiği emekler nedeniyle kendisine 1967 yılında resmen "Abhazya Ulusal Şairi" ünvanı verilmiştir. Başta Dirmit Gulya Edebiyat Ödülü olmak üzere kazandığı çeşitli ödül ve madalyalar mevcuttur. 1953-1956 yılları arasında Abhazya Yazarlar Birliği'nın sekreterliğini yapmıştır.
Bagrat Şınkuba, birçok defa Yüksek Sovyet'e delege olarak katılmış, 1958 yılından sonra yıllarca Abhazya Özerk Cumhuriyeti'nin Prezidyum Başkanlıgı'nda bulunmuştur. Buna bağlı olarak Gürcüstan Cumhuriyeti'nin çeşitli yönetim organlarında da yüksek görevler üstlenmiştir.
Bagrat Şinkuba 26 Şubat 2004 tarihinde vefat etti.

Şapıla: “Yaya” demektir.

Şkok: “Beyaz bebek” anlamına gelir.

Şvaşaa: “Yıkıp öldüren yada şarkı söylemeyen” anlamlarına gelir.

Şvayı: “Borcuna sadık” anlamındadır.

Şvındı-Şündı: “Kayın ağacı yanındaki” anlamındadır.

Şvlıxu-Şüluh: “Donuk gözlü, çatık kaşlı” anlamındadır.

Şkarıwa-Aşharaa: “Dağlı” anlamındadır. Aşuvalarla Apsualar arasında bir Abhaz boyunun adıdır. Bu aile o boydan olup o isimle anılmaya başlanmıştır. Bu ailenin bir koluna da Çinçe (Serçe) denirdi. Hüseyin Rauf Orbay bu ailedendir.

Bir Portre:
Hüseyin Rauf Orbay
(1881, İstanbul - 1964, İstanbul), Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde, Kurtuluş Savaşı'nda ve Türkiye Cumhuriyeti döneminde önemli görevlerde bulunmuş olan asker kökenli siyaset adamıdır.
Mustafa Kemal Paşa'nın Meclis Başkanı olduğu Büyük Millet Meclisi'nde muhalif grubun lideridir. 1924-1925'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı kurmuştur. Mustafa Kemal'e suikast (İzmir suikastı) davasında idamla yargılanarak yurt dışına gitmiştir. 1935'te Atatürk'ün izniyle yurda döndükten sonra tekrar milletvekilliği, bakanlık ve büyükelçilik görevlerinde bulunmuştur.

Kafkasya-Abhazya kökenli olup Trablusgarp Valiliği ve Ayan Meclisi Üyeliği yapmış olan Aşharuva Mehmet Muzaffer Paşa'nın oğludur. 1881 yılında İstanbul'da doğdu. Deniz Harp Okulu'nu ve Mühendishane'yi 1899'da bitirdi. Amerika, İngiltere, Almanya vs. ülkelerde çeşitli dış görevlerde bulundu.

Trablusgarp ve Balkan Savaşları'na katılmış, deniz savaşlarındaki başarısı nedeniyle "Hamidiye Kahramanı" unvanını kazanmıştır: Hüseyin Rauf Orbay Balkan Savaşı sırasında Hamidiye Kruvazörü ile Karadeniz ve Akdeniz’de düzenlediği ani baskınlarda gösterdiği başarılardan dolayı, "Hamidiye Kahramanı" olarak tanınmıştır. Kıdemli Yüzbaşı Hüseyin Rauf Orbay komutasındaki Hamidiye Kruvazörü’nün Ege ve Akdeniz’de olağanüstü güç koşullarda icra etmiş olduğu yaklaşık yedi buçuk ay süren Akın Harekâtı, Türk Deniz Kuvvetlerinin altın sayfalarından birisini teşkil ettiği gibi, Genel Deniz Harp Tarihi açısından da bu tür harekâtın emsalsiz örnekleri arasında gösterilmektedir. I. Dünya Savaşı'nda İran ve Irak'ta Osmanlı Teşkilat-ı Mahsusası'nın bir görevlisi olarak bulunmuştur. Bunun üzerine yarbay rütbesine yükselerek Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı'na atanmıştır. İzzet Paşa kabinesinde Bahriye nazırlığı yapıp, Osmanlı Devleti'nin çöküş belgesi olan Mondros Mütarekesi'ni imzalamıştır.

Malta'ya sürgüne gönderilmiş, 15 Kasım 1921'de sürgünden dönerek Ankara'ya gelmiştir. Nafia vekilliği (Bayındırlık Bakanlığı) görevine getirilmiştir. Bakanlıktan ayrıldığı yıl TBMM tarafından Meclis ikinci başkanlığına seçilmiştir. 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi öncesinde Fevzi Paşa'nın yoğun çalışmaları sebebiyle Başbakanlık görevine gelmiş ve 12 Temmuz 1922-4 Ağustos 1923 arasında İcra Vekilleri Heyeti Reisi olarak Türkiye Başvekilliği yapmıştır.
1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulduğunda Rauf Orbay, daha önce İkinci Grupta başlattığı muhalefetini bu toplulukta sürdürmüştür. Parti, 3 Haziran 1925’de kapatılıp, yönetici kadro, 17 Haziran 1926’daki İzmir Suikasti olayıyla ilgili görülerek yargılandığında, Avrupa’da bulunan Orbay da 10 yıl hapse mahkûm edilmiştir. 10. Yıl Affından sonra yurda dönmüştür. Atatürk'ün ölümünün ardından politikaya dönmüş ve 1939 yılında TBMM'nin altıncı döneminde Kastamonu'dan milletvekili seçilmiştir.

II. Dünya Savaşı sırasında 1942'de Londra Büyükelçiliği'ne getirilmiştir. Bu görevden de 1944 yılında kendi isteğiyle ayrılmış ve bir daha devlet görevi kabul etmemiştir. 1964 yılında İstanbul'da vefat etmiştir. Mezarı Erenköy Sahra-yı Cedid Mezarlığı'ndadır.

Şxatsawa: “yaya giden” anlamındadır.

Şamı-Şamba: “Işıklı” anlamına gelir. Mümtaz Aşamba bu ailedendir.

Bir Portre:
Aşamba Mümtaz Demiröz
13 Nisan 1950 tarihinde Akçakoca Esmahanım köyünde yaşayan Abhaz bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Bursa İmama Hatip Okulu'ndan 1973 yılında mezun oldu. Öğrenciliğinde çalışmaya başladı, beş yıl imam olarak görev yaptı. Siyasi görüşleri ve Kafkasya ile olan ilişkileri nedeni ile yapılan baskılar sonucu 1976 yılında görevinden istifa etti.
1978 yılında evlendi. 1979 yılında kızları Gunda dünyaya geldi.
Gençlik yıllarından itibaren önce Bursa daha sonra İstanbul'daki Kafkas Kültür Derneklerinde aktif olarak çalıştı. O dönemde Abhazya ile yazışmaya ve iki ülke arasında köprü kurmaya çalışanlardan birisi oldu. Kafkas Derneklerinin yönetim kurullarında görev aldı.
14 Ağustas 1992'de Abhazya savaşı çıktığında düşünce olarak savaşa karşı olmasına ve Abhazların Gürcü halkı ile birlikte barış içerisinde bir arada yaşamaları gerektiğine inanmasına karşın "fiili durum Abhaz Halkının yanında olmayı gerektiriyor" düşüncesiyle Abhazya'ya gitti. Savaş süresince ve savaşdan sonra 3 yıl kadar Abhazya'da yaşadı.
Ailesi ile Abhazya'ya göç etmeyi planlıyordu. Gayri resmi olarak Abhazya Dışişleri Bakanlığında çalıştı. Anavatana Dönüş Komitesi'nde başkan yardımcısı olarak görev aldı. Abhazya'da tüberküloza yakalanıp ardından da kalp krizi geçirince 1995 yılı sonunda Türkiye'ye döndü.
3 Ağustos 1998 sabahı iş için bulunduğu Moskova'da geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini kapadı. Rusca bilir, Abhazca'yı okuyup yazar ve simültane tercüme yapacak kadar iyi konuşurdu.
Abhaz yöneticilerin talebiyle, Abhazya'da satın aldıkları evi, adını yaşatacak bir merkez yapılmak üzere Abhazya Devleti'ne bağışlandı.

Şaratxua: Ata adındandır.

Şat: “Koruyan” anlamındadır.

Şlarba: “Ağarmış, aydınlanmış insanlar” anlamına gelir.

Şogen: Ata adıdır. Bir kolu da Adigelerdedir.



T - S
TS
Sağarıya-Tsagharıya: “Seyrek dişli” anlamındandır.

Sanı-Tsanı: “Gidiş yeri” anlamındadır.

Sarguş-Tsarguş: “Kızgın giden” anlamındadır.

Tsavaba: “Köprü koruyan” anlamındadır.

Tsıba: “Eş bulan, arkadaş bulan” anlamındadır. Süleyman Seba bu ailedendir.

Bir portre:
Süleyman Seba
(d. 5 Nisan 1926, Hendek, Sakarya) Abhaza asıllı, Beşiktaş Jimnastik Kulübü'ne 1984-2000 yılları arasında kesintisiz başkanlık yaparak kulübün en uzun süre görev yapan onursal başkanı unvanına sahip spor adamı ve yöneticisidir. Ayrıca Milli İstihbarat Teşkilatı İstanbul Bölge Müdürlüğü görevinde de bulunmuştur.
İlkokulu Sakarya'da okuduktan sonra liseyi okumak için Kabataş Erkek Lisesi'ne geldi ve futbolla burada tanıştı. Lisedeki ilk yıllarında Beşiktaş Genç Takımı'na girdi. 1946'da A takıma yükseldi. 1950'li yıllarda 5 senede 4 İstanbul Lig Şampiyonluk kazanan kadroda yer aldı. Bu sırada Edebiyat Fakültesine başlamasına rağmen eğitimine devam etmedi.
1947 yılında İnönü Stadyumu'nın açılışı sebebiyle İsveç'in AIK takımıyla yapılan maçta bu stattdaki ilk golü atarak tarihe geçti.
1954'de (28 Yaşında) menisküs sebebiyle futbolu bıraktı. 1957'de Beşiktaş'a üye oldu. Altı sene sonra 1963'de ilk kez Yönetim Kurulu'nda yer aldı. Bundan sonra çeşitli dönemlerde aralıklarla kulüpte yöneticilik yaptı. 1984 yılında çok zor bir dönemde Mehmet Üstünkaya'dan yönetimi devraldı ve kolay kolay kırılamayacak bir rekora sahip oldu.
16 yıl süren Başkanlığı boyunca 8 kongrede rakiplerine sürekli üstünlük sağladı. Süleyman Seba başkanlığı döneminde kazanılan kupalar şu şekildedir:
• 5 Lig Şampiyonluğu
• 4 Türkiye Kupası
• 4 Cumhurbaşkanlığı Kupası
• 2 Başbakanlık Kupası
• 6 TSYD Kupası
Bu başarılar dışında istikrarlı bir şekilde başarıyı daim kılarak şampiyon olmadığı sezonlarda dahi futbol kulübü her zaman ilk iki içinde yer aldı. Futbol takımının altın dönemini yaşadığı bu dönemde Süleyman Seba'ya gelen eleştirile amatör branşlara aynı ilgiyi göstermemesi olmuştur.
Sportif başarılar dışında 1980lerin başında maddi yönden son derece sıkıntılı olan kulübü yönetimi boyunca tesis zengini ve maddi açıdan zengin bir kulüp haline gelmiştir. Seba döneminde Akaretler Kulüp Binası, Fulya Stadı ve Kamp Tesisleri, BJK Plaza, Yeşilköy, Pendik ve Çilekli Tesisleri, Beşiktaş Koleji yapılırken, BJK İnönü Stadı da 49 yıllığına Beşiktaş'a devredilmiştir.
Beşiktaş'a büyük hizmetlerde bulunan Seba, 1999/2000 sezonunda futbol takımının gösterdiği kötü performans sonucu tribün ve muhalefetin tepkisini çekmesi üzerine 2000 yılı Mart ayındaki kongrede aday olmamış ve yerine Serdar Bilgili seçilmiştir. Bu kongrede kongre üyeleri oybirliği ile Hakkı Yeten'den sonra Beşiktaş'ın ikinci onursal başkanı olarak Süleymen Seba'yı seçmiştir.

Tsıblı-ipa: “Eşi yanan, eşini yakan, beraber yanan, beraber yakan” anlamlarındadır.

Tsgu-Tsugba: “Kedi” anlamına gelir.

Tsıgumas: Ata adıdır.

Tsıms-Tsımsı: “Beraber vurmayan” anlamına gelir.

Tsıyxuaş-Tsıyhoş: “Cum günü doğan” anlamındadır.




RS


Raçva: “Elde toparlayan, elde toparlanan” demektir.

Radız-Radıza: “Ceviz ağacı yanındaki” demektir.

Rağuniya-Rağoniya: “Sert kabuklu cevizin yanında bulunan” demek ise de ata adından gelmektedir.

Rakua: “Soy dizisi” anlamındadır.

Rama: “Cevizli” anlamındadır.

Rastaa: “Fındık koparan” anlamındadır.

Rawtaa: “Ceviz koparan” anlamındadır. İstanbul Kafkas Abhazya Kültür Derneğinde 1970-1975 arası başkan yardımcılığı, 1977-1978 döneminde ise başkanlık yapmış Ethem Arutan bu ailedendir.

Raznıwa: “Gümüşlü kişi” anlamındadır.

Rısvtem-Rüstem: Ata adıdır. Kafkas Rus savaşında bu aileden iki kahraman Abhazın intihar savaşlarını tarih yazmaktadır. (Tarihte Kafkasya İ.Berkok) Aşuva ailesidir.

S
Sabakeya: “Toz kaldıran” demektir.

Saban: Ata adıdır.

Sabıwa: “Tozlu kişi” anlamındadır.

Sacaa: “Kesip kızartan kişi” anlamındadır.

Saçın: Ata adıdır.

Sagesa: Ata adıdır.

Samaa: Ata adıdır.

Salmok: Ata adıdır.

Samanıya: Ata adındandır.

Samardıya: Ata adındandır.

Sameğxua-Samegho: “Yapışık parça” anlamındadır.

Sampal: “Tüfek namlusu” anlamına gelir.

Samsoniya: Ata adındandır.

Sanguliya: Ata adındandır.

Sawıya: Sawalı demektir. Sawa ata adıdır.

Sugbar: Ata adıdır.

Sımsın: “fısıltı” anlamındadır.

Sındı: “ Karlı yerdeki” anlamındadır.

Sid-Sit: Ata adıdır. Aşuva ailesidir.

Smır: Ata adıdır.

Svanı-Suanı: Bu günkü Gürcü toplumlarından biri olan Svanlardan Abhazlaşmış olması muhtemel bir Abhaz ailesinin adıdır. Mehmet ve Ahmet Fetgerey Şoenu bu ailedendir.

Bir Portre:
Mehmet Fetgerey Şouenu
Kafkas yurtseveri, sporcu, yazar. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasındaki Abhazya ayaklanması sonunda, Abhazya’nın Gudauta-Vendrıpş yöresinden Türkiye'ye göç etmek zorunda kalan Atkug Musa Şoenu'nun oğludur. 1890 yılında Sapanca'ya bağlı Yanık köyünde doğdu. Küçük yaştayken babasının ölmesi üzerine annesi ve iki kardeşiyle birlikte gittikleri İstanbul’da, dayısı Bersis Habic Bey’in yanında yetişti. Ortaokulda (Rüşdiye) iken klasik öğrenimi terk ederek kendi kendini yetiştirmeye koyuldu. Fransızca öğrendi. Tarihe, sosyolojiye ve spora merak sardı. Okuduğu ilk Fransızca eserler atayurdu Kafkasya ve Çerkeslerle ilgili olanlardı. Okuduklarıyla o günkü Osmanlı toplumunun ve sürgündeki Çerkeslerin durumunu karşılaştırıyor ve üzülüyordu. "Hayat-ı İçtimaiye ve Yaşamanın Felsefesi" adlı kitabını bu etkiler altında kaleme almıştı. 1914 yılında da gazeteci Celal Nuri (İleri)'nin Çerkes kadınları hakkında yazdığı imalarla dolu bir eserinden duyduğu üzüntüyle "Osmanlı Alem-i İçtimaisinde Çerkes Kadınları" adlı kitabını yayınladı.
O günün sayılı jimnastikçi, halterci ve alafranga güreşçileri arasında da adı geçen Fetgerey, sporla ilgili olarak da birkaç kitap yayınlamıştır. 1913’te ağabeyi Ahmet Fetgerey Şöenu ve bir grup Çerkes genciyle birlikte, bugün de Türkiye'nin sayılı spor kulüplerinden biri olarak yaşamını sürdüren "Beşiktaş Osmanlı Spor Kulübü"nün kurucuları ve aktif sporcuları arasında bulundu. Bir ara Üsküp’e beden eğitimi öğretmeni olarak atanan Mehmed Fetgerey, Balkan Savaşının feci sonuçları üzerine İstanbul'a dönmek zorunda kaldı. Bir süre de Bursa'da öğretmenlik yaptı. Fakat Birinci Dünya Savaşının patlaması üzerine bu görevden de istifa ederek cepheye koştu. Dayızadesi olan İzmit Milletvekili İsmail Ziya Bersis ile birlikte ve "Teşkilat-ı Mahsusa"nın bir mensubu olarak Irak ve İran’da çeşitli savaşlara katıldı. Mütareke döneminde, İstanbul’da üyesi bulunduğu Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti ve Şimali Kafkas Cemiyeti gibi Çerkes göçmen örgütlerindeki çalışmalarını ve tarihi, sosyolojik araştırma ve yayınlarını sürdürdü (1918-22).
Kurtuluş Savaşı yıllarında özellikle Marmara yöresinde adeta çerkesler arası bir iç savaş haline dönüşen olaylar ve şoven yöneticiler tarafından bu yörede uygulanmaya başlayan Çerkes köylerinin sürgünü olayı Mehmed Fetgerey'i son derece üzmüştü. 1923 yılında "Çerkes Meselesi Hakkında Türk Vicdan-ı Umumisine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Arıza" adıyla iki broşür yayınlayarak bunları ilgili resmi makamlara ve TBMM üyelerine de gönderdi. Bu usulsüz ve yanlış uygulamaya karşı çıkan tek yazar olan Mehmed Fetgerey’in bu yürekli davranışı, onun ömrünün sonuna kadar fiili bir yayın yasağı ile karşılaşmasına neden oldu. (Fetgerey’in bu broşürleri sadeleştirilmiş olarak 1979 ve 1994’te iki kez daha basılmıştır).
1924-1930 yılları arasında çalışma ve yazmayı sürdüren, ama Türkiye’de yazılarını bastırma olanağı bulamayan Mehmed Fetgerey, bu yıllarda bazı Avrupa ve Yakındoğu ülkelerinde örgütlenen Kafkasya Dağlıları Halk Partisi adlı organizasyon içinde yer aldı. M.F. Şanba imzasıyla yayımlanan "Russkiy İmperialism i Nezavisimost Gortsev" adlı kitabı parti yayınları arasında çıktı.
İstanbul'da, çalışmakta olduğu Adapazarı Maden İşletmesi A.Ş.'nin bulunduğu Agopyan hanında çıkan bir yangında iki iş arkadaşıyla birlikte, zehirli gazların etkisiyle boğularak genç yaşta öldü (19 Ocak 1931).
Basılmamış olan beden terbiyesine, Irak ve Iraklılara ilişkin bazı eserleri de vardır. "Lezgiler ve Adigeler", "Kafkas Birliği, Çarlık ve Sovyet Rejimleri", "Şimali Kafkasyalıların Prometesi ve Hürriyet Aşkı", "11 Mayıs ve Sönmeyen Ümit", "Kafkas Efsaneleri" (Kafkasya'da Üreyen Güzeller Nesli, Altın Postlu Koç, Tek Çarıklı Kahraman ve Kafkas Kızı Mede,...), "Onsekizinci Asırda Şimali Kafkasya" gibi bazı araştırma ve yazıları ölümünden yıllar sonra Dr. Vasfi Güsar tarafından Yeni Kafkas dergisinde bölümler halinde yayınlanmıştır.
Eserleri:
Hayat-ı İçtimaiyye ve Yaşamanın Felsefesi (İstanbul).
Osmanlı Alem-i İçtimaisinde Çerkes Kadınları (İstanbul, 1914).
Eşgal-i Hayat (İstanbul).
Terbiye-i Bedeniyye Yahud kendi Kendine Jimnastik (İstanbul).
Yirmi Hareketle Jimnastik Dersleri (İstanbul).
Çerkesler (İstanbul, 1920).
Çerkeslerin Aslı Mabudlar Neslindendir (İstanbul, 1922).
Çerkes Meselesi Hakkında Türk Vicdan-ı Umumisine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Ariza (İki kitap, İstanbul, 1923).
Kafkasya ve Servet Menbaları (İstanbul, 1924).
Russkiy İmperialism i Nezavisimost Gortsev (Prag, 1928).

Svlım-Sülım: Ata adındandır.

Svasvıl-Süasüıl: Ata adındandır.

Svıku: “Eğik kara bedenli” anlamındadır.

Svımxu-Şümhu: “Kara kıllı” anlamındadır.

Svınzı-Şündzı: “Mürekkep, suluboya” anlamındadır


X -W
W

Waça: “Dost ağırlayan” anlamındadır.

Wamarkeç: “Harika pas veren” anlamındadır. Abhaz ayaktopu oyunlarından kalma bir deyimdir.

Wanaca: Abhazca değildir. Venesa (Venediklinin) değişik söylenişidir. Venediklilerden Abhazlaşmış bir ailenin adıdır.

Wanar: Ata adındandır. Mısır vezirlerinden Cemal Salim bu ailedendi.

Wardaniya: Wardanlı demektir. Soçi’nin yakınlarındaki bir bölgenin adı olan Wardan’dandır.

Wasiya: “Koyunlu” demektir.

Wastza: “Dost vuranı soruşturan” demektir.

Waz: Ata adıdır.

Wazbuha: Ata adıdır.

Wrıs (Avrus): Ruslardan Abhazlaşmış bir aile olabilir. Değilse Rus’a görünüşü yada davranışıyla benzediğinden bu adı almıştır.

Watar: “Dost misafirler” anlamınadadır.

Wawo: “Çok kuru” anlamındadır.

Vpat: “Yandan pat eden” anlamındadır. Çocukluk takma adıdır.

X (KH)
Xan: Kırım hanlarının ünvanıdır. Hanlardan Abhazlaşmış bir ailedir.

Xarabıwa: “Hizmet eden” anlamındadır.

Xaraçı: “Suçu kabarık, Hizmeti kabarık” anlamlarındadır.

Xekum: “Kestanesi koynunda” anlamındadır.

Xetsiya-Hetsiya: “Kestaneli” anlamındadır.

Xıntpaa-Khıntpaa: “Üç kat dolu” anlamındadır.

Xışxaa-Hışhaa: “Sütleşmiş” anlamındadır.

Xiçe: “Kutsal aşlı, çoban” anlamlarındadır.

Xidaç-Khidatj: “Altın zincirli” anlamındadır.

Xikaltaa: “Altın etetekli” anlamındadır.

Xikua: “Koynunda altın” anlamındadır.

Ximsa-Khimsa: “Üzerinden altını kesilip alınan” anlamındadır.

Xirpıs-Xirıps: “Kutsal ordu öncüsü, asiller öncüsü, kutsal ordunun ruhu, aziz delikanlı” anlamlarındadır. Bu aile Açbalar Çaçbalar İnal-ipalar gibi kral ünvanı alamamışsa da beylik hanedanıdır. Tsabal bölgesi yöneticileri bu aileydi.

Xisvxua-Kişho: “Kutsal yazısı yararlı, muskası yararlı” anlamındadır. Bir kolu da Ubıhlardadır. Bu aileden General Hasan Atakan, Leyla Atakan bu ailedendir. General Hasan Atakan Abhazcayı çok iyi bilirdi. Türkiye’ye Macar dilbilimci Hasan Atakan’la Abhaca çalışmaları yapmıştır.

Bir Portre:
Leyla ATAKAN

Vubıh. 1925 yılında İzmit'in Maşukiye köyünde doğdu. Babası Org. Hasan Atakan'ın görevleri nedeniyle eğitimini çeşitli illerde yaptı. Köyünde çeşitli sosyal çalışmaları yönetti. C.H.P. Kocaeli il Başkanlığı, il Genel Meclisi üyeliği, yapan Atakan, 1968 yılında İzmit Belediye Başkanı oldu. Bir ilde ilk kadın belediye başkanı olarak görevi süresince İzmit ve tüm Kocaeli'ne unutulmayan hizmetlerde bulundu. 1971 yılında bir trafik kazası sonucu öldü. Vefalı İzmit halkı tarafından birçok sokağa, caddeye ve fuar içindeki kültür merkezine adı verilmiştir.

Xitzıs: “Altın kuşlu” anlamındadır.

Xamaçır-Kmatjır: Ata adıdır. Aşuba ailesinin bir koludur.

Xuacaa: “Hoca” anlamındadır.

Xuaraa-Khoraa: “Boyluca” anlamındadır.

Xuartskiya: Anlamı bilinmiyor. Ata adı olabilir.

Xuatsı: “Uzun dişli” anlamındadır.

Xuaxua: “Şişmiş uzun” anlamındadır.

Xuncariya: Anlamı bilinmiyor. Ata adı olabilir.

Xuneliya: Anlamı bilinmiyor. Ata adı olabilir.

Xurxmal: Anlamı bilinmiyor. Ata adı olabilir.

Xutaniya: Anlamı bilinmiyor. Ata adı olabilir.

Xaguşı: “Başını, bağrını döven” anlamındadır.

Xahübiya: “Taş gibi ayvalı” anlamındadır.

Xalpaxçva: “Başından kalpağı uçan” anlamındadır.

Xayndır: “Kendini bilen” anlamındadır.

Xış- Hış: “Akbaş” demektir. İbşir Mustafa Paşa bu ailedendir.

Bir Portre:
İBŞİR MUSTAFA PAŞA
(? - 1665 İstanbul), Osmanlı sadrazamı. Abaza Mehmed Paşa’nın amcasının oğludur. Kemankeş Kara Mustafa Paşa’nın himayesiyle saraya alındı. Sarayda küçük ve büyük imrahor olarak çalıştı. Daha sonra Budin ve Şam valiliklerine tayin edildi. Celâlî Abaza Hasan Paşa ile işbirliği yaptıysa da Halep valiliğine tayin edilerek isyan etmesi önlendi. Halep valisiyken Şeyhülislam Ebu Sait Efendi’nin önerisiyle 1654 Ekimi’nde sadrazam oldu. İstanbul’a 1655 Şubatında geldi. Padişahın halası Ayşe Sultan ile evlendi. Ancak sadrazamlığı kısa sürdü. 1655 Mayıs ayında idam edildi.

Xuçı-Xuaçı: “Gececi” anlamındadır.

Xumsaçvı: “Çalı değnekli” anlamındadır.

Xupaş: “Ak saçlı” anlamındadır.

Xuytızv: “İçi yıpranmış” anlamındadır.

Xxuts: “Söz dinleyen” anlamındadır

Y - Z

Y

Yagan-Yağan: “Yük götürülen yerdeki” anlamındadır. Murat Yağan bu ailedendir. Bir kolu da Kabardeylerdedir. Aşuwa ailesidir.

Bir Portre:
Murat Yağan

Abhaz yazar ve araştırmacı.
Kebze Vakfı'nın Başkanıdır. Seksenbeşi aşkın yaşına rağmen aktif olarak çalışmaktadır.
16 Aralık 1915'de kafkasya'da bir Abhaz-Askhara evinde dünyaya geldi. Nüfusa kaydı 16 Aralık 1917 olarak İstanbul'da yapıldı. Galatasaray Lisesi fen kolundan 1938 yılında mezun oldu. 1963 yılında eşi ve dört çocuğuyla Kanada'ya göç ederek British Colombia'ya yerleşti.

Yagı: “Başköşeye oturtulan” anlamındadır.

Yardar: Ata adıdır. Anlamsızdır. İldar’ın değişik söylenişi olabilir.

Yaş: “Doğru, dürüst” anlamındadır.

Yekzek: Ata adıdır.

Ykua: “Esmer anlamındadır.

Ynal-ipa: İnal’dır. Ata adıdır. Abhazya krallığının hanedanından Bzıp beyi ailesinin atadan kalma adıdır. Tüm Kafkasya’yı tek bir devlet yapan meşhur Prens İnal bu ailedendir. Ünlü Abhaz tarihçisi Şalva İnal-ipa bu ailedendir.

Ynapş: “Sapsarı” anlamındadır.

Yıxu: “Kıllı doğan” anlamındadır.

Z
Zantarıya: “Ölçekli insanlardan olan” anlamındadır.

Zardanıya: Ata adıdır.

Zawrım: Ata adındandır. Aşuwa ailesidir.

Zapş: “İnce sarışın” anlamındadır.

Zaxu: Abhazların Adigelere verdiği isimdir. Bu aile Adigelerden Abhazlaşmıştır.

Zaza-Dzadza: “Şebnem” demektir.

Zıkua: “Yanık bağırlı” demektir.

Zıkur: “Suda emekler” demektir.

Zıba-Dzıba: “Kebap bulan, kebap gören” anlamlarındadır.

Zizarıya-Dzidzaria: “Gizli yerli” anlamındadır. Tarih Profesörü G.A. Dzidzaria ve ressam Adgur Dzidzaria bu

_________________
PauKaF
PauKaF
Site Admin
Site Admin
 
İleti: 20494
Kayıt: Sal May 08, 2007 4:27 am
Konum: MUDAREY-Гъубжь

Re: ABHAZ SÜLALE ADLARININ ANLAMI SÜLALE BİLGİLERİİ

İleti Gosipha » Cmt May 16, 2009 1:31 pm

Tesekkür Ederimm thamuvağapsow Surprised ((=
ApSuVa'OÇAMÇiRA Resim


Ben Bir Sürgünle Doğdum Kendimi Yalnız Bir Dağın Yamacında Buldum Başta Küçücüktüm Şimdi İse Kocaman Bir ABHAZYA'LI OLDUM ...
Gosipha
Uzman Üye
Uzman Üye
 
İleti: 1398
Kayıt: Pts Haz 30, 2008 8:19 am
Konum: oçamçira /оцамцира/'ApSuVa TıpHa

Re: ABHAZ SÜLALE ADLARININ ANLAMI SÜLALE BİLGİLERİİ

İleti psiguwen » Pts May 31, 2010 10:16 pm

Dipnot: Abhazlarda en eski sülaleler, hayvan adı taşıyan sülalelerdir. Yılan, aslan, boğa vs gibi hayvan adlarını içerek sülalelerin Abhazların en eski sülaleleri oldukları söylenir.
psiguwen
Çaylak Üye
Çaylak Üye
 
İleti: 48
Kayıt: Per May 20, 2010 11:01 am

Re: ABHAZ SÜLALE ADLARININ ANLAMI SÜLALE BİLGİLERİİ

İleti axakuyt aştıbj » Per Tem 01, 2010 1:01 pm

PauKaF yazdı:Aşu-ba/Aşba: Ailenin adının kökeni Aşuva Abhazlarından gelir. Bu aile Aşuva (Abazin) bölgesinden gelmedir. Abhazya Millet Meclisi Başkanı Nugzar Aşuba bu ailedendir.



Nugzar BEY dayım oluyormuş meğer..Smile))))
SOYLU SEVDAM....
CAPA CAпсуоуп
cerkez çerkes kafkasya adige çerkez çerkes kafkas abhaz adiga abaza kuzey müzik music mp3 wored tarih kültür fotoğraf foto resim bilgi isim ad köyleri düğün mahalli video kitap savaş haber güncel yeni dil sözlük çeviri kiril dernek kafder kaffed birkaf en iyi yeni çok bkd imam şeyh şamil adigey abhazya oset çeçen karaçay rusya siteleri indir dinle tarih türk makale link sohbet chat izle uzunyayla download kimdir nedir nasıl kabardey besleney şağsığ abzeh abzex hatukoy ubıh elbruz mit
axakuyt aştıbj
axakuyt aştıbj
Onursal Üye
Onursal Üye
 
İleti: 4555
Kayıt: Cum Ağu 01, 2008 8:09 am

Re: ABHAZ SÜLALE ADLARININ ANLAMI SÜLALE BİLGİLERİİ

İleti wubih55 » Pzr Haz 03, 2018 11:29 am

Merhaba paylaşım için teşekkür ederim.
Ben Lahü (Löh): “Gözü dönük” anlamına gelir. Bu ailenin “Lahüaa rısvkı” diye ünlü kitabının üzerine toplu merasimlerle yemin ettirilerek kararlar kanunlaştırılırdı. Bu kutsal kitap üzerine edilem yemini bozanlar felakete uğrardı.
yazınızda belirtilen kitap ve aile hakkında bilgi almak istiyorum.
wubih55
Çaylak Üye
Çaylak Üye
 
İleti: 3
Kayıt: Cmt May 26, 2007 10:42 am


BİLGİ DEPOSU

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyenler: Kayıtlı kullanıcı yok ve 4 misafir